DÜNYA SANATI : Honoré de Balzac ve En İyi Sözleri


Honoré de Balzac ve En İyi Sözleri

Aralık 2, 2019

Honoré de Balzac’ın sözleri, aslında yazdığı eserlerin merkezini oluşturur ve büyük çoğunlukla bu yazılar kişisel deneyimle beslenmiştir. Bu yazıda, bu ünlü yazarın en bilinen sözlerine göz atacağız. Okumaya devam edin!

Fransız oyun ve roman yazarı Honoré de Balzac’a ait en iyi sözleri seçmek hiç de kolay bir iş değildir. Neredeyse yazdığı her şey güzelliğe bilgelik katar; bu yüzden de sadece birkaç sözünü seçip bir yazıda bahsetmek çok zor. Her şeyden öte, tüm zamanların en büyük romancılarından birinden bahsediyoruz.

Balzac’ın yazdıklarının en farklı tarafı, çarpıcı gerçekliği insan halleri olarak gözler önüne sermesiydi. Honoré de Balzac kısaca şunu yapıyordu; bireysel ve sosyal davranışı derin bir biçimde inceliyordu ve elde ettiği sonucu yazılarına yansıtıyordu.

Bu harika yazarın bir diğer kayda değer özelliği de insanın karmaşık yapısına duyduğu saygıydı. Romanlarını oluşturan fikirler ve karakterler asla tek boyutlu veya basit değildi. Herkesin içinde var olan birbiriyle çelişen güçleri çok iyi biliyordu, bunu insanın yüceliğini ortaya çıkararak yaptı ancak sefalete ve mutsuzluğa vurgu yapmayı da eksik etmedi. Şimdi Balzac’ın öne çıkan alıntılarını sizle paylaşacağız.

“Bütün mutluluklar cesarete ve azme bağlıdır. Hayatımın birçok kısmında çaresizliği yaşadım, ancak enerji ve en önemlisi umutla tüm zorlukları atlattım.”

– Honoré de Balzac

Balzac’tan 3 bilge söz

“Unutabilmek, güçlü ve yaratıcı bir yaşam için gereklidir.”

Hafıza, her ne kadar kişiliğin oluşmasında belirli bir role sahip olsa da, bazen unutmak da devam edebilmek için gereklidir.

Bir diğer Balzac alıntısında şu sözlere rastlıyoruz: “Büyük bir yetenek iradesiz olamaz”. Balzac çok çalışmanın en mükemmel örneğidir; günde 15 saate kadar çalışabilen ve bazı geceler çalışmaktan uyumaya zaman bulamayan bir insandan bahsediyoruz. En büyük eseri kabul edilen İnsanlık Komedyası işte bu yüzden anıtsal bir eser ve ölümsüz.

Bir diğer sözünde ise şöyle diyor büyük yazar: “Gücünden şüphe etmeye başladığında, aslında şüphelerine güç veriyorsun”. Bu kelime oyunuyla şunu demek istiyor Balzac: Güvensizlik aslında kendinden beslenir.

Bir düşünür, Honoré de Balzac

Balzac çoğunlukla hayattan ve hayatın anlamından bahseder; değerlerin ve bu değerlerin anlamlarını da sorgular. Bu düşüncelerinin yansımasını şu şekilde görebiliriz: ‘‘En büyük talihsizliklerimiz asla gerçekleşmez ve çoğu keder beklentiden kaynaklanır”. Basitçe Balzac şunu diyor, kötü şeyleri düşünmek çoğu zaman yararsızdır.

Balzac’ın yazdıklarında tekerrür eden temalar genelde ahlaksızlıkla ve tutkuyla ilgilidir. Bu bağlamda ünlü yazar şöyle der: “Büyük tutkular tıpkı ahlaksız eylemler gibidir, ne kadar beslenirse o kadar çok büyür”. Tutkunun gerçekten ne olduğunu bilmek ve hem iyi hem de kötü taraflarıyla değerlendirebilmek oldukça önemlidir. Tutkular veya günahlar onlara izin verdikçe daha da büyür.

