PSİKOLOJİ DOSYASI : Aşağıdaki fotoğraftaki adamı metroda, otobüste görseniz ne düşünürdünüz ??? NE KADAR ÖN YARGILIYIZ ???


“Ne kadar Önyargılıyız"

Yukarıdaki fotoğraftaki adamı metroda, otobüste görseniz ne düşünürdünüz ???

Beynimizin sağ lopu nasıl çalışırdı?

Alternatifleri sıralayalım;

1- Ay! Yazık.. Ne kadar berbat halde.

2- İğrenç. Ne pis görüntüsü var.

3- Bunun gibileri neden toplu taşıt araçlarına alırlar ki.

4- Benden uzak dursun. Uzaklaşayım şundan. Hırsız mı, ayyaş mı, uğursuz mu belli değil…

Bu liste böyle uzar gider…

Biliyor musunuz bu adam kim?

Sıkı tutunun!

Yüzyıldır çözülemeyen ve dünyanın en büyük 7 probleminden biri sayılan Poincaré önermesini 2002 yılında çözen Rus matematikçi Grigori Yakovlevich Perelman’ın ta kendisi.

Çözümünün 4 yıl sonra 2006 yılında kabul görmesinden ve de bu fazla gecikmeye neden olan ABD’deki bazı meslektaşı matematikçilerden gerekli saygıyı görmediğiden onuru kırıldığı için 1 milyon dolar para ödülünü ve matematiğin Nobel’i olarak kabul edilen Fields Ödülü’nü reddetmiştir.

‘Ben ünlü olmak istemiyorum. Teşhir edilecek bir sirk maymunu değilim. Altı üstü bir soru çözdüm ve bu kadar büyütülmesi ilginç.’ Perelman, ödülü reddetmesinin ve kurduğu bu cümlelerin ardından St. Petersburg’daki Steklov Enstitüsü’ndeki görevinden de istifa etti.

Dünyanın yaşayan en zeki insanı olarak bilinen Perelman’la ilgili en son bilinen şey ise, para ödülünü matematik eğitimi için alabileceğini söylemesine rağmen hala almadığı… Perelman 2006 yılında reddettiği ödülün ardından, 2010 yılında layık gördüldüğü Milenyum Ödülü’nü de reddetti… Popüler kültürü, kendi değerleri için reddeden bu dahi adamın hikayesi,

Gerçekten saygıyı hak ediyor…

İRTİCA DOSYASI /// Nihat Genç : Badeci şeyhin siyasetteki adamları


Nihat Genç : Badeci şeyhin siyasetteki adamları

Kırmızı Kedi’den çıktı, kahvede otururken elime aldım, Badeci Şeyhin Sır Odası. Aslında Badeci Şeyh haberlerini ben de sizler gibi haberlerden biliyorum, iğrenerek okuduk, biliyoruz.

Ama sayfaları devirdikçe neye uğradığıma şaşırdım, bu dünyada böyle bir rezalet böyle bir utanç böyle bir cehalet var tamam da bu kadar kalabalık mı?

Aman bu kitap Netflix’in eline geçmesin, ki, sapık tarikatlar konusunda uzmanlaşmış Netflix bir gün mutlaka bu kitabı bulur prodüksiyon masraflarından kaçınmaz ve Türkiye’de yaşanan bu yoğun sapık sosyolojisini dünyanın gözleri önüne serer.

FETÖ’cüler, açılımcılar yeniden devreye girmişken, bildik liberal takım, yine İslam ve Demokrasi yazılarına başlamışken, bu bir türlü akıllanmayan cehaletin köklerini bizi çok iyi anlatan bu kitaptaki mahkeme tutanaklarından tiksinsek iğrensek de cehaletimizle yüzleşmek için alıntılamak zorundayız.

Badeci Şeyh konuşuyor, kısaltarak veriyorum: “Bana pirliği 2005 yılında vefat eden Hasan Burkay Efendi verdi. Hasan Burkay Efendi beni badeledi. Badelemek benim tarikatıma göre pirin cinsel organını yalayıp öpmek ve sonra gelen sıvıyıiçmektir. Pirin cinsel organından gelen sıvı sperm değildir, beyaz başka bir sıvıdır. Bu sıvı sadece pirlik verilmiş kişiden gelir. Pir olan kişiye herhangi bir şahıs badeleme yapamaz.

“CİNSEL ORGANIMI ÖPTÜRMEK VE YALATMAK SURETİYLE BADELERİM”

"Ben tarikata gelen şahıslara dini sohbetler veririm. Bu şekilde birçok kere gelen şahıslar benim sır odama gelirler. Sır odası benim kullandığım dergahta gelen şahısların gizli kalması gereken konuların konuşulduğu kısımdır. Bu sır odasında yer yatağı, minder vardır.

"Sır odasına benden başka gerek erkek gerek kadın tek kişi girebilir. Sır odasına gelmeden önce şahıslara zikir yaptırılır. Bu zikir esnasında şahıslar cezbelenir. Bu zikir sırasında Ay Allah denir. El Mürselat Suresi ilk ayetleri mealinde ‘yemin olsun Allah’ın gönderdikleri görevlilere’ ve Yunus Suresi 64’üncü ayette ‘Benim evliyalarıma ve razı olduklarıma korku yoktur, korumam altındadır’ şeklinde bildirilmiştir. Zikir esnasında cezbelenen şahıslar benim bulunduğum sır odasına tek tek gelir. Ben gelen bayan ve erkek şahısları cinsel organımı öptürmek ve yalatmak suretiyle badelerim. Bunun dışında şahısların istekleri üzerine erkeklerle ters ilişki, kadınlarla ise ters ve normal yoldan cinsel ilişkiye girdim.

"Benim dergahıma gelen Mesut K’yi cinsel organımı emdirmek suretiyle birden fazla kereler badeledim. Mesut ile çok kereler ters ilişkiye girdim. Mesut dergaha çevresinde bulunan şahısları getirir. Bu şekilde çok şahıs dergaha getirip mürit yapmıştır.

