TERÖR DOSYASI : İŞTE DAVUTOĞLU’NUN BAHSETTİĞİ DEFTERLERDEKİ SIRLAR


İŞTE DAVUTOĞLU’NUN BAHSETTİĞİ DEFTERLERDEKİ SIRLAR

Davutoğlu’nun sözleri yeniden iktidar için terörün kullanıldığı yorumlarını beraberinde getirdi.

Soruşturma ve dava dosyaları seçimlerin yapıldığı 7 Haziran – 1 Kasım 2015 arasında ‘IŞİD eylemlerine göz yumulduğuna’ ilişkin belgelerle dolu.

26 Ağustos 2019 Pazartesi 08:15 İşte Davutoğlu’nun bahsettiği defterlerdeki sırlar Eski AKP’li Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan insan yüzüne çıkamaz” diyerek işaret ettiği 7 Haziran – 1 Kasım 2015 tarihleri arasında yaşanan IŞİD katliamları “AKP’nin yeniden tek başına iktidara gelmesinin” yolunu açtı.

Suriye politikası kapsamında “Beşşar Esad’ı devirmek için her türlü cihatçı grupların faaliyetlerine tolerans gösteren destekleyen iktidarın dokunmama politikası” nedeniyle güvenlik birimleri örgüt faaliyetlerini sadece “izlemekle” yetindi.

O dönemde gerçekleşen olaylarla ilgili soruşturma ve dava dosyalarındaki verilere göre dünyanın dört bir yanından Türkiye’ye gelen IŞİD üyeleri serbestçe sınırdan örgüte katıldı.

Yaralanan örgüt mensupları Türkiye’de tedavi ettirildi.

Örgüte lojistik destek de yine sınırdan geçirilerek yapıldı.

7 Haziran – 1 Kasım 2015 arasında yaşanan Suruç ve Ankara Garı katliamlarının “polis tarafından izlenen kişilerce gerçekleştirildiği” de ortaya çıktı.

Gaziantep’te büyük çaplı hücre kuran burada 150 kişiye silahlı eğitim veren IŞİD’e bağlı canlı bombalar açık istihbaratlara karşın Şanlıurfa ve Ankara’yı kan gölüne çevirdi.

Bu süreçte ihmali olan kamu görevlileri ise “soruşturmaya uğramadıkları” için korundu.

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan insan yüzüne çıkamaz” diyerek iktidara mesaj verdiği 7 Haziran – 1 Kasım 2015 tarihleri arasındaki dönemde Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük katliamları yaşandı.

Bir yanda terör örgütü PKK’nin saldırılarıyla gelen şehit haberleri diğer yandan IŞİD’in kanlı katliamları gündemden düşmedi.

Terör örgütü IŞİD Türkiye’de 14 önemli terör saldırısı gerçekleştirdi.

Bunun sonucunda 10’u polis ve 1’i asker olmak üzere toplam 304 kişi yaşamını yitirdi; 1338 kişi yaralandı.

10 canlı bomba 1 bombalı saldırı 3 silahlı saldırı gerçekleşti.

Bu dönemde yaşanan Suruç ve Ankara Garı katliamları “açılması gereken defterler” arasında başı çekti.

‘Esad gitsin’ diye…

AKP hükümeti Suriye’de Beşşar Esad rejimini devirmek için 2011’den bu yana cihatçı örgütleri destekledi.

Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan Suriye’yi “Türkiye’nin iç işi” olarak tanımlarken muhaliflere lojistik destek verdiklerini açıklamaktan geri durmadı.

Bu dönemde Suriye ve Irak’ta örgütlenen IŞİD’in önemli insan kaynağının yolu Türkiye oldu.

Dünyanın birçok bölgesinden IŞİD’e katılmaya gelen yabancı teröristler Türkiye üzerinden geçerek çatışma bölgelerine ulaştı.

İstanbul Sabiha Gökçen ve Atatürk havalimanları ile Antalya Havalimanı örgüt militanlarının en sık kullandığı havayolu oldu.

Bu kişiler karayolu veya havayolunu kullanarak çatışma bölgelerine yakın olan illere – Gaziantep Hatay Adana Şanlıurfa – gittiler ve buradan Suriye’ye geçtiler.

Özellikle Türk vatandaşı kaçakçıların desteğiyle yüzlerce IŞİD’ci Suriye’ye geçti.

Sınır hatlarından bu geçişler önlenmedi.

IŞİD’e katılan Türkler…

IŞİD’e binlerce Türk vatandaşı da bu dönemde katıldı.

Ancak güvenlik birimleri sadece bu faaliyetleri izlemekle kaldı.

IŞİD içerisinde “emir” konumuna yükselen İlhami Balı Mustafa Dokumacı Deniz Büyükçelebi’nin faaliyetleri polis ve istihbarat birimleri tarafından adım adım izlendi.

Ancak bu süreçte herhangi bir tutuklama işlemi yapılmadı.

Gar katliamının bir numaralı sanığı İlhami Balı Suriye iç savaşı başlayalı henüz bir yıl olmuşken 2012’de Ankara’ya gelerek burada örgütsel toplantılar yaptı.

O sırada hareketleri polis takibindeydi ancak kendisine dokunulmadı.

Türkiye 2013’te IŞİD’i terör örgütü ilan etti.