“Büyük krizlerin ardından kalp kırılır veya daha da genişler.”

İnsan ilişkileri

Şu Balzac alıntısı arkadaşlıkla ilgili çok güzel şeyler söylüyor: “Arkadaşlığı sağlam yapan ve cazibesini ikiye katlayan şey, aşkta eksik olan şeyi bize hissettirmesidir; yani emin olma hissini (kesinlik)”. Balzac kesinlikle haksız değildi. Romantik duygularda her zaman biraz da olsa güvensizlik vardır, ancak arkadaşlık bize güven verir.

Balzac, ilişkilere dair de şu sözleri söylemiştir: “Katiller birbirini bıçakladıktan sonra bile bir şekilde barışabilir, ancak sevgililer geri dönüşü olmayan sözler yüzünden bir daha konuşmayabilir”. Gerçek aşk, düşündüğünüzden çok daha narin bağlara sahip olabilir.

Tarihin sayfalarında yer alan tıpkı diğer büyük yazarlar gibi, Balzac’ın da hayatı kolay geçmedi. İstismara uğradığı bir çocukluk geçirmesinin yanında, ‘zihinsel tıkanıklık’ adını verdiği psikolojik bir bozukluktan da muzdaripti. Ancak tüm bu sıkıntılarla baş etmeyi başardı ve hayatta kaldı. Edebiyatı sevdi, yazdığı eserler büyük beğeni topladı ve bilgeliğini edebiyatla birleştirerek geride büyük bir edebi miras bıraktı.

MİZAH : CIA’NİN BELALISI KADIN – İLLA AJAN PENİS İLE GÖRÜŞECEKMİŞ :)


ABD’de ‘Ajan Penis’ gizemi büyüyor : Eski ABD liderinin evine de gitmiş

Üç gün üst üste izinsiz bir şekilde ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) merkez binasına girip "Ajan Penis" ile görüşmek istiyorum diyen 58 yaşındaki Jennifer G. Hernandez’in eski ABD Başkanı Barack Obama’nın de evine gittiği iddia edildi.

Hernandez CIA’ye yaptığı davetsiz ziyaretler sebebiyle "hakkı olmayan yere girmekten suçlu bulundu. Newsweek’in aktardığına göre yapılan son duruşmada Hernandez’in hükümet yetkililerine yaklaşma yasağı bulunmasına rağmen Obama’nın evine gittiği açıklandı.

WTOP’un aktardığına göre 58 yaşındaki kadın duruşma sırasında hayatının zor bir döneminden geçtiğini ve bir aile ferdinin kendisini öldürmeye çalıştığı söyledi.

Hernandez’in 3 gün üst üste CIA merkezine gitmesi ve 3 Mayıs’ta "Buraya Ajan Penis ile görüşmeye geldim" demesi ülke çapında gündem olmuştu.

TÜRK SANAT DÜNYASI : DEVLET MÜZESİNDE 302 ESER KAYIP, 43 TABLO SAHTE !


ÖZEL BÜRO NOTU : YUH ARTIK YA. BU KADARINA PES. DEVLET BİNBİR ZORLUKLA DEDEKTİFE ONCA PARA VERİP TÜM DÜNYADA KAÇIRILAN ESERLERİ BULUP BULUŞTURUP ÜLKEYE GETİRİP MÜZELERE TESLİM EDİYOR. KIÇI KIRIK MÜZE MÜDÜRÜ İLE ADAMLARI 2 ESERE SAHİP ÇIKAMIYOR. DAHA DA KÖTÜSÜ BAZILARI BİZZAT KENDİLERİ ÇALIP YURTDIŞINA SATIYOR. BUNLARI YAPANLARIN TERÖRİSTTEN FARKI YOK VE ONA GÖRE CEZA VERİLMELİ.

