İRAN DOSYASI : WILLIAM RICHARDSON WILLIAMSON’U TANIR MISINIZ ????


Ayetullah Humeyni İngiliz ve Masondur

Ruhullah Musavi Humeyni, Hindistan’lı bir anne ve bölgedeki önemli İngiliz ajanı William Richard Williamson, namı diğer Hacı Abdullah Williamson adlı bir İngiliz babadan dünyaya gelmiştir.Humeyni’nin asıl adı Ruhullah Hindizade’dir.

Kardeşlerinin adı

-Nureddin Hindi, (Hindistanlı demek)

-Murtaza Pasandide ve

-Hacı Ali Williamson’dur.

Hacı Abdullah Williamson, Hindistanlı ve Arap kadınlarla yedi evlilik yapmış, bu evliliklerden 13 çocuğu olmuştur. Çocuklardan dokuzu ölmüş ve yalnızca dört oğlu kalmıştır.

Hacı Abdullah Williamson, dört oğlunu önce Necef’te, sonra burada başarılı olamadıkları veya başka özel nedenlerle İran’ın Kum şehrinde Medreseye göndermiştir. Ticaretle uğraşmak isteyen Hacı Ali Williamson hariç, diğer üç kardeş dini eğitimini tamamlayarak Ayetullah olmuştur.

Hacı Abdullah Williamson İngiltere’nin İran, İran Körfezi ve Arap ülkelerindeki en önemli casuslarından birisidir. Casusluk hizmetlerindeki başarılarından dolayı İngiliz Petrol şirketinde görevlendirilmiştir.

Gizlilik süresi dolmuş Gizli İngiliz belgelerine göre, İngiliz casusu Hacı Abdullah Williamson, Türklere karşı Fırat sahilinde başlatılan Muntafik Ayaklanması sırasında develerle isyancılara Muscat’tan silah ve cephane taşımıştır.

İran’ın en eski gazetelerinden Ettela’at, 7 Ocak 1978 tarihli sayısında Humeyni’nin İngiliz casusu olduğuna dair şu sözlere yer vermiştir: ‘Humeyni bir İngiliz ajanıdır. Homeksüeldir ve deli bir Hintli şairdir. İngiliz petrol şirketleri, Şah’a karşı Humeyni’yi destekliyor.

Williamson ailesi, askerlik ve etnik kökenleri konusunda zorluk yaşıyordu.

Huzistan Eyaletini Senatörü Musavi, ailenin dostu idi, nüfuzunu kullanarak, ailenin erkeklerinin askerlikten muaf tutulması için sahte ad ve sahte belgelerle onlara nüfus cüzdanları çıkarmıştır.

Humeyni’nin gerçek kimliğini, etnik kökenini, nüfus cüzdanını nasıl aldığını, Ayetullahların onu idamdan kurtarmak için ona nasıl sahte Ayetullahlık ünvanı verdiğini, Senatör Musavi, Savak’ın Başkanı General Pakrevan, Ayetullah Şeriatmadari ve Ayetullah Gölpayegani biliyordu.

Humeyni İran’a geldikten hemen sonra Senatör Musavi ve General Pakrevan öldürülmüştür. Ayetullah Şeriatmadari’ye de suikast düzenlenmiş fakat o bu suikastten sağ kurtulmuştur. Humeyni’nin ilk icraatı, onun gerçek kimliğini bilen canlı şahitleri ortadan kaldırmak olmuştur.

Humeyni, İngilizlerin kurduğu ve bir Mason Teşkilatı olan Müslüman Kardeşler Teşkilatının İran Kolu ‘Fedeyani İslam’ın üyesidir. Müslüman Kardeşler, faklı ülkelerde farklı ad altında faaliyet göstermektedir.

Dünyadaki bütün başbakan, devlet başkanı ve önemli kişilerin üye olduğu 36 Uluslararası Süper Mason Locasından ‘Edmund Burke’, ‘Geburah’, ‘Amun’, ‘White Eagle’ ve ‘Joseph de Maistre’ adlı localar, işbirliği ile 1979’da İran İslam Devrimini gerçekleştirmeye karar vermiştir.

Mason Kardeşleri Şah Rıza’yı deviren ve Humeyniyi başa getiren ekipte, Sovyetler Birliği Kommünist Partisinin ‘Joseph de Maistre’ye üye olan önemli liderleri de aktif rol oynamıştır. ‘Joseph de Maistre’nin kurucularından birisi Lenin’dir.

