MOSSAD DOSYASI /// İSMAİL GÜZEL : Mossad ajanı Kamil Amin….


İSMAİL GÜZEL : Mossad ajanı Kamil Amin….

Tutuklanmadan önce topladığı istihbaratın, İsrail’in Altı Gün Savaşı’ndaki başarısında önemli bir faktör olduğu söyleniyor.

Eli Kohen tartışmasız bir şekilde İsrail’in en başarılı ve en ünlü casuslarından biriydi. Takma adı Kamil Amin Tabet….

Zengin bir Arap işadamının kimliği altında, sonunda Suriye Savunma Bakan Yardımcılığı görevinde bulunduğu düşünüldüğünde, Suriye hükümetinin en üst kademelerine kadar girmiş biri!

Tutuklanmadan önce topladığı istihbaratın, İsrail’in Altı Gün Savaşı’ndaki başarısında önemli bir faktör olduğu söyleniyor.

Eli Kohen, İskenderiye’de 1924’te dindar bir Yahudi ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ocak 1947’de, bütün genç Yahudilerin ödemesi gereken öngörülen tutarı ödemenin bir alternatifi olarak Mısır Ordusu’na kaydolmayı seçti.

O yılın ilerleyen zamanlarında üniversiteden ayrıldı. İsrail’in kurulmasını izleyen yıllarda, birçok Yahudi aile Mısır’dan ayrıldı. Ebeveynleri ve üç erkek kardeşi 1949’da İsrail’e gitmesine rağmen, Kohen elektronik alanında bir derece bitirmek ve Yahudi faaliyetlerini koordine etmek için Mısır’da kaldı.

Mossad…

1957’de Kohen, İsrail Savunma Kuvvetleri tarafından işe alındı ve karşı istihbarat analisti olduğu askeri istihbarata yerleştirildi. İlerleyen zamanlarda Mossad’a katılmaya çalıştı. Kohen, Mossad onu reddettiğinde hayal kırıklığına uğradı… Bunun üzerine karşı istihbarat analisti olduğu askeri istihbarattan istifa etti.

Sonraki iki yıl boyunca, Kudüs’te bir sigorta bürosunda dosyalama memuru olarak çalıştı. 1959’da Iraklı-Yahudi göçmen Nadia Majald ile evlendi. Üç çocuğu oldu…

Mossad, Suriye hükümetine sızmak için özel bir ajan arayan Genel Direktör Meir Amit’in, mevcut adayların hiçbiri iş için uygun görünmediğinden, ajansın reddedilen aday dosyalarına bakarken ismiyle karşılaştığında Kohen’i görevlendirdi.

İki hafta boyunca gözetim altına alındı. İşe alım ve eğitim için uygun olduğuna karar verildi. Kohen, Mossad’ın onu işe almaya karar verdiği ve Mossad eğitim okulunda altı aylık yoğun bir kurs geçireceği konusunda bilgilendirildi.

Mezuniyet raporunda saha ajanı olmak için gereken tüm özelliklere sahip olduğu belirtildi.

Sızma ve güven artırma adına 1961’de Arjantine taşındı. Ardından Arjantin’de yaşadıktan sonra ülkeye geri dönen Suriye’li bir işadamı olarak sahte bir kimlik verildi.

Kohen, Suriye’de de Arjantin’de olduğu gibi sosyal hayatını sürdürdü, kafelerde siyasi dedikodu dinleyerek zaman geçirdi. Ayrıca evinde, üst düzeydeki Suriye’li bakanları, iş adamları, üst düzey asker ve diğerleri için alem haline gelen partiler düzenledi. Bu partilerde, üst düzeydeki yetkililer işlerini ve ordu planlarını açıkça tartışacaklardı. Kohen, yakından ilgilendiği bu tür konuşmaları teşvik etmek için sarhoş gibi davranacaktı. Ayrıca hükümet yetkililerine borç para verecekti ve birçoğu tavsiye için ona gelecekti…

Kohen’in, Suriye’nin üst düzey politikacıları, askeri yetkilileri, etkili halk figürleri ve yerel yabancı diplomasi topluluğu ile ilişkileri kurma taktikleri, Mossad tarafından titizlikle ele alındı.

İstihbarat toplandı…

Kohen, İsrail Ordusuna dört yıl boyunca 1961-1965 yılları arasında inanılmaz miktarda istihbarat verisi sağladı.

Kohen radyo ile İsrail’e istihbarat gönderdi… En önemli başarısı Golan Tepeleri’ni gezip Suriye surları hakkında istihbarat toplamasıydı. Golan tepelerine mevzilenmiş ve güneşe maruz kalan Suriyeli askerler için üzüldüğünü söyleyen Kohen, o alana ağaçlar dikti. Ağaçlar, Altı Gün Savaşı sırasında İsrail ordusu tarafından hedef belirteç olarak kullanıldı ve İsrail’in Golan Tepelerini iki günde kolayca ele geçirilmesini sağladı.

