MİT DOSYASI /// BARIŞ TERKOĞLU : MİT ajanından aldığım mektup


BARIŞ TERKOĞLU : MİT ajanından aldığım mektup

Her pazartesi başladığımız rejimleri her salı bırakırız ya. Yine öyle oldu. Hapiste saatlerce mektup okur, mektup yazardım. Açtığım zarflardan çıkan kâğıtları önce koklardım. Betonun ve demirin ortasında insan izi taşırlardı. Diyordum ki, bu alışkanlığı bırakmam. Ama öyle olmadı. E-postalar ya da telefon mesajları, verdiğim sözleri unutturdu.

Geçen hafta uzun sürenin ardından gazeteye gidince posta kutum mektupla dolmuştu. Tahmin ettiğim gibi neredeyse tamamı hapishanelerden geliyordu. İçinde “bilmeseniz olmaz” dediklerim de vardı.

Bir MİT’çinin ‘yazamadığı’ çok şey

İlk mektubun sahibi G.B’ydi. Kendi ifadesine göre bir MİT mensubu. 1986 doğumlu. 2011 yılında Teşkilat’a girmiş ve İstanbul Bölge Başkanlığı’nda görevlendirilmiş. Sizin gibi ben de “herhalde FETÖ’den girdi” diye düşündüm. Ancak mektubun devamında MİT’çi G.B. içeri düşüş hikâyesini şöyle anlatıyor:

Türlü türlü usulsüzlüklerle ülkeyi soyan (somut belgelerle tespit ettiğimiz 1.3 milyar dolar) bir grubu ihbar etmek üzereyken, bir şekilde bu eylemlerimizden haberdar olan grubun karşı hamle yaparak, Emniyet ve siyasi tüm üst düzey iltisaklarını kullanarak, mesnetsiz, soyut, saçma sapan gerekçelerle, insanlık dışı bir muameleyle bizi tutukladılar. Tutuklanma gerekçemiz bu şahısların mal varlıklarının dörtte birini istememizmiş. Yani ‘yağmaya teşebbüs’.”

G.B. 23 aydır tutukluydu. Anlattığına göre cezası kesinleşse ancak bu kadar içeride kalacaktı. Geçen yıl Metris’te yatan G.B., ardından bugün kaldığı Paşakapısı Cezaevi’ne sevk edilmişti. Adli suçlardan hapsedilen memurların olduğu yerde kalıyordu.

Ancak en ilginci, G.B’ye yapılan operasyonun olduğu yer:

Dönemin İstanbul İl Jandarma Komutanı’yla, Maslak’taki konutunda akşam yemek yerken gözaltına alındık. Dosyadaki sanıklar ise emekli albay, emniyet müdürü, işadamı toplamda 5 kişiyiz.”

G.B’nin anlattığına göre polis, İstanbul İl Jandarma Komutanı’nın konutunu basarak asker, polis ve MİT mensubunu gözaltına almıştı. Beraat edip göreve dönme hayali kuran G.B., ardından kimi siyasilerin de olduğu kumpasın kurbanı olduklarını anlatıyordu. G.B., Paşakapısı Cezaevi’nin “görüldü” damgalı mektubunda, “yazamadığım o kadar çok şey var ki” notunu da düşmüştü.

Bir bölümünü aktardığım mektubun ardından MİT Basın Müşaviri Temel Yücel Öztürk’ün makamını aradım. Mektupta anlatılanlar hakkında bilgi istedim. Ancak bu yazı hazırlanana kadar geri dönüş olmadı. MİT’ten yanıt gelirse bu ilginç olayın bir diğer yüzünü belki de okuyacaksınız.

Grup Yorum yazarken de sansürlendi

Bir kısım mektup ise hapisteki Grup Yorum üyelerinindi. Müzisyenler Bahar Kurt, Helin Bölek, İbrahim Gökçek ve Barış Yüksel ve Ali Aracı’nın süresiz açlık grevinde olduklarını haber veriyordu. Burhaniye Cezaevi’nden yazan Bahar Kurt, “Son 3 yıl içerisinde kültür merkezimiz 9 kez basıldı, 20’den fazla arkadaşımız tutuklandı, tüm konserlerimiz yasaklandı” dedikten sonra, “Bedenimizi ortaya koymaktan başka çaremiz kalmadı” diye devam ediyordu.

Silivri Cezaevi’nden yazan grup üyesi İbrahim Gökçek’in mektubu “ne rahatsız ettiyse”, cezaevi tarafından sansürlenmişti. Kısacık mektubun en önemli, çekici görünen yeri silinmişti. Zaten cezaevinde olan biri, hâlâ “okunması sakıncalı” ne yazmış olabilir? Yanıtını bilmiyorum ama silinen kısmın devamı “bu kısa fasılda size yaşadıklarımızı anlatmak istedim” diye sürüyordu.

Ak damatların günahını ödeyen damat

Bir başkasını, eski İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın damadı olarak tanıdığımız, Ömer Faruk Kavurmacı yazmıştı. Tek sayfalık duygusal mektubuna 63 sayfalık mahkeme evrakını eklemişti. Kamuoyu baskısıyla yeniden tutuklandığını anlatıyor, “çoğu insan 41 ay, yani 3 yıl 9 aydır tutuklu olduğumun farkında bile değildir” diye devam ediyordu.

Kavurmacı’nın mektubunda son dönemin “damat”ları üzerine düşündüren şu ifadeler dikkat çekiciydi:

Kayınpederimin Kadir Topbaş olması nedeniyle günah keçisi ilan edildim. Başka siyasilerin damatları ile karşılaştırıldım. Adeta kategorize edildim.”

Kavurmacı’nın sözlerinden Bülent Arınç ya da İsmail Kahraman’ın damatlarına gönderme yaptığı anlaşılıyordu. Ona göre “ak damatlar”ın günahlarının kefaretini, tasfiye edilmiş Topbaş’ın damadı olması sebebiyle kendisi çekiyordu.

Hakkımdaki ezberlerin kamuoyu algısına dönüştüğünü ortaya koyacak” dediği 63 sayfada ise; mahkemeye gelen 30 tanığın lehine beyanları, Bank Asya’ya para yatırmadığını gösteren evraklar, epilepsi nöbetleri yaşadığını söyleyen raporlar, 24 Haziran 2014’te TUSKON’dan istifa ettiğini anlatan noter kaydı vardı.