Humeyni bir istisna değildir, ülkemizde binlerce ‘Humeyni’ vardır. Sahte mehdi ve sahte din adamı enflasyonu bu iddiayı ispata yeterlidir

Bu konularda geniş bilgi, gizliliği kaldırılmış gizli belgeler ve orijinal kaynaklara dayanan ‘İPLER KİMİN ELİNDE’ adlı kitabımda mevcuttur.

Alıntı:@Yasin Aslan

PARAPSYCHOLOGY & MYSTERY FILES : ALL THATS INTERESTING – PART 30


ALL THATS INTERESTING – 30

NOT : RESİMLERİN ALTINDAKİ YAZIYA TIKLADIĞINIZDA İLGİLİ SAYFA AÇILIR.

dog-near-fukushima-navigating-earthquake-damage.png

Nine Years After Fukushima’s Nuclear Disaster, Animals Inside The Human-Free Exclusion Zone Are Thriving

aaron-hernandez-in-the-courtroom.jpg

How Aaron Hernandez Went From Sex Abuse Victim To NFL Star To Murderer

At 22, Aaron Hernandez signed one of the most impressive contracts in NFL history. At 23, he was arrested for murder. And at 27, he was dead in a jailhouse suicide.

way-to-rostau.jpg

Researchers Unearth The Oldest Illustrated Book Ever Found, An Egyptian Map Of The Underworld

patsy-the-wonder-dog-outdoors.jpg

‘Patsy The Wonder Dog’ Saves 900 Sheep From Australian Bushfires

While her owner Stephen Hill fought off the fires, Patsy bravely herded the sheep to safety.

sillhouettes-of-samurai-fighting-featured.jpg

Kansas Man Challenges Ex-Wife To ‘Trial By Combat’ With Samurai Swords In Custody Battle

machu-pichu-at-sunset-featured.jpg

Peru To Plant 1 Million Trees Around Machu Picchu To Save It From Environmental Disaster

The site has been vulnerable to mudslides and fires over the years, and this latest effort hopes to protect the relic against further destruction.

florida-woman-walmart-bomb.jpg

Florida Woman Caught Making A Bomb Using Supplies From The Local Walmart — While She Was Still Inside

kitten-munching-on-finger-featured.jpg

Feral Cats Break Into Human Body Farm To Feast On Decomposing Corpses

One of the cats returned to feast on the same body for 35 consecutive days.

murchison-meteorite-fragment.jpg

The Oldest Material On Earth Has Been Identified As 7-Billion-Year-Old Stardust

ancient-scythian-warrior-skeleton.jpg

Three Generations Of Ancient Women Warriors Uncovered In Russian Tomb

"The Amazons are common Scythian phenomenon and during the last decade our expedition has discovered approximately 11 burials of young armed women."

IRAK DOSYASI : Irak’ta Şii liderler karşı karşıya


Irak’ta Şii liderler karşı karşıya

Irak’ta 1 Ekim 2019’dan bu yana yolsuzluk, altyapı yetersizliği, işsizlik ve ülkenin içişlerine yönelik dış müdahaleler gibi çeşitli gerekçelerle hükümet karşıtı gösteriler düzenleniyor.

Başbakan Adil Abdulmehdi protestolar üzerine 29 Kasım’da istifa etti, buna karşın ülkede yeni hükümet halen kurulamadı.

Devam eden eylemler ile ilgili Dünya Ekonomik Forumu’nda konuşan Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih, “Kanun tanımaz” diye nitelendirdiği kişilerin gerçekleştirdiği şiddet eylemleri nedeniyle 600’den fazla göstericinin öldüğünü söyledi.

Ülkenin birçok kentinde gösteriler devam ederken, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Tuğgeneral Kasım Süleymani ile Haşdi Şabi Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi Mühendisi’nin 3 Ocak’ta ABD’nin düzenlediği hava saldırısında öldürülmesinin yankıları sürüyor.

Sadr: Protesto edin, ilerleyin, sevgim sizinledir

Irak Parlamentosu’ndan yabancı güçlerin ülkeden çıkarılması kararı sonrası, öncülüğünü Sadr Hareketi Lideri Mukteda Sadr’ın yaptığı Şii parti ve hareketlerin çağrısıyla 1 milyon kişinin katılımıyla bir gösteri düzenlenmesi planlanıyor.

Sadr’ın sözcüsü Selah Ubeydi yaptığı açıklamada, yarın yapılacak gösterinin, Cadriye bölgesindeki Bağdat Üniversitesi dört yolunda gerçekleştirileceğini belirtti.

