GLOBAL SİLAH ENDÜSTRİSİ DOSYASI : ABD hangi gizli silah üzerinde çalışıyor ? – İnsansız hava aracını devre dışı bırakmak için yeterli


B-21 Raider bombardıman uçağı

ABD hangi gizli silah üzerinde çalışıyor ??? – İnsansız hava aracını devre dışı bırakmak için yeterli

ABD, eylül ayında, yeni stratejik bombardıman uçağı B-21 Raider’in ilk prototipinin montajına başladı. Northrop Grumman şirketinin geliştirdiği uçağın, 2025 yılında hizmete girmesi bekleniyor.

Yeni uçağın dış tasarımı B-2 Spirit hayalet uçağını andırıyor. Her iki projenin temelinde, "uçan kanat" tasarımına göre yapılan ve iç bölmelerde füze veya bomba taşıma yeteneğine sahip ses hızının altındaki ve radara zor yakalanan uçak kavramı yatıyor.

Uçağın temel görevlerinden biri, düşmanın hava savunma hedeflerini yok etmek.

Birçok özelliği gizli tutuluyor. Bilinen özellikleri:

– 3.800 km yakıt ikmali yapılmadan savaş yarıçapı

-9.000 km’den fazla yakıt ikmali ile savaş yarıçapı

-12.5 ton Toplam ağırlığı 12.5 tona varan silah ve ek donanım ile havalanabilecek

-500-600 milyon dolar tek bir uçağın fiyatı

Columbia sınıfı nükleer denizaltı

ABD ayrıca Columbia sınıfı stratejik nükleer denizaltı projesi üzerinde çalışıyor. ABD bütçesine 6.2 milyar dolara mal olacak denizaltının yapımına 2021’de geçilmesi planlanıyor.

Hizmet süresi yaklaşık 42 yıl, üstelik reaktörler hizmet süresi boyunca yakıt yenilemeden çalışabilecek. Yeni nesil araçların Ohio sınıfı denizaltıların yerine geçmesi bekleniyor.

Columbia sınıfı denizaltının özellikleri:
-170 metre Uzunluk

-13 metre Genişlik

-20.800 ton Su altı taşırma suyu

-16 adet Trident II D5 balistik füze Silah

Bell 360 Invictus savaş helikopteri

ABD hava-uzay üreticisi Bell, ekim ayı başında, Bell 360 Invictus savaş helikopteri projesini tanıttı. Helikopter, ABD ordusunun FARA (Future Attack Reconnaissance Aircraft/ Geleceğin Saldırı Keşif Uçağı) programı kapsamındaki yarışmaya katılacak.

Yeni aracın, AH-64 Apache helikopterini yerini alması bekleniyor. Yeni helikopter, saatte 306 kilometreye varan üstün hız özelliklerine sahip Bell 525 Relentless sivil nakliye helikopteri temelinde geliştiriliyor.

Griffin II hafif tank
Ağır Abrams tanklarının şehir ortamında aşırı hantal ve yavaş olduğu görüldü. Piyadelere destek için daha kompakt ve hareketli araca ihtiyaç var.

General Dynamics şirketi eylül ayı sonunda, Griffin II hafif tankın maketini sergiledi.

Yeni tankın savaş ağırlığı, koruma ve diğer özelliklere bağlı olarak 35 ilâ 38 ton arasında değişecek. Yeni tank, 120 mm namlulu yivsiz top, iki adet makineli tüfek ve modern ateş kontrol sistemi ile donatılacak.

Griffin II’in başlıca rakibi, BAE Systems şirketinin modernize ettiği M8 Armored Gun System tankı. Her iki hafif tankın karşılaştırmalı testi 2020-2021 yıllarında yapılacak. Seri üretimine en erken 2025’te başlaması bekleniyor.

PHASER elektromanyetik top

ABD Savunma Bakanlığı ve Raytheon şirketi, eylül ayı sonunda, PHASER elektromanyetik top prototipinin teslimi ile ilgili anlaşma imzaladı. Şirket, böyle bir silah geliştirdiğini 4 yıl önce açıklamıştı.
Elektromanyetik topun prototipi, test çalışmaları sırasında 33 insansız hava aracını başarıyla vurmuştu.


Topun elektromanyetik dalga yayıcısı, 25 kilograma varan ağırlıktaki hava hedeflerinin elektroniğini devre dışı bırakma yeteneğine sahip. Hedefe kilitlenmek için zamana ihtiyacı olan lazer silahtan farklı olarak elektromanyetik darbe 1 mikrosaniyenin üstünde bir frekansla yayılıyor.

Bu, insansız hava aracını devre dışı bırakmak için yeterli.

