AK PARTİ DOSYASI /// Prof. Dr. Ümit Özdağ /// Saray Rejiminin Son Propagandası : Korona İle Mücadele de Başarı Efsanesi


Prof. Dr. Ümit Özdağ /// Saray Rejiminin Son Propagandası : Korona İle Mücadelede Başarı Efsanesi

29 Mayıs 2020

Türkiye, Korona salgınına eş zamanlı olarak dört krizi yaşarken yakalanmıştır. Bu krizler popülist uygulamalarla kurumları yıkan ve hukukun üstünlüğü ilkesini yok sayan tek adam rejiminin neden olduğu devlet krizi; iç barışı tehlikeye düşürecek ölçüde Türk Milletini ayrıştıran milli birlik krizi, Türkiye’nin üretimden kopup dış borç bağımlısı bir rant ekonomisi olmasının sonucunda saplandığı ekonomik kriz ve Türkiye’nin demografik yapısını değiştirerek milli kimliğini tahrip ederek, iç savaş sosyolojisi hazırlayan Suriyeli sığınmacılar krizleridir.[1]

Yaşanan çoklu krizi çözmek adına, irade ve programı olmayan Saray Rejimi seçmen tabanını muhafaza etmek için Korona ile mücadelede başarılı oldukları söylemini kullanmaktadır. AKP’nin sürekli beslemeye çalıştığı “Korona salgını ile mücadelede başarılıyız” söyleminin aksine, ortada büyük bir başarı ne yazık ki yoktur.

Saray Rejiminin Türkiye’yi içine sürüklediği devlet krizi, devlet sistemini 1922’den buyana hiç olmadığı kadar zayıflatmıştır. Devletin taşıyıcı kolonları olan kurumlar zayıflamış, kırılgan bir yapıya dönüşmüştür. Bütün popülist rejimlerin ortak özelliği olan uzmanlığın aşağılanması, liyakatin yerini biatın alması, Türk devlet bürokrasisini ağır şekilde yıpratmıştır. Türkiye Cumhuriyeti bir devlet krizinden geçtiği, liyakat yerine biat esas alındığı için salgına karşı önlemler alınmakta gecikilmiştir. Başkent Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Prof. Dr. Uğur EMEK, 10 yıl önce Dünya Sağlık Örgütü ve Avrupa Hastalık Önleme ve Tedavi Merkezi’nin yeni bir inflüenza (grip) pandemisine karşı ülkelere plan yapmalarını tavsiye ettiğini açıklamıştır. Bu tavsiyenin ardından Türkiye’de de 2019’da 208 sayfalık “Pandemik İnfluenza Ulusal Hazırlık Planı” isimli bir rapor hazırlanmıştır.[2] Ancak rapor dikkate alınmamış, gereken hazırlıklar yapılmamıştır. Çin’in Wuhan kentinde salgının ortaya çıkmasından sonra da Saray Rejimi önlemleri almakta gecikmiştir. Öyle ki, Sağlık Bakanı, 22 Ocak 2020’de “Şu an Türkiye için herhangi bir Koronavirüs riski söz konusu değil” açıklamasını yapabilmiştir.

Oysa Cumhuriyet, büyük imkansızlıklar içinde dahi, salgın hastalıklar ile mücadele edip onları yenmiş ve yok etmiş bir geleneğe sahiptir; Sıtma, frengi, kuşpalazı, tifo, sarıhumma, verem, dizanteri, cüzzam*. Üstelik bütün bunlar yeni kurulan Cumhuriyet rejimi tarafından, 1071-1922 yılları arasında birleşik Batı medeniyeti ile süren 851 senelik bir savaştan sonra harap ve bitap düşmüş bir millet ve 1929 ekonomik buhranının ezdiği bir dünyada başarılmıştır.

Devletler önceden kararlaştırılmış protokollere göre yönetilir. Geleneği olan devletler her olası durum için alınacak önlemleri ve kimin alacağını önceden belirleyen düzenlemeler hazırlarlar. Türkiye Cumhuriyeti küresel salgına karşı çıkışından itibaren Türkiye’ye gelene kadar 4 ay süre olmasına rağmen yeterli şekilde hazırlanamamıştır. 31 Aralık 2019’da Wuhan’da Koronavirüsün yeni bir salgın hastalığa neden olduğu açıklanmıştır. 13 ve 15 Ocak 2020’de salgın ilk kez Çin dışına, Tayland ve Japonya’ya sıçramıştır. 30 Ocak 2020’de Dünya Sağlık Örgütü küresel salgın (pandemi) ilan etmiştir. Aynı gün, İYİ Parti’nin TBMM’de verdiği Araştırma Önergesi iktidar bloğu tarafından reddedilmiştir.

Korona salgını ile Çin’den hemen sonra; fakat Türkiye’den çok önce karşılaşan Güney Kore, Tayvan, Singapur’un salgını aşmada gösterdiği erken tepkiyi, Türkiye zamanı olmasına rağmen gösterememiştir. Daha kötüsü Saray Rejimi, 2019’da salgın hastalık çıkması durumunda uygulanması gereken protokolü bile uygulamaya koymamıştır.

Böyle büyük boyutlu bir tehdit karşısında yapılması gereken ilk şey Cumhurbaşkanı yardımcısı başkanlığında devletin ilgili bütün bakanlıklarını bir araya getiren “Küresel Kriz Koordinasyon Merkezi” olmalıydı. Böyle bir koordinasyon merkezi hala kurulmamıştır. Süreç, bir danışma kurulu olan ve Sağlık Bakanı’nın başkanlığındaki yetkisiz gruba havale edilmiştir. Sağlık Bakanı da televizyon açıklamalarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve Ekonomi Bakanı’na teşekkür etmektedir.

Devlet, bir kısmı Kırmızı Kitap’ta yer alan önlemlerden hareketle ve “Pandemik İnfluenza Ulusal Hazırlık Planı” uyarınca eşgüdüm içinde önlemleri almaya başlamalıydı. Bu arada Güney Kore, Tayvan, Singapur gibi salgın ile başarılı mücadele eden ülkelerin mücadelelerinden erken tarihte gereken dersleri almak için o ülkelerle gerekli temaslar sağlanmalıydı. Salgının Türkiye’ye sınır ötesinden geleceğinin bilincinde olarak havaalanları, limanlar ve sınır kapılarında, ayrıca kaçak girişlerin olduğu sınırlarda İçişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı eşgüdümü ile çok erken tarihlerden başlayarak sağlık kontrolleri yapılmalıydı. Keza illerde aylar öncesinden valilerin başkanlığında salgını önleme çalışmaları yapmak amacıyla çalışmalar başlatılmalıydı. Salgının Türkiye’de yayılmaya başlaması sonrasında üretimine başlanan solunum cihazı ve diğer tıbbi malzemeler için yapılmaya başlanan çalışmalar, çok daha önce başlamalıydı.

Bütün bunlar yapılmadığı gibi, muhalefetten gelen “zorunlu karantina uygulanması” çağrılarını Saray rejimi ekonomik olarak kaldıramayacağı düşüncesi ile duymamazlıktan gelmiş ve salgının yayılmasına neden olmuştur. Uzmanlığı, bilimi, seçkinliği değersizleştiren; vasatı yücelten, hatta kutsayan popülist AKP geleneğinin bu noktaya gelmiş olması şaşırtıcı değildir.

Popülizm, kendi ürettiği sahte düşmanlıklar üzerinden toplumsal ayrışmalar ve düşmanlaştırmalar ile toplumu manipüle ederek yönetir.[3] Oysa yaşanan krizde düşman sahte değil, gerçektir. Sahte düşmanlar karşında başarılı olan popülist söylem, gerçek düşman karşısında yenilir.[4] AKP’nin Korona karşında yaptığının benzerlerini ABD’den, İngiltere’ye, İngiltere’den Brezilya’ya diğer popülist rejimlerde yapmışlar ve bedelini halklarına ödetmeye devam etmektedirler.

Saray Rejimi bütün imkanlarını halkla ilişkiler çalışması ile “Koronavirüsle mücadelede başarılıyız” efsanesini yayma üzerine kurmuştur. 15 Mayıs 2020 itibariyle yeni vaka açısından Dünyada 11., Avrupa’da 3. Sırada ve toplam vaka sayısında dünyada 10. sırada olan bir ülke hangi ölçüte göre başarılıdır. Eğer bazı temel hatalar yapılmamış olsaydı Türkiye, Japonya ve Güney Kore ile aynı noktada olurdu.

Neler yanlış yapılmıştır?

1) Önlemler çok geç alınmaya başlanmıştır. DSÖ tarafından 2019 başında yapılan uyarı üzerine 2019’da hazırlanan “Pandemik İnfluenza Ulusal Hazırlık Planı”nın en geç 1 Ocak 2020’de yürürlüğe koyulması gerekirdi.

2) Hıfzıssıhha Kanunu uygulanarak, illerde valilerin başkanlığında salgın ile mücadele komisyonları oluşturulmalıydı.

3) Umre’ye gidiş yasaklanmalıydı. Dönüşlerinde 15 bin kişi kontrolden geçirilmeden serbest bırakılmamalıydı.

4) İran sınırı başta olmak üzere, sınırlarımız daha erken kapatılmalıydı. Oysa İran sınırının kapatılmasında çok geç kalınmıştır.