Ancak Suriye’deki çatışmalarda yaralanan IŞİD mensuplarının Gaziantep ve Hatay gibi illerdeki özel hastanelerde tedavi olmasına izin verildi.

İlhami Balı 2014’te polisin gözü önünde bu hastanelerde IŞİD’lileri ziyaret etti.

İslam Çay Ocağı…

IŞİD’e eleman temin edilen illerin arasında Adıyaman da öne çıktı.

Burada örgüt mensupları şehrin ortasında yer alan “İslam Çay Ocağı” adında çay ocağı görümündeki örgüt merkezini açtı.

Burada cuma namazları kılan örgütsel toplantılar yapan IŞİD’liler polis takibindeydi.

Ancak bu kişilerin Suriye’ye gitmesine izin verildi.

Ocağı işleten Yunus Emre Alagöz Gar katliamını kardeşi Şeyh Abdurrahman Alagöz ise Suruç saldırısını gerçekleştirdi.

Bu grubun lideri Mustafa Dokumacı ise o günden bu yana yakalanmadı halen aranıyor.

Antep hücresi!

Bir dönem Türkiye’nin sınır hattı tamamen IŞİD’in egemenliği altına girdi.

İlhami Balı’nın Suriye’de sınır emirliğini almasının ardından Gaziantep hücresinin sorumluluğuna Yunus Durmaz getirildi.

Kendisine bağlı büyük bir hücre kuran Yunus Durmaz Suriye’deki “emirine” gönderdiği elektronik postada “Gaziantep’te 150 kişiye canlı bomba bombalı saldırı ve silahlı eğitim verdiğini bu kişileri düzenli maaşa bağladığını 120 dolar ile 690 dolar arasında değişen miktarda maaş verdiğini” kaydetti.

Durmaz işi “Gaziantep’i işgal etme planı” yapacak kadar ileriye götürdü.

Bilinen katliam: Suruç Cumhuriyet’in haberine göre IŞİD’in Gaziantep hücresinin en güçlü dönemini yaşadığı sırada 7 Haziran 2015’te genel seçimler yapıldı.

AKP tek başına iktidarı yitirdi.

Bu süreçte önce 20 Temmuz 2015’te Suruç’ta 34 kişinin öldüğü canlı bomba saldırısı gerçekleşti.

Canlı bomba Şeyh Abdurrahman Alagöz Gaziantep’teki hücreden motosikletle Suruç’a götürüldü.

Burada üzerinde bomba olduğu halde Suruç sokaklarında gezen Alagöz iki defa ilçe Emniyet müdürlüğünün önünden geçti.

Asıl skandal olan ise Suruç’a yönelik canlı bomba eylemi yapılacağından Emniyet’in önceden haberdar olmasıydı.

Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü katliamdan 3 gün önce Suruç Emniyeti’ne “Görev alan tüm personel meydana gelebilecek canlı bomba saldırıları vb. konulara karşı görev yerlerinde dikkatli duyarlı ve müteyakkız bulunacaktır” şeklinde talimat verdi.

Bu amaçla Suruç’ta önleme araması yapılması için sulh ceza hâkimliğinden karar dahi alındı.

Ancak Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğü Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerinin Ayn el-Arab’a (Kobani) gitmek için geldikleri Amara Kültür Merkezi’nde gelenleri hiçbir şekilde aramadı.

Canlı bomba hiçbir aramadan geçmeyerek kalabalığın arasına girerek kendisini patlattı; 34 kişinin ölümüne neden oldu.

Kobani’deki çocuklara oyuncak götürmek üzere yola çıkan Sosyalist Gençlik Federasyonu üyesi gençler Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde basın açıklaması yaparken IŞİD’ci bir canlı bombanın saldırısına uğramışlardı.

Açıklama sırasında görüntü alınırken yapılan saldırıda 34 kişi yaşamını yitirmişti.

Suruç saldırısının yapılacağına dair istihbarat bulunmasına rağmen yetkililerin aynı Ankara Gar katliamında olduğu gibi hiçbir önlem almaması ve canlı bombanın olay yerine elini kolunu sallayarak gelmesi en çok tartışılan gündem maddeleri arasında yer almıştı.

Güvenliğin olmadığı gün: 10 Ekim Suruç katliamına karşın örgütün Antep hücreleri faaliyetine rahatlıkla devam etti.

Yunus Emre Alagöz yanındaki Suriyeli canlı bomba ile sınırdan geçerek Gaziantep’teki hücre evine geldi.

9 Ekim 2015’te gece saatlerinde iki canlı bomba yola çıkarıldı.

Üzerlerinde bombalar olan Alagöz ve Suriyeli kişinin olduğu aracı Yunus Durmaz’ın yardımcısı Halil İbrahim Durgun kullandı.

Araca önde eskortluk yapan ise yine örgüt üyelerinden Yakup Şahin’di.

Ertesi günü Ankara’da Emek Barış ve Demokrasi mitingi vardı.

Sivil toplum örgütlerinin düzenlediği miting nedeniyle kente girişlerde önlem alınması gerekirken yollar boş bırakıldı.

Canlı bombaları taşıyan araç hiçbir güvenlik noktasına takılmadan Ankara’ya kadar ulaştı ve “içindeki yolcularını” bıraktı.

Yine Ankara Garı Meydanı’nda hiçbir güvenlik araması yoktu.

İki canlı bomba ellerini kollarını sallayarak Gar Meydanı’na ulaştı ve 2’si çocuk 100 kişinin öldüğü katliama imza attı.

