HAARP DOSYASI /// HAARP komplo teorisine uzman tepkisi : Yapay deprem diye bir şey yok


HAARP komplo teorisine uzman tepkisi : Yapay deprem diye bir şey yok

Uzmanlar Alaska’daki uzay araştırma istasyonu HAARP’ın suni depremler yarattığına ilişkin komplo teorilerini Milliyet’e değerlendirdi: “Komplocular, gizem arayanlara deli saçması iddialarda bulunuyor…”

Türkiye’de deprem konusunda bilgi kirliliğine neden olan şehir efsanelerinin başında “HAARP” teknolojiyle ilgili komplo teorileri geliyor. Uzman olmayan kişiler, 17 Ağustos deprem felaketi ve sonrasındaki her büyük sarsıntıyı Alaska’daki uzay araştırma tesisi Yüksek Frekanslı Aktif ‘Aurora’sal Araştırma Programı’na (HAARP) bağlarken, bu komployu kamuoyunun gündemine atan ilk kişinin Fuat Avni olarak bilinen FETÖ firarisi Aydoğan Vatandaş olduğu ortaya çıktı. FETÖ’cü Aydoğan Vatandaş’ın ilk baskısı 2000 yılında yayımlanan ‘HAARP-Kıyamet Teknolojisi’ adlı kitabında, 17 Ağustos deprem felaketinin suni olarak HAARP teknolojisi ile tetiklendiği ortaya atılırken, bu tarihten sonra her depremden sonra HAARP teknolojisi uzman olmayan kişilerce gündeme getirilmeye başlandı.

180 adet dev anten

FETÖ terör örgütü firarisi Aydoğan Vatandaş’ın 17 Ağustos deprem felaketinden 1 yıl sonra kaleme aldığı kitapta HAARP projesinin, yapay depremler oluşturmak, belirli bir bölgede haberleşmeyi kesmek, elektronik cihazların çalışmasını durdurmak, olabilecek büyük şiddetli bir depremi küçük parçalara bölerek önlemek ve iklim koşullarına müdahale etmek gibi işlemler için de kullanıldığını ortaya atttı. Vatandaş kitabında “Alaska’da iddialara göre 180 adet dev anten bulunmaktadır. Bu antenler ile üretilen manyetik dalgalar, yetkililerin yaptığı açıklamalara göre; ‘gelebilecek füzeleri havadayken imha etme, toprağın altında incelemeler yapma, denizaltı gemileriyle haberleşmeyi kolaylaştırma ve atmosferin durumuna müdahale etme’ gibi işlevler yapmaktadır” ifadelerini kullandı.

‘Köfteye dönüşürdük’

Elazığ Sivrice depreminden sonra bir kez daha gündeme gelen HAARP komplosuna tepki gösteren isimlerden İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Cenk Yaltırak şunları söyledi: “HAARP’ın deprem yaptığını konuşmak bile saçma. Deli saçması. Bu yalanlardan nemalanan bir sürü insan var. Atmosferi etkileyen antenler yer kabuğunu nasıl değiştirebilir? Türkiye’de deprem tetiklenmek isteyen güçler varsa neden dünyayı, ısıtıp, pişirip doğayı mahvederek bu işi yapsın? Yerin 20 km altındaki fayları kıracak güce sahip elektromanyetik cihazlar varsa, toprak üstünde yaşayan bizlerin köfteye, kömüre dönmüş olmamız gerekir. Alaska’dan düğmeye basıp Elazığ’da deprem yaratıldığını öne sürmek bilim dışı çevrelerin inanacağı, akıl noksanı saçmalıklar.”

Kocaeli Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Şerif Barış da, “Depremler doğal kaynaklı olaylar. Dışarıdan müdahale mümkün değil. Yapay deprem diye bir şey yok” yorumunu yaptı.

