MK ULTRA PROJESİ /// YAVUZ SELİM DEMİRAĞ : SUBLİMİNAL MESAJ!. .


YAVUZ SELİM DEMİRAĞ : SUBLİMİNAL MESAJ!. .

E-POSTA : ysd592

22 Aralık 2019

Köroğlu "Tüfek icad oldu mertlik bozuldu" demiş . Günümüzdeki alavere-dalaverelere tanık olsa bilmem neler söylerdi.

Yazının başlığını gören duyarlı okurlarımız "Nereden çıktı bu yabancı deyim. Türkçesi yok mu?" haklı sorusunu yöneltecektir.

"Kişinin bilinç altına gönderilen gizli mesaj" anlamına geliyor ve çoğunlukla reklam sektöründe kullanılıyor. Bir de gizli servislerin metodu olarak biliniyor. İyi de "niye yabancı deyim?" de ısrar edenler için kısa hatırlatmalarda bulunacağım.

Ergenekon balyoz ve askeri casusluk kumpaslarında "deniz yerine okyanus" "telsiz yerine radyo" gibi Amerikan deyimleri iddianameye yansımış ard arda yapılan operasyonlara da "dalga" adı verilmişti. O "dalga" da Amerikan deyimi idi. Zira operasyonu yapan polisler bile kameranın açık olduğunu unutup: "Amerikalı hocaların gösterdiği gibi" bile diyerek "iplerin aslında kimlerin elinde olduğunu itiraf" etmişlerdi.

Nitekim FETÖ’nün emniyeti büyük ölçüde ele geçirmiş olan polisleri sahte dijital belgeler ile yine yargıya sızdırılan savcı ve hakimler ile 15 Temmuz hain kalkışmasının zeminini hazırlamışlardı.

Kumpas davalarının iddianamelerindeki "Subliminal mesaj" terimi 15 Temmuz sonrasındaki davalarda da geçiyor. ‘FETÖ’nün "Subliminal mesajları" diye. Görünen o ki polisi savcısı hakimi ve de devletin etkili-yetkili mercileri bu "Subliminal mesaj"ı pek sevmiş. Sadece reklam sektöründe değil emniyete yargıya siyasete kadar sırayet etmiş subliminal… Dikkatlice incelediğimizde bu "Subliminal mesaj"ın çoğunlukla muhaliflere karşı uygulandığını görüyoruz.

Ne de olsa canım memleketimde "muhalif olmak yürek istiyor!"

"Adalet istiyoruz!" diye Ankara’dan İstanbul’a yürüyen CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na 450 km’lik yol güzergahında defalarca "Subliminal mesaj" verildi. Mermi koydular mesela… İktidar partisinin belediyesi yola gübre döktü örneğin… Suikast timi son anda yakayı ele verdi gibi ard arda yüzlercesini sıralayabiliriz. Yetmedi Ankara-Çubuk’ta şehit cenazesinde Bakanların Genelkurmay Başkanı Emniyet müdürlerinin arasında "linç girişimi"nde bulunuldu… Bir nevi "İstersek seni halka linç ettiririz" mesajı verilmedi mi?

Muhalif gazeteci olmak da zor iş.

Evimin önünde öldüresiye döverler.

Sokakda gözlüğünü telefonunu kırıp yumruklarlar.

"Her an peşindeyiz!" mesajıdır.

Yazdıklarından dolayı zırt-pırt dava açıp "hukuk sopası" gösterirler. Usul ve esasa uymadan tazminat ve hapis cezası yağdırıp hapishane ile terbiye etmeye kalkışırlar.

