DUYURU : ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU LOGOLU ÜYE KARTI, Anahtarlık ve Rozet ürünlerimiz tüm üyelerimizin dikkatine sunuldu /// YENİ TASARIMLA beraber talepler alınmaya devam ediyor !!!!


Değerli Yurtseverler,

Grubumuzu özverili şekilde takip edebilen tüm üyelerimize tekraren teşekkür ederiz. Bizi takip edip destek verdiğiniz müddetçe bilginin en kapsamlısını, en ilgincini, en doğrusunu ve en önemlisini sizlere iletmeye devam edeceğiz. Bundan sonraki süreç için de desteğinize şimdiden müteşekkiriz. Yıllardır basın yayın sektörü içinde olarak şu ana kadar paylaşımlarımızla gündemi yakından takip ettik ve size ulaştırdık. Hatamız olduysa affola.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU Türkiye’nin en büyük, en kapsamlı yayını yapan İstihbarat ve Güvenlik Grubu’dur. Ve sizler de resmi üye olarak bu haklı gururu yaşayın ve bundan sonra da bizi takibe devam edin.

İstiyoruz ki bizlerin bu çabası ve sizlerin gösterdiğiniz ilgi ve alaka kalıcı olsun ve hep hatırlansın. Bu sebeple sizlerin bizi ileride de hatırlaması için ÜYELİK KİMLİK KARTI projemizi başlattık. Şu anda devam ediyor. Bu kimlik kartı ile sayıları yüzbinlere varan ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU’nun resmi ve asli bir üyesi olacaksınız ve ÖZEL BÜRO GRUBU’nun tüm avantajlarından istifade edeceksiniz. Resmi üye olabilmeniz için resmi bir üyelik kartınızın olması gerekiyor.

Resmi üye olmak isteyenler sadece 100 TL bedel ile ÜYELİK KİMLİK KARTI’nı temin edebilirler.

ÜYELİK KİMLİK KARTI İLE İLGİLİ ÖNEMLİ BİLGİLER

  1. ÜYELİK KİMLİK KARTI resmi bir kimlik değildir. Resmi işlemlerde kullanılamaz. Sadece ÖZEL BÜRO GRUBU faaliyetlerinde geçerlidir ve herhangi bir resmi kuruma bildirim yapmanıza da gerek yoktur.
  2. ÜYELİK KİMLİK KARTI para ile satılamaz. Sadece sahibi kullanabilir.
  3. Her bir üyemiz sadece 2 adet üyelik kimlik kartı edinebilir. 1 asıl 1 yedek.
  4. Anahtarlık ve Rozetlerimizde sınır yoktur.
  5. Üyelik Kimlik Kartı’nı sadece sahibi kullanabilir, başkasına devredilemez.
  6. Üyelik Kimlik Kartı 5 yıl süre ile geçerlidir. Her 5 yılda bir yenilenmesi gerekir.
  7. Kimlik kartı için verdiğiniz bilgilerin geçersiz olması durumunda kimlik kartı iptal edilir ve üyenin üyeliğine son verilir.
  8. Üyelik Kimlik Kartının kaybedilmesi halinde 5 yıl süre ile yeni kimlik kartı verilmez. Ancak geçerli mazeret olması halinde verilebilir.
  9. Üyelik Kimlik Kartının arka yüzünde ÖZEL BÜRO GRUBU web siteleri, Sosyal Medya hesap bilgileri yer alır.
  10. Kimlik kartı için verdiğiniz tüm bilgiler gizlilik içinde saklanır, 3. Kişi ve kurumlarla paylaşılmaz.
  11. ÜYELİK KİMLİK KARTI, Anahtarlık ve Rozetlerimizde tasarımı önceden bilgi verilmeksizin Yönetim tarafından tasarımı değiştirilebilir.
  12. Üyelik Kimlik Kartı sahipleri ÖZEL BÜRO GRUBU web sitesinde, bloglarında, sosyal medya hesaplarında RESMİ YAZAR olarak yazılarını ücretsiz olarak paylaşabilir.
  13. Üyelik Kimlik Kartı sahipleri ÖZEL BÜRO GRUBU Resmi ekibi içerisine öncelikle katılabilir.

ÜYELİK KİMLİK KARTI talep edenler lütfen 1 adet yüzü açık gösteren tıraşlı (beyler için tercihen) – makyajlı (hanımlar için tercihen) VESİKALIK FOTOĞRAF, İSİM SOYAD, DOĞUM TARİHİ, E-POSTA, UYRUK, CEP TEL NO ve AÇIK ADRES bilgilerini ozel-buro adresimize iletsinler. ÜYELİK KİMLİK KARTLARI’nı ivedi olarak imal edip ileteceğiz. Vesikalık Fotoğraf gönderilmemesi halinde kimlik kartı fotoğrafsız olarak bastırılacaktır.

Değerli Yurtseverler, biz tüm gerçek yurtsever kardeşlerimize güveniyoruz ancak grubumuzun kalabalık bir takipçi portföyü var ve bu kadar kalabalık içinde % 1 bile olsa mutlaka art niyetli kişiler olabilir. İşte bu olasılık % 1 bile olsa bu konuda gerekli tedbiri almamız gerekir ve bizde aldık. ÜYE KARTLARI’nın üzerine gerekli ifadeleri koyduk.

Şimdi yeni projemiz olan ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU LOGO’lu anahtarlık ve ROZET’e sıra geldi..

Anahtarlığınızı hususi otonuzda, rozetlerinizi ise şık bir takım elbiseniz üzerinde yada gündelik kıyafetinizle kullanabilirsiniz.

Talepleri almaya başladık. Anahtarlık ve Rozet için baskı bedeli sadece 100 TL’dir. Üye kartı ile beraber alacaksanız ödeyeceğiniz baskı bedeli 200 TL’dir.

Önemli Not :

  1. Üye kimlik kartları ve anahtarlık-rozetlerimiz 5 yıl boyunca yenilenmeyeceği için kayıp, yıpranma gibi durumlar için 2’şer adet basılacaktır. Bu durumda baskı bedeli 100 TL olacaktır.
  1. Üyelik Kimlik Kartının, anahtarlık ve rozetlerin tasarımı üzerinde ekibimiz halen çalışmayı bitirdi ve son tasarım yukarıdaki gibidir.
  2. Anahtarlık ve Rozetlerin maliyetinin düşük olması için belirli bir talep seviyesine erişince bastırılacaktır. 100 adet olduğunda toplu baskı yapılacak ve toplu olarak kargoya verilecektir. Bu nedenle bir süre bekleme süresi bulunuyor.
  3. Kargo bedeli alıcıya aittir.
  4. Anahtarlık, Rozet ve Kimlik kartı bedelini aşağıdaki hesabımıza EFT olarak İBAN NO üzerinden gönderebilirsiniz. EFT işleminden sonra lütfen tarafımıza bilgi veriniz.
  5. ÖZEL BÜRO GRUBU ÜYE KİMLİK KARTLARI, Anahtarlık ve Rozetlerimiz üyelerle ekip arasında sıcak bir iletişimin kurulması ve ileride tebessümle hatırlanacak bir hatıra olması için düşünülmüş ve tasarlanmıştır. Yukarıda da belirtildiği üzere ÜYE KİMLİK KARTLARI’mızın RESMİ BİR GEÇERLİLİĞİ YOKTUR. Amacı dışında kullanılacağını sanmıyoruz ama ola ki böyle bir durumda sorumluları tespit edip Cumhuriyet Savcılığına bildireceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın. Bu nedenle ÜYE KİMLİK KARTLARI’nı lütfen amacı dışında kullanmayınız.

HESAP VE İBAN NO :

ZİRAAT BANKASI AKÇAKOCA DÜZCE ŞUBESİ HESAP NO : 0318-62940443-5001 /// İBAN NO :TR130001000318629404435001 /// (Erkut Ersoy adına)

Bilginize sunulur.

ÖZEL HARP DOSYASI /// ONUR DİKMECİ : ASİMETRİK SAVAŞLAR VE TÜRKİYE İÇİN ASİMETRİK HARPLE MÜCADELE OFİSİNİN KURULMASI TEORİSİ


ONUR DİKMECİ : ASİMETRİK SAVAŞLAR VE TÜRKİYE İÇİN ASİMETRİK HARPLE MÜCADELE OFİSİNİN KURULMASI TEORİSİ

Bu çalışmada genel olarak asimetrik savaşın tanımı ve özellikleri açıklanmış, asimetrik savaş uygulanma sahaları ve asimetrik savaşları yürüten ülkelerden Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Türkiye üzerinde durularak, geldiğimiz nokta itibariyle savaşın mizacı anlatılmıştır. Ayrıca Türkiye özelinde kurgulanan Cumhurbaşkanlığı Asimetrik Harple Mücadele Ofisi teorisiyle ilgili kavramlara yer verilerek, ulusal güvenlik literatürüne katkıda bulunulmak istenmiştir.

Türkiye Algı Merkezi, bir süredir asimetrikharplemucadeleofisi.org üzerinden özel istihbarat, özelleşen güvenlik, asimetrik saha ve çatışmalar ile ilgili çalışmalar yürütmekte bu konularla ilgili olarak ise çeşitli merciilere yönelik raporlar hazırlamaktadır. Bu çalışmaların olgunlaşması neticesinde Asimetrik Harple Mücadele Ofisi’nin, Devlet’e entegre ve özel ya da özerk bir birim olarak görev yapma başarısı doğmuş olacaktır.

  1. Savaşların Dönüşümü ve Asimetrik Savaş Kavramına Yönelik Açıklamalar

Sanayi Devrimiyle beraber başlayan sömürge yarışı neticesinde doğan sistemde uluslaşma sürecindeki devletlerin kaynaklarını koruma ve artırma gayretleri ile hedef alınan ülkelerin asker ve sivil unsurlarını kapsayacak biçimde bertaraf etmeye dayanan zorunlu askerlik modelinin uygulandığı ve ekonominin büyük oranda askeri maksatlar için kullanıldığı savaş biçimi Total War olarak adlandırılmaktadır. Buna göre Total War yapısı itibariyle konvansiyonel biçimi ağır basan harp metodunu ifade etmektedir. Her ne kadar 19. Yüzyılın koşullarıyla teorik çerçevesi oluşsa da birinci ve ikinci dünya savaşları sırasında Total War kavramından bahsedilebilir. Ancak konvansiyonel, kalabalık ordulardan oluşan ve büyük oranda ordu finansesine dayanan veri ve kaynak aktarımını içerse bile cephe gerisinde de medya-ideoloji-kamuoyu boyutuyla mücadele verilmiştir. Bu bakımdan Total War kavramını bile salt askeri nitelikli değerlendirmek eksik olacaktır. İkinci Dünya Savaşından sonra 1945 yılından itibaren ABD ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği aralarındaki kamplaşma Soğuk Savaş olarak adlandırılmaktadır. Her ne kadar soğukta olsa savaş sıfatı ile adlandırılan bu dönem bir bakımdan mutlak barış dönemidir. Bunun sebepleri arasında şu unsurlar sıralanabilir:

-İkinci Dünya Savaşından sonra Birleşmiş Milletlerin kurulması

-Stalin’in 1953 yılında hayatını kaybetmesi

-Bloklar içinde bir müddet sonra çok kutupluluğun başlaması

-Nükleer silahları önleme anlaşmasının imzalanması

Dünya siyasetindeki bu değişmelerin yanı sıra realizmin esnemesi, yeşil teori, feminist teori gibi yeni kavramların tartışılması, iletişim cihazlarının gelişmesi ve yayılmasıyla teknolojinin ekonomik küreselleşmeyi hızlandıran yapısıyla sert stratejiler esnetilmiştir ve Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra da Yumuşak Güç kavramının temellendiği, özel askeri şirketlerin kurulmaya başladığı ve orduların küçüldükleri yeni döneme girilmiştir.[1]

Değişen ve dönüşen güvenlik tanımlamaları içerisinde yeniden değerlendirilen kavramlardan birisi de savaşın içeriğine yönelik tartışmalardır. İnsanlık tarihi bir anlamda yaşanılan savaşların tarihidir ve savaş kavramının yeniden tanımlanması tehdit, risk, savunma metodlarının da değiştiğini ve yeni stratejiler oluşturulması gerektiğini içerebilir. Yeni savaş[2] için milat olarak ise Yugoslavya’nın iç savaş neticesinde siyasi çözülmesi gösterilmektedir. Konvansiyonel bir harbin yerine sınırları içerisinde nispeten daha düşük yoğunluklu ve siyasi parçalanmayı beraberinde getiren süreç savaşın yeni mizacını gösterebilir. Ancak yeni savaş olarak ilan edilen Yugoslav iç savaşı seviye ve kullanılan yöntemler farklı olmasına rağmen yine de önceki yıllarda da yaşanan savaşlardan benzerlikler taşımaktadır. 20. Yüzyılın sonunda dağılan Yugoslavya ile 20. Yüzyılın başında siyasi ve teritoryal olarak çözülen Osmanlı İmparatorluğu’nun aralarında, iç çatışma yöntemleri bakımından ise 18. Yüzyılda yaşanan Amerikan iç savaşından bariz farkı yoktur ve neticede fizik farklılaşsa da ruh aynı kalmıştır. Bu bakımdan yeni savaşlar konusunda kesin tanımlamalar ve çıkarımlarda bulunmak her zaman doğru sonucu vermeyecektir. Yeni savaşların sebebi sayılan kimlik politikalarının varlığı ve ideolojilerin bittiği yönündeki yaklaşım doğrudur ancak yeterli değildir. Çünkü kimlik politikalarını da nihayetinde ideolojiler tetiklemektedir. Bu bakından Kaldor ve ekolü yeni savaşı konvansiyonel ile sınırlar içerisindeki gayrı nizami çatışmalar arasında bir konumda değerlendirmektedirler. Eleştirel güvenlik çalışmaları ise ulusal ve uluslararası egemenliğin devlet merkezli doğasına getirdiği eleştiriyle birlikte egemenliğin yeniden tanımlanması kavramı üzerinde durmuştur. Bu konuda en önemli çalışmaları yürüten ekolün başında ise Kopenhag Okulu gelmektedir. Barry Buzan, asimetrik tehditleri ön planda tutarken güvenliğin çeşitlenmesi kavramı üzerinde durmaktadır. Bu yeni güvenlik biçimine göre ise dört farklı savaş kavramı geçerli olacaktır. Birincisi, devletlin devlete karşı yürüttüğü savaştır ve Soğuk Savaş sonrasında bu eğilim düşüşe geçmiştir. İkincisi, devletin sivil olmayan topluma karşı yürüttüğü savaşlardır. Burada sivil olmayan toplum kavramından terör örgütleri, organize örgütler, suç örgütleri gibi yapılar anlaşılmalıdır. İşte bu evrede tam olarak bir asimetri söz konusudur. Üçüncüsü, devletin ve sivil toplumun karşı karşıya geldikleri savaşı ifade etmektedir. Baskıcı idareler hegemonyalarını devam ettirebilmek adına sivil kurumlara yönelik savaşa başvurabilmektedirler. Dördüncüsü ise, sivil ve sivil olmayan tarafların birbirlerine karşı giriştikleri savaşı ifade etmektedir. Çökmüş devlet kategorisindeki ülkelerde üstel bir otorite bulunmadığı için taraflar karmaşık biçimde birbirleriyle savaşmaktadırlar.[3]

