KIBRIS SORUNU DOSYASI : Azerbaycan KKTC’yi tanırsa ne olur ????


Azerbaycan KKTC’yi tanırsa ne olur ????

Milli Devlet gazetesi yazarı Osman Kepenek, "Azerbaycan KKTC’yi tanırsa ne olur?" başlıklı yazısında, ‘Bir Millet İkiDevlet’ sloganı etrafında ilerleyen ilişkilerin boyutunun neden Akdeniz’in derin sularına inemiyor?" diye sordu.

Milli Devlet gazetesi yazarı Osman Kepenek, KKTC’nin Türkiye harici hiçbir devlet tarafından tanınmamasının Türk Dünyası’nın en önemli meselelerinden biri olduğunu belirtti.

Kepenek, "25 yıldır, Dağlık Karabağ’da hangi iş bizim lehimize gitmiştir de, Bakü-Lefkoşe hattında yaşanacak bir sıcak temas bugüne kadar atılan adımları boşa çıkaracaktır. Türk Dünyası daha ne kadar kaçak dövüşü akılcı politika zannedecek ve acilen alması gereken kararları geciktirecektir?" dedi.

"Azerbaycan KKTC’yi tanırsa Karabağ bağımsızlık ilan eder, Kazakistan tanırsa dünya ile ilişkisi bozulur, Kırgızistan’da kriz çıkar, Özbekistan’a turist gitmez gibi saçmalıklara Türk Dünyası artık kulaklarını tıkamalı ve KKTC’yi bağımsız bir devlet olarak tanımalıdır." ifadelerini kullanan Kepenek, "Unutulmamalıdır ki Sovyet tehdidi altındaki 1970’lerin Türkiye’si ABD’nin her türlü ambargosuna rağmen Kıbrıs Harekâtını başarıyla gerçekleştirmiştir. Eğer Türkiye o gün o iradeyi göstermeseydi bugün Kıbrıs’ta Türk varlığından bahsetmemiz mümkün olmayacaktı. Adada teşekkül eden bağımsız bir Türk devletinin bulunması başta Türkiye ve Azerbaycan olmak üzere bütün Türk Dünyasının güvenliği noktasında da hayati bir fonksiyona sahiptir." dedi.

Osman Kepenek’in yazısının tamamı şu şekilde;

Türk Dünyasının en önemli meselelerinden biri KKTC’nin Türkiye harici hiçbir devlet tarafından tanınmamasıdır. Yedi bağımsız Türk Cumhuriyetinden biri olan KKTC’nin Türkiye dışındaki Türk Cumhuriyetlerince de tanınmaması senelerdir tartışılagelen konular arasındadır. Doğu Akdeniz’deki enerji hamleleri, Kapalı Maraş’ın yeniden iskân ve turizme açılma kararı, Türkiye ve KKTC hükümetlerinin tam bir uyum içerisinde atmış olduğu adımlar, Rum tarafı başta olmak üzere pek çok kesimi tedirgin ve rahatsız etmiştir. Bu süreçte, bölgede, hem KKTC’nin hem de Türkiye’nin elini güçlendirecek geç kalınmış bir adımın atılma zorunluluğu yeniden gün yüzüne çıkmıştır.

Bilindiği üzere Zürih ve Londra anlaşmaları gereği Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’la birlikte Kıbrıs adasının tamamında söz söyleme hakkına sahiptir ve adada garantör ülke konumundadır. Garantör ülke yetkileri çerçevesinde de 1974 yılında Kıbrıs adasına bir barış operasyonu düzenleyerek Kıbrıs Türklerine uygulanan katliamı geç de olsa durdurabilmiştir. Diğer garantör ülkeler İngiltere ve Yunanistan bu vahşete sessiz kalmak suretiyle garantörlük görevlerini yerine getirmemişlerdir. Üstelik Türkiye’nin adaya beraber asker çıkarma teklifini de reddederek başka hesapların peşine düşmüş ve neticede Türksüz Kıbrıs’ın hayallerini kurmuşlardır. İki toplumun ortak anlaşması sonucu kurulan Kıbrıs Cumhuriyetine son veren Rumlardır.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yönetim kademelerinden Türkleri milim milim uzaklaştıranlar Rumlardır.

Enosis hayalleriyle gözü dönen ve adada tek bir Türk bırakmamak üzere toplu katliama girişen yine Rumlardır.

Bütün bu hadiselerin üzerine adaya asker çıkaran ve devamında bağımsız bir Türk devletinin teşekkül etmesini sağlayan Türkiye Cumhuriyeti suçlu ilan edilmek istenmiştir ve bu suçlama halen devam ettirilmektedir. Türkiye’nin hangi esaslar çerçevesinde adada bulunduğu açık ve nettir. Ne var ki, bu kadar şeffaf bir olaylar dizisinde bile Türk Dünyası senelerdir bocalamakta, başarılı bir sınav vermenin çok ötesinde durmaktadır. KKTC, diğer Türk Cumhuriyetlerinden daha önce kurulmuş bağımsız bir Türk devletidir. SSCB’nin dağılmasının ardından bağımsızlıklarını ilan eden diğer Türk Cumhuriyetlerinin ilk önce tanıması gereken ülke KKTC olması gerekirken bugünkü durum izaha muhtaçtır. Tanıma hadisesini gerçekleştiremediğimiz gibi aradan geçen çeyrek asıra rağmen bir arpa boyu yol kat edemedik.

Yazının başlığında sadece Azerbaycan’ın adını zikretmemizin sebebi sürekli olarak “Bir Millet İki Devlet” sloganı etrafında ilerleyen ilişkilerin boyutunun neden Akdeniz’in derin sularına inemediği sualidir.

Yıllardır Azerbaycan’ın KKTC’yi tanıma girişimlerinden bahsedilmekte, atılan bazı adımların birileri tarafından engellendiğine dem vurulmaktadır. Bunu dile getirenlerin en önemli tezi ise Bakü’nün KKTC’yi tanıması halinde, BM’nin de işgal altındaki Karabağ’ı tanıyacağı söylemidir. Bilindiği gibi Azerbaycan toprağı olan Karabağ uzun yıllardır Ermenistan’ın işgali altındadır. Bu işgal sebebiyle Azerbaycan-Ermenistan arasındaki savaş 25 yılı aşkın süredir devam etmekte, bölge ateşkes usulü ile kontrol altında tutulmaya çalışılmaktadır. Zaman zaman yaşanan sınır ihlalleri ve sıcak çatışmalar ise savaşın hali hazırda devam ettiğinin açık ifadesidir. Çuvaldızı kendimize batıracak olursak ne hazindir ki Azerbaycan’ın azadlığı tam bir azadlık olamamış ve işgal altındaki topraklarımız geçen çeyrek asıra rağmen Ermeni çizmesinden kurtulamamıştır. Bu başta Azerbaycan olmak üzere bütün Türklük âlemi için bir ayıptır. 25 yıldır halledemediğimiz meseleyi bugün KKTC’yi tanıma konusu gündeme geldiğinde yeniden dile getirmek artık samimi değildir. Elçibey’in veciz ifadesiyle “Kur’an okumakla domuz darıdan çıkmaz. Karabağ ancak silahla azadlığa kavuşur.”

25 yıldır, Dağlık Karabağ’da hangi iş bizim lehimize gitmiştir de, Bakü-Lefkoşe hattında yaşanacak bir sıcak temas bugüne kadar atılan adımları boşa çıkaracaktır. Türk Dünyası daha ne kadar kaçak dövüşü akılcı politika zannedecek ve acilen alması gereken kararları geciktirecektir?

Azerbaycan KKTC’yi tanırsa Karabağ bağımsızlık ilan eder, Kazakistan tanırsa dünya ile ilişkisi bozulur, Kırgızistan’da kriz çıkar, Özbekistan’a turist gitmez gibi saçmalıklara Türk Dünyası artık kulaklarını tıkamalı ve KKTC’yi bağımsız bir devlet olarak tanımalıdır. Unutulmamalıdır ki Sovyet tehdidi altındaki 1970’lerin Türkiye’si ABD’nin her türlü ambargosuna rağmen Kıbrıs Harekâtını başarıyla gerçekleştirmiştir. Eğer Türkiye o gün o iradeyi göstermeseydi bugün Kıbrıs’ta Türk varlığından bahsetmemiz mümkün olmayacaktı. Adada teşekkül eden bağımsız bir Türk devletinin bulunması başta Türkiye ve Azerbaycan olmak üzere bütün Türk Dünyasının güvenliği noktasında da hayati bir fonksiyona sahiptir. Velhasıl Türk devletlerinin KKTC’yi tanıması uluslararası hukuk kurallarına aykırılık içermeyen, tamamen demokratik bir ülkenin resmen tanınması hadisesidir. AB’nin, Kıbrıs Rum Yönetimini, Kıbrıs Cumhuriyeti sıfatıyla adanın tamamını temsilen birliğe alması ise tam bir hukuksuzluktur, kabul edilebilecek bir yanı yoktur. Dolayısıyla AB’nin bu skandal kararına ses çıkarmayanların, AB ülkelerine yaptırım kararı almayanların Türk Cumhuriyetlerinin bu kararı sonrası da edecek tek kelimeleri olmayacaktır. Söyleyecekleri her harfe karşı Türklük âleminin her köşesinden bin ses vererek haksızlıklarını yüzlerine vurmamız artık farz olmuştur.

Kaynak Yeniçağ: Azerbaycan KKTC’yi tanırsa ne olur?

ERMENİ SORUNU DOSYASI : Birleşmiş Milletler insan hakları temsilcilerinin Türkiye’yi sözde Ermeni soykırımına ilişik olarak sorgulamaları ile ilgili bir makale


Birleşmiş Milletler insan hakları temsilcilerinin Türkiye’yi sözde Ermeni soykırımına ilişik olarak sorgulamaları ile ilgili bir makale.

Makalenin az değişik şekli – değişik bir formatta – 10 gün önce Ankara’da yayınlandı (Türkçe’ye çevirisi ile beraber). Konuya ilgi duyan Turkish Forum üyelerinin bilgilerine saygı ile sunulur. The California Courier makalesini çok taze iken TF’da yayımlamakla konuya ilk kez dikkatimizi çeken sayın Dr. Kaya Alp Büyükataman’a teşekkürlerimle.

Ferruh Demirmen

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

ERMENİ SORUNU DOSYASI : Ermeni Meselesi ile ilgili kitaplar


NO Ermeni Meselesi ile ilgili kitaplar YAZAR
1 Ermeni Sorununda Strateji ve Siyaset Doğu Perinçek
2 Perinçek İsviçre Davası Doğu Perinçek
3 Rus Devlet Arşivlerinden 150 Belgede Ermeni Meselesi Mehmet Perinçek
4 11 Aralık 1915 tarihli Resmi Ermeni Raporu M. Bolhovitinov – hazırlayan M.Perinçek
5 B.A. Boryan’ın Gözüyle Türk-Ermeni Çatışması Mehmet Perinçek
6 Ermeni Komitelerinin Emelleri ve İhtilal Hareketleri
7 Hatırlarım ve Müdafaam Talat Paşa
8 Diaspora’daki Taşnaklar S.G. Pirumyan
9 Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok Ovanes Kaçaznuni
10 Taşnak partisi’nin Karşıdevrimci Rolü A.A.Lalayan
11 Ermeni Sorunuve Almanya Selami Kılıç
12 Türk-Amerikan İlişkileri Çerçevsinde Ermeni Meselesi Kamil Necdet Ar
13 Çarlık Polis Raporlarında Taşnaklar
14 Kızıl Kitap Güneybatı Kafkas’ta Taşnak Mezalimi
15 Tarihten Güncelliğe Ermeni Sorunu
16 Ermeni Milliyetçi Akımları A.B. Karinyan
17 150 BELGEDE ERMENİ MESELESİ MEHMET PERİNÇEK

İLETEN : ŞUHUB SÜLEYMAN

TÜRKİYE VE DÜNYA DOSYASI /// Prof. Dr. Sadık Rıdvan Karluk : Fransa ve Araplardan Dost, Kurttan Post Olmaz


Prof. Dr. Sadık Rıdvan Karluk : Fransa ve Araplardan Dost, Kurttan Post Olmaz

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Türkiye’nin terör örgütü olarak tanımladığı YPG’nin çatı örgütünü oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Sözcüsü Ilham Ahmed ile Elysee Sarayı’nda görüşmüş, ardından Fransa’nın SDG’ye IŞİD ile mücadelede verdiği desteği yinelemiştir. Türkiye’nin Suriye’de askeri müdahalesine de karşı çıkmıştır. Macron geçen hafta da, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada insan hakları ihlalleri sürdüğü gerekçesiyle Türkiye’ye eleştirilerde bulunmuştu. Türkiye, daha önce Macron’un, SDG temsilcilerini Elysee Sarayı’nda kabul etmesine tepki göstermişti.