Gar davasında müşteki olarak katılan onlarca kişi şu benzer ihmale özellikle işaret ettiler: “Biz daha önce de benzer eylemler için Ankara’ya gelirdik.

Ancak çıktığımız iller başta olmak üzere Ankara’ya kadar çok sayıda GBT kontrolünden geçer türlü engellemelerle karşılaştırdık.

Ancak bu miting için yolda herhangi bir arama ile karşılaşmadık.

Hatta bu durum bizim garibimize gitti. ”

Kamu görevlileri korundu Katliam sonrası Ankara’da canlı bomba saldırısı yaşanacağına ilişkin gizlenen istihbarat raporları ortaya çıktı.

10 Ekim’deki patlamadan 25 gün önce 14 Eylül 2015’te IŞİD’in mitinglerde birden fazla canlı bomba ile eylem yapacağına dair istihbarat bilgisi Ankara Emniyeti’ne geldi.

10 Ekim sabahı İstihbarat Dairesi Başkanlığı “gizli” yazılı ibareyle Terörle Mücadele Daire Başkanlığı’na canlı bomba Yunus Emre Alagöz ile Hacı Yusuf Kızılbay ve Mehmet Işık’ın eylem hazırlığında olabileceğine ilişkin istihbarat bilgisi gönderdi.

Bu süreçte savcılık ihmali olan kamu görevlileriyle ilgili soruşturma başlattı.

Ancak Ankara Valiliği dönemin Ankara Emniyet Müdürü Kadri Kartal eski İstihbarat Şube Müdür Vekili Cihangir Ulusoy TEM Şube Müdürü Hakan Duman eski Güvenlik Şube Müdür Vekili Adem Arslanoğlu ile TEM Şubesi C Büro Amiri Hüseyin Özgür Gür hakkında soruşturma izni vermedi.

MİT’in sorumluluğu Suriye politikası nedeniyle Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) bölgede etkin faaliyet yürüttü.

Bu süreçte IŞİD’lilerle bire bir diyaloglar kuruldu örgüt yakından izlendi.

Ancak MİT’in bu çalışmalarına karşın hiçbir katliamın önüne geçilemedi.

LİNK : https://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/iste-davutoglu-nun-bahsettigi-defterlerdeki-sirlar-h138065.html

AK PARTİ DOSYASI : İşte Davutoğlu’nun Defterindeki O Sırlar !..


İşte Davutoğlu’nun Defterindeki O Sırlar !..

Davutoğlu’nun sözleri, yeniden iktidar için terörün kullanıldığı yorumlarını beraberinde getirdi. Soruşturma ve dava dosyaları, seçimlerin yapıldığı 7 Haziran – 1 Kasım 2015 arasında, ‘IŞİD eylemlerine göz yumulduğuna’ ilişkin belgelerle dolu.

Eski AKP’li Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz” diyerek işaret ettiği 7 Haziran – 1 Kasım 2015 tarihleri arasında yaşanan IŞİD katliamları, “AKP’nin yeniden tek başına iktidara gelmesinin” yolunu açtı. Suriye politikası kapsamında, “Beşşar Esad’ı devirmek için her türlü cihatçı grupların faaliyetlerine tolerans gösteren, destekleyen iktidarın dokunmama politikası” nedeniyle, güvenlik birimleri örgüt faaliyetlerini sadece “izlemekle” yetindi.

O dönemde gerçekleşen olaylarla ilgili soruşturma ve dava dosyalarındaki verilere göre, dünyanın dört bir yanından Türkiye’ye gelen IŞİD üyeleri serbestçe sınırdan örgüte katıldı. Yaralanan örgüt mensupları, Türkiye’de tedavi ettirildi. Örgüte lojistik destek de yine sınırdan geçirilerek yapıldı. 7 Haziran – 1 Kasım 2015 arasında yaşanan Suruç ve Ankara Garı katliamlarının, “polis tarafından izlenen kişilerce gerçekleştirildiği” de ortaya çıktı. Gaziantep’te büyük çaplı hücre kuran, burada 150 kişiye silahlı eğitim veren IŞİD’e bağlı canlı bombalar, açık istihbaratlara karşın Şanlıurfa ve Ankara’yı kan gölüne çevirdi.

Bu süreçte ihmali olan kamu görevlileri ise “soruşturmaya uğramadıkları” için korundu. Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz” diyerek, iktidara mesaj verdiği 7 Haziran – 1 Kasım 2015 tarihleri arasındaki dönemde, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük katliamları yaşandı. Bir yanda terör örgütü PKK’nin saldırılarıyla gelen şehit haberleri, diğer yandan IŞİD’in kanlı katliamları gündemden düşmedi. Terör örgütü IŞİD, Türkiye’de, 14 önemli terör saldırısı gerçekleştirdi.

Bunun sonucunda 10’u polis ve 1’i asker olmak üzere, toplam 304 kişi yaşamını yitirdi; 1338 kişi yaralandı. 10 canlı bomba, 1 bombalı saldırı, 3 silahlı saldırı gerçekleşti. Bu dönemde yaşanan Suruç ve Ankara Garı katliamları, “açılması gereken defterler” arasında başı çekti. ‘Esad gitsin’ diye… AKP hükümeti, Suriye’de, Beşşar Esad rejimini devirmek için 2011’den bu yana cihatçı örgütleri destekledi. Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, Suriye’yi “Türkiye’nin iç işi” olarak tanımlarken, muhaliflere lojistik destek verdiklerini açıklamaktan geri durmadı.

