AK PARTİ DOSYASI : AKP ESKİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ’IN BİR ZAMANLAR AMERİKA YILLARINDAN BİR ANI


(Alıntıdır)

ABD’de bir süre yaşamış bir sınıf arkadaşımın paylaşımıdır:

"Size Amerikada çok eski bir anımı anlatacam….

David adında Amerikalı arkadşım vardı birlikte Bar Clup’ta çalıştık.

Ben bosboy o garsondu beni kollayan koruyan biriydi iyi bir dost olduk sonra Azeri bir bayan ile evlendi.

Çok düzgün karekterli biri.

Neyse Bir gün bana

"Haydar gel bak senin önünde bahşiş kutusuna 50’lik atacağım herkes görecek sende şahit ol sende gör" dedi.

"Tamam" dedim adam herkesin önünde parayı bahşiş kutusuna attı.

Gece 3 oldu bahşiş paylaşılacak anahtar sadece müdür’de var.

Müdür açtı kutuyu 50’lik yok.

Bahşiş kutusundan parayı müdürün çaldığından emin olduk.

Sonra garsonlar müdürün üstüne yürüyüp o. . .ço… ananı s. . küfürler etmeye başladılar.

O arada Yunanlı patron geldi garsonlar durumu patrona anlattı: "Ya bu hırsızı işten çıkar yada hepimiz müdürü mutfakta si. . .p işten çıkarız. " dediler.

Müdür Türk olunca yanına gidip “Lan şerefini si. . .ğim milletin hakkını niye çalıyorsun biz Türkleri burada 3 kuruş için rezil ediyorsun utanmıyor musun? deyince pişmiş kelle gibi sırıtmaya başladı hiç utanması sıkılması yok karakter sıfır. ”

Sonra gel zaman git zaman bu hırsız Türkiye’ye gitti önemli makamlara getirdiler ama ahlaki karakteri hiç değişmedi. O Türkiye’de çikolata kutusunda rüşvet alırken suç üstü yakalandı. Bu utanmaz herif ayrıca din düşmanı Bakara suresine "Bakara makara salla gitsin" falan filan dedi.

Hani bunu alıp siyasi köpek yaparsın havla dersin havlar onu anlarım çünkü siyasetin karakterle zaten ilgisi yok.

Ama sen gel bunu Prag’da büyük elçi yap!

Yazık bu ülkeye. "

AK PARTİ DOSYASI : Kaşif Kozinoğlu AKP’nin nasıl kapatılmadığını anlatıyor !!!!!


Kaşif Kozinoğlu AKP’nin nasıl kapatılmadığını anlatıyor !!!!!

AKP’yi kapanmaktan Koru’nun şantajı kurtardı!

“Anayasa Mahkemesi üyesi Serdar Özgüldür’ün, intihal yaptığı hususu Fehmi Koru tarafından tespit edilmiş ve bu olay gündeme getirilme tehdidi ile Özgüldür’e o malum ‘tarihi oy’ verdirilmiştir.”

Silivri Cezaevi’nde henüz bilinmeyen bir sebeple hayatını kaybeden MİT Asya Masası Başmüşaviri Kaşif Kozinoğlu, ölmeden önce Aydınlık’a yaptığı açıklamalarda, AKP’ye kapatma davası ile ilgili gündemi sarsacak önemli açıklamalarda bulundu. Kozinoğlu açıklamalarıyla Anayasa Mahkemesi (AYM)’nin AKP’yi “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olmakla mahkum edilmesine rağmen kapatılmamasının şifrelerini veriyor. Kapatılma kararı için bir tane daha “kapatılsın” oyunun gerektiğini hatırlatan Kozinoğlu, askeri kontenjandan AYM üyeliğine atanan Hakim Albay Serdar Özgüldür’ün şantajla “kapatılmasın” oyu verdiğini açıklıyor. Kozinoğlu, Özgüldür’e şantaj yapanı da açıklıyor: Abdullah Gül’e yakınlığıyla bilinen Star gazetesi yazarı Fehmi Koru!

Şantaja konu olan olay ise Özgüldür’ün akademik çalışmasında “intihal” yaptığı iddiası. Kozinoğlu olayı şöyle anlatıyor: “Serdar Özgüldür’ün intihal yaptığı hususu gazeteci Fehmi Koru tarafından belgeli olarak tespit edilmiş ve bu olay gündeme getirilme tehdidi ile Serdar Özgüldür’e ‘o’ malum tarihi oy verdirilmiştir” diyor.