Yetmez! Yasaya göre "Adli Kontrol!" adına hafta da 2 gün imza attırıp 15 günde bir zorunlu seminere katılmaya zorlar. Halen "çiçek-böcek-magazin" yazmıyorsan gece yarısı zulmü başlar. Konferans seyahatleriniz takibe alınır. Uçağa binerken "duruşmaya katılmadın" diye gözaltına alınırsınız. Otelde gece yarısı kapınız çalınır "Yakalama kararınız var ifade vereceksiniz" diye götürülürsünüz. Evinizden sevdiklerinizin yanından lokantadan düğünden nişandan bile alınıp geceyi karakolun ünlü (!) nezarethanesinde geçirdikten sonra lütfen ifadeniz alınıp serbest bırakılırsınız!

Bu işte "subliminal mesaj" dır.

"Çok hoplayıp zıplama… Her an ensendeyiz. Güç bizde olduğu müddetçe boza pişirmeye devam ederiz. Evinin önünde dövmekle kalmayıp karının koynundan da alır yetmezse kafana sıkarız!" mesajıdır bu…

Öyle ise yanlış kapı çaldınız!

Vız gelir tırıs gider!. .

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/subliminal-mesaj-54313yy.htm

UZAY BİLİMİ DOSYASI : Uzay Ekosistemi ve Güvenliği Çalıştayı – 1 | SONUÇ RAPORU


Uzay Ekosistemi ve Güvenliği Çalıştayı – 1 | SONUÇ RAPORU

İlk Uzay Ekosistemi ve Güvenliği Çalıştayı, “Yeni Uzay Ekonomi ve Güvenlik Mimarisi” ana teması ile “Yeni Dünya Ekonomi ve Güvenlik Mimarisi“ başlıklı İstanbul Güvenlik Konferansı alt etkinliği olarak TASAM tarafından İstanbul’da CVK Park Bosphorus Oteli’nde 07 Kasım 2019 tarihinde icra edilmiştir.

“Uzay Turizmi ve Kolonizasyon”, “Ticari Uzayda Küçülmenin Getirdikleri”, “Uzay Trafiği ve Rejimi” ile “Askerî Uzay” başlıklarının konuşulduğu Uzay Ekosistemi ve Güvenliği Çalıştayı’na Millî Savunma Üniversitesi Havacılık ve Uzay Teknolojileri Enstitüsü’nden Prof. Dr. Fuat İNCE Anahtar Konuşmacı ve Oturum Başkanı olarak, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Alim Rüstem ASLAN ile Nazlı CAN ve İstanbul Arel Üniversitesi’nden Dr. Cüneyt DİRİCAN konuşmacı olarak katılmışlardır. İlgili otoriteler ile ulusal/uluslararası çok sayıda seçkin katılımcı tartışmalara katkı sunmuştur.

Çalıştay çerçevesinde, ilgili otoriteler ve kamuoyunun dikkatine sunulmak üzere öne çıkan tespit, görüş ve öneriler aşağıdaki gibidir:

  1. Uzay; lüks veya Soğuk Savaş döneminde yaşandığı gibi üstünlük göstergesi veya prestij alanı olmaktan çoktan çıkmıştır. Teknolojik gelişmeler sayesinde güvenliğe, ekonomiye, çevre ve kalkınmaya katkı fırsatı ve potansiyeli taşıyan hayatî öneme sahip bir alan hâline gelmiştir.
  1. Uzay güvenliğinin hem barış ve hem de savaş zamanında mutlaka dikkate alınması ve kesinlikle ihmal edilmemesi gerekir. Uzay teknolojileri artık düşük yetenekli devletlerin, gelişmekte olan devletlerin, küçük firmaların ve üniversitelerin yetenek kapsamına girmiştir. Türkiye ve bütün gelişmekte olan ülkeler uzayda yeni faaliyet alanı içerisinde bulunmalıdır.
  1. Uzay teknolojileri ve uzaydan yararlanma, yeni yüzyılda “Yeni Uzay” adı verilen bir paradigma değişikliğine uğramıştır. Artık uzay sadece “uzay yetenekli” büyük devletlerin ve ilgili dev firmaların kullanımında bulunan bir alan olmaktan çıkmıştır. Başta elektronikteki küçülme olmak üzere teknolojik gelişmelerin yaygınlaşması ve kolay elde edilir olması, uydu tasarımında, üretiminde, fırlatma ve işletmesinde birçok yeni oyuncunun önünü açmıştır.
  1. Yeni Uzay olgusu içinde artık uzay araçları ile ilgili tasarım ve üretim süreçleri, süre ve maliyet açısından, onda bir, yüzde bir, hatta binde bir mertebesine küçülürken, fırlatılıp işletmeye alınan uydu sayıları da onlarla değil, binlerle ifade edilmektedir. Tasarım ve üretim süreleri yıllardan aylara, uydu boyutları ve ağırlıkları tonlardan kilogram düzeyine hatta daha altına inerken maliyetler de yüz milyon dolarlar mertebesinden milyon doların çok altına inmektedir.
  1. Yeni uzayın uyduları, uzaydan yararlanmanın hemen her alanında faaliyet göstermektedirler. Uzaya ilişkin çalışmalarda yeryüzü gözleme, haberleşme, teknoloji geliştirme ve bilimsel uygulamalar ağırlıktadır. Gözlem ve haberleşme alanlarında daha önce düşünülmeyen veya yalnız finansal ve teknolojik bakımdan büyük devlet, şirket veya üniversitelerin yapabileceğine inanılan uygulamalar yavaşça yaşama girme yolundadırlar. Dünyadaki herhangi bir noktanın günde en az beş kez fotoğrafını çekmek, uzaydan video, uydular üzerinden tüm dünyada doğrudan internet erişimi sağlanması bunların arasındadır. Bir diğer uygulamada ise sadece 15-20 cm hata ile konum belirlenerek sürücüsüz otonom arabaların yolu açılmaktadır.
  1. Bu paradigmanın ortaya çıkardığı yeni oyuncular arasında yeni kurulan firmalar yanında üniversiteler de bulunmaktadır. Özellikle ABD’de, vizyoner kişilerce kurulan bazı firmalar, daha önce hiçbir uzay deneyimi bulunmayan ama teknolojik yetenekleri yüksek, mühendisler ile işletmecileri bir araya getirip girişim sermayesi kullanarak büyük uydu projelerine başarıyla imza atmaktadırlar. Yerleşik büyük uzay firmaları da ancak onları arkadan izleyerek bu trene sonradan binmeye çalışmaktalar.
  1. Yeni Uzay kavramı henüz uzaya adımını atmamış devletlerin uzay çalışmalarına girmeleri için büyük fırsatlar ortaya çıkarmaktadır. Türkiye’nin de içinde bulunduğu bu grup için henüz tren kaçmış sayılmaz. Politik ve finansal destek ile kısa sürede “uzay yetenekli” olma yolunda hızla mesafe kat edilebilir.