Fransa’nın Avrupa Birliği Bakanı Amelie de Montchalin bu hafta düzenlenecek AB Zirvesi’nde Türkiye’ye yönelik yaptırımların masaya yatırılacağını açıklamıştır. Montchalin, “Bu konu gelecek hafta AB Konseyi’nde görüşülecek. Sivil insanları şok eden ve bölge istikrarı için önemli bu durum karşısında güçsüz kalmayacağız” demiştir. Türkiye’nin sert bir şekilde kınandığını ancak bunun yeterli olmadığını söyleyen Montchalin, AB’nin artık harekete geçeceği görüşünü dile getirmiştir. Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı François Hollande‘ın “Türkiye’nin NATO üyeliğinin askıya alınması” önerisiyle ilgili bir soru üzerine haddini aşarak şu cevabı vermiştir: “AB seviyesinde bütün tartışmalar gerçekleşecek.”

Fransa, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine başlattığı askeri operasyonun ardından IŞİD ile mücadele için oluşturulan ve 30’dan fazla ülkenin katıldığı koalisyonun acilen toplanmasını istemiştir. Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, basına yaptığı açıklamada, koalisyona üye ülkelerin acilen toplanması gerektiğini aksi takdirde bu durumdan IŞİD’in kazançlı çıkacağını söylemiştir. Drian, “Koalisyonun, ne yapacağı, Türkiye’nin, nasıl ilerleyeceği, tutuklu IŞİD militanlarının bulunduğu yerlerin güvenliğinin nasıl sağlanacağı gibi konuların görüşülmesi şart. Bu konularda açık olabilmemiz için her şeyin masada olması gerekiyor.” demiştir.

Harekat öncesi “SDG’nin korunması gerektiğini” açıklayan Başbakan Edouard Philippe, “Kürt savaşçılar üzerinde bulunan Türk taarruz tehdidinin çok ağır bilinmezlikleri” ortaya çıkarabileceğinden endişe duyduğunu açıklamıştır. Parlamento’da konuşan Başbakan, “IŞİD’e karşı mücadele bu terörist grubun coğrafi anlamda varlığının ortadan kaldırılması ile sonlanmadı. Bu mücadele Suriye Demokratik Güçleri’nin yanında devam ediyor” demiştir.

Bu süreçte pratikte bir şey yapmasalar da en net tavır koyan ülke Fransa olmuştur. BM Güvenlik Konseyi Türkiye için acil olarak toplanmıştır ama Konsey’den karar çıkmamıştır. Fransa tarih boyunca Osmanlıya ve Türkiye’ye düşman olmuştur. Paris’te 5 yıl görev yaptım. Bu dönemde Fransa’nın Türkiye’ye ve Türklere karşı sempati duymadıklarına tanık oldum. Somut bir örneği eşim Dr. Sena Karluk yaşamıştır. Göz ihtisası yapan eşime hocası AIDS/HIV hastalarının göz kontrollerini yaptırırken, Fransız doktorlarını bundan muaf tutmuştur. Çünkü o dönemde (1980’lerin sonu) hastalığın tedavisi yoktu ve çok bulaşıcı idi. Nitekim Rock Hudson Paris’te Amerikan Hastanesi’nde Ekim 1985’de bu hastalıktan vefat etmiştir.

Macron’un SDG sözcüsünü Elysee Sarayı’nda kabul etmesi, Türkiye’ye yönelik hasmane bir tutumdur. Benzer şekilde Ermeni diasporasının çatı kuruluşu olan Ermeni Örgütleri Koordinasyon Konseyi’nin (Conseil de Coordination des organisations Arméniennes de France: CCAF) 5 Şubat 2019 tarihindeki toplantısında Macron 24 Nisan’ı sözde Ermeni soykırımı anma günü ilan edeceğini açıklamıştır. Macron Twitter’da yaptığı paylaşımda “Fransa tarihle yüzleşir. Gelecek birkaç hafta içerisinde söz verdiğim gibi 24 Nisan’ı Ermeni soykırımını anma günü ilan ediyoruz” demiştir.

Fransa, Cezayir ve Ruanda soykırımları ile yüzleşmemiştir. Fransa’nın önceki Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy de sözde Ermeni soykırımını iktidarda olduğu dönemde devamlı gündeme getirmişti: “Nicolas Sarkozy orders new Armenian genocide law: President Nicolas Sarkozy has ordered his government to draft a new law punishing denial of the Armenian genocide after France’s top court struck it down as unconstitutional.”(https://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/europe/armenia/9112129/Nicolas-Sarkozy-orders-new-Armenian-genocide-law.html, Mr. Sarkozy was accused of pandering to an estimated 400,000 voters of Armenian origin ahead of an April-May presidential election Photo: REUTERS9:49PM GMT 28 Feb 2012)

Sarkozy, Türkiye’nin AB üyeliğine şiddetle karşı çıkmış ve “Türkiye Avrupalı değildir” demiştir. Aslıında Macron’un Sarkozy’den farkı yoktur. Aşağıda görülebileceği gibi Macron= Sarkozy’dir.

Sözde Ermeni soykırımını tanıyan Macron, Ruanda da 800 bin insanın katledilmesine yol açtıkları soykırımı inkar etmektedir. Ruanda’da 1994’te Hutular, dönemin Devlet Başkanı Habyarimana’nın uçağının düşmesinden sorumlu tuttukları Tutsilere karşı soykırım başlatmıştı. Ülkede 100 gün süren katliamda milyona yakın Tutsi hayatını kaybetmiştir. Fransa, 23 Haziran 1994‘de sığınmacılar için güvenli bölge oluşturmak amacıyla bir operasyon başlatmıştır ama Tutsuleri korumamıştır. Eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand, Le Figaro gazetesine 1998’de verdiği mülakatta, “O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil” diyebilmiştir. Önemli olup olmadığını aşağıdaki fotoğraflardan anlamak mümkündür.

Fransa’yı soykırıma katılmakla suçlayan Ruanda hükümeti, 33 Fransız siyasi ve askeri yetkilinin adalet önüne çıkarılmalarını istemiştir. Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame, 6 Ağustos 2008 tarihinde Fransa’nın Hutu rejimi ile bağı olduğuna ilişkin ellerinde güçlü kanıtlar olduğunu öne sürmüştür. (Le Figaro, 12 Ocak 1998) 1994 yılında dünyanın gözü önünde gerçekleşen Ruanda soykırımına konu olan Hotel Rwanda filminde Ruanda halkı, Hutular ve Tutsiler olarak ikiye bölünmüş durumdadır ve çıkan iç savaşta binlerce Tutsi katledilmiştir.

Fransa’nın İngilizce yayın yapan kanalı France 24, 6 Şubat 2019 akşam haberlerinde Macron’un sözde Ermeni soykırım konusundaki açıklamasına Türkiye’nin cevap verdiğini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fotoğrafını ekrana yansıtarak haberleştirmiştir. Tarafımdan kayıt altına alınan France 24’ün haberinde mahkeme kararı olmamasına rağmen “Ermeni soykırımı” ifadesi kullanılmıştır: “France: Turkey condemns Macron’s plan for national day marking Armenian Genocide.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan 25 Nisan’da Devlet Arşivleri Sempozyumu’nda her 24 Nisan öncesinde sözde Ermeni soykırımını gündeme getiren ülkelere önemli mesajlar vermiştir: “Milyonlarca Kırım Tatarını ve Ahıska Türklerini trenlerle ölüme gönderenleri unutmadık, unutmayacağız… Cezayir’de yüzbinlerce kişiyi katleden Fransa’dır.” Erdoğan’ın ardından 26 Nisan’da Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 24 Nisan’ı Anma Günü ilan etmesiyle ilgili yazılı bir açıklama yapan Dışişleri Bakanlığı, Macron’un Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle “24 Nisan’ı Anma” günü ilan etmesini kınamıştır: “Macron’un oy elde etmek uğruna, diplomatlarımızı şehit eden terör örgütlerinin Fransa’daki bugünkü uzantılarını memnun etmek amacıyla aldığı bu karar, müttefiklik ilişkisiyle de bağdaşmamaktadır. Bu tutuma her vesileyle gereken cevap verilecektir.”

Bu süreçte Biz arşivleri sonuna kadar açtık. Ey Ermeniler varsa arşiviniz siz de açın” demek bir cevap değildir. Arşivleri kimse okumaz ama parlamentolarda kabul edilen sözde Ermeni soykırım kararlarını ve Avrupa Birliği ile Parlamentosu’nun almış olduğu kararları bilmeyen yoktur. Avrupa Parlamentosu’nun 18 Haziran 1987 tarihli “Ermeni Sorunu’nun Siyasi Çözümü Üzerine Kararı” günümüzde de geçerlidir. (S. Rıdvan Karluk, Avrupa Birliği Türkiye İlişkileri: Bir Çıkmaz Sokak, Beta Yayınevi, 2013, s.521-562)

Avrupa Parlamentosu 15 Nisan 2015 tarihli kararında,“18 Haziran 1987 kararında tanınan Osmanlı imparatorluğu bölgesinde 1915-1917 yıllarında Ermenilere karşı vuku bulan trajik olayları 1948 tarihli soykırım suçunun cezalandırılması ve önlenmesi konvansiyonu ışığında soykırım olarak tanımlamaktadır, insanlığa karşı meydana gelen tüm suçları, soykırımı kınamaktadır ve bunları inkâr eden her türlü girişimden şiddetle eseflenmektedir” denilmiştir. Bu sebeple Türkiye’nin “açın arşivleri” söylemini bırakarak, aktif bir şekilde parlamentoların sözde Ermeni soykırım kararı almasının önüne geçmek için aktif bir politika izlemesi gerekir. Kararlar alındıktan sonra kararları “yok hükmündedir” diyerek bir yere varamayız. Böyle hareket edersek daha fazla ülkenin sözde soykırımı tanımasının önüne geçemeyiz, soykırımı tanıyan ülke sayısının artmasına da engel olamayız.

Bu kapsamda YÖK’ün devlet ve vakıf üniversitelerinde “Ermeni Araştırmaları Enstitüsü” kurulmasını sağlaması, enstitülerin yabancı dilde soykırım olmadığına ilişkin yazılarını teşvik etmesi gerekir. Bu konudaki Armenian Deportation Is Not A Genocide” isimli makalem o tarihte son haftanın en çok okunan makalesi olmuştur: Was Your Top Paper In The Last 4 Weeks” (Academia.edu [noreply-updates@academia-mail.com]

Fransa, 22 Aralık 2001 tarihinde soykırım inkarını suç sayan yasa çıkaran dünyadaki ilk ülkedir. (https://www.legifrance.gouv.fr/) Fransa, Osmanlı İmparatorluğunu tarihe gömen Sevr (Sevres) Anlaşması’nın imzalandığı Paris’in Sevr banliyösündeki seramik müzesinin önüne Ermeniler tarafından 8 Mart 2001 tarihinde Ermeni soykırım anıtı açılmasına izin veren ülkedir. Anıtın üzerinde “1915’te Jön Türk Hükümeti tarafından Birinci Dünya Savaşı’nda soykırıma uğratılan 1,5 milyon Ermenin anısına” yazılıdır.