Ülkelerin birbirinden ilginç gizli silahları

Bu harfler, ABD’nin en gizli askeri projelerinden biri olan "High Frequency Active Auroral Research Program" isminin baş harfleridir. Adından görüldüğü gibi yüksek frekansla ilgili bir projedir. Ayrıca HAARP, yüksek frekansta yüksek enerji çıkışları ile iyonosferin ısıtılması ve burada birtakım değişimler yapılarak etkilerinin incelenmesi için başlatılan bir projedir.

HAARP, iyonosferin özelliklerini ve davranışlarını araştırmak için Alaska Üniversitesi ile ortak yürütülen bir proje sonucunda kuruldu. Günümüzde Pentagon tarafından kontrol edilmekte ve ABD ordusunun hizmetindedir.

Projenin kurulu olduğu Alaska’da, 180 adet dev anten vardır. Bu antenler ile üretilen manyetik dalgalar, yetkililerin yaptığı açıklamalara göre; "Gelebilecek füzeleri havadayken imha etme, toprağın altında incelemeler yapma, denizaltı gemileriyle haberleşmeyi kolaylaştırma ve atmosferin durumuna müdahale etme" gibi işlevleri vardır.

MİLLİ SAVUNMA DOSYASI : ABD-NATO Avrupa Füze Kalkanı ve İhanet Hançeri Kürecik Radarı


Değerli Dostlarımız,

Suriye nedeniyle gerginleşen Türkiye-ABD/AB/NATO ilişkileri çerçevesinde, Türkiye’nin daha fazla köşeye sıkıştırılması halinde kullanabileceği karşı önlemlerden birisi olan Kürecik Radarı hakkında geçmiş yıllarda yazdığım ayrıntılı makalemi okumamış olanlara konuyu hatırlatmak için ekte bilgilerinize sunuyorum.

Saygılarımla,

Haluk Dural

Millî Merkez Genel Sekreteri

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

EMPERYALİZM DOSYASI /// SERPİL GÜVENÇ : “Aklın Yıkımı” ve Nazileşen ABD emperyalizmi


SERPİL GÜVENÇ : “Aklın Yıkımı” ve Nazileşen ABD emperyalizmi

Bazı akıllı geçinenlerimizin “Macar köylüsü” zannettikleri Marksist filozof Georg Lukacs’ın önemli eserlerinden birisidir “Aklın Yıkımı”. İki kalın ciltten oluşan kitabında, Nazizmin akla ve bilime karşı nasıl mücadele ettiğini anlatan Lukacs Kierkegaard’dan Hitlerci Heidegger’e dek birçok Alman filozof ve sosyoloğunu da mercek altına alır. Faşizmin Almanya’daki düşünsel kaynaklarının bilimsel sosyalist açıdan irdelenmesi olarak özetlenebilecek eser 1952’de yazılmış ve 1954’te de basılmıştır. Sadece bir felsefe kitabı olarak niteleyemeyeceğimiz, yazarının da “özünde tarihsel bir çalışma” olduğunu belirttiği “Aklın Yıkımı”nda Hitler’in Sovyetler Birliği’ne saldırı nedeni de ayrıntılı olarak ele alınır.

Kitabın yazılması Soğuk Savaş yıllarına denk düşer. Bu bağlamda, Lukacs’ın Sonsöz’ü “Savaş Sonrası Akıldışılık Üzerine” başlığını taşır. Ona göre, biten savaşla birlikte faşizmin kâbusundan henüz kurtulan kitlelerin büyük bölümü yeni bir barış döneminin başlıyor olabileceği hayallerine kapılmışlardır. Bu düşlerin Churchill’in Mart 1946’da Demir Perde’den söz ederek SSCB’yi kınadığı ünlü Fulton konuşmasıyla yıkıldığını, savaşın son bulmasının bir başka savaşa, Sovyetler Birliği’ne karşı bir savaşa hazırlık anlamına geldiğini vurgular Lukacs. Hitlerciliğin ne ideolojisi ne de kullandığı yöntemler geçmişte kalmıştır. 1945 sonrasında faşizm karşıtı koalisyon dağılmış ama sözde “demokratlar” Hitlerci propagandanın ana motifi olan “komünizme karşı haçlı seferi”ne katılmışlardır büyük bir istek ve heyecanla.