Serdar Özgüldür’ün kardeşi, Harp Okulu’nda görevli Ayhan Özgüldür ve eşinin, Fehmi Koru ve ailesi ile çok “sıkı fıkı” olduğu belirtiliyor. Kozinoğlu, Ayhan Özgüldür’le ilgili çok ciddi bir bilgiyi gündeme getiriyor: “Ayhan Özgüldür, Fethullah Gülen’in Harp Okulu’ndaki İMAMI’dır!”

İşte Kozinoğlu’nun ifadeleriyle AKP’ye kapatma davası…

“AKP’yi esasen kapattırmayan ‘kapatılsın’ oyu vermeyen, askeri kontenjandan Anayasa Mahkemesi üyeliğine atanan Hakim Albay Serdar Özgüldür’dür. Serdar Özgüldür’ü, Anayasa Mahkemesi’ne üye yaptıran emekli Org. Yaşar Büyükanıt’tır.

Özgüldür, AKP’nin ‘laikliğe karşı eylemlerin odağı olduğunu’ kabul etmesine rağmen, ‘kapatılsın’ yönünde oy vermeyerek (6 olan ‘kapatılsın’ oyunun, 7′ye yükselmesini önleyerek) kapatma kararının hayata geçirilmesini engellemiştir… Serdar Özgüldür’ün intihal yaptığı hususu gazetec Fehmi Koru tarafından belgeli olarak tespit edilmiş ve bu olayı gündeme getirme tehdidi ile Serdar Özgüldür’e o malum ‘tarihi oy’ verdirilmiştir.

‘Tümg. Çubuklu biliyor’!

55 yaşında olan ve 65 yaşına kadar Anayasa Mahkemesi Başkanlığı yapabilmek uğruna, bir asker olarak Cumhuriyeti, tarihi boyutları ile satabilen Serdar Özgüldür, bakalım 65 yaşına kadar görevinde kalabilecek mi? Ve tarih sayfalarında nasıl yer alacak? Anayasa Mahkemesi üyeliği gibi kıyak bir göreve gelen bir subay AKP’yi kapattırmamıştır. Gerçek budur! Söz konusu gerçeği de en iyi Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubukçu bilmektedir.

AKP’yi kapattırmayan bir subaydır. Adı da Serdar Özgüldür’dür. Sana Anayasa Mahkemesi hayırlı olsun! Harp Okulu’nda yediğin yemekler ise haram!… Balyoz’dan yatan subaylara özellikle duyurulur. Gerçekleri bilelim değill mi?

Bir çok komplo, bu tip gündemlerle/doğrularla engellenir.

Türkiye doğruları bilmeye başlayacaktır artık

Hakikatler Türkiye’yi özgü kılacak!

‘Cemaatin Harp Okulu İmamı Ayhan Özgüldür’

Kozinoğlu açıklamalarının devamında Anayasa Mahkemesi üyesi Serdar Özgüldür’ün kardeşi Ayhan Özgüldür’ün Fethullah Gülen cemaatinin ‘Kara Harp Okulu İmamı’ olduğunu ifade ediyor:

“Fehmi Koru esasen Serdar Özgüldür’ün kardeşi öğretmen albay Ayhan Özgüldür’ün ve eşinin çok yakın aile dostudur. Ayhan Özgüldür, F. Gülen cemaati mensubudur…

Ayhan Özgüldür ve eşi eski Oyakbank çalışanı bayan Özgüldür’dür, Fehmi Koru ve ailesi ile çok sıkı fıkıdır. Yani Ayhan Özgüldür, Fethullah Gülen’in Harp Okulu’ndaki İMAMI’dır.

Halen ve uzun yıllardır Kara Harp Okulu’nda Bölüm Başkanı olarak görev yapan Ayhan Özgüldür, İlker Başbuğ tarafından bir ara Kara Harp Okulu’ndaki görevinden uzaklaştırılsa da, Büyükanıt Genelkurmay Başkanı olunca, Özgüldür’ü tekrar Harp Okulu’na tayin ettirmiştir. Nedeni çok açık değil mi? Yani 27 Nisan e-muhtırasını yapıp, muhtırada yazılan hususları hayata geçirmeyen/geçirttirmeyen Büyükanıt’a neden hiçbirşey yapılmıyor anlıyor musunuz? Dolmabahçe görüşmesini geçiniz. Satılan çok içerikli satılmıştır..”