"Ahmet Ş. benim müridimdir. Kendisini çok kereler cinsel organımı emdirmek suretiyle badeledim. Ayrıca ters ilişkiye girdim. Ahmet dergaha yakın çevresindeki arkadaşlarını, eşi Birgül Ş’yi ve tanıdıklarını getirdi. Birgül Ş’yi birçok kez badeledim ve bir çok kez cinsel ilişkiye girdim.

"Malatyalı İsmail D müridim olur. Kendisini hem badeledim hem de ters ilişkiye girdim.

"Çetin Ç. Benim müridim olur. Kendisini hem badeledim hem de birkaç sefer ters ilişkiye girdim."

“BİR DEĞİL BEŞ DEĞİL ONLARCA YÜZLERCE MÜRİD”

Yeter, tamam, dayanmak mümkün değil. Bu ifade sayfaları onlarca sayfa sürüyor. Bir değil beş değil onlarca yüzlerce mürid, hepsiyle aynı ilişki.

Kadınlar ayrı erkekler ayrı, kadınlarını getiren ayrı.

Hikayenin özeti şu, müritler zikre başlıyor ve cezbeye giriyorlar, cezbeye girenler sır odasına koşup şeyhin şalvarını indiriyor ve oral ve ters ilişki.

Ve insanı delirten ifadeler, oral ve ters ilişkiye giren kadın ve erkekler şu şekilde ifade veriyor: “Bu bildiğiniz cinsel ilişki değil. Bu Allah’ın aşkı. Asla şikayetçi değilim.”

Sapık şeyh hem dergahın kirasını elektriğini müridlerine ödetiyor ve hem de hepsini erkek kadın arkalı önlü düzüyor ve bütün bunları haşa estağrufullah Kur’an ayetlerine dayatıyor, üstelik, haşa, Arapça Allah Muhammed hat yazılarını da cinsel içerikli domalma şeklinde müridlerine öğretiyor.

Bu sapıklığa alet olanlar hadi bir kişi üç kişi olsa bir nebze insan anlayabilir, bu sapıklığa yüzlerce insan dahil oluyor, hadi bu sapıklığa bir kez şahit olunsa bir nebze insan anlayabilir, ama bu sapıklık on yıllarca sürüyor.

2000’li yılların başlarını hatırlayın, tarikat ve cemaatlere özgürlük yazılarını hatırlayın, önlerinin açılmasını ‘denetimsizliğini’, ve bu yazıların İslam ve Demokrasi başlığı altında ‘Ilımlı İslam’ diye doktrine edildiğini hatırlayın.

Sapıklığın da bir ülkede yüz binde bir gibi milyonda bir gibi her coğrafyaya yayılmış ortalama bir istatistiği vardır, nedir bu, yüzlerce insan, yüzlerceeee. Ünlü popüler gökbilimci Carl Sagan’ın uzayda sonsuz gezegenleri görüp o Amerikalılar’ın dilinde çok şöhret bulan şu sözleri gibi: ‘milyarlarcaaaa milyarlarcaaaaa’

“DENETİMLER SIKILAŞTIRILDI MI, HAYIR”

Bu sapık tarikatlardan birkaçı mahkeme edildi, peki, eleştirisi mi yapıldı, denetimi mi yapılıyor, peki, sosyolojik olarak incelemesi yapılıp bir ders çıkartmak için ekranlarda halkı uyarmak için anlatıldı mı, denetimler sıkılaştırıldı mı, hayır.

İşte Kırmızı Kedi’den çıkan kitabın iddiası bu, yüzlerce müridin hepsi halinden çok memnun, hepsi Allah aşkıyla yaptıklarını yine olsa yine yapacaklarını savcı hakim huzurunda söylüyorlar ve nerdeyse tamamına yakını elini kolunu sallayıp hiç bir şey olmamış gibi dışarda geziyor.

Şeyhle sır odasında oral ve anal seklin dini terimlerle yüceltilmesi, bu sapıklık-patolojik durumun Allah’ın ve dinin emri olarak telkin edilmesi ve erkeklerin kendileri oral ve anal sekse aşkla girmeleri, yetmedi kadınlarını da getirip sokması, bütün bu vahşet karşısında, yaşadığımız medyada akademide ve toplumda, bir ‘infial’ uyandı mı?

Zikirle coşup şeyhin odasına koşup şalvarını indirmek, ne demek?

Ve bunu ilahi bir cezbeyle yani şiir gibi nur gibi şerbet içer gibi anlatmak, ne anlama geliyor.

İfadelerinde melekler gibi uçmuşlar melekler gibi Sır odasına girmişler melekler gibi şeyhin şalvarını indirip önden arkadan nurlanmışlar!

Yani, önce cezbeyle kendilerinden geçiyor.

Kendinden geçmek ne demek?

İlahi aşkın sarhoşu oldum.

Sonra, domaldım.

Hadi kumpasa geldin hadi aklını çeldiler hadi arkadaşına kocana aldandın hadi bir kez ne olduğunu anlamadan bir ortama girdin, defalarca ve yıllarca bu ‘ortama’ niye koşarsın ve niye ballandıra ballandıra anlatırsın?

Ey memleket, ey yazarlar ey akademi, ey İslamcılar! Anlatılan senin hikayendir!

Bu sapıklığın tıpkısı aynısı aç gözlerini siyasette yaşanıyor!

Bu ‘cehalet’i bir sapık şeyhin marifeti deyip görmezden gelebilir miyiz, yoksa, bu cehalet neden çok büyük bir sosyolojiye denk geliyor.

“AŞKLA CEZBEYLE SIR ODALARINA KOŞUYORLAR”

İşte, açılımcılar yine Güney Afrika’yı sil baştan hiç yaşanmamış gibi yine dolaşmaya başladı, hatırlayın, güya İrlanda, İskoçya bölünmenin dünya örneklerini inceliyorlarmış, binlerce kürt genci hendeklerde öldürüldü, akıllandılar mı, hayır! Bu açılım kervanına katılanlar bir kaç sapık mı hayır, yüzlerceeeeee…

İşte, Abdullah Gül, Sadullah Ergün, Hüseyin Çelik, Beşir Atalay, Babacan, hatta toplantılara Ertuğrul Günay dahi katılıyor, bir ülkenin askeriyesini hukukunu mahveden bunca kıyametten sonra akıllandılar mı, hayır, yüzlerceeeeesi hareket halinde, aşkla cezbeyle sır odalarında konuşuyorlar.