Bu ifade, Auschwitz- Birkenau toplama kampının önünde de vardır. Bir farkla. 1,5 milyon Yahudi 1,5 milyon Ermeni olarak değiştirilmiştir. Auschwitz- Birkenau toplama kampının girişine yazılan cümle şudur: “Arbeit Macht Frei” (Çalışmak Özgürlük Getirir) Minik bir çocuğun küçücük ayaklarıyla toprağı sürüyerek, annesinin avcunun içinde sımsıkı kavranmış eliyle, gözlerini kırmızı tuğlalara dikip güya özgürlüğe adımını attığı bu kapıdan, bir daha çıkmamak üzere 1,5 milyon Yahudi girmiştir.

Sarkozy, İçişleri Bakanı iken 14 Kasım 2006 tarihinde Cezayir’de Fransa Büyükelçiliği’nde verilen kokteyl sırasında kendisine yöneltilen “Fransa özür dileyecek mi” sorusuna “babalarının yanlışları için oğulların özür dilemesi beklenemez” demiş ve şunları söylemiştir: “Sömürgecilik sistemi, adaletsiz bir sistem. Akdeniz’in her iki yakasında yaşayan kadınlar ve erkekler bu nedenle acılar yaşadı…Tıpkı 1915 olayları sırasında, Ermenilerin yanı sıra Türklerin de yaşadıkları büyük acılar gibi…”

Türkiye, Cezayirlilerin Fransa’ya karşı verdiği bağımsızlık savaşında maalesef Fransa’ya destek vermiştir. Bu durumu emekli Büyükelçi Onur Öymen şöyle değerlendirmektedir: “Cezayir Cumhurbaşkanı, orada görev yapan elçilerimizden bir tanesine bu konu ile ilgili dert yanmıştır. Fransa’ya karşı savaşan Cezayirli mücahitlerin iç cebinde Atatürk’ün fotoğraflarını taşıdığını, Türk bağımsızlık savaşını örnek aldıklarını ifade etmiş fakat Türkiye’nin Cezayir’in bağımsızlığı için Birleşmiş Milletler’de yapılan oylamalarda, Cezayir’in karşısında ya da çekimser kaldığını unutmadıklarını eklemiştir. Hatırlarsınız o oylamaların bir tanesi, bir oyla Cezayir’in aleyhine sonuçlanmıştır. Maalesef o oy Türkiye’nin oyudur.”

15 Aralık 1957 tarihli Milliyet Gazetesi’nde yer alan haber şöyledir: “Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Cezayir Hakkında Asya-Afrika Memleketleri tarafından hazırlanmış olan karar sureti üçte iki çoğunluk elde edilemediği için reddedilmiştir. Tasarı 34 lehte,19 aleyhte rey almış, 28 delege de müstenkif kalmıştır. Türkiye müstenkif kalanlar arasındadır. Daha evvel Siyasi Komisyonda kabul edilmiş olan tasarıda Cezayir halkına istiklal hakkı tanınması ve Fransa ile muvakkat Cezayir hükümeti arasında müzakerelere girişilmesini tavsiye etmekte idi. Siyasi komisyon ve Genel Kuruldaki müzakerelere Fransız delegesi katılmamıştır.”

Fransız muhafazakar eğilimli Le Figaro gazetesinde “Fransa Dostları Türklerin Düş Kırıklığı” başlıklı bir makale yayınlanmıştır. Yazıyı yazan Fransız kadın gazeteci Marie Michele Martinet, Zeynep Göğüş’ün Tempo’da yayınlanan “17 Aralık’ta Fransa Türkiye’yi engellerse Yaşar Kemal Fransızların en yüksek devlet nişanı olan Legion d’Honneur’ü geri versin” sözlerine yer vermiştir ama Yaşar Kemal nişanı geri vermemiştir. Yaşar Kemal 18 Aralık 2011 tarihinde Legion d’Honneur nişanı almıştır.

Türkiye’ye düşman olan Fransa Türkiye ile ilişkileri tam olarak koparmamak için bazı başarılı kişilere nişan vermektedir. Nişanla ödüllendirilen Türk vatandaşlarının sonuncusu Pegasus Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı’dır. Sabancı’ya Fransa’nın Chevalier dans I’Ordre National de la Légion d’Honneur nişanı verilmiştir. Nişan alanlara bazı kazanımlar sunulmaktadır. Bu sebeple nişanı alan çoğu kişi bunu iade etmez. Bununla beraber Fransa’nın 2006’da Ermeni iddialarının inkarını suç sayan yasa tasarısını kabul etmesinin ardından, Legion d’Honneur sahibi, geçmişte birlikte görev yaptığımız, çok değerli dostum rahmetli eski Devlet Bakanı Kamran İnan ve eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç nişanlarını iade etmişlerdi.

Ehess/Paris ve Inserm araştırma merkezi profesörlerinden sosyolog Annie Thébaud-Mony de 12 Ağustos 2012 tarihinde kendisine verilen Légion d’Honneur nişanını kabul etmemiştir. Mony’nin reddetme gerekçesi şöyledir: “Çalışma koşullarındaki kötüleşmeyi, iş kazası ve meslek hastalıklarının yarattığı dramları, asbest, tarım ilaçları, nükleer ve kimyasal atıkların doğal çevremizi nasıl tahrip ettiğini görünür kılmaya çalıştığımız zaman, kamusal otoriteler tarafından ciddiye alınmak istiyoruz.” (Tout en ayant conscience de la portée politique de son choix qui témoigne de l’importance qu’elle accorde à mes engagements scientifiques et citoyens, c’est aussi au nom de ces derniers que je suis amenée à refuser d’être décorée de la Légion d’Honneur. Vous en trouverez les raisons dans la lettre jointe à ce message, lettre adressée à Madame Cécile Duflot. https://www.asso-henri-pezerat.org/annie-thebaud-mony-explique-son-refus-de-la-legion-dhonneur/)

Fransız muhafazakar eğilimli Le Figaro gazetesinde “Fransa Dostları Türklerin Düş Kırıklığı” başlıklı bir makale yayınlanmıştır. Yazıyı yazan Fransız kadın gazeteci Marie Michele Martinet, Zeynep Göğüş’ün Tempo’da yayınlanan “17 Aralık’ta Fransa Türkiye’yi engellerse Yaşar Kemal Fransızların en yüksek devlet nişanı olan Legion d’Honneur’ü geri versin” sözlerine yer vermiştir ama 18 Aralık 2011 tarihinde Legion d’Honneur nişanı alan Yaşar Kemal nişanı iade etmemiştir.

Fransa’dan ödül alanlar nişanları iade etmezken, Güney Afrika’nın eski Devlet Başkanı Nelson Mandela 1992 yılında kendisine verilecek olan Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nü reddetmiştir. Fakat 93 yaşındaki Mandela ABD’nin Houston Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Gülen Enstitüsü’nün 2010 Barış Ödülünü 24 Ocak 2011’de almıştır. (https://www.risalehaber.com/gulen-enstitusu-baris-odulu-mandelaya-verildi-96530h.htm)

Ali Sabancı’nın nişan töreninde konuşan Fransa’nın Türkiye Büyükelçisi Charles Fries, “Bu akşam Fransa Cumhuriyeti, Napoleon Bonaparte tarafından ihdas edilen ve Fransa’nın en eski ve saygın nişanı olan Legion d’Honneur nişanı ile size taltif ederek, liyakatlarınızı onurlandırmak istemiştir. Sayın Ali Sabancı, Cumhurbaşkanı adına, sizi Legion d’Honneur şövalyelik nişanıyla taltif ediyoruz” demiştir ama Macron, 15 gün önce 31 Ocak 2018 tarihinde Ermeni diasporasının çatı kuruluşu olan Ermeni Örgütleri Koordinasyon Konseyi’nin (Conseil de Coordination des organisations Arméniennes de France: CCAF) yıllık yemeğine katılarak Türkiye’yi sözde Ermeni soykırımı konusunda eleştirmişti: “Ermeni soykırımının tanınması ve adalet için mücadele hepimizin mücadelesidir. Bu mücadeleyi, soykırımı anma gününü destekleyerek yürütüyoruz.”

Macron, Ermeni kökenli HDP İstanbul milletvekili Garo Paylan‘a özel ilgi göstermiş, Paris Büyükşehir Belediyesi tarafından Paylan, Vermeil Madalyası (la médaille Grand Vermeil) ile ödüllendirilmiştir. Garo Paylan Artsakhpress.am’de yer alan demecinde Afrin operasyonuna karşı olduğunu açıklamıştı: “Supporters of war are also accomplices to war. Say “no” to Afrin war, do not be part of that crime,” the MP urged, addressing the public.”

Yazar Orhan Pamuk’a 29 Ekim 2012 tarihinde düzenlenen törenle Legion d’Honneur nişanı verilmiştir. Pamuk, İsviçre’nin günlük Tagesanzeiger gazetesinde 6 Şubat 2005 tarihinde yayınlanan röportajında “Türkiye’de otuz bin Kürt ve bir milyon Ermeni öldürüldü. Neredeyse benim dışımda hiç kimse konuşmaya cesaret edemiyor ve milliyetçiler bunun için benden nefret ediyorlar” demişti. Türkiye’de bir milyon Ermeni öldürülmemiştir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında kurulmuştur. Pamuk, nişan almasından önce ABD‘de yayımlanan Time dergisinin 8 Mayıs 2006 tarihli sayısının Time 100: Dünyamızı Biçimlendiren Kişiler başlıklı kapak yazısında tanıtılan 100 kişiden biri olmuş, 2007 Mayıs‘ında yapılan 60.Cannes Film Festivali’nde jüri üyeliği yapmıştır. 12 Ekim 2006 tarihinde Fransızların Ermeni soykırımını inkara ceza yasasını parlamentolarından geçirdikleri gün Orhan Pamuk’a Nobel Edebiyat Ödülü verilmiştir.

Acaba Orhan Pamuk ve diğer ödül alanların aşağıdaki gerçeklerden haberleri var mıdır?