Yeni savaşlar ile ilgili geçerli teoriler incelendiğinde bu noktada belirli kategorilere değinilmelidir. Birinci kategoride savaşın yeni olmadığı ve biçim değiştirdiği görüşü ağırlık kazanmaktadır. İkinci kategoride ise 2002 yılında ABD ordusundan Binbaşı William Nemeth’in yüksek lisans tezinde yer verdiği Çeçenistan savaşına vurgu yapan hibrit savaş kavramı yer almaktadır. Kavram 2013 yılında Rusya Genelkurmay Başkanı Gerasimov’un doktrinize ettiği biçimiyle savaşta halkın ve özel kuvvetler gibi yapılanmaların önemine vurgu yapmaktadır. Hibrit savaş, konvansiyonel ve konvansiyonel olmayan unsurların yer aldığı savaş biçimidir. Bu sebeple hibrit savaşın içerisinde mutlaka asimetrik faktörlerin öne çıktığı asimetrik savaşta yer almaktadır. Hibrit savaşlar ve asimetrik savaşlar birbirlerinde ayrı kavramlar değildir. Asimetrik savaşın başarısı tekil olarak asimetrik savaşın olumlu sonuçlanmasıyla doğrudan ilgiliyken, hibrit savaşın başarıya ulaşmasında da önemli etkiye sahiptir.

Asimetrik tehdidin evrensel bir tanımı olmaması ve yapısı gereği, bazen bilinen simetrik simetrik tehditlerin farklı bir anlayışla kullanımını ifade etmek bazen de terör gibi tehditler için kullanılmakta olduğu ortaya konulmuştur.[4]

Türkiye’de asimetrik savaş kavramının üzerinde durulması 2009 yılında siyasi tartışmaların ortasında kendisini göstermiştir. Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik yoğun bir asimetrik savaş yürütüldüğünü belirtmiştir.[5] O dönemde çoğunluğu askeri personeli kapsayan birtakım soruşturma, kovuşturma ve tutuklamaların asimetrik savaş olarak tanımlanması kavramın psikolojik savaş boyutunun önemini vurgulamaktadır. Paramiliter bir örgüt yerine asimetrik savaşın devlet ve kurumlarına karşı yine aynı devletin resmi görevlilerince yürütüldüğü söylemi oldukça iddialıdır. Ancak 17-25 Aralık 2013 operasyonları, 1 ve 19 Ocak 2014 MİT tırları ve son olarak 15 Temmuz darbe girişimi bu söylemi desteklemektedir. Asimetrik harbin vekil aktörleri arasında resmi görevlilerinin yer alması bu savaşın tehlike ve belirsizliğini çok iyi vurgulamaktadır. Asimetrik savaşı başarılı biçimde yürütmek isteyen devletlerin, yabancı ülkelerin siyasi ve askeri yönetici adaylarına yönelik eğitim ve yetiştirme programlarının[6] örtülü operasyonlarla olan yakın ilişkisi asimetrik savaşın görünmeyen özelliği olduğunu anlatmaktadır.

Yeni savaşların ne oranda yeni oldukları çatışma şekilleri, teknoloji, sebepler ve sonuçlar incelendiğinde saptansa da savaşın ana karakterinin şu zamana kadar değişmediği geçerlidir.

Asimetrik savaşta bir tarafın örgütlü ve konvansiyonel diğer tarafın ise daha zayıf ya da nicel olarak az sayıda bulunması simetrik olmayan yani asimetrik biçiminde açıklanır ancak bu yöndeki çatışma biçimlerinde yer alan aktör çeşitliliği ve bağlantıları asimetrik savaşın, klasik asimetrik savaş olarak değerlendirilemeyeceğini kanıtlamaktadır. Ayrıca gayrınizami savaş ve kır ya da şehir terör eylemleri de çeşitlenerek başta siber saldırılar olmak üzere yeni saldırı biçimlerini beraberinde getirmiştir. Asimetrik savaşların analizinde teknolojik kapasitelerin de değerlendirilmesi gerekir aksi durumda bu kavrama yönelik yapılacak tanım ve saptamalarda eksiklik olacaktır.

Örnek vermek gerekirse tarafların İHA teknolojisine sahip olup olmaması, tanksavarların varlığı ve kullanımı, istihbarat yeterliliği, hava kuvvetlerinin kullanılıp kullanılmadığı, saldırı helikopterlerinin devreye sokulup sokulmadığı gibi teknik konular askeri planlamaların üzerinde etkili olacaktır. Yine bu silah türlerinin asimetrik savaşta en kullanışlı olanlarının hangilerinin olduğuna dair değerlendirmeler de asimetrik savaşların sonuçlarına etki edecektir. Dahası tarafların sahip oldukları teknik imkanların tektik ve operasyonel planlamalara da etkisi olacaktır. Bu teknik kapasitelerin iki taraf arasındaki dağılımına göre yapılan hesaplar çerçevesinde saldırı savunma dengesinin nasıl kurulacağı veya manevra ve yıpratma savaşlarından hangilerinin tercih edileceği de değişebilir ve bu tercihlerin doğru kurgulanıp kurgulanmadığı savaşın sonucuna etki edebilir.[7]

Asimetrik savaşlar bakımından üzerinde durulması gereken bir diğer konu ise savaşlar sonucunda kesin olarak kaybedenin ya da kazananın belirlenmesindeki meçhullüktür. Asimetrik savaşların sonucuna etki eden faktörler genel olarak dört kategoriye ayrılmıştır.

Bunlardan ilki Andrew Mack’ın ortaya koyduğu irade modelidir. Büyük devletler girdikleri savaşların kendileri için hayati öneme sahip olduğunu düşünmez. Model bu haliyle zayıf olan tarafın asimetrik savaşı kazanma ihtimalinin yüksek olduğunu belirtmektedir. İkinci model ise Gil Merom’un öne sürdüğü rejim tipi modelidir. Merom’a göre demokratik devletler halka hesap verme yükümlülüğü bulunan siyasi yapılar olduğu için asimetrik savaşı yürütme iradeleri zayıf olacaktır. Üçüncü model Ivan Arreguin Toft’un öne sürdüğü stratejik etkileşim modelidir. Buna göre güçlüler doğrudan saldırdıklarında zayıflar gerilla yöntemini seçerlerse zayıflar, güçlüler doğrudan saldırıyı seçerlerse ve zayıflar doğrudan savunmada bulunurlarsa zayıflar kazanacaktır. Stratejik tercihler uyuşuyorsa güçlülerin eğer uyuşmuyorsa zayıfların kazanacağı temeline dayanmaktadır. Dördüncü model ise Jeffery Record’un savunduğu dış yardım modelidir. Temel olarak zayıf tarafın dış yardım alması durumunda kazanacağını belirtmektedir.[8] Modeller kendi içerisinde tutarlı olmalarına karşın günümüzdeki harp kavramı ve sonuçlarıyla bütün olarak uyumlu değillerdir. Asimetrik savaş gibi çok değişkenli ve oyunculu bir müsabakanın kesin sonucunu teorik olarak ifade etmek oldukça zordur.

Örneğin Anonymous global bir hacker çetesidir ve Türkiye’ye yönelikte saldırılar düzenlemiştir. Ancak Anonymous hiçbir zaman Türkiye’nin siyasi bütünlüğünü parçalayamaz bu bakımdan mutlak mağlup olarakta belirlenemez çünkü saldırıları Türkiye içerisinden ve dışarısından da alıcı bulmaktadır. Bu durumda asimetrik savaşın tarafları birtakım kazanımların yanında kayıplarda vermiş durumdadır. Bir başka örnekle Uganda’da eylemlerde bulunan terör örgütü Tanrı’nın Direniş Örgütü bu ülkeyi parçalayamamıştır bu bakımdan başarısızdır ve Uganda bütünlüğünü koruma konusunda başarı göstermiştir. Ancak siyasi talepleri ve toplumsal baskı yaratabilme faktörü sebebiyle de kendince başarılı olurken karşısındaki daha konvansiyonel aktörün ise hanesine başarısızlık yazılabilir.

Savaşların değişen koşulları, asimetrik savaşı da etkiledi ve onlarca çeşit savaş metodunun yanı sıra savaş sonuçlarının belirsizlikleri ve bir savaşın başka savaşa dönüşebilme ihtimali, asimetrik savaşa yönelik oldukça profesyonel ve entelektüel çalışmaların üretilmelerini gerekli kılar. Türkiye’nin kolluk teşkilatı ve silahlı kuvvetleri gibi legal resmi silahlı güçleri ve daha ötesinde yeni kurulması muhtemel silahlı birimlerinin, istihbarat teşkilatlarının varlığı asimetrik savaşlarda devletin başarı katsayısını yükseltir. Ancak silahlı kapasite artırımı ve dağılımı yanı sıra asimetrik tehditlerin zamanında belirlenmeleri ve buna uygun çözüm yollarının geliştirilmeleri de askeri nitelikli operasyonlar kadar önemlidir. Bir savaş yalnızca siyasi ve diplomatik sonuçlu gelişme olarak tanımlanamaz. Güvenlik çalışmalarına önemli katkılarda bulunan Stephan Walt, güvenlik kavramının askeri temelden farklı olarak yorumlanmasının asıl tehditlere yoğunlaşılamayacağı ve meselenin entelektüel tespitinin zarar göreceği kanısındadır. Savaş, asimetrik bile olsa sahadaki kinetik niteliğinden ayrı düşünülemez ve bu nitelik başarıda önemli bir katkıyı oluşturmaktadır. Savaşın ve asimetrik savaşın, askeri-kinetik yönüyle, düşünsel yönünü birbirlerine rakip göstermek ya da önem derecelerini yarıştırmak yerine birbirlerinin tamamlayıcısı olarak okumak daha isabetli bir savunma stratejisi olacaktır.

  1. Asimetrik Savaşlar ve Uygulama Sahaları

Asimetrik savaşlar kapsamında en yaygın olarak karşılaşılan ya da karşılaşılması düşünülen sahalar maddeler halinde sıralanarak açıklanmıştır.

a) Asimetrik Savaş ve Ayaklanma

Baskı yaratmak suretiyle organize olarak hükümetin otoritesini sarsmak ve yeni bir otoriteyle değiştirmek hedefi, ayaklanma olarak tanımlanmaktadır. Siyasi yapıların/devletlerin baskıcı veya dışlayıcı politikaları, kötü yönetim, başarısız devlet katsayısının yükselmesi, çökmüş devlet, komitacılık ayaklanmaya giden sürecin özellikleri olarak sıralanabilir. Ayaklanmanın başarıya ulaşabilmesi için bu topluluğu organize edecek ve toplulukla uyumlu kuvvetli bir liderin varlığı gerekir. Bunun dışında ayaklanan kitlenin ortak hedefler çevresinde birleştirilmesi, ayaklanmanın dış desteğe sahip olması, gerektiği yerde gerektiği zaman uygun eylemlerin gerçekleştirilmeleri, ayaklanmanın uzama ihtimaline karşı ayaklanmada yer alan grupların şiddet eylemlerini muhafaza edecek ya da başka bir evreye geçirecek adımların atılmaları genel gerekli unsurlardandır. İç sorunlara yol açan gelişmeler genellikle ayaklanmaya zemin olarak sunulurlar ve sonrasında uzun müddet telkin ve propagandayla hazırlanan kitlenin hedef ülkenin önemli noktalarında gösteri ve işgal eylemleri gerçekleştirmeleri istenmektedir. Kitlenin hedeflerine ulaşacağına inandırılması yani motive edilmesi ise oldukça önemlidir. Bu sebeple grup içi propaganda, gruba uyumsuzluk yaşayanların belirlenerek tasfiye edilmeleri ve dijital olanaklardan istifade edilerek istenilen algı düzeyi oluşturulur. Devletler, ayaklanma karşısında bütünüyle siyasi meşruiyetlerini kaybetmeseler bile zarar görürler. Kolluk ve silahlı kuvvetlerin ayaklanmaları bastırmada izlediği yöntemlerde bazı yanlış uygulamalara sebebiyet verilebilir ve bu durum ayaklanan kitle tarafından dış lobilere sunulur. Bu noktada ise hedef ülkeye yönelik rakip ülkelerin baskısı başlayacaktır. Ayaklanmanın bastırılma süreci disiplinli bir asimetrik harp stratejisinin uygulanmasını gerekli kılmıştır.