Hesap hareketlerinin anlatıldığı bölümde şu kısım özel olarak dikkatimi çekti:

Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı’na (TÜRGEV) 18 Ocak 2015 tarihinde 1 milyon USD (2.448.200.00 TL) tutarında bağışta bulunulmuştur.”

Mektuplar uzayıp gidiyor.

Sanki birlikte doğmuşlar gibi. Oysa mektup yazmanın geçmişi, hapishaneden çok daha eskiye dayanıyor. Bir “hürriyetsizleştirme cezası” olarak hapishanenin tarihini, çok zorlarsanız ancak 16. yüzyıldan başlatabiliyorsunuz. Yine de bugün en düzenli mektuplar hapishanelerde yazılıyor.

Sanki duvarları yıksak tüm mektuplar altında kalacakmış gibi. Buna rağmen inanıyorum, insanlığın bütün suçlarından arındığı gün birbirimize yine mektuplar yazacağız ve o gün duvarlar olmayacak.

MI5 (İNGİLİZ İÇ İSTİHBARAT SERVİSİ) DOSYASI : İngiltere’de ajanlara cinayet ve işkence izni


İngiltere’de ajanlara cinayet ve işkence izni

İngiltere’de mahkeme, iç istihbarat kurumu MI5’in ajan ve muhbirlerinin aralarında cinayet ve işkencenin de bulunduğu suçları işlemesini yasalara uygun buldu. Davalı insan hakları örgütleri temyize gidecek.

Londra’daki MI5 binası

İngiltere’de Soruşturma Yetkileri Mahkemesi (IPT), iç istihbarat kurumu MI5 için çalışan ajan ve muhbirlerin, aralarında cinayet ve işkence gibi şiddet eylemlerinin de yer aldığı ağır suçları işlemesinin yasalara uygun olduğuna hükmetti. Karar, beş üyeli mahkemede üç üyenin oyu ile kabul edildi.

İstihbarat servisleri ile ilgili şikayetleri inceleyen Soruşturma Yetkileri Mahkemesi, dört insan hakları örgütünün MI5 çalışanları ile ilgili başvurusunu değerlendirdi.

İnsan hakları örgütleri, doğrudan hükümet için çalışmayıp istihbarat toplayan ajanlar ve muhbirlerin, aralarında cinayet ve işkencenin de bulunduğu suçları işlemesine izin verilmesinin, İngiliz yasaları ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğu gerekçesiyle mahkemeye başvurmuştu.

Konuya ilişkin olarak görüş bildiren hükümet, MI5’in ajanlar olmadan istihbarat toplayamayacağını ve terör saldırılarını engelleyemeyeceğini belirterek, ajanlara gerektiğinde suç işleme yetkisi tanınmasının gerekliliğine dikkat çekmişti. Hükümet, söz konusu ajan ve muhbirlere yargı dokunulmazlığı verilmediğinin de altını çizmişti.

"Halkı terör saldırılarından korumak için"

Hükümetin görüşüne destek veren mahkeme, ülkede son zamanlarda düzenlenen ve ölümlere yol açan saldırıları örnek gösterdi.

Mahkemenin kararında, "Bu vaka, hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu demokratik bir toplumda karşı karşıya kalınan en derin sorunlardan birini ortaya koyuyor” ifadesi kullanıldı. 2017 yılında Manchester ve Londra’da düzenlenen saldırılar hatırlatılarak, bu olayların "halkı ağır terör saldırılarından korumak için istihbarat toplamanın ve diğer faaliyetlerin gerekliliğine vurgu yaptığı” kaydedildi. Mahkeme ayrıca, MI5 çalışanlarının dokunulmazlığı bulunmadığına işaret etti.

Karara tepkiler

İçişleri Bakanlığı, mahkemenin kararını memnuniyetle karşıladı. Yapılan açıklamada, gizli ajanların MI5’in "temel araçlarından” biri olduğu belirtilerek, çalışmalarının "ülkenin güvenliği” için gerekli olduğu kaydedildi.

İnsan hakları örgütleri Privacy International, Reprieve, Pat Finucane Merkezi ve Adaletin Kabulü Komitesi kararı temyize götüreceklerini açıkladı. Privacy International örgütünden Ilia Siatitsa kararı eleştirerek, "Soruşturma Yetkileri Mahkemesi, MI5’in muhbirlerine İngiltere’de aralarında şiddetin de bulunduğu ağır suçları işlemeleri için gizlice izin verebilmesine hükmetti” dedi.

İnsan hakları örgütleri, MI5’in 1990’ların başından beri başvurduğu bu uygulamasının, eski Başbakan Theresa May’in 2018 yılında bu uygulamanın varlığını teyit etmesi ile ortaya çıktığını belirtiyor. Örgütler, İrlandalı avukat Pat Finucane’in Belfast’daki evinde İngiltere yanlısı militanlar tarafından 1989’da öldürülmesine ilişkin bir rapora atıfta bulunuyor. 2012 tarihli rapor, devletin aktörlerinin katkısı olmaksızın avukatın öldürülemeyeceğine işaret ediyordu.

RUSYA DOSYASI : KGB ajanı Vladimir Putin’i devlet başkanı yapan adam


KGB ajanı Vladimir Putin’i devlet başkanı yapan adam

Sovyet gizli istihbarat servisi KGB’nin eski bir ajanı olan Putin, bizzat Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin ve onun yakın çevresi tarafından seçilmiş, Rusya’yı 21’inci yüzyıla taşıma görevi kendisine biçilmişti.

Rus liderlerin iktidara giden yolu yüzyıllar boyunca hep farklılık gösterdi.

Çarlar doğuştan iktidar hakkına sahip oluyordu; Vladimir Lenin devrimle iktidara gelmişti; Sovyet Komünist Partisi’nin genel sekreterleri politbüroya parti kademelerinde tırmanarak geliyor, ülkenin başına geçme sırasını bekliyorlardı.

Ancak yirmi yıl önce Vladimir Putin‘e Kremlin’in anahtarı altın bir tepside sunuldu. Sovyet gizli istihbarat servisi KGB’nin eski bir ajanı olan Putin, bizzat Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin ve onun yakın çevresi tarafından seçilmiş, Rusya’yı 21’inci yüzyıla taşıma görevi kendisine biçilmişti.

Peki ama neden Vladimir Putin?