5) Koruyucu önlemler konusunda ne yazık ki başarılı bir karantina programı uygulanamadı. Daha erken tarihte açıklanan ve bir hafta süreli bir mutlak karantina çok daha etkili bir sonuç alacaktı.

6) Ayrıca maske dağıtım sürecini bile yönetemeyen yönetimin, başarısından bahsetmek mümkün değildir. Diğer ülkeler birbirlerinin satın aldığı maskeleri havaalanlarında adeta birbirlerinden çalıp kendi vatandaşlarına götürürken, AKP Hükümeti kendi vatandaşlarının maske ihtiyacını koordine edip karşılayamadan 60 ülkeye yardım yapmakla övünmektedir.

7) Rakamlar ile başarı efsanesi yazmak kolaydır. Türkiye ısrarla Dünya Sağlık Örgütü’nün kullandığı kodlamayı kullanmamıştır. Bu ısrarın amacı, rakamları düşük göstermektir. Bilim Kurulu üyesi Alpay Azap, Dünya Sağlık Örgütü’nün kodlamasının kullanılması durumunda ölüm sayılarının iki katına kadar artacağını ifade etmiştir. Örneğin İzmir/Tire’de resmi kayıtlara göre 4 kişi Korona’dan dolayı vefat etmiştir. Bu süreçte belediyelerden Korona hastalarının mezarlarının gömülmeden önce ilaçlanması istenmiştir. Tire’de 4 ölüm açıklanmasına rağmen, belediyeden8 kişinin mezarının defin işleminden önce ilaçlanması istenmiştir.

8) 10 Nisan 2020’de 31 ili kapsayan sokağa çıkma yasağının, yasağın başlangıcından iki saat önce ilan edilmesi. İçişleri Bakanlığı ve hükümet arasında koordinasyonsuzluğu gösteren bu açıklama sonrasında halk sokağa dökülmüş ve sosyal mesafe kurallarını hiçe sayarak alışveriş yapmıştır. Bu durum kargaşa yaşanmasına ve salgının artmasına neden olmuştur.

AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın “salgın ile mücadelede başarılıyız” söylemi algı yönetimini hedefleyen bir efsanedir. Salgın boyunca gerçekten başarılı oldukları tek nokta, başarılı oldukları konusunda etkili algı yönetimi yapmaları olmuştur. Türkiye Korona salgını ile mücadelede başarılı mıdır? Başarının ölçütü, ABD, İtalya ve İspanya baz alınacak olursa “evet”, Japonya ve Güney Kore ile karşılaştırıldığında ise hayal kırıklığıdır. Türkiye’nin daha başarılı olabilmesi için;

Türkiye, korona salgınını karşılaması gerektiği zamanda, yerde ve şekilde karşılamadığı gibi, Saray Rejiminin ekonomik kriz nedeni ile sokağa çıkma yasağı uygulamayı reddetmesi sonucunda Sağlık Bakanı Koca, 1 Nisan 2020’de “Özellikle şunu söylemek istiyorum, virüs kolay buluyor ve hızlı ilerliyor. Bir daha önce bunu böyle bilmiyorduk” derken, durumun gerçek boyutunun devlet nezdinde ne kadar geç farkına varıldığını ifade etmektedir.

Sonuç olarak, NAZİ Propaganda Bakanı Goebbels’i imrendirecek bir propaganda çalışması ile kendi halkına maske dağıtamayan, kendi halkına maske dağıtamazken 60 ülkeye sağlık yardımı yapan Saray Rejimi, başarılı olduğu algısı oluşturma yolunda mesafe kaydetmiştir. Bu noktada, Saray Rejimi’nin başarısız olduğu açığa çıktığı için durdurulan “şehir hastaneleri” projesinin “salgın ile mücadelede başarılı mücadeleyi sağladığı” iddiası ile propagandasını yaptığının da altı çizilmelidir.

Korona gibi bir salgın ile mücadele ederken, salgının ortaya çıkardığı toplumsal gerilimi hesaba katarak, gerilimi düşürmek, toplumsal dayanışmayı artırmak Erdoğan’ın sorumluluğunda iken Erdoğan salgın günlerinde toplumsal gerilimi yükseltmek için her şeyi yapmıştır. Yardım toplamak ve dağıtmak isteyen muhalif belediyelerin banka hesaplarına el koymuş, belediyeleri “paralel devlet” olmakla suçlamıştır. Muhalefet partilerine “virüs” benzetmesi yapmıştır. Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin çok sağlam temeller üzerine kurduğu ve AKP’nin yarattığı bütün tahribata rağmen gücünü koruyan sağlık çalışanlarının fedakar ve bilimsel çalışmaları sonucunda Türkiye çok şükür ABD, Fransa, İngiltere ve İtalya kadar ağır bir darbe almamış, ancak hak ettiği ve olması gereken Japonya ve Güney Kore gibi az zarar gören ülkelerin yanında da değildir.

Not: Öncelikle bu sürecin yürütülmesinde önemli görev icra eden ve canhıraş çalışan tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum. Bu süreçte fedakar bir şekilde çalışmışlar, toplum sağlığını kendilerinin ve ailelerinin sağlığından önde tutmuşlardır.

[1] Ümit Özdağ, Kaçınılmaz Çöküş-AKP Rejiminin Dörtlü Krizi, Destek Yayınları, İstanbul 2019

[2] Bkz. https://www.birgun.net/haber/hukumet-1-yildir-salgin-tehdidini-biliyordu haberinden nakleden https://21yyte.org/tr/merkezler/islevsel-arastirma-merkezleri/politik-sosyal-kulturel-arastirmalar-merkezi/covid-19-pandemisinin-erken-doneminde-turkiye-den-gelecege-bakis

* Bu vesileyle, cüzzam hastalığını Anadolu topraklarından atan, yaşamının son günlerinde hükümet tarafından kötü muameleye maruz bırakılan ve kendisine saygı gösterilmeyen Türkan Saylan’ı da anıyorum.

[3] Jan-WernerMüller, What ise Populism, PenguinBooks, 2016

[4] Bahadır Dinçarslan, Rus Gribinden Çin Virüsüne:Salgınlar ve Toplum, 23. Mar 2020

AK PARTİ DOSYASI /// ERCAN CANER : Erdoğan’ın Söyledikleri ve Yaptıkları


ERCAN CANER : Erdoğan’ın Söyledikleri ve Yaptıkları

‘‘Bütün Müslümanların Sultanı’’

Erdoğan’ın Söyledikleri ve Yaptıkları

Yazar: Khaled Abu Toameh, GATESTONE INSTITUTE, 05 Haziran 2020

Çeviren: Ercan Caner, Sun Savunma Net, 20 Haziran 2020

20 Haziran 2020

‘‘Bütün Müslümanların Sultanı’’

Erdoğan’ın Söyledikleri ve Yaptıkları

Yazar: Khaled Abu Toameh, GATESTONE INSTITUTE, 05 Haziran 2020

Çeviren: Ercan Caner, Sun Savunma Net, 20 Haziran 2020

Geçtiğimiz günlerde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Filistin Otoritesi Başkanı Mahmoud Abbas ile bir görüşme yapmış ve Filistinlileri her alanda destekleme sözü vererek Türkiye’nin Filistin meselesindeki dayanışması konusunda güvence vermiştir. Fakat Suriye’deki iç savaştan kaçan Filistinlilere kapılarını açmak yerine Erdoğan onları aşağılamakta ve hapsetmenin yollarını aramaktadır. Fotoğrafta; 12 Ocak 2020 tarihinde Abbas’ı Ankara’daki sarayında ağırlayan Erdoğan misafiri ile kameralara poz verirken görülmektedir. Foto: Adem Altan/AFP/Getty Images

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, görünürde Filistin meselesine destek sağlarken ve Birleşik Devletler, Avrupa Birliği, Kanada ve Avustralya tarafından terör örgütü olarak nitelendirilen Hamas’ı methederken, Suriye’deki iç savaştan kaçan Filistinli mülteciler, Türk yetkililer tarafından kendilerine uygulanan ayrımcılık ve kötü muameleden şikâyet etmektedirler.
  • Filistin kaynaklarına göre; Türkiye’de ayrımcılığa uğrayan ve çok zor şartlar altında yaşamlarını sürdürmeye çalışan yaklaşık 10,000 Filistinli mülteci bulunmaktadır.
  • Filistinli mülteci Thuri Tamim’in, bağımsız bir web sitesi olan ve Filistinli mültecilerle ilgili haber yayımlayan Filistin Mültecileri İnternet Portalına verdiği bilgilere göre; Suriye’deki iç savaştan kaçan Filistinli mültecilerin çilesi Türkiye sınırına ulaştıkları anda başlamaktadır.
  • Erdoğan gerçekten Filistinlilere yardım etmek istiyor ise; hükümetine Filistinli mültecileri tutuklama ve taciz etmelerini durdurmaları yönünde talimat vermekle işe başlayabilir. Filistinlilere gerçekten yardım etmek istiyor ise Filistinlilerin yanı sıra İsrail’e de sefalet ve acıdan başka bir şey getirmeyen Hamas’a ev sahipliği yapmayı ve finansal destek sağlamayı bırakmalıdır.