b) Asimetrik Savaş ve Terörizm

Tarihin sayfalarında izlerine rastlamakla beraber dünya siyasetinin önemli bir argümanı olan ve en çok misyon yüklendiği 20. Yüzyılı kan gölüne çeviren terör, 21. Yüzyılda da misyonunu sürdürüyor. Bu konuya ilgi duyan herkesçe bilindiği üzere; 1789 Fransız İhtilâli’nin önde gelen isimlerinden Robespierre, ihtilal öncesi hakimlik yaparken, verdiği idam cezalarından rahatsızlık duyarak görevinden istifa etmişti. Fakat aynı Robespierre 1789 İhtilâli sürecinde, ihtilâl karşıtlarını ‘’Terörün Saltanatı’’ olarak ifade edilen yönetim anlayışı ile acımasızca bertaraf etmiş, böylece terörizm teriminin ilk defa 1793-1794 yıllarında kullanılmasını ve tarihe kayıt düşülmesini sağlamıştır.[9] İhtilâl ve devletleşme süreciyle siyasi otoritenin yöntemi olarak tanımlanan terörizm, uluslaşma ve siyasi birliklerin tamamlanmasından sonra devletlere karşı silahlı grupların siyasi bir amaç elde etmek için kullandığı şiddet eylemlerini tanımlamaktadır. Terör örgütleri, devletlerin birbirlerine karşı destekledikleri vekil oyuncular olarak görev üstlenirken savunduğunu iddia ettikleri kitlelerin sömürülmesini sağlayan kanlı yapılanmalar oluşu asimetrik savaşlarla ilgisini de arttırmıştır. Savunma ve harp konularında akademik çalışmalar yürüten Türk ordusunda da görev yapmış eski General Toptaş, terör örgütlerinin halka yönelik şiddet içerikli faaliyetlerini asimetrik savaş kapsamında değerlendirmemektedir. Ona göre terör örgütlerinin iğrenç saldırıları ve bu saldırılarla mücadele, düşük yoğunluklu çatışma kapsamında düşünülüp terörizm ve terörizmle mücadele olarak yorumlanması ve kullanılması gerekmektedir.[10] Ancak düşük yoğunluklu çatışmalar da asimetrik harbin unsurları arasında yer almaktadır. Kavram terörizmle mücadele kapsamında tanımlansa bile asimetrik savunma ve saldırı biçimlerinin geliştirilmesini lüzumlu kılmaktadır.

c) Asimetrik Savaş ve Şehir Savaşları-Meskûn Mahal

Gayrı nizami faaliyetler kırsal bölgelerde doğmuştur. Ancak 1970’lerden itibaren bu mücadelenin şehirlere taşınması gerektiği yönündeki görüşler silahlı gruplar ya da teorisyenler tarafından açıklanmaya başlanmıştır. Bundan böyle şehirler, kırsala yoğunlaşan dikkatleri dağıtmak için ya da kırsaldaki silahlı faaliyetleri destekleyecek hibrit bir saldırı biçimini oluşturmak için değerlendirilmiştir. Ancak artık nüfusun Dünya’nın her yerinde şehirlere kaymış olması, özel bir meskûn mahal saldırı ve savunma biçimini beraberinde getirmiştir.

Şehirler ve meskûn mahal bölgelerinde terör ve benzeri unsurlar şehirlerin kapsamını göz önünde bulundurarak şu eylem biçimlerine başvurabilir:

– Saldırı

– Bir yerin basılması

– Bir yerin işgali

– Pusu kurma

– Sokak taktikleri

– Grev ya da boykot eylemi

– Silah, cephane ve patlayıcı madde depolarının boşaltılması

– Mahkumların kurtarılması

– İdamlar

– Adam kaçırmalar

– Sabotajlar

– Silahlı propaganda

– Sinir savaşı (Psikolojik harekât, dezenformasyon, bilgi harekâtı)[11]

– Yeni silahların temini yoluyla saldırılar

– Akıllı şehirlerin enerji ve önemli nakil hatlarına yönelik saldırılar

Bu çok boyutlu meskûn mahal saldırı olasılıklarının asimetrik savaşlar içerisinde daha ağırlıklı yaşanacağı bir döneme girilmiştir.

d) Asimetrik Savaşlar ve Siber

Ülkelerin, ülkeler tarafından devşirilen hacker gruplarının ya da hackerların, ülke güvenlik sistemlerini hedef almaları siber güvenlik sisteminin gelişmesine katkıda bulunurken, orduların içerisinde siber güvenlik birimlerinin kurulmasını beraberinde getirmiştir. Siber saldırılar kamu güvenliğini yalnızca doğrudan tehdit etmezler. Kamuoyu yönlendirme ve yanıltma etkinlikleriyle siyasi baskı amacı çok detaylı bir psikolojik savaş olarak görülmektedir.

Geçtiğimiz günlerde kamuoyuna yansıyan Mueller raporunda 2016 Başkanlık seçimlerinde Trump’ın Rusya tarafından desteklendiği ve Trump’ın kampanyasını yürüten ekibin Rusya’yla iş birliği içine girdiğine yönelik iddialarının somut delillere dayanmadığının ortaya çıkmasının ardından tartışmalar farklı bir noktaya evrildi. Özellikle demokratların yaklaşık iki yıldır gündemde tuttukları bu iddianın savcı Mueller tarafından soruşturulması ve nihayetinde Trump’ın ekibinin söz konusu süreçte herhangi bir dahlinin olmadığının netlik kazanması, Trump’ın iç kamuoyunda rahat bir nefes almasını sağladı. Soruşturma ile ilgili raporun gündeme gelmesinin ardından Trump yaptığı açıklamada, fake news konusuna dikkat çekmiş ve ABD anaakım medyasının sosyal ağlarda kendisi ve ekibinin Rusya ile iş birliği yaptığına yönelik “asılsız iddiaları” gündeme getirmesini şiddetli bir biçimde eleştirerek geleneksel medya araçlarının bu yolla fake news konusuna doğrudan destek verdiklerini ifade etmiştir.

Yakın dönemde fake news ve sosyal ağ tabanlı manipülasyonlar Fransa ve Almanya seçimlerine de damga vurmuştur. Seçimler öncesinde sosyal medya üzerinden sahte anketler paylaşılmış ve bu anketler gündemde uzun bir süre tartışılmıştır. Seçimlere gidilen süreçte bir site tarafından paylaşılan ankette Le Pen’in ilk turda yüzde 28,1 alarak seçimleri kazanacağı, diğer bir ankette aşırı sağ aday François Asselineau’nun ilk turda yüzde 56,91 oranında oy alacağı, başka ankette ise diğer bir aday Jean-Luc Melenchon’ü ilk turu kazanacağının iddia edilmesi sosyal medyada yapılan manipülasyonların türüne ilişkin de ipuçları vermektedir. Almanya’daki seçimlerde de İkinci Dünya Savaşından sonra ilk defa ırkçı ideolojiye sahip bir parti olan AfD’nin Federal Mecliste temsil edilmesi sosyal medyadaki sahte içerik ve bu içeriklerin etkin kullanılması ile yakından ilişkilidir. Benzer stratejilerle, aşırı sağda yer alan siyasi aktörlerin ana akım politik hayata girmesi, sosyal ağlarda yapılan bu ve benzeri manipülasyonların ne denli işlevsel olduğunu da göstermektedir.[12] Siber saha; saldırı, savunma, manipülasyon oluşturma, manipülasyona engel olma, hedef kitlenin alışkanlıklarını takip etme gibi operasyonların yaşandığı önemli bir asimetrik kulvarı oluşturmaktadır.

e) Asimetrik Savaşlar ve Teknoloji

Teknolojinin kuvvetli biçimde etkilediği sektörlerin başında askeri alan gelmektedir. Yeni savunma sistemleri ve teknolojik gereçler bu kulvara entegre edildikçe tabii ki personel sayıları azalmış ancak meslek içerisinde yeni uzmanlık birimleri ve sınıfları oluşmuştur. Örneğin hava savunma sınıfı bundan yirmi sene öncesine kadar yardımcı sınıfı oluşturmaktaydı ancak artık muharip kategoridedir ve hava savunma-taarruz sistemleri üstün bir uzmanlık ve mesai gerektiren harp sistemlerinin parçası haline gelmiştir. İHA ve SİHA sistemleri sahada personel kayıplarının önüne geçtikleri gibi, daha düşük rütbeli askerlerin bu sistemleri kontrol etmesiyle birlikte üst rütbelerin ‘Süper Kâse’ etkisiyle daha çok sistem dışına itilmesini beraberinde getirmiştir. Bu durum orduların yeni yapıları bakımından tartışılmaktadır. Ancak bu tip yeni teknolojik silahların kontrolsüz kullanılmaları sivil kayıpları yükseltmekte ve Amerika’nın, Pakistan’da karşılaştığı sorunlar gibi yeni tehditleri beraberinde getirmektedir. Suudi Arabistan petrol rafinelerine Husilerin, SİHAlar ile saldırı düzenlemeleri devlet dışı silahlı gruplarında yeni cihazlara erişimlerinin kolaylaştığını ortaya çıkarmaktadır ve merkezi hükümetler ve güvenlik bürokrasileri yeni bir istihbarat takip sistemini inşa etmek zorunda kalmışlardır.

Teknolojik gereçlerin gelişmesinin getirdiği mukayeselerden en önemlisi otonom sistemlerdir. Otonom sistemler şu anda üç bölümde incelenmektedir.

  • Yarı Otonom İşletim (döngü içinde insan): Makine bir görevi yerine getirir ve ardından devam etmek için insanın harekete geçmesini bekler.
  • Denetimli Otonom İşletim (döngü üstünde insan): Makine kendi başına sez, karar ve uygula döngüsünden geçer, ancak insan kullanıcı makinenin davranışını gözlemler ve istediği zaman durdurmak için müdahale edebilir.
  • Tam Otonom İşletim (döngü dışında insan): İnsan müdahalesi olmadan tamamen kendi başlarına ‘’sez, karar ver, uygula’’ döngüsünden geçerler. İnsan makineyi çalıştırmaya başladığında, makine insan kullanıcıyla iletişime geçmeden görevini yapar. İnsan ‘’Döngünün Dışındadır.’’[13]

Otonom sistemlerin ileriki yıllarda tam otonom hâle gelmesi savunma bilimcilerin ve hukukçuların üzerinde tartıştıkları ve kaygı duydukları güncel bir durumu oluşturmaktadır. Ancak günümüzdeki haliyle bile bu sistemler kullananlar bakımından operasyonel başarıyı yükseltmektedir. Akıllı mühümmatlar, robotik sistemler, otonom sistemler gibi yeni savaşların yeni figürleri devletlerin gerçekleştirdikleri operasyonlarda kolay ve rahat bir kulvarı var etmiştir. Ancak bu yeni savaş araç ve gereçlerinin asimetrik savaşların da enstrümanları olarak kullanılmaları ulusal güvenlik mekanizmalarını bir bakımdan da zor durumda bırakmıştır. Terör örgütlerinin, vekil aktörlerin ya da bireysel olarak yalnızlık sendromundaki eylemcilerin tekil olarak düzenleyecekleri saldırılarda internet üzerinden verilen siparişlerle parçaların teminleri ve silah geliştirilmesi ya da deepweb gibi mecralardan gerçekleştirilecek teminler oldukça kolay görülmektedir. Ancak örgütlü bir paramiliter grubun çok sayıda bu yeni teknolojik silaha sahip olması için başvuracağı yöntem bu silahları yine bir devlet üzerinden temin etmesi olacaktır. Soğuk Savaş dönemine damgasını vuran nükleer silahsızlanma anlaşmaları benzeri belgelerin yeni teknolojik silahlara yönelik düzenleneceği yönündeki varsayımlarda beraberinde gelmektedir fakat önemli nokta buna devletlerin ne oranda sadık kalacaklarıdır.

Savaşlar ve asimetrik savaşlarda kullanılan teknolojik silahlar yalnızca amaçlar için üretilen nesneler değildir çünkü bu yeni evre artık bütünüyle yaşamın kendisini etkileyecek seviyeye ulaşmıştır.

Çağ Temel Teknoloji Temel Yıkım
Makine veya Endüstri Çağı Buhar Makinesi

Yanmalı Motor

Elektirik

Kitleye ve Altyapıya Dair Herşey Fabrika süreçleri yararına mal üreten bireysel işler
Atom, Jet veya Uzay Çağı Jet Uçağı ve Uzay gemisi

Atom ve Güneş Enerjisi

Telefon

Hayata Dair Herşey Yavaş, verimsiz üretim süreçleri
Dijital Çağ veya Bilgi Çağı Bilgisayarlar

İnternet

Verilere Dair Herşey

Elle Kayıt Tutma

Fiziksel Dağıtım ve Ürünler

Artırılmış Çağ veya Zekâ Çağı Yapay Zekâ,

Akıllı Altyapı,

Dağıtılmış UX ve yerleşik programlama

Deneyime Dair Herşey

Deneyim ve Tavsiyeler

Tablo: Teknolojik Çağlar ve Yıkım Süreçleri[14]

Teknolojik ilerlemelerin klasik insan ve yaşantısına dair alışkanlıkları tamamen değiştirmesi beklenmektedir. Teknolojinin ordu ve özel şirketler arasında iş birliği ya da rekabete dayalı süreçlerle üretilmesi farklı silah sistemlerini, güvenlik güçlerini ve talimnameleri beraberinde getirecektir. Bu bakımdan asimetrik savaşlarda kullanılacak özel silah ve teknolojilerin takibi, patent-teknoloji casuslukları, teknolojik girişim refüzelerinin daha çok uygulanması beklenmektedir.

f) Asimetrik Savaşlar ve Fikir-Zihin İnşaları

Zihin kontrol ve algı yönlendirmeleri İkinci Dünya Savaşı döneminden itibaren sık olarak gündeme taşındı. Mançurya Kobayı oluşturma üzerine yapılan çalışmalar ve savaştan çıkan askerlerin rehabilitesi için Tavistoc Enstitüsünün faaliyetlerine hız verilmiştir. Günümüzde algısal yönlendirme-propaganda, siyasi iletişimden, pazarlama tekniklerine kadar uzun bir yelpazede faydalanılmaya çalışılan süreci ifade etmektedir. Ülkelerin imaj ve kavram çalışmalarını, yumuşak ve akıllı güç enstrümanlarıyla desteklemeleri, yeni medya ve yeni popüler bireyler üzerine yapılan çalışmalar cazibe veya korku merkezleri oluşturmak üzerine kurguludur. Asimetrik savaşların önemli bir boyutunu oluşturacak, algı yönetimi, propaganda ve zihin formatlama tekniklerinden sık olarak istifade edilmesi düşünülmektedir.