Batı Almanya’yı da inceleyen filozof, Almanya’nın kapitalist dünyanın bir parçası olmasının emperyalist ülkeler ve özellikle ABD için taşıdığı önemi vurgular. Federal (Batı) Almanya başkanı Hıristiyan Demokrat Adenauer’un etrafında sabık Nazi liderlerinin örneğin Hitler’in yargıçlarından Hans Globke’nin milli güvenlik danışmanı olarak, savaş suçlusu general Eric von Manstein’in ise baş siyasi danışman ve NATO yetkilisi olarak bulunması bu ülkeleri hiç ama hiç ilgilendirmemektedir[1]. Bu yeni Alman hükümeti Lukacs’ın nitelemesiyle ”çürüme, gangsterlik, suç ve siyasal terörizmden oluşan özel bir karışım” oluşturmaktadır; bu karışım ise hem Hitler Rejiminin hem de ABD rejiminin tipik özelliğidir. Özetle, Batı Almanya “eski Hitlerci faşistlerin beşiği”dir artık. Nazizmin kökünü kazımak için hiç ama hiçbir şey yapmayan Müttefikler “Nazi hareketinin Sovyetler Birliği’ne karşı saldırıda kullanılabilecek öğeleri ve [bu hareketin] zihinsel çevresini kurtarmak ve korumak için ellerinden geleni yapmışlardır”.

Lukacs’ın öngörüsü çarpıcıdır ve gerçeği yansıtmaktadır. Üstelik kapsamı çok geniştir bu ABD girişiminin. Emperyalist ülke henüz savaş devam ederken sadece Avrupa’yı değil kendi ülkesini de Alman Nazizminin yukarda belirtilen özel karışımı ile donatmaya başlamıştır.

Nazi Suçluları Nürnberg’e değil ABD’ye !

Müttefiklerin ikinci cepheyi açmayı yani Normandiya Çıkarması’nı Stalin’in tüm ısrarlarına karşın erteledikleri, “bırakın birbirlerini yesinler” mantığı içinde Hitler’in SSCB’yi çökertmesini bekledikleri bilinir. Yeterince Kızıl Ordu askerinin ve Sovyet insanının öldüğüne kanaat getirdiklerinde takvimler 1944 Haziranını göstermektedir. Çıkartmayı gerçekleştirecek kuvvetlerin yanında farklı bir görevleri olan ve sayıları on bini bulan özel bir güç daha vardır. Görevleri ise Alman cephane uzmanlarını, teknisyenlerini, Alman bilim adamlarını ve Nazilerle işbirliği yapmış olan Fransız bilim adamlarını ele geçirmektir.. Bunun nedeni, Alman askeri ekipmanlarının teknik açıdan kendi savaş makinesinden üstün olduğunu düşünen ABD ordusunun bilgi toplama isteğidir. Yakalanan insanlar Dustbin (Çöp Kovası) adı verilen bir toplama kampına konulurlar.

Çok kısa bir süre sonra işin rengi değişir. Bu Hitler kalıntılarıyla ortaklaşılan noktanın, Lukacs’ ın da belirttiği gibi, komünizme karşı savaş olduğu ortaya çıkar.. 1950lerde, ABD içinde de, FBI’nin ünlü başkanı Edgar Hoover’in yönetiminde “Kızılllar”a karşı büyük bir temizlik operasyonunun yürütüldüğünü anımsamadan geçmeyelim.

Altı ay geçmeden, OSS ( Amerikan Stratejik Hizmetler Ofisi)[2] başkanı William Donovan ve o dönemde OSS Avrupa istihbarat hareketleri başkanı Allen Dulles savaşın bitiminde Nazi istihbarat subaylarının, bilim adamlarının ve sanayicilerin ABD’ye girişlerine izin verilmesi ve bu suçlulara maddi olanaklar sağlanması konusunda başkanlık düzeyinde girişimlerde bulunurlar. Allen Dulles’a göre “ılımlı” Naziler ABD için “yararlı” olabileceklerdir! Gerçi bu konuda bir yasa çıkarılmaz ama 1945 Temmuzundan itibaren “Operation Overcast” (Gizli Operasyon) ile 350 Alman bilim adamı ABD’ye getirilir.

1946’da Hiroşima ve Nagazaki’nin bombalanmasını onaylayan yeni başkan Harry Truman bin kişilik bir Nazi grubunun ABD’ye getirilmesini yani “Operation Paperclip”i (Ataş Operasyonu) resmen onaylar[3].

Aralarında Dachau, Buchenwald, Kaiser Wilhelm Enstitüsü, Auschwitz gibi konsantrasyon kamplarının en beter işkencecilerinin bulunduğu bu Nazi suçluları ABD’de orduda, üniversitelerde ve CIA’da resmen işe alınırlar.

Aralarında Kimler Yok ki?

Otto von Bolschwing, Eichmann’ın çok yakını ve akıl hocasıdır. Ünlü “son çözüm”ün[4] mimarı olan suçlu, Avrupa’da CIA ajanı olarak yıllarca çalışır.

Aleksandras Lileikis üst düzey bir Nazi işbirlikçisidir. Litvanya’da altmış bin Yahudinin katliamına karışmış ve Gestapo ile işbirliği yapmış bir suçludur. CIA 1952’de Lileikis’i yüksek maaşla işe alır, Doğu Almanya’da rejime karşı casus olarak istihdam eder ve dört yıl sonra ABD’ye göç izni verir. Lileikis 40 yıl ABD’de yaşamıştır.