DEVLET MÜZESİNDE 302 ESER KAYIP, 43 TABLO SAHTE !

Kamuoyuna açıklanmayan Devlet Resim ve Heykel Müzesi’ndeki acı tablo ortaya çıktı: 302 eser kayıp, 43 eser sahte, 27 eserin orijinalliği ağır kuşkulu!

Türk resim ve heykel sanatının dünyaca ünlü sanatçılarına ait 5 bine yakın paha biçilmez eserine ev sahipliği yapan ve geçtiğimiz yıllarda birbiri ardına yaşanan hırsızlık olaylarıyla sarsılan Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde skandallar bitmek bilmiyor. Bünyesinde barındırdığı eserler nedeniyle “resim ve heykelin milli hafızası” olarak nitelendirilen müzede 2009’da Hoca Ali Rıza’ya ait 13 adet karakalem eskizinin sahteleriyle değiştirildiğinin belirlenmesinin ardından sayım komisyonunun başlattığı çalışma tamamlandı.

Sertaç Koç’un Milliyet’te yayımlanan haberine göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, olası tepkiler nedeniyle kamuoyuyla paylaşmadığı rapora göre, müzede bulunan Fikret Mualla, İbrahim Çallı, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Şevket Dağ, Hoca Ali Rıza, Hüseyin Avni Lifij, Halil Paşa, Hikmet Onat, Feyhaman Duran, Refik Epikman, Mehmet Ali Laga, Fethi Arda, Sami Yetik, Mustafa Ayaz, Zühtü Müridoğlu’nun da aralarında bulunduğu sanatçıların yüzlerce eserinin “kayıp”, “sahte” ya da “ağır kuşkulu” olduğu ortaya çıktı.

Kayıtları var, kendileri yok
Raporda müze envanterine kayıtlı olmasına karşın 302 eserin kayıp olduğu, 46 eserin sahteleriyle değiştirildiği, 27 eserin orijinalliğinin ağır kuşkulu olduğu belirtildi. Böylece kayıp ve sahte olmak üzere toplam 348 eserin müzeden çalındığı anlaşılırken, ağır kuşkulu olan 27 eserin orjinal olup olmadığı ise yapılacak incelemenin ardından netlik kazanacak.

Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde 2009’da Hoca Ali Rıza’ya ait 13 adet karakalem eskizinin sahteleriyle değiştirilerek çalındığı, o dönem teşhirde bulunan Şevket Dağ’a ait bir tablonun da sahte olduğu belirlenmişti. Hırsızlık olaylarının ardından, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın talimatıyla müzedeki diğer eserlerin incelenmesi için sayım komisyonu oluşturulmuştu.

Sanatçı, akademisyen, uzman ve müfettişlerden oluşan sayım komisyonu 4 bin 108’i müze envanterine kayıtlı yaklaşık 5 bin eseri titizlikle inceleyerek çalışmalarını tamamladı. Komisyonun raporu Kültür ve Turizm Bakanlığı’na gönderdi. Raporda müze envanterine kayıtlı olmasına karşın 302 eserin kayıp, 43 eserin sahteleriyle değiştirildiği, 27 eserin orjinalliğinin ağır kuşkulu olduğu belirlendi.

Müzedeki kayıp ve sahte eserlerin çokluğu nedeniyle bakanlık yetkilileri büyük bir şok yaşadı. Müzede 2009’da Hoca Ali Rıza’ya ait 13 eserin çalınması nedeniyle oluşan tepkiyi gözününde bulunduran bakanlık, daha yoğun tepki geleceği endişesiyle, raporu kamuoyuna yansıtmadığı ve sızdırılmaması için yoğun çaba sarf etti.

