GÜNÜN KAHRAMANI DOSYASI : FENERBAHÇE KALECİSİNDEN ANLAMLI DESTEK /// 1,000 AİLEYE ERZAK YARDIMI


FENERBAHÇELİ FUTBOLCU ALTAY BAYINDIR, "EVDE KALMAK YETMEZ, VİRÜS SEBEBİYLE İŞİNİ KAYBEDEN 1,000 AİLENİN TÜM ERZAK İHTİYACINI KARŞILIYORUM. SİZLER DE VAR MISINIZ ???" DİYEREK DİĞER FUTBOLCULARI SOSYAL MEDYADA ETİKETLEDİ. TEK KELİME İLE BRAVO. UMARIM BU HAREKET BİR AKIM BAŞLATIR. ÇÜNKÜ BU KARANTİNA DAHA SÜRECEK OLURSA 1,000 AİLEDEN FAZLASININ İHTİYACI OLACAK.

DİĞER BİR KAHRAMAN DA KOÇ AİLESİ. ALİ KOÇ ARÇELİĞİN TÜM TESİS VE ALT YAPISINI SOLUNUM CİHAZI YAPACAK FİRMALARA AÇTI. AYRICA OTOMOBİL FABRİKASI ŞU ANDA MASKE ÜRETİMİNE GEÇTİ. VE AYRICA KOÇ OTELLERİNİN TAMAMI SAĞLIK ÇALIŞANLARININ HİZMETİNE SUNULDU. KURTULUŞ SAVAŞINDAN ÖNCE 1907 YILINDA KURULAN KAHRAMAN FENERBAHÇE GERÇEK GÜCÜNÜ GÖSTERİYOR.

KOMPLO TEORİLERİ : Yahudi ailesi Rockefeller 10 yıl önceki raporunda koronavirüsü birebir anlatmış


Yahudi ailesi Rockefeller 10 yıl önceki raporunda koronavirüsü birebir anlatmış

Dünyanın en zengin Yahudi ailesi olan Rockefeller ailesine ait Rockefeller Vakfı’nın 10 yıl önce yayınladığı raporda, koronavirüs salgınını birebir anlattığı ortaya çıktı. Raporda, virüsün gelişmiş ülkeleri etkileyeceğinden, ilk Çin’in kurtulacağından, yüz maskesi takan insanların artacağından ve sokakların boş kalacağından bahsediliyor.

Koronavirüsün insan yapımı bir biyolojik saldırı olduğu iddiaları yeni bir boyut kazandı. Dünya ekonomisi ve siyasetine yön verdiği iddialarıyla pek çok komplo teorisinin merkezinde olan Rockefeller ailesine ait Rockefeller Vakfı’nın 2010 yılında yayınladığı bir raporda adeta günümüzdeki koronavirüs salgınının birebir anlatılması dikkat çekti.

Gelecek bilimci Peter Schwartz’ın, Rockefeller Vakfı’na bağlı olarak kurduğu Global Business Network (GBN) tarafından yayınlanmış "Teknoloji ve Uluslararası Kalkınmanın Geleceği için Senaryolar" başlıklı rapordaki ifadeler okuyanları hayrete düşürdü.

2010 Mayıs’ında servis edilen raporda 2030 yılına kadar gerçekleşecek kehanetler yer alıyor ve bu kehanetlerden birinde de günümüzdeki koronavirüsü akıllara getiren bir salgından bahsediliyor.

Gelişmiş ülkeler alt üst olacak

Salgın zamanında gelişmiş ülkelerin alt üst olacağının belirtildiği raporda, "Yıllardır öngörülen küresel salgın geldi. Hızla yayılan virüs, salgınlara en hazırlıklı ülkeleri bile alt üst etti" ifadelerine yer veriliyor.

Yüz maskeleri ve ısı kontrolleri

Vatandaşlarını virüsten korumak için hükümetlerin ‘olağanüstü önlemler’ alacağını belirten rapor, "Küresel salgın sırasında tüm dünyada liderler yetkilerini genişletti. Yüz maskelerinin kullanımının zorunlu hale gelmesinden, tren istasyonları ve süpermarketler gibi toplumsal alanlara girişlerde vücut ısısı kontrollerine kadar çok sıkı kural ve kısıtlamalar uygulandı" gibi şimdilerde gördüğümüz çok tanıdık uygulamaları 10 yıl öncesinden anlatıyor.

İlk Çin kurtulacak

Ülkelerin virüsle nasıl mücadele ettiklerine de yer veren rapor, virüsten ilk olarak Çin’in kurtulmayı başaracağı kehanetinde bulunuyor: "Salgın tüm dünyayı sardı. Tedbirlerin uygulanması gelişmiş ülkeler için bile büyük sorun oldu. Fakat birkaç ülke üstesinden daha iyi geldi; özellikle Çin. Çin hükümetinin tüm vatandaşlar için zorunlu karantinayı hızlı bir şekilde koyup uygulaması ve tüm sınırları anında kapatması milyonlarca can kurtardı. Ve virüsün yayılmasını diğer ülkelerden çok daha erken durdurmaları salgın sonrası hızlıca toparlanmalarına imkân verdi."

Şirketler bomboş kalacak

Virüsün sadece insanları öldürmediği ifade edilen raporun devamında, "Küresel salgının ekonomiler üzerinde ise ölümcül bir etkisi oldu. Hem insanların hem de malların uluslararası hareketliliği durma noktasına geldi, turizm gibi zayıf endüstriler ve küresel tedarik zincirleri etkilendi. Yerelde bile, normalde en hareketli olan dükkânlar ve ofis binaları hem çalışanlar hem de müşterilerden yoksun şekilde aylarca boş kaldı" denildi.

