IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : İşte DAEŞ’in gerçek yüzü ! Hayalet komutanı Fransız Generali çıktı


İşte DAEŞ’in gerçek yüzü ! Hayalet komutanı Fransız Generali çıktı

DAEŞ’in en önemli komutanlarından biri Fransız bir general çıktı. DAEŞ’e tüm Batılı savaş taktiklerini bu komutan öğretiyor…

Fransa’nın en önemli generallerinden birinin DAEŞ’e katıldığı ortaya çıktı. Avrupa’nın farklı ülkeleri için çalışan istihbarat mensuplarının verdiği bilgilere göre Fransız istihbaratının özel biriminde general rütbesiyle görev alan bir isim geçtiğimiz aylarda DAEŞ’e katılıp en önemli isimlerinden biri haline geldi.

ABD ve İngiltere’de eğitim alan çok özel yeteneklere sahip olan bu isim için tam bir ‘hayalet’ benzetmesi yapılırken, ajanın kimliği hakkında bilgi verilmedi.

FRANSA İÇİN HİZMET VERİYOR
DAEŞ’in içinde ve bölgede haber kaynakları olduğunu bildiren Avrupalı istihbaratçılar bir efsane haline gelen ajan için, "Aslen Arap asıllı. Bu yüzden Arapça’ya çok hakim. Aynı zamanda Afganistan’da Fransız ordusu adına taktisyen ve patlayıcı uzmanı olarak görev aldı. Şimdi de DAEŞbirliklerine Batılı savaş taktiklerini anlatıyor" ifadelerini kullandı. Başka bir ajan ise Fransız general için "Bir dönemi beş adamıyla birlikte özel görevler alıyordu. Bir binanın alınması gerekiyorsa beş adamıyla gidip o binayı alıp geliyorlardı. Şimdi çok daha üst düzey görevler yapıyor" bilgisini verdi.

ABD ONU ÖLDÜRMEK İSTEDİ
Rus bir ajan ise Fransız hayalet için "O Fransa için çalışıyor. Yanında Fransız ordusundan başka alt düzey askerler de var. Başlarda tüm koalisyon adına çalışma yapıyorlardı. Ama sonra Fransız çıkarlarını öne sürdüler. Bunun için ABD güçleri onu öldürmek için özel hava saldırıları da yaptılar ama başarılı olamadılar. O hala hayatta" diye konuştu. Bir başka Avrupalı istihbaratçı da "Fransızlar, DAEŞ’ın politikaları ve hareketleri hakkında önemli bilgi alıyor. 25 Eylül günü Paris’te Elysee Sarayı’nda Fransız istihbaratı DGSE Başkanı Bernard Bajolet ondan aldığı bilgilerle Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı’na bilgi verdi. Savaş kabinesi bu bilgiler doğrultusunda hangi adımları atacaklarını belirlediler" diye konuştu. İspanyol El Pais gazetesi ise DAEŞ’in içinde bin 600’ü batılı lejyonerlerden oluşan bin 700 kişilik özel bir birimin olduğunu iddia etti.

LEJYONER KOMUTAN
Fransız generalin de lideri olduğu iddia edilen bu ordu DAEŞ’in ilk günden beri aldığı Rakka, Musul, Kerkük, Ramadi, Mumbuc, Deyr Ez-Zor gibi bütün kentlerin düşmesini tek başlarına sağladı. Ardından buraların yönetimi DAEŞ’e katılan diğer kişilere ve Sünni aşiretlere bırakıldı. Gazete, Kobani’ye de hayalet general komutasındaki bu grubun katılacağını bildirdi.

YALNIZ DEĞiL
Avrupa ülkelerine ait istihbarat birimlerinin adamlarına göre DAEŞ içinde çok sayıda Batılı ajan bulunuyor. Bunların arasında İngiliz ve Fransızlar’ın sayıları bine ulaşıyor. İstihbaratçılar DAEŞ içinde yükselen hayalet Fransız generalin de emrinde eskiden Fransız ordusu mensubu olan birçok adam olduğunu söyledi. Bunlardan biri de DAEŞ’e katılıp Ebu Qetada ismini alan eski bir Fransız yüzbaşısı. Hayalet general yakalanmamak adına Ebu Qetada gibi isimleri öne çıkarabiliyor. Ama genelde emrindeki bu askerleri daha çok saha bilgisi toplamak ve detaylı istihbarat edinmek için kullanıyor.