43 eser sahte çıktı
Raporda müze envanterine kayıtlı 43 adet eserin sahte olduğu tespit edildi. Bu eserler arasında daha önce sahte olduğu anlaşılan Hoca Ali Rıza’nın 13 ve Şevket Dağ’ın bir çalışmasının yanı sıra, aynı sanatçılara ait başka eserler ve birçok önemli sanatçının tabloları bulunuyor. Orijinalleri çalınarak yerlerine sahtelerinin konulan eserlerden bazıları şöyle:

“Fethi Arda/Kara Giysiler, Fethi Arda/Kompozisyon, Hüseyin Yüce/Karda Ağaçlar, Şevket Dağ/Kuyu, Şevket Dağ/Manzara, Refik Epikman/Peyzaj, Refik Epikman/Peyzaj, İbrahim Çallı/Manolyalar, İbrahim Çallı/Moda Deniz Hamamı, İbrahim Çallı/Kayıklar, İvan Konstantinoviç Aivazovsky/Peyzaj, Malik Aksel/Gölge Oyunu, Arif Kaptan/Çoban, Saip Tuna/portre, Saip Tuna/Gelincikler, Hikmet Onat/Manzara, Hikmet Onat/Sandalda Kadınlar, Pertev Boyar/Peyzaj, Fikret Mualla/Kumarhane, Hoca Ali Rıza/Mezarlık Yolu, Hoca Ali Rıza/Çamlıca Kız Lisesi, Hoca Ali Rıza/İshak Paşa Çeşmesi, Hoca Ali Rıza/Natürmort, Hoca Ali Rıza/Çamlıca, Hoca Ali Rıza/Çamlıca, Hoca Ali Rıza/Sokak Çengelköy Kuleli Yolu, Hoca Ali Rıza/Kayalık, Hoca Ali Rıza/Sultan Çayırından, Nazmi Ziya Güran/Manzara, Sabri Berkel/Natürmort, Sami Yetik/Peyzaj, Mehmet Ali Laga/Mesudiye, Mehmet Ali Laga/Sarıca İli, Bedri Rahmi Eyüboğlu/Manzara ve Bahçe.”

Ağır kuşkulu eserler
Raporda ayrıca, müze envanterine kayıtlı olan 27 adet eserin de orijinalliğinin kuşkulu ya da ağır kuşkulu olduğu belirlendi. Eser sahibi sanatçıların tarz ve üsluplarıyla farklılık gösteren 27 eserin, gerçek olup olmadığı ise Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nda (TAEK) yapılacak kimyasal boya analizlerinin (spectum) ardından netlik kazanacak. Gerçek olup olmadığı ağır kuşkulu olan eserlerden bazıları ise şöyle:

“Fikret Mualla/Dedikodu, Fikret Mualla/Balo, Fikret Mualla/Pazar Yeri, Fikret Mualla/Garson, Fikret Mualla/Köpekle Gezinti, Fikret Mualla/Barda Sohbet, Fikret Mualla/Balon Satan Kadın, Fikret Mualla Balıkçılar, Şevket Dağ/Han İçi, Halil Paşa/Develi, Halil Paşa/Boğaz, Halil Paşa/Boğaz, Agah Efendi/Suya İnen İnekler, Saip Tuna/Kayıklı Manzara, Münif Fehim/Portre, Mehmet Ali Laga/Çardak’tan Gelibolu’ya, Hoca Ali Rıza/Tabiattan, Hoca Ali Rıza/Natürmort, Üsküdarlı Cevat/Büyükada, Refik Epikman/Erzincan’dan manzara.”

1980’de açıldı
Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi, 6’ncı Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün talimatıyla restore edilen Türk Ocağı binasında, 2 Nisan 1980 tarihinde açıldı. Başbakanlık genelgesiyle o dönem kamu kurumlarındaki 500 kadar sanat eseri toplanarak müzenin ilk koleksiyonu oluşturuldu. Bu eserler, seçici kurul tarafından belirlenen yerlere asılarak izlenime sunuldu. Müzede 1980’den bu yana kurucu Müdür Tunç Tanışık ile Nejdet Can, Vural Yurdakul, Mükerrem Baydar, Özgür İzzet Pektaş, Ömer Osman Gündoğdu müdürlük görevinde bulundu. Ali İhsan Gürsoy halen müdürlüğü görevini vekaleten yürütüyor.