Gıda kıtlığı yaşanacak

Gelecekte teknoloji alanındaki olası eğilimlere değinilen Rockefeller raporunda, "Korumacılık ve ulusal güvenlik kaygılarıyla hareket eden ülkeler, Çin’in güvenlik duvarlarını taklit ederek kendi bağımsız, bölgesel tanımlı teknoloji ağları oluştururlar. Hükümetler internet trafiğini denetlemek konusunda çeşitli derecelerde başarıya sahiptir ancak bu çabalar yine de ‘dünya çapında’ internetin etkisini kıramadı" ifadeleri bulunuyor.

Ekonomide sektörel ve devlet düzeyinde büyük değişimlerin yaşanacağını öngören raporda ayrıca şöyle deniliyor: "Küresel gıda ve kaynak kıtlığı karşısında ülkeler iç piyasalarını ithalata karşı korumak ve tarımsal ürün ve diğer emtia ihracatını azaltmak için ticaret bariyerlerini yükseltti. 2016 yılına gelindiğinde, ülkeler Berlin Duvarı’nın yıkılışı sonrası dünyaya damgasını vuran küresel işbirliği ve birbirine bağlılığın en zayıfladığı döneme girdi."

Yayından kaldırdılar

Tartışmalı rapor, Rockefeller Vakfı’nın yayımlarının yer aldığı resmi sitesinde 25 Mayıs 2010 tarihinde "www.rockefellerfoundation.org/news/publications/scenarios-future-technology" adresinden paylaşıldı. Birkaç yıl boyunca erişime açık olarak kalan yayın sonra bilinmeyen bir nedenle siteden kaldırıldı.

TSK DOSYASI : AİLESİNİ GEÇİNDİRMEK İÇİN ŞEHİTLİĞE KOŞAN UZMAN ÇAVUŞ ADAYININ TİRAJİK HİKAYESİ


ÖLÜM KADER DEĞİL ÇARESİZLİK..

YOLCU KARŞILAMAK ÜZERE GİTTİĞİM ANKARA OTOGARI AŞTİ’DE YAŞADIĞIM BİR OLAYDAN O KADAR ÇOK ETKİLENDİM Kİ, BUNU SİZLERLE PAYLAŞMAM GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNDÜM.

Terörle mücadelede, asker, polis, korucu hemen her gün şehit veriyoruz.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin her rütbeden şehitleri var, ama dikkat ederseniz en çok uzman çavuşlar yani profesyonel askerler şehit düşüyor.

Bu acı gerçeğin arkasındaki temel nedenlerden biri de, Anadolu insanının kaderi haline gelmiş yoksulluktur.

Dikkat edin, uzman çavuşların büyük bir çoğunluğu yirmili yaşlardadır.

Yani ömürlerinin baharındayken, ülkenin birliği, bütünlüğü, toplumun rahatı ve ailelerinin geçimini sağlamak için şehit düşerek, hayata veda ederler.

Dönelim Ankara Otogarı’nda yaşadığım olaya.

AŞTİ’nin önünden geçen yolun karşı tarafındaki metro çıkışının bulunduğu sokakta, bir lokantanın önünde yolcularımı bekliyordum.

Park yeri bulamadığımdan, binanın otoparkına giriş çıkış olabilir düşüncesiyle, dörtlülerini yaktığım otomobilimin başında duruyordum.

Boş gözlerle kalabalığı izlerken, “bir şey sorabilir miyim” sorusu ile kendime geldim.

Karşımda duran genç ile aramızda şu konuşma geçti:

–Sor kardeşim.

–Abi burada Eskişehir yolu varmış.

–Karşıdaki büyük binaları görüyor musun? İşte onların önünden geçen yol Eskişehir Yolu’dur. Sen neresine gideceksin?

–Hava Hastanesi’ne.

–İyi de, Hastane Eskişehir Yolu’nda değil ki…

–Nerede?

–Etimesgut tarafında. Eskişehir Yolu’nda bir süre gidip, Etimesgut istikametine devam ediliyor.

–Abi oraya yürüyerek gidilir mi?

–Gidersin, ama yaklaşık 15 kilometre yürümen lazım. Ama en iyisi, yolun karşından geçen Etimesgut, Sincan dolmuşlarına binmek.

–Abi ben yürüyerek gitmek istiyorum. Saat kaçta çıksam sabah 8’de orada olurum?

–Kaldığın yere göre değişir. Nerede kalacaksın?

–AŞTİ’de kalırım. Sabah 5’te çıksam, oraya 8’de ulaşır mıyım?

–Kardeşim, ulaşırsın ulaşmasına da, dolmuşa sabah 7.30’da binersen, Hava Hastanesi’nin önünde 8’de inersin. Senin ne işin var orada?

–Profesyonel askerlik için müracaat ettim. Rapor alacağım.

–Uzman çavuş mu olacaksın?

–Evet abi.

–Nerelisin sen?

–Yozgat Çekerek’in bir köyündenim. Biraz önce otobüsle memleketten geldim.

–Niye uzman çavuş olmak istiyorsun?

–Mecburum abi.

–Neden mecbursun ki?

Genç bu soru üzerine başını önüne eğip, kısa bir süre sustu.

Sormamam gereken bir soru mu yönelttim diye düşünürken, genç çok mahcup bir şekilde konuşmaya devam etti.

–Fakirlik işte abi. Köyde doğru dürüst bir geçimimiz yok. Babam hastalıktan öldü. Üç küçük kardeşim var. Annem de hasta. Onlara bakmak için sağlam bir işe girmem lazım.

–Sağlam iş diyorsun da, terörü görmüyor musun? Her gün ölüm var, birçok şehit veriyoruz. Bu işin neresi sağlam?