İmamoğlu, İstanbul seçimini kazandıktan sonra, CHP İyi Parti’yi verdiği gibi, 15 vekil de bunlara verecek, grup kurup harekete geçecekler.

Sapık şeyhleri bu ülkede yüzbinlerce masum genci CIA ajanı yaptı, akıllandılar mı, bu ülkeden üçyüz milyar dolar para kaçırdılar, akıllandık mı, İslam-Demokrasi, tarikat cemaat, Saidi Nursi, yazıları yaza yaza bir ülkede birbirine güvenecek iki polis iki komutan iki savcı dahi kalmadı, akıllandık mı?

Hayır, ilahi aşkla nurla badelenip nurlanmaya hiçbiri doymadı.

HİÇBİRİ SAPIK ŞEYHLERİ ALEYHİNE KONUŞMADI

Badeci Sapık Şeyhin müritleri işte mahkeme tutanaklarından bire bir kitap anlatıyor hiçbiri sapık şeyhleri aleyhine konuşmadı, aksine, yine aşkla yaparım, diyor.

Bu siyasilerin hiçbiri sümüklü şeyhleri aleyhine konuşmadı, CIA ajanlarının devlet kademesindeki uzantılarından tek bir isim vermediler, tek bir gün Sır Odası’dan çıkmadılar.

Kaldıkları yerden o ‘Sır Odası’ndan hayatlarına güle oynaya aşkla şehvetle devam ediyorlar.

Bir heyecanlılar bir umutlular siyasi gelişmelerden o kadar memnunlar ki..

YOLA ÇIKMIŞ GELİYORLAR

Bylock haberleşmesinden sonra şimdi de Ponçik adlı bir çocuk oyunu, bu çocuk oyununda oyuncular birbirleriyle karşılıklı konuşabiliyormuş, işte bu oyunla üstelik askeriye içinde haberleşiyorlar.

Bir ay kadar önce cürete bakın genelkurmay hukuk işleri başkanına FETÖ’nün baş adamlarından şimdi hapiste Muharrem Köse emriyle ‘tutuklama emri’ dahi çıkartabiliyorlar, olacak iş mi, oluyor işte.

Daha iki gün önce bir Tuğgeneralimiz FETÖ’cülere ‘hain’ dediği için tutuklama emri çıkartan FETÖ’cü savcılarımız var, olacak iş mi, oluyor işte.

Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölgeye dikkat çeken ‘Mavi Vatan’ yazılarıyla Doğu Akdeniz’de milli bir duyarlılık oluşturan donanımlı birinci sınıf bir entelektüel ve 3,5 yıl Balyoz’dan hapis yatmış Amiral Cem Gürdeniz’e dahi akıllara seza ‘fesli Kadir’ benzetmesi yapabilen uzantıları hala yazıp çizebiliyor.

Sır Odaları’ndan CIA’yla Sümüklü sapık şeyhleriye oral anal her türlü ilişkiye girmeyi ilahi aşk vecd nurlanmak olarak kabul edip iman edenler, ey millet, yola çıkmış geliyorlar!

Sapık şeyhlerin sapık doktrinlerin kurbanları köleleri akıllanmamış cahiller sürüsü kullanılmaya doymayan yazarları ajanları, yola çıkmış geliyorlar!

Bu cemaat ders çıkartmayacak, bu sosyoloji akıllanmayacak, bu sapıklar ordusu yine Haçlılarla yine PKK’sı FETÖ’süyle, yine sarhoş taşkın yazıları, yine gizemli karanlığa boğulmuş üslupları, yine cüretkar delilikleriyle yine nurlanmış coşmuş, yola çıkmış geliyorlar!

Bir toplum bu kadar körlüğe maruz kalıyorsa.

Bir memleket bu kadar sapığa hala cirit attırıyorsa.

Bir vatan bu kadar sağırı dilsizi arsızı utanmazı hala baş köşelerinde ağırlıyorsa.

O halde, geriye dönüp ben ne b.k yedim deme, o halde, hiç ağlama, yıkıl Sezar!

BU İKİ YÜZLÜ OYUN NE KADAR SÜRECEK

Kendine uzak köylerde ormanda yaylalarda yeni bir yaşam seçmiş çok arkadaşım var, birkaç yılda bir şehre iniyorlar ve konuşuyoruz, ancak, aramızda çok ciddi bir iletişim bozukluğu başladı. Şöyle, yaşadıkları sessiz yerler onları yavaş ve mıy mıy konuşmaya zorlamış ve konuşma şekilleri değişmiş. Ne söyleseler anlamıyorum, kulağımı veriyor eğiliyorum, yine cümleleri seçemiyorum. “Burası şehir, gürültülü ve yüksek sesle konuşmalısın” deyip araya girsem de alçak sesli konuşmak artık alışkanlıkları olmuş. Yaşadıkları yerlerdeki ayılardan domuzlardan kurtlardan yılanlardan bahsediyorlar, ama, hikaye nedir, ne anlatıyor, çıkartamıyor ne diyor bu herif diye boş boş gözlerine bakıyorum.

Ancak yakın arkadaşım olduğu için anlamasam da nezaketen güya anlıyormuş gibi bazı yerleri onaylıyor gibi bazı yerlerde vay be der gibi sahte tepkiler veriyorum. Bu gerçek. Ama bu sahte yüzlü iki yüzlü oyun ne kadar sürecek. Anladım ki birlikte çok sert kavgalar verdiğimiz arkadaşlarımı dinlerken anlamamak dünyanın en büyük yorgunluğu, dünyanın en büyük işkencesi.

