TERÖR DOSYASI : Beyrut Patlaması Kimin İşi ???


Beyrut Patlaması Kimin İşi ???

Siyonist rejim meseleleri uzmanı, İsraillilerin birkaç gün önce açık bir şekilde arabulucular kanalı ile Lübnan hükümetine mesajını ileterek hayati önem taşıyan tüm alt yapılarının gözlem altında olduğunu ve Hizbullah’ın herhangi bir saldırısında buraları yok edebileceklerini ifade ettiğine vurgu yaptı.

DUYURU : SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI KONUSUNDA MİLLİ TEZLERİMİZİ TÜM DÜNYAYA YAYAN DAĞITIM KO MİTELERİ GRUBUMUZUN YENİ PROJESİ BAŞLATILDI !!!!!


******************************************************************************

NOT : Bu e-posta mesajı bilgilendirme amaçlı ve bir kereye mahsus olmak üzere tarafınıza gönderilmiştir. Bundan sonra tarafımızdan mesaj almayacaksınız !!! Verdiğimiz geçici rahatsızlıktan ötürü özür dileriz. Mail dağıtım ağımıza katılmayı arzu ederseniz www.ozelburoistihbarat.com adresimizden 1 adet GMAIL adresiniz ile üye olabilirsiniz.

******************************************************************************

Sayın Hanımefendi ve Beyefendi,

Bir aşırı geçkin bir süredir hepinizin bildiği üzere SÖZDE SOYKIRIM ile ilgili saçma sapan bir iftira ile uğraşıyoruz. Bu konuda daha önce tüm dünyaya bu konunun siyasi olmadığını tarihi bir konu olduğunu söyledik ve tüm arşivlerimizin tüm dünyadaki araştırmacı ve tarihçilere açık olduğunu ilan ettik. Buna rağmen her yıl Nisan ayı geldiğinde aynı saçmalık yine önümüze konarak elimizi ayağımızı bağlamak istiyorlar. Devlet vargücü ile bu iftira ile savaşsada başka başka iftira ve düşmanlıkların icat edilerek önümüze konulmasından dolayı devlet kurumları enerjisini bölmek zorunda kalıyor. Buradaki açığı da üniversitelerimiz, yurtsever gruplar ve TÜRK TARİH KURUMU kapatmaya çalışıyor ve devletin işini üstleniyor.

Yine bir Nisan ayı yaklaşıyor ve ÖZEL BÜRO GRUBU ve Üniversitelerimiz yine bu iftiraya karşı anti tezler hazırladı ve bunları özellikle Fransa ve Arap ülkeleri olmak üzere dünyadaki tüm ülke parlamento üyelerine kendi dillerinde gönderecek. Gönderilecek metinleri görmek isteyenler www.ozelburoistihbarat.com sitesine girerek DOSYALAR ve ARŞİV menüsünde bulunan SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI adlı bölümü inceleyebilirler. Burada bulunan metinler şu ana kadar yüzlerce ülke parlamentosuna gönderilmiş durumda ve halen gönderimler Fransızca ve Arapça devam etmektedir.

Ancak maalesef eksiklerimiz bulunuyor. Özellikle bazı metinlerin – ki şu anda elimizde 32 sayfalık Türkçe bir metni göndermenin hazırlığını yapıyoruz – ivedi olarak Fransızca ve Arapça’ya tercüme edilmesi gerekiyor. Bu hepimiz için milli bir görevdir ve Fransızca ve Arapça bilen yurtseverlerin bu konuda yardımına ihtiyacımız bulunuyor. Şu anda bu projenin başında Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Emekli Kurmay Albay Ömer Lütfi Taşcıoğlu Komutanımız ve ÖZEL BÜRO ekibi bulunmaktadır.

SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI NEDİR?

Ermeni Kırımı veya Ermeni Soykırım Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya Savaşı esnasındaki İttihat ve Terakki iktidarı döneminde Ermeni tebaasına karşı uyguladığı tehcir esnasında meydana gelen, 22 ülkenin soykırım olarak tanımladığı toplu ölümler. Bazı kaynaklar, II. Abdülhamid döneminde Hamidiye Alayları’nın gerçekleştirdiği ölümleri de soykırım iddiasına dâhil etmektedirler.

Türkiye’de “Sözde Ermeni Soykırımı” ve “Ermeni Soykırım İddiaları başlıklarıyla akademik ve tarihsel anlamda tartışmalar mevcuttur. Kimi tarihçiler tarafından bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Ermenilerin devlet yönetimi tarafından kasıtlı ve emirler dahilinde öldürüldüğü ve bu sebeple olayların ilk modern soykırımlardan biri ve bir etnik temizlik olduğu tezi savunulmuştur. Bir kısım tarihçiler ise olayları I. Dünya Savaşı’nda dağılmakta olan Osmanlı İmparatorluğu’nun cephe gerisini güvene almak için uyguladığı tehcir sonucunda milletler arasında gerçekleşen bir iç çatışma olarak değerlendirmekte ve devlet duruşunun bu yönde olmadığını savunmaktadır. Katliamlar ve çatışmalar nedeniyle ölen Ermenilerin toplam sayısı üzerine çok farklı rakamlar öne sürülmüş ve en yaygın akademik araştırmalarca 600.000 ile 1,5 milyon kişi arasında can kaybı olduğu öngörülmektedir.

1915 olaylarını "soykırım" olarak tanıyan ülkeler

Ermeni diasporası, 1915 olaylarıyla ilgili "soykırım" kararını ilk kez 1965 yılında Uruguay’da çıkarmayı başladı. 1965’ten bu yana Uruguay’ı 24 ülke daha takip etti. Bazı ülkelerde ise yerel parlamentolar 1915 olaylarını "soykırım" olarak kabul ediyor. ABD’de 43 eyalet parlamentolarında "soykırım" kararını çıkardı. İşte 1915 olaylarını resmen "soykırım" olarak tanıyan ülkeler.

Kaç ülke 1915 olaylarına "soykırım" dedi

Ermeni diasporası, 1915 olaylarıyla ilgili "soykırım" kararını ilk kez 1965 yılında Uruguay’da çıkarmayı başladı. 1965’ten bu yana Uruguay’ı 24 ülke daha takip etti. Bazı ülkelerde ise yerel parlamentolar 1915 olaylarını "soykırım" olarak kabul ediyor. ABD’de 43 eyalet parlamentolarında "soykırım" kararını çıkardı. İşte 1915 olaylarını resmen "soykırım" olarak tanıyan ülkeler.

URUGUAY

1915 olaylarını "soykırım" olarak tanıyan ilk ülke Uruguay oldu. Uruguay parlamentosu 1965 yılında 1915 olaylarına "soykırım" dedi.

KIBRIS RUM KESİMİ

Kıbrıs Rum yönetimi 1915 olaylarını 1982 yılında "soykırım" olarak kabul etti.