UNRWA rakamlarına göre Suriye’de bulunan yaklaşık 560.000 Filistinli mültecinin yaklaşık %20’si (45.000’i Lübnan’a, 15.000’i Ürdün’e diğerleri Türkiye, Avrupa ve Asya ülkelerine) iç savaş nedeniyle kaçmıştır. Kaynak: WORLD BULLETIN

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Filistinlileri destekleyen açıklamalar yapmakta herkesi cebinden çıkarmaktadır. Fakat fiiliyatta yaptıkları, son iki yılda Suriye’den Türkiye’ye kaçan binlerce Filistinli mültecinin durumları hakkında çok farklı bir tutum sergilediğini göstermektedir.

İlk olarak Erdoğan, üzerlerinde her ne kadar Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecileri Yardım ve Çalışma Ajansı (UNRWA-United Nations Relief and Work Agency) tarafından verilen kimlik kartlarını ve kendilerini Filistinli olarak tanımlayan başka belgeleri taşıyor olsalar da bu mültecileri Filistinli olarak tanımamaktadır.

Erdoğan bu mültecileri Filistinli değil de Suriyeli olarak kabul etmektedir, bunun nedeni de Suriye’den ülkeye gelmiş olmaları ve geçici seyahat belgelerinin Suriye hükümeti veya UNRWA tarafından verilmiş olmasıdır.

Geçtiğimiz günlerde Erdoğan Filistin Otoritesi Başkanı Mahmoud Abbas ile telefonla görüşmüş ve Türkiye’nin Filistin meselesindeki dayanışması konusunda ona her zaman olduğu gibi güvence vermiştir. Erdoğan’ın Abbas’a, Türkiye’nin Filistinlileri bütün alanlarda desteklemeyi sürdüreceğini söylediği ifade edilmektedir.

Maskeli Hamas militanları 2014 yılı Ağustos ayında bir caminin bahçesinde İsrail’e casusluk yapmakla suçlanan bir Filistinliyi infaza hazırlanırken görülmektedir. Kaynak: Death Penalty News

Erdoğan uzun süredir Hamas (Harakat al- Muqawama al-Islamiya– İslami Direniş Hareketi) örgütüne sağladığı destekle övünmekte ve onu terör örgütü olarak nitelendirmediğini dile getirmektedir. Erdoğan, 2018 yılı Mayıs ayında Londra’ya yaptığı resmi bir ziyaret esnasında Hamas için Filistin’in işgal edilen topraklarını kurtarmak için çalışan bir direniş hareketlerinden bir tanesi olarak nitelendirmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 24 Mayıs 2020 tarihinde yayımladığı Ramazan bayramı mesajında; Türkiye’nin Filistinlilere olan desteğini bir kez daha yinelemiştir. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan, Amerikalı Müslümanlara yayımladığı Ramazan bayramı mesajında; İsrail’in Batı Şeria’nın bazı bölümlerine bağımsızlık verme niyetine atıfta bulunarak; ‘‘Daha geçen hafta İsrail tarafından Filistin’in egemenliğini ve uluslararası hukuku hiçe sayan yeni bir işgal ve ilhak planının devreye sokulduğuna şahit olduk. Filistin topraklarının kimseye peşkeş çekilmesine göz yummayacağız’’ ifadelerini kullanmıştır.

2019 yılı Eylül ayında Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yine çok heyecanlı ve tutku dolu Filistin yanlısı bir konuşma yapmıştır. Konuşmasında ‘‘Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da mazlum Filistin halkının yanında yer almaya devam edecektir” ifadelerine yer veren Erdoğan bir kez daha İsrail ve liderlerine olan nefretini ortaya koymuştur.

Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yaptığı konuşmayla, ‘‘dünyadaki zulüm gören Müslümanlar adına’’ konuştuğu için ona bir teşekkür mektubu gönderen Hamas’ın eski lideri Khaled Mashaal’ı dahi etkilemeyi başarmıştır.

16 Nisan 2017 tarihinde yapılan Anayasa Referandumu sonrasında; ‘‘Boşuna uğraşmayın, atı alan Üsküdar’ı geçti’’ açıklamasını yapan Erdoğan’ın referandum gecesinden bir görüntüsü.

Erdoğan, 2018 yılı genel seçimlerinde yeniden cumhurbaşkanı seçildiğinde, Abbas ve Hamas liderleri dâhil birçok Filistinli seçim zaferi için onu hemen kutlamıştır. Hamas siyasi bürosu üyesi Izzat al-Risheq, Erdoğan’ın başarısının Filistinlilere olan desteği artıracağını ümit ettiğini ifade etmiştir. Diğer bir Hamas yetkilisi Hazem Qassem de yaptığı açıklamada; ‘‘Hamas, demokratik deneyim ve cumhurbaşkanlığı seçimini kazandığı için Erdoğan’ı tebrik ediyor. Hamas, Türkiye gibi bölgedeki bütün ülkelerle ilişki kurmak ve Türkiye’nin İsrail’in saldırılarına karşı Filistin halkının haklarını savunmasını talep etmektedir’’ ifadelerini kullanmıştır.

Erdoğan gerçekten de bazı Filistinlileri, özellikle de Hamas ve örgütün bazıları Türkiye’de yaşayan Filistinli liderlerini desteklemektedir.

İngiliz günlük The Daily Telegraph gazetesinde 2019 yılı Aralık ayında yer alan bir haberde, Erdoğan’ın gazete tarafından Filistinli bir terör örgütü olarak nitelendirilen ve İsrail’e saldırılar düzenleyen Hamas’a ev sahipliği yaptığı iddialarına yer verilmiştir.

The Telegraph haber sitesinde paylaşılan haberde Hamas örgütünün İsrail’e düzenlediği saldırıları Türkiye’de planladığı iddialarına yer verilmiştir. Haberde paylaşılan fotoğrafta, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hamas Lideri Ismail Haniyeh ile görülmektedir. Kaynak: TURKISH PRESIDENCY PRESS OFFICE / AFP

Haberde; Hamas’ın faaliyetleri arasında intihar bombacıları bulup eğitmek maksadıyla teröristlerin ailelerine 20.000 ABD doları ödül vermek ve üst düzey İsrailli yetkililere suikastlar düzenlemek gibi iddialara yer verilmiştir.

Son iki yılda birkaç Hamas delegesi Erdoğan ve Türk hükümetinden üst düzey görevliler ile toplantı yapmak maksadıyla Türkiye’yi ziyaret etmiştir.

Erdoğan görünürde Filistin meselesine destek sağlarken ve Birleşik Devletler, Avrupa Birliği, Kanada ve Avustralya (ÇN: Hamas, Yeni Zelanda ve İsrail tarafından da terör örgütü olarak nitelendirilmektedir.) İsrail tarafından terör örgütü olarak nitelendirilen HAMAS’ı methederken, Suriye’deki iç savaştan kaçan Filistinli mülteciler, Türk yetkililer tarafından kendilerine uygulanan ayrımcılık ve kötü muameleden şikâyet etmektedirler.

Erdoğan; bir yandan kendisini Filistinlilerin ve Kudüs kentindeki kutsal İslami yerlerin savunucusu olarak lanse ederken, öte yandan binlerce Filistinli mülteciyi eğitim ve tıbbi bakım dâhil temel haklardan mahrum bırakmaktadır.

Geçtiğimiz hafta Filistinli eylemciler, Filistinli mültecilerin Türkiye’de yüz yüze kaldıkları yasal problemleri çözmek maksadıyla bir kampanya başlatmışlardır. Eylemciler, Suriye’deki iç savaştan kaçan Filistinli mültecilerin iki haftada bir Türk güvenlik yetkililerine giderek görünmek zorunda olduklarını ifade etmektedir. Filistinli eylemciler Türk yetkililerin, aileleri ülkedeki yasal statülerini gösteremeyen ailelerin çocuklarına resmi belge vermeyi reddetmelerinden şikâyetçidirler. Bunun sonucu olarak Filistinli çocuklar, eğitim ve tıbbi bakımdan mahrum kalmaktadır.

Filistin kaynaklarına göre; Türkiye’de ayrımcılığa uğrayan ve çok zor şartlarda yaşamlarını sürdürmeye çalışan yaklaşık 10,000 Filistinli mülteci bulunmaktadır.

European Civil Protection and Humanitarian Aid Operations resmi web sitesinde yer alan bir haberde, milliyetleri belirtilmeden Türkiye’deki Suriyelilerin çok iyi durumda oldukları ve lisan problemi hariç hiçbir sorunlarının olmadığından bahsedilmektedir. Kaynak: European Commission.

Filistinli mülteciler en büyük sürprizi ise Türk yetkililerin onları Suriye vatandaşları olarak nitelendirdiklerini fark ettiklerinde yaşamışlardır. Filistinli mültecileri Suriyeli olarak kayıtlara geçiren Türk yetkililer, onları çok zor bir duruma sokmaktadırlar. Türk yetkililer bu durumdakilerin sonradan belgelerini kontrol ettiklerinde ve Filistin pasaportu taşıdıklarını gördüklerinde, mültecileri sahtekârlıkla suçlamakta ve Filistinli mülteciler sınır dışı edilme veya hapishaneye atılma tehlikesiyle yüz yüze kalmaktadırlar.

Filistinli mülteci Thuri Tamim’in bağımsız bir web sitesi olan ve Filistinli mültecilerle ilgili haber yayımlayan Filistin Mültecileri İnternet Portalına verdiği bilgilere göre; Suriye’deki iç savaştan kaçan Filistinli mültecilerin çilesi Türkiye sınırına ulaştıkları anda başlamaktadır.