Bir an evvel izbe köylerine gitseler de kurtulsak diyorum. Üstelik onlar çakalları kurtları nedense eğlenceli bir dille anlatıyorlar, ben şehirdeki çakalları kusura bakmasınlar pek eğlenceli anlatamayacağım, bu yüzden çok kızgınlar bana. Ama içimden de bu kadar yakın arkadaşa ayıp ediyorsun, diye kendime kızıyorum. Sonuç, uzaklığın iklimi ses tonumuzu dahi değiştirmiş ve hatta canavarları dahi kimimize eğlenceli bir hikaye haline getirmiş. Yani küçük sesle konuşabilmek bir insan için büyük bir servet. Küçük sesle konuşabilmek büyük bir iktidar. Hakimler savcılar da küçük seslerle konuşur. Ey okuyucu, yaşımız kaça gelmiş, hala bağırarak konuşuyor çıplaklığımı yoksulluğumu ele veriyorum.

Kim bağırır, karanlıktaki insan kim bağırır hayal kırıklığına uğramış, kim bağırır, en yakınındakine sesini duyuramayan. Mesela yırtıcı kuşlar çığlık atmaz sessizdir ama peşine düştüğü avı çığlık çığlığadır. Yırtıcı kuşların sessizliğe gömülmüş güven altına alınmış göklerde usul usul süzülen huzurlu bir hayatları var. Ah ceylanım ah kekliğim ah bıldırcınım bu satırlarda yine çığlık çığlığa, kime bağırıyorsun? Anladım ki o mıymıy konuşmaları anlamak için sarf ettiğin büyük nezaket sonun da senin de dilini bozmuş.

Nihat Genç

Odatv.com

THINK THANK KURULUŞLARI DOSYASI /// SONER YALÇIN : KİM BU ADAMLA R ??


SONER YALÇIN : KİM BU ADAMLAR ??

18 Şubat 2020

Günümüzde modern propagandanın amacı:

Yanlış bilgilendirme değil eleştirel düşünme kabiliyetini yorarak hakikati ortadan kaldırmaktır…

Başlayabilirim:

Bir haftadır gündemde ne var:

RAND Corporation Raporu var: “Türkiye’nin Milliyetçi Rotası. ”

276 sayfalık raporun 14’üncü sayfasında yer alan “orta kademe askerler rahatsız yeni bir darbe girişimi bile olabilir” değerlendirilmesi medyada olanca hararetiyle tartışılıyor.

Kimi yandaşlar hemen “Avrasyacı Kemalistler darbe yapacak” yaygarasına başladı. Bunların hepsinin geçmişte FETÖ destekçisi olması dikkatimi çekti. Bu şu soruma sebep oldu:

Raporu hazırlayanların bilgi kaynağı kimler? Ve bu çalışmaya imza koyanları tek tek araştırdım:

-Stephen J. Flanagan… RAND kıdemlisi. Askeri strateji uzmanı. Ulusal Güvenlik Konseyi (NSC) gibi çeşitli üst düzey görevlerde bulundu. Dışişleri Bakanlığı’nda istihbaratçı olarak çalıştı. ABD Senatosu İstihbarat Komitesi üyesiydi. Dış İlişkiler Konseyi’nin önde gelen isimlerinden. “Türkiye Rusya İran: Avrasya Güç Dinamikleri” gibi raporlar hazırladı.

–F. Stephen Larrabee… RAND Corporation Avrupa Güvenliği Başkanı. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Sovyet-Doğu Avrupa ilişkileri ve Doğu-Batı siyasi-askeri ilişkilerinde uzman olarak çalıştı. Türkiye ile ilgili çok rapora imza koydu: “Küresel Jeopolitik Değişim Çağında ABD-Türkiye İlişkileri” “ABD Güvenlik Ortağı Olarak Türkiye” “Türkiye’de Siyasal İslam’ın Yükselişi” gibi…

Gelelim diğerlerine:

RAND EKİBİ

Türkiye ile ilgili son raporu hazırlayan diğer isimleri kısaca tanıtayım:

– Anika Binnendijk… Rusya-Avrasya uzmanı olarak Savunma Bakan Yardımcısı gibi çok görevlerde bulundu. Halen Carnegie Uluslararası İlişkiler Etik Konseyi Mütevelli Heyeti üyesi…

– Shira Efron… RAND’ın Ortadoğu ile İsrail konusunda özel danışmanı. Bu kurumdan önce İsrail’deki Kapsayıcı Güvenlik Enstitüsü’nün politika direktörüydü…

– James Hoobler… İran merkezli Ortadoğu uzmanı. ABD-Türkiye ilişkileri konusunda makaleler yazdı.

– Magdalena Kirchner… Uluslararası güvenlik alanında uzman. Dış İlişkiler Konseyi üyesi. “Devlet Sponsorluğunda Terör” araştırmasını Irak-Türkiye üzerine yaptı. Keza: “Ortadoğu ve Mağrip’te Çatışmalar” çalışmasında Türkiye İsrail ve Ürdün’ü konu etti.

– Jeffrey Martini… Arap dünyası uzmanı. Örneğin Müslüman Kardeşler üzerinde çok çalışma yürüttü.

– Alireza Nader… İran hakkında raporlar yazdı. Dış İlişkiler Konseyi üyesi.

– Katherine Costello… Terör ve medya konusunda uzman; Türkiye ve Rusya medyası üzerine makale yazdı.

– Peter A. Wilson… RAND’ın kıdemli savunma uzmanı.

Sorumu tekrarlayayım:

Bu RAND uzmanları Türk Ordusu’nun orta kademesinin “rahatsız” olduğu bilgisini nereden edindi? Kaynakları kimlerdi?

ŞAŞIRIYOR MUYUZ

Raporun kaynağı kim merak ediyorum?

New York Times Washington Post The Wall Street Journal gibi Amerikan medyasının sürekli alıntı yaptığı terör uzmanı RAND çalışanı var: Colin P. Clarke.

-“Erdoğan’ın Ölümcül Kör Noktası” (16 Şubat 2018)

– “Türkiye Suriye’de Neler Başarmaya Çalışıyor?” (2 Nisan 2018)

– “Türkiye’nin Çifte Standardı: Ankara’nın Eylemleri İslam Devletine Karşı Çıkma İddialarına Nasıl Çelişiyor?” (13 Nisan 2018)

Clarke’ın bunlara benzer makalelerinde ortak bir imza var: Ahmet S. Yayla.