Kohen, güney sınır bölgesini tekrar tekrar ziyaret ederek Suriye mevkilerinin fotoğraflarını ve eskizlerini çizdi.

Yeni atanan Suriye İstihbaratı Albay Ahmed Su’edani kimseye güvenmiyordu. Çok şüpheciydi. Kohen’i de sevmez ve güvenmezdi..

Bunu da bilen Kohen, 1964 Kasım’ında İsrail’e yaptığı son gizli ziyareti sırasında Suriye görevini sonlandırmak istediğini dile getirdi. Yine de, İsrail İstihbaratı ondan bir kez daha Suriye’ye dönmesini istedi.

Ocak 1965’te, Suriye’de üst düzey bir köstebek bulma çabaları hararetle hızlandırıldı. Sovyet yapımı izleme ekipmanlarını kullanarak ve Sovyet uzmanları tarafından desteklenen bir yasadışı radyo yayınların tespit edilebileceği umuldu. Ve sonun da büyük bir radyo yayını tespit edilip kaynağına kadar takip edildikten sonra, 24 Ocak’ta Suriye güvenlik görevlileri, Kohen’in İsrail’e bilgi gönderirken suç üstü yakalandığı dairesine girdi.

Mahkumiyet ve ölüm cezası…

Kohen’in defalarca sorgulandığı ve işkence gördüğü söylendi. İsrail, Suriyelileri onu idam etmemeye ikna etmeyi umarak uluslararası bir kampanya düzenledi. İsrail Dışişleri Bakanı Golda Meir, uluslararası toplumdan Şam’ı Kohen’i asmanın sonuçlarını düşünmeye zorlamalarını isteyen bir kampanya başlattı. Diplomatlar, Başbakanlar ve hatta Papa bile araya girmeye çalıştı.

Meir, Sovyetler Birliği’ne gerekçeli argümanlarla bile itiraz etti. Uluslararası itirazlara, Fransa, Belçika ve Kanada Suriye hükümetini ölüm cezasını kaldırması için baskı kurdu. Fakat hiç bir şey özellikle Arap kamuoyunda küçük düşürülmüş bir Suriye’yeyi caydıramadı ve sonuçta, Suriye hükümeti ölüm cezası kararını onayladı.

18 Mayıs 1965’te Kohen, Şam’daki Marjeh Meydanı’nda halka açık bir şekilde asıldı. İnfaz gününde, Kohen’in bir haham görmek için ‘son dileği’ cezaevi yetkilileri tarafından saygıyla karşılandı.

Cenazesi İsrail’e geri verilmedi. Suriye’de bilinmeyen bir yerde gömülü…

Kohen’in ailesinin kalıntılarının İsrail’e iade edilme talepleri Suriye makamları tarafından reddedildi. Ağustos 2008’de, Suriye’nin eski lideri Hafız Esad’ın eski istihbarat bürosu şefi Months Maosily, Suriyeli’lerin cenazesini ve geri kalanların geri alınmasını önlemek için idam edilen İsrail casusunu üç kez gömdüğünü iddia ederek Eli Kohen’in mezar alanının bilinmediğini söyledi..

Ulusal kahraman ilan edilen Kohen’nin adı İsrail’de birçok cadde ve mahalleye verildi…

The Impossible Spy filmi ve Netflix’de yayınlanan Spy dizisi hayatının bir tasviridir.

Sonuçta, bu milletin yüreğine ateş düşürenler, bir an bile göz kırpmadan can yakanlar, kötü izler bırakanlar, bizden gibi görünüp de bizden olmayanlar, adı, soyadı bizden ama ruhu, aklı bizden olmayan Türk ve İslam düşmanları, içimizde tam da yanı dibimizde her işimize vakıf Eli Kohen’ler nam-ı diğer Kamil Amin Tabet’ler var…

MOSSAD DOSYASI : Mossad ajanları RMMO’yu izledi


Mossad ajanları RMMO’yu izledi

Güney Kıbrıs, şu ana kadar 1 milyon telefon numarası kaydettiği saptanan “casus van” olayının şokunu yaşarken; yeni bir iddiayla sarsıldı

