ARKEOLOJİ DOSYASI /// Ark. Kadir YILDIRIMSAL : SÜMERLER KİMLERDİR, DİLLERİNİN TÜRKÇE İLE BENZERLİKLERİ


Ark. Kadir YILDIRIMSAL : SÜMERLER KİMLERDİR, DİLLERİNİN TÜRKÇE İLE BENZERLİKLERİ

21 Kasım 2013

Sizlere bugüne kadar çiviyazılı tabletlerden alınma metinlerle Sumerler’i tanıtmaya çalıştım ve daha da tanıtmaya devam edeceğim. Umarım yazılarımla sizlere yardımcı olabilmişimdir. Belki bu arada Sumerler hakkında bilgisi olanların yanında, bilmeyenler veya tam olarak bilmek isteyenler vardır. Bu yüzden sevgili hocamız Muazzez İlmiye Çığ dururken bu konuda yazmak bana düşmez diyerek, onun bu konuda vermiş olduğu bilgiyi aşağıda ilgilerinize sunuyorum. İşte o yazı:

Sümerleri Kısaca Tanıyalım

Sumerler, M.Ö. 4000 yıllarında Mezopotamya’nın güneyinde Dicle ve Fırat nehirlerinin Basra Körfezi’ne yaklaştığı ve denize döküldüğü yerlere gelip yerleşen ve orada güçlü bir uygarlık kuran bir halk. Bu halkın adı Sumer değil. Onlar kendilerine “kiengi”, “kengir”, “kenger” diyorlardı. Sumer ise onların oturdukları bölgeye Akadlar tarafından verilen bir ad. Rahmetli Prof. Vecihe Hatipoğlu bu söz için, Asya’nın kuzeyinden güneyine inen Subarlar, Subartular, Subariler, Subirler ile aynı kökten gelen “su adamları” veya “sudan gelenler” anlamına gelen Subar b/m değişmesi ile “Sumer” olmuş diyordu.

Olcas Süleyman da Az İ YA adlı kitabının 242-251. Sayfaları arasında Sumer adının nereden geldiği üzerinde durmuş. Türkçede olan “yer-sub” kelimesinden “sub-yer=Sumer yapıyor. sulu yer. Bazıları ise, Tevrat’taki “Sinear” ile eşleştirmek istiyor. S.N. Kramer The Sumerian adlı kitabında, Arno Poebl’in Sumer –veya metinlerdeki yazılış şekliyle Şumer- adını, Nuh’un oğlu Şem ile bağdaştırmak istediğini yazıyor ve bunun üzerine yaptığı bir tartışma sonucu –eğer bu kabul edilirse- Musevilerin Sumerleri kendi ataları olarak kabul etmek isteyeceklerini, bunun da Sumerlerin eklemli dilleri bakımından hiç olmayacağını yazıyor.

Yapılan araştırmalara göre, bugünkü uygarlığın temelini atanlar Sumerler. Onların en büyük buluşları; dillerine göre bir yazı icat etmeleri, okullar açarak bu yazıyı her istediklerini yazacak şekilde geliştirmeleri ve kolay kolay bozulmayan kil üzerine geçirerek zamanımıza kadar kalmalarını sağlamalarıdır. Yazıları oluşturan çizgilerin çivi şekline benzemesi yüzünden çiviyazısı adı verilen bu yazı ile Sumerlerin yazdıkları bu belgelerde onların günlük yaşantılarını, matematik, astronomi, tıp bilgilerinde nasıl temel oluşturduklarını okuyoruz. Onlar matematikte “onlu, altılı” sistemi geliştirmişler ve bu rakamlarla en büyük ve karışık hesap ve geometri işlemlerini yapmışlar. Güneş’in ve Ay’ın görünüşüne göre zamanı yıla, yılı aylara, ayları haftalara, haftaları günlere, günleri saatlere bölmüşler; 5 gezegeni, burçları saptayarak adlandırmışlar. Bugün de onların burçlara verdiği bu adların çevirilerini kullanmaktayız. Hastalıklar için hayvanlar, bitkiler ve madenlerden yararlanarak çeşitli ilaçlar yapmışlar. Bunları da ya bira ile içmişler ya da bal ile karıştırıp yemişler (veya sürmüşlerdir). Mimarlıktaki kubbe, kemer sistemi, künklerle temiz ve kirli suların taşınması, nehir sularının kanallarla tarım alanlarına götürülmesini, tekneler, yelkenliler ile ulaşımı sağladıklarını onlarda görüyoruz.