Bu ismi biz nereden tanıyoruz: 2015 yılında “hastalık” bahanesiyle ABD’ye giden ve bir daha dönmeyen firari polis müdürü! FETÖ elemanı olduğundan kuşku yok. Öyle ki… ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde yapılan toplantıda 15 Temmuz darbe girişiminin kurgu olduğunu söyledi!

RAND’ın haber kaynağı firari Ahmet S. Yayla gibi ABD’deki FETÖ müritleri mi? Kuşkunuz olmasın. Hedefleri hala Türkiye’yi karıştırmak; Mehmetçik arasında kuşku yaratmak…

Sahi…

RAND 15 Temmuz FETÖ darbesi öncesi “Türkiye’de askerler darbe yapabilir” diye bir araştırma neden yayınlamadı? Tek makale bile yok!

Aksine… Son raporda imzası olan Alireza Nader 15 Temmuz darbesinden hemen sonra “Erdoğan ve Humeyni’nin Ortak Noktaları” diye makale yazdı! Türkiye üzerine çok makale yazan F. Stephen Larrabee hiçbir gün FETÖ tehlikesinden bahsetmedi. Bugün Türk Ordusu orta kademesi hakkında bilgi sahibi olanlar 15 Temmuz darbesini atlaması ilginç değil mi?

Demem o ki:

Bugün… FETÖ sevdasını sürdürenler RAND Raporu’nun peşine takılmasına şaşırıyor muyuz? Hayır!

Soner Yalçın: Kim bu adamlar – Sözcü Gazetesi

İRTİCA DOSYASI /// NİHAT GENÇ : BADECİ ŞEYHİN SİYASETTEKİ ADAMLARI


NİHAT GENÇ : BADECİ ŞEYHİN SİYASETTEKİ ADAMLARI

15.06.2019

Kırmızı Kedi’den çıktı, kahvede otururken elime aldım, Badeci Şeyhin Sır Odası. Aslında Badeci Şeyh haberlerini ben de sizler gibi haberlerden biliyorum, iğrenerek okuduk, biliyoruz.

Ama sayfaları devirdikçe neye uğradığıma şaşırdım, bu dünyada böyle bir rezalet böyle bir utanç böyle bir cehalet var tamam da bu kadar kalabalık mı?

Aman bu kitap Netflix’in eline geçmesin, ki, sapık tarikatlar konusunda uzmanlaşmış Netflix bir gün mutlaka bu kitabı bulur prodüksiyon masraflarından kaçınmaz ve Türkiye’de yaşanan bu yoğun sapık sosyolojisini dünyanın gözleri önüne serer.

FETÖ’cüler, açılımcılar yeniden devreye girmişken, bildik liberal takım, yine İslam ve Demokrasi yazılarına başlamışken, bu bir türlü akıllanmayan cehaletin köklerini bizi çok iyi anlatan bu kitaptaki mahkeme tutanaklarından tiksinsek iğrensek de cehaletimizle yüzleşmek için alıntılamak zorundayız.

Badeci Şeyh konuşuyor, kısaltarak veriyorum: “Bana pirliği 2005 yılında vefat eden Hasan Burkay Efendi verdi. Hasan Burkay Efendi beni badeledi. Badelemek benim tarikatıma göre pirin cinsel organını yalayıp öpmek ve sonra gelen sıvıyıiçmektir. Pirin cinsel organından gelen sıvı sperm değildir, beyaz başka bir sıvıdır. Bu sıvı sadece pirlik verilmiş kişiden gelir. Pir olan kişiye herhangi bir şahıs badeleme yapamaz.

“CİNSEL ORGANIMI ÖPTÜRMEK VE YALATMAK SURETİYLE BADELERİM”

"Ben tarikata gelen şahıslara dini sohbetler veririm. Bu şekilde birçok kere gelen şahıslar benim sır odama gelirler. Sır odası benim kullandığım dergahta gelen şahısların gizli kalması gereken konuların konuşulduğu kısımdır. Bu sır odasında yer yatağı, minder vardır.

"Sır odasına benden başka gerek erkek gerek kadın tek kişi girebilir. Sır odasına gelmeden önce şahıslara zikir yaptırılır. Bu zikir esnasında şahıslar cezbelenir. Bu zikir sırasında Ay Allah denir. El Mürselat Suresi ilk ayetleri mealinde ‘yemin olsun Allah’ın gönderdikleri görevlilere’ ve Yunus Suresi 64’üncü ayette ‘Benim evliyalarıma ve razı olduklarıma korku yoktur, korumam altındadır’ şeklinde bildirilmiştir. Zikir esnasında cezbelenen şahıslar benim bulunduğum sır odasına tek tek gelir. Ben gelen bayan ve erkek şahısları cinsel organımı öptürmek ve yalatmak suretiyle badelerim. Bunun dışında şahısların istekleri üzerine erkeklerle ters ilişki, kadınlarla ise ters ve normal yoldan cinsel ilişkiye girdim.

"Benim dergahıma gelen Mesut K’yi cinsel organımı emdirmek suretiyle birden fazla kereler badeledim. Mesut ile çok kereler ters ilişkiye girdim. Mesut dergaha çevresinde bulunan şahısları getirir. Bu şekilde çok şahıs dergaha getirip mürit yapmıştır.

"Ahmet Ş. benim müridimdir. Kendisini çok kereler cinsel organımı emdirmek suretiyle badeledim. Ayrıca ters ilişkiye girdim. Ahmet dergaha yakın çevresindeki arkadaşlarını, eşi Birgül Ş’yi ve tanıdıklarını getirdi. Birgül Ş’yi birçok kez badeledim ve bir çok kez cinsel ilişkiye girdim.

"Malatyalı İsmail D müridim olur. Kendisini hem badeledim hem de ters ilişkiye girdim.

"Çetin Ç. Benim müridim olur. Kendisini hem badeledim hem de birkaç sefer ters ilişkiye girdim."

“BİR DEĞİL BEŞ DEĞİL ONLARCA YÜZLERCE MÜRİD”

Yeter, tamam, dayanmak mümkün değil. Bu ifade sayfaları onlarca sayfa sürüyor. Bir değil beş değil onlarca yüzlerce mürid, hepsiyle aynı ilişki.

