AKDENİZ BÖLGESİ DOSYASI /// E.TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : MÜZAKERELERDE GERİ ADIM ATILAMAZ


E.TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : MÜZAKERELERDE GERİ ADIM ATILAMAZ

Türkiye’nin Akdeniz’deki hak ve menfaatlerini korumak maksadıyla yaptığı girişimler, Türkiye’ye ezelden karşı olan ülkelerle, son yıllardaki hatalı dış politikalar nedeniyle karşımıza geçen ülkeleri bir araya getirmiştir. Bu ülkeler Türkiye’nin haklı girişimlerinden rahatsız olmuşlar ve Türkiye’ye karşı cephe almışlardır. Yunanistan bu karşı cephede koçbaşı durumundadır.

AB, 24-25 Eylül 2020’de Brüksel’de olağan üstü toplantı düzenlemişken, güvenlik ekibinde korona çıkması nedeniyle bir hafta ertelenmiştir. Toplantı öncesi Türkiye’yi girişimlerinden vazgeçirmek için yaptırım uygulanabileceği tehdidi öne sürülmüştür.

Üçlü video konferans

Oruç Reis gemisinin Sismik faaliyette bulunurken bakım için Antalya Limanı’na çekilmesinin, Türkiye tarafından diplomasiye fırsat vermek için yapıldığının açıklanmasından sonra,Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya Başbakanı ve AB Konseyi Başkanı arasında üçlü bir video konferans düzenlenmiştir. Konferansta, Türkiye ve Yunanistan’ın istikşafi görüşmelere başlamaya hazır olduğu sonucuna varılmıştır. Akabinde, Türkiye ve Yunanistan’ın yakın zamanda İstanbul’da görüşmelere başlayabilecekleri haberi çıkmış, görüşme trafiği artmış, alanı genişlemiştir.

Bu gelişmelerin ışığında yapılacak AB zirvesinden, Türkiye’ye yaptırım uygulama kararının çıkmasına cesaret edilemeyeceği anlaşılmaktadır. NATO’daki görüşmeler de bunu teyit etmektedir.

Görüşmelerden sonuç alınabilir mi?

Diyalog ve görüşme, karşılıklı atışmalardan ve sert güç kullanmaktan iyidir. Ancak görüşmenin Doğu Akdeniz’deki yetki alanları üzerinden yapılması gerekirken, konu Ege sorunlarını da kapsayacak bir mecraya sürüklenmiş, muhatap olarak da Türkiye’nin karşısına Yunanistan getirilmiştir. D.Akdeniz yetki alanları, sahildar ülkelerin tümünü ilgilendirir. Gerekiyorsa uluslararası konferansta görüşülür. Bu konuda Türkiye, BM’de çağrıda da bulunmuştur. Konferansa KKTC’nin de iştiraki olmazsa olmazdır. Anlaşmazlıklar uluslararası mahkemelere götürülebilir.

Oruç Reis gemisinin limana çekilmesini karşı taraf sevinçle karşılamıştır. Arkasına AB, AP, ABD’yi alan Yunanistan, müzakerelerde Türkiye’nin geri adımlar atabileceği ve tavizler verebileceği hususunda ümitlenmiştir. Oruç Reis limandan ayrılmış, Antalya açıklarında gelişmeleri beklemektedir.

Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan hak ve menfaatleri bellidir. Sert üsluplarla açıkladığı ve ona uygun davrandığı durumdan geri adım atması, bundan sonrası için şüphe uyandırır. Tavizler birbirini kovalar. Konu Ege’ye, Ege Ordusunun lağvına ve Kıbrıs’a kadar uzanabilir.

Diyalog ve müzakerelerde karşılıklı tavizler verilmesi birçok durumda mümkündür. Ancak bu durum farklıdır. Geri adım atılamaz. Sonuna kadar hakkımız olan ve uluslararası hukuktan kaynaklanan menfaatlerimizden kesinlikle taviz verilemez. Konu bir beka meselesidir. Yunanistan’ın uluslararası hukuk dışı uygulamaları ve hakkı olmayan isteklerinde ısrar etmesi halinde, görüşmelerden sonuç alınamayacağı değerlendirilmektedir.

Lozan konusundaki ikilem

Bir taraftan Lozan Anlaşması hükümlerine göre NAVTEX’ler ilan edeceksin, diğer taraftan Lozan’ı bize başarı diye yutturdular diyeceksin. Aslında Lozan’ın ne olduğunu çok iyi biliyorlar. Ancak Cumhuriyeti kuranları itibarsızlaştırmak ve iç siyasete gönderme yaparak yaranmak amacıyla böyle konuşmak mecburiyetinde kaldıkları anlaşılıyor. Yakışmıyor.

Lozan Türkiye Cumhuriyetinin tapu senedidir. Son derece başarılıdır. Güneş balçıkla sıvanamaz. Karşı tarafın eline koz verilemez. İdeolojik yaklaşımlar, ülke menfaatlerinin önüne geçemez.

Nihayet dikkate alacaklar

Uzun bir süredir Mısır, İsrail ve Suriye’yle diyalog kurmanın önemini vurgulamaktayım. Tecrübeli ve bilgili kişiler de bunu ısrarla belirtiyor. Son zamanlarda Mısır ve İsrail konularında ilerleme olacağına ilişkin açıklamalar, geç de olsa ümit vericidir. İnattan ve ideolojik saplantılardan biran önce sıyrılıp, elimizi çabuk tutmamız gerekiyor.

Adaların askeri statüden arındırılması konusunda teşebbüsler var. Ancak Yunanistan’a bırakılmamış, Türkiye’ye ait olduğu bilinen adaların işgal edilmesi hususunda hala bir girişim yok. Bu konuda açıklama da yok. Acaba neden?

25 Eylül 2020 Yeniçağ Gazetesi

AKDENİZ BÖLGESİ DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Oruç Reis, Soros Sınırını neden geçemiyor ?