Bu dönemde Suriye ve Irak’ta örgütlenen IŞİD’in önemli insan kaynağının yolu Türkiye oldu. Dünyanın birçok bölgesinden IŞİD’e katılmaya gelen yabancı teröristler, Türkiye üzerinden geçerek, çatışma bölgelerine ulaştı. İstanbul Sabiha Gökçen ve Atatürk havalimanları ile Antalya Havalimanı, örgüt militanlarının en sık kullandığı havayolu oldu. Bu kişiler, karayolu veya havayolunu kullanarak, çatışma bölgelerine yakın olan illere – Gaziantep, Hatay, Adana, Şanlıurfa – gittiler ve buradan Suriye’ye geçtiler.

Özellikle Türk vatandaşı kaçakçıların desteğiyle yüzlerce IŞİD’ci, Suriye’ye geçti. Sınır hatlarından bu geçişler önlenmedi. IŞİD’e katılan Türkler… IŞİD’e binlerce Türk vatandaşı da bu dönemde katıldı. Ancak güvenlik birimleri, sadece bu faaliyetleri izlemekle kaldı. IŞİD içerisinde “emir” konumuna yükselen İlhami Balı, Mustafa Dokumacı, Deniz Büyükçelebi’nin faaliyetleri polis ve istihbarat birimleri tarafından adım adım izlendi. Ancak bu süreçte herhangi bir tutuklama işlemi yapılmadı.

Gar katliamının bir numaralı sanığı İlhami Balı, Suriye iç savaşı başlayalı henüz bir yıl olmuşken, 2012’de Ankara’ya gelerek, burada örgütsel toplantılar yaptı. O sırada hareketleri polis takibindeydi ancak kendisine dokunulmadı. Türkiye, 2013’te IŞİD’i terör örgütü ilan etti. Ancak Suriye’deki çatışmalarda yaralanan IŞİD mensuplarının Gaziantep ve Hatay gibi illerdeki özel hastanelerde tedavi olmasına izin verildi.

İlhami Balı, 2014’te, polisin gözü önünde, bu hastanelerde IŞİD’lileri ziyaret etti. İslam Çay Ocağı… IŞİD’e eleman temin edilen illerin arasında Adıyaman da öne çıktı. Burada örgüt mensupları, şehrin ortasında yer alan “İslam Çay Ocağı” adında, çay ocağı görümündeki örgüt merkezini açtı. Burada cuma namazları kılan, örgütsel toplantılar yapan IŞİD’liler polis takibindeydi. Ancak, bu kişilerin Suriye’ye gitmesine izin verildi. Ocağı işleten Yunus Emre Alagöz, Gar katliamını, kardeşi Şeyh Abdurrahman Alagöz ise Suruç saldırısını gerçekleştirdi.

Bu grubun lideri Mustafa Dokumacı ise o günden bu yana yakalanmadı, halen aranıyor. Antep hücresi! Bir dönem Türkiye’nin sınır hattı tamamen IŞİD’in egemenliği altına girdi. İlhami Balı’nın Suriye’de sınır emirliğini almasının ardından Gaziantep hücresinin sorumluluğuna Yunus Durmaz getirildi. Kendisine bağlı büyük bir hücre kuran Yunus Durmaz, Suriye’deki “emirine” gönderdiği elektronik postada, “Gaziantep’te 150 kişiye canlı bomba, bombalı saldırı ve silahlı eğitim verdiğini, bu kişileri düzenli maaşa bağladığını, 120 dolar ile 690 dolar arasında değişen miktarda maaş verdiğini” kaydetti.

Durmaz, işi, “Gaziantep’i işgal etme planı” yapacak kadar ileriye götürdü. Bilinen katliam: Suruç IŞİD’in Gaziantep hücresinin en güçlü dönemini yaşadığı sırada 7 Haziran 2015’te genel seçimler yapıldı. AKP, tek başına iktidarı yitirdi. Bu süreçte önce 20 Temmuz 2015’te Suruç’ta 34 kişinin öldüğü canlı bomba saldırısı gerçekleşti. Canlı bomba Şeyh Abdurrahman Alagöz, Gaziantep’teki hücreden motosikletle Suruç’a götürüldü.

Burada üzerinde bomba olduğu halde Suruç sokaklarında gezen Alagöz, iki defa ilçe Emniyet müdürlüğünün önünden geçti. Asıl skandal olan ise Suruç’a yönelik canlı bomba eylemi yapılacağından Emniyet’in önceden haberdar olmasıydı. Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü, katliamdan 3 gün önce Suruç Emniyeti’ne, “Görev alan tüm personel meydana gelebilecek canlı bomba saldırıları vb. konulara karşı görev yerlerinde dikkatli, duyarlı ve müteyakkız bulunacaktır” şeklinde talimat verdi.

Bu amaçla, Suruç’ta önleme araması yapılması için sulh ceza hâkimliğinden karar dahi alındı. Ancak Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğü, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerinin, Ayn el-Arab’a (Kobani) gitmek için geldikleri Amara Kültür Merkezi’nde, gelenleri hiçbir şekilde aramadı. Canlı bomba, hiçbir aramadan geçmeyerek, kalabalığın arasına girerek, kendisini patlattı; 34 kişinin ölümüne neden oldu.