TERÖRLE MÜCADELE DOSYASI /// Prof. Dr. Altan ÇETİN : Barışı Pınarı’ndan İçmek


Prof. Dr. Altan ÇETİN : Barışı Pınarı’ndan İçmek

Suriye’de çöken devlet düzeni ülkenin kuzeyinde dolayısıyla Türkiye’nin güneyinde ciddi bir siyasi/idari boşluk doğurdu. – "Barış Pınarı Harekâtı" – DEAŞ – ABD, İsrail, Suud – PKK-PYD-YPG…

Delinse yer, çökse gök, yansa, kül olsa dört yan,

Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan. (Atsız)

2014 tarihli TASAM’da yayınlanan Arap Pınarı’ndan (Ayn el-Arap) Temkinle Geçmek yazımızdaki, “… Bu arada PKK-PYD çizgisinin kendilerinin meşrulaştırmak manasına gelen silahlandırılmaları taleplerindeki pişkinliğe de bir aklıselimin ‘arkadaşlar ayıp olmuyor mu fırsatçılıktan ne kazandınız ve ne kazanmayı umuyorsunuz?’ demesi gerekmektedir” tespit ve sualimizin diplomatik karşılık ve ciddi muhatap bulamaması, bugün devletimizin, kahraman ordumuz eliyle sahada gerçekleştirdiği Barış Pınarı Harekâtı’na yol açmıştır. Tüm tali yorumlardan önce ve sonra işin esası budur. Sesimize kulak vermeyenler şimdi silahlarımızın gümbürtüsüyle karşı karşıyadırlar. Bugün Haseke ve Ayn el-Arap ile biteceği ilan edilen Harekât’ın bu çerçevede gerçekleşmesi “kobanicilik” adına ve “kobaniciler” için büyük bir can sıkıntısı sebebidir. Güya savaş karşıtı ironik barışçıl söylemleri ile kimi kimden koruyup, Türkiye’ye neyin raconunu kesmekteler bilinmez. Milli konular hiç kimse için iç meselelerin, emellerin mezesi olmamalıdır. Hiçbir soyut bahane insanın zulme uğramasına gerekçe de olamaz. Somut gerekçe üretemeyenlerin illa ki kafası karışık, niyeti de şüphesiz bulanıktır.

Peki, o hâlde, bu harekâtın somut gerekçeleri nelerdir?

Suriye’de çöken devlet düzeni ülkenin kuzeyinde dolayısıyla Türkiye’nin güneyinde ciddi bir siyasi/idari boşluk doğurdu. Bu boşluğun oluşması bölgede devlet altı aktörlerin küresel destekçileri ile birlikte, bölge ve küre düzeyindeki planlarına dair stratejik ve taktik hareketlerine yol açtı. Suriye bugün devlet olarak kendi topraklarında silahlandırılan ve saha hâkimiyetleri sağlayan gruplara karşı asayişi sağlayamıyor. Bu sebeple de komşuları açısından zaaf ve güvenlik sıkıntısı oluşturacak sonuçlar ortaya çıkıyor.

Barış Pınarı Harekâtı, bahsedilen şartlar altında, öncelikle Suriye’nin toprak bütünlüğünü haleldar eden terör içerikli ideoloji ve yapılarıyla silahlı ve şiddete başvurmaktan kaçınmayan grupların ortadan kaldırılması amacıyla gerçekleşiyor. Ülkenin kuzeyini bir uçtan diğerine kaplamaya çalışan etnik muhtevalı gösterilen, bir başka sözde mezhebi terörü DEAŞ sorununu kaldırmak bahanesi ile bölgeyi istikrarsızlaştıran ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü yok eden bir yapıya karşı yürütülen bu harekât, öncelikle Suriye’nin yakın gelecekte baş etmesi mümkün olmayan bir terör yapılanmasını mezhepçisi/etnikçisiyle yok ediyor. Dolayısıyla Barış Pınarına savaş karşıtlığı falan gibi bahanelerle karşı çıkmak Suriye’nin toprak bütünlüğünün ABD, İsrail, Suud vs. yardımıyla yok edilmesine taraf olmak demek değil midir? Hani herkes Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanaydı? Arap Ligi(?) yahut Suudi Arabistan, Arap toprağını bölmek isteyen bir gruba karşı neden Türkiye’ye parmak sallar?