‘Muhteşem bir yardımcı’

Valentin Yumaşev, Vladimir Putin’in Rusya Federasyonu başkanlığına getirilmesinde kilit bir rol oynayan bir isim. Eski bir gazeteci olan Yumaşev, bugün Kremlin’in önemli yetkililerinden biri ve basına çok nadir konuşmasıyla biliniyor. Ancak BBC’yle görüşmeyi ve hikayesini anlatmayı kabul etti.

Yumaşev, Boris Yeltsin’in en güvendiği danışmanlarından biriydi. Daha sonra Yeltsin’in kızı Tatyana’yla evlenerek önce damadı, ardından da özel kalem müdürü oldu. 1997’de Putin’e Kremlin’deki ilk görevini veren kişi de oydu.

"Yeltsin’in eski özel kalemi görevden ayrılırken bana yardımcılık yapacak çok güçlü bir isim tanıdığını söyledi," diye anlatıyor Yumaşev.

"Böylece beni Vladimir Putin’le tanıştırdı ve birlikte çalışmaya başladık. Putin’in muhteşem bir iş çıkaracağını hemen anladım. Yaratıcı fikirler geliştirmekte, analizlerde ve inandığı bir görüşü savunmakta üzerine yoktu."

Peki bu adamın günün birinde devlet başkanı olabileceği hiç aklından geçmiş miydi?

"Yeltsin’in aklında birkaç aday vardı: Boris Nemtsov, Sergey Stepaşin ve Nikolay Aksenenko gibi. Yeltsin’le birlikte halefinin kim olacağı konusunda birçok görüşme yaptık. Bu görüşmelerden birinde Putin’den de söz ettik.

"Yeltsin bana Putin hakkında ne düşündüğümü sordu. Bence muhteşem bir aday olur, diye yanıtladım. Bence kesinlikle onu göz önünde bulundurmalısınız, dedim. İşleri ele alış biçimine bakınca çok daha büyük görevlere hazır olduğunun anlaşıldığını söyledim."

Ama Putin’in KGB geçmişi kendisi için bir dezavantaj mıydı?

"Putin gibi birçok KGB ajanı, kurumun itibarını kaybettiğini fark edip istifalarını sunmuşlardı. Eski bir KGB ajanı olmasının bizim için hiçbir önemi yoktu. Putin bir liberal ve bir demokrat olduğunu defalarca kanıtlamış, piyasada reformlar yapmaya devam edeceğini göstermişti."

Gizli devir teslim

Ağustos 1999’da Boris Yeltsin, Vladimir Putin’i başbakan olarak atadı. Bu, Yeltsin’in Putin’i devlet başkanlığına hazırladığının açık bir işareti olarak yorumlandı.

Yeltsin’in bir yıl daha görevde kalması bekleniyordu, ancak Aralık 1999’da sürpriz bir şekilde görevi bırakmaya karar verdi.

"Yeni yıla üç gün kala, Yeltsin Putin’i konutuna çağırdı. Görüşmede benim ve yeni özel kalem müdürü Aleksandr Voloşin’in de bulunmasını istedi. Putin’e Temmuz’a kadar görevde kalmayı düşünmediğini, 31 Aralık’ta devlet başkanlığından istifa edeceğini açıkladı.

"Bu bilgiye çok az insan haizdi: Ben, Voloşin, Putin ve Yeltsin’in kızı Tatyana. Yeltsin karısına bile bir şey söylememişti."

Valentin Yumaşev, Yeltsin’in istifa konuşmasını kaleme almakla görevlendirildi.

"Yazması çok zor bir konuşmaydı. Tarihe geçeceği aşikar olan bir metindi. Verilecek mesaj çok önemliydi. O nedenle o meşhur ‘Beni affedin’ cümlesini de ekledim.

"Ruslar 1990’lı yıllarda büyük acılar çekmişlerdi. Yeltsin’in bu konuya kesinlikle değinmesi gerekiyordu."

1999 yılının yılbaşı gecesi, Boris Yeltsin Kremlin’deki son ulusa sesleniş konuşmasını kaydetti.

"Odada bulunan herkes şoka girmişti. Metni kaleme alan ben hariç. İnsanlar ağlamaya başlamışlardı. Çok duygusal bir andı.

"Ama haberin dışarı sızmaması çok önemliydi. Resmi açıklamaya daha hala dört saat vardı. Dolayısıyla kimsenin odadan ayrılmasına izin verilmedi. Kapı dışarıdan kilitlendi.

"Kaydı aldım ve televizyon kanalına gittim. Yeltsin’in konuşması öğlen saatinde yayımlandı."

Vladimir Putin geçici devlet başkanı ilan edildi. Üç ay sonra da başkanlık seçimlerini kazandı.

‘Ailenin bir üyesi mi?

Valentin Yumaşev, çoğu zaman ‘Aile’nin bir üyesi’ olarak anılır: Aile ile kast edilen 1990’lı yılların sonlarında Boris Yeltsin’in kararlarını etkilediği düşünülen yakın çevresidir.

Yumaşev, bu Aile iddiasının ‘bir mit, bir uydurma’ olduğunu savunuyor.

Ancak 1990’lı yılların sonlarında, Rusya Federasyonu Başkanı Yeltsin’in sağlığı kötüleşirken, ailesi, dostları ve bazı iş adamlarından oluşan yakın çevresine giderek daha fazla itimat ettiği biliniyor.

Siyaset bilimcisi Valery Solovey, "Putin’in çevresindekilerin böylesi bir etkisi yok," diyor.

"Putin’in fikirlerini aldığı iki grup insan var: Biri Rotenberg kardeşler gibi çocukluk arkadaşları, diğeri de Sovyet KGB’sinde hizmet etmiş kişiler.

"Ama Putin bu insanların sadakatini de gözünde çok büyütmüyor. Yeltsin aile üyelerine güvenirdi. Putin’in ise güvendiği hiç kimse yok."

‘Hiçbir pişmanlığım yok: Ruslar Putin’e güveniyor’

Putin, önce devlet başkanı sonra başbakan olarak yirmi yıldır Rusya’da iktidarı elinde tutuyor. Bu süre zarfında iktidarın kendisinin etrafında dönmesini sağlayacak bir sistem inşa etti. Onun yönetiminde Rusya, giderek otoriterleşen ve demokratik hak ve özgürlüklerden uzaklaşan bir ülkeye dönüştü.

Solovey, "Yeltsin bir misyonu olduğuna inanıyordu. Putin de öyle," diyor. "Yeltsin kendisini Musa olarak görüyordu. Ülkesini komünizmin köleliğinden kurtarmak istiyordu."