Wernher Von Braun ABD’ye roket timi, kimyasal silah üreticileri ve denizaltı mühendisleri ile birlikte gelir. Von Braun’un timinin Mittelwerx kompleksinde tutukluları ölene dek çalıştırdıkları, 20 binden fazla tutuklunun havasızlık ve açlıktan ölümüne neden oldukları, tutuklulara inanılmaz işkenceler yaptıkları, çocukları öldürdükleri CIA tarafından bilinmektedir. Wernher’le birlikte bu suçları işleyen birçok Nazi Ohio’da bir ordu üssünde hemen işe alınırlar.

Kurt Blome, Sarin sinir gazını Auchswitz’de mahkūmlar üzerinde deneyen doktordur. Arkadaşı Dr. Eugene von Haagen ile 1930’larda Nazi biyolojik silah biriminin başında görev yaptıkları sırada biyolojik silahları kamplarda tutuklularda denemişlerdir. Dr. Eugene von Haagen beş yıl ABD hükümeti için çalışır. Blome ise tutuklanır ve Nürnberg’de tıbbi savaş suçları nedeniyle yargılanır. Ne var ki, sorgu boyunca ABD ordusu ve istihbaratı onu suçlayacak sorgu tutanaklarını saklar ve mahkemeye teslim etmez.ez. Blome beraat eder. ABD istihbaratı 1954’de serbest kalan Blome ile görüşmek için Almanya’ya gider. Blome onlara bir biyolojik silah araştırmacı listesi verir. Listedeki isimler İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlara biyolojik silahlarla ilgili yardımcı olan kişilerdir ve kitle imha silahları üzerinde çalışmayı taahhüt etmektedirler!

Himmler’in yakın adamları Herman Becker, Freyseng ve Konrad Schaefter, Dachau’da damardan ilaç ve tuzlu su vererek öldürdükleri tutukluların karaciğerlerini inceleyen iki “bilim” insanıdır. ABD hava kuvvetlerinde işe alınan üçlü izlenip bulunurlar ve Nürnberg’de yargılanırlar. ABD’de iken yazdıkları kitabı Amerikan hava kuvvetleri yayınlar. Kitapta, “dürüst ve onurlu”, “özgür akademik kariyer sahipleri” olarak tanımlanan üç suçlu, kitabın “Giriş”ini de Nürnberg’de yazıp Amerikalılara teslim ederler!

Dr. Sigmund Rascher 1941’de Himmler için insanlar üstünde yüksek basınç deneyleri yapmış bir savaş suçlusudur. Nazi iktidarında Kaiser Wilhelm Enstitüsünde bu çalışmaları için özel bir düşük basınç odası yapılan Rascher,Yahudi, Rus savaş esirleri ve Polonya yer altı direnişçileri üzerinde yapar deneylerini. Kurbanları izler ve ne kadar büyük bir acı çektiklerini, çığlık çığlığa kafalarını parçalamaya, saçlarını yolmaya çalıştıklarını not alır günlüklerine. Rascher’in raporlarına ABD hava kuvvetleri el koyar.

En ünlü transfer ise 1945’e dek Hitler’in beyinlerinden olan, Nazi istihbaratında Sovyetler Birliği Birim başkanlığı yapan, Sovyet saldırısında Doğu Yabancılar Orduları komutanı General Reinhard Gehlen’dir. Gehlen SSCB ve komünistler hakkında epey bilgi toplamıştır; bunun yanında üst düzey eski Nazi suçlularından oluşan bir de örgüte sahiptir. Binlerce suçlu Gehlen’in elindeki Sovyet istihbarat dosyaları[5] pazarlığı içinde ABD’ye getirilir ve bu katil Naziler işe alınır. Gehlen, SSCB’nin savaştan galip çıkması durumunda dünyaya yayılacak olan komünizmin üstesinden nasıl gelinebileceği ve bu koşullarda istihbaratın önemi konusundaki 129 sayfalık bir raporu da Amerikalılara sunar. Rapor, Kızıl Ordu’nun savaş yöntemlerine de ayrıca yer vermektedir. Gehlen’in hizmetleri bununla da sona ermez; Avrupa’da NATO ülkelerinde NATO’nun gizli ordularını oluşturur[6], CIA’nın ABD dışı ülkelerdeki operasyonlarını yürütür. Ve Gehlen birçok başka savaş suçlusu Nazi gibi Federal Almanya’da Konrad Adenauer hükümetinde görev alır ve Federal İstihbarat dairesi başkanı olur!

Hitler’in Dışişleri bakanı Ribbentrop’un danışmanı Gustav Hilger CIA’de işe alınır çünkü Stalin-Ribbentrop Paktı’na dair gizli bilgiler ABD hükümeti için çok değerlidir. İtalya’daki Yahudi soykırımı sorumlusu olan Hilger daha sonraki yıllarda Federal Almanya Dışişleri bakanlığında görev yapar.