‘Araştırma tesisi’

HAARP’ın çalışma sistemi ve etkinliği hakkında bilgi veren fizikçi Dr. Kaan Öztürk ise şunları söyledi:

“HAARP, bir uzay fiziği araştırma tesisi. Alaska’daki tesis başlangıçta ABD Hava ve Deniz Kuvvetleri desteği ile kuruldu ancak 2000’lerde Alaska Üniversitesi’ne devredildi. Bu tesisteki araştırmalar elektrik akımlarının iyonosfer ve dünyanın çevresindeki manyetik alandan nasıl ilerlediğine yönelik araştırmaları kapsıyor. Özetle hem iyonosferin hem de manyetik çizgilerin dinamikliğinin araştırıldığı bir proje. Elektromanyetik ışımayla deprem oluşturmak mümkün değil. Yerin kilometrelerce altında, müthiş bir basınçla sıkışmış tektonik plakaları yerinden oynatacak bir teknoloji de yok. HAARP’ın atmosferi manipüle ettiği, kasırgalara sebep olduğu de yalan. Bırakın büyük deprem yaratmayı, HAARP’ın bütün gücünü odaklasanız, bir taş parçasını yerinden oynatamazsınız. Komplocular, gizem arayanlara deli saçması iddialarda bulunuyor.”

SOSYAL MEDYA : Beğeni ve takipçi uğruna sırlar açığa çıkıyor.. Sosyal medyada istihbarat savaşları


Beğeni ve takipçi uğruna sırlar açığa çıkıyor.. Sosyal medyada istihbarat savaşları

Sosyal medyada istihbarat savaşlarıVideoda görünen askeri araçların özellikleri, intikal eden birlikler, askerlerin üslendiği noktaları gösteren haritalar… Uzmanlara göre Türkiye sahada olduğu kadar sosyal medyada da çok ciddi bir istihbarat harbi içinde

TRT Haberden Sertaç Aksan’nın konu ile ilgili özel haberinde konu şöyle değerlendirildi.

Türkiye, bugün Doğu Akdeniz, Suriye ve Libya gibi ülkelerde askeri cephe ve diplomaside önemli bir dönemeçte. Bu dönemde sosyal medya paylaşımları da hayati öneme sahip. Uzmanlara göre dipsiz bir kuyuya dönen sosyal medyada kimi kullanıcılar yaptıkları paylaşımlarla bilerek ya da bilmeyerek karşı tarafa istihbarat sağlıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Veri güvenliği sınırlarımızın güvenliği kadar önemli

Sosyal medya kaynaklı sorunlara dikkat çeken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan "Sosyal medya tam bir çöplük haline dönüşmüştür” ifadesini kullanmıştı.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ise "TV’lerde ‘Güvenlik Uzmanı’ unvanıyla konuşanlar yanlış bilgiler vererek zarar veriyorlar. Doğru söyleyenler de harekatın sevkiyat ve zaman bilgilerini, plan detaylarını paylaşarak zarar veriyorlar” diyerek yaşananlardan rahatsızlığını dile getirmişti.

Peki sosyal medyada yaşanan bu durumun temelinde ne var? Savunma sektörünün önemli isimleriyle süreci konuşarak, mevcut riskleri ve gelecek dönemde yaşanması muhtemel sıkıntıları ele aldık.

Askerlerin çektiği selfie’ler birliğin konumu, teçhizatın durumu ve diğer coğrafi şartlarla ilgili önemli bilgiler barındırıyor.

Sosyal medyadaki paylaşımlarımız karşı tarafa ‘istihbarat’ sağlıyor

Savunma Politikaları Uzmanı Arda Mevlütoğlu’na göre mevcut durumda bilerek ya da bilmeyerek ‘açık kaynak istihbaratı’ sağlayan çok sayıda sosyal medya kullanıcısı var.

Dünyada internet ile sosyal medyada savunma ve güvenlik alanında yapılan paylaşımların iki boyutu olduğunun altını çizen Mevlütoğlu, “Birincisi savunma endüstrisine ve savunma teknolojilerine dair gelişmeler ve yorumlar. Bu alanda, yürütülen geliştirme ya da tedarik projeleri, kaydedilen teknolojik gelişmeler, yapılan ihracat veya satış anlaşmaları, ürün ve sistemlerin özellikleri, performansları gibi konularda haber, basın bildirisi ya da yorumlar olabiliyor” dedi.