"Putin’in misyonu ise geçmişi geri getirmek. ’20’inci yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi’ olarak nitelendirdiği SSCB’nin çöküşünün intikamını almak istiyor. O ve çevresindeki eski KGB ajanları, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının Batılı istihbarat servislerinin işi olduğunu düşünüyorlar."

Bugünün Vladimir Putin’i, Yumaşev’in hatırladığı liberal figürden epey uzak. Peki Putin’in eski patronu, ona Kremlin’in anahtarını sunduğu için pişmanlık duyuyor mu?

"Hiçbir pişmanlık duymuyorum," diyor Yumaşev. "Rusların Putin’e halen güvendikleri çok açık."

Ancak Yumaşev, Boris Yeltsin’in istifasının tüm Rus liderlere bir ders olması gerektiğini düşünüyor:

"Zamanı geldiğinde koltuğu bırakmak ve gençlere yer açmak, çok mühim bir ders. Yeltsin için bu çok önemliydi."

SİYASİ SUİKASTLER DOSYASI : İngiliz Ajan Le Mesurier gizemli kırmızı çantası kayboldu !!!


İngiliz Ajan Le Mesurier gizemli kırmızı çantası kayboldu !!!

Karaköy’de infaz edilen İngiliz Ajan Le Mesurıier’in kırmızı çantası kayboldu! Bütün istihbarat örgütleri ele geçirmek için seferber oldu. İçinde CIA başta olmak üzere 9 istihbarat örgütünde MI6’ya çalışan ajanların listesi vardı.

Le Mesurier, 300 yıldır İngiliz gizli belgelerinin taşındığı kırmızı çantanın benzerine sahipti.

İçinde CIA başta olmak üzere 9 istihbarat örgütünde MI6’ya çalışan ajanların listesi vardı.

Le Mesurier’in ölmeden 2 gün önce evinde kaldığı Türk, MI6 tarafından mercek altına alındı.

İşte Ergün Diler’in bugünkü yazısı:

BU hafta yani bu akşam YAZ-BOZ’un manşetlerinden biri KARAKÖY‘de öldürülen son JAMES BOND James Gustaf Edward Le Mesurier.
Programda başka açıdan ele alınan bir Le Mesurier göreceksiniz. Dünyanın akıllı merkezlerinde yaklaşık 1 aydır konu bu infaz. Türkiye’de ise zaman hızlı akıyor. Çok şeyi anlamadan geçme, unutma gibi bir isteğimiz, eğilimimiz var. Oysa burnumuzun dibindeki çok önemli bir infazın nedenlerini, sonuçlarını görmeden geçemeyiz!
Takip edenler bilir! İlk günden beri İNFAZ olduğunu yazıyorum. Gelişmeler ve sızan bilgiler ne kadar haklı olduğumuzu ortaya koydu.
Ancak bir de sızmayan ve buralarda bilinmeyen çok ama çok değerli bir yanı var olayın. Gelin bugün isterseniz oradan gidelim. Le Mesurier’in ilişkilerini, dostluklarını, operasyonlarını paylaştım.
Neden hedef olduğunu günlerdir aktarmaya çalışıyorum. ANCAK OPERASYONUN HİÇ BİLİNMEYEN BİR YANI VAR! EN AZINDAN BURALARDA YAZAN, ÇİZEN VE ANLATAN YOK… Gelin o parantezi biz de açalım… Bakalım ortaya çıkacak olanı sevecek misiniz! Keyif alacak mısınız?
Haydi…
James Gustaf Edward Le Mesurier’in 11 Kasım’da İstanbul’da öldürülmesinin merkezinde CIA var. Bunu sadece ben yazmıyorum.
Sadece ben söylemiyorum.
Tüm olanları MI6 kaynakları da doğruluyor. MI6 Le Mesurier’in ajan olduğunu kabul etmese de tüm istihbarat birimleri bu gerçeği biliyordu.
Le Mesurier’i ölüme götüren BÜYÜK SIR neydi? Neden öldürüldüğü hakkında bilgimiz vardı. Yazıldı, çizildi! Ancak kolundaki 80 bin dolarlık saatle ölüme sürükleyen ASIL NEDEN neydi?
Uzatmayalım…
Le Mesurier KIRMIZI ÇANTA için infaz edildi!
Le Mesurier, 1691 yılından beri İngiliz devlet geleneği olarak, gizli belgelerin taşınması için kullanılan kırmızı çantanın (Red Box) benzeri için öldürüldü. O çantanın içinde MI6’nın, CIA başta olmak üzere 9 istihbarat örgütünde kendisine çalışanların isim listesi vardı.
Günlerdir ÖLÜMLER SÜRECEK diye yazıyorum…
Bütün işaretler bu yönde çünkü.
Açalım biraz daha…
Daha önce pek çok İNGİLİZ BAŞBAKANIN elinde gördüğümüz DEVLET SIRLARINI taşıyan KIRMIZ ÇANTANIN benzeri Le Mesurier’deydi! MI6’in çok önemli dokümanları kendisindeydi! Bu KIRMIZI ÇANTA içinde MI6’nın ülke dışındaki operasyonel birimlerinin adım adım çalışmaları vardı. MI6’nın Akdeniz’de son olarak hazırladığı ’20 yıllık Akdeniz’ planları detaylandırılmıştı.
CIA’nın Suriye’deki güvenli evinde ele geçirilen çok önemli belgeler de kırmızı çantadaydı.
Çanta bir hazine kadar değerliydi anlayacağınız…
Şimdi kesin olan şu ki BU ÇANTA ARTIK İNGİLİZ İSTİHBARATI MI6’te değil…
Operasyonun merkezinde olan CIA’nın bunu ele geçirme ihtimali çok ama çok yüksek.
Yankılanan seslere göre TÜRK İSTİHBARATI da İSRAİL İSTİHBARATI da son hamle ile bunu ele geçirmiş olabilir. Ancak CIA’nın elinde olduğu yönünde ağırlıklı bir değerlendirme var! Alman GİZLİ SERVİSİ BND’nin, hatta Rus istihbarat servisi FSB’nin de kırmızı çantanın peşinde olduğu anlaşıldı. MI6 kırmızı çanta için, ‘Dünyanın 8. harikasını kaybettik’ diyor. Le Mesurier, MI6’ya ihanet etmezdi. En azından MI6 öyle düşünüyor. Ancak çantadan kimin haberi vardı?
MI6, açığa çıkma ihtimalini bile görmezden gelerek Türkiye’deki tüm ajanlarını kırmızı çanta için görevlendirdi.
Muazzam bir hareketllik var. Bütün ajanlar sahada!
Her yer allak bullak!
Müthiş bir kovalamaca, müthiş bir araştırma var.
11 Kasım’dan itibaren KIRMIZI ÇANTANIN nerede olduğu büyük bir gizem. Şimdi bu gizemin aydınlanmasından çok daha önemli olan çantanın MI6’ya geri dönmesi… Bu İngiltere’nin geleceği için de çok önemli.
Çünkü içindekilerin yabancı istihbarat birimleri tarafından öğrenilmesi, ulusal güvenliği de tehdit ediyor.
Le Mesurier, 9 Kasım ve 10 Kasım’da kimlerle görüştü?
Çanta yanında mıydı?
MI6 bu soruların cevaplarını ararken, Le Mesurier’in İstanbul’da görüştüğü 3 Türk arkadaşını da incelemeye aldı.
İddialara göre 9 Kasım sabahı Le Mesurier, yine Karaköy’de oturan Türk arkadaşının evinde kaldı. Le Mesurier, İstanbul’da evinin dışında başka bir yerde uyanmayı sevmezdi. Çünkü en güvenli yerin kendi evi olduğunu biliyordu. Çok özel güvenliği bulunan ev, onun en rahat ettiği yerdi.
İşte bu kadar dikkatli olan Le Mesurier, neden 9 Kasım sabahı başka evde uyandı. Ya da hiç uyumadı.
Bir istihbarat servisi ne kadar güçlü olursa olsun, bazı zamanlarda 4 duvar arasında kalabiliyor.
MI6 işte tam bu durumda.
İstanbul, MI6 için hep önemliydi. İstanbul başka istihbarat örgütleri için de hep özeldir. Dün de bugün de… Ancak MI6, kurulduğu 1909 yılından itibaren güçlü olduğu İstanbul’da tarihinin en görkemli dönemini yaşıyordu!
Bütün istihbarat teşkilatları bunu biliyordu!
James Gustaf Edward Le Mesurier cinayetinin üstü kapatıldı. Yanlış bilgilerle cinayetin sıradan bir olay olduğu algısı yayıldı! EN azından böyle gösterilmeye ihtiyaç duyuldu! İngiliz medyasındaki birçok habere sansür uygulandı. The Guardian ve The Times gazeteleri, Türkiye’de hiç kimsenin bilmediği bazı basın kuruluşlarını kaynak gösterdi. İngiliz medyasından açık şekilde sansür istendi, onlar da gereğini yaptı.
Çünkü İngiltere’nin ulusal güvenliği risk altındaydı.
KARAKÖY’deki infaz LONDRA’yı sarsıyordu!
Anlaşılmayan buydu.
Ve bunu başka bir örgüt İSTANBUL’un göbeğinde en güvenli evde yapıyordu!
O KIRMIZI ÇANTA için kesinlikle ve kesinlikleadım ya da adımlaratılacaktır. İngiliz hükümeti de BUCKINGHAM SARAYI da MI6 de ısrarlı ve kararlı birtavır izleyecektir. O çantadakigizli belgelerin bir şekildeele geçirilmesi gerekmekte…
İSTİHBARAT SAVAŞLARI hiç olmadığı kadartırmanacak. Ve bu savaşı bizçıplak gözlerle izleyeceğiz…
İstanbul’da da adımların atılması büyük ihtimal…
Başka şeyler de olacak gibi…
İzleyelim bakalım…