ARJANTİN

Güney Amerika ülkelerinden Arjantin 1915 olaylarını 1993 yılında "soykırım" olarak tanıdı. Ermeni lobisinin güçlü olduğu Arjantin, 1915 olaylarını "soykırım" olarak kabul eden ilk ülkeler arasında yer aldı. Arjantin doğumlu Papa Françis de bu yıl "soykırım" diyerek önemli bir tartışmanın başlamasına neden oldu.

RUSYA FEDERASYONU

Rusya 1915 olaylarını 1995 yılında "soykırım" olarak kabul etti. Rusya Federasyonu Federal Konseyi Devlet Duması (Temsilciler Meclisi) 14 Nisan 1995’de kabul ettiği kararda, Ermeni iddialarına konu edilen olaylarI kınadı ve "24 Nisan Soykırım Kurbanlarını Anma Günü" olarak ilan etti. Rusya Federasyonu Federal Konseyi Devlet Duması’nın 22 Nisan 2005 tarihli açıklamasında da Ermeni iddiaları paralelinde değerlendirmelerde bulunuldu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 1915 olaylarının 100. yıldönümünde Ermenistan’ın başkenti Erivan’daki törenlere katılıyor. Putin törene katılmadan önce 1915 olaylarının "soykırım" olduğunu bir kez daha vurguladı.

KANADA 1996

Kanada Parlamentosu Avam Kamarası 23 Nisan 1996 tarihinde aldığı kararda 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarına değinerek, her yılın 20-27 Nisan haftasını "bir halkın diğer bir halka karşı uyguladığı insanlık dışı davranışı anma haftası" olarak kabul edildiğini duyurdu. Kanada Parlamentosu’nun Senato kanadında 13 Haziran 2002 tarihinde "Ermeni Soykırımının Tanınması ve Anılması" başlıklı bir önerge kabul edildi. Kanada Avam Kamarası’nın 21 Nisan 2004 tarihinde kabul ettiği kararda da 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddiaları paralelinde ifadelere yer verilerek, yaşananlar "insanlığa karşı suç" olarak nitelendirildi.

YUNANİSTAN 1996

Yunanistan Parlamentosu ise 25 Nisan 1996 tarihinde çıkardığı bir kanunla 24 Nisan’ı "Ermeni soykırımını anma günü" ilan etti.

LÜBNAN 1997

Lübnan Temsilciler Meclisi’nin 3 Nisan 1997 tarihli kararında Ermeni çevrelerinin ifadelerine yer verildi ve 24 Nisan "Anma günü" ilan edildi. Lübnan Temsilciler Meclisi 11 Mayıs 2000 tarihinde kabul ettiği kararda Ermeni çevrelerinin iddialarına atıf yapıldı. Kararda, 1915 olayları kınanarak, Ermenilerin talepleriyle dayanışma vurgusu yapıldı.

BELÇİKA 1998

Belçika Senatosu 26 Mart 1998 tarihinde "Türkiye’de Yaşayan Ermenilerin 1915 Soykırımına İlişkin Karar"ı aldı. Kararda, Ermeni çevrelerinin iddialarına ilişkin çeşitli değerlendirmelere yer verilerek, Türkiye’ye de bunu kabul etmesi çağrısı yapıldı.

İSVEÇ 2000

İsveç Parlamentosu Dışişleri Komisyonunca hazırlanan ve Parlamentonun 29 Mart 2000 tarihli oturumunda kabul edilen İnsan Hakları Raporu’nun Türkiye ile ilgili bölümünde Ermeni çevrelerinin iddialarına da yer verildi. Kararda 1915 olayları Ermeni tezleri paralelinde değerlendirildi. İsveç Parlamentosu 11 Mart 2010 tarihinde kabul ettiği bir metinle de Ermeni iddialarını Asuri, Süryani, Keldani ve Pontus Rumlarını da içine alacak şekilde genişletti.

İTALYA 2000

İtalya Temsilciler Meclisi’nin 16 Kasım 2000’de kabul ettiği kararla Avrupa Parlamentosu’nun 15 Kasım 2000 tarihli kararına atıfta bulunularak, İtalyan Hükümetine sorunun çözümüne ilişkin girişimde bulunma çağrısı yapıldı.

VATİKAN 2000

Vatikan 1915 olaylarını ilk kez 2000 yılında "soykırım" olarak tanımladı. Arjantin doğumlu Papa Françis de iki hafta önce Vatikan’da düzenlenen ayinde, 1915 olaylarını "soykırım" olarak tanımladı. Açıklamaya sert tepki gösteren Türkiye Vatikan büyükelçisini geri çağırdı.

FRANSA 2001

Fransa Senatosu 7 Kasım 2000 tarihinde "acil görüşme" yöntemi ile gündeme getirilerek ele alınan "Fransa 1915 yılında Ermenilere karşı soykırım uygulandığını alenen kabul eder" ifadesinden oluşan yasayı kabul etti. Bu yasa Fransa Ulusal Meclisi’nin 18 Ocak 2001 tarihli oturumuna katılan 50 kadar parlamenterin oybirliğiyle kabul edildi. Dönemin Cumhurbaşkanı Chirac yasayı 29 Ocak 2001 tarihinde onayladı.

İSVİÇRE 2003

İsviçre Federal Parlamentosu Ulusal Meclisi 16 Aralık 2003 tarihinde Ermeni çevrelerinin iddialarını tanıyan bir önergeyi kabul etti.

SLOVAKYA 2004

Slovakya Ulusal Meclisi’nde 30 Kasım 2004 tarihinde "Slovakya Ulusal Meclisi, 1915 yılında Osmanlılar tarafından girişilen Ermeni soykırımını tanır ve bunun insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu kabul eder" şeklinde bir bildiri benimsendi.

HOLLANDA 2004

Hollanda Temsilciler Meclisi’nin 21 Aralık 2004 tarihinde yapılan oturumunda, "Hollanda Hükümetini Türkiye ile yürütülecek kültürel ve siyasi diyalog çerçevesinde Türkiye’nin Ermeni Soykırımını tanıması konusunu sürekli gündeme getirmesini" talep eden bir önerge kabul edildi.

VENEZUELA 2005

Venezuela Ulusal Meclisi 14 Temmuz 2005 tarihinde kabul ettiği kararda Ermeni iddiaları paralelinde görüşlere yer verildi. Kararda, bu iddialar kabul edilinceye kadar Türkiye’nin AB üyelik sürecinin askıya alınması da istendi.

LİTVANYA 2005

Litvanya Parlamentosunun 15 Aralık 2005 tarihli kararında da Ermeni iddiaları paralelinde görüşlere yer verildi Kararda, Türkiye’ye bunu tanıma çağrısı yapıldı.

POLONYA 2005

Polonya Parlamentosu, 19 Nisan 2005 tarihinde, Ermeni çevrelerinin iddiaları paralelinde bir kararı kabul etti. Kararda, Ermeni iddiaları paralelinde ifadeye yer verildi ve 1915 olayları mağdurlarının "saygıyla anıldığı"’ kaydedildi.

ŞİLİ 2007

Şili Senatosu 5 Haziran 2007’de Ermeni iddialarını tanıyan tanıyan bir karar kabul etti.