Tamim’in verdiği bilgilere göre; Türkiye’ye illegal yollardan giren Filistinlilerin çoğu Türk sınır muhafızları tarafından tutuklanmaktadır. Kendilerini Filistinli olarak tanıttıklarında ve yetkililere UNRWA tarafından verilen kimlik kartlarını gösterdiklerinde 30-45 gün süreyle cezaevlerine atılmaktadırlar.

Tamim, Suriye’den Türkiye’ye kaçan Filistinli mültecilere ‘‘yasal ötekileştirme’’ uygulandığına dikkat çekmektedir. Tamim ve diğer Filistinli mülteciler, Türk yetkililerin Suriye belgeleri taşıyan Filistinli mültecileri neden gerçek Filistinli olarak tanımamalarını garip bulduklarını ifade etmektedir.

Diğer bir Filistinli aktivist Mohammad Omar da mültecilerle ilgili Türk yasalarının Filistinliler için hayatı yaşanmaz hale getirdiğini ifade etmektedir. Filistin pasaportu çalışma müsaadesi almak, ev kiralamak ve elektrik gaz, su bağlatmak gibi çeşitli hizmetler için kullanılamamaktadır. Omar ayrıca; son birkaç aydır yaşanan korona virüs salgını nedeniyle Filistinli mültecilerin durumlarının iyice kötüleştiğini de ifade etmektedir.

Suriye’deki iç savaştan kaçan Filistinlilere kapılarını açmak yerine Erdoğan onları aşağılamakta ve hapishanelere göndermenin yollarını aramaktadır.

Erdoğan gerçekten Filistinlilere yardım etmek istiyor ise; işe hükümetine Filistinli mültecileri tutuklama ve taciz etmelerini durdurmaları yönünde talimat vermekle başlayabilir. Filistinlilere gerçekten yardım etmek istiyor ise Filistinlilerin yanı sıra İsrail’e de sefalet ve acıdan başka bir şey getirmeyen HAMAS’a ev sahipliği yapmayı ve finansal destek sağlamayı bırakmalıdır.

Erdoğan açısından Filistinliler, ‘‘Bütün Müslümanların Sultanı’’ olma hedefine ulaşmak maksadıyla kullandığı diğer bir koz gibi görünmektedir.

Çevirenin Notları: Yazıda ifade edilen düşünceler ve ileri sürülen iddialar yazar Khaled Abu Toameh’e aittir. Yazının çevrilerek paylaşılması, içeriğinin Sun Savunma Net ve çeviren tarafından paylaşıldığı anlamına gelmemektedir.

Yazının orijinal metnine aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

LİNK : https://www.gatestoneinstitute.org/16086/palestinians-turkey-erdogan

AK PARTİ DOSYASI /// Bülent ERANDAÇ : Erdoğan’dan Yeni Dünya Stratejik Hamleleri


Bülent ERANDAÇ : Erdoğan‘dan Yeni Dünya Stratejik Hamleleri

13 Nisan 2020

Türkiye’de ilk koronavirüsten ölüm 11 Mart’ta meydana geldi. Dünyada olduğu gibi Türkiye topraklarında da, bir hayalet dolaşmaya başlamıştı. Olağanüstü tedbirler ardı ardına alınmaya başladı. Aradan bir hafta geçtikten sonra, korona sonrası dünyanın eskisi gibi olmayacağı yüksek sesle konuşuluyordu.

TARİH:26 MART 2020

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, ulusa seslendi. Çok önemli, geleceği çok yakından ilgilendiren mesajlar verdi:

‘’DÜNYADA YENİ BİR SİSTEM KURULACAK. Dünya bu salgın hastalığın ardından hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı yepyeni bir küresel, siyasi, ekonomik, sosyal sistemin inşa edileceği bir döneme doğru gitmektedir. Türkiye olarak bu yeni döneme çok büyük avantajlarla ve güçlü bir altyapıyla giriyoruz. Önümüzdeki 2023 hedeflerimize umduğumuzdan daha kısa sürede ulaşabileceğimiz bir fırsat duruyor. Aydınlık yarınlar bizi bekliyor. Tedbir bizden, mücadele bizden, ferasetli davranmak bizden, takdir Allah’tandır. Her meselemizde olduğu gibi Rabbimizin yardımının bu sıkıntımızda da yanımızda olacağından şüphe duymuyoruz’’

O günden başlayarak Türkiye’nin düşünen beyinleri, yarınların dünyasına yönelik öngörülerini daha sık açıklamaya başladılar.

Aradan kısa bir süre geçtikten sonra, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın, korona sonrası yanı dünya oluşumlarında Türkiye’nin önünü açacak hamlelerini başlattığı gözlendi.

Başkan Erdoğan (10 Nisan 2020) yaptığı 2 stratejik hamleyle Asya’dan İngiltere’ye uzanan bir hatta yanı denklem kurmaya yöneldi.

Stratejik 2 hamlanın sonuçlarını korona sonrası daha net olarak göreceğiz. Erdoğan’ın derinlikli, özellikli hamlelerinin ruhu şöyle:

1)Türk devletlerine seslendi. Geleceği işaret ederek, ’’SALGIN SONRASI İÇİN HAZIRLANMALIYIZ’’

2)İngiltere Başbakanı Boris Jonhson’a çok anlamlı ve derinliği olan, KÜRESEL YENİ OLUŞUMLARA işaret eden bir mektup gönderdi.

ASYA HATTI TAHKİMATI

Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Keneşi-Türk Konseyi) koronavirüs gündemiyle olağanüstü toplandı. Toplantıya telekonfreransla katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bu savaşı elbette kazanacağız. Salgın sonrası için de hazırlık yapmalıyız. Bu şekilde bir hareket tarzı benimsenmesi konseyimizin uluslararası görünürlüğünü belirginleştirecek ve küresel gücünü arttıracaktır." ifadelerini kullandı.

Zirveye Cumhurbaşkanları Recep Tayyip Erdoğan, Azerbeycan- İlham Aliyev, Kazakistan- Kassym-Jomart Tokayev, Kırgızistan -Sooronbay Ceenbekov, Özbekistan -Şevket Mirziyoyev, Türkmenistan – Kurbankulu Berdimuhammedov, Macaristan Başbakanı Viktor Orban katıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın derinlikli konuşması:

TÜRK DÜNYASI OLARAK DAHA GÜÇLÜ ÇIKACAĞIZ

‘’Allah’ın izni ile bu savaşı elbette kazanacağız. Ardından da yeni bir dünya gerçeği ile karşı karşıya kalacağız.

Bu nedenle mücadelemizi sürdürürken diğer taraftan salgın sonrası dönem için hazırlık yapmalıyız.

Sağlıktan ticarete, ekonomiden toplumsa psikolojiye, gelişmelere bütüncül şekilde yaklaşmalı, işbirliği alanların tespit ederek gerekli adımları atmalıyız.

Bu minvalde salgın ile ilgi sorunlara çözüm üretmek, bilgi tecrübe paylaşımında bulunmak, ayrıca salgın sonrası döneme ait stratejiler üretmek amacıyla ulusal kriz merkezlerimiz arasında bir eş güdüm işbirliği mekanizmasının kurulmasını öneriyorum.

Bu şekilde bir hareket tarzı benimsenmesi konseyimizin uluslararası görünürlüğünü pekiştirecek, küresel çapta ağırlığını arttıracaktır."

Türk Devletleri Zırvası’nın önemli bir köşe başı da, Macaristan Türk Konseyi’nin daimi uyası olmasıydı. MACARISTAN BAŞBABAKNI ORBAN’IN TÜRKLÜĞÜ TESCIL EDILDİ.

Bundan sonra BUDAPEŞTE’DEN ÇİN SEDDINE KADAR BIRLEŞİK TÜRK DEVLETLERI KONSEYI’NIN AĞIRLIĞI OLACAK.

İNGİLİZ BAŞBAKANI JOHNSON’A ERDOĞAN MEKTUBU

Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın İngiltere Başbakanı Boris Johnson’a gönderdiği mektup, çok iyi düşünülmüş, derinliği olan, korona sonrası yenidünyada Türkiye-İngiltere ilişkilerini çok özellikli bir hatta yerleştirmeye yönelik bir mektup

Erdoğan’ın özellikli cümleleri..(Büyük harflerle yazdığımız ifadelere özellikle dikkat)

“Sayın Başbakan, Değerli Dostum,

Öncelikle, tedavi sürecinizin bir an evvel sonuçlanarak sağlığınıza kavuşmanız için en samimi dileklerimi yinelemek istiyorum.

Ülkemiz için önemli bir STRATEJIK ORTAK, GÜÇLÜ BİR MÜTTEFİK VE DEĞERLİ BİR DOST OLAN BİRLEŞİK KRALLIK’IN, tüm dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgınından maalesef en fazla etkilenen Avrupa ülkelerinden biri olduğunu biliyorum.

DOST BIRLEŞİK KRALLIK HALKI’NIN bu trajediden asgarî seviyede kayıpla çıkmasını temenni ediyorum.