Şimdiye kadar süregelen propaganda geçmişine kulağını veren dikkatli bir dinleyici, birbiriyle uyumlu, ruha dokunan nağmeleri, orkestrasyonu müthiş bir incelikle yapılmış yüzlerce enstrümanın çaldığı aryaları işitebilir. Oysa yeni dönem metalik ve mekanik bir ve sıfır tınılarından ibarettir. Önceki dönemde bireyler de propaganda sonuçları açısından bir değişken vazifesi görülürken, yeni dönemde bireyler sistemin sabitleri olacaklar gibi görünmektedir. Bugüne kadarki propaganda anlayışının bütün sanatsal içeriğiyle ulaşmak istediği sonuçlar, sadece birkaç basit formülle ifade edilecektir. Birey her şeyi kendi özgür iradesiyle yaptığını düşünürken, dijital bir sistemin hükmettiği, geçmişte olduğundan daha yüksek oranda yönetilen konumunda olduğunun farkında olmayacaktır. Gördüğünün farkında olmayacak ama görecek, duyduğunu fark etmeyecek ama duyacaktır. Bilinçaltını tamamen ele geçiren propagandist, insanları kısa formüllerle ağlatacak ya da güldürecek, en barışçıl yüreklerden gözü kanlı otobot katiller yaratacak, tekdüze hayatlarını mekanik bir sessizlik içinde yaşayan sürülerden şehadet çığlıkları atan kitleler çıkaracaktır. Gelecek, insanoğlunun doğrudan bilgisayarların içerisine girerek bugün oynanan FPS (First Person Shooter) oyunların içerisindeki karakterlere dönüştüğüne şahit olacak gibi görünmektedir.[15] Google gibi teknoloji şirketleri teknolojiyle doğrudan ilgisi bulunmayan zihin faaliyetlerine de yönelmiştir ve bu alana yüklü bütçeler ayrılmıştır. Elon Musk’ın çip projesi de ilerleyen dönemde yayılarak sağlıklı insanların da kullanacakları sıradan gereçler arasında yer alacaktır. Bu durumda insanları hacklemek, insanların bu yeni uzuvlarını provoke etmek ya da devre dışı bırakmak gibi savaşlar, asimetrik savaşın küçülerek insan ve insan vücudu-zihni özelinde yürütüleceğini kanıtlamaktadır.

  1. Asimetrik Savaş İncelemeleri: ABD-Rusya ve Türkiye Örnekleri

Asimetrik savaşın genel olarak ne biçimde yürütüldüğü konusunu ülkeler üzerinden açıklamak daha doyurucu bir sonuca ulaşmamıza sebebiyet verecektir. Hemen her ülke ve birim asimetrik savaşın unsuru olmalarına rağmen en büyük askeri harcamaya sahip olan Amerika Birleşik Devletleri, bölgesel güç haline gelen ve ordu millet geleneğine sahip olan Rusya ve son yıllarda başarılı bir asimetrik savaş sınavı vermiş olan Türkiye üzerinde durulacaktır.

a) Asimetrik Savaş ve ABD

Amerikan ulusal güvenlik kavramı ve istihbaratının kurumsallaşma süreci 1940’lardan itibaren başlayan bir süreci ifade etmektedir. Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın kurulmasıyla birlikte örtülü operasyon faaliyetlerini yürüten Amerika kimi zaman çıkarları doğrultusunda özellikle Güney Amerika bölgesinde konvansiyonel müdahalelerden de kaçınmamıştır. Amerikan toplum modeli ve demokratik mekanizmasının cazibe merkezi olarak üniversiteler, think tanklar, sinema filmleri ve müziklerle öne çıkartılması 1990’larda ortaya atılan yumuşak güç savaşlarında bu ülkeye önemli bir katkı sağlamış olacaktır. Askeri üsleri ve operasyonlarını, yumuşak güç faaliyetleri, ekonomik yaptırımları, askeri şirketler ve vekil aktörlerle destekleme yöntemiyle pek çok askeri ve sivil lideri yetiştiren ve ayaklanma, düşük yoğunluklu çatışma, sivil darbe gibi eylemlerde de yer almak suretiyle asimetrik savaş düzeyindeki başarısı öne çıkmaktadır. Körfez savaşında propaganda boyutunu farklı bir seviyeye taşımak suretiyle yoğun dezenformasyon ve algı çeşitlendirmesi bu ülkenin asimetrik savaş birikimine önemli katkıda bulunmuştur. Ancak asimetrik savaş düzeyinin yüksekliği bu düzeyin her daim aynı seviyede kalacağını nitelemez. İkinci Körfez Savaşında artık birincisinden ders çıkaran Irak vardır ve Enformasyon Bakanlığı özellikle Muhammed el-Sahaf yürütülen propagandalara karşı El Cezire ve Abu Dabi Tv merkezli karşı algı sürecini işletmişlerdir. Ancak Irak’ın işgali ile Irak Ordusu ve paramiliter milislerin birbirlerine düşürülmeleri ve çoğu komutanın silah bırakmaya zorlanması bu ülkedeki siyasi yapıyı değiştirmiştir. Amerika konvansiyonel, hibrit ve asimetrik başarısıyla Irak yönetimini değiştirebilmiştir ancak asimetrik başarı düzeyini sürdüremediği için Irak’ta ulus inşası son derece başarısız sonuçlanmış ve ülkeden çekilme kararı almıştır.[16]

b) Asimetrik Savaş ve Rusya

Çarlık döneminde Osmanlı İmparatorluğu’na karşı Balkan bölgesini ayaklandırma faaliyetlerinin yanı sıra İngiltere ile diplomatik kuşatma ve askeri operasyon hamlelerini sürdüren Rusya, komünist rejimle birlikte iç cephede muhalif unsurları tasfiye etti ve dış cephede ise çok sert askeri/konvansiyonel operasyonlar düzenlemiştir. Soğuk Savaş’ın yapısına göre hibrit ve asimetrik savaş düzeyine ağırlık vermeye başlayan Rusya’nın, Afganistan ile zirveye çıkan yeni harp modeli Ukrayna ve Kırım[17] ile devam etmiştir. Ukrayna’da yürütülen savaşta paramiliter gruplar olarak genellikle Rus eski askerlerden istifade edilmiştir. Ancak Rusya paramiliter grupları[18] sahiplenmemiştir. Ukrayna’da yaşanan olayların tamamen bir iç çatışma olduğu, silahların özel şahıs veya gruplar tarafından temin edildiği, Rus askerlerinin değil, yerel halktan oluşan öz savunma güçlerinin savaştığı, Rus ordusuyla bağlantılı olduğu iddia edilen kişilerin, ordudan atılan kişiler olduğu ve muvazzaf Rus askerlerinin bulunmadığı yönündeki açıklamalar kamuoyu ile paylaşılmıştır.[19] Rusya’nın bu stratejiye başvurmak suretiyle uluslararası tepkiyi yatıştırmak niyetinde olduğu söylenebilir. Ancak gerek ABD gerekse Avrupa Birliği’nin yaptırımları sebebiyle bu ülke milyarlarca dolarlık yükün altına girmiştir. Bu durum yeni savaşların, eski savaşlara göre daha düşük maliyete sebep oldukları yönündeki oldukça geçerli varsayımını ortadan kaldırmaktadır. Bu durum eski ve yeni savaş kavramının tam olarak ayrılamadığını ve yürütülecek asimetrik savaşın eski ekolden de eser taşıyacağını göstermektedir. Ukrayna müdahalesi bir anlamda Kiliseler savaşı kavramını da gündeme taşımıştır. Din ve propaganda binlerce yıldır uygulanan bir stratejidir. Rusya’nın, pan-Ortodoks ideolojisini, Rus milliyetçiliği ve militarizmiyle desteklemesi, bu savaşların Rus halkı nezdindeki kabul seviyesini yükseltmeyi ve Doğu Ukrayna üzerindeki sempatisini pekiştirmeyi amaçlamaktaydı. Neticede Ukrayna kendi kilisesini kurdu ve asimetrik savaşların, inanç-kültür boyutu da hesap edilmesi gereken bir kavram olarak savaş ve istihbarat analistlerinin gündemini oluşturmuştur.

c) Asimetrik Savaş ve Türkiye

Türkiye’nin siyasi ve güvenlik kodunda asimetrik savaş kavramı bulunmaktadır çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına sebep olan İstiklâl Harbi bir asimetrik nitelikle başlamıştır. Mondoros Anlaşması, Türk ordusunun terhisini ve ordunun silahlarına el koyulmasını gerektirmekteydi. Ordu terhis edildi ancak bölgesel milisler oluşturulduğu gibi envanterden kaçırılan silahlar milli kuvvetlere dağıtıldı. Böylece gayrı nizami harp esasına göre askeri nitelikli savunmanın yanında, propaganda, dini fetva, yardım toplama, siyasi meşruiyet için ise yeni bir Millet Meclisi teşkilatlama, asimetrik harbin genel niteliğini oluşturmuştur. Kuruluşundan sonra ise Hatay ve Kıbrıs çıkarmaları sınırların ötesine yönelik özel bir harbi gerektirmiştir. Türkiye’nin asimetrik harp birikiminin yoğun biçimde ve sınır güvenliği/ileriden güvenlik için uygulandığı dönem ise tam anlamıyla 2016 ve sonrasına denk düşmektedir. ABD’nin, Irak operasyonuyla birlikte otonomlaşma sürecine giren Kuzey Irak aktörleri, Türkiye bakımından çözümlenmesi gereken yeni bir süreci doğurdu. Ancak terör örgütü PKK’nın siyasileşme ve şehirlerde de boy gösterme faaliyetleri Türkiye’nin yeni bir savunma politikası oluşturmasını gerekli kılmıştır. 24 Ekim 2015 yılında Türk Hava Sahası’nı ihlâl eden Rus uçağının düşürülmesinden sonra, Türkiye’nin yalnızlaştırılma ve kuşatılma süreci başlatılmıştır. Rusya, Suriye-Ermenistan-İran’da askeri varlığını yükseltirken, NATO ise Patriotların kullanılamayacağını belirtmiştir. Bütün bunların dışında ise 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişiminin yaşanması ile güvenlik bütünlüğü sarsılmıştır. Türkiye, darbe girişiminden sonra ilk olarak Rusya’yı ziyaret ederek dış politika çeşitliliğini yükseltmiş ve akabinde 24 Ağustos tarihinde başlatılan Fırat Kalkanı Harekâtı ile Suriye’ye yönelik gerçekleştirilen harekâtların devamını sağlamıştır. Fakat doğu ve batı bloğunun eşzamanlı Türkiye’yi hedef alan söylem ve eylemleri devam etmiştir. Türkiye ise askeri güçleri ve istihbaratının yanı sıra bölgedeki yerel silahlı unsurlardan faydalanarak vekalet savaşını başarılı yürütmüştür. Suriye’ye yönelik girişilen asimetrik savaşın askeri boyutu başından sonuna bütün olarak aynı organizasyon yapısı üzerine kurulu değildir. Fırat Kalkanı özel kuvvetlerle yapılırken Zeytin Dalı’nda ikinci ordu ön plana çıkmış, Barış Pınarı’nda ise Genelkurmay Karargâhı çok daha etkili olmuştur.[20]

Harekâtı boyunca bölgede işgalci olmadığını ve sınır güvenliği için bulunduğunu sık olarak gündeme getirerek hem bölge halkının gönlünü kazanmaya hem de uluslararası hukuka riayet ettiğine yönelik imajını güçlendirmiştir. Kendisine yönelik gerçekleştirilen algı ve psikolojik savaş yöntemlerinde ise Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Anadolu Ajansı ve sivil toplum kuruluşlarının zamanında cevapları psikolojik harekâtın çürütülmesinde önemli rol oynamıştır. Fırat Kalkanı Harekâtı’nın neredeyse Malazgirt Zaferi ile aynı tarihe denk getirilmesi, Afrin merkezine Türk Sancağı’nın, Çanakkale Zaferinin tarihi olan 18 Mart günü dikilmesi, Azerbaycan zafer kutlamalarında ise Azerbaycan ordusunun şehit sayısı kadar TSK personelinin törenlerde yer alması yeni savaşların, psikolojik boyutundaki subliminal etki/mesaj yönteminin uygulanmak istendiğini ortaya koymuştur.

  1. Türkiye İçin Kurgulanan Bir Güvenlik Teorisi: Cumhurbaşkanlığı Asimetrik Harple Mücadele Ofisi

Asimetrik savaş ve bu savaşın dönüşümündeki değişimlerin incelenmesinden sonra bu alana yönelik yeni bir yapının kurulması devlet mücadele eşiğinde başarı oranını daha da yükseltecektir. Türkiye’nin yeni idari yapısı 16 Nisan 2017 referandumundan sonra Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olarak belirlenmiştir ve sisteme özgü düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkındaki Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin Cumhurbaşkanlığı Ofislerinin kuruluşuna ilişkin bölümüne göre, verilen görevleri yerine getirmek üzere Cumhurbaşkanlığına bağlı, özel bütçeli, kamu tüzel kişiliğini haiz, İdari ve mali özerkliğe sahip, Dijital Dönüşüm Ofisi, Finans Ofisi, İnsan Kaynakları Ofisi ve Yatırım Ofisi kurulmuştur.[21] Son dönemde dijital gelişmedeki olanaklara bağlı olarak öne çıkan özellikle dijital dönüşüm ofisi ile kamuoyu, bu yapılara daha alışkın hale gelmiştir.