Bu harekâtın başarıya ulaşması Suriye’deki çöken devletin sonucu oluşan çatışma ortamında zuhur eden göç ve göçmenler sorununa nihai son verecek mahiyette neticeler oluşturacağı neden görülmez. AB’nin göçmenlik sebebiyle her türlü insan hakkı felaketini yaşayanların hakkını görmezden gelerek elinde silahlarla, sınırlarımızda sivillere saldıracak kadar gözü dönmüş tipleri müdafaa etmesi cürmü meşhut değil de nedir? Bölgede etnik dönüşüm ve siyasi sürece dair yatırımlarının heba olması tehlikesi insan haklarından daha mı önemlidir? Bu bakımdan Barış Pınarı Harekâtı bu göçmen krizine son verecek bir sahayı açarak istikrarsız demografiyi yeniden yerine oturtacak bir imkânın kapısıdır. Harekât’a bu bakımdan karşı olmak Aylan bebek gibi nicelerini trajedisini yok sayıp, insan hakları facialarını görmezden gelip ucuz siyasi oyunlar uğruna akan kanın sürmesine, bir ülkenin parçalanmaya devam etmesine yandaşlık olmaz mı?

Bu Harekât her türlü sembolleriyle dünyanın terör örgütü saydığı bir yapının içinden çıktığını göstermekten geri durmayan, terörist başının resimlerini her yere koymaktan çekinmeyen, ideolojik ve taktiksel bakımdan PKK olan bir yapıya karşı Irak’ta oynanan oyunun benzerinin Suriye kaosundan yararlanılarak sahnelenmesine ve bu yolla siyasi ve ekonomik rant şebekelerinin sınırlarımızı kana boyamasına itiraz etmek Türklerin en tabii hakkı değil midir?

Kürt isminin arkasına saklanan terör odaklarının küresel efendilerine vekaletçilik yapmalarına göz yummak ahmaklık, Harekât’a karşı durmak ise küstahlık değil midir? Bu bakımdan bu harekât’a karşı durmak Türklerin teröre dur dermesine karşı çıkmak demek değil midir? Sınırlarımıza siviller üzerine yağan havan ve roketleri ne ile açıklayacağız. Suriye’de saldırıya uğrayan masum Kürtlerin yardım çağrısı mıdır o bombalarla akan kan?

Bölgemizde teşkili istenen, haritaları çizilen mahut devletçikler kurma işinin müteahhidi küresel güçlerin tepkisini anlamak zor değil! Olayla çok farklı ve uzak bir yerden alakalı olmakla birlikte, bölgemizde teşkil edilmek istenen mahut Şii hilâlinin, Türkiye’nin bu harekâtta açık ya da gizli bir hedefi olmamasına rağmen, bir yönüyle parçalanması da bu harekât ile söz konusu değil midir? İran neden bize karşıdır sorusu cevabını bu konudaki yatırımların zarar görmesinde mi aramak lazımdır? Suriye meselesini ABD karşıtı olarak suiistimal ederek sahada işler yaparken aynı anda ABD destekli bir terör yapılanmasına karşı Harekât’a karşı çıkmak ve meseleyi Suriye rejimi sosuyla bize yedirmeye çalışmak komşuluk hukukuna uyar mı? Din kardeşliğine ise sıranın gelmesine kadar sırada daha çok hak var elbette… Ya da öte taraftan ABD bunu neden göremez! Sınır cihatçılarla doldu diyen İran, kendi ülkesini de tehdit eden etnik boyalı teröre karşı neden Türkiye’nin yanında dur[a]maz?

Bunun yanında bu harekât Beşşar Esed’in Suriye iç çatışmalarında düştüğü zor durumda birden ortaya çıkan DAEŞ ve akabinde güya onunla mücadele için teşkilatlandırılan YPG-PKK yapıları bu harekât ile ortadan kaldırılarak rejim yeniden Türkiye sınırına ördüğü terör duvarının altında kalarak kendi halkının talepleriyle yüz yüze kalmayacak mı? Peki, Irak’tan başlayarak İsrail’in derin siyaseti için oluşması muhtemel görülen devletçiklere, enerji koridorlarına dair planlar da bu harekât ile sarsılmıyor mu? Harekât konusunda İsrail-Filistin yönetimlerinin fikri müşterekliği ise göz yaşartıcı. Lâkin bu konuda itidalli olmak; “Arap Baharı” sürecinde Türkiye’nin bize şimdi parmak sallayan zihniyete karşı Arap sokağının gerçek kimliği ve tarihi duruşu ve demokratik beklentilerinin yanında yer aldığı unutulmamalıdır. Ama mevcut manzaraya karşı da romantik naiflikten kaçınılmalıdır. Çok mu komplo teorisi denirse bunca yaşanandan sonra bırakın biraz da biz kâbuslarımızı yazalım. Hülasa Türkiye’ye karşı yükselen her sesin ardında korunmak istenen bir yatırımın olduğunu söylemek hayalcilik yahut komplo teorisi olmayacaktır. Derdi bağcıyı dövmek olanlar ise diğer bir gurup elbette… Haysiyet Ya Hu!

Bu arada KKTC Cumhurbaşkanının sözleri “ah minel garaib” dedirtirken, “Ruhun şad olsun, neredesin Rauf Denktaş?” demeden de edemiyor insan!

“Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi

Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi

Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın

Galib et; çünkü bu son ordusudur İslâm’ın”

(Yahya Kemal)

Türk, tarihte adalet, muvazene ve ahengin mümessili oldu; Suriye için de dilenen budur; bu olmalıdır!

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Saygı Öztürk /// Ç.A. : “Verdiğim bilgilerle 500 FETÖ’cü tutuklandı”


Saygı Öztürk /// Ç.A. : “Verdiğim bilgilerle 500 FETÖ’cü tutuklandı”

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, yıllardır belediyedeki görevine gelmemesine rağmen maaş alan, bastırdığı kartvizite “FETÖ uzmanı” yazdıran Ç.A.’nın görevine son verdi. Ç.A. ise devletin hassas birimlerinin işe niçin gitmediğini bildiğini belirtti, “Benim yardımlarımla, 500 civarında FETÖ’cü ya tutuklandı ya da haklarında soruşturma açıldı. Şimdi işsiz kaldım. Kendimi Türk Milleti’ne emanet ediyorum” dedi.

Ç.A., 2009’da ASKİ’de çalışmaya başladı. Ç.A.’nın belediyedeki son görevi özel kalem müdürlüğünde müşavir kadrosu. Bu göreve başladığı 24 Temmuz 2015 tarihinden sonra Ç.A.’nın hiç işe gitmeden maaşını aldığı ortaya çıktı. Ç.A., niçin işe gitmediğine ilişkin belediye yetkililerinin sorusu üzerine, “Devlete çalıştığını” söylemekle yetindi. Belediye, MİT’e başvurup bu kişinin kendileri için çalışıp çalışmadığını sordu, ancak MİT Ç.A.’nın kendileriyle bir bağının olmadığını bildirdi. İşe gitmemeye devam eden Ç.A.’nın 27 Eylül’de işine son verildi.

İSTİHBARATA ÇALIŞTIM

Kartvizitinde “Araştırmacı yazar- FETÖ uzmanı” yazan Ç.A., bugüne kadar FETÖ’nün iç yüzünü ortaya koyan 8 kitap yazdığını, bunlar arasında FETÖ’nün Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) yapılanmasının da yer aldığını söyledi. Maaşı belediyeden alıp da devletin başka birimleri için çalıştığını söyleyenler çıkıyor. Bu durumu Ç.A.’ya sordum ve o şunları anlattı:

“2015 yılından bu yana belediyedeki görevime gitmediğim doğru. Ama, sanki her gün işe gidiyormuş gibi sabahtan akşama kadar Milli Kütüphane’ye gidip orada FETÖ ile ilgili çalışma yapıyordum. Bugüne kadar kütüphaneye binden fazla girişim var. C. Savcılığı’nın, emniyetin terör ve istihbarat şubelerinin, yani FETÖ ile mücadele edecek ekiplerin bilgiye ihtiyacı vardı. Onların istedikleri bilgileri elde etmeye, yani kurumların talebi üzerine, FETÖ mensuplarının özellikleri üzerine çalıştım.”

O BİLGİLERİ BEN VERDİM

“15 Temmuz darbe girişiminin iskeletini oluşturan bilgileri ilgili makamlara ben verdim. Askeri öğrencilerin nasıl bulunduğunu, nasıl yerleştirildiğini, yetiştirildiğini, nasıl kurmay subay yapıldığını hazırladığım raporla ilgili makamlara sundum. Benden istenen başka bir çalışma ise ideolojileriydi. Yetkili makamlar, bunu araştırmamı istediklerinde Fetullah Gülen’in yazdığı 100 civarında kitabı okudum, ideolojisini ortaya koymaya çalıştım. Kitapların ilk baskıları ile sonradan çıkarılan ve eklenen bölümleri de belirledim. Yaklaşık 4 bin sayfaya imza atıp hassas birimlere verdim.”

KARIŞILMAMASINI İSTEDİLER

“İşte bu çalışmaları yaparken, istihbarat ve terör birimleri belediye ile irtibata geçti, benim kendileri için çalıştığımı, bana karışmamalarını söylediler. Yani, ben kendiliğimden değil, devletin ilgili makamlarının isteği üzerine belediyeye gitmeyip, kütüphanede araştırmalarıma devam ettim. 2015 yılından bu yana bana hiç karışan olmadı.