Aydınlık – 22 Kasım 2011
http://www.antigazete.com/

AK PARTİ DOSYASI /// VİDEO : ÖZGÜR ÖZEL’İN SÜLEYMAN SOYLU VE REİS HAKKINDAKİ ÖNEMLİ İFADELERİ


VİDEO LİNK : ÖZGÜR ÖZEL’İN SÜLEYMAN SOYLU HAKKINDAKİ ÖNEMLİ İFADELERİ

https://www.youtube.com/watch?v=9FC9l64bSPs&feature=youtu.be

VİDEO LİNK : ÖZGÜR ÖZEL’İN TAYYİP ERDOĞAN HAKKINDAKİ ÖNEMLİ İFADELERİ

https://www.youtube.com/watch?v=lGDckxFC1zU&feature=youtu.be

AK PARTİ DOSYASI : İşte Davutoğlu’nun Defterindeki O Sırlar !..


İşte Davutoğlu’nun Defterindeki O Sırlar !..

Davutoğlu’nun sözleri, yeniden iktidar için terörün kullanıldığı yorumlarını beraberinde getirdi. Soruşturma ve dava dosyaları, seçimlerin yapıldığı 7 Haziran – 1 Kasım 2015 arasında, ‘IŞİD eylemlerine göz yumulduğuna’ ilişkin belgelerle dolu.

Eski AKP’li Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz” diyerek işaret ettiği 7 Haziran – 1 Kasım 2015 tarihleri arasında yaşanan IŞİD katliamları, “AKP’nin yeniden tek başına iktidara gelmesinin” yolunu açtı. Suriye politikası kapsamında, “Beşşar Esad’ı devirmek için her türlü cihatçı grupların faaliyetlerine tolerans gösteren, destekleyen iktidarın dokunmama politikası” nedeniyle, güvenlik birimleri örgüt faaliyetlerini sadece “izlemekle” yetindi.

O dönemde gerçekleşen olaylarla ilgili soruşturma ve dava dosyalarındaki verilere göre, dünyanın dört bir yanından Türkiye’ye gelen IŞİD üyeleri serbestçe sınırdan örgüte katıldı. Yaralanan örgüt mensupları, Türkiye’de tedavi ettirildi. Örgüte lojistik destek de yine sınırdan geçirilerek yapıldı. 7 Haziran – 1 Kasım 2015 arasında yaşanan Suruç ve Ankara Garı katliamlarının, “polis tarafından izlenen kişilerce gerçekleştirildiği” de ortaya çıktı. Gaziantep’te büyük çaplı hücre kuran, burada 150 kişiye silahlı eğitim veren IŞİD’e bağlı canlı bombalar, açık istihbaratlara karşın Şanlıurfa ve Ankara’yı kan gölüne çevirdi.

Bu süreçte ihmali olan kamu görevlileri ise “soruşturmaya uğramadıkları” için korundu. Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz” diyerek, iktidara mesaj verdiği 7 Haziran – 1 Kasım 2015 tarihleri arasındaki dönemde, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük katliamları yaşandı. Bir yanda terör örgütü PKK’nin saldırılarıyla gelen şehit haberleri, diğer yandan IŞİD’in kanlı katliamları gündemden düşmedi. Terör örgütü IŞİD, Türkiye’de, 14 önemli terör saldırısı gerçekleştirdi.

Bunun sonucunda 10’u polis ve 1’i asker olmak üzere, toplam 304 kişi yaşamını yitirdi; 1338 kişi yaralandı. 10 canlı bomba, 1 bombalı saldırı, 3 silahlı saldırı gerçekleşti. Bu dönemde yaşanan Suruç ve Ankara Garı katliamları, “açılması gereken defterler” arasında başı çekti. ‘Esad gitsin’ diye… AKP hükümeti, Suriye’de, Beşşar Esad rejimini devirmek için 2011’den bu yana cihatçı örgütleri destekledi. Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, Suriye’yi “Türkiye’nin iç işi” olarak tanımlarken, muhaliflere lojistik destek verdiklerini açıklamaktan geri durmadı.

Bu dönemde Suriye ve Irak’ta örgütlenen IŞİD’in önemli insan kaynağının yolu Türkiye oldu. Dünyanın birçok bölgesinden IŞİD’e katılmaya gelen yabancı teröristler, Türkiye üzerinden geçerek, çatışma bölgelerine ulaştı. İstanbul Sabiha Gökçen ve Atatürk havalimanları ile Antalya Havalimanı, örgüt militanlarının en sık kullandığı havayolu oldu. Bu kişiler, karayolu veya havayolunu kullanarak, çatışma bölgelerine yakın olan illere – Gaziantep, Hatay, Adana, Şanlıurfa – gittiler ve buradan Suriye’ye geçtiler.