  1. Yeni Uzay’ın ortaya çıkardığı küçülme trendini başlatarak öne çıkan en belirgin örnek bir standart uydu türü olan Küp Uydu (Cubesat) olmuştur. Boyutları iyi tanımlanmış ancak ölçekli olarak 24 kata kadar büyüyen bu uydu sınıfı, standart alt sistem ve bileşenlerin de hazır raf ürünü olarak piyasaya sunulmasıyla; çabuk tasarım, üretim ve fırlatma olanakları ortaya çıkmıştır.
  1. Küp Uydular (aynı zamanda nano uydu olarak da anılır) ve ondan bir miktar büyük olan mikro uydular, varlıklı veya uzay yetenekli olsun/olmasın, birçok ülkenin ve özel işletmenin uzay teknolojileri ve uygulamalarına girmesinin yolunu açmıştır. Bu alanın hızla büyümesi ile 2017 ve 2018 yıllarında rekor sayıda fırlatılan uyduların sayılarının önümüzdeki yıllarda daha da artarak yeni rekorlara ulaşılması beklenmektedir.
  1. Bu hızlı gelişmenin önemli bir motivasyonu da uluslararası işbirliği olmuştur. Birleşmiş Milletler’in ve Japonya gibi bazı devletlerin, hem uydu tasarım ve üretiminde hem de ücretsiz fırlatma konusunda verdiği destek uzaya ilk adım atanlar için önemli bir rol üstlenmiştir.
  1. Uzay, sivil ekonomik yararları yanında büyük askerî önem de taşımaktadır. Keşif, istihbarat, seyrüsefer ve haberleşme alanlarında askerî kuvvetlere, yeryüzünden elde edilemeyecek üst düzeyde üstünlükler sağlar. Uzayın bu özelliği, diğer sivil amaçlı uygulamalarla birlikte bir uluslararası düzenleme ihtiyacını ortaya çıkarmış ve Uzay Hukuku alanının doğmasına yol açmıştır.
  1. 1957’de fırlatılan ilk uydu Sputnik’ten beri BM merkezli olmak üzere çeşitli ortamlarda uzay hukuku geliştirme çalışmaları sürdürülmektedir. BM’de 1959’da Uzayın Barışçı Amaçlarla Kullanılması Komitesi (COPUOS) kurulmuştur. Bu komitenin çalışmaları öncülüğünde 1967’de uluslararası uzay çalışmalarının temelini oluşturan Dış Uzay Antlaşması (OST) ve onu takiben bir dizi diğer düzenleyici anlaşmalar ortaya konularak, bildirgeler yayınlanmıştır. Bütün bunlar birçok devletin imza ve onayını taşımakla birlikte halen üzerinde anlaşma sağlanamamış ve tartışılagelen önemli konular bulunmaktadır.
  1. Başta OST olmak üzere diğer uzay anlaşmalarının özünde uzayın barışçı amaçlarla kullanılması esası yatmaktadır. Uzaya serbest erişim ve uzaydan yararlanmak her devletin engellenemez hakkı olarak kabul edilmiştir. Askerî konularda ise uzaya kitle imha silahları (nükleer, biyolojik, kimyasal, radyolojik) konması yasaklanmış ancak diğer silahlarla ilgili bir yasak veya hüküm getirilmemiştir.
  1. COPUOS ve diğer BM ortamlarında tartışılan konular arasında uzayın askerî kullanımı, uydu güvenliği, Ay ve asteroitlerde madencilik öne çıkmaktadır. Bu konularda genelde ABD ve az sayıda birkaç devlet ile çok sayıda diğer devletin görüşleri karşı karşıyadır.
  1. Uzayın kullanımı birçok sivil ortamda artık dünyanın diğer güncel sorunları ile birlikte ele alınmaktadır. İklim değişikliği, çevre kirliliği, tarım ve doğal kaynakların sürdürülebilirliği, enerji ve toplumsal kalkınma artık uzay teknolojilerinden gelecek verilerle izlenebilir ve öngörülebilir olmaktadır. Uzaydan gözlem bu konularda çok önemli bilgiler sağlarken, haberleşme ve seyrüsefer hizmetleri ile de sürdürülebilir kalkınmaya önemli katkı vermektedir.
  1. Türkiye’de yakın zamana kadar uzay çalışmalarını düzenleyecek bir merkezi kurum mevcut değilken, 2018 Aralık ayında Türkiye Uzay Ajansı’nın kurulması, bu boşluğu dolduracak nitelikte olacağı umudu ile olumlu karşılanmıştır.