Yavaş’ın büyükşehir belediye başkanı seçilmesinden sonra 15 Mayıs 2019’da müfettişler geçmişe dönük araştırma başlattı. Parmak izi kayıtları incelenirken benim hiç belediyeye gelmediğim anlaşıldı. Beni çağırınca, ben de ilgili hassas birimleri bilgilendirdim. İsimlerini veremem ama bunlar gerçekten çok önemli kişilerdi. Onlardan, belediyeye gelip, ‘Ç.A. devletimiz için önemli işler yapıyor. Buna dokunmayın’ dediklerini öğrendim.

Benim için randevu alındı, Mansur Bey’den sonra belediyenin ikinci adamı pozisyonunda olan kişinin yanına gittim. Kartvizitimi de kendisine sundum. Bir kısım kurumlar, kişiler devreye girmesine rağmen eylül ayı maaşım ödenmeden, tazminatım verilmeden üstelik ismim ve yaptığım çalışmalar deşifre edilerek, can güvenliğim tehlikeye düşürülerek işten çıkarıldım. Kendimi Türk Milleti’ne emanet ediyorum.”

BAŞKALARI DA VAR

“Devletin kurumlarının başvurusu üzerine 2015 yılından itibaren bana bir inisiyatif tanınmıştı. Benim gibi benzer durumda olan başkaları da vardır. FETÖ Çatı Davası’nda 78 sayfa ifade verdim. Mahkemede 7 saat soruları cevaplandırdım, bildiklerimi anlattım. Örneğin Adil Öksüz’ün Deniz Kuvvetleri imamı olduğunu ben söylemiştim. Avukatlar davasında da önemli açıklamalarda bulundum.

Ben, ortaokul birinci sınıftan itibarern FETÖ yapılanmasının içinde bulundum. Tacikistan, Türkmenistan ve Kuzey Irak’ta FETÖ okullarında öğretmenlik, yöneticilik yaptım. TSK’nın mahrem imamlarından birisiydim. Darbe davasında da yine tanıklık yaptım. Benim çalışmalarım, ifadelerim sonucu 500 civarında FETÖ’cü ya tutuklandı ya da haklarında soruşturma açıldı. Tüm bu hizmetleri yerine getirirken belediyedeki maaşım dışında hiçbir yerden bir kuruş para almadım. Devletin, hükümetin bilgisi dahilinde FETÖ ile mücadele etmiş bir kişinin sonu böyle olmamalıydı.”

Çok şey bilen ya da bildiğini söyleyen Ç.A’nın, devlet içinde kendisi gibi çok sayıda kişi olduğunu söylemesi de hayli ilginç.

TERÖRLE MÜCADELE DOSYASI /// Hüseyin Beyazıt : “Telefonla konuşup hassas bilgileri ilan ediyorlar”


Hüseyin Beyazıt : "Telefonla konuşup hassas bilgileri ilan ediyorlar"

Odatv, Güvenlik ve Strateji Uzmanı Hüseyin Beyazıt’a televizyonlarda “Barış Pınarı Harekatı”na ilişkin konuşmacıların performansını sordu.

Türkiye’nin, 9 Ekim Çarşamba günü Suriye’nin kuzeyindeki terör örgütü PKK’nın Suriye kolu YPG’ye karşı başlattığı “Barış Pınarı Harekatı” sürüyor. Harekata ilişkin televizyon kanalları günün büyük bölümünde bölgeden canlı yayınlar yaparken, birçok yorumcu da harita başında “Barış Pınarı Harekatı”na ilişkin yorumlarda bulunuyor.

Odatv, Güvenlik ve Strateji Uzmanı Hüseyin Beyazıt’a televizyonlarda “Barış Pınarı Harekatı”na ilişkin konuşmacıların performansını sordu.

“Anti terör operasyonu olan Barış Pınarı Harekatı’nın net bir analizi yok” diyen Hüseyin Beyazıt, televizyon kanallarındaki birçok uzmanı eleştirerek, “Kamuoyu fikri oluşturma muharebesi, epistemolojik muharebe, semantik muharebe, sosyal medya muharebesi, bilgi harbi, psikolojik operasyonların hepsi medyada Türk kamuoyuna karşı icra ediliyor. Uzman olarak konuşanlar kavramları yanlış kullanıyor ve Türk kamuoyuna karşı zihinlerde harekat icra ediyorlar” dedi.

Televizyon kanallarındaki bazı emekli askerlerin sahadan bilgi alarak bunu ekranlarda söylediklerini aktaran Hüseyin Beyazıt, “Resmen harekatın ne tarafa gideceğini, sahada telefonla aldıkları bilgileri anlatıyorlar. Bu da istihbarat zafiyetidir. Bilerek düşmanımızın eline koz veriyoruz. Şu an bu milli güvenlik sorunudur” dedi.