Kobani’deki çocuklara oyuncak götürmek üzere yola çıkan Sosyalist Gençlik Federasyonu üyesi gençler, Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde basın açıklaması yaparken IŞİD’ci bir canlı bombanın saldırısına uğramışlardı. Açıklama sırasında görüntü alınırken yapılan saldırıda 34 kişi yaşamını yitirmişti. Suruç saldırısının yapılacağına dair istihbarat bulunmasına rağmen yetkililerin aynı Ankara Gar katliamında olduğu gibi hiçbir önlem almaması ve canlı bombanın olay yerine elini kolunu sallayarak gelmesi en çok tartışılan gündem maddeleri arasında yer almıştı.

Güvenliğin olmadığı gün: 10 Ekim Suruç katliamına karşın, örgütün Antep hücreleri faaliyetine rahatlıkla devam etti. Yunus Emre Alagöz, yanındaki Suriyeli canlı bomba ile sınırdan geçerek, Gaziantep’teki hücre evine geldi. 9 Ekim 2015’te gece saatlerinde iki canlı bomba, yola çıkarıldı. Üzerlerinde bombalar olan Alagöz ve Suriyeli kişinin olduğu aracı Yunus Durmaz’ın yardımcısı Halil İbrahim Durgun kullandı. Araca önde eskortluk yapan ise yine örgüt üyelerinden Yakup Şahin’di.

Ertesi günü Ankara’da Emek, Barış ve Demokrasi mitingi vardı. Sivil toplum örgütlerinin düzenlediği miting nedeniyle kente girişlerde önlem alınması gerekirken, yollar boş bırakıldı. Canlı bombaları taşıyan araç, hiçbir güvenlik noktasına takılmadan Ankara’ya kadar ulaştı ve “içindeki yolcularını” bıraktı. Yine Ankara Garı Meydanı’nda hiçbir güvenlik araması yoktu. İki canlı bomba, ellerini kollarını sallayarak Gar Meydanı’na ulaştı ve 2’si çocuk 100 kişinin öldüğü katliama imza attı.

Gar davasında müşteki olarak katılan onlarca kişi, şu benzer ihmale özellikle işaret ettiler: “Biz daha önce de benzer eylemler için Ankara’ya gelirdik. Ancak çıktığımız iller başta olmak üzere, Ankara’ya kadar çok sayıda GBT kontrolünden geçer, türlü engellemelerle karşılaştırdık. Ancak bu miting için yolda herhangi bir arama ile karşılaşmadık. Hatta bu durum bizim garibimize gitti.” Kamu görevlileri korundu Katliam sonrası, Ankara’da canlı bomba saldırısı yaşanacağına ilişkin gizlenen istihbarat raporları ortaya çıktı.

10 Ekim’deki patlamadan 25 gün önce, 14 Eylül 2015’te, IŞİD’in mitinglerde birden fazla canlı bomba ile eylem yapacağına dair istihbarat bilgisi, Ankara Emniyeti’ne geldi. 10 Ekim sabahı İstihbarat Dairesi Başkanlığı “gizli” yazılı ibareyle Terörle Mücadele Daire Başkanlığı’na canlı bomba Yunus Emre Alagöz ile Hacı Yusuf Kızılbay ve Mehmet Işık’ın eylem hazırlığında olabileceğine ilişkin istihbarat bilgisi gönderdi.

Bu süreçte savcılık, ihmali olan kamu görevlileriyle ilgili soruşturma başlattı. Ancak Ankara Valiliği, dönemin Ankara Emniyet Müdürü Kadri Kartal, eski İstihbarat Şube Müdür Vekili Cihangir Ulusoy, TEM Şube Müdürü Hakan Duman, eski Güvenlik Şube Müdür Vekili Adem Arslanoğlu ile TEM Şubesi C Büro Amiri Hüseyin Özgür Gür hakkında soruşturma izni vermedi. MİT’in sorumluluğu Suriye politikası nedeniyle Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), bölgede etkin faaliyet yürüttü. Bu süreçte IŞİD’lilerle bire bir diyaloglar kuruldu, örgüt yakından izlendi. Ancak MİT’in bu çalışmalarına karşın hiçbir katliamın önüne geçilemedi.

AK PARTİ DOSYASI /// BU SÖZLER AKP’DEN : “TEK BİR HAMLE YAPARLARSA GÜL’Ü VE DAVUTOĞLU’NU FETÖ’DEN HAPSE ATARIZ”


BU SÖZLER AKP’DEN : "TEK BİR HAMLE YAPARLARSA GÜL’Ü VE DAVUTOĞLU’NU FETÖ’DEN HAPSE ATARIZ"

11. Cumhurbaşkanı Gül’ün eski basın danışmanı Ahmet Sever yeni kitabında AKP içinde yaşanan güç savaşlarını anlattı.

Uzun yıllar 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün basın danışmanlığını yapan Ahmet Sever’in görev süresinde yaşadıkları ve sonrası ile ilgili tarihi bilgilerin yer aldığı ikinci kitabı bugün piyasaya çıktı. Sever “Kapalı Kapılar Ardındaki Siyasi Sırlar – İçimde Kalmasın – Tanıklığımdır” isimli kitabında Gül’ün Erdoğan’ın engelleme girişimlerine rağmen 2007 yılında son dakikada yaptığı basın toplantısı ile Cumhurbaşkanı olabildiğini açıkladı. Geçen yıl yapılan referandumdan önce İngiliz gazeteci Daved Gardner’e ‘Gül ve Davutoğlu’nu FETÖ’cülükle suçlar hapse atarız’ diyen AKP’linin TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop olduğunu belirten Sever bu sözün Erdoğan’ın onayı olmadan söylenemeyeceğini savundu.