  • Fransa, Türkiye’yi tarihte yapılmayan sözde Ermeni soykırımı ile suçlayan ve bu konuda parlamentosundan yasa çıkaran ilk ülkedir. 29 Ocak 2001 tarihinde onaylanan bir cümlelik yasa şöyledir: “Fransa , Ermenilerin 1915 yılında maruz kaldığı soykırımı tanır.”
  • Fransa, Osmanlı İmparatorluğunu tarihe gömen Sevr (Sevres) Anlaşması’nın imzalandığı Paris’in Sevr banliyösündeki Porselen müzesinin önüne Ermeniler tarafından 8 Mart 2001 tarihinde Ermeni Kin Anıtı açılmasına izin veren ülkedir. Bu sözde kin anıtının üzerinde “1915’te Jön Türk Hükümeti tarafından katledilen 1,5 milyon Ermenin anısına” yazılıdır. Bu anıtın dikilmesinin sebebi şudur: “Biz Ermeniler Türkiye Cumhuriyetini kuran Lozan Anlaşmasını tanımıyoruz. Bizler Sevr Anlaşmasının halen yürürlükte olduğunu kabul ediyoruz. Çünkü Sevr’de büyük Ermenistan vardır.”
  • Fransa, Ermenistan’ın Türkiye’nin doğu sınırlarını tanımadığını, Ağrı dağını kendi toprağı olarak gördüğünün farkında olmayan bir ülkedir.
  • Fransa, 24 Nisan 2003 tarihinde Paris’te Kanada meydanına Gomitas Sogomonyan adına bir sözde Ermeni kin anıtı daha dikilmesine onay veren ülkedir.
  • Azerbaycan, Fransa’nın hiçbir yerinde Ermeniler tarafından yapılan soykırımı ile ilgili bir “Hocalı Soykırım Anıtı”
  • Fransa, dönemin Türk büyükelçisi tarafından terk edilen ülkedir. Eski Dışişleri ve Milli Savunma Bakanı Hasan Esat Işık 1968’lerde Paris Büyükelçisi’dir. Fransa’daki Ermenilerin kışkırtıp dayatması sonucu Marsilya’da yapılacak Ermeni soykırımı anıtına karşı çıkar. Anıtın açılış törenine Fransız hükümetinin resmen katılmamasını ister. Ancak anıtın açılışına Fransız bakanlardan birinin katıldığını görünce sabrı taşar ve Ankara’ya sorma gereğini duymadan Paris’i terk edip Ankara‘ya döner, gelişmelere karşı dik bir duruş sergiler.
  • Fransa, Hemingway’in “Cesaret, olaylar karşısında gösterilen zarafettir” sözünü idrak edecek bir ülke değildir.
  • Fransa’yı soykırımı katılmakla suçlayan Ruanda hükümeti, 33 Fransız siyasi ve askeri yetkilinin adalet önüne çıkarılmalarını istemiştir.
  • Fransa’nın soykırımdaki rolünü araştırmak için Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan bağımsız komisyon tarafından yayımlanan 500 sayfalık raporda, “Fransız desteğinin siyasi, askeri, diplomatik ve lojistik doğasının bulunduğu” ifade edilmiştir.
  • Fransa, Terry George’ın 2004 yapımı Otel Ruanda filminde geçen olayları inkar eden ülkedir.
  • Fransa, Cezayir’de gerçekleştirdiği soykırımın hesabını vermemiş ülkedir.
  • Önceki Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy 2006’da Cezayir’e yaptığı bir ziyarette “Babalarının yanlışları için oğulların özür dilemesi beklenemez” sözleriyle Fransa’nın Cezayir’de işlediği insanlık suçlarını tanımayacağını söylemiştir.
  • Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand, Ruanda soykırımı için “O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil” şeklinde açıklamada bulunmuştur. (Le Figaro, 12 Ocak 1998)
  • Fransa, Avrupa Birliği müzakere sürecinde 5 müzakere başlığını veto ederek Türkiye-AB ilişkilerinin donmasını sağlayan ülkedir.
  • Fransa, Anayasa Mahkemesi’nin sözde soykırım yasasını iptal kararına rağmen sözde soykırım iddialarını ortaokul ders kitaplarına sokan ülkedir.
  • Fransa, 29 Ekim 1919’da Kilis’i ve 5 Kasım 1919’da Antep’i işgal eden ülkedir.
  • Fransa, Gaziantep ve Kahraman Maraş’ta Ermenilerce yapılan katliamlar için ülkede anıt açılmasına izin vermeyen ülkedir.
  • Fransa, sözde Ermeni soykırımı anketi yapan bir ülkedir. Ankette yeni bir Ermeni soykırımı yasası gerekli mi diye sorulmuştur. (http://www.newsring.fr/societe/165-faut-il-une-loi-sur-le-genocide-armenien) Ankette 274.555 oy kullanılmıştır. Oyların yüzde 52’si yeni bir sözde Ermeni soykırım yasasının çıkarılmasından yanadır.
  • Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni 22 Ocak 2018 tarihinde Afrin konusunda acil toplantıya çağıran ülkedir.
  • Fransa, Cumhurbaşkanı Gül’ün telefonuna çıkmayan Cumhurbaşkanına sahip ülkedir. Gül, “Savaşta bile cumhurbaşkanları birbirleriyle konuşurlar” diyerek nazik bir şekilde tepkisinin göstermiştir.
  • Fransa, Türkiye‘nin tüm itirazlarına rağmen soykırım iddialarını inkar etmeyi suç sayan yasa teklifini 22 Aralık 2011 tarihinde kabul eden ülkedir. Oylamaya 577 milletvekilinin sadece onda biri katılmış, teklif oy çokluğuyla kabul edilmiştir.
  • Teklifi kaleme alan iktidar partisi Halk Hareketi Birliği (UMP) milletvekili Valerie Boyer, “Burada amacımız ilişkileri bozmak değil, Fransa vatandaşlarının korunması. Sizi bu tasarıyı destek vermeye çağırıyorum, sevgili meslektaşlarım. Bazı ülkeler 1915 olaylarını inkar ederek suç işlediler. Cezasız kaldılar. 1914 yılındaki Ermenilerin üçte ikisi ya tehcir edildi ya da katledildi. Sizden destek bekliyorum” demiştir.
  • Büyükelçiliğimizin arkasında bulunduğu Paris’in en küçük sokağına (148 m. uzunluk, 15 m. genişlik) Ankara (rue d’Ankara) adını veren ülkedir.
  • Fransa’yı soykırımı katılmakla suçlayan Ruanda Hükümeti, soykırıma karışan 33 Fransız siyasi ve askeri yetkilinin adalet önüne çıkarılmalarını istemiştir.
  • Fransa’nın soykırımdaki rolünü araştırmak için Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan bağımsız komisyon tarafından yayımlanan 500 sayfalık raporda, “Fransız desteğinin siyasi, askeri, diplomatik ve lojistik doğasının bulunduğu” ifade edilmiştir.
  • Fransa, Anayasa Mahkemesi’nin sözde soykırım yasasını iptal kararına rağmen sözde soykırım iddialarını ortaokul ders kitaplarına sokan ülkedir.
  • Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni 22 Ocak’ta Afrin konusunda acil toplantıya çağıran ülkedir.
  • Fransa, sözde Ermeni soykırımı anketi yapan bir ülkedir. Ankette yeni bir Ermeni soykırımı yasası gerekli mi diye sorulmuştur. (http://www.newsring.fr/societe/165-faut-il-une-loi-sur-le-genocide-armenien) Ankette 274.555 oy kullanılmıştır. Oyların yüzde 52’si yeni bir sözde Ermeni soykırım yasasının çıkarılmasından yanadır.
  • Fransa, 8 Türk vatandaşının ASALA Terör Örgütü tarından şehit edildiği bir ülkedir: Büyükelçi İsmail Erez 24 Ekim 1975, aynı saldırıda makam şoförü Talip Yener, Paris Kültür ve Tanıtma Müşaviri Yılmaz Çolpan 22 Aralık 1979, Çalışma Müşaviri Reşat Moralı 4 Mart 1981, Büyükelçilik din görevlisi Tecelli Arı 4 Mart 1981, Güvenlik ataşesi Cemal Özen, 24 Eylül 1981, Türk vatandaşları Halit Yılmaz ve Hüseyin Memiş 15 Temmuz 1983, Orly havaalanındaki saldırı.
  • Fransa, bunların hesabını vermeyen bir ülkedir.

Bunları şunun için yazdım: “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.”

Fransa’da Macron’un sözde Ermeni soykırım çıkışı sonrası sayın Refik Mor’un 17 Nisan 2019 tarihinde Fransa Cumhurbaşkanı Macron’a yazdığı mektup önemlidir. Almanya’nın Schleswig-Holstein Eyaleti’ne bağlı Neumünster kentinde yaşayan Refik Mor, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ve milletvekili Boyer’e 12 Ocak 2012 tarihinde de Soykırımı İnkar Yasası konusunda İngilizce ve Türkçe açık mektup göndermiş ve şu açıklamayı yapmıştır: “Hıristiyan Demokrat Birlik Parti (CDU) Neumünster İl Meclis Üyesi Mor, Sarkozy ve Boyer’in resmi önergesinin Avrupa Adalet Divanı karşısında artık hukuki bir dayanağı yoktur. Ne Avrupa Parlamentosu’nun, ne de Fransız Parlamentosu’nun bu siyasi kararı, ATAD’ın kararından üstün değildir. Neumünster, 12.01.2012”

Sayın Mor’un Macron’a yazdığı mektuptaki tespiti çok önemlidir: “29 Ocak 2001 tarihinde ‘1915 Ermeni Soykırımını karara bağlayan 2001-70 sayılı kanuna atıfta bulunarak, Ermeni Soykırımı’nın her sene Paris’te, 24 Nisan’da anılması için yayınladığınız 10 Nisan 2019 tarihli Kanun Hükmünde Kararnamenizi, büyük bir kaygı ve şaşkınlık içinde öğrenmiş bulunuyorum. Bunu yaparken, aşağıda değineceğim üç noktada, özellikle hukuki suç işlediğinizi, şimdiden belirtmek isterim… İspata dayandırılmadan yaptığınız yukarıda sözünü ettiğim 2001-70 sayılı kanununuz ve Kanun Hükmünde Kararnameniz, Avrupa Adalet Divanı kararı ile artık YOK HÜKMÜNDEDİR…! Bundan dolayıdır ki, yukarıda adı geçen Avrupa Adalet Divanı’nın hukuki kararına, her demokrat gibi sizin de uymanızı ve Türk’leri haksız yere itham ettiğinizden dolayı, verdiğiniz Kanun Hükmünde Kararnamenizi geri çekip, 2001-70 sayılı kanunu iptal ederek, tüm Türk halkından özür dilemenizi talep ediyorum. Aksi takdirde, bu sizin pirus zaferinizden öte gitmeyecektir. Çünkü mahkeme kararları, resmi-siyasi karardan üstündür. Tabii ki bu kural demokratik devletler için geçerli bir kuraldır. (For this reason I demand that you, like every other democrat obey the aforementioned legal decision of the Court of Justice of the European Union and cancel your weird decree deemed to be “law“ with number 2001-70 for unjustifiably blaming the Turks and apologize from the Turkish people. Or else, this will not go beyond your “Pyrrhic Victory“, because these decisions of the court of law are above official decisions. And of course, this rule is valid for democratic governments) Refik Mor [2003-2018 Neumünster Meclis Üyesi] https://eposta.anadolu.edu.tr/owa/#path=/mail)

Macron’a en iyi cevabı vatandaşı Yves Benard vermiş, Aralık 2017’de yayınlanan kitabında yazar “Ermeni soykırımı yoktur” tespitinde bulunmuştur. Benard, incelediği belgelerin sözde Ermeni soykırımı iddialarını çürüttüğünü şöyle belirtmiştir: “Soykırım yoktur, iki taraf içinde katledilmişler vardır. Şuna ikna oldum ki aslında Türkler, Ermenilerden daha fazla katliam kurbanı olmuştur.” Kitap, Pantheon Yayınevi tarafından Türk-Ermeni Görüş Ayrılığına Yeni Bakış (Divergences Turco -Armeniennes) adı altında (165 sayfa) basılmıştır. Fransız yazar Benard, Türkiye’yi gezerek araştırma yapmış ve Türk toplumu hakkında adalet yerini bulsun dileğinde bulunmuştur: “Bu kitabı yayınlatmakta çok zorlandım. 2009 yılında çıkardığım ilk kitap sadece bir hafta raflarda kalabilmişti. Çünkü yayınevi üzerinde çok büyük baskı vardı. Korktular ve yayını durdurmaya karar verdiler. Şimdi, öyle görünüyor ki artık daha kolay yayınlanabilecek bir konu. Bu sefer çok kolaylıkla bir yayınevi buldum. Oysaki ilk kitabım için en az 60 yayıneviyle irtibata geçmiştim. O dönemde yayınevlerinin yarısı olumsuz cevap vermiş, diğer yarısı ise cevap vermeye bile gerek duymamıştı.”