HEMEN HEMEN HER ALANDA MÜKEMMEL DÜZEYDE SEYREDEN ilişkilere sahip olduğumuz ve TÜRKİYE İÇİN VAZGEÇİLMEZ ORTAKLARDAN BİRİ OLAN BİRLEŞİK KRALLIK ülkemizle dayanışmasını çeşitli vesilelerle birçok kez göstermiştir.

Küresel olarak yaşamakta olduğumuz BU ZORLU DÖNEMİ GERİDE BIRAKTIKTAN SONRA göreve geldiğiniz günden bu yana sürdürmekte olduğumuz SAMİMİ VE YOĞUN İLETİŞİMİ TAÇLANDIRMAK VE İKİLİ İŞBİRLİĞİMİZİ BREXIT sonrası dönemde DAHA DA İLERI TAŞIYACAK ADIMLARI KARARLAŞTIRMAK AMACIYLA, ATA TOPRAĞINIZ OLAN ÜLKEMIZDE sizi ağırlamak istiyoruz’’

NEDEN İNGİLTERE?

TÜRKİYE’NİN COMMONWELT-İNGILTERE HATTINDA KURMAYA ÇALIŞTIĞI YENİ DENKLEM

İngiltere, 23 Haziran’da tercihini Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılmak yönünde yaptı. Dünya ekonomik odaklarının derinliğinin temsilcisi Financial Times’ta, geçen yıl dikkati çeken bir analiz yayınlandı. Dikkatle okuyalım:

“AB’den ayrılma kararı,1960’larda imparatorluk formunu terk ettiğinden bu yana İngiltere’nin dış politikasındaki en temel değişim” olarak tarif ettiği duruma karşılık gelmektedir Referandumdan çıkan bu sonucu, birçok çevre olumsuz, ayrıştırıcı ve eksik bilgilerle yürütülen bir durum olarak gördü. Bunu başka bir tartışma takip etti: İngiltere’nin gelecekteki politikalarını şekillendirecek muhtemel konu başlıkları ne olacak?

Öncelikle, Orta Doğu’da daha çok hareket özgürlüğüne sahip olabilme şansı yakalanmış olacaktır.

Dünyanın geri kalanı, doğal olarak Brexit’in İngiltere’nin dünyadaki yeri ve gelecekteki dış politikası için ne anlama geldiğini merak ediyor. İngiltere; BM Güvenlik Konseyi’nin, G7’nin ve G20’nin devamlı üyesi olmasının yanı sıra NATO’ya öncülük eden ve Commonwealth’in bir parçası olan dünyanın en büyük ekonomilerinden biri.

İngiltere’nin 100 yıldan fazla bir süredir kilit bir rol oynadığı Orta Doğu’ya yaklaşımına nasıl bir etkisi olacağı üzerine detaylı çalışmalar sürüyor.

İngiltere geçmişte Atlantik’in iki kıyı hattı boyunca, yani AB ve ABD arasında köprü işlevi görmüş ve sıklıkla stratejik bir güzergâh olarak rol oynamaya çalışmıştı. Bu duruş, 2003 yılında İngiltere’nin AB çoğunluğunun aksine ABD’nin Irak’ı işgaline itiraz etmesinden sonra çarpıcı bir şekilde sona erdi. Uzun yıllar değişmeyecek bir diğer kilit faktör ise İngiltere’nin Körfez’deki enerji kaynaklarına olan bağımlılığıdır.

Hâliyle İngiltere’nin bilhassa Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile olan ilişkileri, Orta Doğu’ya ilişkin yaklaşımları açısından belirleyici olacaktır. Problem şu ki geçmiş belki de gelecek için doğru bir rehber olmayabilir. Zira İngiltere, değişim içerisinde iken aynı zamanda kendi rotasını bulma çabası içerisinde bulunacaktır.

İngiltere’nin Orta Doğu’da kendisini konumlandırdığı haliyle nereye evirileceğini öngörmek için her zaman olduğu gibi, bunun Avrupa ve ABD için ne anlama geleceği ile yerel durumu birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Brexit sonrası, İngiliz Hükümeti için en önemli başlık ticarettir ve ticari ilişkiler her zamankinden daha önemli bir başlık olacaktır. Körfez gibi esaslı piyasalar ise bu süre zarfında daha fazla talep alanı geliştirmeden önce İngiltere için öncelikli piyasalar olacak.

Öte yandan İngiltere, ABD dâhil olmak üzere en büyük ticari ortaklarıyla ticaret antlaşmaları konusunda müzakere dönemine girecektir.

Bunun yanı sıra farklı uluslararası ve ikili ticaret antlaşmalarının müzakere edilip hazırlanmasına ihtiyaç olacak. Bu, İngiltere’nin şu an AB üyesi olarak bir parçası olduğu antlaşmaların yerini alacak 50 yeni ticaret antlaşmasını da içerecektir.

Önümüzdeki dönemde büyük uluslararası meseleler, tekil ilişkilerden ziyade bazı devlet blokları ve ittifakları tarafından karara bağlanacak ve bu yüzden İngiltere, kayda değer bir nüfuz kaybına uğrayacaktır. Bu durumda İngiltere’nin ABD ile yakın bir temas içerisinde olup Beyaz Saray’a daha bağlı hareket edeceğinin neredeyse kesin olduğu söylenebilir.

Geniş anlamda Orta Doğu içinse bu durum, AB’nin ve İngiltere’nin kendi iç gündemlerine bağlı kalacakları, İsrail-Filistin sorunu gibi bölgedeki çatışmaları çözmek hususunda yapıcı inisiyatiflere muhtemelen dâhil olacakları geliyor.

İngiltere için Suriye meselesi ise yalnızca IŞİD ile mücadele ve mülteci akınını asgari düzeye indirme merceğinden izleniyor olabilir. Bir yandan Türkiye, AB’ye girmesine taraftar olan önemli bir ismi kaybetti. Fakat Suriye meselesinde bölgeye yakınlığına ve krizin etkisine rağmen Avrupa Birliği pek az bir etkiye sahip. Uluslararası bağlamda iki büyük oyuncu olarak Rusya ve ABD ile kilit bölgesel aktörler olarak Türkiye, Suudi Arabistan ve İran etkili bu meselede. İngiltere bu anlamda gün geçtikçe daha büyük bir hareket kabiliyetine sahip olabilir.

İngiltere’nin AB harici dış politikasının en öncelikli gündemi oluşuyor. Bu yanıyla İngiltere, AB’de olmasa bile Avrupalı kaldığını göstermesi açısından kendisine yeterli hareket alanı sağlayacaktır. Zira İngiltere, diğer ülkelerin teröre karşı mücadelede hâlâ faydalanmak istediği en iyi seviyede istihbarat imkânlarına ve ajanlarına sahip bir ülke konumunda. İngiltere, kendisini geri çekmek yerine muhtemelen kendi rolünü yeniden bölge hâkimiyeti üzerinden kurgulayacaktır.

İngiltere, AB’den ayrıldıktan sonra İran ile olan ilişkilerini bir anda rafa kaldırılamayacağını göz önüne alırsak bu ilişkilerde İngiltere’nin rolü ne olacak? Esasında İran, Brexit ile birlikte daha zayıf bir AB ve İngiltere göreceğini varsaydığı için söz konusu ayrılma kararını mutlulukla karşıladı.

Fakat İngiltere’nin en azından AB’den bağımsız bir dış politikası olacağı pekâlâ çok açık.

Bu, gelecekteki bir hükümetin Filistin meselesine dair risk alacağı anlamına gelebilir mi? Filistin’in tanınacağı yahut belki de birçok diplomatın istediği gibi Hamas ve Hizbullah ile doğrudan temaslara başlanacağı anlamına gelebilir mi? İngiltere’nin hâlihazırdaki konumu, İsrail’in yerleşimleri ve Gazze gibi konularda daha zayıf hale geldiği bir noktada farklı bir yöne evrilebilir. Muhafazakârlardan oluşan bir hükümet muhtemelen rotasını değiştirmeyecektir ancak İşçi Partililerden oluşan bir hükümetin bu tarz bir yön değişikliğinden yana olacak olması muhtemeldir.

Açık ticaret yaklaşımı benimsenirse İran ile çok daha büyük bir iş ortaklığı imkânı doğabilir. Zira birçok şirket, sadece ABD yaptırımlarının sürmesinden ve İran ile yapılacak antlaşmaların iptal edilmesinden çekiniyor.

Türkiye de iyi bir pazar olabilir. Peki, bu, pratikte ne anlama geliyor? Kıbrıs, Doğu Akdeniz politikalarında Türkiye, önemli konumuyla dikkate değerdir.

İngiltere’nin dünyaya yönelik yeni bir yaklaşım ortaya koyabilmesi muhakkak gündeme girecektir. Mısır, Ürdün ve Lübnan eski Büyükelçisi James Watt, “kendisini AB üyeliği kozasından çıkaran bir İngiltere’nin bu aşamada öncelikli olarak ihtiyaç duyduğu şeyin, dış politikada ve Birleşik Krallığın kimliğine dair tartışmalarda tavizsiz ve vizyoner bir liderlik” olduğuna inanıyor.