CIA DOSYASI : Türkiye’de 50 üst düzey ajan var !!!! /// Büyükada’da toplanan CIA ajanları darbe başarılı olsaydı.


Büyükada’da toplanan CIA ajanları darbe başarılı olsaydı…

Levent Albayrak Akşam gazetesinde 15 Temmuz gecesi 10 CIA ajanı ve 6 Türk’ün Büyükada yaptığı toplantının izlerini sürmeye devam ediyor. İstanbul Büyükada’da darbe toplantısı yapan CIA ajanları başarılı olunacağını düşünerek her şeyi hazırlamışlar.

Kaldıkları otele basın açıklamaları ve canlı yayınlar için dev ekran kurdurmuşlar. 15 Temmuz

akşamı bu ajanm akademisyenler darbeyi dünya basınına anlatarak desteklerini göstereceklerdi.

DÜNYAYA KARA PROPAGANDA

İstihbarat birimlerinin verdiği bilgilere göre Fetullah Gülen destekçisi Henri Barkey en başta devreye girerek, darbecileri destekleyecek ve dünya basınına olan bitenleri yanlı bir şekilde anlatacaktı.

HEDEF İÇ SAVAŞ MIYDI?

AKŞAM’ın önceki gün yayınladığı “Büyükada’da 10 CIA Ajanı” manşeti gündeme bomba gibi düşmüştü. O gün toplantıya katılanları isim isim deşifre eden AKŞAM, bu uzmanların iç savaş ve istikrarsızlık yaşanan ülkelerden hiç ayrılmadıklarını ve sürekli bu ülkelerle ilgili planlar yaptıklarını açıklamıştı.

Katil Yunanistan’a kaçtı!

13 Temmuz’da Türkiye’ye gelen isimlerden en dikkat çekeni idam mahkumu bir katil olan Scott Peterson’du. Şahsın Yunanistan’a kaçtığı düşünülüyor.

Büyükada’ya gelen isimlerin içinde en gizemli olanı 44 yaşındaki azılı ABD’li suçlu Scott Lee Peterson. 44 yaşındaki ABD’li suçlu 2002 yılında hamile olan karısı Laci Peterson’ı öldürmekten birinci derece cinayet ile hüküm giydi ve aynı yıl ABD’de en azılı suçlularının kaldığı California’daki San Quentin Devlet Hapishanesi’nde gönderildi. Hakkında ‘iğneyle idam cezası’ hükmü verilen Patterson davayı California Temyiz Mahkemesi’ne taşıdı. Kayıtlara göre Peterson ‘VN2100’ koduyla halen hapishanede görünüyor. Böylesine bir azılı suçlunun, ABD’nin en güvenlikli cezaevinden nasıl çıkarıldığı ise akıllarda büyük soru işareti uyandırdı.