“Casus van” olayıyla çalkalanan Güney Kıbrıs’ın, 20 yıl önce de İsrailli ajanların hedefi olduğu bildirildi. Politis gazetesi, Mossad’ın iki ajanı olduğu iddia edilen Woody Hargov ile Igal Demary’nin, yanlarında gerekli tüm teçhizatla, 1998 yılında Güney Kıbrıs’a giderek “Nikiforos” tatbikatını izlediklerini yazdı. Aynı şahısların bir ay sonra “Kıbrıs Havayolları” uçağıyla ve şahsi pasaportlarını kullanarak Güney Kıbrıs’a gittikleri ve Rum Polisi ile Rum Milli Muhafız Ordusu’nun sinyallerini takip ettikleri de belirtildi. Gazete, iki ajanın kayıt cihazları aracılığıyla telefon görüşmelerini de kaydettiklerini ancak tutuklandıklarında, kayıt cihazında yalnızca Rum polisinin ceza tahsilatı yaptığı bir ses kaydı bulunduğunu belirtti. Hiçbir devlet makamının iki ajanın varlığından şüphelenmediğini ve lokanta sahibi bir Rumun, iki ajanın hareketlerinden ve cep telefonları olmasına rağmen sık sık telefon kulübesinden yaptıkları konuşmalardan şüphelenerek polise haber verdiğini kaydeden gazete, iki ajan aleyhinde tutuklama emri çıkarıldığını yazdı. İki ajanın tasarrufunda son model takip cihazları ve Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) kışlalarının işaretli bulunduğu haritalar tespit edildiğini belirten gazete, ajanların tutuklanmasının o dönemde Güney Kıbrıs ile İsrail arasındaki ilişkilerin gerilmesine yol açtığını anımsattı.


OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> https://www.kibrisgazetesi.com/kibris/mossad-ajanlari-rmmoyu-izledi-h78169.html

Kıbrıs Gazetesi

SAVAMA (İRAN GİZLİ SERVİSİ) DOSYASI : İstanbul’da öldürülen İran’lı ajan ve İran’daki protestolar


İstanbul’da öldürülen İran’lı ajan ve İran’daki protestolar

14 Kasım’da İstanbul’da öldürülen İranlı “rejim muhalifi” eski siber-ajan Masoud Molavi Vardanjani’nin 28 Mayıs’ta Twitter’da yayınladığı fotoğraf.

İstanbul Emniyeti, iki hafta kadar önce İstanbul’da öldürülen İranlı Masoud Molavi Vardanjani’nin katil zanlısı “Abdülvahap K.” ve ona yardımcı olan 4 kişinin Arnavutköy’de düzenlenen bir operasyonla yakalandığını 27 Kasım’da duyurdu. Zanlılar, Emniyet ve MİT’in ortak operasyonuyla yakalanmıştı. Bir gün önce, 26 Kasım’da ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, “Türkiye’ye iltica eden İranlı rejim muhalifi” Masoud Molavi’nin İstanbul’da öldürülmesini İran rejiminin sınır aşan saldırganlığına örnek olarak göstermişti.
Vardanjani 14 Kasım gecesi Şişli, Esentepe’de bir arkadaşı ile yolda yürürken üzerine açılan 11 el ateşle öldürülmüştü. Bu, İran’da (Uluslararası Af Örgütü rakamlarına göre) şimdiye dek en az 143 göstericinin öldürüldüğü protestoların başlamasından bir gün önceydi.
Masous Molavi Vardanjani, Mart 2018’den bu yana İstanbul’da yaşıyor, Telegram haberleşme platformu üzerinden “Black Box – Kara Kutu” adındaki video kanalı yoluyla İran’dan haberler veriyordu. Kendisine Batı’da “gazeteci” olarak anılmasını da sağlayan bu haberler sadece İran’daki yolsuzluk iddiaları ve ABD yaptırımlarıyla artan ekonomik sıkıntıları duyurmakla kalmıyordu. Aynı zamanda İran Savunma Bakanlığı, Devrim Muhafızları ve istihbarat örgütlerine dair gizli bilgiler de içeriyordu. Dışişleri Bakanlığından önce ABD istihbaratı CIA başkanlığı yapmış olan Pompeo 26 Kasım konuşmasında İran rejiminin interneti kapatması ardından İran’da olup bitene dair 20 bin videonun Telegram üzerinden kendilerine ulaştırıldığını söylüyordu. (Telegram haberleşme sisteminin 2018 Şubat ayında Sakarya’da yakalandıktan sonra Irak’a iade edilen IŞİD liderlerinden İsmail el-İthâvi’nin “güvenli” sayarak kullandığı cep telefonunda da çıktığını ve başka örgüt üyelerinin de tuzağa çekilerek yakalanmasını sağladığını hatırlatalım.)
Peki, Vardanjani bu bilgileri nasıl elde edebiliyordu?

Muhalif gazeteci mi, çok taraflı siber-ajan mı?