Kitap hakkındaki değerlendirme şöyledir: “Bu belgeler, uzun söyleşilerden çok gerçek anlamda olayların nasıl gerçekleştiğini, anlaşılır ve açık bir şekilde sizlere aktaracaktır. Belgeler; diplomatlar, gazeteciler, subaylar, din adamları ve teröristlerin açıklamaları ve de Fransızlar tarafından Ermeniler lehine yorumlanan Türk-Ermeni trajedisine farklı bir bakış açısı getirmektedir. Onların görüşlerine inanmak kolaydır. Oysa gerçekleri kabul ettirmek çok daha zordur. Birinci Dünya Savaşı başladığında, her yerde ölümün ve acının hüküm sürdüğü bir dönem başlamıştır. Türkiye her tarafta kuşatılmış durumdadır ve savaşabilecek durumda olan erkekler, kadınları, çocukları ve yaşlıları geride bırakarak savaşa çağrılmışlardır. Ermeni milisler, isyan ederek savunmasız sivillere karşı korkunç, acımasız ve barbarca bir imha gerçekleştirmişledir. Tasniflenmiş ve güvenilir bir arşivden desteklenen bu kitap, Türk-Ermeni çatışmasının az bilinen bir gerçeğini gün yüzüne çıkartmıştır. Ermenilerin sorumlu olduğunu gösteren belgeler, karanlık bir tarih sayfasını gözler önüne sermektedir. Fransız ders kitaplarının önemli bir gerçeği gözden kaçırdığına inanan Yves Bénard, belgeler için önemli bir araştırma gerçekleştirmiştir. Türkiye’yi inceleyerek ve çok sayıda araştırma yaparak, adaletin ortaya çıkmasına katkıda bulunmuştur.”

Fransa’da Macron dışında aklı başında Fransızlar da vardır. Ermeni kökenli müzisyen Carole Marque-Bouaret, Fransa’da kurduğu MAHALEB adlı grupla, geleneksel Anadolu şarkılarını Türkçe ve Ermenice yorumlamaktadır. Akordeon sanatçısı Fransız Elsa Ille ve Yunan asıllı perküsyonist Jerome Salomon grubun diğer üyeleridir. Carole, Türkiye ve Ermenistan arasında 24 Nisan’dan dolayı gerginliğin arttığı dönemde müziğiyle barış mesajı vermektedir. Türkiye’deki konserlerinde çok iyi karşılandıklarını açıklayan Carole, Avrupa’daki turnelerine gelen Türk ve Ermenilerin kalbine dokunduklarını söylemiştir.

Grubun Fransız üyesi Ille, müzikle kültürler arasında bağlantı kurduklarını, Yunan Jerome da Osmanlı dönemine uzanan köklerinden dolayı Türk müziğine kendisini yakın hissettiğini belirtmektedir. Yaptıkları müzikle hiçbir politik mesaj vermediklerini açıklayan Carole şunları söylemiştir: “Sadece müzikal mesaj veriyorum. Benim için bu iki dili, Türkçe ve Ermenice’yi konuşmak çok doğal. Ben sadece gelecek nesillere bunu aktarmak isterim. Bu dilde şarkı söylemek benim için çok önemli.” (https://tr.euronews.com/2019/04/24/video-mahaleb-ermeni-asilli-fransiz-muzisyen-turkce-sarkilarla-baris-mesaji-veriyor)

Amerikalı tarihçi Prof. Dr. Justin Mc Carthy’nin sözde soykırım konusundaki tespitleri çok önemlidir. 17 Nisan 2014 tarihinde AA’dan Tuğba Özgür Durmaz’a verdiği demeçte; konuyla ilk defa yıllar önce Anadolu’nun nüfusu, nüfusun Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki durumu ve Savaş‘tan sonra ne kadar kaldığı üzerine araştırma yaparken karşılaştığını belirtmiş, tarihi gerçeklere karşı koyamadığı için soykırım konusuna eğildiğini söylemiştir:

“Neticede ne kadar çok Türk’ün öldüğünü anladım. Bu kadar Türk nasıl öldü çünkü savaşta değillerdi. 2,5-3 milyon Müslüman savaşta ölmüştü, ben de bu konuyu çalışmalıyım diye düşündüm. Ermeniler üzerinde çalışmamın da aslında belirgin bir nedeni yok, aslında ilk çalıştığım Müslümanlardı ama daha sonra fark ettim ki bu kadar insan öldüğüne göre onları birileri öldürmüş olmalı diye düşündüm. Böylece Ermenilerin, Yunanların ve Yahudilerin üzerine de çalışmaya başladım. Ama aslında bu konuyu ben seçmedim, konu beni seçti. Hiçbir zaman Ermeniler üzerine yazmayı planlamamıştım ama oldu.”

Justin McCarthy, Türkler ve Ermeniler: Osmanlı Devletinde Milliyetçilik ve Çatışma başlıklı kitabında, Osmanlı-Ermeni ilişkilerini anlamak için bir çerçeve sunmaktadır. McCarthy, mevcut varsayımlara meydan okumakta ve Osmanlı İmparatorluğu ile Ermeni azınlığı arasındaki çatışmayı açıklayan yeni bir yorumla, geç Osmanlı tarihçiliğinin en temel sorununa katkıda bulunmaktadır. Kitap, 1915 trajik olaylarına yol açan durumların yeni bir analizini isteyenler için olduğu kadar geniş bir kitle için de önerilmektedir.

Justin McCarthy, Ermenilerin bu kadar yıl geçmesine rağmen neden iddiaları sürdürdüklerine ilişkin olarak, “Bunun nedeni çok basit. Çocuklara nefret etmeyi öğretirseniz, onlar nefretle büyür ve nefret ne olursa olsun büyümeye devam eder. Diğer bir diğer sebep de yurt dışındaki Ermeni milliyetçi gruplar bundan fayda sağlayacaklarına, para alacaklarına, Kars, Erzurum, Bitlis, Van’da toprak kazanacaklarına inanıyorlar. Bunlar yanlış ama yine de inanıyorlar” değerlendirmesinde bulunmaktadır. Köklerinin Alman ve İrlandalı olmasına rağmen kendisini Amerikalı olarak tanımlaması gibi, Amerika’daki bazı Ermeni gruplarının da Ermenilerin böyle düşüneceği, kimliklerinin milliyetlerinin yok olacağı endişesini taşıdıklarını söyleyerek doğru bir tespit yapmıştır: “Bundan dolayı Ermeniler soykırım iddiasını kendilerini bir arada tutacak bir bağ olarak görüyorlar. ‘Ne acılar çektik’ demek böyle bir bağ ve kendilerini bu acı üzerinden tanımlıyorlar. Tabii daha başka pek çok neden var. Kendi hikayelerinden, propagandalarından başka bir şey duymadılar, bu yüzden de Türklerin kötü olduğunu düşünüyorlar çünkü aslında onlara hep onların kötü olduğu söylendi.”

Hocalı’daki katliamı görmek istemeyip “sözde” Ermeni soykırımını Türkiye’ye kabul ettirmek isteyenler, Ermeni isyanlarını konu alan ve Amerikalı yönetmen Philip M. Callaghan tarafından çekilen Ermeni İsyanı 1894-1920 belgeselini izlemelidirler. Bu belgesel 24 Nisan öncesinde youTube’dan silinmiş (video kullanılamıyor,

) ve daha sonra yeniden yüklenmiştir. Mutlaka her Türk vatandaşı tarafından izlenmelidir. Ermeni İsyanı 1894-1920 belgeseli şimdi https://www.dailymotion.com/video/x2nuga2 adresindedir. (57 dakika)

ABD Başkanı Donald Trump 1915 Ermeni tehciri ile ilgili olarak 24 Nisan’da “Büyük Felaket” anlamını gelen “Meds Yeghern” demiştir ama açıklamada Trump’ın imzası yer almamıştır. Önceki yıllarda Beyaz Saray tarafından yapılan açıklamalarda başkanların imzası bulınuyordu:“Statement by the President on Armenian Remembrance Day 2019 April 24, 2019 Today, we commemorate the Meds Yeghern and honor the memory of those who suffered in one of the worst mass atrocities of the 20th century.” (https://massispost.com/2019/04/president-donald-trumps-april-24th-statement-missed-opportunity-to-end-genocide-denial/)

Trump’ın “soykırım” (genocide) ifadesinin kullanmamasında Türk sivil toplum kuruluşları ile devletin girişimleri etkili olmuştur. Bu kapsamda bir sivil toplum kuruluşu olan Milli Düşünce Merkezi Başkanı sayın Sadi Somuncuoğlu, ABD Senatörler ve Temsilciler Meclisi üyeleri ile İsrail Parlamentosu üyelerine aşağıdaki mektubun gönderilmesini sağlamıştır. Bu kapsamda 14 Şubat 2017 tarihinde Ermeniler Başkan Trump’a Mesaj Gönderirken Bizler Ne Yapıyoruz?” başlıklı yazımı da paylaşırım. isterim.(http://ankaenstitusu.com/ermeniler-baskan-trumpa-mesaj-gonderirken-bizler-ne-yapiyoruz/) Bu konuda Sayın Sadi Somuncuoğlu’nun hassasiyetini de özelikle belirtmek isterim. (https://www.house.gov/representatives#state-alabama, https://www.senate.gov/senators/contact/, https://knesset.gov.il/mk/eng/mkindex_current_eng.asp?view=0 Respectueusement annoncé au public mondial. Sadi Somuncuoglu President M.D.M)

Fransa Türkiye ilişkileri, Fransa’daki etkin Ermeni lobisinin etkisi alında kalmıştır. Bu konuda bir anımı da paylaşmak isterim. Yıl 1982. Rahmetli Bülent Ulusu Başbakan. Ben DPT AET Dairesini yeni kurmuş genç bir doçentim. O dönemde de Fransa ile ilişkiler çok gerilmişti. Sayın Ulusu DPT Müsteşarı Yıldırım Aktürk’e Fransa’ya karşı ekonomik önlemler alınması talimatını vermiş. Müsteşar Aktürk beni çağırdı ve bizden rapor hazırlamamızı istedi. Uzun bir çalışmadan sonra Fransa’dan ithal edilen iki önemli kaleme kısıtlama getirilmesinin mümkün olduğunu gördük. Bunlar, Renault otomobil parçaları ithalatı ile TÜLOMSAŞ’ın (ELMS) o dönemde Fransa destekli ürettiği ana hat lokomotiflerin parça ithalatını kısmaktı. Ayrıca konulacak gümrük vergisi hem GATT/WTO kurallarına ve hem de Katma Protokol’e aykırı idi. Çünkü AB ile Türkiye arasında bir gümrük birliği vardı. Bir kısıtlama Fransa’dan çok Türkiye’ye zarar verecek, bindiğimiz dalı kesmiş olacaktık. Daha sonra bundan vazgeçilmiş, AB’den ithal edilen demir çelik ürünlerine yüzde 15 ek vergi konulmuştur. Fakat bu da gerek AB ile olan gümrük birliğine ve de GATT/WTO kurallarına aykırı olduğu için bir süre sonra kaldırılmıştır.

Macron’un sözde soykırımı devamlı gündeme taşıması üzerine Dışişleri Bakanlığı “Macron’un oy elde etmek uğruna, diplomatlarımızı şehit eden terör örgütlerinin Fransa’daki bugünkü uzantılarını memnun etmek amacıyla aldığı bu karar, müttefiklik ilişkisiyle de bağdaşmamaktadır. Bu tutuma her vesileyle gereken cevap verilecektiraçıklamasında bulunmuştur ama uygulamada bir şey yapılmamış, açıklama suya yazılan yazı olarak tarihe geçmiştir.