E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : ORUÇ REİS, SOROS SINIRINI NEDEN GEÇEMİYOR ?…

*Türkiye’nin 27 Şubat 2020’de, Birleşmiş Milletler’e deklare ettiği Doğu Akdeniz Kıta Sahanlığı Sınırı 26° 19’ 12’’ Doğu boylamından geçmesine rağmen başta Oruç Reis Gemisi olmak üzere Sismik Araştırma yapan gemilerimiz 28. Boylamın batısına geçemiyor, ilan ettiğimiz kıta sahanlığında araştırma yapamıyor.

*SOROS’un Uluslararası Kriz Grubu (International Crisis Group) örgütünce yayınlanan Mart 2012 tarihli haritada, Doğu Akdeniz Türk Kıta Sahanlığı batı sınırı 28. Boylamdan geçirildi.

*Uluslararası Kriz Grubu’nun, Türkiye’deki siyaset kurumu ile tanınmış kişileri etki altına aldığı ve ABD’nin çıkarları doğrultusunda yönlendirdiği açık bir şekilde görülüyor.

ERDOĞAN VE AKP HÜKÜMETLERİ, SOROS SINIRINI UYGULUYOR !…

*TPAO’ya verilen ruhsat sahalarının sınırı 28. Boylamdan geçiyor. Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin SOROS sınırını kullanması ve sınırın batısında Türk Kıta Sahanlığı’ndaki bölgelere ruhsat vermemesi dikkat çekiyor.

YAYCI, GÜRDENİZ, BAŞEREN VE ÇAVUŞOĞLU, SOROSCU MU ?

*Doğu Akdeniz’deki Türk Kıta Sahanlığı’nın belirlenmesi için Kamu Diplomasisi ve Halkla İlişkiler çalışması yapıldı. Bu maksatla, Sertaç Hami Başeren, Cihat Yaycı, ve Cem Gürdeniz tarafından konferanslar verildi, makale ve kitaplar yazılarak devlet kurumları ile Türk Kamuoyu yönlendirildi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Bakanlık ta SOROS’un dayattığı 28. Boylam sınırı uyguladı.

*Anılan şahısların, SOROS’un dayattığı 28. Boylam sınırında mutabık kalmaları dikkat çekiyor.

DOĞU AKDENİZ’DEKİ KRİZİN SORUMLULARI, YAYCI, GÜRDENİZ, BAŞEREN VE ÇAVUŞOĞLU’DUR !…

*Türkiye’nin Mısır ile olan Orta Hat sınırını 28. Boylamdan geçirmesi üzerine Yunanistan boşluğu doldurarak Mısır ile olan sınırını 28. Boylamdan başlattı ve sınırı batı istikametinde 26. Boylama kadar uzattı.

*Doğu Akdeniz’deki kriz Türkiye’nin Mısır ile olan sınırını 28. Boylamdan geçirmesinden ve 80 bin kilometrekarelik kıta sahanlığını Yunanistan’a terk etmesinden kaynaklanmaktadır.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde sunulmuştur.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

AKDENİZ BÖLGESİ DOSYASI /// Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu : Sorun Zincirinin Kritik Halkası Akdeniz ve Tükiye’nin Durumu


Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu : Sorun Zincirinin Kritik Halkası Akdeniz ve Türkiye’nin Durumu

16 Eylül 2020

Bugünlerde gerek Libya ve Suriye, gerekse Türkiye’nin Akdeniz’de geçen yılın son iki ayında ilan edip onadığı Libya-Türkiye Deniz Sınır Anlaşması ve doğal gaz aramaları yine çok taraflı müzakerelerin gündeminde.

Tarafların geçici veya kalıcı uzlaşma zeminlerinde buluşması, ortak bir strateji arayışına girmeleri, sıcak çatışmaların önüne geçmek için zaruri. Müzakere masalarına oturmadan önce, art niyet ve ön koşullardan vazgeçilmesi, karşılıklı sorun ve sıkıntıların ortaya konması, güven tazeleyici jestlerin teatisi ve tarafların birbirine eşit, dengeli ve makul zaman tanıması gerekli.

Doğu Akdeniz’de barışçıl çözüm odaklı bir yaklaşım geliştirilebilmesi için, önce sorunların kökenindeki gerçek amaçları saptamak, niyetleri okumak önemli. Türkiye ve Yunanistan; Türkiye ve Mısır; Türkiye ve İsrail arasındaki sorunlar sadece bir enerji kaynakları paylaşımı, deniz sınırları ve alanları rekabeti sorunu mu? Yoksa özellikle Yunanistan, Kıbrıs ve Türkiye açısından hem salgınla mücadelede, hem de ulusal ekonomi yönetimindeki beceriksizlikleri örtbas etmek için, bölgesel çatışmaları fitilleyerek ulusal kamuoylarını oyalama taktiği mi? Sorunlara karşı siyasilerin takındıkları ideolojik yaklaşım farklarının pragmatik amacında bu art niyetler görülürse, uzlaşmalar daha kolay sağlanır mı? Bu soruların hepsini ve aynı anda cevaplamak zor. Ama bildiğim bir şey varsa, o da hiç kimseye faydası olmayacak çatışmaların önüne geçilebilmesi için tarafsız bir mekanizma oluşturulması için geç kalınmamalı.

Eski Defterleri Yoklamanın da bir Mantığı Olmalı

Daha somut olmak gerekirse, çıkan, çıkarılan ve üzerine körükle gidilen yangınların ne kadarı çözümü zor topografik gerçeklere dayanmakta? Neden geçen yüzyılın anlaşmalarla sonlandırdığı düşünülen tarihi hesaplar, yeniden, siyasilere günlük malzeme oluyor? Ama bu sorunların ne kadarının kişisel kaprislerle, insanları ulusal hedefler etrafında saf tutmaya, muhalif düşünce ve açıklamaların önünü kesmeye, basit akıl yürütmeyi bile vatan haini ilan etmeye yönelik olduğunu ayırt etmek gerekli. Tabii en önemlisi siyasilerin iktidarlarını pekiştirmek için uzak veya yakın cephelerde çatışma çıkarmayı ve hatta bunları bahane göstererek seçim ertelemek, ömür boyu iktidarını ilan etmek girişimlerde bulunup bulunmayacaklarını düşünmek gerek. Ülkenin askeri ve sivil kaynaklarını, tam da küresel bir mali krizin, bölgesel,ulusal iktisadi, siyasi ve toplumsal inişin keskin yamacında, uzak cephelere tahsis etmenin amacı,orta veya uzun vadeli ali çıkarlar söz konusu olsa, bunun bir akil değerlendirmenin ve stratejik öngörünün ürünü olması gerekir.