Sistemle uyumlu olan ve Cumhurbaşkanlığına bağlı Asimetrik Harple Mücadele Ofisi’nin hayata geçirilmesi bu alana yönelik eksikliği giderecek bir çalışma olacaktır. Ofis, diğer Cumhurbaşkanlığı ofisleri mahiyetiyle benzer sorumluluğu üstlenecektir fakat tabii ki görev ve çalışma biçimleri farklılık gösterecektir. Bu bakımdan Asimetrik Harple Mücadele Ofisi, stratejik istihbarat üretme maksadıyla oluşturulmuş bir birim olmadığı gibi yurt sathında veya dışında herhangi askeri ve benzeri operasyon icra etme yetkisi de bulunmamaktadır. Ofis, asimetrik harbe yönelik gerekli fikri çalışmaların yanı sıra koordine ve geri bildirim faaliyetlerinde bulunmalıdır. Buna göre genel olarak Ofis’in görevleri şu biçimde sıralanabilir:

a) Cumhurbaşkanı ve Milli Güvenlik Kurulu tarafından belirlenen amaçlara uygun politika ve stratejiler üretmek.

b) Kamunun ve toplumun karşı karşıya kalacağı asimetrik harp tehditlerini belirlemek ve bu tehditlere yönelik yol haritası hazırlamak.

c) Asimetrik harple mücadelenin uygun zeminini oluşturabilmek için en başta düşünce kuruluşları ve akabinde diğer sivil toplum örgütleri ve çevrim içi topluluklarla uygun çalışma ve içerik geliştirebilmeye yönelik faaliyetlerde bulunmak.

d) Asimetrik harbin yeni vasıtaları olan gelişmiş teknolojik silahların uluslararası platformlar nezdinde takibini gerçekleştirmek.

e) Asimetrik harbin yeni vasıtaları olan gelişmiş teknolojik silahların ulusal platformlar nezdinde takibinde bulunmak ve bu hususta gerekli görüldüğü durumlarda danışmanlık gerçekleştirmek.

f) Asimetrik harp ile ilgili yeni kavram, çözüm, öneri, savunma metodlarını kolluk kuvvetleri, silahlı kuvvetler ve istihbarat teşkilatlarına sunmak.

g) Gerekli olduğu durumlarda Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında temsilci bulundurmak ve görev alanı ile ilgili brifing vermek.

h) Görev alanıyla ilgili olarak lüzumlu kamu kurumlarından bilgi temininde bulunmak.

i) Görev alanıyla ilgili olarak şahıs ve tüzel kişiliği bulunan özel kurum veya sivil toplum kuruluşlarından Cumhurbaşkanı onayıyla bilgi temin etmek.

j) Cumhurbaşkanınca verilen diğer görevleri yapmak.

Ofisin idari yapılanmasında bulunması muhtemel dairelerin görevleri ise aşağıdaki biçimde sıralanabilir.

A) Asimetrik Harple Mücadele Ofisi Koordinasyon Daire Başkanlığı

1) Asimetrik harple mücadeleye yönelik stratejilerin tam olarak belirlenebilmesi için diğer kurumlarla koordinasyon sağlamak.

2) Asimetrik harp sahasıyla ilgi teknik birikimin arttırılması için gerekli projeleri hazırlamak.

3) Temin ettiği envanterle ilgili raporlamayı ve tavsiye içeriğini oluşturmak.

4) Savaş ve asimetrik savaş tecrübesi bulunan sivil ve askeri personele yönelik çalışmalarda bulunmak.

B) Asimetrik Harp Yeni Teknolojiler ve Kaynak Yönetimi Daire Başkanlığı

1) Asimetrik harbin ilgi ve kullanım alanı dahilindeki dünyadaki güncel teknolojik ilerlemenin takip edilmesi.

2) İlgili ülkelerde açık kaynaktan toplanan verilerin sınıflandırılması ve kısa, orta, uzun vadeli teknolojik saptamaların hazırlanması.

3) Asimetrik harbin karşılanması ve üretilebilmesi için Savunma Sanayii, Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi ve savunma şirketleriyle iş birliği yapmak.

4) Asimetrik harbe yönelik genel kaynak ve personel gücünün değerlendirilmesine yönelik raporları hazırlamak.

C) Asimetrik Harp Uzmanlık ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı

1) Asimetrik harple ilgili uzman personelin belirlediği esaslar doğrultusunda yeni harp metodlarını geliştirmek.

2) Asimetrik harp uygulama raporları ve sonuçların değerlendirilmeye tabi tutulması suretiyle tavsiye kararlarda bulunmak.

3) Asimetrik harp konusunda uzman ve ofis personeli olmayan TC vatandaşı ya da yabancı uyruklu kişilerden ofisin görev mahiyeti doğrultusunda ortak çalışmalar yürütmek.

D) Asimetrik Harp Güvenlik Dairesi Başkanlığı

1) Asimetrik harp ofisinin Koruyucu Güvenlik uygulamasını yerine getirmek siber ve fiziki ortamda ofis bina, demirbaş ve envanterini muhafaza etmek.

2) Ofise karşı gerçekleştirilecek siber, algı vs saldırılarda güvenliği temin etmek.

E) Asimetrik Harp Uluslararası İlişkiler Dairesi Başkanlığı

1) Türkiye’ye karşı girişilen asimetrik harbe yönelik açıklamaların başta Cumhurbaşkanlığı İletişim Dairesi ile koordinasyonla gerçekleştirilmesinin sağlanması.

2) Ofisin yurtdışı temsilcilikleriyle ilgili çalışmaların düzenlenmesi.

3) Yurtdışında ofis görev sahasıyla ilgili çalışmaların takip edilmesi.

4) Yurtdışında ofis görev sahasıyla ilgili olarak kültürel ve entelektüel çalışmaların yürütülmesi.

Asimetrik Harple Mücadele Ofisi Gözlem Komisyonu

Ofis bünyesinde, asimetrik harbin doğası, gelişmesi ve sonucuna katkıda bulunan kurumların faaliyet takibi ve ortak etkinliklerin yanı sıra bu konularda gerektiğinde bilgilerine başvurulacak personelin takibi için her sektöre uygun düşen bir gözlemci belirlenmeli ve bu gözlemcilerin oluşturacağı komisyon, ofis başkanına bağlı olarak görev üstlenmelidir. Komisyon gözlemcilerinin sorumlu olacağı sektörler şu biçimde sıralanmalıdır:

– Düşünce Kuruluşları

– Üniversiteler

– Savunma

– Kamu Kurumları

– Finans Şirketleri

– Startuplar

  1. SONUÇ

Günümüzde savaşlar düşman, halk ve asimetrik düzeyde verilmektedir. Asimetrik savaşların fazlalığı devletlerin kamuoyu nezdindeki yükünü azaltırken, uluslararası hukuk düzeyinde kaçış noktalarının aranmasından yeni harp metodlarının gelişimine katkıda bulunmasına kadar çeşitli alanlarda sağladığı getiri ile açıklanabilir. Dünya’da konvansiyonel savaşın yaşanma ihtimali askeri teorisyenlerce oluşturulmaktadır. Ancak topyekûn bir savaşta bile asimetrik unsurlar bulunacağından asimetrik düzeyde harp profesyonelliği, konvansiyonel savaşın sonucunu da etkileyecektir.

Savaşların dalgalı düzeyi olduğu da mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Konvansiyonel bir savaş asimetrik savaşa dönüşebileceği gibi asimetrik savaşta konvansiyonel savaşa dönüşebilir ve farklı düzeylerde hibrit savaş seçenekleri belirebilir. Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşında konvansiyonel savaşı kaybetmiştir. Ancak daha sonra başarılı bir asimetrik savaş başlatmıştır. Asimetrik savaşı ise konvansiyonel bir düzeye ulaşmıştır. Konvansiyonel savaş ise sonrasında başarılı bir hibrit savaş koşullarını doğurmuştur. Postmodern güvenlik toplumunun gerekliliklerine göre Türkiye’nin siyasi yapısına uygun olarak Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Asimetrik Harple Mücadele Ofisi’nin faaliyete geçirilmesi güvenliğin merkezden çevreye boyutunu ve sektörleşme kademesindeki başarısını yükseltecektir. Bu yönde bir yapının faaliyete geçirilmesi kurumlar arası çatışmayı beraberinde getirmez çünkü yapı bu haliyle ulusal bir istihbarat birimi seviyesinde oluşturulmayacaktır. Birimin bakanlıklar ya da diğer kurumlarla rekabet halinde bulunacağı yönündeki görüş ise geçerli olabilir. Ancak her demokratik devlette kurumların rekabeti söz konusudur. Kurumsal rekabet ulusal güvenlik birikimine katkı yapacaktır. Asıl kaçınılması gereken konu kurumsal çatışmadır. Yasalarla kurumların işleyiş koşul ve çevresi keskin olarak belirtilip, etkin koordinasyon ve denetim mekanizmasıyla birlikte çatışma düzeyi asgariye indirilmiş olunacaktır.

Savaşın yeni doğasının gerekliliklerinden en önemli unsuru savaşın her daim devam ettiği gerçeğidir. Bu sebeple asimetrik savaşlarda karşılaşılabilinecek başarısız sonuçlar, mutlak bir son bulunmadığı için aktif bir geri besleme ve değerlendirme sürecini lüzumlu kılmaktadır. Sovyetler Birliği, Afganistan’da 1979’dan itibaren yürüttüğü ve asimetrik tonunun yüksek düzeyde setrettiği savaşta başarısız olmuştur. Ancak Rusya ilerleyen yıllarda gerçekleştirdiği Ukrayna ve Kırım müdahalelerinde, Afganistan’da da yer alan askeri ve sivil unsurlarından da faydalanmıştır ve arzu ettiği sonuca göre başarılı olmuştur. Türkiye’nin herhangi bir asimetrik tehdit ve savaşta başarısız olma ihtimali devam eden savaşlarda da başarısız olacağı anlamına gelmemektedir. Asimetrik savaş ve saha tecrübesi bulunan kadrolardan yeniden istifade süreçlerinde, Asimetrik Harple Mücadele Ofisi’nin etkin bakımdan rol alması bu yeni mekanizmanın işlevleri arasında yer almalıdır. Bu takip sistemi ve bilgi düzeyinin farklı alanlarda uzman biçimde yansıtılma misyonu, ofisin ve Türkiye’nin tam olarak asimetrik ve ötesindeki harp düzenine hazır olmasını sağlayacaktır.

Rif: Elledi transfer 100,000 Euros dated 26-01-2021


Good morning,

Thank you for your mail,

We have sent bank transfer balance 100,796.20 to apply at invoice: DIN471A-360!

I have to remind our HS code from Beijing is 29329990.99.

We don’t do other code so I remind and because FOB please confirm with your forwarder after custom clearance , your forwarder should give me tracking no or AWB.

Attached you will find the swift, yesterday we sent

Best Regards,

Marie Azar

Email: info@aounfood.com | Web: www.aounfood.com

Address: Plot 2233 Industrial City Mazraat Yachouh, Metn, Lebanon

PSave a tree. Don’t print this e-mail unless it’s really necessary!

From: Hassan Kobeissy [mailto:supplyleb@hamadaent.com]
Sent: Tuesday, December 12, 2017 12:35 PM
To: ‘Aoun Food Co’
Cc: mustapha@hamadaent.com; ‘Roda Jammal’; Ahmad Jammal; ‘Ali Bardan’
Subject: *Aoun 16 Dec 2017

Dear Marie,

Good day

Looking forward to receiving your reply

Best regards,

Hassan Kobeissy

Export Coordinator

Roda Commercial Ventures (Subsidiary of Hamada Ent.):

Headquarters: 33 Warehouse Road, Apapa, Lagos, Nigeria.

Adam Export Office (Subsidiary of Hamada Ent.):

Headquarters: Biir Hassan, Al Sharif Bldg, Ground Floor,Beirut, Lebanon.

Nigeria: Mob: +234 803 636 3333 +00 234 1 7753069

Lebanon: Tel: +961 1 826318 Fax: +961 1 825115

Skype: Hassan.kobeissy

remittance-cable-from-the-bank.docx

MİT DOSYASI /// VİDEO : GAZETECİ EREN TALHA ALTUN’un, İSTİHBARAT UZMANI ERKUT ERSOY ile RÖPORT AJI aşağıda !!!! – Ortam : YOUTUBE (7 Bölüm)


GAZETECİ EREN TALHA ALTUN’un, İSTİHBARAT UZMANI ERKUT ERSOY ile RÖPORTAJI aşağıda !!!! – Ortam : YOUTUBE (Toplam 7 Bölüm)

VİDEIO LİNK :

https://youtu.be/rBI8zXIz4-E?list=PLsCWhlXdyws6S-8OEUDFyNAV7JEr0j6mU

https://youtu.be/M639zGRXpoQ?list=PLsCWhlXdyws6S-8OEUDFyNAV7JEr0j6mU

https://youtu.be/78RB1L4wE88?list=PLsCWhlXdyws6S-8OEUDFyNAV7JEr0j6mU

https://youtu.be/sFSPeChm2hg?list=PLsCWhlXdyws6S-8OEUDFyNAV7JEr0j6mU

https://youtu.be/IhyopD95Hq8?list=PLsCWhlXdyws6S-8OEUDFyNAV7JEr0j6mU

https://youtu.be/8gXuuzbH4eg?list=PLsCWhlXdyws6S-8OEUDFyNAV7JEr0j6mU

https://youtu.be/rp_b9OIN0tI?list=PLsCWhlXdyws6S-8OEUDFyNAV7JEr0j6mU

PARAPSYCHOLOGY & MYSTERY FILES : ALL THATS INTERESTING – PART 39


ALL THATS INTERESTING – 39

NOT : RESİMLERİN ALTINDAKİ YAZIYA TIKLADIĞINIZDA İLGİLİ SAYFA AÇILIR.

