TERÖR DOSYASI /// Hasan Oktay : Beyrut patlaması Türkiye İsrail ilişkilerini nasıl etkiler ? ???


Hasan Oktay : Beyrut patlaması Türkiye İsrail ilişkilerini nasıl etkiler

5 Ağustos 2020

Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta ikinci Dünya Savaşı’ndaki hiroşima faciası gibi bir patlama meydana geldi. Beyrut Valisi olay yerinde gözyaşları içinde inceleme yaparken bu açıklamayı yaptı çaresizlik içinde. Hizbullah’ın işlettiği Beyrut Limanı’ndaki depolarda kimyasal malzemelerin bulunduğu bölümde Hiroşima saldırısını hatırlatan bir patlama gerçekleşti. Limanın etrafındaki mahallelerde oturan Hristiyan gruplar saldırı karşısında dehşete kapıldılar. Yüzlerce ölü en az 5 bin yaralı ve nerdeyse Beyrut’ta kırılmadık cam kalmadı. Patlama sesinin Kıbrıs’tan bile duyulduğu iddia edilmektedir Hizbullah’ın işlettiği liman depolarının birinde yanıcı ve patlayıcı maddelerin olduğu ve bu depoların kazaen patladığı iddia edilmekle beraber patlamadan birkaç saniye önce füzeye benzer bir cismin patlayıcı madde ambarlarına çarptığı iddia edilmektedir. ABD başkanı Trump ise yaptığı açıklamada bir saldırıdan bahsetmektedir. Trump, ‘‘Bazı generallerimiz bunun sanayi patlaması tarzı bir durum olamayacağı görüşünde. Şu aşamada onlar da çok iyi bilmeseler de durum böyle görünüyor’’ ifadelerini kullandı. Akdeniz’deki gelişmeler dikkate alındığında bu saldırının İsrail saldırısı olabileceği şüphesini artırmaktadır. Son günlerde İran’a karşı özellikle başkent Tahran’da meydana gelen şüpheli patlamalar gibi Lübnan’daki patlamada aynı amac ve hedef doğrultusunda İsrail tarafından yaptırıldığı veya yapıldığı görüşü ön plana çıkmakta. İsrail’in amacı Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden sonra Orta Doğu‘da İran’a ait tüm askeri noktaları bu şekilde bombalayarak İran’ı bölgeden çekilmeye zorlama yönündedir. Bununla birlikte Lübnan’da Hizbullah’ın etkisini ve dolayısıyla iran’ın etkisini sıfıra indirecek olan İsrail Doğu Akdeniz’de verilen enerji kavgasında Bir adım daha öne çıkmak istiyor. Patlama meydana geldikten kısa bir süre sonra olayı İŞİD adlı terör örgütünün üstlenmesi hedef saptırmak için yapıldığı iddia edilmektedir. Eğer bu örgüt patlamayı gerçekleştirmiş ise başta Suriye olmak üzere Irak’ta ciddi anlamda bir İŞİD Hizbullah kavgasına sahne olacak gibi gözükmektedir. Lübnan Türkiye’nin doğu Akdeniz enerji politikaları açısından oldukça önemli bir noktadadır. Bu anlamda Türkiye’nin tercih edebileceği üç devletten biridir. Mısır İsrail ve Lübnan Türkiye’nin bölgede hareket etmesi gereken devletler olarak ifade edilmektedir. Bu şekilde yıllardır istikrarsızlık ve hükümet krizleri ile boğuşan Lübnan devredışı kalmış oldu. Mısır’ın ise Türkiye ile yakın bir gelecekte herhangi bir ittifak veya anlaşma zemininde buluşması mümkün gözükmemektedir. Geriye bir tek İsrail kalmaktadır. Bu stratejik gelişme Eylemi İsrail’in yaptığı ve ya yaptırdığı şüphesini artırmakta olup eylemi İŞİD’in Üstlenmesi ise ister istemez Türkiye ile İsrail’in işbirliğini gündeme getirecektir. İŞİD’i destekleyen bir kısım Arap Devletlerine karşı bu patlama yeni ittifaklar doğuracak ve başta Doğu Akdeniz olmak üzere Ortadoğu yeniden ama bu sefer daha gerçekçi bir şekilde gündeme gelecek. Son günlerde Türkiye Rusya ilişkilerinde meydana gelen zikzaklı olumsuz gelişmeler ve Putin sonrası Rusya’nın geleceğinin belirsiz olması Doğu Akdeniz’de Türkiye İsrail işbirliğini daha belirgin bir şekilde ön plana çıkaracak gibi gözükmektedir. Fatih Sultan Mehmet dayıları Bizans’ın mirasını tevarüs yolu ile elde etmek yerine dayılarını öldürerek elde etme yöntemini seçince çok değil 39 yıl sonra Oğlu 2. Beyazıd Yahudiler ile ittifak yapmak zorunda kalmıştı. İstanbul’un fethi Rusları harekete geçirmiş ve 500 yıllık Türk Rus savaşı böylece başlamış oluyordu. Ayasofya’nın ibadete açılması sonrası gelişen olaylar Türkiye İsrail ittifakını doğuracak mı yoksa Ruslar yeniden Bizans varisi olarak Türklerle savaşacak mı merakla bekliyoruz.

Hasan Oktay
Kafkassam başkanı

KÜRT SORUNU DOSYASI : KÜRT SORUNU TEMELİNDE CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU’NA AÇIK MEKTUP


Sn. GENEL BAŞKAN;

Öncelikle şahsınızda Sizin, tüm eski Genel Başkanlarımızın, Partimizin mevcut ve eski tüm Genel Yöneticilerinin, İl ve İlçe yöneticilerimizin, özverili örgütümüzün, ailelerinizde beraber Kurban Bayramınızı kutlar; Bayramın ülkemize hoşgörü, huzur ve barış ortamı getirmesini dilerim.Sn. Genel Başkan; ‘Kurultay’da yapmış olduğunuz konuşma çerçevesinde açıkladığınız 13 maddelik Kurultay Bildirgesinin 5. Maddesini oluşturan “Siyasi Ahlak Yasası” hedefinin özüne ilişkin görüşlerimi, 26 Temmuz 2020 tarihli yazım ile açıklamıştım.

Kurultay Bildirgesinin 2. Maddesini ise “Türkiye’nin toplumsal barışı ve huzuru sağlanacaktır. Başta Kürt sorunu olmak üzere demokrasi temelinde, TBMM’nin öncülüğünde çözülecek.” ilkesi oluşturmaktadır.

Bu konuda bir değerlendirmede bulunmadan evvel CHP açısından Kürt Sorununun hangi anlama geldiği konusunda bazı hususları belgeler temelinde özetlemek istiyorum.


“HER ALANDA DEMOKRATİKLEŞME ve BİREYSEL KÜLTÜREL HAKLAR” CHP’NİN PROGRAMI VE SİYASETİNİN TEMEL TAŞLARIDIR

"Etnik kökeni ne olursa olsun, herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit vatandaşıdır… Kimsenin kimliği diğerinin kimliğinin altında değildir…”

Türkiye cumhuriyeti bir din, mezhep, ırk ve kafatası cumhuriyeti değildir. Cumhuriyeti kuranlar laikliği ve etnik çoğulculuğu temel ilke olarak benimsemişlerdir. Cumhuriyetimizin temel özelliği onun bir siyasal bilinç Cumhuriyeti olmasındadır.

Türkiye’nin kültür zenginliğini, toplumdaki çeşitliliği farklı ana dillerin varlığını ülke bütünlüğünün önünde bir siyasal engel olarak görmek ve buna göre politika oluşturmak yanlıştır.

Doğu ve Güneydoğu olayları ile ilgili yaşanan iki temel yanılgının giderilmesi için toplumun her kesiminde önemli görevler düşmektedir. Bu kapsamda;

§ Demokrasinin, insan haklarına saygının, hukuk devleti ilkelerine uymanın ayak bağı değil, sorunların çözümünde en sağlam dayanak olduğudur. Demokrasi içinde hak arama kanallarının soruna kadar açılması halk desteği için önemli bir etkendir.

§ Yanlış politikaların ve baskıya dayalı uygulamaların yol açtığı haksızlıklara, tepki olarak gelişen umutsuzluk ortamıdır. Bu umutsuzluk, ülke bütünlüğü içinde sorunların çözümüne olan inançsızlıktır. Bu tür politika ve girişimlerin yöreye, yöre halkına ve ülkeye yarar getirmeyeceği açıktır.

Ulus Devlet ve Üniter Devlet Yapısı Temel Siyasal Tercihimizdir…

Ulusal bütünlüğü demokrasinin, kalkınmanın, yurtiçi barışın ve bölge barışının temel unsuru olarak görüyoruz. Bütün sorunların ulusal bütünlüğü koruyarak ve üniter devlet yapısı içinde çözülebileceğine inanıyoruz. Ulusal sınırlar içinde yaşan insanların farklı etnik kökenden gelmeleri, farklı kültürel, mezhepsel, dinsel özellikleri taşımaları bir arada yaşamaya engel değildir.

Bu farklılıkları kaldırma girişimleri bir devlet politikası olamaz. Toplumdaki farklılıkların herhangi birisi üzerine devlet politikası oturtulamaz.

Devlet etnik kördür. Devlete göre sadece yurttaş vardır. Devlet karşısında herkes eşittir. Devlette dini, ırkı, mezhebi ne olursa olsun yurttaş vardır. Devletin kimseyi asimile etmeye hakkı yoktur

CHP Programında yer alan ETNİK DUYARLILIKLARA DEMOKRATİK ÇÖZÜM ilkemiz;

§ İnançları ve etnik kökenleri ne olursa olsun, aralarında hiçbir ayrım yapmamaksızın tüm yurttaşlarımızı, Türk Ulusunun eşit haklara sahip, aynı hukuka sahip bireyleri olarak kucaklayan,

§ Her birinin kişisel kültürel haklarına saygıyı “önce insan, önce insan hakları, önce demokrasi” ilkesine olan duyarlılığının gereği sayan,

anlayışımızın politikasıdır.

§ Partimizin bu yaklaşımda, hiçbir soruna,

ü “ırk ayrımı temelinde çözüm” arayışlarına,.

ü “her türlü şiddet ve baskı ile hukuksuzluk temelinde çözüm” arayışlarına,

kesinlikle yer yoktur.

§ Etnik Duyarlılıklara Demokratik Çözüm ilkemiz ile, her türlü sorunlar ancak,

ü Laik Demokratik Cumhuriyetimizin anayasal kuralları ve hukuk sistemi içinde,

ü Ulus Devlet ve Üniter Devlet yapımız temelinde,

ü Evrensel insan hakları ve hukuk devleti normları çerçevesinde,

her köken ve inançtan tüm yurttaşlarımızın eşitliği, hakları, huzuru boyutu ile,

ulusal ve bölge barışına en üst düzeyde duyarlılıkla ele alınabilir, çözüme taşınabilir.

BÖLGEDE YAŞAM NORMALLEŞMELİ, YAŞAM KALİTESİ YÜKSELTİLMELİDİR… DOĞU ve GÜNEYDOĞU ANADOLU’da, öncelikle:

§ Ekonomik ve sosyal kalkınmanın hızlandırılması dengesizliklerin giderilmesi…Bilinmelidir ki:

***Bölgesel kalkınma planı disiplini ve tutarlılığı sağlanmadan “kalkınmada bölgelerarası dengesizliğin” giderilmesi, sürdürülebilir bir dinamik yaratılabilmesi mümkün değildir…

***Devlet yatırımı ve öncülüğü olmadan Doğu ve Güneydoğu’nun kalkınması sağlanamaz… Yerinden denetlenen bölgesel kalkınma planları disiplini altında, Kamu yatırımları aracılığıyla bölgeye yoğun devlet müdahalesi zorunludur.