–Doğru söylüyorsun abi. Bizim komşu köyden bir akrabamız 2 yıllık uzman çavuştu, Şırnak’ta şehit düştü. Merkezde de 2-3 uzman çavuş var şehit olan.

–Bak gördün mü? İşin ucunda şehitlik olduğunu sen de biliyorsun. İyi düşündün mü?

–Abi başka çarem kalmadı. İki-üç bin lira, komando olursam da daha fazla maaş alacağım. Şehit düşmek alın yazımızda varsa, memlekete canımız feda olsun. Hem şehit olursam, annemi ve 3 kardeşimi de kurtarırım.

–Şehit olunca onları nasıl kurtaracaksın ki?

–Anneme şehit maaşı bağlarlar. Şehitlerin kardeşlerine de devlette iş veriyorlar.

–Anladım kardeşim, Allah hakkında hayırlısını versin. Madem Hava Hastanesi’ne gideceksin. O kadar yol yürünmez. Dolmuşa bin. Tamam mı?

Teşekkür eden genç, geceyi geçireceğini söylediği AŞTİ’ye doğru yürümeye başladı.

Bilirsiniz tren istasyonu, otogar gibi yerlerde, “Bir şey sorabilir miyim” diyerek yanınıza gelip, yol ya da yemek parası isteyenler vardır.

Bu saygılı, mahcup, mahzun genç, kesinlikle onlardan değildi ve tertemiz bir Anadolu çocuğuydu.

Neden dolmuşa binmeyip, ısrarla yürümek istediğini düşünürken, birden aklıma, cebinde yol parası olmayacağı geldi.

İsmini bile sormadığım gencin arkasından birkaç kez seslendim.

Dönüp geldi.

–Buyur abi.

–Kardeşim neden dolmuşa binmiyorsun? Paran mı yok?

Utandı. Yüzü kızardı. Yanıt veremedi.

Hemen arabama girdim, sigara içmediğim için bozuk paraları koyduğum küllüğü aldım. Avucuma boşalttığım bozuklukları gence uzattım.

–Abi gerek yok. Ben yürürüm.

–Allah aşkına al şu parayı.

Sanki çok şeymiş gibi parayı vermeye kararlıydım, ama o da almamaya.

Hani hesap ödemek için neredeyse güreşecek duruma gelenler var ya, “alırsın, almam çekişmesi” içinde biz de o görüntüdeydik.

Benden kısa ve çelimsiz olduğu için fazla direnemeyince, bozuklukları zorla cebine doldurdum.

O an nefesinin koktuğunu da hissettim. Belli ki uzun süredir açtı.

Gözleri hafiften yaşarmıştı. “Peki, abi dolmuşa binerim” diyerek, AŞTİ’ye gitmek üzere metronun bulunduğu alt geçide doğru yürüyüp gözden kayboldu.

Yozgat Çekerekli gencin, “Şehit olursam, annemi ve 3 kardeşimi de kurtarmış olurum” sözleri kulaklarımda çınlıyordu.

Ama hayatını, ailesine maddi gelir sağlamak için vermeye hazır bu genç, cebinde, otel ve dolmuş parası olmadığından, otogarda gecelemeyi, 15 kilometrelik yolu yürümeyi düşünüyordu.

Ben ise bu gence bir avuç bozuk para vererek, sanki vicdanımı rahatlatıyordum.

Bu düşünce beni boğar gibi oldu.

Cüzdanıma baktım, 220 TL vardı.

O an aklımda, ne park yeri sorunu ne arabam ne de karşılayacağım yolcular kalmıştı.

Aracımı orada bırakıp, AŞTİ binasına doğru koşmaya başladım.

Koskoca terminalin insan kaynayan kalabalığında, bir o yana bir bu yana kaç kez gittim bilmiyorum.

Kan ter içinde kalmış bir halde yolcuların oturduğu bölümlere bakmaya devam ederken, aradığım genci, alt katta, gelen yolcu bölümündeki sıraların birinin, duvara dayanmış köşesine iki büklüm uzanmış halde gördüm.

Bir süre onu yattığı yerde izledikten sonra yanına gittim.

–Çekerekli kardeşim, sana para lazım olur diye düşündüm. Cüzdanımdaki tüm para bu. Alırsan çok sevinirim.

Uykulu gözlerle bana baktı. Belli ki, duyduklarından pek hoşlanmamıştı.

–Abi ben dilenci değilim. Kesinlikle almam. Hem bana niye para vermek istiyorsun ki?

Bu sırada gözlerinden damlalar düşmeye başlamıştı. Başını öne eğip, gözyaşlarını gizlemeye çalıştı.

Duygusal biri olduğum için benim de gözlerim yaşarmıştı.

Yanına oturdum ve katlayıp avucumun içine sakladığım parayı uzattım.

–Dilenci olmadığını bildiğim için geldim. Sen onurlu bir gençsin. Bu para az da olsa işini görür.

–Abi kendimi kötü hissettim. Alamam.

–Bu parayı borç say kardeşim. Telefon numaramı vereyim, sen de uzman çavuş olduğunda, alacağın ilk maaşla borcunu ödersin.

–Ya uzman çavuşluğa almazlarsa?

–Numaram sende kalacak. Durumun müsait olduğunda ödersin.

Önerim aklına yatmıştı, ama parayı almayı kabul etmesi yine de 5-10 dakika sürdü.

Çantasından çıkardığı zarfın arkasına da, telefon numaramı yazdım.

Adının Mustafa olduğunu öğrendiğim genci orada bıraktım.

Son kez dönüp baktığımda, çantasını yastık yapmış, sıranın üstüne kıvrılıp uykuya dalmıştı.

Arabama döndüğümde, trafik polisi ceza yazıyordu.

Hiç itiraz etmeden makbuzu alıp aracıma bindim ve radyoyu açtım.