Masoud Molavi Vardanjani, siber-dünyanın harika çocuklarından biri kabul ediliyordu. İsfahan 1982 doğumluydu. Daha Necefabad İslam Üniversitesini bitirdiği 2006 yılında İran askeri istihbaratı tarafından kullanılacak olan “robot kuşları” tasarlayıp imal etmişti. 2008’de Tahran Üniversitesinde bilgisayar mühendisliği ve siber teknoloji üzerine lisansüstü eğitimi devam ederken Yapay Zekâ kullanımıyla ses tanıma sistemlerini icat etti. Bir sonraki yıl, 2009’da ABD Uzay Ajansı NASA’nın Uluslararası Uzay İstasyonunda astronotların sağlık denetimlerinde kullanacağı sistemini tasarlarken, diğer yandan İran ordusunun kullanacağı yeni nesil bir mayın temizleme robotu geliştirecekti. Mezun olduğu 2010’da ise ilk keşif ve istihbarat işlerinde kullanılacak olan ilk insansız helikopteri geliştirip imal etti. Aynı yıl Japon JVC şirketi için geliştirdiği ve 5 dilde verilen komutları anlayıp yerine getiren bir LCD ekran sistemi o dönem dünyanın en ileri Yapay Zekâ uygulaması kabul edildi.
Yapay Zekâ konusunda ABD’de Georgia Teknik Üniversitesindeki doktora çalışmalarını 2011’de, Arizona Üniversitesindekini de 2014’de tamamladı. www.cybershafarat.com sitesine göre, Vardanjani uluslararası planda “Etik Bilgisayar Korsanı” sertifikasına sahipti. Bu arada 2013’te, bugünlerde ABD ve Batı istihbarat şebekesi Beş Göz’ün hedefindeki iki Çin telekomünikasyon şirketlerinden biri olan (diğeri Huawei) ZTE’nin İran’daki operasyonlarında danışmanlık üstelenmişti.
Ama bütün bunları yaparken 2010’dan itibaren ise İran Savunma Bakanlığına bağlı Siber Savunma Karargâhının başı olarak çalışıyordu. Bir dönem İran’ın siber istihbarat ve siber güvenlik sisteminin kilit elemanlarından biriydi.

Cinayet öncesinde ABD-İran siber çatışması

İran ile ABD arasında (İsrail ve Suudi Arabistan’ında taraf olduğu) gerilimin siber-savaş boyutu da son zamanlarda açığa çıkmaya başladı. Güvenlik alanında yayın yapan sitelerde ABD Siber Komutanlığının (CYBERCOM) İran’a yönelik iki siber saldırı düzenlediğini öne sürüyor. Bunlardan birisinin 2019 Haziran ayında, İran Devrim Muhafızlarının Basra Körfezinde Norveç ve Japonya tankerlerine düzenlediği saldırı ardından yürütüldüğü bildiriliyor. Diğeri de Eylül ayında İran destekli Yemen militanlarının Suudi Arabistan’ın iki petrol sahasına düzenlediği (ve Patriot füzelerinin engelleyemediği) insansız hava aracı saldırısı ardından yapıldığı bilgisi var. ABD siber saldırılarının İran’ın (Vardanjani tarafından tasarlanmış olan) İran Siber Savunma Komutanlığı bilgisayarlarını hedef aldığı ve ciddi miktarda verinin hafızalardan silindiği öne sürülüyor.
İran 2007 yılında bilindiği kadarıyla tarihteki ilk siber saldırıya maruz kalmış, bu nedenle nükleer programı ağır hasar almıştı. Bu saldırı CIA’nın talebi üzerine İsrail gizli servisi MOSSAD’ın, Hollanda gizli servisi AIVD tarafından geliştirilen Stuxnet bilgisayar virüsünü, İran’ın Natanz uranyum zenginleştirme tesisinde çalışan bir mühendisi devşirerek santrifüj birimine “bulaştırması yoluyla gerçekleştirmişti. İran’ın Siber Güvenlik Karagâhı kurup başına “harika çocuk” Masoud Molavi Vardanjani’y, getirmesi bu saldırı ardından kararlaştırılmıştı.

Cinayetin arkasında İran istihbaratı mı var?

Yetkililer henüz bir açıklama yapmadı ancak Vardanjani’nin geçmişi, Mart 2018’den bu yana İran üzerine Türkiye’den yayın yapıyor olması ve öldürülmesiyle İran’daki olayların tırmanmaya başlaması, cinayetin arkasında İran gizli servisinin (VAJA) bulunabileceği kuşkusunun dile getirilmesine yol açıyor.
Daha önce 30 Nisan 2017’de İstanbul’dan Farsça yayın yapan GEM TV sahibi İranlı Saeed Kerimian, ortağı Kuveytli Muhammed al-Mukhtar ile birlikte Maslak’ta araçlarının önünü kesek, çarşaflı kadın kılığındaki saldırganlarca öldürülmüştü. Cinayetle ilgili olarak İran’da rejim muhalifi Halkın Mücahitleri örgütü İran istihbaratını, İran hükümeti ise, örgütten ayrılan Kerimian’dan intikam almak isteyen Halkın Mücahitlerini suçlamıştı.
Kerimian aynı zamanda İngiltere vatandaşıydı; Vardanjani de aynı zamanda ABD vatandaşı.
Vardanjani’nin “rejim muhalifi gazeteci” mi, İran istihbaratından ABD istihbaratına geçen bir siber-casus mu, ya da hem İran, hem ABD istihbaratına çalışan bir çifte ajan mı olduğu soruları şimdilik belirsiz. Daha 11 Kasım’da İstanbul’da ölü bulunan ve Suriye’deki Beyaz Bereliler grubunun başı sayılıp İngiliz istihbaratı MI6’in eski elemanı olduğu öne sürülen James Le Mesurier’in durumu belirsizliğini koruyorken…
İran ise kaynamaya devam ediyor.