BOLİVYA 2014

Bolivya’da senato 1915 olaylarını "soykırım" olarak tanımlayan bir karar tasarısını onayladı. Karar tasarısı Bolivya Dışişleri Bakanlığı tarafından da kabul edildi.

ÇEK CUMHURİYETİ 2015

Çek Parlamentosu Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu, 1915 olaylarının 100. yıldönümünde Ermeni iddialarını "soykırım" olarak kabul eden bir önergeyi kabul etti.

Kararda, BM Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ile "Ermeni Soykırımı"nı resmen tanıyan ülkelerin yasama-yürütme organları ve uluslararası kuruluşların kararlarına atıfta bulunarak, Çek Cumhuriyeti’nin soykırımların inkârını kınadığı kaydedildi. Kararda Pontus Rum, Asuri-Süryani ve Ezidiler de yer aldı.

AVUSTURYA 2015

Avusturya Parlamentosu Başkanı Doris Bures, parlamentoda yaptığı konuşmada, 24 Nisan 1915’te "Ermenilerin tutuklamasıyla" başlayan olayların "tehcir" ile devam ettiğini ve "soykırım" ile son bulduğunu öne sürdü. Bures, 6 siyasi partinin bu konuda birleştiğini ve bu çerçevede ortak bildiri hazırladığını söylemişti.

Konuşmasının ardından Bures, milletvekillerini saygı duruşu için ayağa kalkmaya davet etmiş, milletvekilleri, 1915 olaylarında hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunmuştu. Avustarya’nın kararına sert tepki gösteren Türkiye, Viyana Büyükelçisi Hasan Göğüş’ü geri çağırdı.

BREZİLYA 2015

Brezilya’da yasama organının üst kanadı Federal Senato’da 1915 olayları iddialarıyla ilgili karar 2015’te oybirliğiyle alındı. Karar metninde "soykırım kurbanlarının anısının onurlandığına" vurgu yapıldı. Ayrıca "soykırımdan kurtulup Brezilya’ya sığınanların ve mirasçılarının ekonomiye ve kültüre yaptıkları katkıya saygılar" sunuldu. Brezilya’da yaklaşık 40 bin Ermeni kökenli vatandaş yaşıyor.

SURİYE 2015

Suriye Meclisi, Türkiye ile siyasi ilişkilerinin kötüye gitmesinin ardından Ermeni soykırımı iddialarını tanıdı. Meclis’in aldığı kararda "Bu tür felaketlerin tekrar etmemesi için bütün ülkelerin aynı adımı atması "çağrısı yapıldı.

ALMANYA 2016

Almanya’da Federal Meclis "soykırım" iddialarını tanıyan bir tasarıya onay verdi. Hristiyan Birlik Partileri, Sosyal Demokrat Parti ve Yeşiller’in birlikte hazırladığı karar tasarısı, 1915 olaylarını "soykırım" olarak tanımladı. Kararla "soykırım" iddialarının okul müfredatına dahil edilmesi, tarih derslerinde okutulması istendi. Metinde yaşananlardan dönemin Alman İmparatorluğu da sorumlu tutuldu.

ÖZEL BÜRO GRUBU ÇALIŞMALARI

SÖZDE SOYKIRIM İLE İLGİLİ OLARAK MİLLİ TEZLERİMİZİ ANLATMAK AMACIYLA MAIL GRUBUMUZUN İÇERİSİNDE, TAMAMEN GÖNÜLLÜLERDEN OLUŞAN“DAĞITIM KOMİTELERİ“ADINI VERDİĞİMİZ BİR ALT ÇALIŞMA GRUBU KURDUK.

BU ÇALIŞMA GRUBU, İNTERNETTEN SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI KONUSUNDA DERLEDİĞİMİZ MİLLİ TEZLERİMİZİ ANLATAN ÇEŞİTLİ YAZILARI VE DÖKÜMANLARI, 6 YABANCI DİLE TERCÜME EDEREK YURTDIŞINDAKİ YABANCI BÜYÜKELÇİLİKLERE, İÇ VE DIŞ İŞLERİ BAKANLIKLARINA, YABANCI MİSYON TEMSİLCİLERİNE, YABANCI PARLAMENTO VE MECLİS ÜYELERİNE, YABANCI GAZETECİ VE BASIN & YAYIN ORGANLARI GİBİ ÇEŞİTLİ MAKAMLARA, MAIL YADA FAX YOLU İLE GÖNDEREREK SÖZDE SOYKIRIM KONUSUNDA,BİZE YAPILAN HAKSIZLIKLARI DİLE GETİRDİ.

BU KAPSAMDA, MİLLİ TEZLERİMİZİ VE HAKLILIĞIMIZI ANLATMAYA ÇALIŞTI.

BU ÇALIŞMA GRUBU, HEM SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI, HEMDE ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA Kİ TERÖR ÖRGÜTLERİ KONUSUNDA, İNTERNETTEN TOPLADIĞIMIZ BİLGİLERİ YABANCI MAKAMLARA, MAIL VE FAX ÜZERİNDEN GÖNDERMEK SURETİYLE BİR BİLGİLENDİRME KAMPANYASI YAPTILAR.

PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN,YURT DIŞINDA LANSE EDİLDİĞİ GİBİ GİTAR ÇALAN SEMPATİK KIZLARIN OLDUĞU“BİR ÖZGÜRLÜK HAREKETİ” OLMADIĞINI ANLATTIK.

PKK TERÖR ÖRGÜTÜ’NÜN,BEBEKLERİ BİLE KUNDAKLARINDA KATLEDEN ALÇAK BİR TERÖR ÖRGÜTÜ OLDUĞUNU ANLATTIK.

PKK TERÖR ÖRGÜTÜ’NE,MÜTTEFİK DOSTLARIMIZIN VERDİKLERİ SİYASİ VE LOJİSTİK DESTEĞİ SONA ERDİRMELERİNİ İSTEDİK.

PKK TERÖR ÖRGÜTÜ’NÜN,YURT DIŞINDA SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ KİSVESİ ADI ALTINDA AÇILAN VE PKK MİLİTANLARININ KURDUĞU ÇEŞİTLİ SUÇ BÜROLARINI KAPATMALARI ÇAĞRISINDA BULUNDUK.

PKK TERÖR ÖRGÜTÜ’NÜN,YURT DIŞINDA, TÜRK VE KÜRT İŞADAMI VE ESNAFLARINDAN ZORLA HARAÇ ALDIĞINI, SİLAH KAÇAKÇILIĞI, GÖÇMEN, FUHUŞ VE UYUŞTURUCU TİCARETİ YAPTIĞINI, HATTA AVRUPA’DA İLLEGAL YOLLARDAN ELDE ETTİĞİ VE TAMAMI KARA PARA OLAN 220 MİLYON EURO’NUN ÇEŞİTLİ YOLLARLA AKLANDIĞINI VE BU DURUMUN AVRUPA İSTİHBARAT VE POLİS YETKİLİLERİ TARAFINDAN BİLİNMESİNE RAĞMEN ÖZELLİKLE ENGELLENMEYEREK ÖRTÜLÜ DESTEK VERİLDİĞİNİ ANLATTIK.