Hüseyin Beyazıt’ın televizyonlardaki uzmanlara ilişkin eleştirileri şöyle:

“Kaç tip harekat planlama metodu var? Kaç tane harekat planladılar. Bunlar hangi rütbeden ayrıldılar. Bunlar Milli Güvenlik Sorunları’nı paparazzileştiriyorlar, hafifleştiriyor. Dünyanın hiçbir yerinde yok. Televizyonlardaki uzmanların çoğu, hepsini demiyorum. Bunların yaptığı analizler harekatın planlamasını ortaya koyuyor. Sahadaki devre arkadaşlarını telefonla arayıp oradan bilgi alarak, resmen askeri istihbarat birimi olarak çalışıyorlar, hassas bilgiler ilan ediyorlar. Resmen harekatın ne tarafa gideceğini, sahada telefonla aldıkları bilgileri anlatıyorlar. Bu da istihbarat zafiyetidir. Bilerek düşmanımızın eline koz veriyoruz. Şu an bu milli güvenlik sorunudur. Böyle bir durumda biz muharebeyi sahada kazanırız ama zihinlerde kaybederiz.”

Odatv.com

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : Zekeriya Öz Ermenistan’da ortaya çıktı


Zekeriya Öz Ermenistan‘da ortaya çıktı

Artvin Valisi Kemal Cirit, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından haklarında "örgüt kurma" iddiasıyla soruşturma yürütülen eski savcılar Zekeriya Öz ile Celal Kara‘nın Gürcistan üzerinden Ermenistan‘a geçtiklerini bildirdi.

Cirit, sosyal ve yaygın medyadan haberler nedeniyle ve şeffaf yönetim anlayışları gereği Öz ile Kara’nın Sarp Sınır Kapısından çıkışlarıyla ilgili tespitlerini saatleriyle daha önce kamuoyuyla paylaştıklarını söyledi.

Buna göre Öz’ün dün saat 03.46, Kara’nın da 04.19 itibarıyla haklarında herhangi bir yakalama kararı verilmemişken ve yurtdışı çıkışlarıyla ilgili tahdit durumu yokken çok saatler önce Sarp Sınır Kapısı’ndan yurtdışına çıktıkları yapılan araştırmalarda belirlendiğini dile getiren Cirit, "Sarp Sınır Kapısı, ülkemizde karayolu anlamında en yoğun kullanılan kapıdır. Sezonunda günlük 25-30 bin civarında geçişler olur. Adli işlemlerin yanı sıra konuyla ilgili idari işlemler de tarafımızdan başlatılmış ve araştırmalarımız devam etmektedir" diye konuştu.

Vali Cirit, "Söz konusu şahısların Gürcistan üzerinden Ermenistan’a çıkış yaptıkları tespit edilmiştir" ifadesini kullandı.

SÜREÇ

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2. Dairesi, savcılar Zekeriya Öz, Celal Kara, Muammer Akkaş, Mehmet Yüzgeç ile hakim Süleyman Karaçöl’ün, yürüttükleri 17-25 Aralık soruşturmasında, yasal yetkilerini aştıkları, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hükümlerine aykırı kararlar verdikleri sonucuna vararak, 12 Mayıs 2015’te meslekten ihraç etmişti.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, savcılar Zekeriya Öz, Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç’in, "Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak" ile "Cebir, şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya, görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçlarını işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin oluştuğunu, savcılarla ilgili "örgüt kurma" suçlamalarının yer aldığını belirterek, gereğinin yapılması için Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinden bu kişilerin tutuklanma amacıyla yakalanmalarına karar verilmesini talep etmişti.

Talepleri ve delilleri değerlendiren mahkeme de eski savcılar Öz, Kara ve Yüzgeç ile ilgili tutuklanmaları amacıyla yakalama kararı çıkarılmasına oy birliğiyle karar vermişti.

Yapılan araştırma sonucu eski savcılar Zekeriya Öz ve Celal Kara’nın Gürcistan’a gittiği tespit edilmişti. Yüzgeç ile ilgili arama çalışmaları ise devam ediyor.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : Türkiye’den kaçan yüzlerce Gülen Cemaati üyesi Selanik’te


Türkiye’den kaçan yüzlerce Gülen Cemaati üyesi Selanik’te

15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden sonra açılan soruşturmalar, davalar ve haklarında çıkarılan yakalama kararları nedeniyle Türkiye’yi terk eden, aralarında 8 askerin de bulunduğu yüzlerce Fethullah Gülen Cemaati üyesi Yunanistan’a kaçıp iltica başvurusunda bulundu.

İnsan kaçakçıları aracılığıyla Meriç Nehri üzerinden veya Akdeniz’de sürat teknesiyle Yunan topraklarına geçen bazı Gülen Cemaati üyeleri Selanik için "Yeni evimiz" diyor.