Muazzez İlmiye Çığ

Bir de bana gelen yazılarda Sumerlerin Türk mü veya Türklerin bir kolu mu olduğu soruluyor. Bu konuya daha sonraki yazılarımda değineceğim fakat daha önce sizlere bir fikir vermesi açısından şunu belirtmekte yarar var. Araştırmacıların belirttiğine göre, Türkçe ile karşılaştırılan 400’den fazla Sumerce kelime var. Sümerce kelimeler üzerinde yaptığım çalışmamda bunları ben de tespit etmiş, acaba olabilir mi diye düşünmüştüm. Fakat dil üzerinde çalışma yapan bilim adamları, bunların aynı kökten türemiş veya benzer olduğunu açıkça belirtiyorlar. Buna ek olarak gramer de çok yakınlık gösteriyor. Sumer dilinde de –Türkçe de olduğu gibi- kelimeler, sözcük köklerine ekler konarak oluşturuluyor. Ses uyumu var, kelimelerde dişi-erkek ayrımı yok. Cümlelerde özne başta, eylem sonda. Zamirlerde çok açık benzerlik var. Sizlere fikir vermesi açısından aşağıda benzer kelimelerden küçük örnekler bulacaksınız.

Aba (Sumerce): ab, a-ba, ab-gal, abba

(anne, büyük anne, muhterem, muhterem kadın)

İlk Türkçe: apa

Eski Türkçe: aba

Osmanlı Türkçesi: aba

Azeri Türkçesi: aba

Altayca: aba

İlk Mongolca: abu

Ural-Altay: apa, appa, apa

Türkmence: aba

DINGIR (Sumerce)

Anlamı: Tanrı, Gök

Türk Dil Ailesi: TENGIR (TEGRI,DANGIR, DENİR,

TENİR) tanrıgök (Umum Türk)

UZUK (Sumerce)

Anlamı: Uzun, Yüce.

Türk Dil Ailesi: UZUN uzun (Umum Türk)

UZAK uzun (Kazak)

UD (Sumerce)

Anlamı: Ateş

Türk Dil Ailesi: UT (UD, OT, OD) ateş (Umum Türk)

GUD (Sumerce)

Anlamı: Öküz

Türk Dil Ailesi: UD öküz, boynuzlu hayvanlar

(E. Türk) GUDAA geyik, öküz

GAŞ (Sumerce)

Anlamı: Kuş. Ayrıca (KUŞ,KUS) kuş

Türk Dil Ailesi: GAŞ suda yüzen kuş (Umum Türk)

Birleşik sözlerde: GAŞ, GAY, mesela

Karlıkuş (kırlangıç), Toragay serçe,

Karga (karakuş)

Yüzlerce örnekten sadece birkaç tanesini aktarabildim. Umarım sizlere bir fikir verebilmiştir. Bir sonraki yazıma dek esenlikle kalın.

Ark. Kadir YILDIRIMSAL

ERMENİ SORUNU DOSYASI /// Dr. M. Galip Baysan : MAVİ KİTAP NASIL HAZIRLANDI ???


Dr. M. Galip Baysan : MAVİ KİTAP NASIL HAZIRLANDI ???

Ermeni Davasının en etkili propaganda yayınlarından ünlü Mavi kitabın nasıl ve neden hazırlandığını incelemeye devam ediyoruz.

1915 Mart’ının ilk günlerinde Lord Bryce Dışişleri Bakanlığı’nı arayarak başlangıçta Rusya’nın kontrolünde bir otonom Ermenistan kurulması için hazır olunduğu konusunda, Rusya ile bir anlaşma yapılmasını teklif etti. Bryce böyle bir deklarasyonun Ermenileri mutlu edeceğine, müttefiklere Türkiye ile savaş sırasında yardımları olacağına inanıyordu. Nisan ayında da Ermenileri Kilikya bölgesinde Türklere karşı bir isyana teşvik etti.

2 Ekim 1915 tarihinde Lord Cramer Dışişleri Bakanlığı’nda Lord Crewe’e bir mektup göndererek detaylı olarak İngiliz Hükümeti, Türk –Ermeni olaylarını kullanarak Amerika’da bir propaganda kampanyası başlatıp başlatamayacağını sordu. Gerçekte onun konuşmasından dört gün sonra Lord Bryce Ermenilerle ilgili olarak Ermeni kaynakları ve misyonerlerden alınan bilgilere dayanarak korkunç bir tablo çizdi. Lord Cramer de haberi olmadan veya kasıtlı olarak Anadolu’da Ermeniler tarafından çıkarılmış isyan olmadığını söyledi.

(1) Ekim’in ilk günlerinde ABD Hükümeti’nin, insanlık namına, İstanbul’daki elçisi vasıtasıyla Osmanlı Hükümeti’ne sert bir protesto notası verdiği basında belirtiliyordu. Kısa bir süre önce Alman sefiri, Trabzon’daki konsolosluktan alınan bilgilere dayanarak Ermeni kışkırtıcılığı karşısında Türk Hükümeti’nin aldığı tedbirlerin haklı olduğunu Amerikan hükümetine bildirmişti. Ancak İngiltere Türkiye’deki Ermeni olaylarını propaganda amacı ile büyütmek istiyordu. Bu amaçla İngiltere’nin Amerika Elçisi Cecil Spring – Rice, “Ermeni Soykırımı” ile ilgili sahte haberleri elden Bası’na vermeğe başlamıştı. İngilizler işi daha da ileri götürerek Ermeni göçü ve soykırım iddiasına yarayacak fotoğraf avcılığına çıktı. Böyle fotoğraf elde etmede sıkıntıya düşünce, bu konuda destek vereceği vaadinde bulunmuş olan Lord Bryce’a başvurdular. Ancak o da Ermeni dostlarının yardımına rağmen Türkiye’deki olayları bir soykırım olarak resimleyecek hiç bir belge bulamamıştı. (1) Çünkü hayallerindeki “toplu kıyımlar” bir iki kişisel veya grupsal toplum olayları dışında asla vuku bulmamıştı.