Sosyal medya hesabı Twitter’den 24 Ocak’ta düzenlenecek gösterilere katılım çağrısı yapan Sadr, “Ülkemde yabancılara yer yok. Halk ayaklanıyor ve büyüyor. Halkın sesinden haberin var mı, aslan kükremesi gibi. Eğer bu kükreme yükselir ve şiddetlenirse, tarih için bir zafer olur. Tüm yabancılar ortadan kalkacak… Zulüm ve fesat yok oluyor. Egemenlik. Özgürlük. Islah. Yenilen bir köklü bir taleptir. Onlar aşıktır ve direnmektedir. Vatan için bir aradalar. Ey vatanım, sana sşığız sesleriyle ayaktalar. Protesto edin… İlerleyin… Mukteda’nın sevgisi sizinledir” paylaşımında bulundu.

İran’a yakınlığı ile bilinen Haşdi Şabi bünyesinde faaliyet yürüten ve ABD’nin ocak ayı başında “Yabancı Terör Örgütleri” listesine aldığı Asaib Ehlil Hak grubunun lideri Kays Kazali de yarın düzenlenecek protestolara destek veren isimlerden.

Kays Kazali: Cuma günü ikinci bir devrim olacaktır

Yayınladığı videolu mesajında Iraklılara işgali reddetme çağrısında bulunan Kazali, “Ülkemiz bir işgal aşaması yaşamaktadır. O yüzden bu sözlerim farklı dinlerden, mezheplerden ve ırklardan olan halkın tüm evlatlarınadır. Hristiyanlar, Müslümanlar, Sabiler, Şiiler, Araplar, Kürtler, Türkmenler, erkeğiyle, kadınıyla, yaşlısıyla, gençlisiyle hepsine mesajım; Cuma günü tüm dünyaya şu mesajı verin: Irak halkı, vatana karşı düşmanlığı ve işgali reddetmektedir” diye konuştu.

Konuşmasının devamında “Özellikle ABD’ye ve ‘Irak petrolünü sömürmek istediğini kendi diliyle söyleyen’ ahmak başkanı Trump’a mesajımızdır” diyen Kazali, devamında şunları söyledi:

Irak halkı, zilleti ve işgali kabul etmez. Trump ve herkes bunu bilsin. Irak’ın adamları direniştedir. Onlar, daha önce de direndi ve işgalcilerin Irak’tan çekilmesini sağladı. Onları, tekfirci, terörist DAİŞ projesini yenmişlerdir. Irak halkının iradesi, direnişi, işgalcilerin çekilmesini sağlayacak güçtedir. Halkımıza mesajımdır; cuma günü, sadece egemenliğin savunması değil, ikinci bir devrim olacaktır.

Sistani: Protestoya katılmayın

Iraklı Şiilerin en üst dini merci olarak bilinen Ayetullah Ali Sistani ise taraftarlarına, Sadr’ın çağrısıyla 24 Ocak’ta düzenlenecek protestolara katılmama talimatı verdi.

Sistani’nin ofisinden yapılan açıklamada, başta başkent Bağdat olmak üzere diğer illerdeki bağlı ofislere gönderilen yazıda Sadr’ın protestolarına katılmamasının istendiği belirtildi.

Independent Arapça’nın yerel kaynaklardan aktardığı bilgilere göre, Sistani sadece bu gösterilere katılmama talimatı vermekle kalmayıp Kerbela’daki ofisinden hafta başından bu yana gerilimi tırmandırma kararı alan sahadaki göstericilere de destek verilmemesini istedi.

Abdulhakim Günaydın

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// İşte Hulusi Akar’ın tepki gösterdiği fotoğraflar : “Bu bir tehdit değil ama…”


İşte Hulusi Akar’ın tepki gösterdiği fotoğraflar : "Bu bir tehdit değil ama…"

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, Kara Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ümit Dündar, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Adnan Özbal‘la birlikte Roketsan‘ı ziyaret etti.

Yaptığı açıklamada Yunanistan’a sert çıkan Bakan Hulusi Akar, “Yunanistan, gayri askeri statüde ada olmasına rağmen bunlardan 16’sını anlaşmalara aykırı olarak silahlandırılmıştır. Yunanistan’dan uluslararası hukuka, imzaladığı anlaşmalara ve iyi komşuluk ilişkilerine göre davranmasını bekliyoruz” dedi. Akar sözlerinin devamında da, “Hiçbir şekilde hakkımızı çiğnetmeyiz. Bu bir tehdit değil ama iyi komşuluktan yanayız dememiz de bir zafiyet değil. Şu anda ne dünyada ne de tarihte karasuları 6 mil, hava sahası 10 mil olan bir ülke var. Böyle bir garabetle karşı karşıyayız. Bunu bir doğruymuş gibi dünya kamuoyuna tanıtmaya çalışıyorlar. Bu konudaki hakkımızı hukukumuzu savunuyoruz” ifadelerini kullandı.