Özellikle Türk vatandaşı kaçakçıların desteğiyle yüzlerce IŞİD’ci, Suriye’ye geçti. Sınır hatlarından bu geçişler önlenmedi. IŞİD’e katılan Türkler… IŞİD’e binlerce Türk vatandaşı da bu dönemde katıldı. Ancak güvenlik birimleri, sadece bu faaliyetleri izlemekle kaldı. IŞİD içerisinde “emir” konumuna yükselen İlhami Balı, Mustafa Dokumacı, Deniz Büyükçelebi’nin faaliyetleri polis ve istihbarat birimleri tarafından adım adım izlendi. Ancak bu süreçte herhangi bir tutuklama işlemi yapılmadı.

Gar katliamının bir numaralı sanığı İlhami Balı, Suriye iç savaşı başlayalı henüz bir yıl olmuşken, 2012’de Ankara’ya gelerek, burada örgütsel toplantılar yaptı. O sırada hareketleri polis takibindeydi ancak kendisine dokunulmadı. Türkiye, 2013’te IŞİD’i terör örgütü ilan etti. Ancak Suriye’deki çatışmalarda yaralanan IŞİD mensuplarının Gaziantep ve Hatay gibi illerdeki özel hastanelerde tedavi olmasına izin verildi.

İlhami Balı, 2014’te, polisin gözü önünde, bu hastanelerde IŞİD’lileri ziyaret etti. İslam Çay Ocağı… IŞİD’e eleman temin edilen illerin arasında Adıyaman da öne çıktı. Burada örgüt mensupları, şehrin ortasında yer alan “İslam Çay Ocağı” adında, çay ocağı görümündeki örgüt merkezini açtı. Burada cuma namazları kılan, örgütsel toplantılar yapan IŞİD’liler polis takibindeydi. Ancak, bu kişilerin Suriye’ye gitmesine izin verildi. Ocağı işleten Yunus Emre Alagöz, Gar katliamını, kardeşi Şeyh Abdurrahman Alagöz ise Suruç saldırısını gerçekleştirdi.

Bu grubun lideri Mustafa Dokumacı ise o günden bu yana yakalanmadı, halen aranıyor. Antep hücresi! Bir dönem Türkiye’nin sınır hattı tamamen IŞİD’in egemenliği altına girdi. İlhami Balı’nın Suriye’de sınır emirliğini almasının ardından Gaziantep hücresinin sorumluluğuna Yunus Durmaz getirildi. Kendisine bağlı büyük bir hücre kuran Yunus Durmaz, Suriye’deki “emirine” gönderdiği elektronik postada, “Gaziantep’te 150 kişiye canlı bomba, bombalı saldırı ve silahlı eğitim verdiğini, bu kişileri düzenli maaşa bağladığını, 120 dolar ile 690 dolar arasında değişen miktarda maaş verdiğini” kaydetti.

Durmaz, işi, “Gaziantep’i işgal etme planı” yapacak kadar ileriye götürdü. Bilinen katliam: Suruç IŞİD’in Gaziantep hücresinin en güçlü dönemini yaşadığı sırada 7 Haziran 2015’te genel seçimler yapıldı. AKP, tek başına iktidarı yitirdi. Bu süreçte önce 20 Temmuz 2015’te Suruç’ta 34 kişinin öldüğü canlı bomba saldırısı gerçekleşti. Canlı bomba Şeyh Abdurrahman Alagöz, Gaziantep’teki hücreden motosikletle Suruç’a götürüldü.

Burada üzerinde bomba olduğu halde Suruç sokaklarında gezen Alagöz, iki defa ilçe Emniyet müdürlüğünün önünden geçti. Asıl skandal olan ise Suruç’a yönelik canlı bomba eylemi yapılacağından Emniyet’in önceden haberdar olmasıydı. Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü, katliamdan 3 gün önce Suruç Emniyeti’ne, “Görev alan tüm personel meydana gelebilecek canlı bomba saldırıları vb. konulara karşı görev yerlerinde dikkatli, duyarlı ve müteyakkız bulunacaktır” şeklinde talimat verdi.