16 Ekim’de İngiltere’nin Vatikan temsilcisi M. Gregory Dışişleri Bakanlığı’na Papanın Padişaha özel bir mektup gönderdiğini bildirdi. Şubat 1916’da Osmanlı Devleti isyanları İngiliz, Rus ve Fransız ajanlarının kışkırttığını, silah temin ettiğinin tespit edildiğini ilan edince, İngilizler tarafsız ülkeler ve ABD’ye bir bildiri göndererek Ermenileri kışkırttıkları iddiasını reddettiler.

Aynı günlerde ABD’nin Osmanlı Devleti’nin göç politikasını resmi olarak protesto ettiği Amerika’daki İngiliz elçisi tarafından bildirilince, İngilizler ABD kamuoyunun desteğini kazanmak ve savaşa katılmasını sağlamak için “Ermeni Olayından” propaganda malzemesi olarak yararlanabileceklerini düşündüler. İngilizlere istihbarat ve haber alma servislerinde çalışan Lord Bryce, Arnold Toynbee, Aneuren Williams gibi Ermeni yanlısı ve Türk düşmanı sivil ve askeri müşavirler İngiliz Hükümeti’nin “Ermeni soykırımlarını” yayması gerektiğini söylüyorlardı. Böyle bir propaganda ülke dâhilinde küçük müttefik Ermenilere destek verecek ve Türklere karşı nefret duygusunu arttıracaktı. Dış dünyada da İngiltere’nin müttefiki “Rusya’nın Yahudilere karşı yaptığı, zulüm konusunda uyanan uluslararası olumsuz ilgiyi” Türkler üzerine çevirecek, tarafsız ülkeler, ABD, Yunanistan ve Haşimi Arapların Antant devletlerini desteklemesi de sağlanmış olacaktı. (2)

Ermeni kaynakları ve misyoner raporlarından bilgi toplama görevi Ermeni sempatizanlarından Viscont Bryce ve Arnold Taynbee’ye verildi. Bu bilgiler daha sonra “Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere yapılanlar 1915–16 adı altında yayınlanacaktır. Bryce 1 Temmuz 1916’da Dışişleri Bakanı Grey’e “tarihsel gerçeklerden ziyade etkinliği olacak genel hikâyeleri seçip toplamayı uygun gördüğünü bildiriyordu. Ermeni kurumlarından gönderilen tarihsel değerlendirme itibariyle şüpheli ama o günlerde inandırıcı olabilecek olayların toparlanması konusunda yardımcı olarak Oxford’daki Balliol Koleji eski öğretim üyelerinden Arnold J. Toynbee’nin desteğini sağladı. (3)

Vikont Grey 23 Ağustos’ta verdiği cevapta raporun çok açık ve net olduğunu, yayınlanması halinde konuya ilgi duyanların kalpten etkileneceğini ve insani duygularına hitap edebileceğini söyledi. Ayrıca sadece o günlerde savunmasız Ermenilere davranışı nedeniyle Osmanlı Devleti’ni sıkıştırmakla kalmayıp, gelecekte de tarihçiler için bir hazine olacağını ilave etti. İşte “Mavi Kitap” olarak ün kazanacak olan propaganda kitabı bir İngiliz hükümeti ve Ermeni örgütleri işbirliği ile hazırlanmış oldu.(4) Bir sonraki yazımızda sizlere ünlü Prof. Arnold Toynbee’yi ve neden bu çalışmada rol üstlendiğini anlatmaya çalışacağız.

DİPNOTLAR:

(1) S.Sanyel, The Great War, s.140.
(2) Aynı Eser, s.141–143.
(3) Aynı Eser, s.144.
(4) Aynı Eser, s.144.

Dr. M. Galip Baysan

TEBRİK MESAJI : Kıran Operasyonu çerçevesinde, Hakkari, Şırnak ve Van illeri bölgesinde TEM faal iyetleri için bulunan Mehmetçiğimizi üstün başarıları için tebrik ederiz.


DAĞITIM

1. GENELKURMAY BAŞKANLIĞI

2. KARA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI

3. DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI

4. HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI

5. JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI

6. EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

Sayın Valim, Sayın Komutanım, Genel Müdürüm,

ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak Kıran Operasyonu çerçevesinde, Hakkari, Şırnak ve Van illeri bölgesinde TEM faaliyetleri için bulunan Devlet büyüklerimizi, Komutanlarımızı, Mehmetçiklerimizi, Polis Özel Harekat birliklerimizi ve Korucularımızı şu ana kadarki üstün başarıları için tebrik eder, operasyonun devamında da başarılarının devamını dileriz. Ekip olarak emirlerinde olduğumuzu da tekraren hatırlatırız.