7 Kasım 2019, İstanbul

MK ULTRA PROJESİ : ZİHİN KONTROLÜ PROJESİ ABD’Lİ MAĞDURLARININ 2. GELENEKSEL MK ULTRA PROJESİ PROTESTOSU ETKİNLİĞİ (OREGON – ABD) /// İNGİLİZCE


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=9ASw6ZnBXH4&feature=youtu.be&fbclid=IwAR1uSM0Q9CXl1336Vm4UhlTvyLf2OL8S_ho4aCI7onBtEPa_rIQfHPK2B_o

MK ULTRA PROJESİ /// Kavel Alpaslan : İngiliz ordusunda LSD deneyi : Yoksa Sovyet icadı olmasın ???


Kavel Alpaslan : İngiliz ordusunda LSD deneyi : Yoksa Sovyet icadı olmasın ???

‘Asit’ olarak da bilinen LSD kullanımı, 1960’lı yıllarda artıyor. Psikolojik sorunları tetikleyebildiği de bilinen LSD kullanımındaki artışın, Soğuk Savaş dönemine denk gelmesi ise ABD müttefiki Batı ülkelerinin aklına tek bir soru getiriyor: Yoksa ‘kızıl icadı’ olmasın?

E-POSTA : kalpaslan

Ağır bir halüsinojen uyuşturucu olan LSD (Liserjik asit dietila/Liserjik asit dietilamid), özellike 1960’larda popülerlik kazandı. Kullananların saatler boyunca renkler ve şekillerle dolu halüsinasyonlar görmesi, bir devrin ‘psychedelic’ (psikedelik/saykodelik) kültürünü ciddi anlamda etkiledi. Elbette çoğu uyuşturucu gibi, ‘asit’ olarak da bilinen bu maddenin anksiyete gibi psikolojik sorunları tetikleyebildiği biliniyor. LSD’nin popülerleşmesi, toplumsal olarak anksiyete dolu bir dönem olan Soğuk Savaş ile kesişince ortaya oldukça garip sonuçlar çıkar. Mesela varını yoğunu Sovyetler Birliği’yle mücadeleye adamış ABD müttefiki Batı ülkeleri, LSD’nin ciddi ciddi bir ‘kızıl icadı’ olabileceğinden şüphelenerek kendi askerlerine bazı testler uygular…

Söze küçük bir parantezle başlayalım: Bugüne kadar ‘Dünyanın en korkunç deneyleri’, ‘Bilmem hangi istihbarat örgütünün gizli laboratuvarları’ gibi asılsız komplo haberlerine çokça maruz kaldığımızı varsayıyoruz. Bu nedenle havada kalan bilgileri elden geldiğince elemeye ve kaynaklarımızı mümkün mertebe belirtmeye çalıştığımızı belirttik. Umarız bu, kafalarda oluşan haklı tedirginliklere cevap olabilir.

Soğuk Savaş’ın başlamasıyla birlikte Sovyetler Birliği’ne dair komplolar, yalnızca kamuoyuna yansıtılan bir şeytanlaştırma politikasında kendine yer bulmaz. Sovyetler’in ‘neler karıştırdığı’ istihbaratın da gündemidir. LSD’nin, yaygınlaşmasıyla birlikte bu maddenin, sırları bilinçdışı bir şekilde açıklatan bir ‘gerçeklik silahı’ olup olmadığı da tartışılmaya başlar. İşin daha da garibi, bunun ‘Sovyetlerin bir silahı’ olup olmadığı ciddi ciddi Batı’daki istihbarat servislerinin gündemindedir. 2006 yılında BBC’de yer alan bir haberde şu ifadelere yer verilmiş: “Bu deneyler, Soğuk Savaş yıllarının en gerilimli günlerine rastlıyor. (…) Bir ara hem Washington hem de Londra, Sovyetlerin beyin yıkamayı sağlayan bir ilaç keşfettiğine inanıyor. İngiliz Dış İstihbarat Servisi MI6, buna en yakın maddenin LSD türevi bir şey olduğundan neredeyse emin. ”

Şimdi İngiliz ordusunun bir deneyine ait görüntülerle başlayalım. 1964 yılında 17 Kraliyet denizcisi ve üç subay gönüllü olarak bu deneye katılır. Üç gün boyunca tatbikat yapılacaktır. Fakat bu günlerden birinde, haber verilmeden askerlere LSD verilir. İkinci gün içtikleri suyun içinde bulunan maddenin farkına varmayan askerler için tatbikatın başı oldukça normaldir. Hatta tatbikat gereği askerler, temsili bazı ‘teröristleri’ bile yakalamıştır. Fakat uyuşturucu etkisini göstermeye başlar, askerler yavaşa yavaş saklanmaktan vazgeçer. Özellikle biri tüm gerçekle bağını yitirir ve silahını bırakarak olduğu yerde sallanmaya başlar. Asker daha sonra ambulans eşliğinde alandan çıkarılır.