Bu amaçla, Suruç’ta önleme araması yapılması için sulh ceza hâkimliğinden karar dahi alındı. Ancak Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğü, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerinin, Ayn el-Arab’a (Kobani) gitmek için geldikleri Amara Kültür Merkezi’nde, gelenleri hiçbir şekilde aramadı. Canlı bomba, hiçbir aramadan geçmeyerek, kalabalığın arasına girerek, kendisini patlattı; 34 kişinin ölümüne neden oldu.

Kobani’deki çocuklara oyuncak götürmek üzere yola çıkan Sosyalist Gençlik Federasyonu üyesi gençler, Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde basın açıklaması yaparken IŞİD’ci bir canlı bombanın saldırısına uğramışlardı. Açıklama sırasında görüntü alınırken yapılan saldırıda 34 kişi yaşamını yitirmişti. Suruç saldırısının yapılacağına dair istihbarat bulunmasına rağmen yetkililerin aynı Ankara Gar katliamında olduğu gibi hiçbir önlem almaması ve canlı bombanın olay yerine elini kolunu sallayarak gelmesi en çok tartışılan gündem maddeleri arasında yer almıştı.

Güvenliğin olmadığı gün: 10 Ekim Suruç katliamına karşın, örgütün Antep hücreleri faaliyetine rahatlıkla devam etti. Yunus Emre Alagöz, yanındaki Suriyeli canlı bomba ile sınırdan geçerek, Gaziantep’teki hücre evine geldi. 9 Ekim 2015’te gece saatlerinde iki canlı bomba, yola çıkarıldı. Üzerlerinde bombalar olan Alagöz ve Suriyeli kişinin olduğu aracı Yunus Durmaz’ın yardımcısı Halil İbrahim Durgun kullandı. Araca önde eskortluk yapan ise yine örgüt üyelerinden Yakup Şahin’di.

Ertesi günü Ankara’da Emek, Barış ve Demokrasi mitingi vardı. Sivil toplum örgütlerinin düzenlediği miting nedeniyle kente girişlerde önlem alınması gerekirken, yollar boş bırakıldı. Canlı bombaları taşıyan araç, hiçbir güvenlik noktasına takılmadan Ankara’ya kadar ulaştı ve “içindeki yolcularını” bıraktı. Yine Ankara Garı Meydanı’nda hiçbir güvenlik araması yoktu. İki canlı bomba, ellerini kollarını sallayarak Gar Meydanı’na ulaştı ve 2’si çocuk 100 kişinin öldüğü katliama imza attı.

Gar davasında müşteki olarak katılan onlarca kişi, şu benzer ihmale özellikle işaret ettiler: “Biz daha önce de benzer eylemler için Ankara’ya gelirdik. Ancak çıktığımız iller başta olmak üzere, Ankara’ya kadar çok sayıda GBT kontrolünden geçer, türlü engellemelerle karşılaştırdık. Ancak bu miting için yolda herhangi bir arama ile karşılaşmadık. Hatta bu durum bizim garibimize gitti.” Kamu görevlileri korundu Katliam sonrası, Ankara’da canlı bomba saldırısı yaşanacağına ilişkin gizlenen istihbarat raporları ortaya çıktı.

10 Ekim’deki patlamadan 25 gün önce, 14 Eylül 2015’te, IŞİD’in mitinglerde birden fazla canlı bomba ile eylem yapacağına dair istihbarat bilgisi, Ankara Emniyeti’ne geldi. 10 Ekim sabahı İstihbarat Dairesi Başkanlığı “gizli” yazılı ibareyle Terörle Mücadele Daire Başkanlığı’na canlı bomba Yunus Emre Alagöz ile Hacı Yusuf Kızılbay ve Mehmet Işık’ın eylem hazırlığında olabileceğine ilişkin istihbarat bilgisi gönderdi.

Bu süreçte savcılık, ihmali olan kamu görevlileriyle ilgili soruşturma başlattı. Ancak Ankara Valiliği, dönemin Ankara Emniyet Müdürü Kadri Kartal, eski İstihbarat Şube Müdür Vekili Cihangir Ulusoy, TEM Şube Müdürü Hakan Duman, eski Güvenlik Şube Müdür Vekili Adem Arslanoğlu ile TEM Şubesi C Büro Amiri Hüseyin Özgür Gür hakkında soruşturma izni vermedi. MİT’in sorumluluğu Suriye politikası nedeniyle Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), bölgede etkin faaliyet yürüttü. Bu süreçte IŞİD’lilerle bire bir diyaloglar kuruldu, örgüt yakından izlendi. Ancak MİT’in bu çalışmalarına karşın hiçbir katliamın önüne geçilemedi.