PKK TERÖR ÖRGÜTÜ’NÜN,DANİMARKA’DAN YAYIN YAPAN ROJ TV İLE DİREKT İRTİBATININ BULUNDUĞUNU, HATTA BU TELEVİZYON KANALINDAN ÖRGÜT ELEMANLARINA TALİMATLAR VERİLDİĞİNİ, ANCAK DANİMARKA İSTİHBARAT VE GÜVENLİK YETKİLİLERİNİN BU DURUMU BİLMESİNE RAĞMEN “DELİL YOK” DENİLEREK YAYINA SON VERMEDİKLERİNİ SÖYLEDİK. BU KONU 25.MAYIS.2010 TARİHLİ NTV’NİN AKŞAM BÜLTENİNDE DE YER ALMIŞTIR. DANİMARKALI GAZETECİ CARL ERIC STOOUGARD, BASIN DEMECİNDE, DANİMARKA İSTİHBARATININ, PKK’YA ÖRTÜLÜ BİR DESTEK VERDİĞİNİ VE ROJ TV’NİN KAPATILMASINI ENGELLEDİĞİNİ İLERİ SÜRMÜŞTÜR.

YİNE AYNI ŞEKİLDE, SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI KONUSUNDA, GAZETE, DERGİ, WEB SİTELERİ, KİTAP VE BENZERİ AÇIK KAYNAKLARDAN MİLLİ TEZLERİMİZİ İÇEREN ÇOK SAYIDA ARAŞTIRMA VE AKADEMİK YAZI DERLEDİK.

BU DERLENEN YAZI VE DÖKÜMALARDA, HAKLILIĞIMIZI ANLATAN TARİHİ BİLGİLER YER ALIYORDU.

BU TARİHİ BELGELER,PLANLI BİR SOYKIRIMIN OLMADIĞINI, ANCAK 1.DÜNYA SAVAŞI ESNASINDA, ERMENİ KÖKENLİ VATANDAŞLARIN, ZORUNLULUKTAN KAYNAKLANAN BİR TEHCİRE MARUZ KALDIĞINI VE BU TEHCİR SIRASINDA BİR ÇOK ERMENİ KÖKENLİ VATANDAŞIN HAYATINI KAYBETTİĞİNİ ANLATIYORDU.

BU TARİHİ BELGELER,1.DÜNYA SAVAŞI ESNASINDA, BİR ÇOK ERMENİ ÇETE GRUBUNUN TÜRK KÖYLERİNE SALDIRARAK, EVLERİ TALAN ETTİĞİNİ, ÇOCUK-YAŞLI DEMEDEN KÖYLÜLERİ KATLETTİĞİNİ, BÖLGEDEKİ KUVAYI MİLLİYE ORDUSUNA KARŞI GERİLLA SAVAŞI YÜRÜTTÜĞÜNÜ ANLATIYORDU.

BU TARİHİ BELGELERİ,6 DİLE ÇEVİRDİK VE AZ ÖNCE BAHSETTİĞİM YABANCI MAKAMLARA, GÖNDERDİK. BİLGİ SAHİBİ OLMALARI İÇİN TARİHİ GERÇEKLERİ KENDİ DİLLERİNDE ANLATTIK.

İŞTE DEĞERLİ YURTSEVERLER, KURULDUĞUMUZDAN BU YANA SADECE VE SADECE ÜLKEMİZİN BEKAASI İÇİN ÜZERİMİZE DÜŞEN VATANSEVER SORUMLULUĞU YERİNE GETİRMEYE ÇALIŞTIK. SİZLERE EN DOĞRU EN DETAYLI BİLGİYİ İLETMEYE ÇALIŞTIK. ÜLKEMİZİN EN SORUNLU KONULARI İLE İLGİLİ KAMPANYALAR YAPTIK.

Sayın Hanımefendi ve Beyefendi,

Siz de vatanınızın en önemli sorunlarının başında gelen bir konuda sorumluluk almak ve yardımcı olmak isterseniz DAĞITIM KOMİTELERİ GRUBU’muz içinde yer alabilirsiniz.

Adınızı, Soyadınızı, Mesleğinizi, Bildiğiniz Yabancı Dilleri, Cep Telefon Numaranızı ve E-posta adresinizi erkut.ersoy adresimize göndermeniz halinde KOMİTE’ye kaydınız yapılacak ve en kısa süre içinde proje ilgili ayrıntılı bilgi verilecektir.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

www.ozelburoistihbarat.com

BİYOGRAFİ DOSYASI /// Mehmet FARAÇ : 100 yıl önce bugün idam edilmişti… Şehit Nusret’in asırlık dramı…


Mehmet FARAÇ : 100 yıl önce bugün idam edilmişti… Şehit Nusret’in asırlık dramı…

E-POSTA : farac65

05 Ağustos 2020

Cumhuriyetin kuruluşu öncesinde Anadolu’yu işgal eden emperyalistler sadece böl-parçala-yönet zihniyetini dayatmamış, aynı zamanda kendilerine direnen vatanseverleri de işbirlikçilerin desteğiyle hedef almıştı…

Tıpkı Ergenekon kumpasında vatanseverlerin bertaraf edilmesine benzer olaylar yaşanırken, kurbanlardan biri de Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey’di…

O kahraman bürokrat, bundan tam 100 yıl önce bugün, İstanbul’da, devletin içerisine yerleşen çetelerin baskısı ve Silivri benzeri uyduruk bir mahkemenin sahte belgeleriyle idam edilmişti…

1875 yılında Preveze Sancağı eski Sorgu Hâkimlerinden Behram Efendi’nin oğlu olarak Yanya’da dünyaya gelen Nusret Bey, Osmanlı’nın artık sarsılmaya başladığı dönemlerde, Mektebi Mülkiyeyi Şahane’den 1899’da mezun olmuştu…

İlk görev yeri Yanya Vilayetinde görev yaparken, Hayriye Hanım’la evlenen ve Nasuhi, Mazlum, Tarık adlı üç çocuk babası olan Nusret Bey, bir çok ilçede görev yaptıktan sonra, 1914’te Bayburt Kaymakamlığına atanmıştı…

İşte o dönemlerde, Birinci Dünya Savaşı’nın en karmaşık günlerinde Osmanlı güç kaybederken, azınlıkların isyan hareketleri de duyuluyordu… Üstelik Bayburt da bu saldırılardan etkilenmeye başlamıştı…

Ermenilerin tehcir çalışmalarının sorunsuz geçmesi için çalışan Nusret Bey, Bayburt’taki başarılarının ardından 1915’te Erzincan Sancağı Mutasarrıf Vekilliği’ne, sonra Ergani Maden Sancağı Mutasarrıflığı’na, 30 Ekim 1917’de ise Yıldırım Orduları 2.Grup Kumandanı Mustafa Kemal Paşa’nın talebi üzerine, Urfa Müstakil Sancağı Mutasarrıflığı’na atanmıştı…

Ancak Nusret Bey, Urfalıların işgalcilere karşı mücadelesinde ve kuvvacıların örgütlenmesinde çok etkili görevler yaparken, Ermeni tehciri ile suçlanmasının ardından halkı örgütlediği için de İngilizlerin tepkisini çekti…

Hatta işgalin başladığı ilk günde silahlarıyla mutasarrıflık makamını basan İngiliz yarbayı karşılamadığı ve makamını vermediği için iyice hedef olan Nusret Bey.