Gizli anlaşmayla suikast talimatı

İddiaya göre idam mahkumu Scott Peterson’un bazı gizli anlaşmalar yaparak Türkiye’ ye getirildi, kendisine verilecek suikastleri başardığı takdirde ise hakkındaki temyiz davasının da olumlu sonuçlanacaktı. İstihbarat yetkililleri deşifre olan idam mahkumunun deniz yoluyla Yunanistan’a kaçtığı bilgisi üzerinde duruyor.

Türkiye’de 50 üst düzey ajan var!

Neredeyse her köşe başından bir istihbaratçı çıkmaya başladı. Peki kim bu insanlar? Birbirlerinin ayaklarına basmadan nasıl çalışıyorlar? Nerelerde kalıyorlar? Amaçları, çalışma yöntemleri ne? 1986 ile 1989 yılları arasında İstanbul’daki CIA ekibinin direktörlü olan ve 18 yıl Amerikan ajanı olarak çalışan Philip Giraldi’ye bunları sorduk.

– Bölgedeki istihbaratçılar nasıl çalışır, oradan başlayalım.

– Önce kaynak bulmayı denersin. Bunu ya Amerikalı ya da Türk istihbaratçılar yapar. Kaynak da ne yapacağını öğrenmeye çalıştığın organizasyonun içinden biridir. Ancak sorun şu: Ona hiçbir zaman güvenemezsin. Çünkü hem seninle konuşur hem de öbür taraftakilerle. Sana verdiği kötü istihbarattan dolayı onlara güvenmezsin. Ama bir yandan da elindeki istihbarat imkânlarından onları ufak da olsa yararlandırırsın. İletişim malzemesi verirsin. Bazı uydu fotoğrafları verirsin. Telefon dinleme kaydı verirsin.

– Tüm bunları yaparken bir istihbaratçının temel amacı nedir?

– İki temel amaç vardır. Birincisi, neler olduğunu öğrenmek. İkincisi de işin paramiliter boyutu. Bu gruplara destek verme faslı.

– Desteklemek mi, yönlendirmek mi?

– Yönlendirmezler. Çünkü yeteneklerini ve ne yapacaklarını tam bilemediklerinden yönlendirme konusunda emin olamazlar. CIA’in bugün bölgedeki temel amacı, isyancıların kimlerden oluştuğunu, onları kimin kontrol ettiğini, başarı şanslarının ne olduğunu öğrenmek.

– Kaç CIA ajanından bahsediyoruz?

– Bugün Türkiye’de bu iş için 15-20 arasında CIA ajanının görevlendirildiğini tahmin ediyorum.

– Sadece o kadar mı?

– Evet, çünkü bu tür bir operasyonu gerçekleştirebilecek ekip bu kadardır. Bunlar sadece istihbarat görevlisi değil, aynı zamanda paramiliter ajanlar.

– Nerede çalışırlar?

– Adana’da bulunan ABD Konsolosluğu’ndaki geçici bir merkezde ve İncirlik Üssü’nde askerle ortak bir üste çalışırlar. Aynı zamanda sahadadırlar. Antakya’da örneğin. Ama Suriye’de değil. Türkiye tarafında, Suriye’ye geçmezler.

– Türk istihbaratıyla nasıl bir ilişki içindedirler?

– Çok yakın çalışırlar.

– Yapacakları faaliyetler için izin almaları gerekir mi?

– Evet, gerekir. Ama bu karşılıklı bir ilişkidir. ABD de Türk istihbaratına elindeki uydu fotoğraflarını verir. Elindeki bütün fotoğrafları. Ayrıca normalde paylaşmadığı çok hassas teknik bilgileri de paylaşır.

– Mesela bir CIA ajanı, Özgür Suriye Ordusu’ndan bir yetkiliyle teke tek görüşebilir mi?

– Bir Türk istihbarat yetkilisi de her zaman orada bulunur. Bu bir kural değildir. “Kimseyle tek başına görüşmeyeceksin” demezler ama böyle işler.

– Bahsettiğimiz CIA ajanlarının vasıfları nasıldır? Çok mu iyi Türkçe ve Arapça konuşurlar mesela?

– Hayır, bu bir sorun. Esasında, çeviri için MİT ‘e güvenirler. Amerikalı istihbaratçılar için bu her zaman bir sorun olmuştur. Bir ekipmanı nasıl kullanacağınızı öğretmede son derece vasıflıdırlar. İstihbarat paylaşmada da. Ama Arapça ve Türkçe gibi dillerde üst düzeyde vasıflı sadece belli sayıda ajan vardır. Bütün teşkilatta çok iyi Arapça konuşan muhtemelen 10 kişidir.

– Şaka mı yapıyorsunuz?

– Hayır. Size bütün teşkilatta çok iyi Türkçe konuşan kaç ajan olduğunu da söyleyeyim: Beş.

– Neden bu kadar az?

– CIA’nin çalışma şekli nedeniyle. CIA’de, Türkiye’ye atandınız diyelim, iki-üç yıl sonra başka bir yere gönderilirsiniz. O kültürde, dilde uzmanlaşmak için yeterince vaktiniz olmaz. Bunun sonucunda da yapabilecekleriniz sınırlı kalır. Türkiye’deyken İngiliz ve Rusları da gördüm. Onlar çok daha iyiydi. Bir Rus ajanı Türkiye’ye gitmeden önce iki yıl dil okuluna gider. Sonra Türkiye’de 10 yıl kalabilir.

– Siz ne kadar kaldınız Türkiye’de?

– Üç yıl kaldım. Normalde iki yıldır. Dördüncü yılımı da geçirmek istedim ama izin vermediler. Barselona’ya gitmem istendi. Bunun için tabii bir de İspanyolca öğrenmem gerekti.

Halen Ortadoğu konularında çalışan Washington merkezli Ulusal Menfaat Konseyi (CNI) adlı bir sivil toplum örgütünün başında olan Philip Giraldi (66), terörle mücadele ve askeri istihbarat konularında uzman. Savaş karşıtı görüşleri ve Amerikan dış politikasına getirdiği sert eleştirilerle bilinen Giraldi, ABD’nin Ortadoğu ve dünyada daha az müdahaleci bir çizgi izlemesi gerektiğini savunuyor.

– MİT ve CIA dışında bölgede kaç ajan olduğunu tahmin ediyorsunuz?

– Bellibaşlı her ülkeden birkaç kişi. Birkaç İngiliz, birkaç Fransız, birkaç Alman. Belki Yunanlılar da olabilir ama sanmıyorum.