Eğer, böyle bir öngörü olsaydı, Doğu Akdeniz’de Deniz Yetki Alanları (DYA) ile ilgili sınır belirlemek için hiç on beş-on altı yıl beklenir miydi? Yoksa 2010 öncesinde, Suriye ile ilişkiler ortak bakanlar kurulu toplantısı yapacak kadar içli dışlı, Beşar Esat’a “kardeşim” diyecek kadar içten ve sıcakken, Suriye ve hatta Lübnan ile DYA anlaşmaları kotarılmaz mıydı?

Türkiye’ye karşı hiçbir vefa borcu hesabı gütmeyen ve hatta imparatorluğun Filistin cephesi yenilgisinde amil rol oynayan Filistin’in haklarını savunacağım diye, 2010 da Mavi Marmara harekâtı ile İsrail-Türkiye ilişkileri bam teli gibi gerilecek yerde, o ülke ile işbirliği yapmak mümkün değil miydi? Yoksa İsrail’i önce Kıbrıs, Mısır ve Yunanistan’ın, sonra da İran tehdidini bertaraf etsin diye Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin(BAE) kucağına atmak başka bir hesap mıydı?

Sudan’da El Beşir’i, Venezuela’da Maduro’yu desteklemekte ve Mali’ye darbe sonrasında heyet göndermekte beis görmezken, El Sisi’ye diktatör diye saldırmak yerine, Mısır ile işbirliği yapmanın ulusal menfaatlere katkısı daha fazla olmaz mıydı? Hem Mısır, hem İsrail ile 2010 öncesinde DYA anlaşmaları imzalanabilseydi, şimdi Türkiye daha mı güçlü olurdu?

Çözüme Odaklanmak için

Şimdi Fransa, İspanya, Yunanistan, Kıbrıs, Malta ve Portekiz Türkiye’ye karşı, geçen haftadan (9 Eylül 2020) beri saf tutmakta. Hal böyleyken Akdeniz’de tamamen yalnızlığın pençesinde kıvranmamak, sadece Rusya ve AB den kavga ile ayrılan İngiltere’den medet ummanın muhtemel maliyetlerinden kaçınmak için bir an önce Türkiye’nin ve Akdeniz’deki muhalif ve muhatapları ile atacağı adımlar olmalı. Çözüm önerileri yuvarlak masa toplantılarında sarahaten konuşulmalı ve ortak çıkar paydalarına odaklanılmalı. Tabii bunun için başta Yunanistan olmak üzere tüm Doğu Akdeniz kıyıdaş ülkelerinin de olumlu adımlar atması önemli. Bunlar:

Yunanistan Açısından: Yakın bir tarihe kadar Yunanistan ile Türkiye arasında Doğu Akdeniz’de doğrudan bir anlaşmazlığın olmadığını hatırlamalı (Girit güneyindeki Gavdos Adası hariç ki 1997 yılında kesin bir çözüme erişilmişti). Bu konuda Yunanistan kendi hesabına neden şimdi Türkiye ile doğrudan çatışma isteğine kapılmıştır?Bence bunu sorgulamalı. Ayrıca hem Türkiye, hem de Yunanistan 1999 depremi sonrasında ulaştıkları dostluk ve dayanışmayı hiç unutmamalı ve bu Papandreou-İsmail Cem mirasını gözleri gibi korumalı.

Geçen ay Yunanistan ile Mısır arasında imzalanan DYA belirleme anlaşması, Türkiye ile müzakerelerin sağlıklı başlayabilmesi için dondurulmalı. Buna karşılık Türkiye’nin Kasım 2019 da Trablus hükumeti ile imzaladığı, fiili önemi meşkûk DYA anlaşması da en geniş sınırı gösterecek şekilde, referans olarak alınmalı. Bu müzakerelerde dış sınır olarak kabul edilmeli ve etrafında uzlaşma alanları saptanmalı (nitekim Türkiye sismik araştırma gemisini belirlenmiş sınırın yaklaşık 300-340 km doğusuna göndererek kendisine göre bir iç sınır tespitinde bulunmuştur).

Tüm Doğu Akdeniz Kıyıdaş Ülkeleri Açısından: Tüm Doğu Akdeniz kıyıdaş ülkeleri ortak bir amaç saptamalı. Bunun için hepsine eşitlik, adalet ve nispi denge ilkeleri gözetilereken ortak çıkarı sağlayacak işbirliği alanları düşünülmeli. Hepsi için aynı kurallar geçerli olmalı.

Doğal gaz ve petrol aramaları pahalı ve zaman isteyen projeler olduğu cihetle aslında ulusal kaynakların israf edilmeden kullanılabilmesi için teknik, mali ve lojistik işbirliği açısından gayet uygun projelerin bulunabileceği açıkken çatışma psikolojisinden çıkılmalı.

Devletle rarasında 740-750 km den az kıyı mesafesi olduğunda(ve adalar dolayısı ile çakışma alanları varsa) deniz sınırlarının müzakere ile ve hakkaniyete dayanarak belirlenmesi esası makul ve kabul görmüş bir kural olarak yeniden hatırlanmalı. Bu nedenle, ince ayarın ikili görüşmelerle yapılması ve çok taraflı müzakerelere bu ayar ile gidilmesi iyi olur.