Fransa’ya yönelik en etkili çıkış, Fransa’dan Légion d’Honneur nişanı alanların yayınlayacakları bir basın bildirisi ile topluca bu nişanları Macron’a iade etmeleridir. Legion d’Honneur nişanı alan Türk vatandaşları olan Ali Sabancı, Leyla Alaton, Zülfü Livaneli, Yaşar Kemal, Tarık Zafer Tunaya, Sakıp Sabancı, İnan Kıraç, Yaşar Kemal, Sani Şener, Kamran İnan, ( iade etti) Erdoğan Teziç, (iade etti) Hikmet Çetin, Ayşe Gülsün Bilgehan, Lucien Arkas, Gökşin Sipahioğlu, Nebahat Akkoç, Mehmet Erbak ve Tunay İnce’nin geçmişte Kamuran İnan ve eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç’in yaptığı gibi bir basın toplantısı düzenleyerek nişanı iade etmeleridir. Güney Afrika’nın eski Devlet Başkanı Nelson Mandela 1992 yılında Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nü reddetmişti. Yukarıda ismi verilen hayatta olanlar, hayatta olmayanların da mirasçıları Kamuran İnan, Erdoğan Teziç ve Nelson Mandela’yı örnek almalıdır. Madalya alanların bu madalyaya ihtiyaçları yoktur. Mandela kadar bile olamadılar denmesini sanırım kimse istemez.

Ankara’daki Paris Caddesi’nin adının Ankara’nın en uzak semtinde bir sokağa verilmesi, Fransa’ya bir tepki olmalıdır. Fransa, Paris Büyükelçiliğimizin bulunduğu Paris’in en küçük sokağına (148 m. uzunluk, 15 m. genişlik) Ankara (Rue d’Ankara) adını vermiştir. Türkiye, Ankara’nın en güzel caddelerinden Paris Caddesi’nin (2,5 km) adının bir küçük sakağa verilmesi konusunu gündemine hiç almamıştır. Paris’te Rue de Constantinople caddesi vardır ama “İstanbul Caddesi” yoktur. Daha öncede bu konuyu yazmıştım ama etkili ve yetkili kişiler herhalde Macron’dan çekindikleri için bu konuyu gündemlerine almamışlardır.

Fransa’daki bu olumsuz gelişmeler karşısında hiç Türkiye’ye yakın bir politikacı yok mu sorusu akla gelebilir. Fransa Cumhurbaşkanları arasında Türklere ve Türkiye’ye en sıcak yaklaşan, 26 Eylül’de vefat eden Jacques Chirac idi. 1977-1995 yılları arasında Paris Belediye Başkanlığı yapan Chirac, Paris’te Büyükelçiliğimizin bir etkinliğine gelmiş ve orada kendisiye tanışma ve kısa da olsa konuşma fırsatım olmuştu.

Chirac, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile müzakereleri sürecinde de önemli rol üstlenmişti. Ankara ile müzakerelerin başlatılmasını destekleyen Chirac, “Türkiye’nin AB’ye üyelik yolculuğu uzun ve zorlu olacaktır. Ancak bu üyelik arzu edilen bir gelişmedir” demişti. O yıllarda Türkiye AB ile müzakerelere resmi olarak başlamış ve ilk müzakere başlıkları açılmıştı. Jacques Chirac, müzakerelerin Fransa’da yoğun tartışmalara yol açtığı bir dönemde Türk halkının onurlu bir halk olduğunu, imtiyazlı ortaklık gibi bir seçeneği asla kabul etmeyeceğini ve Türkiye’yi dışlamanın çok ağır sorumluluk getireceğini ve Fransa’nın müzakerelerden yana tavır koyacağını söyleyerek Avrupa liderleri arasında da müzakerelere bakış açısını değiştiren isimlerden biri olmuştu. Fransa ile artan gerginlik, bugün yapılacak milli maça yansıyabilir ve provakosyan olabilir. Çok dikkat edilmesi gerekir.

Gündemimizdeki diğer çok önemli konu, Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yönelik başlattığı Barış Pınarı Harekatı’dır. Harekat başlayınca Arap ülkeleri ile Batılı dost bildiğimiz ülkelerden tepkiler gelmiştir. Dün Macron ile Merkel, Türkiye’ye, “Suriye’deki saldırısına son vermesi” çağrısında bulunmuşlardır ama Türkiye’ye havan mermisi atarak şehit edilen sivilleri yok saymışlardır.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile 1 saat görüştüm. Türkiye’nin çıkarları ve güvenliğini de göz önünde bulundurmalıyız. Ama aynı zamanda, bu Türk işgalinin de son bulması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü insani dramlar söz konusu ve Kürtler’e karşı bu durumu kabul edemeyiz” demiştir. Merkel, Kürt kökenli Türk vatandaşları ile PKK terör örgütünü birbirine karıştırmıştır. Fakat Merkel gibi birinin bu kadar cahil olması mümkün değildir.

Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları’nın Lüksemburg’daki zirvesinde Kuzeydoğu Suriye’ye dönük operasyonu sebebiyle Türkiye oybirliğiyle kınanmıştır. Toplantı sonrası açıklanan bildiride Ankara’ya yapılan silah satışlarını durdurma çağrısı yapılırken, AB’nin Türkiye’ye silah ambargosu uygulaması yönünde Almanya, Fransa, İspanya ve Avusturya’nın ısrarına karşılık Türkiye’ye silah satışının yasaklanması yönünde ortak bir uzlaşıya varılamamıştır. (EU foreign ministers have condemned Turkey’s military intervention in northeastern Syria but stopped short of agreeing on a blocwide arms embargo, https://www.dw.com/en/eu-offers-measured-reaction-to-turkeys-offensive-in-syria/a-50819018)

Bildiride, operasyonun Birleşmiş Milletler nezdinde yürütülen siyasi süreci zora soktuğu, İŞİD Karşıtı Uluslararası Koalisyon’un kazanımlarını da tehlikeye attığı açıklanmıştır. Sonuç Bildirisinde, “Tüm bir bölgenin istikrar ve güvenliğini ciddi şekilde tehlikeye attığı, sivillerin daha çok acı çekmesine ve daha çok kişinin evlerinden olmasına yol açtığı ve insani yardım çabalarını ağır bir şekilde engellediği” belirtilmiştir. 18 Ekim’de yapılacak Liderler Zirvesi’nde de Türkiye’ye olası yaptırımlar gündeme gelecektir. Finlandiya, Norveç, Fransa ve Almanya Türkiye’ye askeri ihracatı askıya almış, İsveç de bu yaptırımın AB çapında uygulanması önerisinde bulunmuştu.

ABD ve AB ülkelerinden gelen sert tepkilere, dost bildiğimiz Arap ülkeleri de katılmış, Arap Birliği harekatı kınamıştır. Kınama kararına Filistin’in de katılması dikkat çekicidir. Bu ayıbı örtmek için bazı gazetecilerin suçu Filistin Kurtuluş Örgütü kurucularından ve Filistin Devlet Başkanı. Mahmut Abbas’a yüklemesi kabul edilemez. Bunun için kör ve sağır olmak gerekir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan üç hafta önce BM’de canla başla Filistin’i savunmuştu: Daha birkaç gün önce sokaktaki masum bir Filistinli kadının İsrail güvenlik güçleri tarafından alçakça öldürüldüğü görüntüler bile vicdanları harekete geçiremiyorsa artık sözün bittiği yerdeyiz demektir…Bu doğrultuda atılması gereken en önemli adımlardan birisi, Filistin halkının devlet olarak tanınma yönündeki haklı talebinin karşılanması ve Filistin devletinin temsilcilerinin de bu yüce kurulda BM üyesi olarak hak ettiği yeri almasıdır.” Fakat dün Arap Birliği’nin harekat ile ilgili açıklamalarına “Sizin topunuz bir araya gelseniz zaten bir tane Türkiye etmezsiniz” diyerek çok haklı bir tepki göstermiştir.

Fakat geçmişte sayın Cumhurbaşkanı’nın Araplar hakkında söyledikleri ile bu demeci çelişmektedir: “Türk Arapsız yaşayamaz, kim ki yaşar der, delidir, Arabın Türk hem sağ gözüdür, hem sağ elidir. Hiç kimse kusura bakmasın, kim ne derse desin, Araplar bizim kardeşimizdir, biz de onların kardeşiyiz. Türklerle Araplar bir elin parmakları gibidir, etle tırnak gibidir, mazimiz bir, biliniz ki istikbalimiz de bir. Araplarla aramıza sınırlar çizilmiş olabilir, aramıza görünmez duvarlar çekilmiş olabilir, hepsini aşacak iradeye sahibiz. Bu ülkede köpeklerine Arap adı takanlar oldu, sokaklardaki köpekleri Arap Arap diye çağıranlar oldu, köpeğe niye Arap diyor, hep Araplarla bağlarımızı koparmak için böyle diyor, Ortadoğu’yu bataklıkmış gibi göstermek için köpeğe Arap adını takıyor. Araplar bizi arkadan vurdu. Hep bunu söylerler. Hatta ben, avami olacak kusura bakmayın ama köpekleri bile ‘Arap, Arap’ diye çağıran bir anlayışı yaşadık bu ülkede.”

Arap Birliği’nin Türkiye’yi kınama bildirisine Filistin de katılması, Arapların ne kadar güvenilmez olduğunun ispatıdır. Dünyada Filistin’i ilk tanıyan ülkelerden biri Türkiye’dir. 2006-2015 döneminde Filistin’e 375 milyon dolar kalkınma yardımında bulunulmuştur. 2014-2017 dönemi için 200 milyon dolar taahhüt edip, ilk bir yılda yarısı gerçekleştirilmiştir. BM’ye üye olmayan gözlemci devlet statüsünde katılımını desteleyen yine Türkiye’dir. Tubas Türk Hastanesi ve Nablus Kız Okulu’nu Türkiye inşa etmiştir. BM’de “Türkiye mazlum halkının yanında olmaya devam edecektir” diyerek Filistin’e destek veren yine Türkiye’dir. Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a BM Genel Kurulu’nda Filistin’e ilişkin sözleri dolayısıyla teşekkür etmesi, Arap Birliği tarafından dikkate alınmamıştır.

Arap Birliği, 22 Arap ülkesinin üye olduğu bir kuruluştur. Üyeleri; Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün, Suudi Arabistan, Bahreyn, Cezayir, Fas, Moritanya, Sudan, BAE, Umman, Yemen, Kuveyt, Mısır, Libya, Tunus, Cezayir, Somali, Filistin, Cibuti ve Komorlar’lardır. Bunlardan 17’si Osmanlı’dan koparak bağımsız olmuş ülkelerdir. Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmet Ebu Gayt, Barış Pınarı Harekatı için “işgal” derken, Rusya ve ABD sesini çıkarmamıştır.

Bu ülkelerden hiçbiri KKTC’yi tanımamıştır ama Lübnan (1997), Suriye (2015) ve Libya geçici hükümeti (2019) sözde Ermeni soykırımını tanımıştır. Daha da önemlisi, Kahire’de yapılan ve Akdeniz’e kıyısı olan 7 ülkenin katıldığı “Doğu Akdeniz Gaz Forumu” toplantısında Mısır, Güney Kıbrıs, Ürdün, Yunanistan, İtalya, İsrail’in yanı sıra Filistin‘in Enerji Bakanı da yer alırken, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti davet edilmemiştir. Türkiye’ye uçak hediye eden Katar bile Türkiye’ye değil GKRY’ne destek vermektedir. Fakat Katar, Somali ile birlikte kınama bildirisini, Türkiye ile ilişkiler bozulmasın diyerek imzalamamıştır. Sebebini herkes bildiği için açıklamama gerek yoktur.