‘SEN KARIŞMA SADULLAH!’

Cumhuriyet’ten Kemal Göktaş’ın haberine göre; yandaş medyada Abdullah Gül’ün cemaate yakın olduğuna ilişkin suçlamalara değinen Sever Ahmet Şık ve Nedim Şener’in Ergenekon davasında tutuklanmasının ardından yaşananları anlattı. Sever Kitaba göre Şık ve Şener tutuklandıktan sonra dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin Başbakanı Erdoğan’la görüşmeye gittiğinde Özel Kalem’de İstanbul İstihbarat Daire Başkanı Ali Fuat Yılmazer’i (halen FETÖ’den tutuklu) gördü.

Yılmazer Ergin’e Şık ve Şener’in tutuklanma gerekçelerini gösteren bir sayfa verdi. Kâğıdı okuyan Ergin Yılmazer’e “Bu suçlamalarla değil tutuklamak kimlik bile soramazsınız. Sayın Başbakan’ı da bu dayanaksız suçlamalarla yanlış yönlendirmeyin” diye uyardı. Ergin Erdoğan’ın yanına girdiğinde tutuklamalardan duyduğu endişeyi paylaştı 2 gazetecinin tutuklanmasını gerektirecek delil olmadığını bunun Ergenekon ve Balyoz davalarının meşruiyetine gölge düşüreceğini söyledi. Erdoğan’ın tepkisi kısa ve sertti: “Ne yani? Yargıya müdahale etmek mi istiyorsun? Yargının işine karışma. ” Sever kitaba bu bilgileri teyit etmek için aradığı Sadullah Ergin’in bilgi vermediğini ancak başka kaynakların doğruladığı notunu düştü.

‘CEMAAT ERGİN’İ İSTEMEDİ’

Ergin’in Cemaat’in yargıda güçlenmesinden tedirgin olduğunu şimdi firari FETÖ’cü olan Zekeriya Öz’ün başına buyruk keyfi tavırlarından rahatsız olduğunu belirten Sever Ergin’in 13 ay boyunca Öz’ün randevu taleplerini geri çevirdiğini ve bu yüzden cemaat Ergin’in bakan olmaması için yoğun kulis yürüttüğünü yazdı. 15 Temmuz’dan sonra Ergin’e FETÖ’cü etiketi yapıştırılmaya çalışıldığını belirten Sever “Oysa yargıdaki tüm operasyonlar Erdoğan’ın Cemaatçi istihbaratçı ve savcılarla yakın iletişimi bilgisi ve onayı ile yürütülüyordu. Zekeriya Öz de doğrudan Erdoğan’a bağlı çalışıyordu” diye yazdı.

GÜL-CEMAAT GERİLİMİ

Cumhurbaşkanı Gül’ün Şık ve Şener’in tutuklanmaları ile ilgili kaygı duyduğunu belirten açıklamasının ardından Savcı Öz’ün Gül’ü doğrudan hedef alarak “Hiçbir makam ve merci bize talimat veremez” diye karşı açıklama yaptığını anımsatan Sever bu olayın Gül’ün Cemaat’e karşı koyduğu ilk açık tavır ve yaşanan ilk gerilim olduğunu yazdı.

O TOPLANTININ PERDE ARKASI

Sever yazdığı ilk kitaptan sonra dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in aradığını ve 11 Ağustos 2014’de AKP olağanüstü kongresinin Cumhurbaşkanı Gül’ün görev süresinin bitiminden bir gün önce gerçekleştirilerek AKP Genel Başkanlığına aday olmasının önlenmesine ilişkin kararın alındığı Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısında neler konuşulduğuna açıklık getirdiğini belirtti. Ergin MKYK toplantısında Erdoğan’ın kongrenin 4 Gül’ün Cumhurbaşkanlığı yaptığı sırada basın danışmanlığını yapan Ahmet Sever’in “Kapalı Kapılar Ardındaki Siyasi Sırlar – İçimde Kalmasın – Tanıklığımdır” adlı kitabı bugün piyasada olacak 4 Kitapta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylemiyle “b ir aile” olan AKP’nin bir süredir nasıl ne kadar çözüldüğünü gösteren olaylar ve kendi içlerindeki kavgalara kadar birçok önemli ayrıntı yer alıyor 27 Ağustos’ta yapılması için oylamaya geçilmesini isteyince yaşananları şöyle anlattı: “Ben hemen elimi kaldırarak söz istedim. 2012 yılında Sayın Abdullah Gül’ün bir daha seçilemeyeceğine dair karar alarak bir mahcubiyet yaşadığımızı bu mahcubiyeti daha üzerimizden atamadan ikinci bir mahcubiyet yaşamamamız gerektiğini dile getirdim. Kongrenin iki üç gün geciktirilmesinin yani Sayın Gül’ün görev süresinin bitiminden sonra yapılmasının partimize hiçbir zarar vermeyeceğini 27 Ağustos’ta gerçekleşmesi halinde Sayın Gül’ün önünü kesmek için özellikle öne alındığı gibi bir algının doğacağına işaret ettim. Benden sonra Hüseyin Çelik ve Abdülkadir Aksu da söz alarak Cumhurbaşkanı Gül’ün MKYK sürerken yaptığı ‘Partime döneceğim’ açıklamasını gündeme getirdiler ve bu koşullarda kongrenin Gül’ün görev süresi dolmadan bir gün önceye alınmasının parti tabanına izahının da zor olacağını ifade ettiler. ”