Gece haberlerinde, terör örgütü PKK ile çatışmalarda şehit olan 5 uzman çavuşun isimleri okunuyordu.

Bu yazıyı kaleme aldığım birkaç gün boyunca yine şehit uzman çavuşların adları, daha öncekiler gibi haberlerde verilirken hep Mustafa’yı düşündüm.

Biliyorum ki, uzman çavuşların adları bundan sonra da şehit haberlerinde sürekli okunacak ve Mustafa’nın sözleri hiç aklımdan çıkmayacak.

Terörle mücadeledeki önde gelen gücün, yoksul Anadolu insanındaki vatan sevgisi olduğu bilinmelidir.

Ama bununla birlikte, ailesine maaş, kardeşlerine iş sağlamak için yirmili yaşlarda şehit düşmeyi göze alan daha çok Mustafa’nın da olduğu unutulmamalıdır.

Gürbüz Evren.

TARİKATLER & CEMAATLER DOSYASI : MİLLİ EĞİTİM ZORLUYOR AİLELER DİRENİYOR ! ‘MENZİL’ TARİKATININ OKULUNA GİDİN BASKISI !


MİLLİ EĞİTİM ZORLUYOR AİLELER DİRENİYOR ! ‘MENZİL’ TARİKATININ OKULUNA GİDİN BASKISI !

15-09-2019

Menzil tarikatının merkezi olan ve “yolu bile olmayan” Buhara’daki okul için ailelere yapılan baskı giderek şiddetlendi. Jandarma eşliğinde aileleri ikna için köylere giden Milli Eğitim yetkilileri ve kaymakam velileri para cezası ile tehdit etti.

Eskişehir Sivrihisar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Göktepe Kaldırım ve Ahiler köylerindeki çocukları Buhara’daki okula gönderme ısrarı sürüyor. Köylüler Menzil tarikatının Buhara köyündeki okula çocuklarını göndermemek için bir haftadır direnirken Milli Eğitim’in dayatması ise giderek sertleşiyor. CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer baskı ve direnişin sürdüğü üç köyü ziyaret etti.

Cumhuriyet’ten Arif Anbar’ın haberine göre; Muhtarlar köylüler ve öğrencilerle bir araya geldi. Velilerin çocuklarını göndermek istediği okul ile birlikte Milli Eğitim yetkililerinin dayatmaya dönüştürdüğü Buhara’daki okulu da yerinde gördü. Çakırözer Milli Eğitim’in “Buhara dayatmasını” raporlaştırdı.

Jandarmayla geldi

Buhara’daki okulun çok yakınında bir tarikatın merkezinin bulunmasının aileleri kaygılandıran ön önemli neden olduğu belirtilen raporda “Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürü Sivrihisar İlçe Milli Eğitim Müdürü ve Sivrihisar Kaymakamı velileri ikna etmek için 3 köyü de ziyaret etti. Yanlarında Sivrihisar İlçe Jandarma Komutanı ve jandarmalar da bulunuyordu. Bu ziyarette jandarmanın tek amacı ailelerin direncini kırmaktır. Buna rağmen aileler öğrencilerini Buhara’daki okula göndermek istemediklerini belirtti. Duruma isyan eden çocuklar ‘Biz o okula gitmek istemiyoruz. Bizi zorla o okula göndermeyin’ dedi” ifadelerini yer verildi.

Dayatılan okulun yolunun bile bulunmadığa dikkat çekilen raporda “Kaldırım Göktepe ve Ahiler köylerinden gelen çocukların Buhara’daki yeni okula ulaşmaları çok zor. Öğrencilerin Buhara’daki okula giderken kullanacakları yol tali yol. Karayolu haritasında bulunmayan yol. Aileler bu yolun kötü durumu nedeniyle de çocuklarını okula göndermek istemiyorlar” denildi. Raporda şu ifadeler yer aldı: “Milli Eğitim’in bu baskısı köylüleri zorunlu göç fikrine yöneltmiş durumda. Öğrenci aileleri tehdit ve cezalar karşısında çözümü başka ilçelere ve şehir merkezine göç etmekte buluyorlar. Çocuklarını Buhara’daki okula göndermemekte Kararlı olan aileler son çare olarak köylerine yakın olan Eskişehir’in Sivrihisar Konya’nın Çeltik ilçe merkezine göç edeceklerini söylüyorlar. Bazı aileler ise şimdiden çocuklarını Eskişehir’e gönderme hazırlıklarına başlamış. ”

Raporda “Buhara’daki okulun çok yakınında bir tarikatın merkezinin bulunması aileleri kaygılandıran en önemli neden. Tarikatın müritleri sürekli olarak şehir dışından Buhara’ya geliyor. Aileler çocuklarının bu ortamdan etkilenmesini istemiyor. Aileler çocuklarını Buhara’daki okula göndermemek için başka köylerden ikamet gösterme formülünü öneriyorlar istiyorlar. Ama il ve ilçe eğitim müdürleri kaymakam ise böyle bir durum olduğunda gerekli kontrolleri yapacaklarını ailelerin taşınmaması durumunda ceza keseceklerini söylüyorlar” denildi.

Bakan Selçuk’a çağrı

3 köyde de ailelerin yıllardır çocuklarını gönderdikleri Ertuğrul köyü Yavuz Gülerce Okulu’ndan memnun olduklarını belirten Çakırözer Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’a “Bu 60 çocuğun sesini duyun. Onların annelerinin babalarının kaygısına kulak verin” çağrısında bulundu.