ABD hükümeti sadece Nazileri değil, işkenceci Japonları da kanatları altına alarak yargılanmaktan kurtarır.

Japon ordusu biyolojik savaş birimi başkanı olan Dr. Shiro Iskii, Çinli ve Müttefik askerlerine biyolojik ve kimyasal ajanlar uygulayan ve daha sonra etkiyi görmek için bu insanlara canlı canlı otopsi yapmış bir suçludur. General Mac Arthur ile bir anlaşma imzalayan ve on bin sayfalık “deney bulgularını” ABD ordusuna veren Iskii işlediği suçlarından yargılanmamıştır. Üstüne üstlük, Maryland’deki ABD ordusu biyolojik silah bölümünde ders vermeye davet edilmiştir.

ABD ordusu ve CIA, Nazi suçlularından sorgu teknikleri de öğrenirler ve bu teknikleri ve kullanılan ilaçları yabancı ülkelerdeki ve kendi ülkelerindeki düzen karşıtları, yoksullar ve alt düzey ordu mensupları üzerinde de uygularlar.

Bitirirken

Ehrenburg’un deyişiyle, Sovyet halkı ve Kızıl Ordu “faşizm salgınını yok etmiştir ama mikroplar hâlâ yaşamaktadırlar”. Mikropları yaşatan, ölmelerine izin vermeyerek dünya çapında halkların kurtuluş mücadelelerini bastırmak için kullanan emperyalizmdir. Soğuk Savaş’ın başını çeken ve emperyalizmin baş temsilcisi ABD, Nürnberg’de “hayvansı ideolojisi, ikiyüzlülüğü, cehaleti, ahlaksızlığı ile sanık sandalyesinde oturan faşizm”i mahkemeden önce ve mahkeme sırasında kendi ülkesine ve dünyaya taşımıştır. NATO’nun gizli orduları ve CIA’nın kuruluşunda Nazizm ve faşizm vardır. Sermaye sınıflarının bu vurucu güçleri, o günden bugüne dünyayı kana bulamaya, iyi, güzel, insanca olan, yaşamı aydınlatan ne varsa yok etmeye azmetmiş kötülük örgütleri olarak görevlerini sürdürmektedirler. Latin Amerika’da bu durumun son örnekleri yaşanmaktadır.

Ne var ki, dünya ezilenleri henüz son sözlerini söylemediler.

Nürnberg 1’de faşizmin ölüm fermanı okunamamış, defteri dürülememiş olabilir ama tarih insan yaşamıyla kıyaslanamayacak kadar uzun günlerden ve gecelerden oluşuyor.

Nürnberg 2 için çok beklememiz gerekmeyebilir.

[1] Lukacs’ın kitabın yayınlanması sırasında belki de bilmediği ve daha sonra ortaya çıkan bir başka nokta, Mayıs 1955’de Batı Almanya’nın NATO’ya girmesi ile birlikte ABD-Batı Almanya arasında yapılan üst düzey bir gizli anlaşmadır. Buna göre, Almanya’da NATO’nun gizli örgütlerinde çalışan eski Naziler hiçbir hukuki soruşturmaya uğramayacaklardır.

[2] 1942’de 2. Dünya Savaşı sırasında kurulan ve başında bir general olan William Donovan’ın bulunduğu bir istihbarat örgütüydü ve aynı zamanda CIA’nın da öncülüydü. İşe 10 milyon dolarlık bir bütçe ve 600 çalışanla başlayan OSS, 1944’e gelindiğinde 13 bin elemana sahipti. Ordudan da binlerce asker örgüte transfer edildi. Sonuçta, çalışanların 2/3’ü ABD ordusu personelinden oluştu. Personeli sadece ABD içinde değil ülke dışında da görev yapmaktaydı. Sinema oyuncuları John Wayne ve Marlene Dietrich, sporcu Moe Berg, yazar John Steinbeck de OSS çalışanları arasındaydılar.

[3] Bir başka kaynakta bu sayının 4000 olduğunu iddia edilmektedir.

[4] Avrupa’daki tüm Yahudilerin toplu olarak katledilmeleri planı

[5] Gehlen ABD’ye gitmeden önce, savaş henüz sürmekte iken bu bilgileri mikrofilmlere aktarmış ve su geçirmez çelik variller içinde Avusturya Alpleri’nde kırsal bir bölgeye gömmüştür.

[6] Eski MİT başkanlarından Fuat Doğu’nun Gehlen’in öğrencisi olduğu bilinmektedir.