“O ADALARIN DENİZ YETKİ ALANLARI VE HAVA SAHASI TÜRKİYE KALMIŞTIR”

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım da, Bakan Akar’ın Ege Denizi’ndeki ifadeleri ile ilgili açıklama yaptı.

“Bakan Akar’ın sözünü ettiği gayri askeri statüdeki 23 adadan 9’u Kuzey Ege’de bulunan Taşoz, Semadirek, Limni, Midilli, Sakız, Sisam, Ahikerya, İpsara ve Bozbaba adaları olup Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesine göre Yunanistan’a bu adaların sadece kullanma hakkı verilmiş adaların egemenliği ile deniz yetki alanları ve hava sahası Türkiye’de kalmıştır. Lozan Antlaşması’nın 12 ve 13. maddelerine göre anılan adalar gayri askeri statüdedir. Yunanistan, bu adalara asayişi sağlayacak miktarda jandarma ve polis dışında asker yerleştiremez” diyen Ümit Yalım, “Gayri askeri statüdeki diğer adalar ise 12 ada, Rodos ve Meis olmak üzere toplam 14 adadır. 1923 Lozan Antlaşması’nın 15. Maddesine göre İtalya’nın egemenliğinde olan adalar, İkinci Dünya Savaşından sonra 1947 Paris Barış Antlaşması ile Yunanistan’ın egemenliğine verilmiştir. Paris Antlaşması’nın 14. Maddesine göre anılan adalar gayri askeri statüde olup Yunanistan, bu adalara da asayişi sağlayacak miktarda jandarma ve polis dışında asker yerleştiremez” ifadelerini kullandı.

“ADALARIN SİLAHLANDIRILMASI, TÜRKİYE İÇİN POTANSİYEL BİR TEHDİTTİR”

Yunanistan’ın Lozan Antlaşmasına ve Paris Antlaşmasına aykırı olarak gayri askeri statüdeki adaları silahlandırmaya 1960’ların ilk yarısında başladığına dikkat çeken Ümit Yalım, Türkiye’nin buna karşı yaptığı hamlelerle ilgili şu hatırlatmaları yaptı:

“Türkiye bu durumu ilk defa 1964’te protesto etmiştir. Daha sonra Nisan 1975’te Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne nota gönderen Türk Hükümeti, Yunanistan’ın adaları silahlandırmasını protesto etmiş ve bu durumun Türkiye’nin güvenliğini tehdit ettiğini bildirmiştir.

1976’da tırmanışa geçen sorun daha sonra Yunanistan’ın adalara büyük çaplı askeri birlikler yerleştirmesi ile devam etmiştir. Mevcut durum itibarıyla, Midilli ve Rodos adalarında birer Yunan Mekanize Tümeni; Limni, Sakız, Sisam ve İstanköy adalarında birer Yunan Mekanize Tugayı olmak üzere toplam 2 Mekanize Tümen ve 4 Mekanize Tugay bulunmaktadır.

Ayrıca, Yunanistan, Türkiye’ye yönelik jet harekatı için, Limni, Midilli, İstanköy ve Rodos Adası’nda, havaalanları inşa etmiş ve anılan adalardaki havaalanlarına savaş uçakları yerleştirmiştir. Ege Denizi’ne çıkan Türk savaş uçaklarına anılan adalardan kalkan Yunan savaş uçakları tarafından önleme ve it dalaşı yapılmaktadır.

Yunanistan, Taşoz, Semadirek, Bozbaba, İpsara, Ahikerya, Batnoz, Lipso, İleriye, Kelemez, İstanbulya, İncirli, Sömbeki, İleki, Kerpe ve Meis olmak üzere toplam 15 adaya da Tabur- Alay seviyesinde askeri birlik konuşlandırmıştır. Doğu Ege Denizi’ndeki toplam 23 adadan 21’i Yunanistan tarafından silahlandırılmıştır. Herke ve Çoban adalarında askeri birlik tespit edilememiştir.”

Ümit Yalım açıklamasının devamında Yunanistan tarafından silahlandırılmış adalardan bir kısmında yapılan denetleme, tatbikat ve silah atışlarını gösteren fotoğrafları paylaştı.