”Galip bir hükümetin askeri neden karşılanmıyor?” diye soran İngiliz kumandanına,

”Haksız yere memleketi işgal eden bir kuvveti karşılamaya çıkmak bir Türk mutasarrıfına yakışmaz. Bir misafir gibi gelseydiniz, sizi Birecik’te karşılardım” diye yanıt verince iyice öfke çekmişti…

İşgalciler bu direnişe rağmen durmamış ve mutasarrıflığa sürekli bildiriler göndermeye devam etmişti…

Nusret Bey de geri adım atmamış, işgalcilerin baskısı artınca tabancasını masasının üzerine vurmuş ve Ermeni tercümana, "Git kumandanına söyle, ben kendisinin emir eri değilim… Bir daha tekerrür ederse, bunu beyninde patlatırım" diye bağırmıştı…

Nusret Bey’in bu tavrı işgalcileri iyice kızdırmış olmalı ki, İngiliz kumandanı, makinalı tüfeklerini mutasarrıflık makamına çevirmişti…

Tüm bunlara "Şehit Nusret Bey’in Savunması" adlı kitabında yer veren tarih araştırmacısı Müslüm Akalın’a göre, "Bu gidişat Nusret Bey için de sonun başlangıcı olmuştu…"

Çünkü 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nden sonra kurulan İstanbul Hükümetleri açıkça baskı altındaydı…

Ermeni tehcirini soruşturmak için önce komisyonlar, ardından da sözde sorumluları yargılamak için mahkemeler kurulmuş ve tehcirde görev yapan idarecilerle ilgili iftira kampanyası başlatılmıştı… Bazı devlet adamlarının yanısıra Nusret Bey de bu iftiraların hedefi olmuştu…

Düzmece belgelerle tuzak!..

Nusret Bey, Urfa Mutasarrıflığı görevinde bulunurken Damat Ferit Paşa Hükümeti tarafından 6 Nisan 1919’da Ermeni tehciri meselesinden dolayı azledilir ve jandarma eşliğinde İstanbul’a gönderilir… Aslında aynı gerekçeyle idam edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’den sonra yeni bir kurban seçilmiştir…

Nusret Bey, İstanbul’da Mustafa Nazım Paşa başkanlığındaki Divan-i Hab-i Örfi’de yargılanır ve suçsuz bulunmasına rağmen askeri cezaevinde tutulur…

15 Mayıs 1919’da, İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesi şok yaratırken, tepkilerden çekinen hükümet, aralarında Nusret Bey’in de bulunduğu 40 tutukluyu serbest bırakır…

Ancak Nusret Bey’in özgürlüğü fazla sürmez. Çünkü 6 Kasım 1919’da Erenköy’de gözaltına alınır ve Ermeni tehciri iddialarıyla tekrar tutuklanarak cezaevine konulur…

Nusret Bey’in yargılanması, 15 Mart 1920’de Esad Paşa başkanlığındaki 1. Divân-ı Harb-i Örfî’de başlar…

Hükümetin en önemli meselesi Ermeni tehciri davalarını hızlandırmaktır. İşte bu amaçla; hükümet 17 Nisan 1920’de Birinci Divan-ı Harb-i Örfi Başkanlığına Nemrut Mustafa Paşa’yı getirir…

26 Nisan 1920’de de mahkeme, bir genelge yayınlayarak yargılamaların gizli yapılacağını ve sanıkların avukat bulunduramayacağını açıklar…

Mahkeme heyeti, 29 Nisan 1920’de gazetelere ilanlar vererek; "Bayburt ve Ergani tehciri meselesine dair malumatı olanların Divan-i Harb-i Örfi’ye gelerek şahitlik yapmalarını" ister…

Aslında ilanla yalancı şahitler aranıyordur!.. Bunun için Ermeni patrikhanesinin de devreye girdiği söylenir…

Yani, Nusret Bey’in avukat ve şahit bulundurmasına yasak getirilerek eli kolu tamamen bağlanmış olur…

Millî Mücadele kahramanlarından Fethi Okyar, işte bu yüzden "Nemrut Mustafa kadar kindar, cahil ve merhametsiz birinin bulunabileceğine ihtimal vermiyorum" diyerek, mahkemenin tavrını yerden yere vurmuştur…

Mahkeme özellikle Nusret Bey aleyhine şahitlik yapan kişileri dinlemede ısrar eder…

Kendisine yüklenen iftira dolu suçlamaları tek tek çürüten Nusret Bey; 3.Ordu eski kumandanı Mahmut Kamil Paşa’nın emriyle Bayburt’taki Ermenileri kendi idaresi altında, jandarma tarafından Erzincan’a sorunsuz ulaştırıldığını, tehcir edilenlerin mallarının ise bir komisyon tarafından satıldığını, paralarının da sahiplerine belge eşliğinde verildiğini anlatır ama yargı zaten peşinen verilmiştir…

Şehidin ağlatan vasiyeti…

Nusret Bey’le ilgili karar 15 yıl kürek cezası olarak yüze karşı okunmasına rağmen, gerekçenin yazılması geciktirilmiş ve hüküm daha sonra mahkeme üyeleri değiştirilerek, idam olarak yazılmıştı…

Nusret Bey, idam locasına götürülmeden önce Bekirağa Bölüğü’ndeki odasının duvarına "Burası tarihin dönek mahallidir" diye yazarken, kardeşine yazdığı son mektuplarda ise şunları vasiyet eder;

"Kardeşim,

Bugün hayatımın son dakikalarını yaşıyorum. Vicdanım kat’iyyen muazzeb değildir. Hayatımda millet ve vatanıma hizmetten başka gayem yoktu. Bana isnad olunan cerâimin hiçbirisinin faili değilim. Masum ve bîgünahım. Garaza kurban oluyorum. Mustafa Paşa, garazını bugün de gösterdi. Küçük çocuklarımı, zevcemi yalnız ve pek fakir olarak bırakıyorum. Beş gün sonra yiyecekleri bile kalmayacaktır. Allah aşkına sokaklarda bırakma. Valdesi, çocuklarımın terbiyelerine baksın, intikamımı almak için çocuklarımı ona göre terbiye ederek büyütsün. Babaları mücrim (suçlu) değil, şehiddir. İşte son nefesimde hiçbir şeyden korkmayarak vicdanımdan kopup gelen şu ifadelerimi sana iblâğ ediyorum. Vatanım yaşasın, elbet bir gün gelir, intikamımı alır. Masumların âhı büyüktür.