***Başta GAP olmak üzere, Bölgesel Kalkınma Plan ve Projeleri, “toplumsal kalkınmanın bütünlüğü” anlayışı içinde hızla uygulanmalı ve tamamlanmalıdır. Bölgesel kalkınmada, insani gelişme ve adaletli gelir dağılımı hedef alınmalıdır.

***Fiyat mekanizmaları ile bölgesel gelişme farklılıklarını gidermeye yönelik kalkınma modelleri yeterli büyümenin sağlanamadığı, sağlasa dahi yeterli istihdam yaratılamadığı görülmektedir. Bu nedenle, her yıl, GSMH’nin asgari yüzde 1,5’i oranında KAMU kaynağının, genel yatırım bütçesine ek olarak, sadece Bölgesel Sosyo-Ekonomik Kalkınmaya ayrılmalıdır…

§ Aile Sigortası dahil, koruyucu Sosyal Devlet politikalarının öncelikle bu yörelerde yaşama geçirilmelidir.

§ Eğitim ve sağlıkta yetersizliklerin hızla giderilmelidir… Bu kapsamda; Sosyo-ekonomik alt yapının, özellikle eğitim, sağlık, ulaşım, haberleşme, iletişim alanlarındaki yetersizlikleri hızla giderilmelidir… Yatılı kız okullarına yaygınlık kazandırılmalıdır.

§ İstihdam olanaklarının hızla artırılmasına, yaşam kalitesinin hızla geliştirilmesine yönelik yeni Kamu Projeleri derhal uygulamaya konulmalıdır. İkiyüz bin kişiye kadar kademeli olarak devreye sokulacak “Kırsal Kesim Geçici İstihdam Projesi” BEŞ yıl süre ile uygulamaya konulmalı; Köy Koruculuğu sistemi, bu projeden de yararlanılarak bu süre içinde tasfiye edilmelidir.

§ Terör ortamının yaratmış olduğu ekonomik mağduriyetlerin (boşaltılmış olan köy ve mezralar ile kapatılan meralar dahil) derhal giderilmesi ve onarılması, gerekir… Çatışma döneminin mağduriyetleri hak ve hukuk temelinde giderilmelidir… Herkes, yurttaş olmanın kıvancını yaşayabilmeli, anayasal hakkını, hukukunu koruyabilmelidir. Anayasanın 125 inci maddesi gereğince idare, kendi eylemli işlerinden doğan zararı ödemelidir…Bu kapsamda, ilaveten;

*** Uygulama, bölgesel kalkınma planı ile bütünsellik içinde ve mezralar yerine doğrudan köyleri hedef alan yeni bir mekansal planlama anlayışı içinde sürdürülmelidir:

Daha çok girişimcilik için kamusal destek sağlanmalıdır. Kalkınmada Geri Kalmış Bölgelerde, kamu öncülüğünde girişimcilik, yerel doğal kaynaklara, tarım ve hayvancılığa dönük işletmecilik canlandırılmalıdır…

***Bölgede KOBİ’ler ve aile işletmeciliği etkin olarak desteklenmelidir… Mikro kredi uygulaması yaygınlaştırılmalıdır…

***Meraları güvenli kullanıma açılmalıdır… Özellikle ahır hayvancılığı, tarımsal ve orman ürünleri üretimi ve ev ekonomisi faaliyetleri desteklenmelidir…

***“Toprak mülkiyetinde feodal ilişkilerin” altında ezilen köylümüze sahip çıkılmalıdır… Toprağı işleyen köylünün hakları korunmalıdır…

***Her yıl çiftçimize, tarım ve hayvancılığa verilmekte olan destek, bu bölge için yaklaşık olarak GSMH’nin yüzde üçü oranına) çıkarılmalıdır.

“DEMOKRATİKLEŞME, BÖLGESEL KALKINMA VE TERÖRLE MÜCADELE” KONULARINDA (2010 Yılı Öncesi Döneme ait) “SHP/CHP” RAPORLARI:

  1. DOĞU VE GÜNEYDOĞU SORUNUNA BAKIŞI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ RAPORU; (1989)

Komisyon-Çalışma Grubu Başkanı: Deniz BAYKAL (SHP Genel Sekreteri, Antalya MV.) (Başta Ankara Mv. Eşref Erdem olmak üzere bir Grup Parti yönetiicisinden oluşan Komisyon)

Bu Rapor nedeniyle; “din, mezhep, etnik kimlik, köken ayrımı gözetmeyen, herkesi eşit yurttaş olarak kucaklayan, bireysel kültürel hakları demokrasilerin vazgeçilmezi olarak değerlendiren” bir demokratikleşme ve yeniden yapılanmayı savunduğu için DGM tarafından SHP hakkında soruşturma açıldı.

2- “DEMOKRASİ-EŞİTLİK-BÜTÜNLÜK” İÇİNDE ÇÖZÜM; (Temmuz 1993)

CHP Merkez Yönetim Kurulu’nun Van Toplantısına sunulan “Terör ve Kürt Sorununa İlişkin Görüşleri kapsayan Rapor”;

Raportörler: İsmail CEM (İstanbul MV.), Algan HACALOĞLU (İstanbul MV.)

3.- CHP TUNCELİ RAPORU (1996)

Tunceli Milletvekili Orhan Veli Yıldırım, İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu, İstanbul Milletvekili Ercan Karakaş ve Erzincan Milletvekili Mustafa Yıldız`ın oluşturduğu komisyonun bölgedeki incelemelerinin ardından yazılan 25 sayfalık Rapor.

4- DOĞU VE GÜNEYDOĞU RAPORU; (Ocak 1999)

**Komisyon Başkanı: Algan HACALOĞLU (İstanbul MV., CHP MYK Üyesi),

**Komisyona Doğrudan Katkıda Bulunanlar: Sinan YERLİKAYA (CHP MYK Üyesi), Orhan Veli YILDIRIM (Tunceli MV., CHP MYK Üyesi ), Mesut DEĞER (CHP Diyarbakır İl Başkanı), Şerif ERTUĞRUL (CHP Muş İl Başkanı), Mervan BİLEK (CHP Siirt İl Başkanı), Bekir GÜNDOĞAN (CHP Tunceli İl Başkanı), Halil PAYDAŞ (CHP Şanlıurfa İl Başkanı), Aydın SARAÇOĞLU (CHP Mardin İl Başkanı), Muhittin ÇELİKER (CHP Gaziantep İl Başkanı), Celal DOĞAN (Gaziantep Bel. Başkanı), Mazlum ARSLAN (Tunceli Bel. Başkanı), Gürbüz ÇAPAN (Esenyurt Bel. Başkanı), Nazan GÜNALP (Maden Bel. Başkanı), ), Yiğit GÜLÖKSÜZ (Eski Toplu Konut İdaresi Başkanı), Mehmet ŞİRİNYİĞİT (Diyarbakır Sanayi&Ticaret Odası Bşk.)

**Bu rapor hazırlanırken yararlanılmış CHP dışı kaynaklar: Boşaltılan Köylerle İlgili TBMM Komisyon Raporu, GAP İdaresi Raporları, DPT Özel İhtisas Komisyonu Raporları, Diyarbakır Ticaret&Sanayi Odası Raporu, Hükümet Programları, Diğer Resmi Belgeler

5.- DEMOKRATİKLEŞME ve İNSAN HAKLARI RAPORU (Ocak 1999);

**Somut Politikalar Çalışma Grubu Komisyon Başkanı: Algan HACALOĞLU (İstanbul MV., CHP MYK Üyesi),

**Komisyon Çalışmasına Doğrudan Katkıda Bulunanlar: Sinan YERLİKAYA (CHP MYK Üyesi), Orhan Veli YILDIRIM (Tunceli MV., CHP MYK Üyesi),Yaşar SEYMAN (CHP PM. Üyesi), Prof. Dr. louna KUÇURADİ, Prof. Dr. Bülent TANÖR, Prof. Dr. Zafer ÜSKÜL, Mesut DEĞER (CHP Diyarbakır İl Başkanı), Şerif ERTUĞRUL (CHP Muş İl Başkanı), Necati DEMİRHAN (CHP Batman İl Başkanı), Badulgani ÇALLI (CHP Hakkari İl Başkanı), Bekir GÜNDOĞAN (CHP Tunceli İl Başkanı), Mustafa KURBAN (CHP Bingöl İl Başkanı), Haydar YILMAZ (CHP Ankara İl Başkanı), Muhittin ÇELİKER (CHP Gaziantep İl Başkanı), Etem CANKURTARAN (CHP İstanbul İl Başkanı), Hüsnü BOZKURT (CHP Konya İl Başkanı), Celal DOĞAN (Gaziantep B.Şehir Bel. Bşk.), Gürbüz ÇAPAN (Esenyurt Bel. Başkanı), Nazan GÜNALP (Maden Bel. Başkanı), Ethem Niyazi BUDAK (CHP Diyarbakır İl Eğitim Sekreteri)

**Bu rapor hazırlanırken yararlanılmış olan CHP dışı kaynaklar: TOBB Demokratikleşme Raporu, Boşaltılan Köylerle İlgili TBMM Komisyon Raporu, Faili Meçhul Cinayetlerle İlgili TBMM Komisyon Raporu, İnsan Hakları Derneği Raporları, İnsan Hakları Vakfı Raporları, TÜSİAD Demokratikleşme Raporu, Diyarbakır Ticaret & Sanayi Odası Raporu, Hükümet Programları, Diğer Resmi Belgeler

NOT:DOĞU VE GÜNEYDOĞU RAPORU ile DEMOKRATİKLEŞME ve İNSAN HAKLARI RAPORU çalışmaları Diyarbakır, Gaziantep, İstanbul ve Ankara’da sivil toplum örgütleri. meslek odaları. sendikalar, aydınlar ve diğer ilgililerin de katıldığı yaklaşık biner kişilik topluma açık salon toplantılarında tartışmaya açılmış; katılımcıların katkıları Raporlara aktarılmıştır.

6- DEMOKRATİKLEŞME RAPORU: İNSAN HAKLARI ve HUKUK DEVLETİ (Haziran 2001)

**Komisyon Başkanı Prof. Dr. Oya Araslı (CHP Genel Başkan Yardımcısı)

**Raportör Algan HACALOĞLU (Genel Sekreter Yardımcısı)

**Üyeler: Bülent BARATALI (CHP Gen. Sek. Yar.), Sinan YERLİKAYA (CHP Gen. Sek. Yar.), Mesut DEĞER (CHP MYK Üyesi), Ali DİNÇER (CHP MYK Üyesi), Prof Dr. Yakup KEPENEK (CHP MYK Üyesi), Atilla SAV (Eski Çalışma Bakanı),

**Katkıda Bulunanlar: Prof. Dr. Süheyl BATUM, Prof. Dr. Eralp ÖZGEN

NOT: Bu çalışma kitap olarak yayınlanmıştır

7.- CHP PARTİ PROGRAMININ İLGİLİ BÖLÜMLERİ (2008)

(Parti Programının özellikle; “31-34”, “46-52”, “86-98”, “113-123”, “287-295” inci sayfaları

GENEL NOT:

***Bu konuda, yapılmış olan muhtelif inceleme gezileri sonrasında hazırlanmış olan İnceleme Raporları ile Program Kurultay’ına veya MYK’ın değerlendirmesine yönelik hazırlanmış muhtelif Ara Raporlar yukarıdaki listeye dahil edilmemiştir.