Haklarında Türkiye’de soruşturma açılmasına ve yakalanma kararı olmasına rağmen Yunanistan, Türkiye’nin iade taleplerini reddediyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Atina ziyareti sırasında Yunan yetkililere seslenip, darbe girişimi sonrası Yunanistan’a sığınan 8 askerin de iade edilmesi talebini yineledi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Ekim ayında Yunanistan’a kaçan Cemaat üyelerini gündeme getirip darbe girişiminden sonra Yunanistan’a sığınmacı olarak başvuranların sayısının 955 olduğunu söylemişti.

Çavuşoğlu, "Yunanistan’ın FETÖ’cüler için adeta bir sığınma üssü olmasını arzu etmeyiz. Dolayısıyla bu başvuruların titizlikle değerlendirileceklerini ve Yunanistan Anayasası’na ve yasalarına göre değerlendirileceklerine, hainlere prim vermeyeceklerine inanıyoruz" diye konuştu.

Ama Selanik’te BBC’ye konuşan Gülen Cemaati üyeleri, darbe girişimi sonrası açılan "Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ)" soruşturmaları kapsamında işkence ve gözaltında kötü muameleden korktukları için ülkeyi terk ettiklerini, kendilerine yöneltilen "terör örgütü üyesi olma" suçlamalarını kabul etmediklerini söylüyorlar.

Ebru, Rodos Adası’na geçerken belinden rahatsızlandığını söylüyor.

Eğitimci eşinin çalıştığı üniversite Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan kimya öğretmeni Ebru, 3 çocuğu ve eşiyle Mayıs ayı başında Yunanistan’ın Rodos Adası’na geçmiş.

Sürat teknesinde dalgalar nedeniyle yaşanan sarsıntıda beli kırılmış ve Rodos Adası’na varınca Selanik’e geçmeden önce bir süre adada tedavi görmek zorunda kalmış. Neden kaçtıklarını anlatıyor:

"Darbeden sonra Hizmet’le ilgili operasyonlar arttı, eşimin arkadaşının kaçırıldığını, ondan sonra bir ay hiç haber alınamadığını öğrendik, hala da haber alınamıyormuş. Bizi tanıyanların da ihbarları oldu."

"Bir suç işlemediğimizi biliyorduk ama işkence korkusu, gözaltında ölenler ve eşleriyle tehdit edilenler… Bunlar korku değil, yaşayan arkadaşlarımız var."

‘İşkence gördüm’

İşkence iddialarını Ekim ayında İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) de "Gözaltında: Türkiye’de Polis İşkencesi ve İnsan Kaçırma" adlı raporunda gündeme getirdi. Raporda, tanıklarla gözaltında işkence yapıldığına dair ‘güvenilir kanıtlar olduğu’ belirtiliyor.

İşkence iddialarını ise Türkiye reddediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan Atina ziyaretinde 8 askerin iadesini isterken, "Türkiye’de işkence, idam söz konusu değil. Bunlar darbe gerçekleştiren kişilerdir ve Türkiye’ye iadesi mümkündür" dedi.

Selanik’e Ağustos ayında Meriç Nehri üzerinden kaçarak gelen ve güvenlik gerekçesiyle ismini vermek istemeyen bir öğretmen ise 29 Temmuz gece yarısı evinde gözaltına alınıp işkence gördüğünü, ters kelepçeyle dövüldüğünü ve aşağılayıcı, kötü muameleye maruz kaldığını öne sürüyor.

Darbe girişiminden bu yana Yunanistan’a sığınan Gülen Cemaati üyelerinin 1000’e yakın olduğu tahmin ediliyor.

Sorgusunda çalıştığı eğitim kurumundaki öğrencilerin işadamı velileriyle mali ilişkisine dair sorular sorulmuş. İş adamlarının TUSKON çatısı altında derneklerde çalıştığını, ama kendisinin "veli-öğrenci" ilişkisinden başka bir ilişkisi olmadığını söyledi.

Öğretmen, 6 aylık gözaltı süresi sonrası ilk duruşmada, aleyhine tanıklık eden iş adamının "Baskı altında ifade verdim" sözleri üzerine serbest bırakılmış.

Fakat ikinci duruşmada cep telefonunda, "FETÖ soruşturması" kapsamında Gülen Cemaati’nin şifreli yazışma uygulaması olduğu ifade edilen ByLock bulununca mahkemenin "ByLock indirmişsin, bu terör örgütü üyeliğine bir delildir" kararıyla hakkında tutuklama çıkmış.