İşte Hulusi Akar’ın “Yunanistan, gayri askeri statüde ada olmasına rağmen bunlardan 16’sını anlaşmalara aykırı olarak silahlandırılmıştır" dediği o adalardan bazı fotoğraflar:

Odatv.com

AKDENİZ BÖLGESİ DOSYASI /// GÖKHAN GÜLER : Doğu Akdeniz’de Türkiye-Libya Anlaşması /// Dünyada neler olmaya/değişmeye başladı !!!


GÖKHAN GÜLER : Doğu Akdeniz’de Türkiye-Libya Anlaşması /// Dünyada neler olmaya/değişmeye başladı !!!

Doğu Akdeniz’de Türkiye-Libya Anlaşması sonrasında bakın dünyada neler olmaya/değişmeye başladı;
– Enerjinin uluslararası alandaki referans kuruluşlarından Rystad Energynin 2018 ve 2019’daki Dogu Akdeniz haritaları incelenecek olursa Türkiye ve KKTC’nin ortaya koymuş oldukları tezlerinin Mavi Vatan) onaylandığını görülebilecektir.
-Böylelikle oldubittilerle sorunların çözülmeyip uluslararası hukuk zemininde çözümlenebileceği görülmüş oldu!
– Mavi Vatan kazanmış, Seville Haritasını ileri süren üst akıl kaybetmiştir.
– Enerjinin referans kuruluşlarına milyarlarca dolar verseniz bir tek santim dahi değişiklik yaptıramazsınız!
– Haritada görüldüğü üzere KKTC’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Deniz Yetki Sınırları tanımlanmış durumda…
– Yıllardır(2000’lerin başından buyana) dayatılmaya çalışılan Sevilla haritası artık yok.
Hatırlanacağı üzere Rum yönetimi Sevilla Haritasına dayanarak 2004’de geçerliliği tartışmalı sözde MEB’sini ilan etmişti.
– ABD ve AB; Ortadoğu, Ege ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını koruyabilmek adına Yunanistan ve Rum yönetiminin sözde MEB’leri üzerinden sonuç elde etmeye çalışmışlardı!
-Türkiye-Libya anlaşması ile son 20 yıldır oynanmaya çalışılan tüm kirli tezgahlar ve oyunlar çökertilmiştir.
– Tümamiral Dr. Cihat Yaycı başta olmak üzere bu konuda her kimin emeği geçmişse sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.
– Sonuç itibarı ile Yunanlıların Türkler için kullandıkları meşhur atasözlerinde de söyledikleri gibi; ” Türkler Yaban Tavşanını Kağnı İle Yakalar”

Zaten öyle de olmadı mı?


Gökhan Güler

Kafkassam Kıbrıs

İRAN DOSYASI /// Mayıs Alizade : Fars-Molla rejimi Şiiliği herkese karşı silah olarak kullanıyor


Mayıs Alizade : Fars-Molla rejimi Şiiliği herkese karşı silah olarak kullanıyor

Güney Azerbaycan Milli Uyanış Harekatı (GAMOH) Lideri Mahmut Ali Çehrekanlı, 14 yıldan beri Amerika’da yaşıyor Ülkesinden uzakta da olsa Azerbeycan’daki gelişmelerle yakından ilgileniyor Çehrekanlı. Çehrekanlı İran’ın Azerbeycan başta olmak üzere bazı ülkelere rejim ihraç etmek istemesine karşı. Amaçlarının Fars şovenizine karşı çıkmak olduğunu ifade eden Çehrekanlı, Independent Türkçe’nin sorularını yanıtladı.

“Mücadelemiz, en basit milli haklarımız ve demokrasi içindir”

Kendinizi okurlarımıza tanıtmanızı rica ediyoruz. İran’da siyasete ne zaman başladınız, ne gibi baskılarla yüzleştiniz?

Güney Azerbaycan’da beni Çehregani, Kuzey Azerbaycan’da Çöhreganlı, Türkiye’de ve Türk dünyasında ise Çehrekanlı olarak tanıyorlar.

Her zaman büyük Türk milletimizin oğlu ve askeri olmaktan gurur duymuşum ve yaşamım boyunca milletimin İran Fars-molla rejimi tarafından kabul görmeyen hakları uğruna önce bir fert ve daha sonra örgüt lideri olarak savunmuşum.

Bu mücadeleyi sürdüreceğime herkes emin olabilir. Siyasete 1995-1996 yıllarında İran Parlamentosu’na beşinci dönem milletvekili seçimleriyle başladım.

Amacımız sadece milletvekili mazbatası alarak 35 milyon Azerbaycan Türkü ve toplamda 40 milyon İran Türk’ünün çiğnenen ve reddedilen en basit milli haklarını savunmak ve onların haykırışlarını kürsüye taşımakla kalmayıp sesimizin Tahran’daki şoven ve ırkçı Fars molla yöneticilerce de duyulmasıydı.