***İsimlerin yanındaki görev tanımları, çalışmanın yapıldığı tarihte geçerli olan görevleri göstermektedir.

***Bu Raporların içeriklerinde PARTİ Arşivlerinden ulaşılabilir.

Şimdi, CHP 37. Kurultay Bildirgesi ile KÜRT Sorunu’nun TBMM öncülüğünde çözülmesi öngörülmektedir. Bu talep hiçbir şekilde CHP’yi sorumluluktan arındıramaz. Tabiatıyla her türlü yasal düzenleme için Parlamentonun/ İktidarın iradesine ihtiyaç vardır.

Ancak böyle talep ortaya konulduğu zaman, haklı olarak bu konuya gönül koymuş, 2010 CHP Derin Komplosu’na değin katkı sağlamış, topluma politika/çözüm önerileri sunmuş olan kesimlerin, CHP’lilerin, en azından aşağıdaki soruları sorma hakları doğmaktadır:

SORU 1.- 90’lı yıllarda boşaltılmış olan köy ve mezraların günümüzde ki durumları, ‘idari-güvenlik-ekonomik-sosyal-hukuksal’ boyutları ne konumdadır? Bu konuda, 2010 yılından günümüze; CHP olarak yerinde herhangi bir inceleme yapılmış mıdır? Durum tesbiti ve çözüm önerilerini içeren herhangi bir yazılı ‘CHP Durum ve Öneriler Raporu’ hazırlanmış mıdır? Hazırlandı ise, böylesine bir Rapor varsa, halen nerededir?

SORU 2.- 90’lı yıllarının ortalarından itibaren yöredeki insanlarımızın kullanımına ‘kapatılmış olan meraların’ durumu hangi konumdadır? Yörede hayvancılık/ besicilik yapmakta olan veya meraların durumu nedeni ile yapamayan kırsal kesim insanlarımızın bu açıdan ‘durumları/şikayetlari/ihtiyaçları/mağduriyetleri’ ne durumdadır? Bu konuda, 2010 yılından günümüze; CHP olarak yerinde herhangi bir inceleme yapılmış mıdır? Bu konuda ‘durum tesbiti ve çözüm önerilerini’ içeren herhangi bir yazılı ‘CHP Durum ve Öneriler Raporu’ hazırlanmış mıdır? Hazırlandı ise, böylesine bir Rapor varsa, halen nerededir?

SORU 3.- 2010 yılından günümüze; CHP olarak Bölgede her kademede “eğitim hizmetlerinin” ‘sorunları, eksiklikleri, okulların durumu, öğretmen –öğrenci ilişkilerinin pedagojik açıdan konumu’, “bireysel kültürel haklara saygı” ilkesi temelinde bölge eğitim sisteminin değerlendirilmesi gibi boyutları kapsayan, bu alanlarda çözüm önerilerini’ içeren herhangi bir yazılı ‘CHP Durum ve Öneriler Raporu’ hazırlanmış mıdır? Hazırlandı ise, böylesine bir Rapor varsa, halen nerededir?

SORU 4.- 2010 yılından günümüze; CHP olarak Bölgede her kademede “sağlık hizmetlerinin” ‘sorunları, eksiklikleri, sağlık kurumlarının durumu’ gibi boyutları kapsayan, bu alanlarda çözüm önerilerini’ içeren herhangi bir yazılı ‘CHP Durum ve Öneriler Raporu’ hazırlanmış mıdır? Hazırlandı ise, böylesine bir Rapor varsa, halen nerededir?

SORU 5.- 2010 yılından günümüze; CHP olarak Bölgede “çalışma yaşamının durumu ve işsizlik sorununun boyutları” konularında, alınması gereken acil önlemleri kapsayan, bu alanlarda çözüm önerilerini’ içeren herhangi bir yazılı ‘CHP Durum ve Öneriler Raporu’ hazırlanmış mıdır? Hazırlandı ise, böylesine bir Rapor varsa, halen nerededir?

SORU 6.- 2010 yılından günümüze; CHP olarak Bölgede “Kamu Yatırımlarının düzeyi ve konumu” konularında, ‘mevcut durumu, alınması gereken acil önlemleri ve çözüm önerilerini’ kapsayan, herhangi bir yazılı ‘CHP Durum ve Öneriler Raporu’ hazırlanmış mıdır? Hazırlandı ise, böylesine bir Rapor varsa, halen nerededir?

SORU 7.- 2010 yılından günümüze; CHP olarak Bölgede “demokrasi ve hukuk devleti normlarının işleyişi, insan hak ihlallerinde durum” konularında, alınması gereken acil önlemleri ve çözüm önerilerini’ içeren herhangi bir yazılı ‘CHP Durum ve Öneriler Raporu’ hazırlanmış mıdır? Hazırlandı ise, böylesine bir Rapor varsa, halen nerededir?

SORU 8.- 2010 yılından günümüze; CHP olarak “Devletin /Güvenlik Güçlerimizin sürdürmekte olduğu meşru ve gerekli “terörle mücadele sürecinin” bölge toplumsal yaşamında konumu ve varsa yarattığı mağduriyetlerle ile ilgili konularında, alınması gereken acil önlemleri ve çözüm önerilerini’ içeren herhangi bir yazılı ‘CHP Durum ve Öneriler Raporu’ hazırlanmış mıdır? Hazırlandı ise, böylesine bir Rapor varsa, halen nerededir?

Bu soruların en azından “bir/ikisineé olumlu yanıt veremeden, bölgeye ilişkin bu ve benzeri sorunlara, 2010 yılından günümüze, somut araştırma ve bilgilere dayalı sorunları TBMM gündemine taşıyamamış olan bir Partinin, Cumhuriyet Halk Partisi dahi olsa, KÜRT SORUNU’nun ( ne olduğu konusunda açıklama dahi yapılmadan) TBMM tarafından çözüleceğini öngörmek gerçekci ve inandırıcı bir “siyaset/politika” olamaz.

Bilgi ve Değerlendirmenize sunarım. Selam ve Saygılarımla. Algan HACALOĞLU (İstanbul-31 Temmuz 2020)

NOT: Bu Çalışma mevcut ve eski CHP Milletvekilleri ile paylaşılmıştır. (A.H.)

KÜRT SORUNU DOSYASI /// NACİ BEŞTEPE : KÜRDİSTAN YOLUNA TAŞ DÖŞEYENLER


KÜRDİSTAN YOLUNA TAŞ DÖŞEYENLER

nacibestepe

1972 yılında Kara Harp Okulu’ndan topçu subayı, 1981 yılında Kara Harp Akademisi’nden kurmay subay olarak mezun olmuştur. Kara Harp Okulu ve KKTC Güvenlik Kuvvetleri’nde karargah subaylığı, SOFYA’da kara ataşeliği, Sarıkamış’ta tabur komutanlığı, KKK Genel sekreterliği ve Maltepe Askeri Lisesi K.lığı görevlerini takiben 1998’de tuğgeneralliğe yükseltilmiştir. Tuğgenerallikte; 34.İç Güvenlik Tugay(Patnos) K.lığı, KK Eğitim Okullar Daire Başkanlığı, KK Loj.K.lığı Kurmay Başkanlığı yapmıştır. 2003’te yükseltildiği tümgenerallikte; Kara Harp Akademisi ve Sahra Sıhhiye Okulu ve Eğitim Merkezi (Samsun) K.lıkları yapmış, 2007 yılında kadrosuzluktan emekli edilmiştir.

28 Eylül 2017

Yazan: Naci BEŞTEPE, Sun Savunma Net, 28 Eylül 2017

Kerkük’ü de içine alarak yapılan referandum Kürdistan devletinin yoluna döşenen kilit taşlardan biridir.

“Sınır çizilmiyor, hemen bağımsızlık ilan edilmiyor ya!” lafları oyalamadan, kandırmacadan öte gitmez.

Referandum neticesi “%93 bağımsızlık talebi” olarak cebe konmuştur. Koşullar oluştuğunda çıkarılıp harcanacaktır.

ABD OYUNU

ABD’nin niyeti de oyunu da açıktır.

Oldum olası Kürt devleti kurulmasını istemekte ve desteklemektedir.

Saddam’ı kışkırtmış sonra üstüne çullanmış, BM şemsiyesini kullanarak bölge ülkelerini Irak’ın karşısına dikmiştir.

Düşman kardeşler Barzani ile Talabani’yi bir araya getirmiş, şimdilerde PKK/PYD’yi de onlarla yan yana getirerek Kürt birliğini sağlamaya çalışmaktadır.

Barzani Peşmergelerini, PYD’yi doğrudan, PKK’yı dolaylı yollarla silahlandırmakta ve eğitmektedir. Kürt ordusunu adım adım kurmaktadır.

Irak ve Suriye içerisindeki bu gruplara kalkan olmaktadır.

“Zamanlaması iyi değil” diyerek referanduma karşı olmadığını ilan ederken bölge ülkelerinin de gazını alma uyanıklığını göstermiştir.

Oysa zamanlama

TAŞ DÖŞEYENLER

Barzani’nin referandum cesaretinde ABD-İsrail kadar Türkiye ve Rusya’nın da payı vardır.

Rusya “toprak bütünlüğü”nden söz ederken özerklik ya da federasyon seçeneğini sakıncalı görmemektedir.

Oylamanın hemen öncesinde IKBY ile doğal gaz anlaşması imzalaması çok da umurunda olmadığının göstergesidir.

Doğal gaz boru hatları Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınacağına göre söz konusu anlaşmayı Türkiye’nin oluru olmadan yapmış olabilir mi?

Öyleyse Türkiye olayda nerededir?

KİLİT TAŞI TÜRKİYE DÖŞETTİ

Türkiye’nin üniter yapısı ve ulusal devletten yana olanlar; bu referandumun dört ülkenin de bölünmesine giden yola döşenen taş olduğunu bağırmaktan yorulmuş ama sesini sağır sultana duyurmuş, ülkeyi yönetenlere duyuramamıştır.

RTE/AKP iktidarı Barzani ile kurduğu resmi-gayrı-resmi ilişkiler sarmalından kopup salt ülke çıkarları açısından karar alamaz durumdadır.

Barzani’nin yaklaşık bir milyon varil (Barzani’ye göre 600 bin, aradaki fark kime gider?) petrolü kaçak olarak satılmaktadır.

Habur kapısı Barzani’nin can damarıdır. Kim, ne kadar yararlanır bilinmez.

Sıcak paraya sıkışmış RTE/AKP iktidarı bu kaynaklardan nasıl vaz geçecektir?

Referandum öncesi alçak perdeden atışlarını kimse tınlamamıştır.

Neticenin geçersiz sayılması da ayrı bir problemdir. Var olan şey nasıl yok sayılacaktır?

ÇÖZÜM

Çözüm; IKBY’ye, ABD’ye, İsrail’e, Rusya’ya ve tüm dünyaya Türkiye-İran-Irak –Suriye istemeden bölgede bir Kürt devletinin kurulamayacağını ve yaşatılmayacağını kanıtlamaktan geçmektedir.

Askeri önlem ön koşul değildir. Yedekte bekletilmelidir.

Dört devlet anlaşmadıkça çözüme ulaşılamaz.

Ortak karar ve uygulamalar ile Barzani anasından doğduğuna pişman edilebilir.

Neler yapılabileceği çok söylendi-yazıldı tekrarlamayayım.