Hırsızlık olaylarıyla gündeme gelmişti
Uzun yıllar ziyarete kapalı olan Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Altındağ Belediyesi işbirliğiyle 2007-2008 arasında yapılan tadilatın ardından hizmete açılmıştı. 2007’de tadilat sürdüğü sırada müze bahçesine bir kamyonla giren hırsızlar, gündüz vakti işçilerin gözü önünde bahçedeki iki bronz heykeli çalmıştı. Heykellerin tarihi değerinin olmadığı açıklanmış, ancak müze müdürü görevinden almıştı. Ayrıca, başlatılan soruşturma kapsamında müzede görevli 26 personele çalınan heykeller için 6’şar bin TL ceza kesilmişti. 2009’da ise müzede çalışan bir güvenlik görevlisi İbrahim Çallı’nın bir yağlı boya portresi ile Şevket Dağ’ın iki tablosunu çalmış, ancak eserleri satamayınca 3 gün sonra tekrar müze bahçesine bırakmıştı. Müzeden 1997’de 31 eser çalınmıştı. Çalınan bu eserler hâlâ bulunamadı. Müze son olarak 2009’da Hoca Ali Rıza’ya ait eserlerin sahteleriyle değiştirildiğinin anlaşılmasıyla gündeme gelmişti.

Kayıp eserlerden bazıları

Rapora göre, müze envanterine kayıtlı olmasına karşın paha biçilemeyen 302 eserin “kayıp” olduğu tespit edildi. Kayıp eserlerden bazıları şöyle:

– Şevket Dağ: Surlardan, Cami Kapısı, Cami İçi, Topkapı Sarayı Kızlar Ağası Dairesi, Pencereden Görünüm

– Şefik Bursalı: Dolmabahçe’den,

– Zühtü Müridoğlu: Alçı kadın başı, Bronz figür, n Hasan Vecih Bereketoğlu: Kurbağalı Dere, n Halil Paşa: Güller, Britanya’dan Kadın, Yalılar, Manzara, n Devrim Erbil: Soyutlama,

– Hikmet Onat:?İstanbul Boğaz’dan Peyzaj, Salacak’tan Manzara, Anadolu Hisarı, n Oya Kınıklı: Yeşil Yaylı Kemancı, n Hamiye Çolakoğlu: Seramik Nene Hatun formu,n Bedri Rahmi Eyüboğlu: Muradiye’de Kahve, Edirne Tunca Köprüsü, n Feyhaman Duran: Süleymaniye‘den Fatih’e Doğru, Laleli Buket, Hoca Ali Rıza’nın portresi,

– Yusuf Çöloğlu: Kapadokya, n Şeref Akdik: Pendik, Erdek Balıkçı Kayıkları, n Hüseyin Avni Lifij: Kağnı ve Köylüler, Ankara’da Bir Sokak,

– İbrahim Çallı: Manzara, Bahçede Kadın, Peyzaj, n Hoca Ali Rıza: Bulgurlu’da Timurcu Çeşmesi, Yağış, Sandal Balıkçı Kulübesi, Beykoz’da İshak Ağa Kahvesi, Kaya ve Çam, n Mehmet Ali Laga: Manzara, n İsmail Hakkı: Batan Gemi, n Ali Avni Çelebi: Vatanı Müdafa Eden Türk Askeri, n Mehmet Ruhi Arel: Sakarya’dan Doğan Çay,

– Sami Yetik: Kasımpatılı Natürmort, Peyzaj, n Arif Kaptan: Natürmort,

– Namık İsmail: Denizde Vapur,

– Hasan Vecih Bereketoğlu: Manzara, Çankaya’dan, n Hüsmeyin Zekai Paşa: Cami, n Mustafa Esat Düzgünman: Battal Ebru.