Şırnak’ta Kıran Operasyonu incelemesi

Hakkari, Şırnak ve Van il jandarma komutanlıklarının ortak katılımıyla, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin’in emir ve komutasında başlatılan Kıran operasyonu sürüyor. Şırnak Valisi Ali Hamza Pehlivan, Hakkari Valisi İdris Akbıyık, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin, Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Hacı İlbaş, Jandarma Bölge Komutanı Recep Yalçınkaya, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Selçuk Yıldırım, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı koordinesinde Şırnak, Van ve Hakkari’de konuşlu birliklerce 17 Ağustos’ta başlatılan müşterek ‘Kıran’ operasyonun yürütüldüğü 3 bin 400 rakımlı Kato-Marinos Acar Tepe Üs bölgesine gitti.

“OPERASYONLAR DEVAM EDİYOR”

İnceleme sırasında konuşan Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin, Şırnak, Hakkari ve Van valiliklerinin başlatmış olduğu 129 timli, 14 taburlu Kıran operasyonumuzun 4’üncü gününe ulaştığını söyledi. Orgeneral Çetin, “Şırnak ile Hakkari valimiz, Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanımız, il jandarma komutanlarımız, il emniyet müdürlerimiz, polis, jandarma, güvenlik korucularımızdan oluşan karma kuvvetlerimiz, operasyon kuvvetlerimiz, polis özel harekat kuvvetlerimiz, jandarma komandolarımız, bütün güvenlik kuvvetlerimiz katılmaktadır. Ülkemizin birliği bütünlüğü, vatandaşlarımızın huzuru için güvenlik kuvvetlerimiz ülkemizin her karış toprağında ihtiyaç duyulan her yerde, başta bölücü terör örgütü olmak üzere bütün terörist unsurlarla, suç ve suç unsurları ile operasyonlar devam etmektedir. Dün Hakkari Kavaklı köyü kırsalında dün bulmuş olduğumuz silah deposunun ötesinde bugünde Şırnak sektöründe Beytüşşebap Altındağlar Marinos tepe acar üs bölgesinde operasyonu yerinde incelemek üzere valilerimizle ve operasyon kuvveti komutanlarımızla buraya geldik. Burada operasyonun planladığın şekilde arkadaşlarımız başarıyla devam ediyorlar. Kahraman jandarmamız, kahraman polislerimiz, kahraman korucularımız, valilerin emirleri doğrultusunda operasyonlarına devam etmektedir. Biz güvenlik kuvvetleri olarak Cumhurbaşkanımızın direktifleri doğrultusunda, sayın içişleri bakanımızın emir ve talimatları doğrultusunda ülkemizin her köşesinde en son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar, ülkemizde halkımızın vatandaşımızın huzuru tamamen tesis edilinceye kadar son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar teröristlerin inlerine giriyoruz, girmeye de devam edeceğiz. Bundan sonrada operasyonlarımız kesintisiz operasyon mantığı ile teröristlerin var olabileceği her yerde devam edecektir. Yüce milletimizin desteği ve hayır duasıyla, bölge halkımızın desteği ile güvenlik kuvvetlerimiz mücadeleye kahramanca devam edecektir” dedi.

TEBRİK MESAJI : Kıran Operasyonu çerçevesinde, Hakkari, Şırnak ve Van illeri bölgesinde TEM faaliyetleri için bulunan Mehmetçiğimizi üstün başarıları için tebrik ederiz.


DAĞITIM

1. GENELKURMAY BAŞKANLIĞI

2. KARA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI

3. DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI

4. HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI

5. JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI

6. EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

Sayın Valim, Sayın Komutanım, Genel Müdürüm,

ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak Kıran Operasyonu çerçevesinde, Hakkari, Şırnak ve Van illeri bölgesinde TEM faaliyetleri için bulunan Devlet büyüklerimizi, Komutanlarımızı, Mehmetçiklerimizi, Polis Özel Harekat birliklerimizi, İstihbarat personelimizi ve Korucularımızı şu ana kadarki üstün başarıları için tebrik eder, operasyonun devamında da başarılarının devamını dileriz. Ekip olarak emirlerinde olduğumuzu da tekraren hatırlatırız.

Şırnak’ta Kıran Operasyonu incelemesi

Hakkari, Şırnak ve Van il jandarma komutanlıklarının ortak katılımıyla, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin’in emir ve komutasında başlatılan Kıran operasyonu sürüyor. Şırnak Valisi Ali Hamza Pehlivan, Hakkari Valisi İdris Akbıyık, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin, Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Hacı İlbaş, Jandarma Bölge Komutanı Recep Yalçınkaya, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Selçuk Yıldırım, Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı koordinesinde Şırnak, Van ve Hakkari’de konuşlu birliklerce 17 Ağustos’ta başlatılan müşterek ‘Kıran’ operasyonun yürütüldüğü 3 bin 400 rakımlı Kato-Marinos Acar Tepe Üs bölgesine gitti.