Bir masumun kaniyle oynayan Mustafa Paşa’nın hainâne hareketleri şu dünyada kendisine acaba kâr kalacak mı? Sabır tavsiye eder ve aileme sefalet çektirmemenizi rica ederim."

Kumpas, iftira, idam…

Nusret Bey, işgalcilerle işbirliği yapanların düzmece mahkeme kararıyla 100 yıl önce bugün, 5 Ağustos 1920’de Beyazıt Meydanı’nda "suçsuz" yere idam edilir…

Ermeni mallarını yağmalamakla da suçlanan Nusret Bey’in yamalı pantolonunun cebinden yalnızca bir lira çıkar…

O dönemde hükümetin değişmesi üzerine, temyiz edilmeden kesinleşen kararlar için temyiz yolu açılınca, ailesinin başvurusu üzerine Nusret Bey’le ilgili hüküm bozularak ortadan kaldırılır ama iş işten çoktan geçmiştir…

Ancak Büyük Atatürk; Ermeniler, İngilizler ve işbirlikçi Osmanlı hükümetinin tezgahıyla, "Silivri’nin atası" sayılan mahkemelerce katledilen Nusret Bey’i unutmaz..

Büyük Millet Meclisi, 25 Aralık 1921’de Nusret Bey’i "Milli Şehit" ilân ederek kanun çıkarır, eşi ve çocuklarına maaş bağlar ama o vatansever mutasarrıfın suçsuz yere katledilmesi hukuk tarihine kara bir leke olarak da geçer…

Şehit Nusret Bey’in adı hem Bayburt’ta hem de Urfa’da, çok sayıda cadde, sokak, park ve okulda yaşıyor ama 100 yıl önce de, son yıllarda da, vatansever askerlerin; işbirlikçilerin kumpasları, sahte belgeler ve düzmece mahkemelerle bertaraf edilmiş olmaları ne kadar acı değil mi?..

Peki; tarihin, 100 yıl içinde kuvvacı vatanseverlere ihanet edilmesi açısından da tekerrür etmesi bir rastlantı mıdır acaba?..

Kaynak Yeniçağ: 100 yıl önce bugün idam edilmişti… Şehit Nusret’in asırlık dramı… – Mehmet FARAÇ

BİYOGRAFİ DOSYASI : Filozof ve matematikçi Hypatia isimli kadının mücadelesi


Filozof ve matematikçi Hypatia isimli kadının mücadelesi

VİDEO LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=WzpocrWa1fg

İskenderiyeli düşünür, filozof ve matematikçi Hypatia isimli kadın, tüm bunların yanında oldukça etkileyici bir güzelliğe sahiptir.. Ancak, ortaçağ Avrupa’sının değer yargıları onun yaşama arzusunu elinden alacaktır. Hypatia, dinciler tarafından hak etmediği suçlamalara maruz kalacak ve erkek egemen toplumun vahşiyatında ortada kalacaktır.. Tüm bunlara rağmen adını tarihe bir düşünce ve aydınlanma savaşçısı olarak yazdıracaktır..

Oscar ödüllü Rachel Weisz’in oynadığı Hypatia, dini ve siyasi çatışmalar olduğu bir dönemde gökyüzü inancı ve felsefesiyle erkek egemen toplumda her şeyin ötesine geçebilmeyi başarmıştır. Tarihin en önemli bilim kadınlarından birinin öyküsünü sizlere sunuyoruz.

FİLMİ İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

LİNK : https://www.odnoklassniki.ru/video/1220956261083

Agora / 2009 İspanya / Türkçe DUBLAJ
IMDB Puanı: 7.1 / 10
Tür: Dram,Macera,Tarih
Yönetmen: Alejandro Amenábar
Oyuncular: Rachel Weisz, Max Minghella, Oscar Isaac
Süre: 2 saat 7 dakika

BİYOGRAFİ DOSYASI /// Prof. Dr. İbrahim Maraş : 20. ASRIN KÜRŞAD’I VE CEDİTÇİSİ ŞEHİT ENVER PAŞA HATIRASINA


Prof. Dr. İbrahim Maraş : 20. ASRIN KÜRŞAD’I VE CEDİTÇİSİ ŞEHİT ENVER PAŞA HATIRASINA

Gündem 4 Ağustos 2020

Enver Paşa kimdir? Enver Paşa’nın 98. ölüm yıl dönümü…

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurulmasında öncü olan Enver Paşa’nın 98. ölüm yıl dönümü. Enver Paşa’nın hayat hikayesi merak ediliyor. Osmanlı Devlet’inde çeşitli pozisyonlarda yer alan Enver Paşa’nın yaşamına dair merak edilenler…

Enver Paşa’nın ölümünün 98. yılı nedeniyle hayat hikayesi merak ediliyor. Osmanlı Ordusu’nun çeşitli kademelerinde yer alan Enver Paşa kimdir? İşte hayat hikayesi…

ENVER PAŞA KİMDİR?

Enver Paşa 1881 yılında İstanbul’da doğdu. Soğukçeşme Askeri Rüştiyesi’nde tahsil gördü. 1903’de Harp Akademisi’nden kurmay yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu. Daha sonra Selanik’te bulunan 3. Ordu’ya atandı. 1906 senesinde binbaşılığa terfi etti. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurulmasında öncü oldu. II. Meşrutiyet’in ilan edilmesinde de büyük rol oynayan Enver Paşa, Makedonya Genel Müfettişliği’nde önemli görevlerde bulundu.

Trablusgarp’da bulunduğu sırada İtalyan kuvvetlerine karşı mücadele etti. 1912’de yarbaylığa yükseldi. 23 Ocak 1913 tarihinde İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından düzenlenen Babıali Baskını’nda yer aldı. Bunun yanında Edirne’yi düşman işgalinden kurtararak albaylığa ardından da tuğgeneralliğe yükseldi. 1914’te Sait Halim Paşa hükümetinde Harbiye Nazırı olarak görev yaptı. I. Dünya Savaşı’nın Osmanlı Devleti’nin yenilgisiyle sonuçlanmasının ardından bazı arkadaşlarıyla birlikte Berlin’e geçti.

1920’de Bakü şehrinde Doğu Ulusları toplantısına katıldı. Batum’da Türkiye Şuraları Partisi’ni kurarak, Türkistan’ı kurtarma hareketini başlattı. Fakat büyük bir hezimete uğrayarak 4 Ağustos 1922 tarihinde Tacikistan’ın Belcivan yakınlarında girdiği bir çarpışmada öldürüldü.