Daha az patinaj, daha az gerçekçi bir yol izlemek ve tarihten daha fazla ders çıkarmak İngiltere’ye yardımcı olacaktır”

İngiltere’nin Orta Doğu politikalarındaki değişimini henüz tespit edemeyen bölgesel aktörlerin sabırlı olması gerekiyor. Belki de İngiltere tüm bu süreçten daha güçlü bir şekilde çıkacak ve daha önceki ağır aksak yürüyüşünün aksine dünyadaki rolünü yeniden gözden geçirmeye mecbur kalacaktır’’

SONUÇ

Brexsıt sonrası İngiltere, Ortadoğu’ya yeniden yönelirken, bu sefer karşısında veya yanında stratejik konumu, bölgesel oyuncu Türkiye gerçeğini, muhakkak değerlendireceğinden, TÜRKİYE-İNGİLTERE İLİŞKİLERİNİN İVME KAZANMASI, çok değerli bir sürece işaret etmektedir.

Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan, İngiltere hattını tahkim ederken, KIBRIS-LIBYA-DOĞU AKDENIZ STRATEJILERININ ALT YAPISINI GELİŞTİRMEYE KARARLIDIR.

KADERE BAKINIZ.100 YIL ONCE OSMANLI’YI PARÇALAYAN, SYKES-PICOT ANLAŞMALARI İLE ORTADOĞU HARITALARI ÇİZEN INGILTERE,100 YIL SONRA GELECEĞİNİ YENIDEN DİRİLEN, ORTADOĞU’NUN BÖLGESEL GÜCÜ KONUMUYLA OYUN KURAN TÜRKİYE GERÇEĞİNE GÖRE KADERINI BELİRLEME DURUMUNDA KALACAKTIR.

KORONA SONRASINA TÜRKİYE FIKREN,RUHEN,82 MILYONU HEDEFE KILITLEYEREK HAZIRLANIYOR.’’YENI DÜNYADA KÜRESEL OYUNCU TÜRKİYE’’ YOLUNDA YÜRÜYORUZ..BÜYÜK DÜŞÜNCE.BÜYÜK HAREKET TÜRKİYE’YE YAKIŞIYOR.

AK PARTİ DOSYASI /// MUSTAFA BALBAY : Erdoğan, salgını 15 Temmuz gibi kullanmak mı istiyor ???


MUSTAFA BALBAY : Erdoğan, salgını 15 Temmuz gibi kullanmak mı istiyor ???

08 Nisan 2020

Koronavirüs salgınına karşı AKP’nin izlediği yolu şöyle özetleyebiliriz:

Toplumun reflekslerini dikkate alıp tepkilere göre önlem almak.

Zira sahra hastanelerinden İstanbul için gerekli özel adımlara kadar alınması gereken pek çok önlem, kamuoyu baskısı yükselince alınıyor.

Bunu tarifi şudur:

AKP krizi çözmekten çok yönetmek istiyor.

AKP’nin pek çok konuya böyle baktığını biliyoruz, ama bu farklı. Türkiye’nin toplam gücünün kullanılması gereken bir salgın işgaliyle karşı karşıyayız.

AKP neden böyle bir yol izliyor?

***

Sorunun yanıtı Erdoğan’ın önceki akşamki sözlerinde. Erdoğan, “Rabb’imizin ‘Sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır olabilir’ diyerek tarif ettiği bir süreçten geçtiğimize inanıyorum” dedi, devam etti:

“Yaşadığımız koronavirüs salgınının ardından dünyada hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı açıkça görülüyor. Diğer ülkelerin ve insanların sırtından kendilerine sahte bir refah düzeni kuranların devri artık kapanıyor. Ekonominin sadece paradan, borsadan, faizden, spekülatif araçlardan ibaret bulunmadığı, aslolanın yeterli üretim ve adil dağılım olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Devlet ve vatandaşları arasındaki siyasi, ekonomik ve sosyal ilişkilerin yeniden tanımlanacağı bir döneme giriyoruz… Eğitimden sağlığa, ulaşımdan sanayiye, tarımdan enerjiye kadar her alanda inşa edeceğimiz güçlü altyapının semeresini alacağımız bir devrin eşiğindeyiz… Asıl büyük mücadelemiz salgın sonrasında başlayacaktır. Üretimi mutlaka sürdürme vurgusu yapmamızın sebebi budur… Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşmasının önündeki engeller adeta kendiliğinden kalkıyor…”

İsim verilmeyip bu sözleri kimin söylediği sorulsa pek çok kişi şu yanıtı verecektir:

AKP’nin yıllardır izlediği yanlış politikaların bilincinde olan, paran kadar sağlık, paran kadar eğitim politikalarına karşı çıkan, bu gidişe alternatif üretme gücündeki bir kişi!

Sanki, 17 yılda Türkiye’ye 1 trilyon dolar sokup, Türkiye’den 3 trilyon dolar çıkmasını sağlayan başka bir iktidar…

Sanki, bugüne kadar üretimi öteleyen, eğitim, sağlık, tarım altyapılarını ihmal eden başka bir iktidar…

Sanki, sağlıkta uluslararası tekellerin dümen suyuna girip üniversite hastanelerini çökerten, sağlık garantili değil, hasta garantili “şehir hastaneleri” adı altında sağlık işletmeleri yapan başka bir iktidar…

Sanki, aşı üreten kurumları, SSK’nin ilaç fabrikalarını satıp Türkiye’yi ilaçta çokuluslu şirketlere muhtaç eden başka bir iktidar…

Sanki, yerli tohum üretmeyi suç sayan başka bir iktidar…

Şimdi AKP geldi, bu kötü gidişe dur diyecek yepyeni bir gelecek vaat ediyor!

***

Gün gerçekten de Türkiye’nin bütün gücünü birleştirerek bu salgını yenme, devamında sosyal hukuk devletini ilkesine göre yenilenme günü…

Ancak yukarıda özetlediğimiz tablo, AKP’nin bu süreci de iktidarını güçlendirme, parti devleti kavramından öte partiyi tümüyle devlet yerine koyma hedefinde olduğunu gösteriyor.

Akla, “15 Temmuz’u Allah’ın bir lütfu olarak” görme anlayışını getiriyor.

Türkiye’nin parlamenter sistemden uzaklaştıkça krizlere, belirsizliklere yaklaştığını yaşayarak gördük.

Koronavirüs salgını sürecinde ve sonrasında da aynı anlayışın izlenmesi daha kötü sonuçlar verecektir.

Erdoğan’ın Tekâlif-i Milliye’ye bu kadar çok sarılması aslında devlet hazinesinin ne durumda olduğunu gösteriyor. Gerçeği ancak bu yolla anlatabileceğini düşünmüş olmalı!

Erdoğan’ın çok dara düşünce bile olsa Atatürk’ü anması güzel…

Ama anmak yetmez anlamak gerekir… Tekâlif-i Milliye’de Atatürk’ü ya yanlış anladı ya da kendi istediği gibi anlamak istiyor.

Atatürk, “zaferden sonra ödenecek” diye o adımı attı. Üç kelimede iki büyük mesaj var:

1- Zaferden emin…

2- Ödenecek…

İkisini de 2 yıl içinde gerçekleştirdi…

Sizin 18 yılda geldiğiniz nokta ise ortada…

AK PARTİ DOSYASI /// VİDEO : Erdoğan’ın Ses Kayıtları Doğru Çıktı Yer Yerinden Oynayacak (İDDİA)


ÖZEL BÜRO NOTU : HER ZAMAN SÖYLEDİĞİMİZ GİBİ İKTİDAR PARTİSİ İLE İLGİLİ YOLSUZLUK YADA USULSÜZLÜK DOSYALARINI YAYINLARKEN BUNLARIN MUTLAKA “İDDİA STATÜSÜ”NDE OLDUĞUNU BİLMENİZ İÇİN ÖZELLİKLE YAYINLIYORUZ. MAHKEMECE BİR KESİNLİK KAZANMADIĞI İÇİN SİTEMİZDEKİ YOLSUZLUK VE USULSÜZLÜK DOSYALARININ TAMAMI İDDİADIR VE İKTİDAR PARTİSİ BUNLAR İLE İLGİLİ BİR CEVAP YADA TEKZİP METNİ GÖNDERİRSE BUNU BURADAN YAYINLAYACAĞIZ. AMACIMIZ KARALAMAK, ÇAMUR ATMAK DEĞİL TAM TERSİNE HALKIN VARSA OLUMSUZ BİR DURUM BUNU ÖĞRENMESİNİN YOLUNU AÇMAKTIR. BİZ PSİKOLOJİK SAVAŞ KALEMŞÖRÜ DEĞİLİZ. DOĞRU OLDUĞU MÜDDETÇE HANGİ PARTİ, VAKIF VEYA DERNEK OLDUĞUNU ÖNEMSEMEDEN VARSA BİR YOLSUZLUK, VURGUNCULUK, RÜŞVET VEYA USULSÜZLÜK DOSYASINI YAYINLARIZ. TABİ Kİ İDDİA OLARAK. BU DOĞRU İSE BİZİ MUTLU EDER, YANLIŞSA DA YANLIŞ OLDUĞUNU ÇEKİNMEDEN YAYINLARIZ. AMACIMIZ BU ÜLKE KURUMLARININ TEMİZ KALMASINI SAĞLAMAKTIR, DOĞRU BİLGİ VERMEKTİR, PARTİLER ÜZERİNDEN PROPAGANDA YAPMAK DEĞİLDİR. İŞTE BU VİDEODAKİLER DE BİR İDDİADIR. EĞER İDDİALAR SİZCE DOĞRU DEĞİLSE BİZE YAZIN ONU DA ÇEKİNMEDEN YAYINLARIZ.