Sorun RTE/AKP iktidarının kararlı olup-olamayacağındadır.

Ekonomik önlemlerle boğazı sıkılan ve askeri karşısında hazır gören Barzani de destekçileri de geri adım atacaklardır.

Yeter ki milli politikaları uygulayacak yöneticilerimiz olsun.

Naci BEŞTEPE

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// TUNCA BENGİN : FETÖ’nün kendisi CIA


TUNCA BENGİN : FETÖ’nün kendisi CIA

13 Temmuz 2020

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mustafa Akış’ın CNN Türk’teki FETÖ’nün örgütsel şemasına dönük anlattıkları bu alçak yapının nasıl sinsi, ne kadar tehlikeli olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Çünkü son derece profesyonellik ve gizliliğin hâkim olduğu müthiş bir örgüt yapısı söz konusu… Herkes birbirini denetliyor, kontrol ediyor. Örneğin ordudaki her öğrencinin abisi, her generalin, albayın ya da diğer rütbelilerin örgütsel anlamda öğretmenleri, genel müdürleri, müdürleri farklı. Tabii o abileri ve diğer sorumluları denetleyenler de… Ve bu karmaşık yapılanmayı, örgüt şemasını en tepedekiler dışında kimse bilmiyor. O nedenle de yukarıdan gelen talimatlar TSK’da veya FETÖ’nün sızdığı diğer kamu kurum ve kuruluşlarında kayıtsız şartsız, sorgusuz sualsiz yerine getiriliyor. Hem de dünyanın önde gelen istihbarat servislerini kıskandıracak kadar profesyonellikle… Dolayısıyla bu noktada akla gelen soru da şu:

Bunların hepsini FETÖ’mü yaptı ya da nasıl yaptı? O kadar akıl mı var? Yanıtı MİT Kontrterör Merkezi eski başkanı Mehmet Eymür veriyor:

“Ben FETÖ’yü sadece bir terör örgütü olarak görmüyorum. Bunun muhatabı ABD’dir. Yani Amerika bize zarar veriyor ana fikir o, bunu tartışmak lazım. Hiç kimse boş bırakılmamış. Bunun istihbarat yapısı olduğu artık belli o kadar bariz ki. Ben böyle bir proje geliştirsem bu kadar detayını çizemezdim.”

Muhatap ABD derken?

“Amerikan istihbarat yapılanması bu. FETÖ’nün üst kademesindeki birçok adamın ABD istihbaratıyla direk ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Adil Öksüz’ün ABD’ye gittiğinde Fetullah Gülen’e gitmese dahi CIA’ye uğrayıp bilgi verdiğini düşünüyorum. Nitekim ABD Başkan Yardımcısı Biden geldiğinde komputer oyunu oynadığınızı zannettik diye dalga geçti. Onun için bu işin muhatabı Fetullah Gülen değil onu idare edendir. İdare eden de belli ABD istihbarat teşkilatı CIA.”

Bu kadar adam nerede, nasıl yetişti?

“Ben çok olağanüstü insanlar olduklarını zannetmiyorum. Ama verilen görevleri yapıyorlar ciddi bir şekilde. Kaç kere yurt dışına çıkmış adam muhakkak talimat alıyor şunu şöyle yap bunu böyle yap diye. Adil Öksüz’ü gördük çok mükemmel bir adam mı? Sıradan bir adam. Ben Adil Öksüz’ün yaşadığını bile zannetmiyorum. Çünkü söyleyecekleri, doğru söylerse ortalığı karıştırır. Onun için pek yaşadığını Almanya’da falan olduğunu zannetmiyorum. ABD konsolosluğunun telefonla araması da irtibatsızlık olduğu, ulaşamadıkları için. Hani, vizesini iptal edecektik falan demişlerdi ya hepsi hikâye. İnandırıcı bir şey değil.”

FETÖ’nün kesinlikle bir servis yapılanması olduğunu yineleyen Eymür, devam ediyor:

“Bunun muhatabı kesinlikle Fetullah Gülen değil. O bir projenin elemanı. O görevini yapıyor, konuşuyor dua ediyor falan. Ama kapasitesi bu kadar geniş yapılanmayı idare edecek kadar değil. Fetullah Gülen CIA’nın kuklası kesinlikle. Ben başından beri hiçbir zaman silahlı bir terör örgütü diye bakmadım birer kukla diye baktım.”

Örgüt kafası değil bu yani?

“Değil. İşte PKK’nın yapılanmasına bak. Askeri kolu var, siyasi yapısı var falan filan. Böyle acayip bir yapılanması yok yani. Basit bir yapılanma o da bir destek gördüğü için. DHKP’de öyle bir lider altında ne yaptığını bilmeyen zavallı askerleri… Bombaları takıp intihar eden adamlar.”

CIA FETÖ’nün attığı her adımı biliyordu o zaman?

“Mümkün mü bilmesin. Herşeyden haberleri var kim geliyor kim gidiyor haberi olmaması mümkün mü? Boş bırakırlar mı? FETÖ bir ABD projesi, istihbarat projesi başında da CIA var kesinlikle. FETÖ’nün birçok şeyden haberinin olmadığını düşünüyorum. Bu kadar raporlar gelecek dinlemeler gelecek onlarla uğraşması mümkün değil… O kukla, İsmi, cismi kullanılıyor. Orduyu bozdular, polisin içini bozdular, hâlâ ayıklanıyor… Bize bu kadar zarar veren bir yapıyı idare edeni görmemezlikten gelmemeliyiz. Neyse bunun bedeli cevap vermek lazım neye mal olacaksa…

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : Fethullah Gülen’in, Vaazlarında Karşı Tarafı Etkileyebilmek Adına Kullandığı Taktikler


Fethullah Gülen’in, Vaazlarında Karşı Tarafı Etkileyebilmek Adına Kullandığı Taktikler

Vaazları ve sohbetlerindeki etkili anlatımıyla bilinen Fethullah Gülen, bu kadar insanı etkilemeyi nasıl başardı? Ekşi Sözlük’ün, "algı yönetimi" konusunda uzman kişisi "daitoryu" anlatmış.

fetö örgütü elebaşı gülenin vaazlarını ilk ciddi analizim iki binli yılların başıdır. o dönemlerde hitabet yoluyla insanları ikna etmenin psikolojik temellerini araştırıyordum ve esas ilgi alanımı nutuklarıyla dünyayı ateşe veren adolf hitler ve amerikan televizyonlarında canlı yayınlarda verdiği vaazları esnasında binlerce insanı toplu histeriye sokabilen ve sahneye çağırdığı seyircileri birkaç kelimesiyle bayıltıp sonra da ya içlerinden şeytanı çıkardığını ya da hastalıklarını iyi ettiğini iddia eden evangelist rahip benny hinn oluşturuyordu.

araştırmalarım esnasında mailleştiğim ve amerika’da bir üniversitede sosyal psikoloji üzerine araştırmalar yapan eğitmen bir dostum bana türkiye’de yaşadığım halde neden gülenin vaazlarını incelemediğimi sordu. tabii kendisine verecek mantıklı bir cevap bulamayınca oturdum gülenin o dönemlerde samanyolu televizyonunda sabaha karşı yayınlanan vaazlarını dikkatle incelemeye başladım.

gördüklerim çok ilginçti ve ilk tepkim gülenin “eğitilmiş” bir beyin yıkayıcı hatip olduğu üzerineydi. bu görüşüm aradan geçen yıllara rağmen hiç değişmemiş ve 15 temmuz günü gülenin vaazlarıyla beyinleri yıkanmış askerlerin halkın üzerine acımadan sıktıkları mermiler tezimin ne yazık ki çok acı bir sağlaması olmuştur.

gülenin vaazları ve sohbetlerinde kullandığı beyin yıkama teknikleri duygusal temelli paradigma yıkıcılar dediğimiz bir metodoloji üzerinedir. bugün size biraz bu alanda bilgi vermek istiyorum.

1) hepimiz hayatımızdaki kararlarımızı akıl ve mantığımızı kullanarak aldığımıza inanmak istesek de aslında her birimizin karar alma mekanizmalarında duygularımız esastır.

yani bizler duygularıyla karar alan ama kendimizi bu kararları beynimizle aldığımıza inandırmak isteyen varlıklarız.

2) nörobilim uzmanı jonah lehrer yaptığı bir deneyde bir grup insana iki seçenek sunmuştur.

birinci seçenek on dolar tutarında bir hediye çeki, ikinci seçenekse yirmi dolarlık bir hediye çekini yedi dolara alma fırsatıdır. sakin kafayla düşündüğünüz zaman gruptaki insanların hepsinin ikinci seçeneği tercih edeceğini tahmin edersiniz çünkü birinci seçenekte on dolar kar elde etmekteyken ikinci seçenekte karları net on üç dolardır. fakat şaşırtıcı şekilde grubun tamamı birinci seçeneği tercih etmiştir. bu deneyi defalarca tekrarlayan ve hep aynı sonucu alan lehrer sonuç olarak insanların mantıken ikinci seçenekte daha fazla kazanacaklarını bilmelerine rağmen sırf birinci seçeneğin onlara verdiği bedava bir şey kazanma zevki duygusu daha baskın olduğu için zarar etmelerine rağmen birinci seçeneği tercih ettiklerini belirtiyor. yani duygularımız kafamızı kesinlikle karıştırır.

3) insanları ikna etmek ve daha ileriki aşamalarında beyinlerini ele geçirmek için kullanılan temel faktör duygularını kontrol etmektir.

fetö elebaşı gülen vaazlarını dinleyen insanları ağlama krizlerine sokacak hatta bayıltacak kadar usta bir duygusal beyin yıkama uzmanıydı.

4) insanları güdüleyen duygular arasında en kuvvetlilerinden birisi üzüntüdür. güçlü üzüntü duygusu yaşayan insanlar karar vermekte sorun yaşarlar ve doğru düşünemezler.

hareketleri yavaşlar ve tüm dünyayı bir sis perdesi arkasından izlemeye başlarlar. kararsız kalan bir insanı yönlendirmek son derece kolaydır. gülenin insanlara anlattığı acı ve pişmanlık dolu vaazların ilk amacı insanları derin üzüntü durumuna sokarak karar verme mekanizmalarını etkilemek ve onları daha kolay telkin edilir duruma sokmaktı. ( bu arada konumuz değil ama izlediğiniz acıklı dizinin en acıklı ve ağlatıcı yerinde aniden ortaya çıkan reklamların tesadüf olduğunu düşünmüyorsunuzdur herhalde öyle değil mi? )

5) ağır üzüntü yaşayan insanlar bu durumlarından kurtulmak için kısa yoldan çözümleri kolayca tercih ederler.

çok efkarlanan bir insanın zararlı olduğunu bile bile oturup bir şişe içkiyi kafaya dikmesinin bir sebebi de bu kısa vadeli çözümle üzüntü durumundan acilen kurtulmak istemesidir. buna benzer şekilde gülenin vaazlarında duygusal üzüntü zirvelerine getirilen insanların bu hallerinden kurtulmak için vaaz sonrası hem bu dünyada hem de ahirette ferahlık vaatleriyle önlerine uzatılan himmet torbalarına ceplerinde ne varsa boşaltmaları beyinlerinin üzüntüden çabuk kurtulmak için kabul ettiği bir durumdur.