Subaylar, deneyin bir parçası olarak LSD’yi vücutlarında hissetseler de göreve devam etmeye çabalar. Ancak tek sıra halinde mevzilerinden ayrılan askerlerin büyük bir çoğunluğu kahkahalarla ilerlemekte, arkadaşlarına etraflarını çevreleyen doğadaki değişimleri göstermektedir. İlerleyen ekip karargah yapılan bölgeyle iletişime geçerek ‘roket saldırısı’ talep eder. Roket ekibi bu sırada ellerindeki silahları bir oraya bir buraya sallamakta, gülmekten nişan almayı başaramamaktadır (Bu deneyde gerçek cephaneler kullanılmadığı belirtiliyor).

Saatler geçtikçe askerler yeniden silahlarını bırakmaya başlar, durmadan gülmesine karşın bir tek radyo görevlisi diğerlerinden daha sadık bir şekilde görevini yapmaktadır. Fakat bir süre sonra o da teslim olur, iki ekip arasındaki iletişim kaybolur. Çünkü radyocu telsizi ağacın etrafına dolamaya başlamıştır. Uyuşturucunun tam olarak etkisini gösterdiği zaman bütün askerler yerlere yatıp kahkaha atmaya ve ağaçlara sarılmaya başlar. Her asker doğaya karşı aynı şekilde yaklaşmaz tabi, bir tanesi sadece küreğini kullanarak bir ağacı neredeyse kökünden söker. Komutanlar da sonunda artık devam edemeyeceklerini fark eder. Çünkü bir asker ‘kuşlara yem vermek üzere’ ağaca tırmanmaya başlamıştır. Askerler hastaneye götürülecektir ancak çoğu ambulansta kapalı bir alana sıkışmak istemez, ormanda kalmayı tercih eder. Deneyi organize edenlerin zorlu çabaları sonucunda hastaneye gözlem için götürülürler. Kimileri uyur, kimileri gördüğü geometrik şekillerden bahseder, kimileriyse gülmeye devam eder.

Operation MONEYBAGS (Full) : VİDEO LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=5WscQIp3Kac&feature=youtu.be

Resmi videoda söz konusu deneyin ‘Kıbrıs’daki EOKA görevi sırasında iç güvenlik sorununa yönelik’ yapıldığı belirtiliyor. Ancak gerçekten tek neden bu mu? İngiltere’de daha öncesinde de benzeri deneyler 1950’li yıllarda yapılmıştır. Yine aynı BBC kaynağına göre, ‘grip virüsüne karşı tedavi’ bahanesiyle kimyasal savaş laboratuvarında askerlere LSD verilir. İngiliz Dış İstihbarat Servisi MI-6, yürüttüğü bu gizli deneyler sırasında üç eski askere izinlerini almadan LSD verdiği için on yıllar sonra tazminat ödemek zorunda kalacaktır. Bir asker kendisiyle birlikte bir başka ere ‘berrak bir sıvı içirme’ deneyinde hissettiklerini şöyle açıklıyor: ”İlk etki olarak kahkahalarımızı kontrol edemez duruma geldik. Aslında korkunç bir yanı vardı. Neye güldüğümüzü bilmiyorduk ve kendimizi durdurmamız imkansızdı. Bunun ardından arkadaşımın gözlerine bakınca sanki her ikisinin de kanlı birer pamuk parçası olduğunu sandım.”