TEKNİK TAKİP DOSYASI : İsrailli ajan, 1 milyon telefon numarasını takip etti !!!


İsrailli ajan, 1 milyon telefon numarasını takip etti !!!

Güney Kıbrıs’ta, İsrail İstihbarat Teşkilatı eski ajanı Tal Dilian’a ait kamyonette, ‘özel görüşmeleri dinleme ve izleme yapabilen donanım’ bulunması ile ilgili tartışmalar devam ediyor. Dilian’ın bugüne kadar 1 milyon telefon numarasını takip edip, kaydettiği belirlendi. Rum polisi numaraların kimlere ait olduğu ve neden dinlendiği ile ilgili çalışma başlattı.

Güney Kıbrıs’ta muhalefetin sert eleştirilerine neden olan olay, İsrailli ajan Tal Dilian’ın ‘meteorolojik teçhizat donanımlı’ diye ülkeye soktuğu kamyonetin, ‘casusluk amaçlı’ kullanıldığının ortaya çıkmasıyla patlak verdi. Rum polisi, Dilian’ın evine ve ofisine baskınlar düzenledi. Baskınlar sonucunda çok sayıda bilgisayara ve evraka da el konuldu.

İSRAİLLİLERİN APARTMANINA BASKIN

Rum polisinin yaptığı araştırma sonucunda, Larnaka’da İsraillilerin yaşadığı bir apartmana da baskın düzenlendi. Baskın sonrasında elde edilen sunucularda, 2 milyon dolarlık ‘kötü’ amaçlı bir virüs yazılımı tespit edildi.

Yazılımın, akıllı telefonların içine sızarak, hiçbir iz bırakmadan kişisel bilgileri ve telefondaki tüm kayıtları ele geçirdiği belirlendi. Yapılan incelemede, İsrailli Ajan Dilian’ın bugüne kadar 1 milyon telefon numarasını takip edip, kaydettiği belirlendi. Rum polis yetkilileri, elde edilen 1 milyon numaranın kimlere ait olduğunun kontrol edildiğini, ne amaçla kaydedildiklerinin belirlenmeye çalışıldığını açıkladı. Rum Yönetimi lideri Nikos Anastasiadis de ana muhalefet AKEL liderini özel olarak Saray’a çağırdı.

SARAY’DA ÖZEL GÖRÜŞME

Rum ana muhalefet AKEL yaşananları eleştirdi. Bunun üzerine Rum yönetimi lideri Nikos Anastasiadis, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu’yu özel olarak Saray’a davet etti. Saray’da yapılan toplantıya Polis Genel Müdürü ve Rum İstihbarat yetkilileri de katıldı. Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, herhangi bir vatandaşın veya siyasi kişiliğin özel hayatının ihlal edilmesine müsamaha göstermeyeceğini söyledi.

KGB (RUS ESKİ GİZLİ SERVİSİ) DOSYASI : KGB ajanı Tratov Karaköy’ü nasıl birbirine kattı ???


KGB ajanı Tratov Karaköy’ü nasıl birbirine kattı ???

70’lerin ortasında, ne hikmetse yine Karaköy’de geçen gerçek bir ajan hikayesi bu! KGB tarafından Türkiye hakkında istihbarat yapmaya zorlanan Bulgar kökenli bir ajan Tratov. Rusya’ya kaçırılacağı anda İngiliz, Amerikan ve Rus ajanları onu ele geçirmek için çatışıyor. Tratov ise istihbaratın bilinmez dünyasında sır oluyor!

80’lerin meşhur bir televizyon ibaresi vardı: "Lütfen alıcılarınızın ayarıyla oynamayın" derlerdi bazı filmlerin girişinde… İşte bu gerçek hikayeyi okurken de alıcılarımızın ayarıyla oynamamak icap ediyor. Çünkü mevzu istihbarat ve bir ajan hikayesi olduğunda karanlıkta kalan kısımlar, aydınlıkta apaçık duranlardan ziyadesiyle fazla. Hatta aydınlıkta sandıklarımız bile belki bize birilerinin ‘bilmemiz gerektiği’ni bilmemizi istedikleri kadar verdikleridir… Yani bize sebil kılınan bilgiler birilerinin çıkarınadır aynı zamanda. Zaten başarıya ulaşmış hiçbir istihbari hareket ardında net deliler bırakmıyor… Karşılıklı duran aynaların sonsuz yansımaları gibi, sonsuz ihtimaller ve sonsuz soru işaretleri kalıyor payımıza çoğundan… Hikayemize başlamadan önce, konuyu kimden öğrendiğimizi, malumatı kimden aldığımızdan bahsedelim.