6) üzüntülü insanlar hem kendilerini hem de sahip olduklarını değersiz görme eğilimindedirler.

batsın bu dünya psikolojisidir bu. işte fetö elebaşı gülenin vaazlarıyla üzüntünün karanlık dehlizlerine düşen ve “bu dünya boşmuş, ben de boğazıma kadar günaha batmış kesin cehennemlikmişim hocanın anlattıkları çok doğru” durumuna ulaşan bir insanın hiç düşünmeden evini satıp gülenin himmet torbasına paracıkları doldurması veya kolundaki bilezikleri sıyırıp vermesi oldukça normal bir psikolojik sonuçtur.

7) vaazlarının ve sohbetlerinin belli yerlerinde karşısındaki insanların psikolojik durumlarını iyi analiz eden gülen, dinleyicilerin en hassas olduğu konulardan örnekler vererek konuşmasının frekansını yükseltir.

mesela tutar peygamberimiz hz. muhammedin uhud savaşında yaralanmasını anlatır ve bunu öyle renkli ve yaşayarak anlatır ki insanlar bu tek kişilik tiyatro gösterisinden sanki olay karşılarındaymış gibi etkilenirler. türk insanının aşırı duygusal yapısı da işin içine karışınca dinleyiciler patlamaya hazır bir bombaya döner. gülenin yeteneği işte burada ortaya çıkar. cemaati duygusal olarak iyice yükselttikten sonra en can alıcı noktada cebinden mendilini çıkartır ve müthiş bir ağlama seansına başlar. onunla beraber çekirdek kadrosundan olan ve dinleyicilerin sağına soluna serpiştirilen insanlarda bağırıp inlemeye başlarlar. işte artık o anda ipler kopar ve tüm cemaat toplu bir histeriye girerek haykıra bağıra kendilerinden geçerek ağlamaya başlarlar. işte bu durumlarda artık oradaki tüm insanlardan canlarını ve mallarını isteseler hepsi de düşünmeden verecek hale gelmiştir. bu ağlama ve dövünme seansları bittikten sonra fetö’nün himmet para çuvallarının ağzına kadar dolduğunu tahmin edebilirsiniz.

8) yukarıda anlattığım insanları toplu histeriye sokma tekniği aslında sıkça uygulanan bir tekniktir.

mesela ünlü müzik grubu beatles’ın menajeri brian epstein grup ilk meşhur olmaya başladığı zamanlarda konser salonlarının dışında bekleyen seyircinin içine soktuğu maaşlı elemanlarını beatles görünür görünmez çılgınca bağırtmaya ağlatmaya ve bayılma numarası yapmaya başlatıyordu. 20-30 kişilik bu paralı ağlayıcıların etkisi şimşek hızıyla yayılarak kısa zamanda konser salonu dışında bekleyen binlerce insanı da bağıran ağlayan ve yerlere yatan bir sürü haline dönüştürmekteydi. ilginçtir yıllar önce beatles hayranlarında kullanılan bu tekniğin aynısını gülen vaazlarında kullanılmıştır. bunun nedenini iyice düşünün derim.

kısacası sevgili dostlar fetö hareketi elebaşı gülen, psikolojik ikna taktikleri konusunda son derece iyi eğitimli ve üst düzey oyunculuk yeteneklerine sahip bir duygusal beyin yıkayıcıdır.

yüzbinlerce insanımızı yıllar içinde kontrolü altına alabilmesindeki en büyük sebeplerden bir tanesi de uyguladığı taktikleri tespit edip devletin ilgili birimlerine önleyici karşı taktikler konusunda danışmanlık yapabilecek algı yönetimi uzmanlarının ülkemizde yeterince olmaması ve var olan uzmanlara da seslerini geniş kitlelere duyurma imkanı verilmemesidir.

blog hali: duygusal beyin yıkama

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : Öldürülen IŞİD Lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’nin ABD Ajanı Olduğu İddiası Ne Kadar Doğru ???


Öldürülen IŞİD Lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’nin ABD Ajanı Olduğu İddiası Ne Kadar Doğru ???

Öldürüldüğü farklı kaynaklarca doğrulanan IŞİD lideri Bağdadi’nin Orta Doğu politikalarındaki rolü üzerine fikir veren bir yazı.

bağdadi, abd’yi biçmiş olan bir teröristbaşıdır

ışid’in 2014’te kurulduğunu zanneden; haritadan ve yakın tarihten haberi olmayan kişilere göre kendisi bir amerikan piyonudur fakat gerçek bu değildir. son zamanlarda amerikan planlarına “haberi olmadan” hizmet etmiş olabilir ama kendisi abd’nin trilyonlarını çalmıştır.

yönettiği örgüt ırak el-kaidesi’nin devamıdır. zervaki’nin mirasıdır. zerkavi abd’ye ırak savaşı’nda en kötü günlerini yaşatmış, abd’nin mutlak zaferini engellemiş ve iran’ın ırak’taki savaşa katılmasına çanak tutmuştur. abd’nin zerkavi ve destekçilerini bir türlü kıramaması, hatta felluce’de ezilecek duruma gelmesi gibi etkenler iran’a alan açmıştır. abd’nin ırak’taki zaferi de ırak el-kaidesi tarafından engellenmiştir.

Irak El-Kaidesi.

zerkavi öldürüldükten sonra yer altına çekilen ırak el-kaidesi kendisine “ırak islam devleti” adını verdi. el- mısri ile “ebu ömer el- bağdadi” boşu boşuna “devlet” adını vermediler örgüte. tarım ürünleri konusunda halktan vergi almalar, kendi kendilerine bakanlar atamalar derken bir devlet düzeni oluşturdular. inanılmaz güçlü bir ağ kurdular.

öldürüldüklerinde girdikleri yer bir musluğun alt kısmıydı. oraya saklanmışlardı.

bu sırada ebu bekir el-bağdadi bucca’dan çıkmıştı. ömer el-bağdadi’den dolayı sanırım, örgütü kendisi devraldı. müthiş bir temel, inanılmaz bir ağ vardı elinde. bucca’da tanıştığı eski baasçıları kullanarak zincirleme şekilde örgütün temelinin üstüne kurmay zekasını da ekleyerek başka bir seviyeye geçti.

yani hiçbir şeyi amerika’dan almadı. amerika, bağdadi’yi öldürmeden çekildi. bu doğru. buradaki temel plan iran’ın yayılışını durduracak, set çekecek bir güç kalmasını sağlamaktı. bağdadi buna uygun görüldü fakat “yardım aldı” demek, “amerikan projesi” demek doğru değil. bağdadi abd projesi olsa baasçılar ile ortak paydada zaten buluşamazdı.

suriye’de savaşa girdiklerinde bütün her şeyi bozdular. tüm ülkelerin yıllık planladını yırtıp attılar. nitelim dünya da esad’dan ışid’e gözünü dikince abd, esad’ı indiremedi. ırak’ta da pkk bölgelerine saldırılar olunca abd’nin planı çöktü ve abd ırak’taki savaşa dönüp ışid’i vurmak zorunda kaldı.

abd orta doğu bataklığına saplanmışken çin gelişti ve yükseldi. burada yazılanlara göre abd kendi kendine bir düşman yarattı ve kendi ekonomisini geçmekte olan çin ile uğraşmak yerine kendi kendine trilyon dolarlar kaybetti. “ama petrol kazandı?” diye sorulabilir. belki zararlarını karşılar petrol. bakın “zarar karşılar” diyorum, sömüremediler istedikleri gibi. saplanıp kaldılar ve sürekli plan değiştire değiştire şu an ırak’ta kaybettiler. suriye’de de ayakta kalmaya çalışıyorlar.

IŞİD’in 2015’ten 2018’e kadar kaybettiği toprakların haritası. / Görsel: BBC

peki ışid abd’ye hizmet etti mi? rusya’ya hizmet etti mi veyahut başka bir ülkeye hizmet etti mi?

bunun cevabı kesinlikle evettir fakat kesin bir bağlılık yoktur. emir komuta zinciri olmadığı için satın alınanlar elbet olmuştur. abd aleyhine olacak bir şeyi rusya elbet desteklemiş istediğini almıştır veya tam tersi fakat herhangi bir ülkeye bağlılıkları yok.

son olarak bağdadi’nin afrika’da bir islami örgüt oluşturduğunu, parçaları tamamladığını düşünüyorum. işte abd’ye farkında olmadan burada hizmet etmiş olması olası. çin’in afrika’da yükselişi böyle durdurulacak.

ayrıca bağdadi’nin ölümü de çok iç açıcı değil. benim anlatılanlardan anladığım adamı ve ailesini tünelde sıkıştırıp üstlerine köpekleri gönderip parçalatmayı düşünmüşler. inanılmaz. bağdadi de kendini havaya uçurmuş esir düşeceğini düşünerek. zaten üstünde intihar yeleği ile gezecek kadar paranoyaklaşmış birisine piyon da diyemezsiniz.

bu adamlara hepiniz “yobaz, geri zekâlı” diye bakıyorsunuz fakat elde teknoloji olmadan, çok az imkânlarla birçok şeyi değiştirdiler. sosyolojiyi çok iyi takip edip kitleleri kandırdılar. aslında bunlar yobaz değil, insanları kullanmaktan; kendi kurallarını dayatmaktan zevk alıyorlar. hepsi kibir abidesi. geri zekâlı değiller, aksine hepsi çok zeki. ülkelere kafa tutabilecek kadar zekiler. gazetelerde ve internet sitelerinde yazanları değil de bu kişiler üstüne yazılmış kitapları okursanız, detaylı şekilde yaptıklarını görürseniz düşünceniz daha iyi şekillenecektir.

benim ciğerimi soğutan şey şu oldu: bağdadi’nin öldürüldüğü operasyonun adına “kayla mueller” adı verilmiş. güzel bir isim olmuş.

Kayla Mueller: IŞİD’in 2015’te esir alarak öldürdüğü ABD’li insan hakları aktivisti. Öldüğünde 27 yaşındaydı.

bağdadi yaptıklarının bedelini ödemeden gitti. hem yaptıklarının bedelini onu bin parçaya bölseler yine ödemezdi. ölüm onun için ödüldü, ona yapılacak en iyi şey onu etkisiz eleman yapıp yaşatmaktı. elindeki gücü alıp onu aciz bir köpeğe çevirmekti. her gün hırsından kafayı yemesini sağlamaktı. kendi oğlunu canlı bomba yapan, bundan propaganda yapmaya çalışan; kendisiyle birlikte çocuklarını öldüren bir cani ölmekten elbetten korkmuyordu. en azından artık yok.

Suriye ve Irak’taki Etkisini Kaybeden IŞİD’in Doğuşu, Yükselişi ve Düşüşü

IŞİD’in kuruluşundan günümüze kadarki sürecinin, akıllarda şüphe bırakmayacak şekilde özetlenen tarihi. Okurken Suriye ve Irak’taki iç karışıklığa dair de pek çok şey öğrenmek mümkün.