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=W2buKdLeOFU&app=desktop

AK PARTİ DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : TAYYİP ERDOĞAN DERHAL İSTİFA ETMELİDİR !…


E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : TAYYİP ERDOĞAN DERHAL İSTİFA ETMELİDİR !…

04 Mart 2020

Esad rejimine bağlı hava kuvvetlerinin 27 Şubat 2020‘de, İdlib’de konuşlu Türk birliklerine yaptığı alçakça saldırı sonrasında 33 Mehmetçik şehit oldu. Acımız büyük. Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin devlet aklını ve kurmay aklını yok sayarak yaptığı planlamalar ile Türk Ordusu dört cephede harekât icra ediyor. Yurt dışında Irak, Suriye ve Libya’da harekât icra eden Türk Ordusu yurt içinde İç Güvenlik Harekâtı icra ediyor. Irak, Suriye ve Libya’nın toprak bütünlüğünü sağlamak için asker gönderdiğini iddia eden Erdoğan, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü sağlamak için işgal edilen 18 Türk Adası’na asker göndermiyor, diplomasiyi de kullanmıyor.

Türk Ordusu’nun aynı anda dört cephede harekât icra etmesi ve harekât devam ederken askerlik süresinin altı aya düşürülmesi stratejik bir hatadır. Yunanistan, Adalar (Ege) Denizi’ndeki askeri yığınağını sürekli olarak artırırken dört cephede harekât icra etmek Türkiye’nin güvenliğini tehlikeye atmaktır. Adalar (Ege) Denizi’nde işgal edilen adalarımıza ilave olarak yeni krizler gündeme gelirse Türkiye nasıl müdahale edecek?

Yurt içinde icra edilen İç Güvenlik Harekâtı hayati önem haiz olup yakın hava desteği ile başarılı bir şekilde sürdürülmektedir. Ancak, yurt dışında üç ülkede icra edilen harekâtı mercek altına aldığımızda, Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin sürekli olarak yalpaladığı, ABD ve İsrail ile eşgüdümlü dış politika izlediği ve Türkiye’yi maceraya sürüklediği açık bir şekilde görülmektedir.

IRAK CEPHESİ

ABD, Saddam yönetimini devirmek, Irak’ı üçe bölmek ve İsrail’in güvenliğini sağlamak için 2003’te Irak’a savaş açtı. Erdoğan ve AKP Hükümeti 20 Mart 2003 tezkeresi ile ABD ve müttefiklerine Türk Hava Sahasını açarak destek verdi. Saddam yönetimi devrildi, Irak fiilen üçe bölündü. 2003’te, ABD’ye destek vererek Irak’ın fiilen üçe bölünmesini ve İsrail’in güvenliğini sağlayan Erdoğan şimdi de Irak’ın toprak bütünlüğünü savunuyor. Erdoğan kendisi ile çelişiyor.

Türk askeri, 1926 ve 1946 Anlaşmaları ile Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 51. Maddesi gereği, 1990’lı yıllardan bugüne kadar Kuzey Irak’ta konuşlu olarak görev yapıyor. İhtiyaç duyulduğunda Türk birliklerine yakın hava desteği veriliyor ve Türk savaş uçakları ABD ile koordine edilerek Irak hava sahasını kullanıyor. Kuzey Irak’ta konuşlu birliklerimiz, Kandil Dağı ve sınırımıza yakın bölgelerde bulunan PKK terör örgütünün Türkiye’ye yönelik saldırılarına karşı önemli ölçüde koruma sağlıyor. Türk Askerinin Irak’ta bulunması hayati öneme haiz olup Türkiye’nin güvenliği için harekât ihtiyacıdır. Türk Askeri’nin Irak’taki mevcudiyeti devam ettirilmelidir.

LİBYA CEPHESİ

Libya’da Şubat 2011’de iç savaşın başlaması üzerine Kaddafi’yi yönetimden indirmek için NATO Müdahale Planına karşı çıkan ve “NATO’nun Libya’da ne işi var” diyen Erdoğan, Mart 2011’de çıkarılan tezkere ile TSK unsurlarının NATO Deniz Gücünde görev almasını sağladı. Libya’da barışı desteklemek yerine savaşı destekleyen Erdoğan, Temmuz 2011’de Libyalı muhaliflere 300 milyon dolar para yardımında bulundu. Erdoğan’ın desteklediği muhalifler, Kıbrıs Barış Harekâtında Türkiye’yi destekleyen Kaddafi’yi 20 Ekim 2011’de linç ederek öldürdü. Libya bölündü. İç savaş hâlâ devam ediyor. 2011’de, Libyalı muhaliflere destek vererek Libya’nın bölünmesini sağlayan Erdoğan şimdi de Libya’nın toprak bütünlüğünü savunuyor. Erdoğan kendisi ile çelişiyor.

Erdoğan ve AKP Hükümeti, 27 Kasım 2019’da, Libya ile imzalanan Deniz Yetki Alanları Anlaşması’ndaki sözde kazanımlarımızı korumak maksadıyla, 02 Ocak 2020’de Libya Tezkeresini meclisten geçirerek Libya’ya asker gönderdi. Anılan anlaşma ile toplam 80 bin kilometrekarelik Türk Kıta Sahanlığı, Yunanistan, Libya ve Mısır’a terk edildi. Türk askeri, anlaşma ile terk edilen kıta sahanlığımızın neresini koruyacak?

Mevcut durum itibarıyla Libya hava sahası Hafter’in kontrolünde ve Libya hava sahasını kullanamıyoruz. Libya’ya gönderilen askerlerimiz Hafter birliklerinin tehdidi altında. Libya’da şehit edilen askerlerimizin kamuoyundan gizlendiği ve gizlice defnedildiği ortaya çıktı. Türkiye, Libya’da barışı desteklemeli ve Türk Askeri en kısa zamanda Libya’dan geri çekilmelidir.

SURİYE CEPHESİ

Erdoğan ve AKP Hükümeti, 6/7 Eylül 2007’de İsrail Savaş uçaklarına Türk Hava Sahasını açtı. Hava sahamızı kullanan 5 adet İsrail F-15 savaş uçağı Suriye’yi bombaladı. İsrail uçaklarına ait ilave yakıt tankları (jettison tank) Hatay ve Gaziantep’e düştü. Erdoğan ve AKP Hükümeti İsrail’e nota vermedi.

İsrail’in deniz ablukası nedeniyle Filistin’e ulaşamayan silah ve mühimmat Şii Ekseni üzerinden Filistin’e ulaştırılmaya başlandı. İran-Irak’ın güneyi-Suriye’nin güneyi ve Lübnan’dan geçerek Filistin’e uzanan Şii ekseni Saddam’ın devrilmesine rağmen kesintiye uğramadı. İsrail’in güvenliğini sağlayarak Büyük İsrail Projesini gerçekleştirmek ve Şii ekseninden Filistin’e yapılan silah ve mühimmat akışını durdurmak maksadıyla 2011’de Suriye’de iç savaş çıkarıldı.

Erdoğan ve AKP Hükümetleri barışı desteklemek yerine muhalifleri ve savaşı destekledi. Suriye’deki terör örgütü PYD’nin lideri Salih Müslim 03-05 Ekim 2014’te Ankara’da ağırlandı. 29 Ekim 2014’te Habur sınır kapısı açıldı ve 80 araçlık peşmerge konvoyu Türkiye üzerinde Suriye’ye geçiş yaparak terör örgütü PYD’ye destek verdi. 22 Şubat 2015’te Süleyman Şah Türbesi 37 km. geri çekilerek Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmaya çalışılan İsrail koridorunun önü açıldı.

Adana Mutabakatı ve Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 51. Maddesi gereği, Fırat’ın batısındaki terör unsurlarını temizlemek maksadıyla 2016-2018 yılları arasında Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtı icra edildi. Fırat’ın doğusunda bulunan terör unsurlarını temizlemek maksadıyla 09 Ekim 2019’da başlatılan Barış Pınarı Harekâtı, ABD’nin girişimiyle durduruldu.

Soçi Mutabakatı kapsamında Suriye’nin İdlib bölgesinde TSK tarafından gözlem noktaları tesis edildi. Fırat batısındaki hava sahası Rusya’nın kontrolünde olduğu için İdlib bölgesindeki birliklerimize savaş uçakları ile yakın hava desteği veremiyoruz. Hava desteği olmadan ve hava sahasının kontrolü sağlanmadan müşterek harekat yapılamaz. Devlet aklı ve kurmay aklı yerine belediye kafası ve cahil cesareti ile hava desteği olmadan birliklerimiz İdlib’te konuşlandırılarak ateşin ortasında bırakıldı. Bu durumdan istifade eden Esad rejimi, İdlib’teki birliklerimize hava saldırısı yaparak 33 askerimizi şehit etti.

Müşterek harekâtın gereğinin yerine getirilmemesi halinde ağır kayıplar verildiğini gösteren tarihi örnekler var. Tinian Adası’na atom bombasının bileşenlerini bırakan USS-Indianapolis Kruvazörü’ne dönüş yolunda Taktik Hava Desteği (TASMO) ve denizaltı savunma harbi nitelikli muhrip / destroyer desteği verilmedi. USS-Indianapolis Kruvazörü, 30 Temmuz 1945’te Filipinler’e doğru tek başına seyir halindeyken Japon denizaltısından atılan torpidolarla Büyük Okyanus’ta batırıldı. 300 kadar mürettebat gemi ile birlikte batarak hayatını kaybetti.