Suudi Kralı Abdullah’ın ölümü sebebiyle Türkiye’de 24 Ocak’ta bir günlük yas ilan edilmiş, Türk bayrağı yarıya indirilmiştir. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 2007 yılında Kral Abdullah’ı kaldığı otelde ziyaret etmiştir. Yine protokol kurallarında olmayan bir jest yaparak, Kral’ı Esenboğa’ya giderek uğurlamıştır. Mekke’de 1781 yılında yapılan Osmanlı kalesi Ecyad, (uzun boyunlar) 2002 yılında yıkılmış, yerine otel yapılmıştır. Kral Abdullah bin Abdülaziz el-Suud, Mekke’deki son Osmanlı yapısını yıkması, ölümünün ardından yeniden gündeme gelmiştir. Yüzlerce yıllık geçmişi olan ve 1600’lü yılların sonunda Türkler tarafından baştan aşağı yeniden inşa ettirilen kale, Arap yarımadasının elimizden çıktığı Birinci Dünya Savaşı’na kadar Türk garnizonu olarak kullanılmıştır. Murat Bardakçı, “Suudi yönetimi, Mekke’deki Türk Kalesi’ni yıkarak, Türkiye’den tam 145 yıl öncesinin intikamını almış oldu: Şerif Abdülmuttalib ayaklanmasının intikamını” diye yazmıştır. Ecdad yadigarı Ecyad kalesini 1982 yılında görmüş ve çok mutlu olmuştum.

Suudi Arabistan, Arapları Türkler’e karşı kışkırtan ünlü İngiliz casusu Thomas Edward Lawrence‘in evini müze yapmıştır. Osmanlı eserlerine yönelik “kültür soykırımı” yapan Suudi yönetimi, Kral Fahd’ın emriyle müzeye dönüştürdüğü evin kapısına, ‘‘Bu ev, Osmanlı’ya karşı bağımsızlık savaşı veren Suudilere yardımcı olan Thomas Edward Lawrence tarafından karargah olarak kullanılmıştır’’ diye yazdırmıştır.Osmanlı’nınki enkaz olurken Lawrence’inki müze yapılmıştır. Arapların fıtratlarında (yaradılış) iyilik yoktur. Yılmaz Özdil “E hani biz bunların gözüydük, eliydik, bunlarsız deliydik,” Necati Doğru “Filistin kof kardeş çıktı,” Rahmi Turan “Acıma yetime dönüp vurur gerine” derken haklıdır. Filistin uğruna Mavi Marmara’da şehit olan 10 Türk vatandaşına şimdi daha fazla üzülüyorum. Onlara çok yazık oldu.

“Ümmet” değil “Millet” olmak gerektiği, Suriye müdahalesinden sonra açığa çıkmıştır. Ne demiş atalarımız: “Dün şaştık, bugün aydık.” İnşallah geçte olsa ayan olur.

PARAPSYCHOLOGY & MYSTERY FILES : ALL THATS INTERESTING – PART 22


ALL THATS INTERESTING – 22

NOT : RESİMLERİN ALTINDAKİ YAZIYA TIKLADIĞINIZDA İLGİLİ SAYFA AÇILIR.

lonnie-johnson-shoots-super-soaker-featured.jpg

Meet The Guy Who Accidentally Invented The Super Soaker While Working For NASA

While experimenting on a jet pump project for NASA in his bathroom in 1982, Lonnie Johnson shot a stream of water across the room and thought, "This would make a great gun." The Super Soaker went on to make him some $73 million in royalties.

tonacia-tyson-marilyn-mckey-taneshia-jordan-featured.jpg

Dementia Patient Fight Club Uncovered Inside North Carolina Nursing Home

As one patient choked another, a staffer told her to "punch her in the face."

host-on-rocky-mountaineer-featured.jpg

You Can Now Explore The Canadian Rockies In A Glass-Domed Luxury Train

navajo-women-uranium-miners.jpg

The U.S. Ransacked Navajo Lands For Uranium During The Cold War. They’re Still Suffering Today

It’s estimated that at least 4 million tons of uranium were taken from Navajo Nation lands.

woolly-mammoths-roaming-the-tundra.jpg

Scientists Believe They Know What Killed The Last Woolly Mammoths 4,000 Years Ago

crosswalk-smart-cane-woman.jpg

Smart Cane Created By Blind Inventor Could Revolutionize Life For The Visually Impaired

"In these days we are talking about flying cars, but these people have been using just a plain stick."

dead-sea-turtle-and-plastic-pieces-featured.jpg

Baby Sea Turtle Smaller Than Your Hand Washes Ashore With 104 Pieces Of Plastic In Its Belly

It’s estimated that more than 1 million marine animals die from ingesting plastic each year.

nike-jesus-shoe-profile-view.jpg

Nike ‘Jesus Shoes’ Filled With Holy Water Go for $1,425 — And Sell Out In One Minute

The water that fills the shoes’ soles was taken from the River Jordan and blessed by a priest in Brooklyn.

bunch-of-fur-seal-babies.jpg

Seals Are Being Born In Droves On This Tiny Volcanic Island And Scientists Don’t Know Why

deflated-bull-corpse.jpg

Dead Cattle With Sex Organs Cut Out And Blood Drained Add Mystery To Decades Of Animal Killings

"One caller had told…that the alien ships will kinda beam the cow up and do whatever they are going to do with it."

KIBRIS SORUNU DOSYASI : Gazeteci Erdoğan Sevgin 1963 noelinde Lefkoşa’da Rum teröristler tarafından gerçekleştirilen katliamı yazdı


Gazeteci Erdoğan Sevgin 1963 noelinde Lefkoşa’da Rum teröristler tarafından gerçekleştirilen katliamı yazdı

Gazeteci Erdoğan Sevgin 1963 noelinde Lefkoşa’da Rum teröristler tarafından gerçekleştirilen katliamı yazdı.

Sevgin’in Facebook hesabından yazdığı yazı şu şekilde:

Olayı önce şöyle kısaca bir toparlayayım.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nde tabib binbaşının eşi Mürüvet Hanım, Lefkoşe’de tek katlı bahçeli bir evde yaşıyor.

Rumlar, azıtmış durumda. EOKA çeteleri kan kusuyor.

Gecenin karanlığında kaleşleri basıyorlar.

Mürüvet hanım üç çocuğunu alıyor, banyoya saklanıyor. Önce bir şangırtı… Pencere kırıldı… EOKA’cı 3 Rum dalıyorlar banyoya… Peşpeşe tetiğe basıyorlar… Mürüvet Hanım’la 3 çocuğunu acımasızca tarıyorlar.

Gazeteci Ömer Sami Çoşar, kanlı Noel’i fotoğraflıyor… Gazetelere, dergilere servis ediliyor.

* * *

Hayat dergisinde çalışıyorum o yıllarda. Görsel yönetmenim.

Fotoğraf benim önüme konuluyor, sayfayı ben çizeceğim…

O kan donduran resme bakıyorum, hiç düşünmeden resmi iki tam sayfaya yayıyorum.

Şimdi resmin üzerine çalışacağım. Başlığı atacağım, yazı yerlerini ayarlayacağım.

Hayat yazı işlerini şöyle bir anlatayım size: Patronumuz Şevket Rado’nun odasından çıkınca, Hayat yazı işlerine girersiniz. Ortada bir koridor… Koridorun iki tarafı camlı bölme.

Şevket Bey koridorda dolaşıyor. Önümdeki katliamın resmini görüyor. Yamacıma geliyor.

“Olmadı Erdoğan” diyor, “Küçült resmi. Milleti galeyana getirmeyelim.”

Emir, demiri keser. Mecburen resmi ufaltacağız. Ufaltıyoruz da. Elimiz gitmeye gitmeye…

Bir hafta sonra, Avrupa dergileri geliyor. Almanya’dan Stern, Bunte, Qick… Fransa’dan Paris Match… İtalya’dan Tempo…

Malum resim bütün Avrupa dergilerinde iki tam sayfa…

Uçuyorum havada, dünyalar benim oluyor.

Koridora bakan camekanın yanındaki masaya yayıyoruz dergileri.

Şevket Bey geçerken görsün diye.

İyi ki Şevket Bey, Hayat’ın Genel yayın müdürü, yazı işleri müdürü değildi. Olsaydı. Batırmıştı dergiyi.

Genel yayın müdürü Hikmet Feridun Es’ti. İbrahim Çamlı yazı müdürü. Mazhar Kunt, yardımcısı. Çok çok sonra Hayat’ın Kaptan köşkünde Çetin Emeç’i görürüz.

Hayat, Menderes’in uçak kazasında 500 bir sattı. Yassıada Mahkemeleri’nde de o kadar.

Bjr dönem Hayat’ta çalıştığım için öyle mutluyum ki…

KANLI NOEL NASIL OLDU ??

Kıbrıs 1963 yılının 21 Aralık günü itibariyle olağanüstü bir Rum vahşetine maruz kaldı. Silahsız Türkler kurşunlarla cezalandırıldı, tek suçları Kıbrıs’ta yaşamaktı. Kıbrıs adası bütün tarihinin en belirsiz günlerini yaşıyordu. Rumlar Hz. İsa’nın doğumunu bahane ederek sokaklara dökülmüşlerdi. 1960 yılında adada bir cumhuriyet kurulmasına rağmen Makarios bu anayasayı kabul etmedi ve kendi lehinde değiştirilmesi için Türk tarafına öneride bulundu. Fakat Türk kesimi bu öneriyi reddetti. Rumların bütün amacı Türkleri karşılık vermeye iterek katliamları meşrulaştırmaktı. (1)

· Kanlı Noelin Gelişimi

1963 Aralık ayının başlarında İsmet İnönü’nün istifası ile birlikte hükümet büyük bir çıkmaza girmişti. Bu arada Yunanistan hükümeti de el değiştirdi ve göreve Yorgo Papandreu getirildi. Yeni hükümet Zürih ve Londra Antlaşmalarını kabul etmekte zorlanıyordu. Bu 13 maddelik değişiklik talebi ve karşı koyma beraberinde 20.000 EOKA militanını adaya taşımış ve “Akritas Planı”nı devreye sokmuştu. Plana göre Lefkoşa 8 saat içinde ele geçirilecek ve Türk köyleri imha edilecekti. (2)

Rum kesimi ilk olarak saldırılarına bir kılıf hazırlamaya kalkıştı. 4 Aralık 1963 tarihinde EOKA tarafından daha önce öldürülen ve örgüt militanı olan Markos Drakos’un heykeli bombalandı ve suç Türklerin üzerine atıldı. İşte şimdi Türklere saldırmak için uygun ortam oluşmuştu. Bu durum bütün dünya kamuoyuna Türkler bizlere saldırdı diyerek bir güzel pazarlandı. (1)

Eokacılar Trodos Dağlarında

Tarihler 20 Aralığı gösterdiğinde Rum saldırıları ilk olarak Lefkoşa’nın Tahtakale semtinde kadınların üzerlerinin aranmak istenmesiyle başladı. Olay yerinde bulunan Türkler ise bu duruma karşı çıkmak isteyince Rumlar kalabalığın üzerine ateş açtı, açılan ateş sonunda Zeki Halil ve Cemaliye Emirali hayatını kaybetti. 21 Aralık tarihinde garantör olarak Türk kesiminden sorumlu olan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Fazıl Küçük ve dönemin Savunma Bakanı Osman ÖREK Yunan İçişleri Bakanı Yorgacis ile konuşmaya geldiğinde Baf Kapısı Polis Karakolu adeta bir seferberlik havası içindeydi. Türk gençleri 21 Aralık’ta yapılan saldırıyı kınamak istediğinde EOKA tarafından Lefkoşa Türk Lisesi yaylım ateşine tutuldu. Aynı gün Lefkoşa’da bulunan Atatürk modeli ve Rauf Denktaş’ın bürosu saldırıya uğradı. Artık EOKA birliklerine Rum milisler de destek vermeye başlamıştı. Sokak başları tutulmuş ve Türk köylerinde insan avı başlamıştı. Işığı yanan Türk evlerine baskınlar düzenlendi ve cinayetler işlendi. Rumlar, Noel Bayramını Türk halkını öldürerek kutluyordu. (1) (2) (5)