People Hate Vegans As Much As Bigots Hate Minorities, Hunter Gored To Death By Deer He Thought He Killed, And More

giant-pumpkin-boat-1.jpg

A Farmer In Tennessee Grew A 910-Pound Pumpkin And Then Carved It Into A Kayak

vegan-bias.png

People Hate Vegans As Much As Bigots Hate Minorities, New Study Finds

Research has also suggested that vegans are far more despised than vegetarians.

worlds-oldest-pearl-1.jpg

This 8,000-Year-Old Pearl Is Believed To Be The World’s Oldest

deer-gore.jpg

Arkansas Hunter Gored To Death By Deer He Thought He Killed

When the 66-year-old hunter approached the deer’s body, the animal suddenly sprang up and fought back.

rat-driving-small-car.jpg

Scientists Built Little Cars And Taught Rats How To Drive Them

Researchers built tiny cars and trained rats to drive them, using Froot Loop cereal pieces as rewards.

five-convicted-hitmen-in-guangxi-court.jpg

Five Reluctant Hitmen Now Behind Bars After Passing Around A Failed Job Like A Hot Potato

By the time the fifth hitman was offered money to do the job, the sum had been reduced to a measly $14,000.

first-african-american-face-transplant-1.png

Robert Chelsea Is The First African American Man To Receive A Full Face Transplant

"It’s the first time I’ve used the word miracle."

chris-the-sheep-outdoors.jpg

Chris, The World’s Wooliest Sheep, Has Died At Age 10

tedzu-mount-fuji.jpg

Japanese Hiker Livestreams His Own Tragic Fall On Mount Fuji

william-dafoe-shadow-vampire-og-2.jpg

This Physicist Built An Online Calculator Of Humanity’s Survival Odds In A Vampire Apocalypse

crocodiles-open-jaws.jpg

11-Year-Old Girl Wrestles With Deadly Crocodile To Save Her 9-Year-Old Friend

Fortunately, neither of the girls were seriously injured after the incident.

ERMENİ SORUNU DOSYASI : Gizli Belgelerde Fransa’nın Ermeni Polit ikası


SURİYE-BÜYÜK ERMENİSTAN-KÜRT DEVLETİ-FRANSA

Gizli Belgelerde Fransa’nın Ermeni Politikası)

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

Ermeni iddialarına sınırsız destek veren ülkelerin başında Fransa gelmektedir.

Belli bir eğitimden geçmiş hemen her Fransız, ilk kez tanıştığı bir Türk’e mutlaka Ermeni soykırımı iddialarını içeren

cümleler kurar. Ermeni iddialarını dile getirirken, konuya tam anlamıyla hâkim olduklarını kanıtlamaya çalışır. Onları dinleyen de, Fransızların 1915 olayları ve Ermeni sorunu

konusunda uzman olduğunu düşünür. Fransızların konu hakkındaki taraflı bilgilerinin kaynağı ise Fransa’daki eğitim

sisteminden kaynaklanmaktadır. İlköğretim ve lise ders kitapları Ermeni Soykırımı olduğunu anlatan sayfalarla doludur. Öğrenciler bu konu üzerinde ödevler hazırlayarak, sunumlar yaparak not alırlar. Çocuk yaşlardan itibaren böylesi bir eğitim sisteminden geçen Fransızlar da Ermeni tezlerinin savunucuları olurlar.

Fransa’da Lise 3. sınıflarda okutulan, Jean Michel Lambin’in yazdığı ve Hachette yayınevi tarafından 2003’te yayımlanan tarih kitabında Balkan Savaşları konusu işlenirken, “Petit Journal” dergisinin 1912 yılında yayımlanan bir sayısının kapak resmi kullanılmış. Resimde, sakallı, sarıklı, şalvarlı tasvir edilen Türk askerleri, din adamlarını ve sivilleri kılıçtan geçirirken görülüyor. Resimde ayrıca, yerde kanlar içinde yatan insanlar da yer alıyor. Kapakta ise, “Türklerin 1912’deki Sırp Katliamı” ifadesi kullanılmış.

Kitabın 170. sayfasında Türklerin ne denli acımasız olduğu anlatmak için, “Türkler, 1875’te, Bosna, Karadağ ve Bulgaristan’daki halk isyanlarını bastırmak için büyük katliamlar yaptı” ifadesi öne çıkarılmış.

Yine aynı kitabın 176. sayfasında, “Rus işgalcilerle işbirliği yaptıkları gerekçesiyle Türkler tarafından tehcir edilen ve 1 milyondan fazlası katledilen Ermeniler…. Bu katliam, 20. Yüzyılın ilk soykırımıdır..” gibi ifadeler yer alıyor. Hemen bir sonraki sayfadaki fotoğrafta da, Ermenilere ait olduğu iddia

edilen kesik başların arkasında poz veren ve Türk olduğu öne sürülen 3 asker var.

Lise 3. sınıflar için önerilen ve Rouen Üniversitesi öğretim üyesi Monique Rolland Simion’un hazırladığı, Magnard yayınevi tarafından 2003’te yayımlanmış bir başka tarih

kitabında ise Bulgar Katliamı konu ediliyor. Kitaptaki temsili resimde, Vidin Kalesi önünde kazıklara takılmış ve Bulgarlara ait olduğunun altı çizilen kesik başların yanında bir Türk askeri, arka planda bir minare görülüyor. Resmin altında ise; “Türklerin 1786 Bulgar Katliamı” yazıyor.

Yine Lise 3. sınıflar için önerilen bir başka tarih kitabını da, Laurent Bourquin hazırlamış, baskısını 2003’te Belin yayınevi

yapmış. 182. sayfada, “20. Yüzyılın ilk soykırımı” başlığı altında 1915 olayları ele alınırken, “Türkler, Ruslarla işbirliği yaptığından şüphelendikleri Hıristiyan Ermenileri kitleler

halinde sürgüne gönderildiler. Bu sırada 2 milyon Ermeni yaşamını yitirdi” ifadesi kullanılıyor.

Nathan yayınevinden 2003’te çıkan, Guıllaume le Quintrec tarafından hazırlanmış tarih kitabında ise ilginç bir iddia atılıyor

ve Ermenilerin kitle imha silahları kullanılarak yok edildiğine dikkat çekiliyor. Birinci Dünya Savaşı’nın konu edildiği bölümün 188. sayfasında, “Artık savaş endüstriyel bir

boyut kazanmıştı. İnsanları topluca imha etmek için yeni silahlar kullanılıyordu. Bu silahlardan biri de gaz bombalarıydı. Türkler, 1915’te Ermeni yerleşim bölgelerinde bu silahları kullanarak, toplu katliamlar yaptılar…” ifadeleri kullanılıyor.

Yine aynı kitabın 191. sayfasında, “Osmanlı İmparatorluğu yerini Anadolu topraklarında kurulan ve Ermeni soykırımı suçlusu olan Türkiye’ye bırakır” ifadesi yer almaktadır.

2003’te Hatier yayınevi tarafından basılan, Guillaume Bourel ile Marielle Chevalier tarafından hazırlanmış Lise 3. sınıflara

yönelik tarih kitabında 1915 olayları konu edilirken şu ifadelere yer veriliyor, “1915’te Osmanlı Devleti’ndeki Ermeniler gerçek bir soykırım yaşadılar. 1,5 milyon Ermeni katledildi.”

Yine liseler için Marie Helene Baylac’ın hazırladığı, Bordas yayınevi tarafından 2003’te yayımlanan tarih kitabında, iki sayfanın özellikle Ermeni soykırımına ayrıldığına

dikkat çekiliyor. 20. Yüzyılın ilk soykırımı olduğu iddia edilen 1915 olayları için, “Lozan Anlaşması ile unutturulan Ermeni soykırımını, Fransa, Ulusal Meclisin,

18 Ocak 2001’de kabul ettiği bir yasa ile tanıdı” ifadesi kullanılıyor. Ayrıca, yazdığı “Ermeni Trajedisi” adlı kitapla tüm Fransa’yı soykırıma inandıran Fransız tarihçi Yves Ternon’un bir makalesine de yer veriliyor.

Fransız ilköğretim okullarında, mutlaka kullanılması istenen 2 ansiklopedik sözlükten biri de, “Dictionnaire Hachette Encylopédique İllustré”dir. Hachette yayınevi tarafından 1997’de yenilenen sözlükten Ermeni ve Ermenistan sözcüklerinin karşılığını arayan 7-8 yaşındaki Fransız çocukları, 111. sayfada, “Türkiye, İran ve Gürcistan arasında paylaşılan Ermenistan’ın en büyük parçası Türkiye’nin elindedir… Türklerin egemenliğini kabul eden Hıristiyan halk Ermeniler 17. Yüzyıldan itibaren katliamlar yaşamaya başlamıştır. 1895–1896 ve özellikle de 1915–1916

yıllarında Türklerin soykırım yaptığı Ermeni halkı büyük göç hareketleri yaşamıştır…”

1970’li yıllarda liselerde okutulan, Maurice Le Lannou’nun hazırladığı Bordas yayınevinin 1969’ta piyasaya çıkardığı coğrafya kitabında da ilginç haritalar yer alıyor. Kitabın

153 ve 154 sayfalarında alışık olmadığımız bir Türkiye haritası verilmiş. Doğu Anadolu bölgesinin Ermenistan, Güneydoğu Anadolu bölgesinin Kürdistan olarak gösterildiği haritada, Ağrı Dağı için de, “Ermenistan Ararat Dağı” tanımlaması kullanılmış.

Fransa’da lise birinci sınıflar için Jacques Marseille’in hazırladığı, 1996’da Nathan yayınevi tarafından yayımlanan tarih kitabının 220. sayfasında Türklerin “Kahraman Yunan halkını” nasıl katlettiği öğretiliyor. Ünlü Fransız ressam Eugéne Delacroix’ın Louvre Müzesi’nde bulunan, “Sakız Adası Katliamı” adlı tablosunun tam sayfada verildiği bölümde, “Sakız Adası Katliamı: Tüm Avrupa Yunanların Türklere karşı yürüttüğü savaşa hayran olmuştu. Eugéne Delacroix, savaşın en acıklı sahnelerinden birini anlatıyor” ifadesi kullanılmış. Tabloda ise, pala bıyıklı, sarıklı korkunç görünümlü Türkler, çıplak bedenleriyle orta yerde duran Yunan kadın ve çocukları kılıçtan geçirirken resmedilmiş.

Fransa, Türk-Ermeni ilişkilerini tahrip etmeye başlamadan önce, Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu’na olan bağlılığı, Fransızları şaşırtacak kadar iyi ve en üst düzeydedir. Napolyon Bonapart, 1799’da Cezzar Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu karşısında Akka’da (Bugün İsrail topraklarında) yenilgiye uğramıştır. Yaşadığı bozgunun

hırsıyla Osmanlılardan intikam almayı planlamaktadır. Bu amaçla da, Katolik Ermeniler arasında isyan çıkartmak düşüncesindedir. İstanbul’daki Fransa Büyükelçisi Sebastiani’ye konuyu açtığında aldığı yanıt çok çarpıcıdır:

“Ermeniler hayatlarından o kadar memnundurlar ki, buna imkân yoktur.” Şimdi Fransa’nın Ermeni sevdasının

nereden kaynaklandığını irdeleyelim. Fransız sömürgecilik tarihinin utanç dolu sayfalarından kimileri de, Ermenilerin Osmanlı Devletine karşı kullanılması politikalarını içermektedir. Fransız gizli belgelerinde bu politikalar

açıkça yer almaktadır.

Anadolu’da, 1890-96 yıllarındaki Ermeni isyanları (en büyükleri Erzurum, Zeytun, Van) İngiliz, Fransız, Alman, Avusturyalı, Amerikan diplomatlar tarafından sadece

bağlı oldukları bakanlıklara değil ülkelerinde yayınlanan gazetelere de duyurulunca, Avrupa’da dayanışma komiteleri kuruldu. Bunlardan biri de Paris’te, 1896’da kurulan

“Ermeni Dayanışma Komitesi”dir. Bu komitenin üyeleri arasında George Clemenceau, Anatole France, Jean Jaurés ve Francis de Pressensé gibi dünyaca tanınmış isimler vardı. Komite, Pro-Arménien (Ermeni Taraftarı) adlı bir gazete de çıkardı.

Komitedeki kamuoyu oluşturma gücü yüksek isimlerin çalışmaları sayesinde, birkaç yıl içinde Fransa’da büyük bir Ermeni lobisi ortaya çıktı. Paris, Ermeni davasının önde gelen isimlerinin buluşma noktası oldu. Fransız basını ise Ermenilerle ilgili gelişmeleri Türk karşıtı bir anlayışla haberleştirmeye başladı. Fransa’nın önde gelen isimleri Ermenileri destekleme komiteleri kurarken, aynı tarihlerde Fransız devlet adamları bağımsız bir Ermenistan projesine sıcak bakmıyor, yalnızca Ermenileri Fransız çıkarları doğrultusunda kullanmayı planlıyorlardı. Fransa Büyükelçisi

M. P. Cambon, Dışişleri Bakanı Casimir Perier’e gönderdiği mektuplarda bağımsız bir Ermenistan’ın söz konusu dahi edilemeyeceğini bildiriyordu.

“Bağımsız bir Ermenistan mı? Kesinlikle bu düşünülemez. Ermenistan, Bulgaristan ve Yunanistan gibi tabii hudutlarla çevrili, birleşik bir halk kütlesiyle tarif ve sınırlanmış bir yer

değildir. Ermeniler Türkiye’nin her köşesine dağılmış bulunuyorlar. Asıl Ermenistan denilen yerlerde de İslâm halkla karışmış bulunuyorlar. Buna, Ermenistan’ın Türkiye, İran ve Rusya arasında parçalanmış olduğunu da ilave ediniz.