Kadınlar ayrı erkekler ayrı, kadınlarını getiren ayrı.

Hikayenin özeti şu, müritler zikre başlıyor ve cezbeye giriyorlar, cezbeye girenler sır odasına koşup şeyhin şalvarını indiriyor ve oral ve ters ilişki.

Ve insanı delirten ifadeler, oral ve ters ilişkiye giren kadın ve erkekler şu şekilde ifade veriyor: “Bu bildiğiniz cinsel ilişki değil. Bu Allah’ın aşkı. Asla şikayetçi değilim.”

Sapık şeyh hem dergahın kirasını elektriğini müridlerine ödetiyor ve hem de hepsini erkek kadın arkalı önlü düzüyor ve bütün bunları haşa estağrufullah Kur’an ayetlerine dayatıyor, üstelik, haşa, Arapça Allah Muhammed hat yazılarını da cinsel içerikli domalma şeklinde müridlerine öğretiyor.

Bu sapıklığa alet olanlar hadi bir kişi üç kişi olsa bir nebze insan anlayabilir, bu sapıklığa yüzlerce insan dahil oluyor, hadi bu sapıklığa bir kez şahit olunsa bir nebze insan anlayabilir, ama bu sapıklık on yıllarca sürüyor.

2000’li yılların başlarını hatırlayın, tarikat ve cemaatlere özgürlük yazılarını hatırlayın, önlerinin açılmasını ‘denetimsizliğini’, ve bu yazıların İslam ve Demokrasi başlığı altında ‘Ilımlı İslam’ diye doktrine edildiğini hatırlayın.

Sapıklığın da bir ülkede yüz binde bir gibi milyonda bir gibi her coğrafyaya yayılmış ortalama bir istatistiği vardır, nedir bu, yüzlerce insan, yüzlerceeee. Ünlü popüler gökbilimci Carl Sagan’ın uzayda sonsuz gezegenleri görüp o Amerikalılar’ın dilinde çok şöhret bulan şu sözleri gibi: ‘milyarlarcaaaa milyarlarcaaaaa’

“DENETİMLER SIKILAŞTIRILDI MI, HAYIR”

Bu sapık tarikatlardan birkaçı mahkeme edildi, peki, eleştirisi mi yapıldı, denetimi mi yapılıyor, peki, sosyolojik olarak incelemesi yapılıp bir ders çıkartmak için ekranlarda halkı uyarmak için anlatıldı mı, denetimler sıkılaştırıldı mı, hayır.

İşte Kırmızı Kedi’den çıkan kitabın iddiası bu, yüzlerce müridin hepsi halinden çok memnun, hepsi Allah aşkıyla yaptıklarını yine olsa yine yapacaklarını savcı hakim huzurunda söylüyorlar ve nerdeyse tamamına yakını elini kolunu sallayıp hiç bir şey olmamış gibi dışarda geziyor.

Şeyhle sır odasında oral ve anal seklin dini terimlerle yüceltilmesi, bu sapıklık-patolojik durumun Allah’ın ve dinin emri olarak telkin edilmesi ve erkeklerin kendileri oral ve anal sekse aşkla girmeleri, yetmedi kadınlarını da getirip sokması, bütün bu vahşet karşısında, yaşadığımız medyada akademide ve toplumda, bir ‘infial’ uyandı mı?

Zikirle coşup şeyhin odasına koşup şalvarını indirmek, ne demek?

Ve bunu ilahi bir cezbeyle yani şiir gibi nur gibi şerbet içer gibi anlatmak, ne anlama geliyor.

İfadelerinde melekler gibi uçmuşlar melekler gibi Sır odasına girmişler melekler gibi şeyhin şalvarını indirip önden arkadan nurlanmışlar!

Yani, önce cezbeyle kendilerinden geçiyor.

Kendinden geçmek ne demek?

İlahi aşkın sarhoşu oldum.

Sonra, domaldım.

Hadi kumpasa geldin hadi aklını çeldiler hadi arkadaşına kocana aldandın hadi bir kez ne olduğunu anlamadan bir ortama girdin, defalarca ve yıllarca bu ‘ortama’ niye koşarsın ve niye ballandıra ballandıra anlatırsın?

Ey memleket, ey yazarlar ey akademi, ey İslamcılar! Anlatılan senin hikayendir!

Bu sapıklığın tıpkısı aynısı aç gözlerini siyasette yaşanıyor!

Bu ‘cehalet’i bir sapık şeyhin marifeti deyip görmezden gelebilir miyiz, yoksa, bu cehalet neden çok büyük bir sosyolojiye denk geliyor.

“AŞKLA CEZBEYLE SIR ODALARINA KOŞUYORLAR”

İşte, açılımcılar yine Güney Afrika’yı sil baştan hiç yaşanmamış gibi yine dolaşmaya başladı, hatırlayın, güya İrlanda, İskoçya bölünmenin dünya örneklerini inceliyorlarmış, binlerce kürt genci hendeklerde öldürüldü, akıllandılar mı, hayır! Bu açılım kervanına katılanlar bir kaç sapık mı hayır, yüzlerceeeeee…

İşte, Abdullah Gül, Sadullah Ergün, Hüseyin Çelik, Beşir Atalay, Babacan, hatta toplantılara Ertuğrul Günay dahi katılıyor, bir ülkenin askeriyesini hukukunu mahveden bunca kıyametten sonra akıllandılar mı, hayır, yüzlerceeeeesi hareket halinde, aşkla cezbeyle sır odalarında konuşuyorlar.

İmamoğlu, İstanbul seçimini kazandıktan sonra, CHP İyi Parti’yi verdiği gibi, 15 vekil de bunlara verecek, grup kurup harekete geçecekler.

Sapık şeyhleri bu ülkede yüzbinlerce masum genci CIA ajanı yaptı, akıllandılar mı, bu ülkeden üçyüz milyar dolar para kaçırdılar, akıllandık mı, İslam-Demokrasi, tarikat cemaat, Saidi Nursi, yazıları yaza yaza bir ülkede birbirine güvenecek iki polis iki komutan iki savcı dahi kalmadı, akıllandık mı?