LİNK : https://www.abcgazetesi.com/milli-egitim-zorluyor-aileler-direniyor-menzil-tarikatinin-okuluna-gidin-baskisi-41236

TOPLUM SORUNLARI DOSYASI : Ailelerin toplu bir şekilde intihar etmesi çok önemli toplumsal bir negatif sinyal


Ailelerin toplu bir şekilde intihar etmesi çok önemli toplumsal bir negatif sinyal

İlk Fatih’te, ardından Antalya ve tekrar İstanbul’da gerçekleşen toplu intiharlar büyük bir toplumsal bunalımın ön habercisi. Üç olayda da, intihar mağdurlarının ciddi bir maddi sıkıntı içinde olmaları dikkat çekiyor.

Bu vahim olayları tümüyle maddi yoksullukla açıklamak yeterli değil. Toplumda birikmiş çok büyük bir sorunun, çaresizliğin, geleceğe dair korkuların biriktiğinin işareti. Bütün bu olayların sebebini sadece sosyologların, psikiyatristlerin açıklamalarına ve çözüm bulmalarına bağlamak sorunu ötelemekten başka bir işe yaramayacaktır.

Burada esas sorumlu yönetimi belirleyen, yönlendiren siyasettir, intiharlar siyasetin yaratmış olduğu toplumsal, ekonomik, adalet, sosyal gerginlik ortamlarının bir sonucudur.

Ülkedeki gelir adaletsizliği en temel nedenlerden birisi olarak önümüze çıkmaktadır. Memleketin kaynakları son yıllarda siyasetin din-mezhep ayrıştırması ile ortaya çıkan cahil ve korkunç görgüsüz bir kesimin doymak bilmeyen insanları tarafından devlet eli ile sömürülmektedir. Din-milliyetçilik-TV dizi pompalaması ile uyuşturulmuş kitleler ise yoksulluk içinde yaşıyor olmalarına rağmen kendilerini bu duruma düşüren siyaseti desteklemeye devam etmektedirler.

Dengeleri tamamen bozulmuş ekonomik ortam istihdam üretememekte, üretim yapamamakta, sadece inşaat sektörü ile gelişmeye çalışmaktadır. Mevcut işletmeler en olmadık vergiler, zorluklar, engeller içinde ara sıra pompalanan teşvikler sayesinde yaşam şavaşı verirken, yeni iş sahaları üretememekte, işsizlik her gün daha da artmaktadır.

Siyaset sadece daha fazla oy alma peşindedir. İnsanlar çok uzun bir süredir, dilenciye yardım gibi verilen sosyal yardım ile yaşatmaya alıştırıldı. Muhalefete güvenmeyen, acizleştirilen ve ruhsuzluğa itilen, sefillik içinde yaşayan bu kitlenin tek derdi kötü de olsa bu düzenin bozulmamasıdır.

Düzene isyan eden ve onuruyla üretmek, çalışmak isteyenlerin önleri tıkalıdır. Zira tüm üretim araçlarına giden yol bu siyasetin kaymaklı yardakçıları, tarikatlara, partiye tam biat etmiş görgüsüz ve cahil kesim tarafından tüm yollar kapatılmış durumdadır. Sadece bu imtiyazlı kesim boşalan istihdamdan, ihalelerden, devlet olanaklarından yararlanma hakkına sahiptir. Diğerlerinin hiçbir şansı yoktur bu ülkede.

İşsizlik korkunç boyutlarda, genç nüfus, üniversite mezunları işsizlikten kırılıyor ama eğitim üzerinden bir kandırmaca son hızla devam ediyor, ekonomik imkanı olmayan aileler sonucu hüsran-işsiz kalma bile olsa çocuklarını işlevsiz eğitim kurumlarına yollamak için tüm maddi imkanlarını kullanıyorlar.

En önemli sorunlardan birisi ise toplumun kamplara ayrıştırılmış olması, ötekileştirme, sevgisizlik, saygısızlık ve merhametsizliğin tavan yapmış olmasıdır. Kişiye göre uygulanan adalet kavramı toplumda inandırıcılığını tamamen yitirmiş, adalet kavramını unutan toplum her türlü adaletsizliğe, talana, hırsızlığa, vurguna, tahribata açık ve bunları hoş gören bir kitle haline getirilmiştir.

Toplumu yöneten muktedirleri, muhalefeti ülkenin bugün içine düştüğü gerçek yıkım ilgilendirmiyor. Yok edilen tarım, işsizlik, eğitim felaketi, doğa katliamı, dünyada yalnızlaşma, toplumsal dengelerin bozulması bunları rahatsız etmiyor. İktidar ele geçirmiş olduğu medya kanalı ile Türkiye’de her şeyin güllük gülistanlık olduğunu pompalıyor, muhalefet ise köy kahvesi sohbeti üslubu ile, temcit pilavı gibi her gün iktidarın neleri yanlış yaptığını tekrarlıyor.

Sağlam ve üretici fikirler üreten, toplumsal değişikliğe start verecek siyasetçi yok gibi, olanlar da seslerini duyuramıyorlar.

Çaresizlik ve umutsuzluk sarmalına düşmüş insanlar, koyunun kasap bıçağı bekler bir umursamazlık içinde “Biz ne yapabiliriz ki” diyerek sürece ahlayıp, vahlamaktan başka bir şey yapmıyorlar.

Toplum çok ağır bir biçimde psikolojik hasta. Kimse suçu bir başkasının üzerine atmaya kalkmasın. Toplumun bu hale gelmesinde hepimiz bireysel olarak suçluyuz. Zırlamanın, göz yaşı dökmenin de bir faydası yok. Her birey bu inanılmaz gidişata, bu çürümeye “akılcı ve demokratik yollarla” mücadele etmenin yollarını aramalı.