Bilindiği üzere Tebriz’in tarihinde misli görülmemiş bir katılımın gerçekleşmesiyle 600 bin seçmenin oyunu almama rağmen rejim beni parlamento yerine cezaevine gönderdi (1996).

Türkler olarak biz kendi haklarımızı istemiştik. İran isimli devletin anayasasında ve yasalarında bu haklarımıza yer verilmesine rağmen bu rejim İran’ın sahibi olarak sadece kendisini görüyor.

Onunla sırf barışçıl yollardan ve demokrasi kuralları çerçevesinde mücadele edenleri ise tutuklamalar, ağır işkenceler ve hatta suikastlar bekliyor, rejim muhalifleri bu yolla etkisizleştiriliyor.

Yedi sene süren cezaevi ve ev hapsi sürecinde iki kez beyin enfarktüsü geçidim, ağır işkencelere karşı Tebriz hapishanesinde 63 gün açlık grevi yaptım.

Doktor raporlarına göre, ölüm orucu beni ölümün bir adımlığına getirmiş, ciğerlerim tükenmiş durumundaydı.

İç kanamalar ve enfarktüsler sonucunda vücudumun sol kısmında etkisini uzun süre devam ettirecek kısmi felç oluştu.

1994-2001 yıları arasında içerde ve dışarıda Çehrekanlı ve onun yol arkadaşı şehit Gulam Rıza Amani gibi şerefli milliyetçiler korkmadan ve yılmadan mücadeleyi sürdürdüler.

– Güney Azerbaycan Milli Uyanış Harekatı (GAMOH) ne zaman kuruldu? Bu, toplumun sizden talebi ve beklentisi miydi yoksa siz kendiniz topluma bir şeyleri anlatma ve mücadele başlama gereği duydunuz?

Güney Azerbaycan Milli Harekatı ismine “Uyanış” kelimesi Bakü’nün önerisiyle eklendi ve biz 1995 yılında GAMOH örgütümüzü yarattık.

Amacımız Fars şovenizminin bizi esaret altında tutmasına karşı, barışçıl mücadele yoluyla en basit anayasal haklarımızı almaktı.

Örgütümüz milletimizin birçok fedakar evladı tarafından kurulmuştu; o nedenle biz Güney Azerbaycan’ın özü, sözü ve hatta ön sözüydük.

Tarihten ibret dersi alarak, bu kez hareketimizi laiklik felsefesi üzerinde kurmuş, çiğnenmiş, ayaklar altına alınmış Türk kimliğimizi ve çağdaşlık ilkelerimizi ön plana çıkarmıştık.

Parlamento seçimleri sürecinde sayısız toplantımız, seminerimiz, açık hava gösterilerimiz oldu. Kendi evimde otuz kişiye, Tebriz’in Kırk Metre mahallesinde ise elli bin kişiye hitap ettiğimi hatırlıyorum.

Mahmut Ali Çehrekanlı olarak mazlum, hakları çiğnenmiş; ama gururundan hiçbir şey kaybetmemiş şerefli milletime verdiğim sözü hiçbir zaman unutmadım.

Ana sloganımız “Türklük, çağdaşlık ve inanç özgürlüğü”ydü. GAMOH örgütümüzün üç ana sloganı bunlardır.

Türkçülüğümüzden bahsederken kuşkusuz, diğer milletleri de kendimizle eşit görmekteyiz, sadece Türk olduğumuza vurgu yapmak için bunu bir ilke olarak benimsemişizdir.

Asla ırkçı değiliz. Bunu yapan Fars molla rejimi olup, biz de onlarla mücadele ediyoruz.

– GAMOH’u kurduktan sonra örgütü nereye kadar büyütmeye muvaffak oldunuz, Tahran rejiminin ne gibi engelleriyle karşılaştınız?

Biraz önce de belirttiğim üzere Fars molla rejimi bizim barışçıl demokratik mücadelemizi ve çalışmalarımızı kendisi için büyük tehdit olarak görüyor ve bundan dolayı ilk günden başlayarak bize karşı yasadışı ve hukuksuz uygulamalar yapmaktadır.

Fakat buna rağmen 2001 yılına kadar mücadelemizi içeride ve dışarıda başarıyla sürdürdük.

Azerbaycan Cumhuriyeti’nde, Türkiye’de dünyanın bir dizi ülkesinde örgütümüzü iyice tanıttık.