1966 yılının sonu yaklaşırken 30 ekim’de hafif hafif yağmur çiseliyordu ürdün’ün zerka kentinin üstüne. remzi mahallesi’nde büyük bir heyecan vardı, beni hasan aşireti bir üye daha kazanacaktı.

anne omm sayel doğum yapmak üzereydi, baba fadel nazzal al-khalayleh endişe içinde aşiretin diğer erkekleri ile birlikte hemen yan odada bekliyordu. en sonunda bir bebek çığlığı duyuldu. bir erkek çocuğu dünyaya gelmişti, omm sayel bebeğini kucağına aldığında heyecanlıydı, titriyordu. kucağındaki bebeğin bütün dünyayı etkileyecek, orta doğu’yu kasıp kavuracak birisi olacağından habersizdi.

baba fadel nazzal al-khalayleh çocuğuna ahmed fadel nazzal al-khalayleh adını verdi. kendi adını taşıyacaktı çocuğu. bu ismin ilerleyen yıllarda unutulup gideceğini bilmiyordu tabii. oğlu başka bir isimle tanınacaktı.

ahmed fadel nazzal al-khalayleh (yazının sonraki bölümlerinde ahmed olarak geçecek) büyürken ailesine epey sorun çıkaran, yaramaz bir çocuktu. ailenin evi mezarlığa yakın olduğu için sık sık mezarlıkta vakit geçirirdi, daha küçüklüğünden ölüm ile yaşam arasındaki farkı keşfetmişti. asabi bir çocuktu. okula başladığında gittiği okul birleşmiş milletlerin filistinli mülteciler için yaptırdığı okul olduğu için filistin mücadelesiyle de erken yaşta tanıştı.

muhafazakar bir aileden geliyordu. ahmed henüz bir yaşındayken israil ile arap ülkeleri arasında "altı gün savaşı" çıkmış, israil büyük bir zafer elde ederek orta doğu’daki varlığını perçinlemişti. yedi yaşına girdiğinde de yom kippur savaşı patlamış, israil bir önceki savaşa göre üstünlük sağlayamasa bile arap ülkelerine bölgede kalıcı olduğunu kabul ettirmişti. böyle bir ortamda büyüdü ahmed, her gün okulda gördüğü filistinli çocuklarla iletişimi güçlendikçe içinde bitmek tükenmek bilmeyen bir israil nefreti birikiyordu.

Altı Gün Savaşları sırasında Ürdün’den bir kare.

okulu sevmiyordu, çabuk sıkılan biriydi. okuldan kısa süre içinde uzaklaştı ve henüz 17 yaşındayken askere gitti. 18 yaşında babasını kaybetti. askerden döndükten sonra karakteri daha da kontrol edilemez hale geldi. yaşadığı bölgenin suç konusunda başı çeken kişisi oldu. anne omm sayel oğlu ahmed’e söz geçiremeyince oğlunu bölgedeki camiye din eğitimi görmesi için yolladı.

bu yıllarda sovyetler birliği’nin afganistan’a müdahalesi gerçekleşmişti ve soğuk savaş’ın diğer başı amerika birleşik devletleri özellikle körfez ülkelerini kullanarak afganistan’a militan yağdırıyordu. bütün arap ülkelerinden afganistan’a savaşmak için onlarca genç gidiyordu. ahmed gittiği camide dini eğitim gördükten sonra islam için savaşmak istiyordu. etrafındakilere israil’e saldırmaları gerektiğini söylüyordu ama amerika birleşik devletleri öyle sıkı bir propaganda yapmıştı ki afganistan ile sovyetler birliği arasında savaş varken afganistan’ın yanında olmak varken başka eylemlere girişenler tekfir ediliyordu. bu yüzden islam uğruna ilk savaşına afganistan’da girmek zorunda kaldı.

afganistan’a ulaştığında kendisi gibi başka ülkelerden gelmiş birçok genç vardı. amerikan silahı, suudi finansal desteği ile sovyetler birliği’ne diz çöktürüyorlardı. bölgenin arazi şartları da sovyet ordusu için iyi değildi. ahmed bu savaşta kendisini çok gösteremedi, sadece büyük isimlerle tanıştı. bir silah arkadaşıyla kız kardeşini evlendirdi.

Sovyet-Afgan Savaşı’ndan bir kare.

birleşmiş milletlerin yoğun çabası sonrası 1988 yılında sovyetler birliği afganistan’dan çekilmeye karar verince ahmed de yurduna döndü bu aralıkta hayatını değiştiren olay yaşandı: ebu muhammed al-maksidi ile tanıştı.

ebu muhammed al-maksidi ahmed’in görüşlerini şekillendirecek kişiydi. fikir babası olan maksidi’nin yazdığı kitapları okuyanlardan bazı aşırılar suudi arabistan’da terör saldırılarında bulunmuşlardı. öyle bir etkisi vardı. nitekim ahmed de onun etkisi altında kaldı. aynı şeyi düşünüyor, istiyorlardı. bir örgüt oluşturma çabasına girdiler. bu çaba kısa süre içinde ürdün istihbaratı tarafından tespit edildi ve bey’at el-imam adında bir dava açıldı. ahmed ve maksidi de bu davada yargılandı. tutuklanıp sivaka çöl hapishanesi’ne yollandılar.

ahmed hapishaneye girdiğinde koyu görüşleri olan, atılgan bir gençti. çıktığındaysa bambaşka birisi olacaktı.

hapishanede kaldığı süre içerisinde kendi hücresini oluşturdu, herkes tarafından dikkat çeken bir lider figürü oluşturdu. herkesle iyi anlaşıyor, konuştuğu kişileri kolayca kendi tarafına çekebiliyordu. örgütün lideri maksidi’ydi, hapishaneye böyle girmişlerdi ama ahmed öyle bir atak yapmıştı ki maksidi bile onun liderliğini tanımıştı.

ürdün’de kral hüseyin öldükten sonra oğlu yönetime geçti ve terör suçluları için af çıkardı. birçok terör suçlusu ürdün’de yaşayabilecekken hapishanede yaptıklarıyla dikkat çeken ahmed’e sadece iki şart sunuldu. ya ürdün’ü terk edecekti ya da hapishaneye geri dönecekti.

hapishaneye ahmed olarak girmişti ama ebu musab ez-zerkavi olarak çıktı. artık bilinen adı ebu musab ez-zerkavi’ydi.

önüne sunulan bu şartlar sonrası ürdün’de kalmamayı tercih etti, afganistan-sovyetler savaşı’nda edindiği bağlantılar ve hapishanede kurduğu arkadaşlıklar sayesinde pakistan’a geçti. zerkavi’nin buradaki amacı kafkas bölgesindeki islamcı örgütler ile temas kurmak, kendi örgütünü oluşturmaktı. bu sefer de pakistan istihbarat servisi’ne yakalandı ve bir haftalık sorgu ardından sınır dışı edildi.

hapishanede kaldığı süre boyunca maksidi ile birlikte birçok yayın yapmışlardı ve din konusunda yaptığı konuşmalarla tanınmıştı. pakistan’dan ayrıldıktan sonra afganistan’a davet edildi. daveti kabul etti. afganistan’a gittiğinde ilk görüştüğü kişilerden birisi bin ladin oldu.

ilk görüşmede ortaya çıkan şey farklı olduklarıydı. zerkavi kitleleri etkileyecek, korkutacak saldırılar yapmak istiyordu. ladin’in görüşü bu değildi. her ne kadar farklı görüşleri olsa bile ladin ona bir kamp tahsis edebileceğini söyledi. böylece ladin’den destek bulan zerkavi "tevhid ve cihad örgütü" adında bir örgüt kurdu. bu örgütün ana merkezi herat’ta bulunuyordu. çocukluğundan beri arkadaşı olan kişileri yanına aldı, filistinli mültecileri örgütüne katmak istiyordu. birçoğuyla birlikte büyümüştü.

zerkavi örgütünü oluşturmaya çalışırken ladin ile amerika birleşik devletleri’nin arası bozulmuştu. el-kaide birçok noktada saldırılarda bulunuyordu. son olarak 11 eylül’ün olmasıyla birlikte amerika birleşik devletleri’nin günümüze kadar süren afganistan müdahalesi başladı.

amerikan askerlerine karşı ladin ile sırt sırta çarpıştı zerkavi. bir süre amerikan ordusuyla çarpıştı ama onun aklında başka şeyler vardı. amerikan müdahalesinin afganistan ile sınırlı kalmayacağını, ırak’a bir müdahale olacağını düşünüyordu. bunu kime söylese dönüt alamıyordu. bir gün amerika birleşik devletleri hava kuvvetlerinin hava saldırısında kaburgaları kırıldı. iyileşir iyileşmez afganistan’dan ayrılıp iran’ın yolunu tuttu.

daha sonra ailesini yanına aldı. afgan askeri bağlantılarını kullanarak tahran’da bir oluşum yarattı. uzun süredir saddam’ın kuzey ırak’ta güçsüz olduğunu bildiği için kuzey ırak’a geçecek ve orada başlayacaktı yapılanmasına. bazı adamlarını kuzey ırak’a sızdırırken bazı adamlarını türkiye’ye sızdırıp lojistik destek bulacaktı. türkiye’ye sızmak isteyen adamları iran istihbaratı tarafından yakalandı.

büyük bir hezimet yaşamıştı zerkavi, en iyi adamları iran istihbaratı tarafından tutuklanmıştı ve büyük ihtimalle ölene kadar hapishaneden çıkamayacaklardı. kendisi de kuzey ırak’a geçti. kuzey ırak’ta saddam gücü neredeyse yoktu, türk ordusunun yapmış olduğu operasyonlar ile terör örgütü pkk da dağılmıştı. kimsenin olmadığı, silahlı güçten yoksun bir bölgeydi. örgütünün merkezini buraya taşıdı.

zerkavi kuzey ırak’ta güç toplarken; ürdün, suriye, mısır gibi ülkelerden gelen gönüllü geçleri emri altına alırken beklediği şey oldu. amerika birleşik devletleri’nin ırak’a müdahalesi başladı. ilk hava saldırılarında birçok arkadaşını kaybetti ama kurmuş olduğu örgütün temeli bozulmadı.

Zerkavi

ismi de pek duyulmuş değildi. sonra bir anda laurence foley suikasti onun üstüne yıkıldı. amerikan istihbaratı başına para ödülü koydu. daha sonra olan bütün terör saldırılarında ilk şüphenilen kişi zerkavi oldu. çeşitli olaylarda adı geçti, bunlardan birisi ürdün’ün başkentinin kimyasal silahlar ile vurulmasıydı.

batı medyasının zerkavi’nin üstüne düşmesi zerkavi’yi ünlü biri haline getiriyordu. ırak’ta direnişe katılmak isteyen kim varsa zerkavi’nin kapısını çalmaya başladı. böylece zerkavi bir lidere dönüştü. öngörüleri sayesinde istediği şeyi aldı ve amacına yaklaşmak için büyük fırsat yakaladı.

amerikan işgaline en ciddi karşılığı yine zerkavi’nin örgütü verdi. ele geçirilen esirler vahşice katlediliyordu. hatta nick berg’in kafasını kesen kişinin bizzat zerkavi olduğu iddia edildi. felluce’de amerika birleşik devletleri’nin aldığı büyük darbelerde zerkavi’nin parmağı vardı. felluce direnişinde örgütü aktif rol oynadı.

her bölgede amerikan işgaline karşı koyan örgüt 2004 yılında el-kaide’ye biat ettiğini duyurdu ve tevhid ve cihad örgütü ismini bırakıp ırak el-kaidesi ismini aldı.

amerika birleşik devletleri’nin müdahalesi çok ciddiydi. siviller hiçbir şekilde önemsenmiyordu, amerikan askerinin de katı uygulamaları vardı. bunlardan bıkan bütün ıraklılar, ırak el-kaidesi emri altına giriyordu.

amerika birleşik devletleri ırak’a bir müdahalede bulunmuştu ama ırak savaşı günden güne ırak iç savaşı’na dönüştü. iranlı general kasım süleymani’nin ortaya çıkışı ve ırak’taki şiileri desteklemesiyle birlikte mukteda es-sadr liderliğinde mehdi ordusu kuruldu. bu örgüt şii çıkışlıydı ve amerikan işgaline karşı çıkıyordu. amerikan askerlerine karşı savaştıkları gibi sünniler ile de savaşıyorlardı. çeşitli hapishaneler şiiler tarafından ele geçirilmişti. bölgede sözü geçen sünniler yakalanıyor, büyük işkencelerden geçiyorlardı. bu sünniler ve aileleri de zerkavi’nin kapısını çalıyordu. zerkavi de karşılık olarak kapısını çalan kişilerin üstüne bombayı bağlayıp şii bölgelerine yolluyordu. birçok şii bu şekilde katlediliyor, bu sefer şiiler mukteda es-sadr tarafında toplanıyordu. kısır bir döngü oluşmuştu. iki örgüt amerikan askerleriyle mücadele ettiği kadar birbirleriyle de mücadele ediyordu.

amerikan ordusu mehdi ordusu ile çok fazla çatışmaya girmedi. saddam sünniydi ve sünni güçler ile uğraşıyorlardı. bir de şiiler ile savaşa girişmek istemiyorlardı. yer yer ağır çatışmalar, mücadeleler oluyordu ama ırak el-kaidesiyle mücadeleleri kadar sık değildi.