Öğretmen, "Ben Bylock programını kendim indirdim, kullandım. Bu Kakao, Viber, WhatsApp gibi bir program. Siz de indirmiş olsanız siz de mi örgütle bağlantılı olacaksınız? Velev ki bağlantınız var, bu programı indirip kullanmanın neresi suç. Suçsa da o gün devletin çıkıp bu suçtur demesi lazım" diyor.

ByLock programı, soruşturma kapsamında Cemaat üyesi olduklarından şüphelenilenlerin izlenmesi için yetkililerin takibe aldığı bir program.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Nisan ayında katıldığı bir televizyon programında ByLock için "Bu ByLock olayıyla çok ciddi veri yakaladık. İnlerine adeta giriyoruz. Teknolojik olarak hangi imkanlarla çalışıyorlarsa biz de o imkanlara saldırıyoruz" demişti.

’20 bin euro yoksa geçemezsin’

Selanik’te BBC’ye konuşanların aktardığına göre Gülen Cemaati üyeleri, ülkeden kaçışlarını organize etmek için de ülkeler arası iletişimden faydalanıyor.

İnsan kaçakçılarıyla iletişimi de Almanya ve Avrupa’nın bir diğer ülkesine gidenlerin sağladığını söylüyorlar.

Kaçakçılara 4-5 kişilik bir aile 50 bin ila 70 bin TL arası bir ücret ödüyor zira "20 bin euro yoksa geçemiyorsun zaten" diyorlar.

Bu geçiş süresince haklarında arama kararı olduğu için birçoğu sınırı geçene kadar farklı şehirlerde haftalarca saklandıklarını anlattı.

Mustafa ve Semra çifti darbe girişiminden iki ay sonra çocuklarıyla kaçma kararı almış. Haklarında "terör örgütü üyeliği" suçlamasıyla iddianameler var.

Kaçakçılara 3 çocukla ve diğer cemaat üyeleriyle Rodos’a geçebilmek için 50 bin lira ödemişler ama ilk denemelerinde kaçakçıların yarı yolda bırakmasıyla başarısız olmuşlar.

Image caption Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Ekim ayında "Yunanistan’ın FETÖ’cüler için adeta bir sığınma üssü olmasını arzu etmeyiz" dedi.

Kaçakçılar yürütüp bir su kenarına bırakınca Rodos kıyısına geldiklerini düşünmüşler önce ama gece karanlığında telefonu açtıklarında Menderes nehrinin kıyısına bırakıldıklarını görmüşler.

Birkaç hafta daha sahil kentlerinde saklandıktan sonra insan kaçakçısı bir gece sürat teknesiyle Rodos açıklarına kadar götürmüş.

Ama Sahil Güvenlik teknelerine yakalanmamak için hızla uzaklaşmalarını istemiş kaçakçı. Sebebi için de "Ben çok kişiyi geçirdimburadan, ama sizi kaçırırsam ve yakalanırsam vatan hainliğiyle yargılanacağım. Yakalanmamamız lazım, sakın. Bizim de çoluğumuz çocuğumuz var" deyip Semra ve ailesini kıyı yerine kayalıklara bırakmış.

Acar ailesi gibi darbe girişimi sonrası Selanik’e yerleşen aileler çocuklarını Yunan devlet okullarına veya göçmenlerin gittiği uluslararası eğitim kurumlarına gönderdiklerini söylüyor.

Çocukları ve kendileri Yunanca İngilizce eğitim alıyorlar, maddi olarak da geçimlerini Türkiye’de sattıkları mal mülklerinden kalan parayla karşıladıklarını anlatıyorlar.

Bazı aileler de, BM’ye bağlı bir derneğin ayda 400-450 euro verdiğini söyledi.

Kiraladıkları evlerde yaşayanlar arasında, Türkiye’deki eşyalarını, mobilyalarını kaçak kargo şirketleriyle Selanik’te kiraladıkları evlere getirenler de var. Kimileri de bazı eşyaları, kitapları Almanya’daki tanıdıklarından alıyorlar.

Bazı Gülen Cemaati üyeleri, Müslüman Türk azınlıkların yaşadığı ve Türkçe eğitim veren okullar olmasına rağmen Batı Trakya’da hoş karşılanmadıkları için oraya yerleşmediklerini, sığınma başvurularının sonuçlarını Selanik’te beklediklerini söyledi.

Selanik’e sığınan Gülen Cemaati üyelerinin iadesi için yürütülen diplomatik çabalar ve Yunanistan’ın iade talebini reddetmesinin iki ülke arasındaki ilişkileri nasıl etkileyeceğine dair soruları, BBC’nin ulaştığı Türkiye’nin Selanik Başkonsolosluğu yanıtsız bıraktı.