1945-46 yıllarında Tebriz merkezli Milli Azerbaycan devletinin en büyük eksikliği Türkiye ile devlet olarak ilişki kuramamasıydı.

Zira Pişeveri hükümeti o zamanki Doğu Bloğu içindeydi, Türkiye ise kapitalist ve demokrasiye daha açık bir ittifakın içinde.

Biz kendimizin, bizden önce Azerbaycan’ı yönetmiş Pişeveri’den veya yönetme iddiası bulunan Şeriat Medari’den daha becerikli olduğumuzu ortaya koymak için gelmişiz.

Biz milletimizin kendi dostunu ve düşmanını tanıması, kendi kaderini çizmesi için gelmişiz.

Uyanış bundan dolayı önemlidir. Bugün sevinerek şunu söyleye bilirim: GAMOH sadece Güney Azerbaycan sınırları içinde kalmayıp Türk dünyasının dört köşesinde kendini tanıtmış ve kanıtlamış bir örgüttür.

Bunu sürekli temas halinde bulunduğumuz uluslararası örgütlerin üst düzey temsilcilerine, ABD Kongresi ve Senatosu üyelerine, devlet kurumlarına sürekli anlatıyoruz.

– İran’ı neden terk ettiniz? Terk ettikten sonra nerede yaşıyorsunuz? İran vatandaşlığınız devam ediyor mu? Herhangi başka bir ülkenin vatandaşlığına geçtiniz mi?

Belirttiğim üzere İran isimli ülkeden 63 gün süren ölüm orucu sonucunda Azerbaycan Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, AB ve ABD’de yaşayan binlerce insanın BM’ye gönderdiği dilekçeyle Genel Sekreter Kofi Annan’ın doğrudan müdahalesiyle kurtuldum.

Bay Annan’ın, İran’ın dini liderine yazdığı mektupta benim hayatımı kaybetmemin doğrudan sorumlusunun İran devleti olacağı vurgulanınca bizi salıverdiler.

Günümüzde kendim ve ailem ABD’de ikamet etmekteyiz. Maalesef kardeş bildiğimiz ülkeler bu imkanı bize sağlayamadılar.

Haziran 2006’da Türkiye’den sınır dışı edildim, Bakü’ye gitmek istedim, havaalanından geri çevirdiler, oraya da girişim yasaklanmış durumda.

Biz ABD’de ikamet iznine sahibiz. Şunu da belirtmek isterim ki, anti demokratik İran rejimi şimdiye kadar hiçbir muhalifin vatandaşlığını iptal etmemiştir.

– Genel kanı yurtdışındaki Güney Azerbaycan menşeli örgütler arasındaki ilişkilerin zayıflığı ve onların kendi güçlerini konsolide edememeleri eleştiriliyor. Bununla ilgili siz ne düşünüyorsunuz?

Şahsımın 2006 yılında kardeş ülkeler tarafından sınır dışı edilmeme kadar GAMOH yekvücut bir örgüttü.

Benim fevkalade düzeyde ve eşi olmayan bir insan olma iddiam asla bulunmamaktadır. Fakat tarih İran devletinin benim kendi bölgemizde bulunmamdan fevkalade rahatsızlık duyduğunu tastiklemiştir.

Bundan dolayıdır ki, Bakü’ye ve Ankara’ya baskı yaparak benim artık on dört seneden beri bölgemize yaklaşmama izin verilmiyor.

Bu, her şeyden önce milletimizin gücü ve prestijidir. Bu süre içersinde benim ve lideri olduğum örgütün ortaya çıkmasına asla izin verilmemiştir.

Fakat bu baskılarla bizim kendi mücadelemizden geri adım atacağımızı düşünenler büyük yanılgı içindeler. Biz bu mücadeleye ölümüne bağlıyız.

Dışarıda birlik olunamamasının nedeni samimi ve milletini gerçekten sevmeyen insanların kendilerini bu harekatın bir parçası olarak tanıtma girişimleriyle ilintilidir.

Yüzümüze kapanmış kapıların kısa sürede açılmasını umuyoruz, ondan sonra herkesle eşit çalışmalar yapma ve kendini tanıtma fırsatı da doğacaktır.

İşimizin zor olmasına rağmen asla yılmayacağız.

– İran’da verdiğiniz mücadelenin amacı ne?

İran isimli ülke bin seneden fazla sürede aralıksız Türklerin kurduğu devletler tarafından yönetilmiştir. Toprağı sıksan her karışından Türk kanı fışkıracaktır.