Dr. Ahmet Güler

BELEDİYELER DOSYASI : EKREM İMAMOĞLU KENDİSİNİN VE AİLESİNİN MAL VARLIĞINI AÇIKLADI


EKREM İMAMOĞLU KENDİSİNİN VE AİLESİNİN MAL VARLIĞINI AÇIKLADI

Kaynak: SÖZCÜ

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, basın bürosu aracılığıyla; kendisinin, eşinin ve babasının mal varlığını açıkladı. Beyana göre; Ekrem İmamoğlu’nun toplam mal varlığı 4 milyon 682 bin lira değerinde. Eşinin ise 2 milyon 915 bin lira. Kendine ait bir gayrimenkul şirketi bulunan İmamoğlu’nun, babasının kurduğu aile şirketinde de yüzde 60 hissesi bulunuyor. İmamoğlu’nun üzerine kayıtlı bir de 8 bin lira değerinde tabanca dikkat çekiyor.

Ekrem İmamoğlu’nun basın bürosundan yapılan açıklamada “İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, daha önce Sayın Binali Yıldırım ile katıldığı ortak yayında ailesinin malvarlığını şeffafça açıklayacağını duyurmuştu. Şimdi size ilk olarak Ekrem-Dilek İmamoğlu’nun malvarlığı listesini daha sonra da babası Hasan İmamoğlu’nun malvarlığı listesini sunuyoruz.” denildi.

İŞTE EKREM İMAMOĞLU’NUN MAL VARLIĞI

Mal varlıkları beyanına göre; Ekrem İmamoğlu’nun 4 milyon 682 bin liralık; arsa, ev, dükkan ve hissesi bulunuyor. İmamoğlu’nun 3 milyon 70 bin borcu, 3 milyon 600 bin lira da alacağı bulunuyor. Çiçeği burnunda İBB Başkanı’nın aile şirketinde yüzde 60 hissesi dikkat çekerken, kendine ait bir de gayrımenkul şirketi bulunuyor. Dilek İmamoğlu’nun üzerine kayıtlı, daire, arsa, takı ve otomobilin bedeli ise 2 milyon 915 bin lira…

İŞTE KALEM KALEM MAL VARLIĞI….

Ekrem İmamoğlu’nun mal varlığı: 4 MİLYON 682 BİN LİRA

-302 bin liralık Beylikdüzü’nde dükkan
-911 bin liralık Beylikdüzü’nde mesken
-120 bin liralık Beylikdüzü’nde arsa
-248 bin liralık Büyükçekmece’de dükkan
-26 bin liralık Beylikdüzü’nde hisseli arsa
-71 bin liralık Beylikdüzü’nde dükkan
-30 bin liralık Çanakkale/Eceabat’ta ev
-204 bin liralık Balıkesir/Edremit’te arsa
-256 bin liralık Balıkesir/Edremit’te arsa
-52 bin liralık Balıkesir/Edremit’te arsa
-15 bin liralık Çanakkale/Eceabat’ta dam
-313 bin liralık Balıkesir/Edremit’te arsa
-165 bin liralık Balıkesir/Edremit’te arsa
-210 bin liralık Trabzon/Ortahisar’da arsa
-772 bin liralık Balıkesir/Edremit’te arsa (Tevhit işlemli)

TABANCA -8 bin lira değerinde tabanca
BANKADAKİ PARASI -979 bin lira – Ziraat Bankası’nda

BORÇLARI: 3 MİLYON 70 BİN LİRA BORÇ

-140 bin euro borç
-250 bin lira borç
-1 900 bin lira borç (Babası Hasan İmamoğlu’na ait şirkete)

ALACAKLAR : 3 MİLYON 600 BİN

– 3 milyon 600 lira bir inşaat şirketinden alacak

HİSSELER

-İmamoğlu İnş. Tic. ve San. Ltd. Şirketi’nin yüzde 60 hissesi
-SSB Gayrimenkul AŞ’nin yüzde 100 hissesi

DİLEK İMAMOĞLU’NUN MAL VARLIĞI: TOPLAM: 2 MİLYON 915 BİN LİRA

-145 bin liralık Beylikdüzü’nde dükkan
-185 bin liralık Beylikdüzü’nde arsa
-572 bin liralık Büyükçekmece’de konut
-500 bin liralık Muğla’da mesken
-254 bin liralık 2013 model otomobil
-418 bin lira – Bankada
-841 bin liralık takı

BABA HASAN İMAMOĞLU’NUN MAL VARLIĞI

Baba Hasan İmamoğlu’nın açıklanan malvarlığı ise şöyle;

İmamoğlu İnş. San ve Tic. Ltd. Şti.’de kurucu ortak. Yüzde 20 hisse 1.400.000 TL sermaye
İstanbul Güngören’de 180 metrekare dükkan
İstanbul Beylikdüzü Kavaklı’da 120 metrekare arsa
İstanbul Beylikdüzü Büyükşehir’de 170 metrekare mesken
İstanbul Beylikdüzü Gürpınar 1419 metrekare arsa ve konut
İstanbul Beylikdüzü Köyaltı Ağıl Yolu 2877 metrekare arsa
İstanbul Beylikdüzü Bağlar 4176 metrekare arsa
Balıkesir Edremit Güre’de 691 metrekare arsa
Balıkesir Edremit Güre 708 metrekare konut
Balıkesir Edremit Güre 4260 metrekare arsa
Balıkesir Edremit Güre 223 metrekare mesken,
Trabzon Akçaabat Yıldızlı’da 591 metrekare galerili dükkan-konut
Trabzon Akçaabat Cevizli’de 2160 metrekare tarla
Yalova Termal Akköy’de 1831 metrekare tarla
Ankara Sincan Temlli’de 1350 metrekare arsa
Aydın Kuşadası Hacıfeyzullah 5000 metrekare arsa

Beylikdüzü’ndeki 1294 Ada 4 parsel üzerindeki yerde 6 dükkan, 4 konut ve 6 büro’nun yüzde 50’si.
Güngören’deki 559 parsel üzerindeki yerin 2 katındaki toplam 6 büro
Büyükçekmece’de bir mesken
Büyükçekmece’de iki dükkan
Beylikdüzü’nde 2 A tipi dobleks mesken
Beylikdüzü’nde bir daire

Beykent’te dükkan
Zigana Panora’da daire
Beykasrı daire
Zigana Tria daire+ofis+dükkan
Zigana Corner daire+dükkan

KÜRT SORUNU DOSYASI : PKK ÇOCUKLARI DAĞA KAÇIRIYORMUŞ, AİLELER İSYANDA /// ŞİMDİ Mİ AKLINIZA GELDİ ?? BUGÜNE KADAR NE YAPTINIZ ????