Hayır, ilahi aşkla nurla badelenip nurlanmaya hiçbiri doymadı.

HİÇBİRİ SAPIK ŞEYHLERİ ALEYHİNE KONUŞMADI

Badeci Sapık Şeyhin müritleri işte mahkeme tutanaklarından bire bir kitap anlatıyor hiçbiri sapık şeyhleri aleyhine konuşmadı, aksine, yine aşkla yaparım, diyor.

Bu siyasilerin hiçbiri sümüklü şeyhleri aleyhine konuşmadı, CIA ajanlarının devlet kademesindeki uzantılarından tek bir isim vermediler, tek bir gün Sır Odası’dan çıkmadılar.

Kaldıkları yerden o ‘Sır Odası’ndan hayatlarına güle oynaya aşkla şehvetle devam ediyorlar.

Bir heyecanlılar bir umutlular siyasi gelişmelerden o kadar memnunlar ki..

YOLA ÇIKMIŞ GELİYORLAR

Bylock haberleşmesinden sonra şimdi de Ponçik adlı bir çocuk oyunu, bu çocuk oyununda oyuncular birbirleriyle karşılıklı konuşabiliyormuş, işte bu oyunla üstelik askeriye içinde haberleşiyorlar.

Bir ay kadar önce cürete bakın genelkurmay hukuk işleri başkanına FETÖ’nün baş adamlarından şimdi hapiste Muharrem Köse emriyle ‘tutuklama emri’ dahi çıkartabiliyorlar, olacak iş mi, oluyor işte.

Daha iki gün önce bir Tuğgeneralimiz FETÖ’cülere ‘hain’ dediği için tutuklama emri çıkartan FETÖ’cü savcılarımız var, olacak iş mi, oluyor işte.

Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölgeye dikkat çeken ‘Mavi Vatan’ yazılarıyla Doğu Akdeniz’de milli bir duyarlılık oluşturan donanımlı birinci sınıf bir entelektüel ve 3,5 yıl Balyoz’dan hapis yatmış Amiral Cem Gürdeniz’e dahi akıllara seza ‘fesli Kadir’ benzetmesi yapabilen uzantıları hala yazıp çizebiliyor.

Sır Odaları’ndan CIA’yla Sümüklü sapık şeyhleriye oral anal her türlü ilişkiye girmeyi ilahi aşk vecd nurlanmak olarak kabul edip iman edenler, ey millet, yola çıkmış geliyorlar!

Sapık şeyhlerin sapık doktrinlerin kurbanları köleleri akıllanmamış cahiller sürüsü kullanılmaya doymayan yazarları ajanları, yola çıkmış geliyorlar!

Bu cemaat ders çıkartmayacak, bu sosyoloji akıllanmayacak, bu sapıklar ordusu yine Haçlılarla yine PKK’sı FETÖ’süyle, yine sarhoş taşkın yazıları, yine gizemli karanlığa boğulmuş üslupları, yine cüretkar delilikleriyle yine nurlanmış coşmuş, yola çıkmış geliyorlar!

Bir toplum bu kadar körlüğe maruz kalıyorsa.

Bir memleket bu kadar sapığa hala cirit attırıyorsa.

Bir vatan bu kadar sağırı dilsizi arsızı utanmazı hala baş köşelerinde ağırlıyorsa.

O halde, geriye dönüp ben ne b.k yedim deme, o halde, hiç ağlama, yıkıl Sezar!

BU İKİ YÜZLÜ OYUN NE KADAR SÜRECEK

Kendine uzak köylerde ormanda yaylalarda yeni bir yaşam seçmiş çok arkadaşım var, birkaç yılda bir şehre iniyorlar ve konuşuyoruz, ancak, aramızda çok ciddi bir iletişim bozukluğu başladı. Şöyle, yaşadıkları sessiz yerler onları yavaş ve mıy mıy konuşmaya zorlamış ve konuşma şekilleri değişmiş. Ne söyleseler anlamıyorum, kulağımı veriyor eğiliyorum, yine cümleleri seçemiyorum. “Burası şehir, gürültülü ve yüksek sesle konuşmalısın” deyip araya girsem de alçak sesli konuşmak artık alışkanlıkları olmuş. Yaşadıkları yerlerdeki ayılardan domuzlardan kurtlardan yılanlardan bahsediyorlar, ama, hikaye nedir, ne anlatıyor, çıkartamıyor ne diyor bu herif diye boş boş gözlerine bakıyorum.

Ancak yakın arkadaşım olduğu için anlamasam da nezaketen güya anlıyormuş gibi bazı yerleri onaylıyor gibi bazı yerlerde vay be der gibi sahte tepkiler veriyorum. Bu gerçek. Ama bu sahte yüzlü iki yüzlü oyun ne kadar sürecek. Anladım ki birlikte çok sert kavgalar verdiğimiz arkadaşlarımı dinlerken anlamamak dünyanın en büyük yorgunluğu, dünyanın en büyük işkencesi.

Bir an evvel izbe köylerine gitseler de kurtulsak diyorum. Üstelik onlar çakalları kurtları nedense eğlenceli bir dille anlatıyorlar, ben şehirdeki çakalları kusura bakmasınlar pek eğlenceli anlatamayacağım, bu yüzden çok kızgınlar bana. Ama içimden de bu kadar yakın arkadaşa ayıp ediyorsun, diye kendime kızıyorum. Sonuç, uzaklığın iklimi ses tonumuzu dahi değiştirmiş ve hatta canavarları dahi kimimize eğlenceli bir hikaye haline getirmiş. Yani küçük sesle konuşabilmek bir insan için büyük bir servet. Küçük sesle konuşabilmek büyük bir iktidar. Hakimler savcılar da küçük seslerle konuşur. Ey okuyucu, yaşımız kaça gelmiş, hala bağırarak konuşuyor çıplaklığımı yoksulluğumu ele veriyorum.