Akademisyen, tarihçi-yazar İlkin Başar Özal… Kendisi Bahçeşehir Üniversitesi Medeniyet Araştırmaları merkezinde uzman olarak görev yapıyor. Yine aynı üniversitede Savaş Tarihi konulu dersin hocası. Aynı zamanda TRT Belgesel kanalında yayınlanan Yakın Plan Cihan Harbi belgeselinin editörlüğünü yaptı yakın zamanda. Tarih lisans ve yüksek lisansını Boğaziçi Üniversitesi’nde tamamladı. Aynı üniversitede doktora eğitimine devam ediyor. Daha önce Kısa 1. Dünya Savaşı ve Kısa 2. Dünya Savaşı adlı iki kitaba imza attı. Kısa bir süre önce ise bir nevi istihbaratın ABC’sini, dünya istihbarat tarihindeki önemli dönüm noktalarını anlattığı İstihbaratın Kısa Tarihi / Gölge Oyunu adlı bir kitaba imza attı. Yıllardır istihbarat tarihi üzerine çalışmalar, özel araştırmalar yapıyor. Bu hikayeyi biz ilk kez duyuyoruz, siz de ilk kez okuyacaksınız. Mealen naklediyoruz.

GERÇEK ADI BİLİNMİYOR

Mevzu 1970’lerin ortasında geçiyor… Kahramanın kod adı Tratov. Bulgar. Adı bilinmiyor… Yani bilen biliyor. Ailesi 2. Dünya Savaşı sırasında Bulgaristan’dan kaçarak Türkiye’ye sığınıyor. İlerleyen satırlarda mevzunun İstanbul’da geçeceğini okuyacaksınız. Tratov hatırı sayılır, kendi halinde bir tüccar önceleri. Türkiye-Bulgaristan- Yunanistan arasında faaliyet gösteriyor. Önce dericilikle uğraşıyor. Bu işte bir şekilde battıktan sonra incir, üzüm alım satımı işine giriyor… Evli mi, barklı mı, çoluk çocuğu mu var mı net değil. Ama başına gelenleri yorumladıktan sonra evli olduğunu anlıyoruz. Ne mi geliyor başına? Anlatmaya devam edelim. Tratov’un Türkiye ve Balkan ülkeleri arasındaki ticari etkinliğini öğrenen Rus İstihbarat Örgütü KGB ağına düşürmek ve kendileri adına çalıştırmak üzere bir tuzak kuruyor. Bal Tuzağı adı verilen taktik, kişinin karşısına bir kadın çıkartıp, vuku bulan gönül ilişkisini fotoğraf, ses kaydı ya da video görüntüsüyle kayda geçirmek. Bu belgeleri Tratov’a şantaj olarak kullanıyorlar. Buradan anlaşılıyor ki, Tratov evli, aksi takdirde bu tuzak bir örgüt adına çalışmak zorunda bırakacak kadar ağır değil. Bu arada Tratov’un bahsedilen dönemde orta yaşlarda olduğu tahmin ediliyor.

KGB NE İSTİYOR?

Peki, KGB’nin Tratov’dan istediği ne? Öncelikle iki üç yıl, yine istihbari tabirle "Uykuda Ajan" olarak kalıyor. Yani kendisine bir görev verilene kadar beklemede duruyor. İşin en ağır kısmı da bu belki. Ne zaman, sizden ne istenecek bilmiyorsunuz! Ama hiç beklemediğiniz bir anda görevlendirileceğiniz kesin. Gel zaman git zaman Tratov’dan Batı Anadolu’daki Türk askeri üslerinden bilgi ve gözlem isteniyor KGB tarafından. Tam da bu bilgiyi aldığımızda İlkin Başar Özal’a soruyoruz. "Nasıl bir donanımı var ki Tratov’un, üslerden bilgi verebiliyor?" diye. Şöyle yanıtlıyor: "Gözlem ve bilgi toplamak için ille de bir kurumun içine girmenize gerek yok. İlgili kurumun yanındaki bir kafede çalışan bir garson bile olsanız, buraya hangi saatte kimlerin girdiği, patronun ne zaman geldiği, VIP kişilerin hangi sıklıklarla burada bulunduğu ve ne kadar kaldığı bile istihbari açıdan değerli bilgidir."