ERMENİ SORUNU DOSYASI : TÜRK ARAŞTIRMACI GAZETECİ ABD SENATOSUNA GÖNDERDİĞİ MEKTUPTA NE YAZDI ??? /// İŞTE MEKTUP


MR. SENATÖR

08 Kasım 2019

Bu bilgiler ışığında, ABD Soykırım Anıtı Müzesi’nde BÜTÜN OLANLARDAN SONRA, KİM BUGÜN TÜRKLERİN YOK EDİLMESİNDEN SÖZ EDİYOR ifadelerini de yazmanız için herhalde SENATODA yeni bir karar alırsınız…

Ulaşmış olduğunuz siyasi kariyerinizin doruğunda, insanlık ve tarih şuurundan bir nebze nasiplenmiş olacağınız düşüncesiyle, vicdanınızın sesini dinleyeceğinize inanarak, tarihi olaylara objektif bir pencereden bakmanızı öneriyorum.

Ancak, dünya barışını, özgürlükleri ve ekonomileri bilinçli olarak sabote etmenizden tutunuz, bunları gerçekleştirirken bilinçli olarak YALANI kullanmanız, ister istemez, mensup olduğunuz din de ki;

“Ne var ki ağızdan çıkan, yürekten kaynaklanır. İnsanı kirletende budur. Çünkü kötü düşünceler, cinayet, zina, fuhuş, hırsızlık, YALAN yere tanıklık ve İFTİRA hep yürekten kaynaklanır. İnsanı kirleten bunlardır.” (Matta, Bap 15, 18-20), ifadeleri hatırlamanızı tavsiye ediyorum…

Kutsal kitabınızın sizlere mutlak uymanız gerektiğini emrettiği gibi, ilahi sorumluluklarınıza aykırı davrandığınızı TANRI ve bütün insanlık görüyor… Gerçek inancınız nedir? Merak ediyorum. Yoksa sizler BÜYÜK ŞEYTAN inancına mı sahipsiniz!

ABD Temsilciler Meclisi’nin almış olduğu dayanaktan yoksun H. Res.296 kararına rağmen, bilmenizi isterim ki, 1915 öncesinde; 1812 -1918 yılları arasında Kafkasya ve Balkanlardan 4,5 milyon (4.500.000) TÜRK Anadolu’ya TEHCİR edilmiştir.

Aynı zaman diliminde 5 milyon (5.000.000) TÜRK hayatını kaybetmiştir. Sizin adlandırdığınız dille ifade etmek gerekirse, “SOYKIRIMA” uğramıştır.

Özellikle, Devletinizin emelleri doğrultusunda, MİSYONERLERİNİZ tarafından maşa olarak kullanılan ERMENİLERİN, devlet kurmak hayaliyle başlattıkları isyanlar, (1776-1918) hedeflerine ulaşmak için yaptıkları mezalimler sonucunda, Doğu Anadolu’nun sadece ALTI şehrinden 3 milyon (3.000.000) TÜRK hayatını kaybetmiş, 3 milyon (3.000.000) TÜRK sahip oldukları topraklardan GÖÇ etmek zorunda kalmıştır.

Bu bilgiler ışığında, ABD Soykırım Anıtı Müzesi’nde BÜTÜN OLANLARDAN SONRA, KİM BUGÜN TÜRKLERİN YOK EDİLMESİNDEN SÖZ EDİYOR ifadelerini de yazmanız için herhalde SENATODA yeni bir karar alırsınız…

Aşağıda ki TARİHİ kaynaklar üzerinde bilgilenmenizi, biliyorsanız (!) bilgilerinizi gözden geçirmenizi öneriyorum.

Thessaly kökenli ERMENİLERİN (Asılları Frig) Anadolu’ya İllyrya’lılar tarafından TEHCİR edilişlerini, o dönemde yaşadıkları SOYKIRIMI, Tarihçi HERODOT yanlış mı anlatıyor? Herodot’u destekleyen EUDOKSOS vd. tarihçilerin aktardığı gerçeklere neden bakmak istemiyorsunuz?

Roma Generalinin, Artavazt’ı Mısır’a nasıl götürdüğünü, POMPEYÜS’ÜN Ermenilere yaptıklarını, Galatya hükümdarı DEJOTER’E Ermenilerin teslim oluş şeklini neden irdelemiyorsunuz?

Tarih de Ermenilerle ilgili “HURRİ EVRESİ” ni, HİTİTLER, MİTTANİLER döneminin başka bir bölümünde, Ermenilerden neden hiç bahsedilmediği hakkında, hangi bilgilere sahipsiniz?

LUKULLOS’UN Ermenilere saldırılarını, Part Kralı I. ORODES’İN Ermenistan’ı yakıp yıkmasını, ANTONNİUS’UN Ermenilerden nasıl öç aldığını, ANAHİT heykelini nasıl paramparça ettiğini neden sorgulamıyorsunuz?