“OPERASYONLAR DEVAM EDİYOR”

İnceleme sırasında konuşan Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin, Şırnak, Hakkari ve Van valiliklerinin başlatmış olduğu 129 timli, 14 taburlu Kıran operasyonumuzun 4’üncü gününe ulaştığını söyledi. Orgeneral Çetin, “Şırnak ile Hakkari valimiz, Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanımız, il jandarma komutanlarımız, il emniyet müdürlerimiz, polis, jandarma, güvenlik korucularımızdan oluşan karma kuvvetlerimiz, operasyon kuvvetlerimiz, polis özel harekat kuvvetlerimiz, jandarma komandolarımız, bütün güvenlik kuvvetlerimiz katılmaktadır. Ülkemizin birliği bütünlüğü, vatandaşlarımızın huzuru için güvenlik kuvvetlerimiz ülkemizin her karış toprağında ihtiyaç duyulan her yerde, başta bölücü terör örgütü olmak üzere bütün terörist unsurlarla, suç ve suç unsurları ile operasyonlar devam etmektedir. Dün Hakkari Kavaklı köyü kırsalında dün bulmuş olduğumuz silah deposunun ötesinde bugünde Şırnak sektöründe Beytüşşebap Altındağlar Marinos tepe acar üs bölgesinde operasyonu yerinde incelemek üzere valilerimizle ve operasyon kuvveti komutanlarımızla buraya geldik. Burada operasyonun planladığın şekilde arkadaşlarımız başarıyla devam ediyorlar. Kahraman jandarmamız, kahraman polislerimiz, kahraman korucularımız, valilerin emirleri doğrultusunda operasyonlarına devam etmektedir. Biz güvenlik kuvvetleri olarak Cumhurbaşkanımızın direktifleri doğrultusunda, sayın içişleri bakanımızın emir ve talimatları doğrultusunda ülkemizin her köşesinde en son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar, ülkemizde halkımızın vatandaşımızın huzuru tamamen tesis edilinceye kadar son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar teröristlerin inlerine giriyoruz, girmeye de devam edeceğiz. Bundan sonrada operasyonlarımız kesintisiz operasyon mantığı ile teröristlerin var olabileceği her yerde devam edecektir. Yüce milletimizin desteği ve hayır duasıyla, bölge halkımızın desteği ile güvenlik kuvvetlerimiz mücadeleye kahramanca devam edecektir” dedi.

TERÖRLE MÜCADELE DOSYASI /// Arslan BULUT : Fırat’ın doğusunda gerçekte ne oluyor ????


Arslan BULUT : Fırat’ın doğusunda gerçekte ne oluyor ????

E-POSTA : arslanbulut

20 Ağustos 2019

Bizim yetiştiğimiz dönemde, ustalarımız "gazetecilik fikri takiptir" derdi. Olayların gerçek boyutunu, arka planda neler olduğunu, konu ile ilgili geçmişi bilirseniz veya araştırırsanız yansıtabilirsiniz.

Bu itibarla "Fırat’ın doğusu" ile ilgili önemli hatırlatmalarda bulunmak istiyorum.

"Fırat’ın doğusu"nda neler olduğunu bu sütunda yakın tarihte incelemiştim. "İşte Fırat’ın doğusu, işte ABD projesi" başlığı altında, 22 Mart 2018 tarihli Yeniçağ’da sürmanşetten yayınlanan incelememde şu bilgileri vermiştim:

* "BOP haritasında, Free Kurdistan yani ‘Bağımsız Kürdistan’ diye gösterilen bölgede Afrin ve El Bab’ın yer almadığı açıkça görülüyor. Buna karşılık Kürdistan denilen bölgenin, Türkiye’nin de topraklarını kapsayacak şekilde ve Fırat’ın doğusunda yer aldığı görülüyor.

* Haritada Kürdistan’a deniz çıkışı Karadeniz’den; Hopa Limanı’na denk gelecek şekilde verilmiş. Bu durum ABD’nin neden Afrin Harekâtı’na seyirci kaldığını ve neden Fırat’ın batısında yer alan Menbiç’i Türkiye ile pazarlık konusu yaptığını da açıklıyor.

* BOP haritası iyi incelenirse, ABD dayatması olarak PKK ile masaya oturulması ve açılım politikalarının başlatılmasının sebebi de anlaşılıyor. PKK’nın BOP haritasında Kürdistan içinde gösterilen Doğu ve Güneydoğu illerinde hâkim olması için yığınak yapması, hendekler kazarak kurtarılmış şehirler oluşturması, bunları uygulayabilmesi için de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin elinin kolunun bağlanması gerekiyordu.

* Nitekim Güneydoğu’da terörle mücadele eden subaylar, içlerine sızmış FETÖ’cü kadronun da desteğiyle, Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk davalarında kendisini savunamaz duruma düşürülmüş, bu olayların devamında terör örgütüne yönelik hiçbir operasyona izin verilmemişti. Operasyon yapanlar, Ergenekoncu diye suçlanıyordu. Açılım süreci, doğrudan, BOP haritasının hayata geçirilmesine hizmet ediyordu.