Kim bağırır, karanlıktaki insan kim bağırır hayal kırıklığına uğramış, kim bağırır, en yakınındakine sesini duyuramayan. Mesela yırtıcı kuşlar çığlık atmaz sessizdir ama peşine düştüğü avı çığlık çığlığadır. Yırtıcı kuşların sessizliğe gömülmüş güven altına alınmış göklerde usul usul süzülen huzurlu bir hayatları var. Ah ceylanım ah kekliğim ah bıldırcınım bu satırlarda yine çığlık çığlığa, kime bağırıyorsun? Anladım ki o mıymıy konuşmaları anlamak için sarf ettiğin büyük nezaket sonun da senin de dilini bozmuş.

Nihat Genç

Odatv.com

Link : https://odatv.com/badeci-seyhin-siyasetteki-adamlari-15061952.html

TARİH : Sultan I. Abdülhamid’in Adamı Karavezir Seyyid Mehmed Paşa’nın Hayatı Ve Muhallefâtı


Bu makale I. Abdülhamid’in güvenini kazanan ve geri planda yönetimde ve yöneticileri üzerinde etkin rol oynayan Karavezir Seyyid Mehmed Paşa’nın hayatı, padişah nezdindeki yeri ve muhallefâtına odaklanmaktadır. Padişahın silahtarlığı döneminde siyasi atamalarda perde arkasındaki kişi olarak devrin sadrazamlarından Safranbolulu İzzet Mehmet Paşa, Darendeli İzzet Mehmet Paşa ve Halil Hamid Paşa gibi kişilere referans olmuş, Sultan nezdinde iyi bir yer edinmiştir. Kurduğu vakıf aracılığıyla, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın Muşkara’yı Nevşehir yapmasına özenerek, doğduğu Arapsun köyünü Gülşehir kazasına dönüştürmüştür. Kendi mülkünden kurduğu vakfa yaptığı bağışları dışında zengin bir kürk, silah, at ve mücevher koleksiyonuna sahiptir. Karavezir’in, bürokratik mevkileri elde etmedeki zekâsı yanında, zevkli ve keyifli bir kişilik olduğu anlaşılmaktadır; sahip olduğu nargile ve çubuk koleksiyonu devrin moda alışkanlıklarından tütün tutkusunu ortaya koymaktadır. Sahip olduğu eşyaların ağırlıklı olarak yerli ve doğu menşeili olmasına karşın yüz parçayı bulan Saksonya ve Viyana işi mutfak eşyalarının Avrupa kültürü ve zevkine de yabancı olmadığını göstermektedir. Bu çerçevede birçok bilgi ilk kez bu çalışmayla gün yüzüne çıkarılmıştır.

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

KISA ÖYKÜLER : 40 PARALIK ADAMLAR


40 PARALIK ADAMLAR

Toplumumuzda çok kullanılan bir sözdür.

"Kaç paralık adam ki"

Sanki adamlığın ölçü birimi paraymış gibi.

Parası olana beyefendi denir.

Parası olmayan adam bile değildir.

Yaşlılar daha iyi bilir.

Eskiden öğrenciler de parayla değerlendirildi.

"40 paralık adamlar" denilirdi.

Eylem yapan hakkını arayan öğrencinin genel adıydı bu.

"40 paralık adamlar"

Peki neden 10 20 30 değil de 40 paralık adamdı öğrenciler?.

Tarih; Teşrinisani 1924’tü.

Yani 1924 yılının Kasım ayı.

Bundan tam 95 yıl önce.

İstanbul’da tramvay şehir ulaşımı Konstantinopol isimli bir Belçika şirketine aitti.

Cumhuriyet kurulduktan sonra yabancı şirketlerle masaya oturulmuş ve sözleşmeye bazı şartlar konmuştu.

Bu şartlardan birine göre öğrenciler kimliklerini göstermek şartıyla yarı fiyatına tramvaya binecekti.

Belçika şirketi Türkiye Cumhuriyeti devletinin tüm şartlarını kabul etti. .

Tramvayda tam bilet 80 para öğrenci 40 paraydı.

Ancak Osmanlı döneminde her istediği yapılan Belçika şirketi sorun çıkarıyordu.

Öğrencilerden de tam bilet parası yani 80 para istiyordu.

15 Kasım 1924’te Tıp Fakültesi öğrencileri örgütlendi.

İstanbul’un tüm duraklarında tramvaya binecekler ve 40 para ödeyeceklerdi.

Harbiye durağından binen bir grup öğrenci 40 para verince biletci kabul etmedi ve tramvayda olaylar çıktı.

Kavganın büyümesi üzerine vatman tramvayı durdurdu.

Olay yerine yetişen şirket işçileri ile öğrenciler arasında arbade yaşandı.

Yoldan geçen bazı vatandaşlar da hakkını arayan öğrencilere tepki gösteriyordu.

"Ne olacak bunlar 40 paralık adamlar"

Bir anda iki el silah sesi duyuldu ve iki öğrenci vurularak yaralandı.

Silahı ateşleyen polis Harbiye karakolunua sığınarak linçten zor kurtuldu.

Ertesi gün İstanbul’daki tüm üniversite öğrencileri ayaklanmıştı.

Belçika şirketinin Beyoğlu’ndaki Metrohan’da bulunan merkezini basıp herşeyi talan ettiler.

Şirket yetkilileri canlarını zor kurtarıp Sirkeci’de bulunan Sansaryanhan’daki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne sığındı.

Polisin ve şirket yetkililerinin tüm girişimlerine ve sözlerine rağmen olaylar 3-4 gün yatışmadı.

Sonunda 21 Kasım 1924’te yani 95 yıl önce bugün Konstantinopol şirketi pes etti.

Artık öğrenciler her yerde tramvaya 40 paraya binecekti.

Bu Cumhuriyetin ilk toplu öğrenci eylemiydi ve başarıyla sonuçlanmıştı.

İki öğrenciyi yaralayan polis memuru Hüseyin Efendi ise "Silahım kendiliğinden ateş aldı" deyince hapisten kurtuldu ama meslekten el çektirildi.

Bugün öğrenciler toplu ulaşım araçlarına yarım biletle biniyorsa bu 1924 yılındaki o "40 Paralık adamlar"ın sayesindedir. .

Eskilerin öğrencilere "40 paralık adamlar" demesinin nedeni de budur….