Acılı anneden HDP’lilere tokat gibi sözler : Elin çocuğunu Amerikan uşaklığına gönderen sizlersiniz !

HDP/PKK tarafından çocuğunun dağa kaçırıldığını söyleyen annelerde Ayşegül Biçer, HDP il binası önünde tartıştığı HDP’lilere ‘Barışın neresindesiniz? Elin çocuğunu Amerikan uşaklığına gönderen sizlersiniz’ dedi.

Diyarbakır’da HDP il binası önünde oturma eylemi yapan annelerin sözleri, tüm Türkiye’nin sesi oldu. Tartıştığı HDP’lilerin bütün kirli çamaşırlarını ortaya döken annelerden Ayşegül Biçer, şunları söyledi:

“Yanan yüreğimin ateşiyle oturuyorum. Diyarbakır sizin rezilliğinizden bıkmış artık. Bizim yüreklerimizi yakmak için parti kurmuşlar. Bunlar neyin barışından bahsediyorlar?

Kesin çocuğum onlarla. Gelsinler ispat edeyim. Çocuğumu onlar kandırdı. Barışın neresindesiniz? Elin çocuğunu Amerikan uşaklığına gönderen sizlersiniz. Yanan yüreğimin ateşiyle oturuyorum. Diyarbakır sizin rezilliğinizden bıkmış artık. Bizim yüreklerimizi yakmak için parti kurmuşlar. Bunlar neyin barışından bahsediyorlar. Kayyum haklarıdır, kayyum getirilmiş. Yoksa daha çok anaların yüreği yanacak. Biz mücadeleyi bırakmıyoruz. Tehdit edildim, ‘oğlunun peşini bırak’ diye. Oğlumun peşini bırakmıyorum, mücadeleye devam ediyorum. Hiçbir şeyden korkmuyorum. Yeter artık, her gün ölüyorum. Hiçbir şey yıldırmaz beni bu saatten sonra.”

Biçer daha sonra, kaçırıldığını iddia ettiği oğlu ve örgüt mensuplarıyla yaptığı telefon konuşmasına ilişkin ses kaydını basın mensuplarına dinletti.

Oğlu dağa kaçırılan Şahap Çetinkaya içini Aydınlık’a döktü

4.9.2019 02:00

Hacire Ana’nın eylemi, evlatlarını PKK’ya kaptıran diğer analara umut oldu. Dün sabah saatlerinde Çetinkaya ailesi, ardından üç aile daha ‘Çocuklarımızı dağa, PKK’ya gönderdiniz, geri getirin’ diye HDP’nin kapısında dayandı.

Diyarbakır HDP il binası çocuğunu PKK’ya kaptıran ailelerin isyan kapısı oldu. Daha geçen hafta Sur ilçesinden Hacire Akar, “Çocuğumu dağa kaçırdılar, PKK’ya verdiler, geri getirene kadar buradayım” diyerek beş gün dört gece HDP kapısında nöbet tuttu. HDP’liler Hacire Anayı itip kaktılar, gazetecilere bağırıp çağırdılar ama beşinci günün sonunda oğlu Mehmet geri geldi. Anası “işim bitti” diyerek çocuğunu aldı evine götürdü. Hacire’nin eylemi, evlatlarını PKK’ya kaptıran diğer analara umut oldu. Dün sabah saatlerinde Çetinkaya ailesi, ardından üç aile daha “Çocuklarımızı dağa, PKK’ya gönderdiniz, geri getirin” diye HDP’nin kapısında dayandı.

POLİSE BAŞVURDULAR

Diyarbakırlı Şahap ile karısı Feyziye Çetinkaya, 17 yaşındaki oğulları S.’yi dağdan geri getirmek için HDP’nin kapısına dayandı. S., 30 Ağustos Cuma günü sabah evden çıkmış, akşam gelmemişti. S. bir süredir HDP’ye gidip geliyordu, “O halde PKK’ya teslim etmişlerdir” şüphesiyle polise başvuran aile haklı çıktı. Gencin Mardin-Dargeçit sınırından Suriye’ye geçirildiği belirlendi. Telefonla ulaştığımız acılı baba Şahap Çetinkaya, içini Aydınlık’a döktü, hem ağladı hem anlattı.

‘BU YOL YOL DEĞİL’

“Geçmiş olsun” diye söze başladık, ne olduğunu sorduk. Telefondaki ses, belki ağlamaktan belki acıdan kavrulmuş gibiydi, koyu bir Kürtçe aksanla konuşmaya başladı:

“Cuma günü sabah 7-8 gibi evden çıktı, cuma günü kayboldu. Aradık, aradık, telefonu çalmaz oldu. Polisi aradık, takip ettiler, Mardin Midyat’a kadar gelmiş, Suriye’ye geçmiş. Telefonunu kırıp atmışlar.” Peki, neden HDP kapısında arıyorsun oğlunu Şahap kardeş? Çünkü, çocuk HDP’ye gelir gidermiş. Haftada birkaç gün orda yattığını bile bilirlermiş. Bacısı, anası, babası, hepsi “S. bu yol doğru yol değil” derlermiş, dinlemezmiş. Sonra? Baba Şahap devam etti: “Tamam baba gitmeyeceğim, futbol oynayacağız. Akşama maç var, maç sonrası dönerim, dedi, yine gitti. Bunlar biliyordur yerini, geri getirsinler oğlumu. Nasıl götürdülerse öyle getirsinler.”