Çok taraflı görüşmelerde şahsen AB, ABD, Fransa, Rusya veya hatta Almanya’nın arabulucu olmasından, farklı nedenlerle bir fayda ummuyorum. Bu ülkeler sadece yaraya tuz basıp, koşulları kendi lehlerine yontmaya çalışacak özellikte ve her koşulda bölgesel çatışmalardan nemalanan ülkeler. Bu nedenle, eğer önümüzdeki haftalardaki ikili görüşmeler, yakın bir tarihte çok taraflı ve teknik görüşmelere imkân hazırlarsa, bunlara Japonya veya Güney Kore gibi bölge dışı ülkelerin yön vermesinin tarafsızlık açısından fayda sağlayacağını düşünmek iyi bir fikir olabilir.

Mısır Libya için oyun değiştirici ve Libya’nın iki tarafını barıştırıcı bir ülke rolü oynayabilir. Dolayısı ile El Sisi’nin tarihin bu dönemecinde, Mısır’ın Libya ile olan eski hesaplarını bir kenara bırakarak, Haftar ve Sarraj’ı uzlaştırmayı hedeflemesi, bunun için Tobruk temsilciler meclisi başkanı Akila Saleh’ten destek alması ve ateşkesin devamını güvenceye alması iyi olur.

Türkiye Açısından: Türkiye’nin Mısır ve İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesi, kendisine önemli bir açılım sağlayacaktır.Akdeniz yalnızlığını hafifletecektir. Bu bağlamda, Türkiye “inatla murat olmaz”atasözünün değerini hatırlamak zorunda. Ama bunun için de Türkiye mutlaka Doğu Akdeniz Gaz Forumu’na(East Med Gas Forum) a katılmaya davet edilmeli. Bu daveti İsrail’in yapmasının uygun olduğu düşüncesindeyim.

Yeni bir İsrail-Türkiye yakınlaşması Doğu Akdeniz’de oyunun yönünü çatışmadan barışa doğru çevirebilir. Buna BAE’nin İsrail ile imzaladığı anlaşmanın da bir engel olduğunu sanmıyorum. Eğer istek ve kararlılık varsa, yolu da bulunur.

Aynı şekilde Türkiye, Mısır ile uzlaşmanın ve bu ülke ile ortak deniz çıkarlarının belirlenmesi için bir yol arayışı içine girmeli. Kişiselleşmiş siyasi güç rekabeti ile tırmandırılan güvensizlik, mesafeli ve ortak çıkar odaklı görüşmelerlerayına oturtulmalı. Bunun için öncü heyetler için Mısır’ın çok itibar ettiği isimleri kendi emekli dışişleri ve askeri kadrolarımız arasında bulabiliriz.

Türkiye- Libya DYA anlaşması özellikle Libya lehinedir. Tobruk yönetiminin ve General Halife Haftar’ın bunun ayırdında olmaması, anlaşılabilir bir şey değil. Dolayısı ile bir şekilde Haftar ile Sarraj hükumetinin uzlaşma şifresi, Haftar’ ın bu konuda ikna edilmesinden geçmektedir.

Türkiye- Libya anlaşması esas itibarı ile tüm Akdeniz kıyıdaş ülkelerine bu savaş yorgunu ve perişan Akdeniz ülkesinin DYA alanlarına saygı göstermeye davet olarak kabul edilmelidir. Bu nedenle Yunanistan ve Mısır bir an önce hiçbir ön koşul olmadan Libya ile DYA anlaşmaları imzalayarak, bu ülkenin deniz haklarına saygı gösterdiklerini ispat etmeliler.

Ayrıca bunu yapmadan Girit açıklarında herhangi bir arama faaliyetine girişmekten imtina etmeliler. Mısır ve Yunanistan’ın Libya ateşkesinden yana tavır sergileyerek Trablus ve Tobruk arasında bir uzlaşmaya zemin hazırlamaya yardımcı olması, bu iki ülkenin Türkiye ile uzlaşmasına da katkıda bulunabilecek bir adım olur. Tabii Türkiye de, Libya’da kanayan yarayı durdurmaktan yana ise.

Çatışmasızlık ve Barış, Çatışma ve Savaşa Tercih Edilmeli

Tabii bölünmüş bir Libya’yı ve perişan bir Suriye’yi Ankara siyasi ikbal aracı olarak görüyorsa, bu bakış açısı hatasından artık uygun bir diplomatik manevra ile geri atması ülke çıkarına olacaktır. Ne Libya, ne de Suriye veya Doğu Akdeniz Gaz paylaşım sorunları, Türkiye’yi bölgesel bir güç yapacak hamleler değildir. Hiçbir zaman da olmayacaktır. Çatışma alanları Türkiye’nin sadece ekonomik gücünü siyasi saygınlığını ve askeri güvenilirliğini aşındırmakta. Yeterince geri dönüşü olmayan adım atılmıştır. Yenilerinden özenle imtina edilmelidir.

Bununla birlikte, Türkiye hep Akdeniz’de adil ve hakça bir kaynak paylaşımından söz etmektedir. Haklı bir yaklaşımla, neden diğer kıyıdaş ülkeler, ellerini kollarını sallayarak sismik araştırmalar yapabilirken, kendisinin ve Kuzey Kıbrıs’ın bundan mahrum bırakılmak istendiğini anlayamadığını belirtmektedir. Doğu Akdeniz kıyıdaşlarından kaynaklanan engelleme çabalarını kabul etmemekte ve meşru haklarını her zaman savunacağını açıklamaktadır. Bu arada her zaman için kaynak paylaşımında, nispi yararlanma (proportionality) ilkesine ve eşit uzaklık koşullarına uyma sözü vermektedir. Bunlar Türkiye’nin taraflarla müzakere masalarına oturmak konusundaki iyi niyetini göstermektedir.

Ayrıca Türkiye, bir kuruluş ve varlık güvencesi olarak kabul ettiği Lausanne anlaşması kurallarını ihlal ederek ulusal kıyılarına sadece birkaç kilometre uzaklıkta bulunan adaları silahlandıran Yunanistan’ın bu faaliyetlerini durdurmasını istemektedir. Statüsü belli olmayan ada ve kayalıklara sivil, asker ve canlı hayvan çıkaran Yunanistan’ın bu girişimlerini ağır tahrik, kıyılarına ve Kuzey Kıbrıs’ın varlığına tehdit olarak kabul ettiğini mükerreren açıklamaktadır. Başta Birleşmiş Milletler, NATO, ABD ve AB nin bu açıklamalara duyarsız kalmasının nedeni anlaşılabilir bir durum değildir.