VE KORKU BAŞLIYOR

Bu arada Balıkesir ve NATO Hava Üssü’nün de Tratov’un gözlem alanlarından olduğu düşünülüyor. Özetle Batı sahillerimiz Tratov’un özel ilgi alanı! Bu arada Tratov’un görevi sadece üslerle sınırlı değil… Türkiye ile ilgili gözüne çarpan her bilgi kapsama alanında. Kendi alanı olan tarım, otoyollar… Tratov kısa sürede KGB için önemli bilgiler sızdıran bir ajana dönüşüyor. Öyle ki, artık kendisinin güvende olmadığını hissedecek kadar… Ve KGB’ye artık güvende olmadığını ve uzaklaşmak istediğini bildiriyor. Ve burada karşımıza yine istihbari bir tabir olan "Tahliye Operasyonu" tabiri çıkıyor. Hareket planı şu: Tratov bir motorla Karaköy sahilinden alınıp, ne hikmetse Boğaz’dan geçmekte olan bir Rus yük gemisine bindirilip kaçırılacak. Ama mevzu bir şekilde İngiliz ve Amerikan ajanlarının da kulağına gidiyor. Ve Karaköy’de Amerikan, İngiliz ve Rus ajanları arasında çatışma olmasa da, bir Tratov arbedesi yaşanıyor… Kaç kişi oldukları bilinmiyor. Yalnız şu biliniyor ki İngiliz ve Amerikan ajanları NATO müttefik ajanları olarak bu konuda birlikte hareket ediyor. Arbede polisin olay yerine yaklaşmasıyla dağılıyor ve çevredeki ajanlar izlerini kaybettiriyor. İşte Tratov’un bize aktarılan hikayesi orada sır oluyor. Kendisini alacak olan Rus gemisine mi ulaştı, müttefik ajanlar tarafından mı kaçırıldı, kendi imkanlarıyla izini mi kaybettirdi (ki bu zayıf ihtimal) gibi sorular istihbarat aleminin sisli puslu atmosferinde sırlanıyor.

İLKİN BAŞAR ÖZAL (TARİHÇİ-YAZAR) İSTİHBARATTA SONSUZ İHTİMAL VAR

"Konu hakkında pek çok olasılık ve senaryo var. Ama benim bildiğim bu kadar. Ancak fikir yürüterek, ihtimalleri ortaya koyabiliriz ki zaten pek çok ajan hikayesinde bu böyledir. Bildiğimiz büyük, ayyuka çıkan, meşhur ajan hikayelerinde bize aktarılanlar aslında bilmemizi istedikleridir… Asla tamamı, hatta gerçeği değildir. Ya da bir örgüt, bir ülke başarısıyla başkalarına korku vermek için ortaya serer bu tür hikayeleri çok sonra, yine pek çok sırrı muhafaza ederek. Tratov’un elinde çok önemli ve gizli belgeler olduğu için kendini güvende hissetmeyip Rusya’ya kaçmış da olabilir, yine sırf bu yüzden KGB’den korktuğu için kaçacağı günü müttefik ajanlara haber verip onlardan yardım istemiş de olabilir. Ya da burada Türk istihbaratı tarafından yakalanıp çift taraflı çalışmaya ikna edilmiş, dönemin imkanlarıyla estetik operasyon geçirip sırlanmış da… İstihbarat sonsuz ihtimallerin olduğunu bir dünya…"

TEKNİK TAKİP DOSYASI : Güney Kıbrıs’ta gündem eski İsrail ajanının casusluk aracı


Güney Kıbrıs’ta gündem eski İsrail ajanının casusluk aracı

Güney Kıbrıs’ta, İsrail İstihbarat Teşkilatı eski ajanı Tal Dilian’a ait van tipi araçta, ‘özel görüşmeleri dinleme ve izleme yapabilen donanım’ bulunması tartışma çıkardı. Rum muhalefeti, aracın ne amaçla kullanıldığı sorusunu sordu.

Rum medyasının, ‘casusluk aracı’ manşetiyle gündeme getirdiği habere göre; Larnaka’daki ‘Intellaxa’ isimli şirket binasında ikamet eden eski İsrail istihbaratçısının silah da taşıdığı belirtildi.

İddialara göre; Rum polisi, Tal Dilian’ın ‘meteorolojik teçhizat donanımlı’ diye bir van araç aldığı bilgisine ulaştı. Bunun üzerine Dilian’ı yakın takibe alan Rum polisi, bir arazide van tipi aracı durdurdu. Araçta yapılan incelemede, özel dinleme ve izleme sistemlerinin olduğu belirlendi.

OFİSE BASKIN DÜZENLENDİ

Bunun üzerine, Başsavcılıktan izin alan Rum polisi, Dilian’ın ofisine de baskın yaptı. Ofiste yapılan aramalarda ‘çeşitli teçhizat, antenler, belgeler’ incelenerek emare olarak alındı. Eski ajan Dilian da, ‘araçta özel görüşmelerin izlenebileceği bir teçhizatın bulunduğunu’ itiraf etti. Güney Kıbrıs Mağusa Polis Müdürlüğü de olayla ilgili geniş inceleme yapıldığını açıkladı.