YALAN SÖYLÜYORLAR

Telefonda soruyoruz, “Ne biliyorsun HDP olduğunu? PKK başka, dağ başka, HDP başka… Sen kapıya dayanınca, bizimle ilgisi yok, demediler mi?” Şahap Çetinkaya’ya bu soru pek ağır geldi:

“HDP’den başka kimse bunlara yardım etmez. Tabii buraya geldi. Üç kez geldi, burada yatmış. Yürüyüş yapmış, hepsini burada öğrenmiştir. Beni keriz yerine koyuyorlar. Haberimiz yok, diyorlar, yalan söylüyor şerefsizler. Daha önce de geldim ben buraya, bırakın oğlumu, dedim. Bana ‘Burada ne işin var’, derlerdi. Çocuğu kendi emellerine kurban ettiler. Bunların çocuğu yok mu? Öyle partiseverse, dağseverse kendi çocuğunu göndersin. Ayrımcılık da değil bunların yaptığı, zulüm yapıyorlar. “

ELEKTRİK OKUYORDU YARIM KALDI

Baba Şahap Çetinkaya, 11 çocuk sahibi. Köyde yaşıyormuş, zaman zaman inşaatlarda çalışırmış. S’nin büyüğü iki ağabey daha var, başka illerde çalışıyorlar, ekmeklerinin peşinde. Ya S.?

Babası anlatıyor: “Elektrik (Meslek lisesi) okuyordu… Bu sene bitirdi, sınava da girdi. Bu parti marti her neyse gitti geldi, beynini yıkadılar. Seni kandırıyorlar, ayrıl, dedim. ‘Ayrıldım’ dedi…”

Nereden buldu bunları, diye merak ediyoruz. “Sizinki Kürt köyü mü? HDP mi hakim? Onlardan mı etkilendi” diye soruyoruz. “Bizim köy, düz arazidedir, dağdan hiç kimse yoktur. Polise haber verdik, inşallah bulacaklar.”

Yine merak ediyoruz bu HDP’liler hiç mi insafa gelmediler, bu adamcağıza “Yok kardeş, bizim dağla PKK’yla ilgimiz yok” diyemediler mi? Nasıl davrandılar? Bizimki tam bir cehalet örneği oldu. Meğer Şahap Çetinkaya daha önce defalarca gelmiş, içeri almamışlar. Ama dün, “içeri gel, konuşalım” dediyseler de, Şahap babanın artık karnı tok, bize dedi ki “İçeri girmedim. Bu şerefsizler ne derlerse yalandır. Çok geldik, bu kapıyı çaldık. Hiç açan olmadı. Şimdi mi konuşacaklarmış?”

BELEDİYEDE DAĞDAKİLERE İŞ VAR

Baba Şahap Çetinkaya, telefon konuşmamızda belediyedeki duruma da değindi: “Çocuklarım için iş istesem, yok derler. Bin kişi çalışıyor, bir iş yok ortada. Bizim köyde de herke bilir, dağdakilere iş verirler ancak” dedi. Dağla bu kadar sıkı bağları var yani dediğimizde ise ekledi: “Var tabii, her yerle bağlantıları var. İsterlerse çocuğumu getirebilirler. Hangi saat isterlerse getirebilirler. Örgütle bağlantılıdırlar. Polis de uğraşıyor, inşallah çocuğum gelecek.

‘DİYARBAKIR’DA GENÇ BIRAKMADINIZ’

Çetinlaya ailesinin fertlerinden Aysel Bozkurt, HDP’lilere şöyle isyan etti: “Senin oğlun dağa gitsin, bakalım sen oturuyor musun, oturuyor musun? Bizim canımız gitmiş, senin umurunda mı? Gönderdiniz, yalan mı? Kaç tane genç toprağın altında. Diyarbakır’da genç bırakmadınız, ya cezaevinde ya toprağın altındalar. Başlarım sizin Kürdistan davanıza. ‘Fakir fukaranın çocuğu dağa, ben koltuklarda.’ Alıştınız insanları dağa göndermeye. Size verecek çocuğumuz yok, getirin. Bunların çocukları lüks okullarda okuyor. Yeter artık toprağın altı genç doldu, nereye kadar? Çocuk dağa gönderilmiş, hepsi de biliyor.”

HDP KEPENK KAPATTI

Diyarbakr’da ailelerin eylemlerinin büyümesi üzerine HDP İl Başkanlığı binasnın kepenkleri partililerce kapatldı. Öte yandan anne Çetinkaya’nn oturma eylemi srasında HDP il binasının camını kırmak istemesi sonucu partililerle aile bireyleri arasnda yaşanan arbede polisin müdahalesi ile sona erdi.

AİLE SAYISI HER GEÇEN SAAT ARTIYOR

Hacire Ananın açtığı yol, çocukları HDP tarafından dağa götürülen çocukların aileleri için ışık oldu. Dün sabah Çetinkaya ailesinin başlattığı oturma eyleminin ardından çocuklarının PKK tarafından kaçırıldığını iddia eden baba Ömer Tokay ile anne Remziye Akkoyun da HDP il binası önüne gelerek Çetinkaya ailesinin oturma eylemine destek verdi. İlerleyen saatlerde HDP İl Başkanlığı önünde oturma eylemi yapan ailelerin sayısı dörde yükseldi.