Ancak bu noktada, Türkiye’nin “gambot diplomasisi” ni kendisinin ve Kuzey Kıbrıs’ın güvenlik endişeleri yüzünden fiilen sürdürmekte olduğunun dünyaya anlatamamasının nedeni sorgulanmalıdır. Ankara’nın uluslararası platformlarda neden siyasi saygınlık kaybına uğradığı sorusu mutlaka ciddi bir şekilde ele alınmalıdır.

Ayrıca Türkiye ekonomik olarak güçsüzleştikçe, toplumsal olarak kamplaştırıldıkça ve ideolojik saplantıların peşine takıldıkça, karşısına çeşitli tuzaklar ve ayırımcı muameleler çıkmasının kaçınılmaz olduğu artık fark edilmeli ve artık salgın sonrasında gerçekleşebilecek bir toparlanma ile yeniden kazanacağı ekonomik gücünü, önce kendi ulusal refahı, insanının iyi ve çağdaş eğitimi için kullanması hedeflenmelidir.

Ama en önemlisi, Akdeniz’de silahlı bir çatışma mutlaka engellenmeli.

AKDENİZ BÖLGESİ DOSYASI /// E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : DOĞU AKDENİZ İÇİN YENİ STRATEJİLER


E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : DOĞU AKDENİZ İÇİN YENİ STRATEJİLER

Yunanistan’ın akıl dışı davranışları, Fransa başta olmak üzere AB ve Türkiye karşıtı diğer ülkeler tarafından şuursuzca desteklenmektedir. Yunanistan tansiyonu sürekli arttırmakta, AB’yle birlikte sürekli tehditler savurmaktadır. Türkiye de ulusal hak ve menfaatlerini uluslararası hukuk ve anlaşmalar çerçevesinde kararlılıkla korumaktadır.

Diyalog masası bir şekilde kurulacaktır. Ancak bunun çatışmadan evvel mi, yoksa sonra mı olacağı belli değildir. Türkiye şimdilik çatışmadan önce kurulacağı düşüncesiyle yeni stratejiler geliştirmekte ve arka arkaya uygulamaya sokmaktadır. Hesaplarını, hazırlıklarını ve sahadaki faaliyetlerini de çatışma çıkacağı varsayımına göre sürdürmektedir. Çatışma çıkması halinde de çok kısa sürede sonuç almaya yönelik planlama yapmaktadır.

Yeni stratejiler

Aslında yeni olmayan aşağıdaki bazı stratejiler medya organlarında yer almıştır.

  1. KKTC ve Libya’da deniz ve hava üssü kurulması,
  2. KKTC Geçitkale’deki İHA ve SİHA üssünün güçlendirilmesi,
  3. KKTC’ye takviye güç gönderilmesi ve ortak tatbikat,
  4. Kapalı Maraş’ın açılması,
  5. Yeni NAVTEX’ler ilanı,
  6. S-400’lerin gerilim bölgesini de kapsayacak şekilde aktif duruma getirilmesidir.

Bunlardan ilk beşi halen uygulanan veya uygulama hazırlığı yapılan hususlardır. Ancak S-400’ün aktif hale getirilmesi ve mevcut tehdide yönlendirilmesi son derece önemli ve etkili olacaktır. Zaten otoriteler, sistemin bir saatte aktif hale getirileceğini medyada açıklamışlardır.

Tehditlere karşı denge kurulması hatta üstünlük sağlanması

Türkiye Mavi Vatan kavramı kapsamındaki hak ve menfaatlerinde son derece haklı olmasına rağmen, uluslararası ortamda maalesef yalnız kalmıştır. Bu yalnızlığın sebeplerinden bir kısmı, ideolojik yaklaşımlar ve inattan kaynaklanmıştır. Ancak Yunanistan’ın doyumsuz istekleri ve bunu destekleyen ülkeler ile Türkiye’nin bölgede güçlü olmasını hazmedemeyen ülke ve kuruluşların etkisi de yadsınamaz.

Yunanistan’la birlikte başroldeki Fransa, AB, AP ve çeşitli nedenlerle Türkiye’yle arası iyi olmayan diğer ülkelerin tehditleri devam etmektedir.

PYD/PKK konusunda da anlaşamadığımız ABD, Yunanistan’a yakın durmaktadır. GKRY’ne uyguladığı silah ambargosunu kısmen kaldırarak o da bu kervana katılmıştır. Yunanistan, ABD’yle F-16 modernizasyonu için kontrat imzalamış, ABD’nin Türkiye’ye vermediği F-35’lere talip olmuştur. Fransa’yla da geniş kapsamlı silah anlaşması yapma aşamasındadır.

NATO’nun diyalog çabaları Yunanistan’ın cayması nedeniyle akamete uğramıştır. Bürüksel’deki kazaların önlenmesine yönelik teknik görüşmede taviz verilmemelidir.

Suriye ve Libya’da mutabakat içinde olmadığımız, PYD/PKK hususunda da ayrı düştüğümüz Rusya, gündemdeki gerginlikten kendisini uzak tutmaya çalışmakta, ortamı kollamaktadır. Doğu Akdeniz’deki çıkarları gereği Türkiye’yle ittifak kurabilecek durumdadır. Türkiye’nin mevcut S-400 anlaşmasına ilave olarak yeni bir S-400 sistemi alınması için anlaşma hazırlıkları ilerlemiştir.

Ancak Rusya’nın GKRY ile yeniden yakınlık kurma, hatta Türkiye’yle GKRY arasında arabuluculuk yapma niyeti kaygı vericidir.

Yeni strateji hamleleri

Doğu Akdeniz’deki mevcut tehditlere sahada gereken cevaplar verilmektedir. Ancak S-400’lerin aktif hale getirilmesi ve yeni anlaşmanın, dengeleri lehimize çevirmekte etkili olacağı değerlendirilmekte, Rusya’nın bize yakın olmasını sağlayabilecek bir yaklaşım olarak düşünülmektedir.