*Suriye’de, Fırat’ın batısını Rusya’nın, doğusunu ABD’nin kontrol etmesi, iki taraf arasında çok önceden kararlaştırılmıştı.

* TSK’nın Afrin harekâtından önce, 2018 yılı başında, Washington Enstitüsü için hazırlanan ‘Suriye savaşında sekteryanizm’ başlıklı, 70 harita ile bölgedeki etnik ve dinsel grupların dağılımlarının incelendiği bir raporda, Afrin, Kürtlerin çoğunlukta olduğu ama Türkiye sınırında Türkmenlerin de yaşadığı bir bölge olarak gösteriliyor ve yakın gelecekte "Türkmenistan" olarak adlandırılabileceği belirtiliyor…

*Raporda yer alan 57 numaralı haritada Suriye ve Irak’ın nasıl bölüneceği gösteriliyor.

*Afrin’deki harekâta, Türkiye’deki siyasi iktidarın güçlenerek yoluna devam edebilmesi için ses çıkarılmadığı, esasen ABD ve Rusya arasında bölgenin paylaşıldığı anlaşılıyor.

*Türkiye’nin Rusya’nın kontrolündeki Afrin bölgesinde harekât yapmasına yol verildiği ancak Amerikan kontrolündeki bölgeye sokulmamasına karar verildiği ortaya çıkıyor.

*Zaten, ABD Dışişleri Bakanı Tillerson, Tayyip Erdoğan ile yaptığı, resmi kayıt tutulmayan 3.5 saatlik görüşmeden sonra ‘Suriye’nin kuzeyinde kim nereye egemen olacak, önümüzdeki süreçte bunlara karar vereceğiz’ demişti!"

***

Şimdi Fırat’ın doğusundaki devletçiği güvence altına alacak olan "güvenli bölge" uygulaması, bu kararın nasıl verildiğini gösteriyor.

Yine "İdlib ile Hopa Limanı’nın ne ilgisi var?" başlığı altında 15 Eylül 2018’de PKK’nın Karadeniz’deki rolünü anlatmıştım:

"PKK’ya verilen asıl görev, sadece kaçakçılık yollarını kontrol etmek değil, BOP haritasının gerçekleşmesine hizmet etmektir. BOP haritasına bakacak olursanız, Fırat’ın doğusu, Türkiye’den Körfez’e kadar Büyük Kürdistan olarak gösteriliyor. Fırat, Erzurum dağlarından besleniyor. BOP haritası ise, ‘Free Kürdistan’a Akdeniz’den değil Karadeniz’den; Hopa Limanı’ndan çıkış veriyor. Dolayısıyla Fırat boyunca Erzurum’a kadar, oradan da Karadeniz’e ulaşan geçitler, Kürtün-Doğankent-Tirebolu hattı, Zigana geçidi ve şimdi Ovit geçidi PKK’nın eylem alanları olarak seçilmiş görünüyor."

Haritaları bu verilerle inceleyin lütfen…

Kaynak Yeniçağ: Fırat’ın doğusunda gerçekte ne oluyor? – Arslan BULUT

DOĞA SORUNLARI DOSYASI : Kaz Dağları’nda imza şaibesi


Kaz Dağları’nda imza şaibesi

CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, Kaz Dağları Bilirkişi raporu imzasında şaibeyi kamuoyu gündemine taşıdı.

CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, Çanakkale’de altın arama faaliyetleri ve orman katliamı ile ilgili yeni bir iddiayı kamuoyuyla paylaştı. Sürecin takipçisi olduklarını belirten CHP Genel Başkan Yardımcısı Karaca, Kaz Dağları’daki Kirazlı Altın Madeni ile ilgili hukuki süreçte, mahkemenin bilirkişi raporunu baz aldığını, ancak sunulan bilirkişi raporunda yer alan imza konusunda şaibe bulunduğunu gündeme taşıdı.

Raporda imzası olan Abant İzzet Baysal Üniversitesi Ziraat ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turan Karadeniz’in birçok davada bilirkişilik yaptığına dikkat çeken CHP’li Karaca, diğer raporlardaki imza ile Kaz Dağları raporunda imzanın farklı olduğuna dikkat çekti.

Altın madeni ve hukuki süreç hakkında Gülizar Biçer Karaca’nın açıklaması şöyle:

“ÇANAKKALE’DE HUKUKİ SÜREÇ

Kirazlı Altın ve Gümüş Madeni Kapasite Artışı ve Zenginleştirme projesi için verilen 02.08.2013 tarihli ve 3117 sayılı ÇED olumlu kararı hakkında Çanakkale Belediye Başkanlığı tarafından dava açıldı.

Çanakkale İdare Mahkemesi’nde görülen davada, 07.02.2019’da davanın reddine karar verildi. Çanakkale Belediyesi’nin temyiz talebi ise, Danıştay 6. Dairesi’nin 19.06.2019 tarihli kararı ile reddedildi.