Savunma sanayii dış politika aracı oldu

Arda Mevlütoğlu, bu konulardaki paylaşımların, firmaların pazarlama ve tanıtım faaliyetleri kapsamında yapıldığının altını çizerek, şunları söyledi:

“Firmalar bu alanda sosyal medyayı giderek daha etkin biçimde kullanıyor. Ayrıca savunma sanayiinin bir ülkenin dış politikasının bir aracı olduğu hususu göz önüne alındığında, bu konulardaki gelişmeler, devletlerin savunma bürokrasileri tarafından da paylaşılıp ön plana çıkarılabiliyor. Bu konularla ilgili bireylerin paylaşım yaparken dikkat etmeleri gereken konu, özellikle geliştirme sürecinde ürünlerle ilgili bilgi ya da yorum paylaşırken, açık kaynaklarda yer almayan herhangi bir bilgi ve görüş kullanılmaması; değerlendirme yaparken de operasyonel kabiliyet veya performansa dair çok fazla ayrıntı verilmemesi. Zira geliştirilen sistem ürüne dönüştüğünde ulusal savunmada kullanılacak.”

Sınır bölgesine yapılan askeri sevkiyat sırasında konvoyda yer alan araçların teknik özellikleri de sıkça paylaşılan bilgiler arasında. (Foto:AA)

Sosyal medyadaki paylaşımlarla deşifre oldular

“İkincisi ise silahlı kuvvetlerin faaliyet ve harekâtlarına dair haber, bilgi ve yorumlar” diye konuşan Mevlütoğlu, nasıl sıkıntılar yaşandığını şu şekilde anlattı:

“Bu çok daha nazik bir konu. Sosyal medya uygulamaları kullanılarak yabancı ülkelerin Suriye ve Irak’taki bazı gizli üslerinin, istihbarat ve özel kuvvet personelinin deşifre olduğunu biliyoruz.

Benzer şekilde Malezya Havayollarına ait MH17 sefer sayılı yolcu uçağının Ukrayna’da Rus hava savunma sistemi tarafından düşürülmesi olayında, uçağı vuran bataryaya kadar olayın tüm ayrıntıları, bağımsız araştırmacılar tarafından açık kaynak ve sosyal medya verileri kullanılarak tespit edildi. En önemsiz gibi görülen bir ayrıntının dahi paylaşılması ya da ‘bu bilgi nasıl olsa açık kaynaklarda yer alıyor’ denilerek yayılması, hiç tahmin edilemeyen sonuçlara götürebilir.

Özellikle devam eden operasyonlarda, operasyon sahasına, kullanılan teçhizat, sistem ve platformlara ait bilgilerin paylaşılmamasında fayda var. Bu dönemlerde, devletin ilgili kurumlarının paylaştığı bilgi ve açıklamaların baz alınması; yorum ve değerlendirmelerin bu kapsamda tutulması gerekir.”

“Sizce çözüm nasıl olmalı?” sorusuna da yanıt veren Mevlütoğlu, “Tümden yasaklayıcı ve sınırlandırıcı bir tutum doğru olmaz. Ancak ‘içeriden’ olarak tabir edilen, kurum – kuruluş içinden kontrolsüz bilgi akışının önüne geçilmesi; gizli kalması gereken proje ve faaliyetlerin mahremiyetine özen gösterilmesi için, savunma – güvenlik bürokrasisinden sanayi kuruluşlarına kadar çok sıkı bir eğitim ve bilinçlendirme çalışması yürütülmeli” şeklinde konuştu.

İran’a yapılan bir hava saldırısının ardından tesislerin durumu Twitter’da ortaya çıkmıştı.

Türkiye ciddi bir psikolojik harbin içinde

Savunma Politikaları Analisti Turan Oğuz, değişik zamanlarda ABD, Avrupa, Rusya, İsrail, Yunanistan, PKK, DEAŞ, FETÖ başta olmak üzere çok sayıda devlet ve terör örgütünün Türkiye’yi yakından takip ettiğini söyleyerek, “ISI adlı İsrailli sözde bir sivil uydu veri sağlama şirketi Doğu Akdeniz’deki sondaj ve savaş gemilerimizin yer ve görüntülerini rutin aralıklarla Twitter’dan ifşa ediyor. S-400 bataryalarımızın yerleşimini ve TCG Anadolu gemimizin inşa durumunu gösterir yüksek çözünürlüklü uydu fotoğraflarını sosyal medyadan servis ediyor” şeklinde konuştu.