Köylerini savunan Türk mücahitler

Saldırıların odağında Lefkoşa’nın Kumsal kenti vardı. Rumlar Lefkoşa’yı ele geçirdiğinde Türk dirayeti kırılmış olacaktı. Dönemin Türk Kuvvetleri Komutanı olan Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan’ın eşi ve çocuklarına adeta bir vahşet uygulandı. İlhan’ın eşi Mürüvet İlhan ve çocukları Murat, Hakan ve Kutsi vahşice Rumlar tarafından öldürüldü. (1) (2)

Rumlar kendi kaderlerine kendilerinin karar vermesi adına Türklerin yoğunluklu olarak bulunduğu Kumsal Kentine saldırmayı düşündüler. Çünkü adanın Rum varlığı 1133 iken adadaki Türk varlığı 5126 kişiydi. Adadaki bu dengesiz nüfus nedeniyle 19 Aralık tarihinden başlayarak Rumlar saldırılar planlamaya başladılar. Fakat Türk mücahitler yapılması planlanan bu saldırı planlarına karşılık hazırlıklara başladılar. (1) (2)

· Rum Saldırıları Başlıyor

Katliamdan kaçan kadınlar

22 Aralık 1963 günü Rum saldırısı başladı. Saldırılarda EOKA’yı Nikol Sampson komuta ediyor ve Rum birlikler sürekli takviye ediliyordu. Saldırıların başlamasının hemen ardından Yunan yönetici Makarios, Garanti Antlaşmasını tanımadığını açkılayınca Rumlar iyice saldırganlaştılar. Kent boşaltılmalı ve Türkler güvenli bölgeye çekilmeliydi. 23 Aralık tarihinde Türkiye antlaşmanın garantörü olan İngiliz ve Yunan ortaklarına Kıbrıs’a müdahale için öneride bulundu; fakat müdahale yapılmadı. Adada bulunan mücahitlerin özverili çalışmalarıyla 24 Aralık tarihinde 5.000 Türk vatandaş Lefkoşa’nın güvenli bölgelerine taksim edildiler. Rumlar Kaymaklıya saldırdığında genç yaşlı demeden öldürmeye başlamış ve ellerine geçirdikleri yaşlı veya çocuk 550 kişiyi esir almışlardı. (1) (2) (5)

25 Aralık tarihinde Türk tarafı müdahale hakkını kullanmak için harekete geçmiş ve türk savaş uçakları Kıbrıs semalarında Rumlara gözdağı vermeye başlamıştı. Makarios hemen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Fazıl Küçük’ü ve Rauf Denktaş’ı anlaşmak için İngiliz Komiserliğine çağırdı. Türk hükümeti ile anlaşma masasına oturan Rumlar hem anlaşma sağlarken hem de geri planda Ayvasıl Türklerini öldürüp toplu mezarlara gömmüştüler. Ayvasıl köylülerinden 21 kişi öldürülerek çukurlara atılmış ve üzerleri kapatılmıştır. Ayvasıl toplu mezarları BM Müfettişi nezaretinde 14 Ocak 1964 tarihinde açıldı ve bütün dünyaya bildirildi.

İngiliz Komutanların da aracılığıyla “Yeşil Hat” çekildi. 26 Aralık 1963 gecesi ise Türk, Yunan ve İngiliz taraflarınca adaya müdahale kararı alındı. 23 ve 25 Aralık günleri arasında “Kanlı Noel” olarak adlandırılan safhada 200 Türk hayatını kaybederken 475 kişi de yaralıydı ve en vahimi kayıpların akıbeti bilinmiyordu. EOKA’ya liderlik yapan Nikol Sampson daha sonra “Eleftheria” gazetesine emri Yunan hükümetinden alarak uyguladığını bildirdi ve “Kanlı Noel”i zafer olarak nitelendirdi. (1) (2)

Rum saldırılarının ardından 18.667 Kıbrıslı Türk, 103 köyü boşaltmak zorunda kaldılar. Barış Gücü ve mücahitlerin nezaretinde bulundukları bölümleri boşaltan Türkler’in BM kayıtlarına göre Lefkoşa’da 39, Girne’de 7, Baf’da 49, Larnaka’da 21 ve Magusa’da 21 olmak üzere 137 köyü zarar görmüştü. 1963 tarihinde başlayarak 1964 yılında sonlanan Rum saldırılarında toplam 364 Kıbrıslı Türk hayatını kaybetti. (6)

· Kaybolmuş hayatların yürek burkan hikayeleri…

Tarihler 1 Ocak 1964 tarihlerini gösterdiğinde Sadrazamköy’de aslında Türk olan yedi kişilik bir aile Rumlara çobanlık yapıyordu. Onlar bilemezlerdi yıllardır hizmet ettikleri insanların onların canlarına kastedeceklerini. Rumlar yedi kişilik aileyi öldürüp kuyuya atmışlardı. Kan dondurucu bu vahşet aslında toprakla veya egemenlik haklarıyla örtbas edilemezdi. Baba Rahmi Hasan (59), Anne Ayşe Rahmi (42) ve ailenin çocukları olan Hasan (15), Zahide (12), Ahmet (7), Şerife (5) ve Mustafa (2) zalimce katledildiler. Yedi kişilik aile hiç bilmedikleri bir davanın ve savaşın ortasında günahsızca katledildiği ve ailenin gömüldüğü toprak parçasında yıllar sonra barıştan bahsedeceklerdi. Fakat bu aile Girne’nin Karşıyaka (Vasilya) köyünde doğmalarına rağmen hayatlarını Rumlara çobanlık yaparak sağlıyorlardı. (3)

Karşıyaka (Vasilya) köyü 1956’nın 18 Martında sarhoş Rumlar tarafından basıldı. Kadınlara saldırarak ihtiyarları tarumar ettiler. Köyün erkekleri dışarıdayken yapılan bu saldırı sonucunda 75 kişinin yaşadığı köyde 17 ağır yaralı vardı. 1963 katliamına kadar köylerinde kalan Türkler 1964 yılının başlarında daha güvenli bölgelere göç etmek sorunda kaldılar. 1964 yılında ayrıldıkları köylerine ve bütün eşya ve evlerini bıraktıkları köylerine ancak 11 sene sonra geri dönebildiler. (3)

24 Aralık günü İbrahim Nidai ve Şevket Kadır Lapta köyünden Girne’ye haber almak için yola çıkmışlardır. Fakat iki gençten ne bir haber nede kendileri dönebilmişlerdir. Her gece köye nöbet tutuluyordu; fakat iki genç geç saate kadar halen gelmeyince köyü bir endişe kapladı. Bir gün sonra bütün ümitleri tüketen o haber gelmişti. Gençler Rum çetelerin eline düşmüş ve Ayyorgi kireç ocaklarında canice yakılmışlardı. Ölümler arttıkça köyü aynı telaş sardı. Rumlar 4-5 bin kişilik gruplarla toplanmışlardı ve 350-400 Türk ne kadar dayanabilirdi? Adanın Türk halkı ve mücahitler ellerine geçen en eski silahlarla bile Rum çetelerine karşı savaştılar. (2)

Kanlı Noel’den Geriye Kalan Fotoğraf

EOKA ve Rum çeteleri birleşerek köylere saldırmaya başlamıştı. Yer Lefkoşa’nın batısında bulunan Kumsal semti… Semte gelen Rumlar İrfanbey Sokağına ulaştığında Mürüvet Hanım çocuklarına pijamalarını giydiriyordu. Fakat birden kapının önündeki Rumları fark etti ve çocuklarıyla birlikte küvetin içinde saklandı. İki evladı ile küvete sığınan sessizce ölümün ayak seslerini dinlemeye başladı. Evin sahibi olan Hasan efendi ve Feride hanım ise yine banyoya sığındılar. Ev sahibesinin kardeşi olan Nuvber ise beş aylık bebeğiyle banyoya saklandı. Zaman ilerledi ve Rum çetesi kapıyı kırarak içeri girdiler. Evde bulunan insanlara çoluk çocuk demeden otomatik mavzerle 15, storn otomatik tabanca ile 12 ve diğer mavzer silahlarla 6 el ateş ettiler. Rumlar Kumsal köyüne saldırıyorken hiçbir destek kuvvet gelmedi. Birlikler iki gün sonra köye ulaştığında 2 numaralı evdeki banyonun ışığı açıktı. Duvarlar kanlarla ve et parçaları ile kaplıydı. Bir kadın banyo küvetinde cansız üç yavrusuyla birlikte can vermişti. Hakan ve Kudsi annelerinin kucağında can vermişlerdi. Rumların gözü kan bürümüştü. Yoksa hangi ideoloji veya amaç küçücük bedenleri kendilerine hesap görürler ki. Kıbrıs Türk Alayı Binbaşısı Dr. Nihat İlhan eşi ve ufacık yavruları Rum çeteler tarafından böyle katledilmiştir. (5)

· Vural Türkmen ve katliam fotoğraflarının Türkiye’ye kaçırılması…

Türk gazeteciler Lefkoşa Havaalanına indirilmiyor ve diğer uçaklarla belge veya yazı alışverişleri yasaklanıyordu. Peki ama bütün dünyanın görmesi gereken katliam fotoğrafları dünyaya nasıl servis edilecekti? Nihayetinde bir fırsat ellerine geçecekti. Ankara’dan gelen bir tıbbi uça alana iniş izni almış ve gidişte yaralıları alacaktı. Gelen uçakla Ankara Vali muavini de gönderilecektir; fakat vali aranacaktır. Hemen bütün çalışmalar toplandı, fotoğraflar yazılarla birlikte zarflara konuldu. Fotoğraflar ve yazılar Türkiye’ye nasıl gönderilecek ti? Doktorlar ve gazeteciler bir araya gelerek bu soruna bir çare bulmaya çalıştılar. (5)

Rumlarla yapılan mücadelede ağır yaralanan 5 mücahitten 3’ü hayatını kaybetmiştir. Yaralılardan Vural Türkmen aslında Türk Mukavemet Timleri Gizli Örgütü’nün (TMT) bir üyesiydi. Türkmen Dr. Kaya Bekiroğlu, Dr. Naim Adiloğlu, Dr. Ezel Örfi, Dr. Şemsi Kazım ve Kimyager Cahit Rüstem ekibi tarafından kasıklarından boğazına kadar alçıya alındı. Belgeler ve resimler Türkmen’in göğüs ve sırt bölgesine yerleştirildi. Daha sonra Türkmen Kızılhaç görevlileri tarafından uçağa bindirilir. Etimeskut Askeri Havaalanına inen Türkmen indiğinde belgeler ve resimler Türk yetkililere teslim edildi. (5)

Kıbrıs katliamı Türkmen sayesinde bütün dünyaya duyuruldu. Katliam kanıtlandıktan sonra karargahta tutulan Türk askerleri harekete geçtiler. Kıbrıs müdahalesinde Türkiye artık Batılı devletlere kanıt sağlayabilirdi. 15 Ocak 1964 tarihinde yayınlanan fotoğraflara dayanarak Londra Konferansı düzenlendi. Dönemin Başbakanı olan İsmet İnönü bizzat hastaneye gelerek Vural Türkmen’i kutladı. Fakat İnönü yan tarafta yatan mücahit tarafından Kıbrıs’a müdahale için telkin edildi. (Kanınızda zerre kadar Türk kanı varsa Kıbrıs’a müdahale edersiniz). Siyah beyaz tek kare fotoğraf Türklerin meşru müdafaa hakkını bütün dünyaya kanıtlamıştı. (5)

· Kaynaklar

1) Ahmet Akyol, Kanli Noel Olayları

2) Kanlı Noel Olayları

3) Kıbrıs TKD, Kanlı Noel

4) Kanlı Noel Unutulmadı, Yeni Çağ Gazetesi

5) Barbarlık Müzesi

6) Kanlı Noel, Türk Soykırımları