Beklenmeyen bir savaş sonucunda, eğer Avrupa, bir Ermenistan kurulmasını teklif etmiş olsa, yeni hükûmetin yerini tayin ve tespit hemen hemen imkânsızdır. Aynı zorluk, yarı bağımsız bir il kurulmasında da söz konusudur. Ermenistan

nerede başlayıp nerede bitiyor? O halde Ermeni sorunu için bir hal çaresi, bir sonuç mümkün değildir.”

Ermeni Dayanışma Komitesi’nde yer alan isimlere bakıldığında çoğunun siyasetçi ve devlet adamı olduğu görülecektir. Bu da Ermenileri kullanma anlayışının bir devlet

politikası olarak belirlendiğinin göstergesidir. O döneme kadar resmi belgelerinde Ermeniler için “Pis Ermeni” ifadesini kullanan Fransa, neden böyle bir politikaya yöneldi sorusunun yanıtı ise ekonomik çıkarlarda gizlidir.

1890’lı yıllardan itibaren Avrupa’da tekstil endüstrisi büyük bir gelişme içine girmiş, ama bu sektörün hammaddesi olan pamuğa erişim konusunda sorunlar başlamıştır. Tekstil endüstrisinde İngiltere, Fransa ve Almanya arasında ise büyük rekabet vardı. İngiltere, sektörün hammaddesi olan pamuğun

yetiştiği alanların çoğunu kontrolü altında tutuyordu. Hindistan ve Mısır, dönemin pamuk depoları olarak İngiltere’nin sömürgeleri arasındaydı. Fransa ise pamuğu İngiltere’den

almak zorundaydı. Bu da, İngilizlerin yüksek satış fiyatları uygulayarak Fransa’nın rekabet gücünü kırmasına neden oluyordu.

Ama pamuk deposu olarak bilinen bir başka bölge daha vardı. Çukurova ile Suriye’yi kapsayan ve büyük bir Ermeni topluluğunun yaşadığı Kilikya adlı bu bölge Osmanlı topraklarındaydı. Kendi pamuğuna sahip olmak ve İngiltere ile rekabet etmek isteyen Fransa için bölgeye ulaşmanın yolu, buradaki Ermeni nüfusu kullanmaktan geçiyordu.

Tabi ki tek neden bu değildi. Fransızlar da diğer Avrupalı sömürgeci devletler gibi Osmanlı’nın yıkılmak üzere olduğunu görüyordu. Çatırdayan imparatorluğun geniş topraklarındaki, başta petrol olmak üzere birçok zenginliğinden pay almayı Fransızlar da istiyordu. Bunun için de gayrimüslim ve Türk

olmayan topluluklara yöneldiler. En önemli topluluk ise Ermenilerdi. Fransa’nın, Çukurova pamuğuna ulaşmak için Ermenilerle ilişki kurduğunu kanıtlayan belgeler, Fransızların gerçek yüzünü sergilemektedir.

Fransız belgeleri arasında bulunan 21 Kasım 1914 tarihli gizli mektup, “Fransa’nın Mısır’daki elçisi Defrance’dan Fransa Dışişleri Bakanı Delacassé’ye” başlığını taşıyor ve Ermenilerin Fransızlara hizmet etmek istediklerini şu cümlelerle ortaya koyuyordu: “Ermeni liderlerden Bogos Nubar Paşa

beni görmeye geldi. Adana ve Mersin’de nüfusun yüzde 40’nı Ermenilerin oluşturduğunu, İskenderiye bölgesinden yapılacak bir saldırıda, Ermenilerin İtilaf devletlerine yardımcı olabileceklerini söyledi….”

Bulgaristan’ın başkenti Sofya’daki Fransız Büyükelçisi’nin, Fransa Dışişleri Bakanı Delacassé’ye gönderdiği 3 Mart 1915 tarihli rapor da, Ermenilerin Fransa’ya hizmet etmeye can attıklarını ortaya koymaktadır. “Rus meslektaşımın isteği üzerine, Ermeni komitelerinin temsilcisi Vartanyan ile görüştüm. Kendisi, müttefiklerin Anadolu’ya çıkartma yapması durumunda Ermenilerin işbirliğini önermek için beni görmeye gelmiş… İngiliz ve Fransız hükümetleri Adana ya da İskenderun Körfezine çıkartma yapmaya karar verirlerse,

bölgenin kurtarılmasına Ermeni kardeşlerimin de katılmasına izin verilmesinden mutluluk duyarım dedi. Vartanyan’a göre, 20 000 Ermeni savaşmaya hazırdır. Kıbrıs’ta toplanarak, gerekli askeri eğitimi alabilirler. Silahları İngiltere ve

Fransa temin etmelidir. Vartanyan, benzeri bir girişim de İngiliz Büyükelçisi nezdinde yaptı.”

Buraya kadar aktardığım belgelerin, 27 Mayıs 1915 tarihinde alınan “Tehcir”, yani Ermenilerin “Zorunlu Göç ve İskânı” ile ilgili kararın öncesinde olduğuna özellikle dikkatinizi çekmek isterim. Tehcir kararının hemen ardından Paris’teki Ermeni komitesi yöneticisi Arşag Çobanyan’ın, Fransız Dışişleri Bakanı Delacassé’ye gönderdiği 13 Haziran 1915 tarihli

mektup da, Ermenilerin Fransa’nın hizmetine girmek istediklerinin bir başka kanıtıdır. “Fransa’nın, Kilikya’da çıkarları vardır ve onları korumak ister. Bu çıkarlara saygı

göstermeyecek kadar akılsız bir Ermeni olabilir mi? Kilikya’da barbar ve cahil Müslümanlara karşılık, entelektüel, tüccar ve sanayici unsurlardan oluşan 400 binden fazla Ermeni vardır.

Fransız ve Amerikan okullarına öncelikle Ermeniler giderler… Sayın Bakan, size bu çağrıyı yaparken, dikkatinizi Adana Ovası’nın zenginliklerine çekmek istediğimi sanmayın.”

Çukurova’daki pamuğa ulaşmak isteyen Fransa, bölgenin işgali için bir lejyon birliği kurmaktadır. Ermeniler de, Fransız üniforması altında bu lejyonda görev almak istemektedirler.

Mısır-İskenderiye’deki Ermenilerden, Fransız diplomatlarıyla ilişkileri yürüten Ermeni Milli Delegasyonu Başkanı Bogos Nubar Paşa’ya gönderilen18 Ekim 1917 tarihli gizli dosya,

lejyon konusunu açıkça ortaya koymaktadır. “Doğu lejyonunun oluşturulmasının nedeni küçük bir Ermeni ordusu kurmak ve Kilikya topraklarında çarpışmaktır. Kafkasya’da oluşturulan gönüllü Ermeni alayları Büyük Ermenistan’ı kurmak için çarpışırken, hedefimiz Küçük ve Büyük Ermenistan’ın kurulmasıdır.”

Şimdi tekrar 27 Mayıs 1915, yani Tehcir kararı öncesine dönüp Fransızların Ermenilerle İzmir ve İstanbul’da isyan çıkarma,

önde gelen Osmanlı yöneticilerine suikast düzenleme planlarını anlatan gizli belgelere bakalım.

Rusya’nın Paris Büyükelçiliği’nden Fransa Dışişleri Bakanlığı’na gönderilen 27 Şubat 1915 tarihli gizli yazı, İstanbul’da çıkarılması planlanan isyanı anlatmaktadır.

“Gülbekyan adında, Londra’da oturan varlıklı bir Ermeni, Paris finans çevrelerinin de desteğinde Jön Türk Partisi’nin birkaç üyesini satın alabileceklerini ve İstanbul’da bir isyan

çıkarabileceklerini söylüyor….”

Fransa Dışişleri Bakanı Delcassé’ye, Fransız diplomat Berthelot tarafından gönderilen 8 Mart 1915 tarihli telgraf da, isyan planıyla ilgili gelişmeleri aktarmaktadır. “İstanbul ve İzmir’de isyan çıkarılması için yapılan propaganda yakında eyleme dönüştürülecektir.” Tehcir öncesi taraflar arasındaki işbirliğinin bir örneği de, Fransa vatandaşı bir Ermeni ile Fransız diplomatların Atina’da yaptıkları görüşmeyi özetleyen 18 Mayıs 1915 tarihli gizli belgedir. “İstanbul şimdilik Jön Türklerin elindedir. Bir isyan imkânsız görünmektedir. Enver

Paşa ile Talat Beye karşı bir suikast istenirse kolaylıkla gerçekleşebilir.”

Tehcir öncesi, Ermenilerin, Osmanlı ordusuna saldırarak, Rusların işini kolaylaştırmayı amaçlayan çabaları da Fransız gizli belgelerinde anlatılmaktadır. Ermenilerin, Fransızlardan silah istediklerini gösteren ve Rusya’nın Paris Büyükelçiliği’nden Fransa Dışişleri Bakanlığı’na gönderilmiş 23 Şubat 1915 tarihli gizli yazı şöyle:

“Zeytunlu (Şimdi Kahramanmaraş’a bağlı Süleymanlı ilçesi) Ermenilerin temsilcisi Kafkasya Rus Ordusu Karargahı’na giderek 15 Bin Ermeni’nin Türklerin ulaşım şebekesine

saldırmak için beklediğini, ancak yeterli cephanelerinin olmadığını söyledi… Ermeni temsilci Zeytun’un, Erzurum Ordusu ulaşım hattı üzerinde olması nedeniyle İskenderiye limanından kolaylıkla yeterli silah ve cephanenin kendilerine ulaşabileceğini bildirdi… Zeytun Ermenilerinin bu girişimi itilaf devletlerinin çıkarınadır. Fransız ve İngiliz hükümetleri bu silah ve cephaneyi İskenderiye limanından sokabilir.”

Fransızlar, Ermenilerin Anadolu’daki propaganda çalışmalarına destek vermektedir. Dışişleri Bakanlığı’ndan Mısır’daki Fransa Büyükelçiliği’ne gönderilen 9 Eylül 1915 tarihli gizli yazı, Fransız diplomatların yoğun çalışmalarının bir örneğidir. “Bu mektup eski Midilli valisi, Ermeni Katolik Eram tarafından size sunulacaktır. Kendisine Doğu’da propaganda yapma görevini verdim. Anadolu’da dağıtılmak üzere planlanan ilanın baskısını yapmak amacıyla İskenderiye’ye gidebilmesi ve çalışmalarında yardımcı olunması için gereğinin yapılmasını istiyoruz.”

Fransa, Tehcir öncesi sadece Ermenilerle değil Kürtlerle de gizli ilişkiler yürütmektedir. Fransız diplomat Jung’dan Fransa

Dışişleri Bakanlığı’na gönderilen 12 Aralık 1914 tarihli dosya, Fransız-Kürt-Ermeni işbirliğini açıklaması bakımında önemlidir.

“Kürt Şerif Paşa, Kürtlerin destek sağlayabileceğini, binlerce silahlı adamını itilaf devletlerinin emrine verebileceğini, Ermenilerle anlaştıklarını, Kürtlerin bu bölgeyi boşaltacaklarını, Ermenilerin de aynı şeyi Kürdistan için yapacağını söyledi… Kürt Şerif Paşa, Kürdistan’ın otonomisinin garanti edilmesi karşılığında Basra’ya Kürt süvarilerini getirmeyi de önerdi…”

Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında Fransızlar bir yandan Ermenilere yönelik politikalarını hayata geçirirken diğer yandan da Osmanlı sonrasının hesaplarını yapmaktadır.Fransız diplomat Jung’un Fransa Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği ‘çok gizli’ ibareli 21 Ocak 1915 tarihli rapor, söz konusu hesapları şöyle özetlemektedir:

“Savaşın ardından Osmanlı topraklarının paylaşımı için taleplerimiz şunlar olmalıdır

1) Halifelik Türklerden alınıp Peygamber sülalesinden birine verilmelidir

2) Arap devletinin bağımsızlığı ilan edilmeli, coğrafi ve etnik yapı nedeniyle tek devlet olmalıdır. Böylece Arap-Türk kopması ve çatışması yaşanmış olacaktır

3) Rusya’nın kontrolünde Ermenistan’ın bağımsızlığı sağlanmalıdır

4) Otonom bir Kürdistan kurulmalıdır

5) Yemen ve Kuveyt’in başına İmam Mahmut geçmelidir

6) Anadolu’ya özel bir statü tanınmalıdır”

Fransa’nın Ermeni politikasına tarihin biraz daha derinliklerinden bakılmasını sağlayacak bir örnekle bitirelim. 18 Ocak 2001’de, Fransız Ulusal Meclisi’nde, kabul edilen Soykırım yasası lehinde konuşma yapan milletvekillerinden biri de, Demokrasi İçin Birlik-UDF Milletvekili, İssy Les Moulinaux Belediye Başkanı André Santini idi. Santini’nin konuşmasına, “Haçlı seferlerinden bu yana bizimle olan Ermenilere sevgilerimi iletiyorum” şeklindeki sözlerle başlaması önemli bir itiraf olarak tarihe geçmiştir.

Fransa’nın Dışişleri Bakanlığı, Sömürgecilik Bakanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı arşivleri Fransız-Ermeni işbirliğini kanıtlayan gizli belgelerle doludur. Sömürgeci geçmişlerindeki insanlık suçu sayılabilecek olayları gizleme telaşına düşen Fransa’nın, ifade özgürlüğünü tümden yok eden yasalar çıkarma çabaları, Ermenileri, sömürgeci çıkarları için kullanırken yaptığı hataları ve işlediği suçları saklama amaçlıdır. Dikkatleri Türkiye’ye yönelterek, Ermeni politikalarındaki yanlışlarının konuşulmamasını hedefleyen Fransa, başarılı olmuştur.

Türkiye, yukarda sıraladığımız belgeleri ve daha nicelerini, Fransa başta olmak üzere Batı kamuoyuna anlatabilseydi, her yeni yasanın peşinde koşmak zorunda kalmaz, zor durumlara düşmezdik. Temel sorunumuz, haklılığımızı dünyaya anlatabilecek politikaların oluşturulmasında yavaş davranılmasıdır. Türkiye’nin hakkını, hukukunu savunacak uzmanları yok saymayı sürdürdükçe, ülkemiz soykırım

iftiraları karşısında zor durumda kalmaya devam edecektir.