Çanakkale İdare Mahkemesi’nin 07.02.2019 tarihli davanın reddine dair kararında, dosya kapsamında hazırlanan bilirkişi raporu dayanak gösterilmiş. Bahse konu bilirkişi raporunu hazırlayan heyet içerisinde yer alan ve bilirkişi raporunda imzası bulunan Prof. Dr. Turan Karadeniz (Abant İzzet Baysal Üniversitesi Ziraat ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi) daha önce de birçok çevre davasında bilirkişilik yapmış bir isim…

HUKUK VE MAHKEMELER YANILTILDI MI

Prof. Dr. Turan Karadeniz Çanakkale Karabiga’daki termik santral projeleri davaları, Artvin Cerattepe davasında da bilirkişilik yapmıştır. Kamuoyuyla paylaştığımız fotoğraflarda Prof. Dr. Turan Karadeniz’in hazırladığı başka bilirkişi raporlarında yer alan imzaları ile Kirazlı Madeni Davasında hazırlanan bilirkişi raporunda yer alan imzasını kamuoyunun takdirlerine sunmayı bir sorumluluk olarak görüyorum. Her üç imza bir arada karşılaştırıldığında; Prof. Dr. Turan Karadeniz’in Kirazlı Madeni dava dosyasına sunulan bilirkişi raporundaki imzasının daha önce hazırladığı diğer raporlardaki imzaları ile uyuşmadığı gözle görülür bir biçimde ortaya çıkmaktadır.

MADEN PROJESİ DAVASINA İMZA GÖLGESİ

Bu imza uyuşmazlığı; Çanakkale İdare Mahkemesi’nin Kirazlı Maden projesi ile ilgili ÇED davasının reddine karar verirken esas aldığı bilirkişi raporu hakkında şaibe doğurmaktadır.

Bu bilirkişi raporunun kim tarafından hazırlandığı, kim tarafından imzalandığı konusunda tek bir şüphenin dahi olması hak hukuk ve adaletin tesisinde ciddi yaralar açmaktadır.

MAHKEMENİN ALTIN MADENİ KARARINDA YANILTMA VAR MI

Kamuoyunun takdirlerine sunduğumuz bu İmza bu kişi tarafından atılmadıysa, hukuk ve mahkeme yanıltılmıştır. Verilen kararın adilliği, bu şaibe ile gölgelenmiştir.

Bizler gerçeklerin görmezden gelinmesini, hukukun çiğnenmesini asla kabul edemeyiz. Binlerce yurttaşımızla birlikte Çanakkale’de verdiğimiz mücadelenin hukuk mücadelesiyle devam edeceğinin bilinmesini istiyoruz. Kimsenin bu ülkenin insanına, doğasına, varlıklarına hukuk dışı girişimlerle müdahale etmeye hakkı olmadığını hatırlatmak istiyoruz.

Şaibenin ortadan bir an evvel kalkması gerekliliğiyle şaibeli görülen ve altın madeni ile ilgili hukuki süreci doğrudan etkileyen bu imzaları kamuoyunun gözü, kulağı ve vicdanına teslim ediyoruz.”

Odatv.com

DOĞA SORUNLARI DOSYASI : Çanakkale’deki eylemler o şirketin hisselerini nasıl etkiledi ???


Çanakkale’deki eylemler o şirketin hisselerini nasıl etkiledi ???

Kaz Dağları’ndaki doğa katliamına tepkiler sürerken, bölgedeki madencilik firması Alamos Gold da tartışılmaya devam ediyor.

Türkiye günlerde Çanakkale’nin Kirazlı bölgesindeki altın madenciliğini tartışıyor. Kaz Dağları’ndaki doğa katliamına tepkiler de sürüyor. Bölgedeki madencilik firması Alamos Gold da tartışılmaya devam ediyor.

Sözcü gazetesi yazarı Çiğdem Toker de, "McCluskey’nin yıllık maaşı 3.5 milyon dolar" başlıklı dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

HİSSESİ DÜŞTÜ

“Türkler taş taşımakta çok iyi” diyerek alay eden Alamos Gold’un CEO’su John McCluskey’in maaşının yıllık 3.5 milyon doların altına düşmediğini ifade eden Toker, "Biz fanilere ilk bakışta astronomik gelen tutarın neden “makul” olduğunu sektöre yakın duran bir okurum şöyle aktarıyor: ‘Üretim yapan küresel maden şirketlerinde CEO’lara yüksek maaş olağandır. Özellikle proje geliştiren ve siyasi bağlantıları iyi olan yöneticiler aslan payını alır. Maaş tutarları, firma cirolarına ve borsadaki piyasa değerlerine göre değişiyor’” diye belirtti.

Toker, ayrıca, "Şirketin hisseleri, altın fiyatlarının arttığı salı günü Toronto Borsas’ında yüzde 2 değer kaybetti. Bu beklenmedik düşüşte Türkiye’de yükselen tepki ve eylemlerin payının olduğu düşünülüyor. Giden ağaçları geri getirecek bir sonuç değilse de talana ve vahşi madenciliğe karşı durmanın önemini kanıtlıyor" diye de ifade etti.