Bugün, Türk İslam âleminin kurtuluşu ve bekası için son damla kanına kadar birçok cephede savaşan Şehitlerin Önderlerinden Enver Paşa’nın şehadet günü (1922). Enver Paşa, Osmanlı’nın ve Türkistan’ın giderek kararan bahtını açmak için her türlü mücadeleyi yapmaktan çekinmedi. Onu çok seven eşi Naciye Sultan’ın, şehit olacağını bildiği halde, ona, büyük davasında destek olarak, “kesinlikle gelme” dediği büyük bir mücahitti. O, sadece emperyalistlere ve onun uşaklarına karşı mücahede etmedi, aynı zamanda Türk ve İslam dünyasının yenileşmesi, yeniden uyanması, milli kimliğini, bağımsızlığını kazanması için mücadele eden Kursavilerin, Mercanilerin, Gaspıralıların, Musa Carullahların, Abdülhamit Süleymanoğlu Çolpanların, Mustafa Çokayların, Abdullah Karilerin, Osman Hocaların, Behbudilerin ceditçi düşüncelerine karşı direnen, sefilce yaşamayı en büyük Müslümanlık gören mutaassıp, kabileci/bedevi ve cahil Müslümanlarla da savaştı. Gerçek anlamda kendi destanlarını yazmaya çalışan Ceditçilerle, Basmacılarla birlikte olup, sadece Rus zulmünü değil, aynı zamanda kadimci/gelenekperest bağnazların hâkim kılmaya çalıştığı karanlıkları da dağıtmaya gayret etti. Enver Paşa, gerçek anlamda kendi destanımızın, devlet-i ebed müddetin nasıl olacağını Kürşad’dan bugüne en iyi bilenlerden biriydi. Bugün böyle büyük bir şehidin aleyhinde konuşan klavye mücahitlerinin kim olduğuna baktığımızda yeni Türk İslam medeniyetinin kurulmasına en büyük engel teşkil eden değişim ve milli kimlik karşıtı; bağnaz, mutaassıp ve cahil kişiler oldukları açıkça görülür. Bunların Enver Paşa ile çarpışan kadimci/gelenekperest Müslümanlardan hiçbir farkı yoktur. Ya ahmak, ya işbirlikçidir. Bu mülevves cepheye karşı daima “Enver Paşa Ruhu”nu taşımamız gereklidir. Onun dediği gibi, “kurtuluş ve bağımsızlık için ölmeyi göze alamayan milletler, köpekçe bir hayatı seçmiş olurlar”. Büyük şehidimizin ve bütün şehitlerimizin ruhu şad olsun.

Prof. Dr. İbrahim Maraş

GÖÇMEN DOSYASI /// 12 Milyon Göçmenin Amerika’ya Girmeden Önce Sağlık Kontrolüne Girdiği Yer : Ellis Adası


12 Milyon Göçmenin Amerika’ya Girmeden Önce Sağlık Kontrolüne Girdiği Yer : Ellis Adası

Şimdilerde turistik geziler düzenlenen Ellis Adası’ndan 1892’den 1924 yılları arasında yaklaşık 12 milyon göçmen geçmiş.

ellis island immigration museum gibi insanin ruhunda urperti uyandiran bir muzeyi de icinde barindiran manhattan, staten island ve new jersey arasinda yer alan amerikalilar acisindan cok tarihi bir ada.

Ellis adasında bulunan göçmen müzesi.

20. yuzyilin ilk yarilarinin ortalarina kadar amerika’ya gelen gocmenlerin ilk kabul edilerek bir sure saglik taramalari ve resmi islemler icin zorunlu ikamete tabi tutuldugu binanin yatakhanelerinde ya da koridorlarinda dolasirken, goc kavraminin ne demek oldugunu daha iyi anlamaniza neden olur.

yoksulluktan kacan fakirler, mezhepci baskilardan kacan dindarlar, dini baskilardan kacan allahsizlar, yeni bir hayata baslayarak gecmislerini silmek isteyen orospular, katiller, hirsizlar, eski mahkumlar, sikici gundelik islere dayanamayacak kadar macera duskunu maceraperestler, ailesinden kacanlar, ulkesinden kacanlar, kendinden kacanlar, nicin goc ettigini bile tam bilmeyenler, oylesine takilayim derken bir daha donmeyenler, yani bugunku milyonlarca amerikalinin atalari…

sonuclari iyi olmustur kotu olmustur ayri ama insanlik tarihinin en buyuk goclerinden birinin hikayesinin onsozudur bu ada. buralara kadar gelinmisse 8 dolar feribot ucreti odeyip gidip gormeye deger.

ben

yaklasik 30 yillik bir sure icinde bu adadan gecen gocmen sayisi 12 milyondur. bu kadar insanin arasinda sadece yuzde 2’lik bir kesim saglik veya yasal sorunlardan oturu geri cevrilmistir.

adadayken olenlerin sayisi o kadar cok degildir, yanlis hatirlamiyorsam 3500 civarindadir. 1920’lerden sonra gocmen islemleri yurtdisindaki elciliklere devredildiginden bu ada da islevini yitirmis ve o gunun kosullarini yansitacak sekilde binalari muzeye donusturulmustur.

stormbringer

aslen polonyalı ve yahudi bir aileden gelen ancak fransa’da doğduğu için fransız isim ve soyad aldığından yahudi olduğu isminden anlaşılmayan ama zaten inanış olarak herhangi bir dine bağlı olmayan georges perec‘nin derleme denemelerinden oluşan doğdum kitabındaki aynı adlı denemesinde;

“orası tam bir sürgün yeri benim için, yani mekansızlığın yeri, dağılıp savrulma yeri. bu anlamda, sanki kimlik arayışım, yorgunluktan canı çıkmış memurların kürek kürek amerikalı yarattıkları bu hurdalığı özümsemekten geçiyor, sanki o, benim tarihim olabilecek bir tarihin bir yerlerinde yazılıymış gibi, sanki olası bir otobiyografinin, potansiyel bir belleğin parçasıymış gibi ilgilendiriyor beni, büyülüyor, zorluyor, sorguluyor”

şeklinde nitelendirdiği ada.

sadikaj

sahsi kanaatimce dunyanin en onemli adalarindan..

sebebi su: 12 milyon insan ve bu 12 milyona bagli daha bir cok gocmenin amerikaya giris kapisi.. su an amerikanin bulundugu konumda olmasina neden olan milyonlarca kisi.. ulkelerindeki zulumden ve fakirlikten kacip "en azindan karnimiz doyar" diye dusunerek ulkelerinden kacan milyonlar. bu insanlar amerikan vatandasi olduklarinda ulkenin en alt kademe islerinde calisip aslinda ulkeyi insa etmislerdir. new york sokaklarinda uzakdogulu avrupali rus kuzeyli bir yerli yuz gordugunuzde ister istemez icinizden sunu gecirirsiniz: acaba onun da ailesi ellis adasindan mi cikti?