The New Yorker’da yer alan habere göre, ABD’de de benzeri çalışmalar yapılıyordu. Kimi deneyler, bir Sovyet ajanının onlara gizlice belli bir dozda LSD verildiği takdirde askerlerin nasıl tepkiler vereceğini görmek üzere tasarlanır. Tahmin edilebileceği üzere ordunun ve istihbaratın açısından çok verimli sonuçlar veren deneyler değildir bunlar, ancak hem İngiltere hem de ABD’deki çalışmaların devamlılığını sağlayan tek neden ‘muhtemelen Sovyetler de böyle şeyler üzerine çalışıyor’ düşüncesidir.

The New York Times’ın 1977 yılındaki bir sayısında, eski bir asker olan James R. Thornwell’in, bilgisi olmadan LSD deneyine dahil edildiğine dair bir haber yer alıyor. Thornwell, deneye dair hatırladıklarını aktarıyor: Kendisine bir istihbarat yetkilisi tarafından ‘dosyaları ne yaptığı’ sorulur. O sırada Thornwell ‘kafasının uçtuğunu, yıldızların yükselmeye başladığını’ söyler. Soru sorulmasının kesilmesini ister ancak deney devam eder. Asker masaya yığılır ve ağzından salyalar akmaya başlar. Metinde 1955-1962 yılları arasında halüsinojen uyuşturucularla yapılan deneylere binin üzerinde askerin kendi rızasıyla katıldığı belirtiliyor. Yine bu haberde de deneylerin ‘Sovyetlerin bir şeyler keşfetmesi sonrası yapıldığı’ yer alıyor.

Soğuk Savaş yıllarının özellikle ilk dönemlerinde Sovyet karşıtı paranoya tüm topluma empoze edilmeye çalışılır. Bu anlamda Ekim Devrimi’nden sonraki on yıllarla kıyaslanamayacak bir karalama politikası yürütülür. Elbette ‘kızıl tehlikeye’ karşı kollarını sıvayan bu propagandistler ne yaptıklarının farkındadır. İşin daha ilginç yanı bu paranoya halinin ‘devletlere’ de nüfuz edebilmiş olmasıdır.

Günümüzde bunca istihbarat örgütü arasından Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nin (DAC/ya da yaygın bilinen ismiyle ‘Doğu’ Almanya’nın) istihbaratı Stasi, düzenli olarak kurdukları sistemle yargılanır. Belki de kafalarda en ‘şeytani’ ve ‘paranoyak’ görünümlü istihbarat teşkilatı haline gelmiştir. Kendi orduları üzerinde böylesi deneyler yapan ülkeler ve istihbarat servisleri ise nedense bu denli ‘medyatik’ olamaz!

Elbette Stasi’nin her yaptığına alkış tutacak değiliz, fakat şunu da gözardı edemeyiz: Bu ülke sosyalist ülkeler için bir ‘sınır’ ülkesidir ve var olan tehditler dolayısıyla ister istemez bir paranoya oluşmuştur. Bunu başka ülkeler için de söyleyebiliriz. Ancak DAC’da oluşan tepkilerin ne sebepleri ne de düzeyi, elini dünyanın her köşesinde kana bulamış diğer yakadaki istihbarat teşkilatlarıyla kıyaslanamaz. Görünen o ki yalnız uyuşturucu kullanıcıları değil; devletler de anksiyete sorunları yaşayabiliyor…

Kaynaklar ve daha detaylı bilgilerin yer aldığı adresler

LİNK : https://www.independent.co.uk/news/uk/home-news/lsd-video-porton-down-chemical-weapons-experiments-trials-uk-military-army-marines-sixties-acid-a8366906.html
LİNK : http://www.bbc.co.uk/turkish/europe/story/2006/02/printable/060224_lsd.shtml
LİNK : https://www.nytimes.com/1977/10/07/archives/army-data-describe-lsd-test-on-soldier-declassified-docements-are.html