Çiğdem Toker’in yazısı şu şekilde:

"Alamos Gold Toronto borsasında işlem gören bir şirket. Son dönemlerde yatırımcısına hisse başına yüzde 130 kazandırdığı günler olmuş. Kazandırır elbet. Kirazlı projesinde kârlılığın ne kadar yüksek olduğunu kendileri anlatıyor zaten. Cennet Kazdağları’na yakın mesafede düşük üretim maliyeti, düşük sermaye ile milyar dolarlar. Daha ne olsun. O konuya birazdan geleceğim.

İşte bu kadar kârlı bir şirketin hisseleri, altın fiyatlarının arttığı salı günü Toronto Borsas’ında yüzde 2 değer kaybetti. Bu beklenmedik düşüşte Türkiye’de yükselen tepki ve eylemlerin payının olduğu düşünülüyor. Giden ağaçları geri getirecek bir sonuç değilse de talana ve vahşi madenciliğe karşı durmanın önemini kanıtlıyor.

Evet vahşi madencilik. Bizzat sektörün içinde olup adlarının paylaşılmasını istemeyen bir okurum böyle tanımladı Alamos’un yaptıklarını.

DEVLET ALAMOS’A YAĞDIRMIŞ

Alamos Gold’a sahip çıkan açıklamasıyla bizden 8 milyar dolar altın ithalatına üzülmemizi bekleyen Enerji Bakanlığı ile başta AKP Çanakkale Milletvekili Bülent Turan olmak üzere siyasilere birkaç veri sunayım.

Bizzat Alamos Gold’un sitesinde yayımlanan 15 Şubat 2017 tarihli Fizibilite Raporu.

Tam adı: “Alamos Gold Inc. Kirazlı Feasibility Study”

– Raporun operasyon maliyetleri konulu tablosunda yapılacak toplam harcama 217.5 milyon dolar görünüyor. Bu miktarın 83 milyon dolarını, madencilik taşeronuna ödenecek tutar, 90 milyon dolarını da proses işlemi oluşturuyor.

– Buna karşılık aynı rapordan Kurumlar Vergisi yüzde 20’den yüzde 2’ye düşürüldüğünü, gümrük vergisinden KDV’den muaf olduğunu, SGK işveren payını devletle paylaştığını, bankaların faiz desteği sağladığını öğreniyoruz.

STOPAJI DA DÜŞÜRECEĞİZ

– Bu raporda çok ilginç bir not da var: Kârın temettü olarak dışarı çıkarılması halinde yüzde 15 stopaj olduğunu hatırlatan Alamos Gold, “Bu oranın düşürülmesi için de şirket olarak fırsatları kolluyoruz” diye açık açık yazmış 35’inci sayfaya.

Amiyane tabirle “suyundan da koy” demek lazım.

Ve sormak lazım “On binlerce ağacın kesilmesine, doğanın talanına değer mi birkaç yüz milyon dolar için?” diye ama değiyor demek.

★★★

Alamos Gold, kârlılık ve gelir konusunda hissedarlarını mutlu ettiğini dile getirdik. O nedenle olmalı ki “Türkler taş taşımakta çok iyi” diyen CEO McCluskey’ye şirketin ödediği maaş, yıllık 3.5 milyon doların altına düşmüyormuş. (İşte benden iki yazım için 3 milyon TL isteyen Bayburt Grubu’nun manevi tazminat taleplerine uygun bir gelir.)

Biz fanilere ilk bakışta astronomik gelen tutarın neden “makul” olduğunu sektöre yakın duran bir okurum şöyle aktarıyor: “Üretim yapan küresel maden şirketlerinde CEO’lara yüksek maaş olağandır. Özellikle proje geliştiren ve siyasi bağlantıları iyi olan yöneticiler aslan payını alır. Maaş tutarları, firma cirolarına ve borsadaki piyasa değerlerine göre değişiyor.”

Alamos Gold’un piyasa değerinin yaklaşık 4 milyar dolar olduğu dikkate alındığında 3.5 milyon dolar CEO maaşı normalmiş.

Kanada merkezli borsa ve yatırım analiz sitesi Morning Star’ın Alamos Gold sayfasında McCluskey’nin gelirleri yıllar itibarıyla şöyle sıralanıyor:

2014: 2 milyon 572 bin 979 $

2015: 3 milyon 392 bin 285 $

2016: 2 milyon 985 bin 581 $

2017: 3 milyon 769 bin 072 $

2018: 2 milyon 629 bin 072 $

SAHİ RÜŞVET YASASINA NE OLDU

Tabii okurumun “siyasi bağlantıları iyi olan” ifadesini unutmayalım. Hep hatırda tutalım. Siyasi bağlantıyla aralanan kapılar olmaksızın, memleketin ağacın suyunu havasını doğal zenginliklerinin bu kadar barbarca kirletilmesi mümkün olamaz.

Ondan sonra uluslararası kuruluşlar rapor üstüne rapor yazıp dursunlar “Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı şirketleri konu alan rüşveti önleme ve yaptırım yasası, imza attığınız halde yıllardır neden çıkmıyor” diye."

Odatv.com