BİYOGRAFİ DOSYASI /// Birçok Tarihçinin Şimdi Oldukları Kişiler Olmasına Yardımcı Olmuş Tarihçi : Lucien Febvre


Birçok Tarihçinin Şimdi Oldukları Kişiler Olmasına Yardımcı Olmuş Tarihçi : Lucien Febvre

Lucien Febvre, yalnızca 20. yüzyılın tarih alanında çığır açmış Annales okulunun kurucularından biri olduğu için değil, aynı zamanda aralarında Fernand Braudel’in de bulunduğu pek çok tarihçinin, şimdi oldukları kişiler olmasının önemli sebeplerinden biri olduğu için epey önem teşkil eden bir tarihçi.

bu lucien febvre kişisi çok önemlidir, yalnız yirminci yüzyılın tarih alanında çığır açmış annales okulun iki kurucusundan biri olduğu için değil, fakat aynı zamanda o olmasaydı aralarında fernand braudel’in de bulunduğu pek çok fransız (ve diğer milletlerden) tarihçinin, şimdi oldukları kişiler olmasının müsebbibi olduğu için de (annales okulun diğer kurucusu marc bloch’un da ağabeyi sayılır febvre). yani bu herif bu adamlara yalnızca bir hoca değil, aynı zamanda bir baba şefkatiyle de yaklaşmış, yememiş, yedirmiş; giymemiş, giydirmiştir (gerçekten de öyle: çalışılacak birçok konuyu öğrencilerine çalıştırmış, kendisi o zamanın epey ‘marjinal’ konularıyla ilgilenmiştir).

hem annesi, hem babası, febvre’nin daha sonra annales okulun şaheserlerinden biri addedilecek tarihini yazdığı franche-comte nam kasabadan gelmiş olan febvre, 1878 yılında lorraine’de doğmuş ve hayatının son demlerini bahçesiyle uğraşarak, öte yandan öğrencilerinin taleplerini de geri çevirmeyerek geçirdiği gene bu franche-comte yakınlarındaki küçük bir bağ evinde, 1956 yılında terk-i diyar eylemiştir. bloch’a nispeten, fransa’nın dışında pek tanınmamasına rağmen, annales’ın oluşumunda bloch’tan daha fazla katkısı olduğu kesindir: annales’ın başmakalelerini yazan, annales’ın doğumundan gelişimine her anında izi bulunan febvre’dir, bloch değil; bloch kuruluş zamanlarında derginin geleceğini yönlendirmiş olsa da, kısa bir zaman sonra derginin sorumluluklarını üzerinden atmış, kendi uğraşı alanlarında çalışmayı seçmiştir. bu febvre kişisi daha 20 (yazıyla, yirmi, evet) yaşında bergson’un (aslında bu filozof kişiye azıcık ‘kıldır’), levy-bruhl’ün (bu şahsın ‘ilkel zihin’ üzerine çok çok önemli bir kitabı vardır) ve vidal de la blanche’nin (ratzel’in belirlenimciliğine karşı çıkmış bir yerbetimcidir bu amca, çok önemli bir şahıstır) derslerine iştirak etmiş, kişisel olarak hayvanlar gibi gelişmiştir (bkz: kişisel gelişim). tarihin, almanlar nazarında tasavvuruna da gıcık olur (bkz: tarihselcilik). eğer bloch ağbi’nin entellektüel saiki toplumbilimse, diyebiliriz ki, bu febvre kişisinin saiki de yerbetimdir (evet, coğrafya demiyorum, yerbetim diyorum uleayn, takıntılıyım biraz, ne var?). öyle ki, henri berr kişisinin (ulan bu herif var ya, aslında her bişey bu herifin altından çıkıyor ama neyse, hadi bakalım, ama çok mümtaz bir şahsiyettir, nazarımda itibarı sonsuzdur bu berr ağbinin) dergisi olan revue de synthése historique’te beş tane vidalgil tek yazı yazmıştır.

nedir peki derdi? efendim, bu yazılarda ratzelgil (ratzelian, yani, anladın sen onu) beşeri yerbetimin belirlenimci tavrını yerden yere vurmuştur (ee, ne de olsa vidalci amca).

peki nasıl itiraz etmiştir? hemen söyleyelim efendim. demiştir ki bu güzel adam, a) belli bir fiziki çevrenin kısıtlarına bissürü tepki verilebilir. ve b) bu çevrenin kişiler üzerindeki tesiri her zaman toplumsal yapılar ve fikirlerce dönüştürülür: always mediated through social structures and ideas`. peki ne demektir efendim bu!? şu demektir, hemen febvre’nin kendisinin verdiği örneği alıntılayalım: bir nehir, diyor febvre, kişilere ulaşılmasını engelleyecek bir bariyer olarak da tasavvur edilebilir, üretken bir ticaret yolları kavşağı olarak da.. nedir yani? bakınız efendim, nehir aynı nehir lakin, nasıl da farklı işlevsel özellikler gösterebiliyor. evet.

bu amca, çok önemli iki yaşam öyküsü yazmıştır. birisi martin luther’in, diğeri rabelais’nin yaşam öyküleridir. birincisinde, luther, tarihte nev’i şahsına münhasır bir şahsiyetin meselesini, ve mahut bireyin tarihe, tahmin edilemez tesirini simgelemektedir. rabelais’yle ilgili çalışmasında ise, febvre amca, 16. yüzyılda tanrıtanımazlığın o yüzyılda mümkün olamayacağını iddia etmektedir. zaten bakınız efendim, bahsi geçen kitabın alt başlığı ve başlığı nedir: “on altıncı yüzyılda inançsızlık meselesi: rabelais’nin dini.” bu kitap önemli, bu kitaptan biraz bahsetmek istiyorum,,

imdi, tepetaklak olmuş bir piramit tahayyül edin. bu piramitin aşağı bakan uç noktasında tanrıtanımazlığı tanımlar febvre. ikinci katmanda, geç orta çağ kilisesi’nin dışa dönük biçimlerinin, bir müminin (burada rabelais oluyor bu mümin) bir eleştirisini sunar ve nihayet, bu piramitin en yaygın katmanında, tanrıtanımazlığın, on altıncı yüzyılda, olanaksız olduğu anlatır. burada hemen, kullandığı eğretileme itibariyle önce marx, sonra da braudel geliyor akıllara lakin es geçiyorum bu ikisini şimdilik. efendim, bu kitabın en önemli veçhesi febvre’nin “outillage mental” (bireyin yahut toplumun zihinsel yahut kavramsal araçları) dediği şeyin takdimidir. daha doğrusu, bu outillage mental’in takdiminden ziyade, on altıncı yüzyılın outillage mental’inin, bizim şu anki outillage mental’imizden ne kadar uzak olduğunun kanıtlanmasıdır. febvre, on altıncı yüzyılda, dilbilimin olanaklarından da istifade etmek suretiyle (yani efendim, o zamanda şu şu şu kavramlar henüz bilinmiyormuş falan filan) hiçkimsenin, herhangi bir şeyin “olanaksız” olabileceği duygusuna sahip olmadığını, bu veçhile, bizim şu anda “bilim” dediğimiz şeyin on altıncı yüzyılda tasavvur edilemez olduğunu göstermiştir. son olarak şunu ekleyelim: febvre kelimeleri, hisleri, kavramları birer altyapı olarak düşünmüş, bu yüzden “dinin toplumsal tarihi”ni yazmış ve tinsel temayül ve değerleri, toplumsal ve iktisadi dönüşümlerin türevi olarak addedilmesine, binaenaleyh marx kişisine karşı çıkmıştır.