Kaynaklar

Assemblée Natonale, Session ordinaire de

2000-2001- 51 éme jour de séance, 120éme séance,

1ére séance du Jeudi 18 Janvier 2001, Art. Unique 25,

Explications de Vote 27, Reconnaissance du Génocide

Arménien 2, Aktaran: Gürbüz Evren.

Le Temps, 10 Şubat 1920, aktaran Yahya Akyüz, Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu.

Avedis K. Sanjian, The Armenian Communities

in Syria Under Ottoman Dominion, Cambridge, Massachusetts, 1965, Aktaran: Kamuran Gürün, Ermeni

Dosyası.

Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Belge yayınları, İstanbul, 1987.

Joseph Pomiankowski, Osmanlı İmparatorluğu’nun Çöküşü, Kayıhan yayınları, 1990 İstanbul, çeviren Kemal Turan.

Bige Yavuz, Türk Fransız İlişkileri Fransız Arşiv Belgeleri Açısından 1919-1922, Türk Tarih Kurumu

Basımevi, 1994 Ankara

W. L. Langer, “The diplomacy of….” aktaran

Stefanos Yerasimos, Az Gelişmişlik Sürecinde Türkiye,

Kitap 2, çev. Babür Kuzu, Belge yayınları İst. 1987.

Louise Nalbandian, The Armenian Revolutionary Mouvement, The Developement of Armenian

Political Parties through the Nineteenth Century, University of California Press, Berkeley and Los Angeles

1963.

Aram Turabian, Les Volontaires Arméniens

sous les Drapeaux Francais, Marseille 1917.

Guerre 1914-1918, Turquie, tome 887, ff.

137-141v, Arthur Beylerian, Les Grandes Puissances

L’Empire Ottoman Et Arméniens, Dans Les Archives

Françaises 1914-1918, Publication De La Sorbonne,

Université Paris I, 1983 Paris, aktaran Gürbüz Evren.

Justin Mc Carthy, Ölüm ve Sürgün, İnkılap

1998 İstanbul, Çeviren: Bilge Umar.

İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye, Erol Ulubelen.

Laurence Evans, Türkiye’nin Paylaşılması

(1914-1924), Milliyet yayınları, 1972, Çeviren: Tevfik

Alanay

Revue des Etudes Armeniennes, Cilt: I, Bölüm: 3, Sayfa: 366 (1921), aktaran Esat Uras, Tarihte

Ermeniler ve Ermeni Meselesi, Belge Yayınları, İstanbul 1987.

Paul De Veau, La Passion De la Cilicie, Paris,

Librairie Orientaliste Paul Geuthner, 1937.

İhsan Sakarya, Belgelerle Ermeni Sorunu, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1984.

Arnold J. Toynbee, The Western Question in

Greece and Turkey, New York 1970.

Raimondo Luraghi, Sömürgecilik Tarihi, çeviren Aydın Emeç, Sosyalist yayınları, 1994 İstanbul.

Edward Mead Earle, Bağdat Demiryolu Savaşı,

Milliyet yayınları 1972, Çeviren: Kasım Yargıcı.

Livre Bleu du Gouvernement Britannique

Concernant le Traitement des Arméniens dans l’Empire Ottoman 1915-1916, Document Présentés au Viconte Bryce, Paris 1987.

Livre Jaune Documents Diplomatique, Affaires

Arméniennes 1893-1897, Paris.

Moser Pierre, Arméniens, ou est la réalité? Saint Aquilin de Pacy 1980.

Polonsky, Documents Diplomatiques Secrets

Russes, 1914-1917, D’Aprés Les Archives du Ministére

des Affaires Etrangéres a Pétrograd, Paris 1928.

Grandville Edgar, Le Tsarisme en Asie Mineur,

Les Origines du Probléme Arménien, La Revue Politique İnternationale, Paris 1917.

Süleyman Hatipoğlu, Fransa’nın Çukurova’yı

İşgali ve Pozantı Kongresi, Kültür Bakanlığı Yayınları

1989 Ankara.

Krıkor Beledıan, Les Arméniens, Editions Brepols, 1994 Bélgique.

Ludovic De Contenson, Les Reformes En

Turquie d’Asie, Librairie Plon, 1913 Paris.

Arıstakés De Lastıvert, Récit Des Malheurs

De La Nation Arménienne, Editions De Byzantion,

Bruxelles 1973.

Louise Nalbandian, Amenian Revolutionary

Movement, University of California Press, 1963.

Raymond H. Kévorkian, Paul B. Paboudjian,

Les Arméniens a l’Empire Ottoman a la veille du Génocide, 1992 Paris. Aktaran: Gürbüz Evren.

ANMA MESAJI : 21 Aralık’ta ebediyete göçmesinin 76.yıl dönümünde Mahmut Esat Bozkurt neden unutmamalıyız ?


ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU üyeleri ve yönetimi olarak 21 Aralık’ta ebediyete göçmesinin 76.yıl dönümünde Mahmut Esat Bozkurt’u saygı, minnet, özlem ve rahmet ile anıyoruz.

21 Aralık’ta ebediyete göçmesinin 76.yıl dönümünde Mahmut Esat Bozkurt neden unutmamalıyız ??? Bu Devrimciyi neden anımsamalıyız ???

– Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuki temellerinin atılmasında en büyük payı olanbir devlet adamı olduğunu,

– Türk Devrimi’nin ideolojisi olan Kemalizmin belli başlı kuramcılarındanbiri olduğunu,

-1922’de Rauf (Orbay) Bey hükümetinde 30 yaşında iktisat vekili olduğunu,

– 17 Şubat 1923’te İzmir İktisat Kongresi’ni toplamış olduğunu,

– 1925 yılında Ankara HukukMektebini de kurmuş 1925 yılında Ankara Hukuk Mektebini de kurmuş olduğunu,

-17 Şubat 1926 günü TBMM’de oybirliği ile kabul edilen Medeni Kanun’unmimarı olduğunu,-Türk Ceza Kanunu, Kabotaj Kanunu, Ticaret Kanunu, Hukuk Mahkemeleri Usulü Kanunu gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk sisteminin temel yasaları onun bakanlığı döneminde ve 1926 yılında hazırlandı ve yürürlüğe girdini anımsamalıyız.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “BOZKURT soyadını verdiği Kemalist Devrimci “ 21 Aralık 1943 yılında toprağa verildi.

Kemalist Devrimci Mahmut Esat Bozkurt’u ebediyete göçmesinin 76.yıl dönümünde anıları önünde saygıyla eğiliyor ve anıyoruz

OKUYACAK ZAMANI OLANLAR İÇİN

İzmir İdadisi’ni bitirdikten sonra II.Abdülhamid’in istibdat yönetimine karşı mücadeleye katılan dayısı Ubeydullah Efendi ile birlikte İstanbul’a gelerek 1908’de Hukuk Mektebine girmiş. 1912 yılında buradan mezun olduktan sonra İsviçre’nin Fribourg Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yeniden hukuk öğrenimi görerek önce lisans diploması almış, sonra “Osmanlı Kapitülasyonları Rejimi Üzerine” (Du régime des capitulations ottomanes) adlı doktora tezi ve “Summa Cum Laude” onur derecesi alarak hukuk doktoru olmuştur. 1919 yılında İsviçre’nin Lausanne kentinde kurulan Türk Talebe Cemiyeti’nin başkanlığına seçilmiştir.

1919’da yurdun işgali üzerine derhal İsviçre’den ayrılıp arkadaşları Şükrü ve Kazım Nuri Bey’lerle Anadolu’ya dönüp Kuşadası bölgesinde Kuvvayı Milliye’yi kurarak efelerle birlikte Milli Mücadele’ye katılmıştır.

NAPOLİ’DEN KUŞADASI’NA

Yunan ayaklanmasında Mora’dan muhacir olan Hacı Mahmutzade’nin torunu Mahmut Esat ile arkadaşı Saraçoğlu Şükrü, İsviçre’den Napoli’ye trenle gelmişlerdir. Ancak Napoli’den Türkiye’deki İtalyan işgal kuvvetlerine silah götüren Lucciri adlı şilebe gizlice girerler, ambara gizlenirler. Şilep Ege sularına girerken şöyle bir telgraf ulaşır Roma’ya: “Lucciri gemisinde kaçak iki Türk, Mahmut Esat ve Şükrü isimli iki jöntürktür. Müşterek menfaatlarimiz açısından ne pahasına olursa olsun karaya çıkmaları mutlaka engellenmelidir. İmza: Venizelos.” Aynı saatlerde Paris’te Konferans Başkanı Clemenceau da bir başka telgrafı açıyordu: “Mahmut Esat ve Şükrü iki nüfuzlu jöntürktür, karaya çıkmaları behemehal engellenmelidir.”

Gizlice ve özgürce karaya çıkmaları engellendi. İtalyan işgal kuvvetleri askerleri arasında, Kuşadası’nda karaya elleri kelepçeli olarak çıktılar. Bekledikleri başlarına gelmedi. Kuşadası’ndaki komutan, Luca adlı teğmen Milliciler’in bir nedenden dolayı dostuydu. Onlara yardım etmekteydi.

Kaçak yolcuları İstanbul hükümeti adına teslim almaya gelen Kaymakam da Milliciler’e yakınlık duyuyordu. Öykünün bu bölümünde, Mahmut Esat ve Şükrü, nöbetçilerin gafletinden yararlanarak nezaretten kaçmış olurlar.

Mahmut Esat ertesi gün Cidal (Direniş) Cephesi’ne katıldı, müfreze komutanı oldu ve Yunan’a karşı çarpıştı. Millet Meclisi, kurtuluştan sonra bu genç hukuk doktorunun silahlı hizmetlerini unutmayacak, onu kırmızı yeşil şeritli istiklal madalyasıyla milis yüzbaşısı olarak ödüllendirecektir.

LOTUS-BOZKURT DAVASI

2 Ağustos 1926 günü gece yarısına doğru İstanbul’a gitmekte olan Fransız yolcu gemisi Lotus ile Bozkurt adlı kömür yüklü Türk gemisi, Midilli adası dolaylarında çarpışır. İkiye parçalanan Bozkurt gemisi batar ve gemide bulunan 8 Türk vatandaşı boğularak ölür.

Bundan sonrasını özetleyeceğim: İstanbul’a gelen Lotus’un yardımcı kaptanı Demons ile Bozkurt’un kaptanı Hasan Bey tutuklanır.

Görülen davanın sonunda yardımcı kaptan 80 gün hapis ve 22 lira para cezasına; Hasan Bey ise biraz daha fazla cezaya çarptırılır.

Türk mahkemesinin verdiği bu karar Fransa’yı fena halde öfkelendirmiş ve bu devlet diplomatik girişimlerde bulunmuştur. Amaç davanın Fransız mahkemelerinde görülmesini sağlamaktır.

Bu girişimler üzerine Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, 2 Eylül 1926 tarihinde, yargı yetkisi konusundaki uyuşmazlığın La Haye Adalet Divanı’na götürülmesi teklifini reddetmeyeceğini açıklamıştır. Davanın bu bölümü epeyce uzun. Fransa, yetkinin kendi mahkemelerinde olduğunu iddia etmekte ve Türk tarafından tazminat talep etmektedir.

Mahmut Esat Bey 23 Kasım 1924’ten itibaren Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanı’dır. Bir gece, Mustafa Kemal Paşa ve genç Adalet Bakanı dava üzerinde baş başa çalışmaktadırlar. Mahmut Esat Bey, Mustafa Kemal Paşa’ya şöyle der:

“Paşam, izin verin Lahey Divanı’na gidelim. Kim haklı kim haksız orada belli olsun. İzin verirseniz davamızı orada ben savunayım. Fransızların istediğini yapar da bunları salıverirsek Fransız’ın karşısında boyun eğmiş olacağız. Halbuki Lahey’de kaybetsek dahi uluslararası bir mahkemenin hükmüne uymak büyüklüğünü göstermiş oluruz. İzin verin Lahey’e gidelim. Ben orada savunmayı üstleneyim. Eminim kazanacağız… Kaybedersem geri dönmeyeceğim Paşam.”

Mustafa Kemal Paşa’nın cevabı: “Güle güle git! Kazanacaksın. Kazanmasan da bu millet seni gene bağrına basacaktır Mahmut. Müsterih ol!”

Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey’in yanındaki güçlü heyet ile bindiği tren Avrupa’ya doğru yol alırken, Türk gazeteleri onun demecini yayınlıyordu:

“Kapitülasyonlara alışık olanlar bilmelidir ki Türk devleti esir devletleri alakadar eden en küçük bir ananenin iddiasına muvafakat edemez. BİZ HAKKIMIZI MÜDAFAA EDİYORUZ!”

Lahey Adalet Divanı’nın kararının birinci maddesi şöyledir:

“2 Ağustos 1926 tarihinde Fransız Lotus gemisi ile Türk Bozkurt gemisi arasında meydana gelen çarpışma sonucunda ve Fransız gemisinin İstanbul’a ulaşmasının ardından Türk kanunlarına göre Lotus gemisinde nöbetçi kaptan olan Demons aleyhinde Bozkurt yolcularından sekiz Türk vatandaşının ölümü dolayısıyla ceza tatbikatı yapmakla Türkiye, 24 Temmuz 1923 tarihli İkamet ve Yargı Yetkisi Hakkındaki Lozan Sözleşmesi’nin 15.maddesine ve uluslararası hukuk ilkelerine aykırı hareket etmemiştir.”

Bozkurt-Lotus davası Uluslararası Hukuk kitaplarında başlangıç dava olarak ele alınmaktadır. Bu karar ile Osmanlı’yı inim inim inleten kapitülasyonların önü uygulamada da kesinlikle kapanmıştır.( *)