– Nerede konuşlular?

– Tahminim İncirlik Üssü. Çünkü orası aynı zamanda bir NATO üssü.

– Ya Suudiler gibi NATO’da olmayanlar?

– O başka bir kanal. Katar, Suudi Arabistan Türk Dışişleri ve MİT ile koordineli çalışır.

– Şimdi karşı taraf sayılan istihbaratçılara gelelim. Türkiye’de İran ajanları yakalandı.

– Evet, gördüm. İran ajanları bazen hacı kılığındadır, bazen işadamı… Yakalananların gerçekten neyi temsil ettiğinden emin değilim. İranlıların Türkiye’de bir operasyon yürütmesi için aptal olması gerekir. Çünkü yakalanırlar.

– Ama videolar yayınlandı…

– Belki de gerçekten ajandırlar. Ama bilemezsiniz. “Kontrol bizde, karışmasan iyi edersin” mesajıdır bu. Söylemeye çalıştığım şu: İşin içinde bir istihbarat örgütü varsa, misyonu gerçeğin bir versiyonunu yaratmaktır. Yaratılan gerçek olduğu anlamına gelmez. Ben de hep bunu yaptım. O yüzden biliyorum.

– Peki hem müttefikler hem de diğerlerini düşününce, Türkiye’nin Suriye sınırında kaç casus olduğunu tahmin ediyorsunuz?

– Muhtemelen çok. Ama üst düzey istihbarat görevlisi olarak bakarsanız farklı. Örneğin Türkiye’nin çok iyi Arapça konuşan 10-20 ajanı vardır şu anda. CIA var. Fransızlar, Almanlar, İngilizler, hepsini toplarsanız şu anda bölgede 50 üst düzey istihbaratçı vardır. Ayrıca alt düzeyde birçok istihbaratçı ve muhbir de olduğunu unutmayın. Bunlar silah taşır ve polisinkine benzer görevler yürütür. Muhbirlerle de alt düzey istihbaratçılar temas halindedir. Fakat önemli nokta şu: Bu kişilerin hepsi MİT’in ekibidir. CIA ve diğer yabancı istihbarat örgütleri, alt düzey adam yollamaz.

– Türk istihbaratçıların vasıfları nasıl?

– Mükemmel. O bölgede çalışıyorsanız Türk istihbaratçılar en az herkes kadar iyidir. Bana göre herkesten iyidir. Yaptıkları işten her zaman çok etkilendim. Bölge konularına gelince onların yanında amatörsünüzdür. Bir CIA ajanıysa teknik konularda çok üst düzeydedir. Telefon dinleme, yerde hareket eden insanların uydu fotoğrafları…

– Bölgede bugün birçok casus olduğunu hükümet yetkilileri de gazetecilere söylüyor. Peki bunların kendi aralarındaki ilişki nasıl? Kim domine ediyor?

– Eğer Türkiye’de olmasa CIA domine eder. Ama Türkiye’de koordinasyona MİT liderlik eder. Türkiye NATO üyesi olduğu için de Alman, İngiliz, Fransız, Amerikan ajanları hep birlikte çalışır. Muhtemelen her iki günde bir kendi aralarında toplantı yapıyorlardır. Bence NATO üyesi olarak da ellerindeki istihbaratı birbirleriyle paylaşıyorlardır. Bu ortamda hiçbir bilgiyi kendinize saklamazsınız.

– Kimse kendi önceliğine göre hareket edemez mi?

– Hayır. Herkes liderlik eden Türk istihbaratını referans alır.

SİYASİ SUİKASTLER DOSYASI : İranlı ajanın ölüm emri Zindaşti’den


İranlı ajanın ölüm emri Zindaşti’den

Cinayete kurban giden eski İran ajanı Mesut Mevlevi’nin, Kudbettin Kaya adlı avukatı öldürten gizli servis bağlantılı uyuşturucu baronu İranlı Zindaşti’nin talimatıyla öldürüldüğü ortaya çıktı

SABAH, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği’nin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla yürüttüğü ajan cinayeti soruşturmasında ulaşılan çok kritik bir yeni bilgiyi açıklıyor. Geçtiğimiz 14 Kasım’da Şişli’de yürürken cinayete kurban giden rejim muhalifi eski İran ajanı Mesut Mevlevi’nin, Kudbettin Kaya adlı avukatı öldürten gizli servis bağlantılı uyuşturucu baronu İranlı Naci Şerif Zindaşti’nin talimatıyla katledildiği belirlendi.

Mesut Mevlevi

DNA ÖRNEKLERİ UYUŞTU
Emniyet birimleri güvenlik kameraları tarafından saniye saniye kaydedilen iki cinayeti işleyen tetikçinin olay sonrası bıraktığı kritik bir delilden yola çıktı. İncelemesi yapılan ve gizlilik gerekçesiyle açıklanmayan delil doğrultusunda araştırma genişletildi. Cinayet masası dedektifleri tetikçinin bıraktığı izleri 2017’de öldürülen avukat Kudbettin Kaya cinayetindeki izlerle karşılaştırdı. Polisin tespitlerine göre tetikçi Abdulvahap Koçak’ın her iki cinayet esnasında yüzü tanınmayacak şekilde kapalıydı. Polis, tetikçinin Kudbettin Kaya cinayeti sonrası kaçarken sokağa attığı bazı materyaller üzerinde bıraktığı DNA izini tespit etti. Bu izleri İranlı Ajan Mesut Mevlevi cinayeti sonrası yakalanan Abdulvahap Koçak’ın DNA örnekleriyle karşılaştırdı. Ve birbiriyle alakasız görünen iki cinayetin aynı tetikçi tarafından gerçekleştirildiğini belirledi. Mayıstan bu yana Türkiye’de bulunan yapay zekâ uzmanı Mevlevi 11 Ağustos’ta Twitter’da İran Devrim Muhafızları’nı kast ederek "Yozlaşmış mafya komutanlarının kökünü kazıyacağım. Dua edin ben bu işi yapmadan onlar beni öldürmesin" diye yazmıştı.