Mavi Vatan’ın temeli olan kıta sahanlığı haklarımız sürekli hatırlatılmalı, geç kalınmış olmasına rağmen Türkiye, bölgedeki menfaatlerini korumak için Suriye, Lübnan, İsrail ve Mısır için bir an önce Doğu Akdeniz’de MEB ilan etmeli ve bunu BM’ye bildirmelidir.

Kıbrıs konusunda da aleyhimize teşebbüslerde bulunulacağı beklenmeli, Yunan-Rum çetesine bu imkân verilmemelidir. Kıbrıs sorunu 1974’de çözülmüş, 1983’de bağımsız KKTC ilanıyla bitmiştir. Türk tarafının “Kıbrıs sorunu” yoktur. Adada 46 yıldır barış vardır.

Şimdi yeni bir hamle zamanıdır. 10 yıldır gündeme getirdiğim ve birçok kere tekrarladığım, federasyonu çağrıştıran KKTC isminin, KKTC meclisinin kararı ve Türkiye’nin desteğiyle, KTC (Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) olarak değiştirilmesi, bize üstünlük sağlayacak bir strateji olacaktır.

11 Eylül 2020 Yeniçağ Gazetesi

AKDENİZ BÖLGESİ DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Oruç Reis, Soros Sınırını neden geçemiyor ?


E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : ORUÇ REİS, SOROS SINIRINI NEDEN GEÇEMİYOR ?…

*Türkiye’nin 27 Şubat 2020’de, Birleşmiş Milletler’e deklare ettiği Doğu Akdeniz Kıta Sahanlığı Sınırı 26° 19’ 12’’ Doğu boylamından geçmesine rağmen başta Oruç Reis Gemisi olmak üzere Sismik Araştırma yapan gemilerimiz 28. Boylamın batısına geçemiyor, ilan ettiğimiz kıta sahanlığında araştırma yapamıyor.

*SOROS’un Uluslararası Kriz Grubu (International Crisis Group) örgütünce yayınlanan Mart 2012 tarihli haritada, Doğu Akdeniz Türk Kıta Sahanlığı batı sınırı 28. Boylamdan geçirildi.

*Uluslararası Kriz Grubu’nun, Türkiye’deki siyaset kurumu ile tanınmış kişileri etki altına aldığı ve ABD’nin çıkarları doğrultusunda yönlendirdiği açık bir şekilde görülüyor.

ERDOĞAN VE AKP HÜKÜMETLERİ, SOROS SINIRINI UYGULUYOR !…

*TPAO’ya verilen ruhsat sahalarının sınırı 28. Boylamdan geçiyor. Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin SOROS sınırını kullanması ve sınırın batısında Türk Kıta Sahanlığı’ndaki bölgelere ruhsat vermemesi dikkat çekiyor.

YAYCI, GÜRDENİZ, BAŞEREN VE ÇAVUŞOĞLU, SOROSCU MU ?

*Doğu Akdeniz’deki Türk Kıta Sahanlığı’nın belirlenmesi için Kamu Diplomasisi ve Halkla İlişkiler çalışması yapıldı. Bu maksatla, Sertaç Hami Başeren, Cihat Yaycı, ve Cem Gürdeniz tarafından konferanslar verildi, makale ve kitaplar yazılarak devlet kurumları ile Türk Kamuoyu yönlendirildi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Bakanlık ta SOROS’un dayattığı 28. Boylam sınırı uyguladı.

*Anılan şahısların, SOROS’un dayattığı 28. Boylam sınırında mutabık kalmaları dikkat çekiyor.

DOĞU AKDENİZ’DEKİ KRİZİN SORUMLULARI, YAYCI, GÜRDENİZ, BAŞEREN VE ÇAVUŞOĞLU’DUR !…

*Türkiye’nin Mısır ile olan Orta Hat sınırını 28. Boylamdan geçirmesi üzerine Yunanistan boşluğu doldurarak Mısır ile olan sınırını 28. Boylamdan başlattı ve sınırı batı istikametinde 26. Boylama kadar uzattı.

*Doğu Akdeniz’deki kriz Türkiye’nin Mısır ile olan sınırını 28. Boylamdan geçirmesinden ve 80 bin kilometrekarelik kıta sahanlığını Yunanistan’a terk etmesinden kaynaklanmaktadır.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde sunulmuştur.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

AKDENİZ BÖLGESİ DOSYASI /// E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : TAŞLAR YERİNDEN OYNAR


E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : TAŞLAR YERİNDEN OYNAR

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanları çerçevesinde yapmış olduğu araştırmalar, başta Yunanistan olmak üzere, Doğu Akdeniz’de çıkar peşinde ve aynı zamanda Türkiye’yle ilişkileri iyi olmayan ülkeleri rahatsız etmiştir. Bu ülkeler söylemlerle, eylemlerle ve tahriklerle, Türkiye’yi haklarından vazgeçirmek için işbirliği içerisinde çaba göstermektedirler.

Yunanistan tahriklerine devam ediyor

Yunanistan, gösterilen bu çabalarda başroldedir. Türkiye’nin kendi kıta sahanlığında sismik araştırma yapmasını hazmedememiş, kendisine müttefikler bularak itiraza başlamıştır. Yunanistan’a arka çıkmakta da en hevesli ülke olarak sahneye Fransa çıkmıştır.

Fransa’nın amacı Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarından pay koparmak, Libya’da, BM’nin tanıdığı ve Türkiye’nin desteklediği meşru hükümetin karşısındaki isyancı Hafter’den yana tavır alarak Türkiye’yi zora sokmak ve meşru haklarından mahrum etmeye çalışmaktır.

AB, haklı taraf Türkiye’nin değil, haksızlığını bile bile Yunanistan’ın arkasındadır. Arabuluculuğa soyunan Almanya dahi, tarafsız olması gerekirken o da aynı safta yer almıştır.