Beğeni ve takipçi uğruna sırlar açığa çıkıyor

Oğuz, OSINT (Açık kaynak istihbaratı) ve jeolokasyon (fotoğraflardan yararlanarak yer belirleme) yapan hesapların da sosyal medyada çok arttığı bilgisini paylaşarak, şunları söyledi:

“Bunlardan birkaçının yabancı istihbarat servislerinden destek aldığı da biliniyor. Öte yandan Türk insanı da bilerek veya bilmeyerek onlara istihbarat sağlıyor. Uzmanlar, açık kaynaklarda, harekat planlarını ileri derecede detay vererek tartışabiliyorlar.

Güvenlik kuvvetlerinin personelleri görüntü alıyor. Birkaç beğeni veya takipçi kazanmak uğruna, ham haliyle, bazen kendisi bazen de ulaştırdığı eş, dost, tanıdık vasıtasıyla sosyal medyada yayıyor, yabancı kaynaklar da bu bilgileri alıp aleyhimize kullanıyor.”

Libya’ya gönderilen askeri kargoların görüntüleri henüz ülkeye dahi ulaşmadan sosyal medyada paylaşılıyor.

Gizli bilgiler cömertçe yayılıyor

Savunma Analisti Turan Oğuz, “Libya, Suriye ve benzer ülkelere yapılan, çevre güvenliğinin o ülke elemanları tarafından sağlandığı personel ve silah intikallerinde sıkı kontroller yapmadığımız bazı alanlar var” bilgisini paylaştıktan sonra, şöyle devam etti:

“Bu alana giren bazı kaynakların çekim yaparak bu gizli bilgileri cömertçe yaydığına şahit oluyoruz. Üstelik Türk kaynaklar da yayanların yapamadığını yapıp, söz konusu görüntülerde yer alan araçların tipini belirleyip, çalışma prensibine ve olası arızalarına kadar detaylı şekilde anlatıp düşmana yol gösterebiliyor. Birkaç örnekte de rastladığım üzere, bu bilgilerin yayılması sebebiyle savunma sanayii üreticilerimiz ithal bileşenler temin etme konusunda gizli ambargolara maruz kalıyor veya ihalelerde elenebiliyor.”

Rusya’da askerlerin çevrimiçi paylaşımlarına kısıtlama geliyor

Yasak alanda telefon kullanımı daha sıkı denetlenmeli

“Bu zafiyetleri engelleyebilmek için resmi kaynakların açıklamalarını beklemeliyiz” diyen Oğuz, “Dünyada diğer güvenlik güçlerinde de uygulanmaya başladığı gibi, bazı ortamlarda akıllı telefon, kamera gibi cihazların kullanılması yasaklanmalı. Bunlar uygulamada da sıkıca kontrol edilmeli. Bu kısıtlamalar birlikte faaliyet gerçekleştirdiğimiz unsurlar için de geçerli olmalı” görüşünü savundu.

Bilgi güvenliği için mekanizma kurulmalı

Oğuz, kritik bilgi üreten tüm kaynaklarda "harekat güvenliği" ve "bilgi güvenliği" sağlayacak mekanizmalar kurulması gerektiğinin altını çizerek, “Gerekirse yazılı, görsel ve sosyal medyanın bazı kanaat önderlerine MİT bünyesinde İKK (İstihbarata Karşı Koyma) eğitimleri verilmeli ki zaten bazı kurumlara bu eğitimler veriliyor” ifadesini kullandı.

Askerlerin akıllı telefon kullanma alışkanlıkları operasyona ilişkin gizliliği de ihlal ediyor.

Görüntü sosyal medyaya düştükten sonra işiniz zor

Savunma Analisti Yusuf Akbaba ise bu durumun önüne geçilmesinin mevcut bilgi ve iletişim çağında mümkün olmadığını anlattı.
Açık kaynak istihbaratına sebebiyet vermemek için silah sistemlerinin taşınması esnasında gizlenmesi gerektiğine vurgu yapan Akbaba, “TSK, Fırat Kalkanı’ndan sonra tank ve zırhlı araçların üzerini anlaşılmaması için brandalarla örtmüş ve sevkiyatları yoğunlukla hava kararınca yapmıştı” hatırlatmasında bulundu.