ırak’ta sünniler ile amerikalıların birbirine girmesi iran’a alan açıyordu. iran da kasım süleymani komutasında ırak’ta güç kazanıyordu, seçimlerde başarılı olan şiiler ile ırak’ta iran gücü yükseliyordu. şiiler ile sünniler arasındaki iç savaş şiddetlenirken şiilerin lideri sayılan kasım süleymani, sünni örgütlere desteği de ihmal etmiyordu. böylece hem şii örgütlere muhtaçlık artıyor hem de amerika-sünni savaşı büyüyordu. zerkavi’nin örgütüne iran’ın çokça desteği olmuştu. zerkavi bu desteklerle şiileri vuruyor, bizzat iran’ın desteklediği örgütlere saldırıyordu ama iran’a getirisi daha çoktu bu saldırıların. yani tam bir taktik savaşı mevcuttu.

zerkavi gücün günden güne şiilere kaydığını fark ettiği için saldırıların dozunu yükseltti. özellikle şiiler için önemli sayılan necef’te çok ciddi intihar saldırıları gerçekleşti. zerkavi tarafından seçimler de hedef alınıyordu. şiiler yönetimi ele geçirdiği için ırak ordusu noktalarına da ciddi saldırılar gerçekleşiyordu. özellikle bağdat’ta yapılan canlı bombalar anormal derecede fazlaydı. bağdat’ın her adımında bir bomba patlamıştı. amerika birleşik devletleri bu bombalı saldırıları engellemek için sokaklara dev duvarlar koymak zorunda kaldı.

zerkavi günden güne hedefine yürürken ırak’ta gücü eşitlemek için mücahit şura meclisi’nin kurulduğunu duyurdu. bu meclis 7 terör örgütünü içeriyordu. meclisin amacı ırak’ın her yerinde bu örgütleri kabul ettirmekti. bir diğer yandan bu örgütlerin biri hariç hepsi ırak çıkışlıydı. zerkavi’nin başını ağrıtan başka bir nokta kendi çatısı altında ıraklıların az oluşuydu. o da kendi emrindeki ıraklı örgütleri sahaya sürerek bunu gidermeyi planlıyordu. her yerde ıraklı örgütün mücadeleye giriştiğini göstermek istiyordu. nüfuz alanı da genişleyecekti. en önemlisi de hayalindeki "islam devleti" oluşmaya başlıyordu. ırak’ın birçok noktasındaki sünni örgütleri birleştirerek büyük bir adım atmıştı.

Irak el-Kaidesi tarafından yayınlanan videolarda kullanılan bayraklardan biri.

ebu musab ez-zerkavi 15 ocak 2006’da islam devleti’nin temelini attı, bu hamlesi sonrası 7 haziran 2006’da örgüt evinde toplantı gerçekleştirirken amerikan uçaklarının saldırısı ile öldürüldü.

zerkavi öldükten sonra meclisin başına ebu eyyub el-mısri geçti. mısri 15 ekim 2006’da bu meclisin lağvedildiğini duyurdu. meclisi oluşturan bütün örgütleri tek çatı altında toplayıp, bu çatıya da "ırak islam devleti" dedi.

mısri de zerkavi’den farklı bir şey yapmadı. şiilere saldırılara devam etti, ırak güçleriyle mücadele etti ve amerika birleşik devletleri ile savaştı. ırak savaşı, bir iç savaşa sürüklenmiş şekilde tam bir kaotik ortamda devam etti.

2010 yılında mısri de öldürüldü. mısri’nin ölümü sonrası örgütün tamamen dağıldığı düşünülüyordu ama örgüt varlığını devam ettirdi. mısri öldükten sonra örgütün başına geçen isim bir süre bucca kampı’nda kalmış, bu hapishanede saddam’ın kurmayları ve savaşçıları ile bağlantılar kurmuş ebu bekir el-bağdadi’ydi.

bağdadi ırak’ta bitti denilen terör örgütünü başka bir seviyeye taşıdı. saldırı dozunu arttırarak devam ettirdi. daha önce mücahit şura meclisi’nde yer bulmuş, zerkavi’yi dinlemişti. aynı onun gibi düşünüyordu. ne kadar çok insan ölürse, ne kadar çok kan akarsa o kadar başarılı olacağını hesaplıyordu. bu yüzden aralıksız bombalı saldırılara başladı. saldırılar raydan çıkarken amerika birleşik devletleri artık durumun iyice çığırından çıktığını, kontrol edilemez bir hal aldığını fark etti. mısri’yi bahane ederek ırak’taki terörün bittiğini savundular ve çekilme hazırlıkları başladı. bu sırada bin ladin bir operasyon ile öldürülünce bağdadi’nin değeri arttı. bağdadi de bu ölümü kullandı. bin ladin’in intikamı diyerek ırak’ta farklı yerlerde yüzlerce saldırıda bulundu. binlerce masum insanı katletti. böylelikle hem ırak’taki yerini güçlendirmiş hem de küresel olarak islamcı örgütlerin dikkatini çekmişti.

bu saldırılar devam ederken amerika birleşik devletleri ırak’tan çekildi. bağdadi’nin önünde artık inanılmaz büyük bir alan vardı. bu alan sadece ırak’ı kapsamıyordu, hemen yanı başında karışmaya müsait bir suriye vardı.

El Bağdadi

amerika’nın ırak’tan çekilmesiyle birlikte kamplarda işkence gören islamcılar ve saddam’ın kurmay kadrosu serbest kaldı. bucca’da birçoğuyla iletişim halinde olan bağdadi hapishaneden çıkan birçok arkadaşını örgüte dahil etti. zincirleme şekilde örgüte katılımlar oldu. örgüt böylece askeri disiplini olan kişilerin de katılmasıyla gücüne güç katmaya başladı. saddam’ın saklanan kilit isimleri de bu süreç içerisinde ortaya çıkıp ışid’e destek vermeye başladılar. izzet ibrahim el duri gibi isimlerdi bunlar. mesela duri araba kaçakçısıydı ve bombalı araç saldırılarının çoğunu o düzenledi. daha onlarca isim sayılabilir. baas partisinin eski üyelerinin hepsi neredeyse ışid ile ortak hareket etti. sünni-şii iç çatışması en üst seviyeye çıkarken iran destekli örgütler bir bir yenilmeye başlamıştı ve ırak islam devleti’nin gücü her geçen gün artıyordu. amerikan ordusuyla savaşmayan sünniler savaşı tek cepheye düşürünce ve ciddi bağlantılar elde edince güçlenmişti.

bu sırada suriye’de işler rayından çıkmış, el-nusra adı verilen bir islami örgüt suriye’de toprak kazanmaya başlamıştı. nusra nisan 2013’te el-kaide’ye bağlılığını bildirdikten sonra suriye el-kaidesi diye anılacakken bağdadi nusra’nın ırak islam devleti’ne dahil olduğunu duyurmuş, örgütün yeni ismini ırak ve şam islam devleti olarak açıklamıştı.

el-kaide’nin yönetim kadrosu bunu sert şekilde eleştirdi. bağdadi’nin buna hakkı olmadığını, sadece ırak el-kaidesini yönettiğini, suriye’deki temsilcinin nusra olduğunu belirtse bile dönüt alamadı. günden güne ırak’ta güçlenen ırak islam devleti ve bağdadi, sünnilerin en büyük temsilcisi sayılıyordu bölgede ve nusra’nın içinden birçok kişi ırak islam devleti’ne biat etti. ırak’tan sonra suriye’de de faaliyet gösteren örgüt bir anda bütün aşırı sünnilerin lideri haline geldi. aşiretler, eski askerler ve uç islamcılar… hepsi bağdadi’ye destek veriyordu. bu süreçte el-kaide ile ırak islam devleti’nin arası bozuldu ve hala düzelmiş değil.

2014 yılına gelindiğinde hemen 2014 yılının başı ırak ve şam islam devleti için her şeyin başlangıcı oldu. öncelikle örgüt felluce’yi ele geçirdi. zaten amerikan ordusunun en çok zorlandığı ve saddam’ın destekçilerinin olduğu bölge burasıydı. felluce’nin düşüşüyle birlikte ırak-suriye sınırının ırak tarafını bir bir ele geçirmeye başlayan ışid’e suriye’de de biatlar hızlandı ve nusra’ya ait topraklar bir bir ışid’e geçmeye başladı. nusra’nın genel karargâhının bulunduğu rakka’ya da ışid girdi ve nusra’yı rakka’dan attı.

13 ocak 2014’te de rakka, ırak ve şam islam devleti’nin başkenti ilan edilmiştir.

örgüt ırak’ta yere sağlam basarak elde ettiği toprakları korurken, suriye’de hızla büyümeye başladı ve haziran ayına gelindiğinde suriye’nin %25’ini kontrol etmeye başladı. suriye’deki başarılı ilerleyiş sonrası ırak’ta da ilk durak musul oldu. musul’da ırak ordusu rezilce, savaşmadan üniformalarını çıkarıp, ekipmanlarını atıp, bütün askeri araçları bırakıp kaçtı. 10 haziran 2014’te musul tamamen ele geçirildi. -şehre giren ışid’li teröristler tarafından türk konsolosluğu basılmış, büyükelçi dahil 49 türk ışid tarafından esir alınmıştır.- musul ele geçirildikten sonra ırak ve şam islam devleti durmamış, bu sefer samarra’yı kuşatmıştı. bu büyük yükseliş örgütü rehavete soktu. samarra kuşatıldıktan sonra hedefin bağdat olduğu açıklandı. ardından da telafer ele geçirildi.

ışid’in ilerleyişi bir türlü durdurulamadı ve bağdat’a neredeyse 1 saat uzaklıktaki bakuba da ışid tarafından saldırıya uğramaya başladı. bu haritadan ismi geçen bölgelerin konumlarına bakabilirsiniz:

29 haziran 2014’te hem suriye ile ırak arasındaki el kaim alındı hem de saddam’ın doğduğu tikrit ele geçirildi. hemen ardından bağdadi kendini halife ilan etti ve türkiye’nin kurucusu, kurtarıcısı mustafa kemal atatürk tarafından lağvedilen halifeliği dirilttiğini açıkladı. kendisini halife ibrahim olarak tanıtırken örgütünün adını ırak ve şam islam devleti isminden "islam devleti" adına değiştirildiğini açıkladı. zerkavi’nin en başında hayalini kurduğu islam devleti projesi böylece hayata geçmiş oldu.