S.Arabistan Yunanistan’a 12 uçak tahsis etmiştir. Batının ve S.Arabistan’ın maşası BAE, ilişkilerimizin iyi olmadığı ve kendisiyle hukuksuz bir deniz yetki anlaşması imzaladığı Mısır, İsrail, hatta Arnavutluk bile Yunanistan’dan yanadır. ABD dahi Yunanistan’a yakın durmaktadır.

Arkasına bu kadar ülkeyi alan Yunanistan, bu desteğin verdiği havayla iyice şımararak tahriklerini arttırmıştır. Sismik araştırma gemimizi engellemeye çalışmış, NAVTEX ilan ettiğimiz bölgeleri ihlale teşebbüs etmiş, cevaplarını almıştır. Batıdaki karasularını 12 mile çıkaracağını açıklamış, bilahare doğuda da ilan edebileceğini ifade ederek gerginliği tırmandırmıştır. Meis adasına da asker sevk ederek gösteri yapmıştır.

Yunanistan kendine mi güveniyor?

Yunanistan tek başına Türkiye’yle başa çıkamayacağını bilmekte, kendisine destek olan ve teşvik eden ülkelere güvenerek bu şekilde hareket etmektedir. Kurtuluş savaşından ders almadığı anlaşılmaktadır. O zaman da İngiltere’nin desteğini alarak hareket ettiğini ancak bozguna uğradığını unutmuşa benzemektedir.

Türkiye, Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarmasının savaş nedeni sayacağını daha önce ilan etmiş ve bunun arkasında durduğunu da açıklamıştır.

Yunanistan, Fransa’nın “Türkiye ancak fiili müdahaleden anlar” anlamındaki beyanından, arkasındaki ülkelerin Türkiye’ye müdahalede kendisiyle birlikte olacağını düşünmektedir.

Müzakere edilecek bir şey yok

Türkiye’nin Yunanistan’la müzakere edeceği, diyaloğa gireceği bir konu yoktur. Yunanistan’ın yaptıklarının tümü, Lozan anlaşmasına, Paris sözleşmesine, uluslararası deniz hukukuna, uluslararası mahkeme karar ve içtihatlarına aykırıdır. Bunlardan derhal vazgeçmelidir. Vazgeçmediği gibi üstüne daha da hukuk dışı girişimlerde bulunmaktadır.

Yunanistan, arkasına aldığı ülkelere fazla güvenmemelidir. Onların ateşi elleriyle değil, maşayla tutacağını hesaplamalıdır. O maşanın da kendisi olduğunu bilmelidir. BAE gibi kaçak tetikçilerle işbirliği yapmanın, Türkiye’nin Libya’dan kalan hesapla birlikte kendisine fatura edileceğini de dikkate almalıdır. Hak ve hukukumuz çiğnenemez. Taviz verilemez.

Yunanistan fiili müdahalede bulunur mu?

Yunanistan’dan Lozan anlaşmasının gereklerini eksiksiz olarak istemek şarttır. Ayrıca Yunanistan, Lozan Anlaşması ve Paris sözleşmesiyle kendisine verilmeyen, Türkiye’ye ait olduğu bilinen 18 adacığı işgal etmesinin, askeri tesis kurmasının Türkiye tarafından hesabı sorulmadığı için provokatif hareket etmektedir. 2004 ve sonrasındaki bu işgal, Türkiye’deki yönetim tarafından da bir türlü izah edilememiştir.

Türkiye ve Yunanistan NATO üyesidir. ABD ve AB ülkelerinin çoğu NATO ülkesidir. Yunanistan’ın fiili müdahaleye cesaretinin olmadığı değerlendirilmektedir. Velev ki Türk gemi ve uçaklarına müdahale ederse cevabı, misliyle değil, bir daha teşebbüs edemeyecek şekilde, çok kısa sürede ve tam güçle verilmelidir. Bu durumda zaten taşlar yerinden oynar, NATO da çatırdar.

1964’de ABD ile anlaşmazlıkta Başkan Johnson’un küstahça mektubuna, rahmetli Kahraman İsmet İNÖNÜ’nün verdiği cevap gibi “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de orada yerini bulur.”

04 Eylül 2020 Yeniçağ Gazetesi

AKDENİZ BÖLGESİ DOSYASI /// YILMAZ ÖZDİL : 30 AĞUSTOS VE DOĞU AKDENİZ


YILMAZ ÖZDİL : 30 AĞUSTOS VE DOĞU AKDENİZ

Aristotle…

İzmir doğumluydu.

Ailesiyle birlikte Akhisar’da yaşıyordu.

Tütün ticaretiyle uğraşıyorlardı.

İstanbul işgal edildi.

İzmir işgal edildi.

Biz Türkler katledilirken onlar işlerini büyüttü servetlerini büyüttü.

Amcası fanatikti Türk düşmanıydı etmediği kötülük kalmadı.

30 Ağustos…

Keser döndü sap döndü.

İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ’DİR İLERİ” emriyle şehir şehir ilçe ilçe kurtararak İzmir’e yürüyen Türk ordusu Akhisar’a girdi.

Komşularına yaptıkları kötülüklerin hesap günü gelmişti.

Amcası asıldı.

Babası tutuklandı.

19 yaşındaydı.

Otomobille İzmir’e ulaşıp gemiyle Yunanistan’a kaçmayı başardı.

Mallarını parasını pulunu geride bıraktığı için ağır yoksulluk çekti.

Böyle devam edemem dedi atladı gemiye Arjantin’e gitti.

Cebinde sadece 60 DOLAR vardı.

Vatansız belgesiyle seyahat ediyordu Arjantin vatandaşı oldu.

Babası suçsuz bulundu serbest bırakıldı o da atladı gemiye Midilli adası’na geçti.

Baba oğul yine tütün ticaretine başladılar.

Babası tütün balyalarını yüklüyor oğlu Arjantin’de satıyordu.

Ciddi para kazandı.

İrili ufaklı yük gemileri almaya başladı.

1938’de tanker satın alan ilk Yunan kökenli armatör oldu.