‘ÜÇ KENDİNİ BİLMEZ’

Bu itirazlara rağmen yapılan oylamada oybirliği ile Erdoğan’ın istediği karar çıktı ama Erdoğan salonu terk ederken yanındakilere Ergin Çelik ve Aksu hakkında öfkeli bir tonda ‘Üç kendini bilmez’ ifadesini kullandı.

Sadullah Ergin ayrıca 2012 yılında Cumhurbaşkanı Gül’ün ikinci kez aday olmasının engellenmesine ilişkin kanun değişikliğinin de Erdoğan’ın isteğiyle yapıldığını söyledi.

Sever “Erdoğan’a kalsa 2007’de Gül cumhurbaşkanı seçilemeyecekti” diye yazdı.

27 Nisan e-muhtırası ve Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararından sonra Gül’ün aday olduğu Cumhurbaşkanlığı seçimi iptal edildi. Bunun üzerine hükümet erken seçim kararı aldı. Seçimden AKP’nin galip çıkmasına rağmen askerler başta bazı çevrelerin Gül’ün adaylığına karşı çıkmaya devam etti. Kitapta Gül’ü adaylıktan vazgeçirmek için inanılmaz bir kulis başlatıldığı anlatılarak ‘Gül direnirse gerilim artar darbe olur’ tehdidinin dolaşıma sokulduğu belirtildi: “Erdoğan’a yakın isimler Yalçın Akdoğan Akif Beki gibi danışmanlar Ethem Sancak rahmetli Hasan Doğan gibi işadamları medyayı dolaşıyor ve Gül’ü adaylıktan caydırmaya dönük yayın yapılmasını telkin ediyorlardı. Bu görüşleri iletirken başına ‘Sayın Başbakan’ın görüşü böyle’ ibaresi düşmeyi de ihmal etmiyorlardı. ”

Akdoğan ve Ahmet Taşgetiren’in Gül’ün çekilmesini isteyen köşe yazılarına yer veren Sever Hasan Celal Güzel’in de darbe endişesini paylaştığı Erdoğan’ın bunu Gül’e iletmesini istediğini ve kendisinin de Gül’e anlattığına ilişkin önceki açıklamalarını hatırlatarak Erdoğan’ın eşi başı açık olan Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün aday gösterilmesini istediğini belirtti. Sever Gül’ün bütün bu olanlardan canının sıkıldığını ve vazgeçmesi halinde seçmenin kendisini korkmakla itham edeceğini söylediğini anlatarak şöyle yazdı:

‘SON DAKİKA ÇALIMIYLA’

“O zor günlerden birinde kendisine bir öneride bulundum: ‘Efendim görüyorsunuz sizi adaylıktan vazgeçirmek için her yolu deniyorlar. Her gün daha fazla mesafe alıyorlar. Bu oyunu bozmanın bir tek yolu var. Bir basın toplantısı düzenleyin tüm kanallar canlı yayındayken adaylığınızı açıklayın; bitsin bu iş. ’ Kısa bir tereddütten sonra kararını verdi. Dışişleri Bakanlığı’nın basın toplantısı salonunda saat 14.00’te adaylığını açıklayacaktı. Makam aracıyla bakanlığın önüne geldiğimizde Gül durdu ve şunları söyledi: ‘Başbakan’a basın toplantısı hakkında bilgi vereyim. Kararımı televizyonlardan öğrenmesi ayıp olur. ’ Erdoğan Gül’ün adaylığını açıklayacağını bilmiyordu. Koruma Müdürü Osman Çangal Başbakan’ı aradı ve telefonu Gül’e uzattı. Biz arabadan indik. Görüşme çok kısa sürdü. Ardından Gül basın toplantısında adaylığını açıkladı Cumhurbaşkanlığına giden yol bu basın toplantısından sonra nihayet açıldı. … Zaten Abdullah Gül de cumhurbaşkanı seçildikten bir süre sonra makamında Büyükelçi Gürcan Türkoğlu ve benim yanımda ‘O gün o basın toplantısını yapıp adaylığımı açıklamasaymışım bugün cumhurbaşkanı ben olmayacakmışım’ diyecekti. ”

‘DAVUTOĞLU’NUN GÜLEN YALANI’