VİDEO LİNK : https://www.sabah.com.tr/yasam/2019/12/12/iranli-ajanin-olum-emri-zindastiden

İranlı ajanın ölüm emri Zindaşti’den

Abdulvahap Koçak

İKİ DOSYA BİRLEŞTİRİLİYOR
Bu gelişme üzerine Kudbettin Kaya’nın faili meçhul cinayet dosyasının Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan Çağlayan’a gönderilmesi ve İranlı ajan Mevlevi cinayeti dosyasıyla birleştirilmesi kararı alındı. SABAH Özel İstihbarat Bölümü’nün edindiği bilgilere göre polisin ulaştığı ve şimdilik açıklanmayan deliller, Mevlevi’nin tetikçisi ile Kaya’yı öldüren kişinin aynı olduğunu gösteriyor. İki ayrı infazı aynı tetikçinin gerçekleştirdiğini ortaya çıkaran ekipler, bu önemli gelişme üzerine soruşturmayı derinleştirdi. Mevlevi cinayeti sonrası polis tarafından yakalanan tetikçi Abdulvahap Koçak emniyette susma hakkını kullandı. Ancak soruşturma makamları, vaktiyle terör örgütü FETÖ ile de işbirliği yapan ve Türkiye’de tutuklanan, sonra da tahliye olunca yurtdışına kaçan Zindaşti ile ilgili tüm bağlantıları araştırıyor. Avukat Kudbettin Kaya, 2017’de Bakırköy’de bir restoranda uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülmüştü. İranlı ajan Mesut Mevlevi ise Şişli’de geçtiğimiz ay yolda yürürken yanına yaklaşan bir şahıs tarafından kafasına ateş edilerek öldürülmüştü.

Mevlevi, burada öldürülmüştü.

FETÖ’NÜN GİZLİ TANIĞI
Kamuoyu tarafından uyuşturucu baronu olarak bilinen ve Ergenekon davasında FETÖ’nün gizli tanık yaptığı Zindaşti, kızı ve yeğeninin öldürülmesinden sonra İstanbul, İran, Panama, Kanada ve Dubai’deki bir dizi intikam cinayetinin azmettiricisi olarak suçlanıyor.
İran devleti tarafından da aranan Zindaşti hakkında yakalama kararı var. Zindaşti’nin telefon kayıt ve yazışmalarından tespit edilen çok sayıda cinayet bulunuyor. 2017’de Maslak’ta aracında ortağıyla birlikte öldürülen GEM TV’nin sahibi İran asıllı İngiliz vatandaşı Saeed Karimian’ın da Zindaşti tarafından öldürtüldüğü tespit edildi. Karimian’ın İran rejim muhalifi olduğu biliniyordu. Zindaşti’nin Türkiye’deki son eylemi ise İstanbul Şişli’de 14 Kasım gecesi yolda yürürken uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden İranlı eski istihbarat görevlisi Mesut Mevlevi’nin öldürülmesi. Mevlevi’nin rejim muhalifi olduğu ve bu sebeple infaz edildiği belirtildi. Zindaşti’nin İran istihbarat örgütüyle karşılıklı menfaat alışverişi doğrultusunda saldırıyı yaptırmış olabileceği üzerinde duruluyor.

NARKOTİK DOSYASI : Ajan cinayetinde Zindaşti sorgusu


Ajan cinayetinde Zindaşti sorgusu

Eski İranlı istihbaratçı Mevlevi cinayeti şüphelilerinden Birol Ö.’nün uyuşturucu baronu Zindaşti’yle bağlantısı tespit edildi. Telefonunda “Ata-2” ismiyle kayıtlı kişinin Zindaşti olduğunu doğrulayan zanlı “İş konuştuk” dedi

İranlı eski istihbarat görevlisi Mesut Mevlevi, Şişli’de 14 Kasım’da silahla öldürüldü. Gözaltına alınan 11 kişiden 7’si tutuklandı. Hâkimin, Naci Zindaşti sorusuyla karşı karşıya kalan şüpheli Birol Ö., uyuşturucu baronuyla irtibatını kabul etti ancak cinayet iddiasını reddetti. Şüphelilerden Abdulvahhab K. ise ifadesinde, "25 Kasım’da gözaltına alındım ve iki gün boyunca karanlık bir yerde gözlerim kapalı bir şekilde tutuldum ve bana ajan olduğum söylendi. ‘Kime çalışıyorsun’ diye sordular. Metrobüsle eve giderken koluma girdiler ve üstüme çullandılar. ‘Sen kaç para karşılığı neden öldürdün’ dediler. Ben öleni tanımıyorum. 2009’dan beri İstanbul’dayım ve günlük işlerde çalışırım" dedi. Şüpheli Amın P. de iki yıldır bulunduğu Türkiye’de turizm ve emlak acentası, İran’da holdingi olduğunu, ölen Mevlevi’yi tanımadığını belirtti. Amın P.’nin avukatı da Mehti Şahin Tekin, müvekkilinin olaydan 12 gün sonra gözaltına alındığına dikkat çekerek, "Azmettiren olsaydı başka ülkeye kaçardı. Durumu çok iyi olan birisinin böyle bir suçun içinde olması mümkün değildir" diye konuştu.

ALİ ASFENJANİ VE ZİNDAŞTİ
Tutuklu Aşkın B. de maktulü tanımadığını iddia etti. Sına F. ile Veli S. de suçlamaları reddetti. Houtan K. ise sorgusunda Ali Asfenjani’yi tanıdığı anlattı. Houtan K. "Ali ile bir yıl önce aynı şirkette farklı mağazalarda çalıştık. Ali olayın olduğu gün bana bin lirayı İran’da bir şahsa göndermemi istedi. Biz de Sına ile o gün yemek yedik. Ali de yanımızdaydı. Davranışlarında bir anormallik yoktu. Ali’yi de alacağımdan dolayı aramıştım" şeklinde konuştu. Tutuklanan şüpheliler, hakimin Zindaşti sorusuyla karşı karşıya kaldı. Birol Ö., "Döviz bürosunda çalışırım. Zindaşti 20 yıla yakın arkadaşımdır. Altın işi yaptığını biliyorum. Zindaşti ile en son tam hatırlamamakla birlikte olaydan 3-4 gün önce görüştüm. Onun Bursa’da dairesi vardı. Dairenin işleriyle ilgili görüştüm. Yardımcı olmamı istedi. İlk ifademdeki Süheyl ismi uydurmadır. Ata-2 olarak kayıtlı olan şahıs Zindaşti’dir. Abdulvahhab benim eski patronumdur" dedi. Birol Ö.’nün avukatı da "Müvekkilimin Abdulvahhab ile arkadaş ilişkisi vardır. Zindaşti isimli yapılan mesajlaşmalar ise tamamen işine ilişkindir" ifadesini kullandı.