Aristotle Onassis…

Film yıldızlarıyla prenseslerle flört etti Maria Callas’la aşk yaşadı suikaste kurban giden ABD Başkanı Kennedy’nin eşi Jackie’yle evlendi şampanyalı havyarlı ultralüks yat partileriyle dünyanın gelmiş geçmiş en şöhretli armatörü oldu.

Bugün?

Dünya ticaretinin YÜZDE 85’İ deniz taşımacılığıyla yapılıyor.

Dünyanın deniz taşımacılığında lider ülkesi Yunanistan!

Nüfusu itibariyle kıç kadar Yunanistan’ın deniz taşımacılığı filosu dünyanın en gelişmiş ülkeleri olan Japonya’dan Çin’den ABD’den İngiltere’den Almanya’dan Norveç’ten daha büyük… Fransa İtalya İspanya filan yanına bile yaklaşamıyor.

Dünyanın en güçlü 100 ARMATÖRÜNÜN 15’İ Yunanlı.

Dünya filosunun YÜZDE 16’SINA sahipler.

Avrupa filosunun YÜZDE 40’INA sahipler.

Dünyadaki petrol tankerlerinin YÜZDE 23’Ü Yunanistan’ın!

Yunan armatörler arasında şu anda “PETROL PLATFORMU YAPTIRANLAR” var. Sizce nerede kullanacaklar o petrol platformlarını?

Dünya ticaretinde öylesine etkililer ki ABD’nin ambargo yaptırımlarını bile sallamıyorlar.

Mesela İran petrolünü büyük ölçüde Yunan gemileri taşıyor.

İran petrolünü dünyaya taşıyan 200 CİVARINDA uluslararası petrol tankeri var bunların 81’İ Yunan.

Geçenlerde ABD yönetimi İran’dan Venezuela’ya petrol taşıyan dört tankere güya el koydu. Tankerler Yunan tankeriydi.

Tankerlerin sahibi İran devleti veya İran şirketi olmadığı için petrolü aldılar ama tankerleri tıpış tıpış serbest bırakmak zorunda kaldılar.

Çünkü Yunan gemilerine yönelik bir yaptırım dünya ticaretinin komaya girmesi anlamına geliyor.

Bu özgüven şımarıklığının keyfini sürüyorlar.

Türkiye’ye höt zöt yapan Halkbank’ı İran yüzünden yargılayan Washington yönetimi Atina’ya gıkını bile çıkarmıyor çıkaramıyor.

Ekonomik krizde bile filoyu büyüttüler.

Yunan ekonomisini Almanya’nın maddi desteği kurtardı ama Yunan armatörler o dönemde bile Alman gemilerini satın aldılar.

BİZİM KREDİLERİMİZLE BİZİM GEMİLERİMİZİ SATIN ALIYORLAR” diye Almanlar öfkeden çıldırdı.

Bizim hükümet bizim limanlarımızı “BABALAR GİBİ” sattı.

Parayı veren aldı.

Türk milletine veya denizcilik sektörüne hiçbir özel faydası olmadı.

Yunanistan ise Pire limanını Çin’e sattı.

Sadece para almakla yetinmediler Çin-Yunan kalkınma fonu kuruldu Çin’de gemi inşa ettiren Yunan armatörler bu fondan faydalanıyor.

Pire limanı Çin mallarının Avrupa’ya giriş istasyonu haline geldiği için giderek büyüyor yakında Akdeniz’in en büyük limanı olacak.

Çin devlet başkanı Yunanistan’a resmi ziyaret yaptı Yunan başbakanı Mitçotakis’le birlikte Pire limanına gittiler “DENİZDEN İPEK YOLU” için anlaşmalar imzaladılar.

Çin devlet başkanı “PİRE LİMANI SAYESİNDE YUNANİSTAN ARTIK ÇİN’İN KÜRESEL TİCARETTE DOĞAL MÜTTEFİKİ” dedi.

Yunanistan’la Mısır arasında deniz yetki alanları anlaşması imzalandı.

Bu anlaşmadan hemen önce Süveyş’te Port Said’te İskenderiye’de şakır şakır Yunan denizcilik şirketleri açıldı.

Zaten hep oradaydılar ama aniden ikiye katladılar.

Mısır’ın gemisi yok denecek kadar az.

Hem Mısır’daki hem Mısır üzerinden Afrika pazarındaki paylarını arttıracaklar.

Üç tarafı denizlerle çevrili olan kendisine ait iç denizi bulunan Türkiye’nin deniz taşımacılığında esamisi bile okunmuyor.

Yunanistan deniz taşımacılığı filosunun toplam tonaj kapasitesi Türkiye’nin 15 MİSLİNDEN fazla!

MAVİ VATAN” diye atıp tutuyoruz ama kendi ihtiyacımızı karşılamaktan aciziz Türk şirketlerinin ithalat ve ihracatını Yunan gemileri taşıyor.

Donanmamız Akdeniz’de Yunan savaş gemileriyle boğuşurken Yunan denizcilik şirketlerine ödediğimiz paranın haddi hesabı yok.

Biz Yunan’ı denize döktük.

Yunan denizlerin hakimi oldu.

Hazin gerçek bu.

(Türkiye’de deniz taşımacılığı denilince akla sadece gemicik’ler geliyor Man adası Malta adası Binali beyin oğulları filan geliyor.

Ekstra hazin tarafı da bu!)

Yunanistan’ın bize askeri açıdan posta koyabilmesi mümkün değil.

Savaş çıkarsa haşatını çıkaracağımızı bütün dünya biliyor.

Ama maalesef…

Hamasetle olmuyor.

Türkiye son 70 YILDIR laga lugayla yönetildiği için aramızdaki deniz ticaret makası giderek açılıyor.

Umarım bu son yaşadığımız Doğu Akdeniz krizi aklımızı başımıza almamız için yüzümüzü denize dönmemiz için vesile olur.

Umarım “İLK HEDEFİMİZ AKDENİZ”in devlet vizyonu olması için vesile olur.

Ticari gemin varsa bütün dünya denizleri senin.

Aksi halde karasuların isterse 120 MİL olsun hikayesin.

LİNK : https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/yilmaz-ozdil/30-agustos-ve-dogu-akdeniz-6016291/