2014 tarihli suriye haritası da bu şekilde:

not düşmekte fayda var, harita biraz abartılmış. ışid’in o dönem fırat’ın güneyinde bu kadar gücü yoktu. harita 2015’e biraz yakın ama durumun buna benzer olduğunu söylemek mümkün 2014’te bağdadi halifelik ilanı yaparken. ırak haritası ile suriye haritasını birleştirdiğinizde de ortaya şöyle bir şey çıkıyor:

ırak’taki bu yükselişe dur diyemeyen iran, kasım süleymani’nin sahaya inmesiyle birlikte ırak’ta yeniden taarruza geçti. es-sadr cihad ilan etti ve ışid’e karşı bütün şiilerin savaşmasını istedi. iran, sınırdan ırak’a tonlarca silah soktu ve ırak’ta savaş şiddetlendi. ışid’in bağdat’a yürüyüşü zor bela durduruldu.

temmuzda çatışmalar devam ederken ışid, suriye’de ilerlemeye devam etti. ağustosta ırak’ta sincar’a saldırdı ve sincar’ı düşürdü. sincar’ın düşmesi sonrası ışid’in diğer hedefi kuzey ırak kürt bölgesel yönetimi olunca abd hava kuvvetleri de yeniden savaşa dahil oldu ve ışid’i sincar’da vurmaya başladı. ışid gördüğü hava saldırısı sonrası sincar’dan geri çekilmek zorunda kaldı. bazı ülkeler ırak’a asker göndermeye başladılar.

ırak’ta bunlar olurken suriye’de de kobani kuşatıldı. 2015’in başına kadar sürecek bir savaş başladı. kobani kuşatıldıktan sonra ırak’ta pkk’ya destek veren abd, suriye’de de havadan destek vermeye başladı. kobani’de ilk kez amerikan savaş uçakları suriye’de sorti atmaya başladı. karada yetersiz olan ypg’ye -yani pkk’nın suriye kolu- karadan destek olması için 28 ekim 2014 peşmergenin kobani’ye geçişi gerçekleşti. türk topraklarından olan bu geçiş için cumhurbaşkanı erdoğan şöyle bir açıklama yaptı.

2015 yılının mart ayına gelindiğinde abd hava kuvvetlerinin desteği ile terör örgütü pkk, terör örgütü ışid’i ayn el arab’tan (kobani) temizledi. ırak’ta da iran destekli mislilerin yardımı ile tikrit ışid’den geri alındı.

üst üste kayıplar veren ışid 2015 mayısında yeniden taarruza geçti ve ırak’ta ramadi şehir merkezini düşürürken, suriye’de de şam’a çok yakın olan palmira’yı düşürdü.

suriye’de abd’den destek alan pkk, türkiye sınırında koridor oluşturmaya başladı. suriye’nin güneyinde de ışid şam’a dayandı. değişim haritasını ve 2015’te suriye’nin ne durumda olduğunu görebilirsiniz:

hava saldırıyla bir türlü baş edemeyen ışid, 2015’in sonuna doğru hızla gerilemeye başladı. sincar’dan tamamen çıkarıldılar, tel abyad’ı kaybettiler, mayısta ele geçirdikleri ramadi’yi ırak ordusu yeniden ele geçirdi.

en önemlisi rusya resmi olarak savaşa girdi ve amerikan hava kuvvetlerinin yanında rus hava kuvvetleri de ışid’i vurmaya başladı. ışid’in şam’a yürüyüşü rus hava kuvvetlerinin yardımı ile durdurulabildi. suriye ordusu ışid’i durdurduktan sonra taarruza geçmek için hazırlıklara başladı.

bu sırada türkiye cumhuriyeti açılım denen saçmalığı bitirmiş, doğusunda pkk ile savaşıyordu. 2016 yılına gelindiğinde pkk suriye’nin kuzeyinde kurmak istediği koridora yakındı. işgal edilen kobani ile afrin’i birleştirmek için menbiç ve el-bab’ın alınması yetecekti. 1 ocak 2016 suriye haritası şu şekilde:

ışid 2016’nın başında üst üste darbeler yiyerek haseke’den çıkarıldı, halep’te ağır darbeler yemeye başladı. en önemlisi ırak’ta felluce’yi kaybettiler. her şeyin başlangıcı sayılan felluce kaybedildi. musul için ırak ordusunun hazırlığı başladı ve bu operasyona abd’nin destek vereceği belirtildi.

23 haziran 2016’daysa pkk menbiç’e girdi. türkiye cumhuriyeti doğusundaki terör yuvalarını temizledikten sonra suriye için operasyon hazırlıklarına başlamıştı ve abd’li temsilcilere "fırat’ın batısının" kırmızı çizgi olduğu söyleniyor, pkk’nın afrin hariç fırat’ın batısına geçmemesi gerektiği vurgulanıyordu. menbiç meselesinde abd kendi askerlerinin menbiç’i alacağını açıklamasına rağmen 23 haziran 2016’da pkk bölgeye girdi. iran sınırından hatay’a oluşturulması planan harita önünde sadece el-bab kaldı.

şimdi buraya 17 eylül 2017’ye ait bir harita bırakacağım. tarihe takılmadan pkk’nın elindeki bölgelere bakın. ırak’tan suriye’ye böyle bir durumdalar:

aradaki yeşil bölge el-bab o da türkiye’nin operasyon yaptığı ve koridorun önünü kapattığı bölge. şimdi de yıllar önce gündeme gelmiş terör ülkeleri ve terör örgütü pkk tarafından kurulmak istenen haritaya bakalım: burada.

şimdi iki haritayı karşılaştırın.

bu durum (pkk’nın fırat’ın batısına geçmesi) türkiye ile abd’nin arasındaki ipleri kopardı. pkk’nın menbiç’e girişinden 6 gün sonra 29 haziran 2016’da pkk’nın başka bir kolu tak atatürk havalimanı’nda bomba patlattı, bomba "dış hatlarda" patladı. 29 haziran 2016’dan kısa süre sonra türkiye’de darbe girişimi yaşandı. ırak ve suriye haritası tamamlandıktan sonra 3. ülkeye yol yapılmak istendi. 15 temmuz 2016 atlatıldı ve türk ordusu 24 ağustos 2016’da el-bab’ı almak için suriye’ye girdi ve ışid’e karşı operasyon başlattı.

türkiye’nin 24 ağustos 2016’da el-bab’a yürüyüşü başlarken ırak ordusu, peşmerge, şii milisler, abd hava kuvvetlerinin desteğini alarak 17 ekim 2016’da musul’a operasyon başlattı. amerikan hava kuvvetleri musul’u yok etmeye and içmiş gibi şehri havadan hedef gözetmeksizin bombaladı. bazı bombardımanlar kameralara yansıdı.

17 ekim 2016’da musul’a operasyon başlattıktan sonra 6 kasım 2016’da pkk’nın ışid’in başkenti sayılan rakka’ya operasyon başlattığı duyuruldu.

suriye ordusu da güneyden ışid’e saldırı yapmaya devam ediyordu ve yavaş yavaş kuzeye doğru itmeye başladılar ışid’i.

2017 yılının şubat ayında türk ordusu el-bab’ı ele geçirerek ışid’in halep’in kuzeyinde mevzisini bırakmadı, ışid’i halep’ten attı. hemen bir ay sonra suriye ordusu palmira’yı ışid’den geri aldı.

musul’da ve rakka’da da ışid’e karşı ilerleyiş sürüyordu. 2017 yılının haziranına gelindiğinde pkk, rakka’yı kuşatmayı başardı. (buraya düşülecek not şu: abd uçakları hedef gözetmeksizin yerdekileri bombalıyor, enkaz altında kalan ışid’lileri öldürmeye de mayın eşeği gibi pkk’lılar gidiyor, aslında herhangi bir savaş yok)

10 temmuz 2017’de yapılan açıklamayla birlikte terör örgütü ışid’in musul’dan da temizlendiği duyuruldu. musul’un son hali bu şekildeydi, "kurtarıldıktan" sonra:

musul düşer düşmez telafer’e saldırı başlattı ırak ordusu ve musul’dan bir ay sonra telafer’den de atıldı ışid. devam eden operasyonlarda ırak ordusu ışid’e karşı gücü tamamen ele geçirdi ve havice’yi de aldı.

suriye ordusu deyrizor’a girdi. deyrizor’da yıllarca kuşatma altında kalan suriye ordusu askerleri kurtarıldı. (bu büyük olay gerçekten, yıllarca küçücük bir alanda ışid’e karşı savaştılar ve vermediler bölgeyi, sonunda suriye ordusu deyrizor’a geldi)

deyrizor açıklamalarından sonra rakka’ya da girildi. 17 ekim 2017’de yapılan açıklamalardan sonra rakka’nın da ışid’den alınıp yeniden işgal edildiği açıklandı. rakka’nın son hali de böyle görüntülendi:

kasım ayında suriye ordusunun deyrizor’da terör örgütü ışid’e operasyonları çoğaldı ve ışid’i ebu kemal’e itmeye başladılar. 2016’dan 2017’ye değişim haritaya aşağıdaki şekilde yansıdı. aralık ayında ırak’ın resmi makamları açıklamalar yaparak ışid’in tamamen ırak’tan atıldığını duyurdu. ışid’in elinde sadece yukarıdaki haritada gözüken bölgeler kaldı (bir de biraz idlib’te biraz dera’da bulunuyorlardı).

idlib’te htş’nin (nusra’nın yeni adı. hatırlayacaksınız bağdadi nusra’yı yok etmek istemişti, garip bir tesadüf) dera’da da suriye ordusunun operasyonları ile ellerinde sadece deyrizor kaldı. deyrizor’da da güneyden suriye ordusu kuzeyden terör örgütü pkk’nın operasyonları ile yavaş yavaş silindiler.

son olarak baghuz‘da yaşanan çatışmalar sonrası terör örgütü pkk baghuz’u geçtiğimiz günlerde ele geçirdi. "ırak ve şam islam devleti" adıyla kurulan terör örgütünün ne ırak’ta ne de suriye’de kontrol ettiği bir toprak parçası kalmadı. elbette ölü hücre var fakat ırak ve suriye’de artık yoklar.

yine de bu ışid’in bittiğini göstermiyor, özellikle tunus’ta büyük yapılanmaları mevcut. afganistan’da güç elde etmeye çalışıyorlar ve afrika’da ışid’e biat etmiş birçok örgüt var. afrika’daki güç eksikliği hesaba katılırsa ışid bir anda sözde başkentini bir afrika ülkesine taşıdığını ve oradan devam edeceğini açıklayabilir ama şu kesin: bundan sonra ne ırak’ta ne de suriye’de kolay kolay var olamayacaklar.

türkiye’de, birçok avrupalı devlette, özellikle ırak ve suriye’de sayısız terör eylemi yaptılar ve neredeyse yüz binlerce insanı katlettiler. şimdi de silindikleri bölgede başka bir terör örgütü cirit atıyor.

1 mart 2019 itibarıyla suriye’nin vaziyeti:

suriye’nin %27’sini terör örgütü pkk işgal etmiş durumda ve türkiye fırat’ın doğusundan terör örgütü pkk’nın çıkarılacağını her fırsatta açıklıyor.

ekim 2019 itibarıyla suriye’nin son hali:

DAEŞ (IŞİD) kamp ve hapishaneleri haritada görülebiliyor.

tanımlayacak olursak, ışid ırak ve suriye’den silinmiş, yerini terör örgütü pkk’ya bırakmış olan başka bir terör örgütüdür.