TSK’nın bu gibi konularda önlemlerini aldığını belirten Akbaba, şunları söyledi:

“Ancak herhangi bir bölgeye gönderilen sistemlerin sosyal medyaya düşmesi genelde orada bulunan personelin ya da destek unsurunun telefonuyla yaptığı çekimle oluyor. Sosyal medyaya düştükten sonra da yapabileceğiniz pek bir şey kalmıyor. Burada bilinçli kullanıcılar ellerinden geldiğince bu paylaşımları yaymamalı ve gönderilen sistemler hakkında geniş teknik bilgi içeren paylaşım yapmamalıdır.”

Kaynak: TRT Haber

HAARP DOSYASI /// Haşmet Babaoğlu : Dünya mı tuhaflaşıyor, yoksa…


Haşmet Babaoğlu : Dünya mı tuhaflaşıyor, yoksa…

Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden dört gün sonraydı…
İran, Irak‘taki ABD üslerine bir füze saldırısı düzenlemiş ve aynı saatler içinde Tahran’dan kalkış yapan Ukrayna Hava Yolları’na ait yolcu uçağı vurulmuştu.
Bu kargaşa içinde
dikkatlerden bir başka şey kaçtı/kaçırıldı…
Neydi o?
ABD üslerinin vurulmasının hemen ardından İran’ın Buşehr eyaletindeki nükleer santrali merkez alan peşpeşe 4.9 ve 5.5 büyüklüğünde iki deprem…

***

Zaten İranlılar 2003’te fay hatları ile bağlantısız Bem’deki depremden beri depremlerin bir silah veya deney olarak tetiklendiğinden şüphelenmeye başlamışlardı.
İran-Pakistan sınırındaki 7.8’lik deprem de komplo teorilerine tuz biber ekmişti.
İran’da HAARP saldırısına inanmayan insan yok denir ya, şimdi bu şüphe bütün dünyaya yayılmaya başladı.
Malum, HAARP aslında iyonosfer üzerinde oynayarak iklim değiştirme projesi. Ancak ABD donanmasının bu proje yoluyla Alaska’da geliştirdiği teknolojinin depremleri de tetikleyebildiği düşünülüyor.

***

Peki benim bunları yazmamın nedeni ne?
Komplo teorilerine prim mi veriyorum?
Dünyada hegemonik devletlerin varlığı başlı başına bir komplodur.
Onlar varsa, komploya inanmış ve inanmamış olmamız ikincil önemdedir.
Asıl anlatmak istediğim şu…
Sanki esas komplo hepimizi "komplo teoricisi" yapmak üzerine kurulu.

***

Çin’deki virüs salgınını alalım…
İlk haftalarda serinkanlılıkla "virüs şöyle geçer, böyle ilerler" diyen bizdeki ve Batı’daki enfeksiyon uzmanları bile şimdi susmayı tercih ediyorlar.
Öyle "Canım SARS’ta da böyle olmuştu" diyen kalmadı gibi bir şey.
Çinli hekimlerden gelen bilgi ve görüntüler ise feci.
Umutsuzlar, bitkinler, asabiler ve en önemlisi hastalanıyorlar.
Dahası, birkaç gündür artık Vuhan’dan doğru düzgün haber dahi alınamıyor.

***

Şimdi kim bu salgın hakkında zihnine üşüşen şüpheleri kovabilir?
Dahası, Çin‘den gelen görüntüler ve bilgilere bakıp kim "
bu sadece bir hastalık, sadece bir salgın" diyebilir?
Dünya başka bir "aşama"ya geçti…
Her konuda…
Medya ve kitlesel algı sanki özellikle paranoyaklığı kışkırtıyor.
Ne için?
Gün geldiğinde…
Gözümüzün önünde olup bitenlere "hoop n’oluyor!" dersek, "yok bir şey, sen paranoyaksın" karşılığını verecekler, ondan mı?