Mevcut durum itibarıyla Suriye’de icra edilen harekât, düşük yoğunluklu çatışmadan Esad rejiminin ordusu ile bölgesel savaşa dönüşmüştür. Anayasa’nın 117. Maddesi gereği Başkomutanlık görevi Genelkurmay Başkanı’na devredilmelidir.

Esad rejiminin alçakça saldırısı sonrasında Bahar Kalkanı Harekatı ile misliyle müdahale edilmiş ve rejim birliklerine çok ağır zayiat verdirilmiştir. Türkiye, bu aşamadan sonra itidalli davranmalı ve Esad ordusuyla yapılan bölgesel savaşın genel savaşa dönüşmesinin önüne geçilmelidir.

Suriye’deki birliklerimizin güvenliği için hava sahasının kontrolü ve yakın hava desteği sağlanmalı, birliklerimiz Suriye vatandaşlarının göçünü önleyecek şekilde Suriye içinde yeniden tertiplenmelidir.

VATAN TOPRAKLARINDA YUNAN SANCAĞI DALGALANIRKEN, ERDOĞAN ŞEHİTLER TEPESİ’NDEN BAHSEDEMEZ !…

İdlib olayından sonra Erdoğan’ın, “Şehitler tepesi hiçbir zaman boş kalmayacaktır” söylemi tam bir akıl tutulmasıdır. Yurt içinde ve yurt dışında yapılan askeri harekâtın maksadı en az kayıpla, verilen hedefe ulaşmaktır.

Şehitler Tepesi, Kurtuluş Savaşı sırasında Yunan topçu ateşi ile toprağa gömülen ve Şanlı Türk Sancağını dimdik tutan Mehmetçik Anıtının bulunduğu Zafer Tepe mevkiidir. Zafer Tepe’de 1924’te Atatürk’ün emri ile inşasına başlanan anıt yine Atatürk tarafından 1927’de törenle açılmıştır.

Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı, Kütahya ilinin Altıntaş ilçesine bağlı Zafertepe Çalköy yakınlarında yer alan ve Türk Kurtuluş Savaşı şehitlerine atfedilen anıttır.

Tayyip Erdoğan’ın, 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığını Yunan askerine teslim etmesiyle birlikte vatan topraklarında Yunan Sancağı dalgalanmaya başlamıştır. 06 Ocak 2009’da Aydın Eşek Adası’na gelen Yunan Cumhurbaşkanı Karolas Papulyas, Türk topraklarında dalgalanan Yunan Sancağını selamlamıştır.

Vatan topraklarında Yunan Sancağı dalgalanırken, Tayyip Erdoğan’ın Şehitler Tepesi’nden bahsetmeye hakkı yoktur, haddine de değildir.

TEK ADAM REJİMİ İDLİB’TE ÇÖKMÜŞTÜR. TAYYİP ERDOĞAN DERHAL İSTİFA ETMELİDİR !…

Müşterek harekâtın en önemli ve vazgeçilmez özelliği birliklerimizin üzerindeki hava sahasını kontrol etmek ve birliklerimizin üzerinde düşman uçağının uçmasını engellemektir.

Başkomutan sıfatını ve yetkilerini kullanan Tayyip Erdoğan, hava sahasının kontrolünü sağlamadan ve savaş uçakları ile birliklerimize yakın hava desteği vermeden İdlib’teki askerlerimizi ateşin ortasına atmıştır. İdlib’te 33 askerimizin şehit olması tam bir faciadır.

Tek adam rejimi İdlib’te çökmüştür. İdlib faciasının baş sorumlusu Tayyip Erdoğan, derhal istifa etmelidir.

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

AK PARTİ DOSYASI /// HALİS GÜLER : CUMHUR’UN REİSİ’NE AÇIK MEKTUP – 1


HALİS GÜLER : CUMHUR’UN REİSİ’NE AÇIK MEKTUP – 1

Sayın Cumhurbaşkanım;

57 yıllık yaşamının yaklaşık 40 yılını gazetecilikle geçirmiş yazmış çizmiş bir Türk vatandaşı olarak sizlere gözlemlerimi anlatmak istiyorum…

Dikkate alırsınız almazsınız o sizin kendi vatandaşınıza olan takdirinizdir…

Sayın Cumhurbaşkanım;

Yıllardır 82 milyonun harmanlandığı yer olan İstanbul’da halkımızı gözlemledim.

Bilirim ki İstanbul Türkiye demek…

Sokak sokak cadde cadde mahalle mahalle ilçe ilçe gezmediğim yer bırakmadım…

Minibüs otobüs metro metrobüs tramvay vapur hemen bütün ulaşım araçlarında halkın nabzını tutmaya çalıştım…

Elimden geldiğince kalemim yettiğince vatandaşın sesi olmaya çalıştım…

Gördüklerim kısaca şu;

Halk mutsuz…

Halk perişan…

Halk fakir…

Halk borçlu…

Halk aşsız…

Halk işsiz…

Gülen surat göremezsiniz…

Sayın Cumhurbaşkanım;

Sizden ricam şu;

Tebdil-i kıyafet edip bir halkın içine girin…

Yanınızda kimsecikler olmadan…

Habersiz ve korumasız…

Esnafa gidin minibüse binin metrobüse binin otobüse binin…

Girin halkın içine bir girin…

Futbol oynadığınız öğrenci olduğunuz zamanlardaki gibi…

İETT’de çalıştığınız zamanlardaki gibi…

Sizden önce yüzlerce partili veya devlet erkanı gidip de ortalığı toparlamadan…

Sahte gülen suratlar yerleştirilmeden…

Çiçeklerle karşılamalar yaşa varol Reis çok yaşa denmeden…

Bir cumhurbaşkanı olarak değil sıradan bir vatandaş olarak…

Sokakları dolaşın…

Esnaftan alış veriş yapın…

Markete girin fiyatları görün inceleyin…

Bakkallara gidin dertlerini dinleyin…

Bir kahvehaneye oturun ve halkla birlikte bir çay için…

Sabah-akşam otobüslere metrobüslere tramvaya veya minibüse binmeye çalışın…

Cumhurbaşkanı geçecek diye bütün trafiği durdurtmadan kendi özel aracınızla İstanbul’un bir ucundan diğer ucuna gitmeye çalışın…

Türkiye’yi işgal eden Suriyeliler’i bir sorun halka…

Ensar rolünü iyi oynuyorlar mı memnunlar mı hayatlarından…

Özellikle İstanbul Suriçi’ni iyi gözlemleyin…

Bakın bakalım Türk görecek misiniz?. .

Sayın Cumhurbaşkanım;

Pastacıya gidin…

Okullara gidin…

Lokantalara gidin…

Manava gidin…

Fırıncıya gidin…

Devlet kurumlarının işleyişini görün…

Belediyelere gidin mesela…

Tapuya nüfus müdürlüklerine SGK’ya…

Hastanelere gidin bakın bakalım hakikaten kadınlar çocuklarına kız bakmak için mi geliyorlar!.

Üniversitelileri dinleyin…

Gençleri dinleyin…

Çiftçinin halini hatırını sorun bakalım bir dokunup bin ah işitecek misiniz!. .

3-4 çocukla geçinmeye çalışan kişiye sorun bakalım evine yılda kişi başı 15 kilo et giriyor mu?. .

Kahvehanelerde emeklinin geçinip geçinemediğini sorun…

Taşeron firmalarda asgari ücretle çalışan işçilerin halini sorun…

Maaşını zamanında alıp almadıklarını sorun…

Biliyorum; bütün bunları yapmak hayli zor…

Amma velakin; Hazreti Ömer gibi devlet başkanı olmak da kolay değil…

Siz ki kimsesizlerin kimsesi olarak yola çıktıysanız eğer bu gariban kardeşinizin size sormaya hakkı olmalı…

Hem de;

Hak için…

Halk için…

Adalet için…

Sayın Cumhurbaşkanım;

Son olarak da sizden ricam şu;

Devletin bütün birimlerinin size sunduğu halka açıklanan bütün raporlar ile tebdil-i kıyafet gezip halkın nabzını tuttuğunuz gerçek raporu bir kıyaslayın…

Mektubumu sizin de sık sık dile getirdiğiniz Şeyh Edebali’nin öğüdü ile bitiriyorum;

Ey oğul;

Artık Beysin!

Bundan sonra öfke bize uysallık sana.

Güceniklik bize gönül almak sana.

Suçlamak bize katlanmak sana.

Acizlik bize hoşgörmek sana.

Anlaşmazlıklar bize adalet sana.

Haksızlık bize bağışlamak sana…

Ey oğul;

Sabretmesini bil vaktinden önce çiçek açmaz.

Şunu da unutma;

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın…

Sayın Cumhurbaşkanım;

Vatandaşın halini yakından görmeniz için bu mektubu yazdım…

Sen devletsiiiin sen bilirsin gurban…

Hayırlı günler diler vatandaş Halis Güler…

Saygılarımla…

LİNK : https://www.ciddigazete.com/cumhur-un-reisi-ne-acik-mektup-1-makale720.html