Ermenilerin acılarını anlamak için, Pers, Makedon, Selefkit, Rum, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Rusların tarih boyunca ne kadar Ermeni’ye SOYKIRIM uyguladığını, onları hangi şartlar altında, hangi coğrafyaya TEHCİR ettiklerini neden dikkatlice araştırmıyorsunuz?

Anadolu topraklarında birçok milletin yaşadığı, Rumların hâkim olduğu 4. yy.da Ermeni DİLİ ve DİNİ’NE getirilen yasakları, Ermeni milletini tamamen ortadan kaldırmak için kitleler halinde ÖLDÜRÜLDÜKLERİNİ, kalanlarını, yine kitleler halinde bulundukları bölgenin dışına TEHCİR edildiklerini, neden hiç merak etmiyorsunuz?

İberya Kralı PARASMAN’IN saldırılarında kaç bin Ermeni öldürülmüştür? Roma Komutanı CORBULO’NUN Ermenileri nasıl katlettiğini, Arşag’ı kimin ele geçirdiğini, kızgın ateşle kimin gözlerini dağladığını, THESDOSİUS’UN, İUSTİNİANOS’UN, MAURİCİUS’UN, Ermenileri kaç defa kaç parçaya böldüğünü, bölerken yaptıkları SOYKIRIMI hatırlamak ister misiniz?

MAURİCİUS’UN, Ermenileri Kıbrıs’a, Yunanistan’a götürürken yaptıklarına SOYKIRIM demeyecekseniz ne diyeceksiniz? CONSTANT, acaba Ermenileri düğüne mi davet etmişti? BİZANS, Ermenileri Trakya’ya davul-zurna ile mi getirmişti?

Arapların yaptıklarını, Ermeniler adına Yezid’le beraber yaşamanın ne olduğu hakkında neler bilmektesiniz? Ermenilerin ilk defa KİLİKYA’YA ve diğer Anadolu şehir ve kasabalarına nasıl sığınmak mecburiyetinde kaldıkları hakkında bir fikriniz, bilginiz var mı?

ANİ’DEN, FRANSA’YA gitmek mecburiyetinde kalan Ermeniler, X. yy.da hangi acılardan kurtulmak için gitmişlerdi?

Ermeni tarihçi MATEOS; “Roma Dükü, Bizans İmparatoru büyük bir ordu ile beraber Ermenistan’a yürüdü. Hıristiyanların üzerine atılıp onları kılıçtan geçirdi ve esaret altına aldı. O zehirli bir yılan gibi her yere ölüm getirdi ve böylelikle dinsiz milletlerin yerini aldı.” “Bizanslılar bu gayretleri ile bütün Ermeni prens ve kumandalarını DOĞUDAN çıkarıp, kendi memleketlerinde ikamet etmeye mecbur ettiler” diyor.

Dünya Tarihi, Ermenilerin yaşadıklarını bu şekilde günümüze aktarıyor. Tarihi coğrafyada hiçbir milletin kadim ve kaim olmadığını, Ermenilerin, Lübnan, Suriye, Mısır, Kıbrıs, Yunanistan, Yeni Zelanda, Avustralya, vd. gibi Balkanlar, Trakya, Anadolu ve Anadolu’nun bütün şehirlerinde de var oluşları yukarıda belirttiğim olaylar sonucunda gerçekleşmiştir. Bu nedenledir ki Ermenilerin kadim bir toprağı olamamıştır.

ABD Temsilciler Meclisinin 1915 olaylarını “SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI” olarak tanıması H. Res. 296 ise bilgisizlik ve vicdan yoksunluğu sonucunda alınmıştır.

Mr. Senatör;

Temsilciler Meclisinin, gerekçesiz kabul ettiği bu yanlı kararı RET ederek, bu vicdansızlığa lütfen ortak olmayınız…

Üzülerek ifade etmek isterim ki, dünyanın sizi emperyalist olarak tanımladığı zaman diliminde, halen ORTADOĞU DA yaşatmakta olduğunuz olaylara, TERÖRİSTLERLE yaptığınız işbirliğine, özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum.

Tarihi kaynaklardan yararlanarak yukarıda bilgilerinize sunduğum KATLİAMLARIN en büyüğünü, en kanlısını ve dünyanın en büyük SOYKIRIMINI, HIRİSTİYAN dünyası, ROMA İmparatorluğu ve bağlıları yapmıştır. Bütün bu gerçeklere rağmen PAPA Francisco, 1915 olaylarının 100. yıldönümünde “Son yüzyılda insanlık üç büyük trajedi yaşamıştır. Bunların ilki, genel olarak 20. yüzyılın ilk soykırımı olarak görülen ve siz Ermeni halkına karşı yapılmış olandır. Piskoposlar, rahipler, dindarlar, kadınlar, erkekler, yaşlılar ve hatta savunmasız çocuklar ve hastalar bile öldürülmüştür.”