Sever eski Başbakan Davutoğlu ile Gül arasında yaşanan “Davutoğlu’nun Fethullah Gülen ile görüşmesi” polemiğine ilişkin de bilgiler verdi. Davutoğlu 2013 Eylül’ünde Dışişleri Bakanı iken Gül ve Erdoğan’ın bilgisi dahilinde Gülen ile görüştüğünü ileri sürmüş Gül ise görüşmeyi sonradan öğrendiğini açıklamıştı. Sever kitabında bu polemiğe ilişkin olarak Cumhurbaşkanı’nın heyetindeki tek tanığı olan Büyükelçi Gürcan Balık’ın (Halen FETÖ’den tutuklu) kendisine anlattıklarını şöyle aktardı: “(Balık) Maalesef Sayın Ahmet Davutoğlu doğruyu söylemiyor’ diye söze girdi ve devam etti: Ahmet ‘Sayın Davutoğlu Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantıları sürerken Fethullah Gülen ile görüşmeye gitmek istediğini söyledi. Ben de Sayın Cumhurbaşkanı Gül’ü bilgilendirip izin almasının doğru olacağını söyledim. ‘Benim konuşmama gerek yok. Sen bilgi ver’ karşılığını verdi. Ben ikisinin arasında ve çok zor durumda kaldım. Sayın Cumhurbaşkanı bu görüşmeden Türkiye’ye döndükten sonra bilgi sahibi oldu. ” Sever Davutoğlu’nun Başbakanlıktan ayrıldıktan sonra kırgın ve kızgın olduğu günlerde Abdullah Gül’den 4 kez randevu istediğini ve alamadığını belirtti.

“FETÖ’CÜLÜKLE SUÇLAR HEMEN HAPSE ATTIRIRIZ”

İngiliz Financial Times gazetesinin dış politika editörü Daved Gardner’in 16 Nisan 2017 referandumundan önce Türkiye’de yaptığı görüşmelerden sonra şunları yazdı: “Hükümetin kampanya stratejistlerinden birine Gül ve Davutoğlu veya Erdoğan tarafından kenara itilen eski AKP ağır toplarının rakip bir parti kurması halinde ne olacağını sorduğumda gözünü kırpmadan yanıt verdi: ‘Tek bir hamle bile yaparlarsa Gülenci olarak damgalanır ve hapse atılırlar. (…) FETÖ suçlaması eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Erdoğan’ın geçen yıl kovduğu eski Başbakan Ahmet Davutoğlu gibi tartışmalı ve sesleri bastırılmış potansiyel muhalifleri tehdit etmek için güçlü bir sopaya dönüşmüş artık. ”

‘ONAY ALMADAN DEMEZ’

Sever Daved Gardner’in çok yakın bir arkadaşının kendisinin dostu olduğunu belirterek bu kişiden o sözleri söyleyen kişinin AKP’nin önde gelen isimlerinden Mustafa Şentop olduğunu söylediğini aktardı. Sever TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı MKYK üyesi ve Erdoğan’a en yakın isimlerden biri olan Şentop’un “Erdoğan’ın bilgisi onayı ve desteği olmadan” bir İngiliz gazetecisine bu sözleri söylemesinin mümkün olmadığını savunarak “Belli ki bu ihtimal aralarında konuşulmuş tartışılmış Gül veya Davutoğlu’nun böyle bir yola yönelmeleri halinde FETÖ’cü olarak suçlanıp tutuklanmalarına karar verilmişti bile” diye yazdı.

VARANK’TAN MALVARLIĞI ÇIKIŞI

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başdanışmanı Mustafa Varank’ın Cumhuriyet gazetesine verdiği röportaj nedeniyle kendisine dava açtığını duyururken “Hodri meydan!” dediğini aktaran Sever kitabında kendi mal varlığını açıkladıktan sonra şu çağrıyı yaptı: “Şimdi ben sadece ona değil Erdoğan’ın yanındaki Yiğit Bulut İlnur Çevik dahil 36 başdanışmanın hepsine birden ve bana acımasızca saldıran yandaş medya kalemlerine “Hodri meydan!” diyorum. Ben açıkladım. Şimdi de siz açıklayın bakalım da neyiniz var neyiniz yok tüm Türkiye bir görsün… AKP iktidara geldiğinde ve siz devlette göreve başladığınızda mal varlığınız neydi bugün ne? Cesaretiniz ve yüzünüz varsa AKP iktidarının nimetlerinden nasıl yararlandığınızı gözler önüne bir serin bakalım. Elbette bu sorularımı duymazdan geleceğinizi ve oralı bile olmayacağınızı çok iyi biliyorum. Olsun ben yine de sormuş olayım da içimde kalmasın…”

NEDEN ŞİMDİ?

Sever kitabın erken seçimlerden önce yayınlanması ile ilgili suçlamalar geleceğini belirterek “Bu kitabı yazmayı bitirdim ve tam yayınevine göndermeye hazırlanıyordum ki 24 Haziran’da erken seçim kararı alındı. Birileri yine zamanlama anlamlı diyecekler… Cevabı çok basit: “Bu ülkede manidar olmayan bir zaman yok ki…” Ayrıca ne düşünürseniz de düşünün…” diye yazdı.

BU İKİNCİ KİTAP

Sever 2015 yılında Doğan Kitap’tan çıkan “Abdullah Gül ile 12 Yıl Yaşadım Gördüm Yazdım” isimli kitabında anlattıkları ile Türk siyasetinin yakın tarihine ışık tutacak çarpıcı bilgiler paylaşmıştı. Sever’in bu kitabının ardından Gül ve Sever AKP’lilerin yoğun eleştirilerine maruz kalmıştı. Gül Sever’in kitabında anlattıklarına ilişkin herhangi bir yalanlamada bulunmamış ve Sever’in kitabına engel olmayı “düşünce özgürlüğü” nedeniyle hiç düşünmediğini açıklamıştı.

LİNK : https://www.vaziyet.com.tr/gundem/bu-sozler-akp-den-tek-bir-hamle-yaparlarsa-gul-u-h31305.html