ANA MUHALEFET TEPKİLİ

Öte yandan Güney Kıbrıs’ta yaşayan İsrailliler ve ‘Intellexa’ ofislerine yönelik, ‘terör saldırılarına hedef olabilecekleri’ yönünde istihbarat bilgisi olduğu, bu nedenle de Rum polisinin ilgili kişileri ve şirketi korumaya aldığı belirtildi.

Ana muhalefet AKEL Milletvekili Eleni Mavru olayla ilgili yaptığı açıklamada "Van tipi araçtaki teçhizat kime karşı. Benzer faaliyetler için başka hangi şirketlere izin verildi?" dedi.

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI : Eski İngiliz ajanın sokağında 1 yıldır mendil satan adam her yerde aranıyor


Eski İngiliz ajanın sokağında 1 yıldır mendil satan adam her yerde aranıyor

Eski İngiliz ajan Le Mesurier’in İstanbul Tophane’deki evinin önünde bir yıl boyunca hemen hiç ayrılmadan kâğıt mendil satan ve 10 gün önce kayıplara karışan gizemli mendilci akıllarda soru işareti bıraktı. Polis, kendini Suriye göçmemi Muhammed olarak tanıtan adamın peşinde.

Adını Muhammed olarak belirten Suriyeli adam 10 gün önce kayplara karıştı.

Beyoğlu’na bağlı Tophane sahilinde evinin sokağında ölü bulunan İngiliz eski askeri istihbarat subayı James Gustaf Edward Le Mesurier’le ilgili soruşturmaya Terörle Mücadele ve İstihbarat Şube polisleri de dahil edildi. Otopsi yapılan Le Mesurier’in cenazesini Adli Tıp Kurumu’ndan teslim alan eşi Emma Winberg dün, Cinayet Büro Amirliği’nde 4 saat sorgulandı. Cenazesi İngiltere’ye gönderilen Le Mesurier’in evinin önünde bir yıl boyunca ayrılmadan kâğıt mendil satan ve 10 gün önce birden bire kayıplara karışan gizemli Suriyeli ise akıllarda birçok soru işareti bıraktı.

Le MesurIer’in home ofis olarak kullandığı bina Karaköy’deki Ali Paşa Medresesi Sokak’ta bulunuyor. Sokağa adını veren medresenin duvarının başladığı yer ile Le Mesurier’in evinin girişi aynı hizada. Mahallelinin anlattığına göre, medresenin duvarının başladığı yerde bir yıl önce bir mendil satıcısı beklemeye başladı. ‘Beyaz tenli, renkli gözlü ve kirli sakallı’ mendilci adının Muhammed olduğunu, Suriye’deki savaştan kaçarak İstanbul’a geldiğini anlattı. Arapça konuşuyordu. Yağmurda, karda bile oradan ayrılmayan Suriyeli mendilcinin durduğu yer Le Mesurier’in binasının tam karşısında.

"ABİ SEN AJAN MISIN? DEDİM"

Gizemli mendilcinin görüntüsüne Hürriyet gazetesinden Fırat Alkaç ulaştı

Karaköy’de bir restoranda çalışan Aydın Tunç, Suriyeli mendilciyle ilgili şunları söyledi: “Adam sabah 08.00 gibi gelip sokağın tam köşesinde beklerdi. Ben camiye giderken görürdüm. Sabahları gelip benden tost alırdı. Sadece mendil sattığı için dikkatimi çekti. Yaz, kış demeden gelirdi, beklerdi. Yağmurun altında bile duruyordu. Ben birkaç defa ‘Ajan mısın abi buradan ayrılmıyorsun’ diye takıldım. Adam bir şey demiyordu. Olaydan 1-2 hafta öncesinde adam gelmemeye başladı. O adam beni hep şüphelendiriyordu. Sokak çok yoğun bir yer değil. Geçişler oluyor ama mendil satmaya pek uygun değil. Gidip vapur iskelesinde satabilir veya caminin kapısında satar. Adam benim dikkatimi çekiyordu.”

10 GÜNDÜR GELMİYOR

Ali Paşa Medresesi Sokak’ta bakkal işleten Batuhan Hemen de şunları söyledi: “O Suriyeli bir yıldır her sabah saat 08.00 sıralarında sokağın başına geliyordu. Akşam 16.00’ya kadar sokakta açtığı küçük bir tezgâhta mendil satardı. 50’li yaşlarda, kötü kıyafetliydi. Kirli sakallı ve masmavi gözleri vardı. Beyaz tenliydi. Suriyeli olduğunu söylemişti. Arapça konuşuyordu. İngiliz adamın ofisinin kapısının karşısında beklerdi hep. Kazandığı paraları gelip benim dükkanımda bütünlerdi. Her sabah gelip kahve alırdı. Çok konuşmazdı. Sadece mendil satardı. Olayın meydana geldiği binadan çıkanlar onun mendil sattığı yerde sigara içerdi. Adamı 10 gündür görmüyorum. Olaydan sonra da gelmedi.”