“Bugün, acıdan parçalanmış ama umut dolu kalplerle, atalarınızın zulme maruz kaldığı bu trajik olayın, bu toplu ve delice kıyımın yüzüncü yıldönümünü anıyoruz.” “Hatırlamak gereklidir, hatta zorunludur.” “Çünkü kötülüğü saklamak ya da inkâr etmek, bir yarayı tedavi etmeden kanamaya bırakmaya benzer” ifadelerini kullanmıştır.

Bu ifadeleri kullanan, şuursuzca YALAN söyleyen DİN ADAMI (!) bağlılarına; Nasıl YALAN söylemeyin diyebilir? Nasıl doğru yolu gösterebilir? Yukarıda ifade ettiğim bütün SOYKIRIMLARI atalarının yaptığını bilmemesi, sizin bilmemeniz hangi zekâyla izah edilebilir? Fakat şu gerçeği gözden uzak tutmuyorum ki, O İFTİRALARIN en büyüğünü, en adisini TÜRK MİLLETİNE yüklüyor. PAPA FRANCİSCO, Hıristiyan dünyasını; kendi geçmişini sözde yok sayarak, ERMENİLERE tarih boyunca Batı ve Doğu Roma’nın yaptıklarını, KİRLİ ve KANLI geçmişini gizleyerek aklınca yok sayıyor, aldatıyor ve YALAN söylüyor…

Mr. Senatör,

Siz, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1914 yılında 18.000.000 olan nüfusunun, 1918 yılında 14.000.000’a düştüğünü bilir misiniz? Sizin atalarınız, kısaca ifade edecek olursam, Latin Amerika, Güney Doğu Asya ve Orta Doğu’da vd. yaptığınız SOYKIRIMLARI, size hiç mi anlatmadılar? Biliniz ki TÜRK MİLLETİ tarihin hiçbir döneminde, hiçbir MİLLETE sizin gibi SOYKIRIM uygulamamıştır.

Ermenilerin ve sizin, SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI iddialarına gelince; Birinci Dünya Savaşı sonrasında; Cemiyet-i Akvam 1922 yılın da, dünyada ki YAŞAYAN (HAYATTA OLAN) Ermenilerin sayısını (4.003.000), bunun (817.873)’ünün Türkiye’den giden Ermeniler olduğunu, (95.000) kadın ve çocuğun Müslümanlığı seçerek Türkiye’de yaşadığını, bunun dışında yine Türkiye/İstanbul da (148.997), Anadolu’da (131.175) kişinin ERMENİ kimliği ile hayatta olduğunu söylüyor. Şayet birazcık matematik biliyorsanız, 1914 Osmanlı nüfusunun (1.290.000)’a yakın Ermeni nüfusundan, yukarıdaki toplam 1.194.000 Ermeni’yi çıkarırsanız farklı yerlerde ölen Ermeni sayısının 90.000 olduğunu zaten anlarsınız. Bu rakamları değerlendirirken, yine bu rakamlar içinde (8.000) Ermeni’nin eşkıyalarca öldürüldüğünü, (37.000) Ermeni’nin hastalıktan öldüğünü görmüş olursunuz. Tabii sizde görecek göz var ise!

Temsilciler Meclisi’nin aldığı karar “slander” iken, siz SENATO üyeleri, şayet S. Res. 150 kararını onaylayacaksanız, sizin yaptığınız da “stupidity” olmaz mı?

İnancınızda; “Ama korkak, imansız, iğrenç, adam ÖLDÜREN, cinsel ahlaksızlıkta bulunan, büyücü, putperest ve bütün YALANCILARA gelince, onların yeri, kükürtle yanan ateş gölüdür. İkinci ölüm budur.” (Rev, 21:8) demiyor mu?

ABD Senato üyelerini, sizi yanıltarak YALAN söyleyen Ermeni dostlarınızı ve de tüm insanlığı aldatan PAPA’YI, Anadolu’nun her karış toprağında, birlikte gezerek, İDDİALARINIZI ispata davet ediyorum.

Ve de sormak istiyorum; KIZILDERİLİLERİ, Hiroşima ve Ngazaki de JAPONLARI kimlerin öldürdüğünü şimdi kim hatırlıyor? Bugün IRAK ve SURİYE de öldürülenleri, kimlerin öldürdüğünü kimler, ne zaman hatırlayacak?

Ailenize, çocuklarınıza, milletinize ve dünyaya, gerçeklerden kopmayan siyasi figür olarak anılacağınız kararlar vererek, yaşamınızın sağlık ve mutlulukla dolu olmasını diliyorum.

Saygılarımla,

Kenan Mutlu Gürses

Araştırmacı-Yazar

www.gggurses.com