Günümüzde İran nüfusunun yarısını Türklerin oluşturmasına rağmen biz orada azınlıkların sahip olması gereken haklara bile sahip değiliz.

Fars din adamları, Türklerin dilinin cehennem dili olduğunu iddia ederek bizim tarihimizi inkar ediyorlar.

1946’da Tahran’dan gelen Fars rejiminin güvenlik güçleri, otuz bin insanımızı katliama maruz koydu.

Fars rejiminin aralıksız şekilde uyguladığı menfur asimilasyonlar canımızı boğazımıza getirmiştir. İran devleti kendi anayasasına koyduğu hakların hiçbirini bize tanımamaktadır.

Kültür her adımda imha ediliyor. Fars rejimi kendine kalkan olarak İslam dini ve Şia mezhebini seçmiştir.

Biz buna karşı çıkmışız ve çıkmayı sürdüreceğiz. Bizim silahımız dilimiz ve kalemimizdir. Gandi ve Mandela gibi mücadeleyi sürdüreceğiz.

80 milyon nüfuslu İran’da bizim nüfus sayımızı 40 milyon olup en basit haklarımızı istiyoruz.

Halihazırda Güney Azerbaycan’da her evde bir milli harekatçı bulunmaktadır. Bu da 7 milyon insan demektir. O nedenle mücadelemizde geri adım atmamız imkansızdır.

– Haziran 2006’da Türkiye’ye gelip birkaç gün kalmanızdan sonra sınır dışı edildiniz, daha sonra defalarca girişimleriniz oldu fakat bir türlü gelemediniz. Bunun sebebi ne, Türkiye’ye karşı herhangi kırgınlığınız söz konusu mu?

Bizim Türk devletine karşı herhangi bir kırgınlığımız söz konusu olamaz. Mücadelemiz zor olup bunun bedellerinin de olacağını bilmekteyiz.

Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan beyefendiden istirham ettiğim tek şey, İran rejiminin kendisinin gösterdiği saygıyı hak etmemesidir.

En kısa sürede bunu göreceklerini umduğum gibi, kendime karşı uygulanan yasakların da yakın dönemde kalkacağına inanıyorum.

İran rejimi gibi çağdışı bir yapının Türkiye Cumhuriyeti gibi çağdaş ve laik devletlere baskı yapma hakkı bulunmamalıdır.

– Aynı zamanda Azerbaycan Cumhuriyeti’ne de gidemiyorsunuz? Sizi neden Bakü’ye sokmuyorlar?

Kuzey Azerbaycan’ımıza da on dört seneden beri girememekteyiz. Oradaki durum farklı olup maalesef iktidar bizim harekatımızı bölüp parçalamak için uğraşıyor.

Bizim bu haksızlıklar karşısında susmamızın imkanı bulunmamaktadır. Bizler ivedilikle Kuzey Azerbaycan’da da demokratik rejimin kurulmasını istiyoruz.

Aliyev iktidarı bugüne kadar İran rejimine bir kere bile olsa “Sen hangi hakla benim 35 milyon insanımı eziyorsun?” diye sormamıştır.

Hatta BM’deki oylamalarda Aliyev iktidarı İran aleyhinde kesin tavrını koymamaktadır. Çoğu zaman İran rejiminin yanında durması esef vericidir.

– Halihazırda ABD”de ikamet etmenizden dolayı kimi güçler sizin orasıyla ile derin ilişkide olduğunuzu iddia etmektedirler. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Bugün Türkiye’ye ve Azerbaycan Cumhuriyeti’ne girişimiz yasaklandığı için ABD’de ikamet etmekteyiz. Fakat buna rağmen gönlümüz hep vatanımızın ve milletimizin yanındadır.

ABD devlet yetkilileriyle zamanında gerçekleştirdiğimiz buluşmalarımızda milletimizin haklarının nasıl çiğnendiğini anlatmışızdır.

Burada Güney Azerbaycan Türklüğünün varlığından büyük ölçüde bizim çalışmalarımız sayesinde haberdar oldular.

Bizler milletimizin önünde eğilmiş insanlarız ve her yerde milletimizin hakları uğruna mücadele veriyoruz. Başka türlüsünü düşünmek iyi niyet dışındadır.

– İran’daki mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Mücadelenizin bugünkü somut plan ve hedeflerine ilişkin konuşmayı ister misiniz? Mücadelenizin kendi hedeflerine ulaşma imkan ve fırsatlarına ilişkin ne düşünmektesiniz?

Milletimiz gün geçtikçe uyanmaktadır. İran, bugün süngülerin üzerinde ayakta durmaktadır.

Her elli senede bir bölgemizi sarsan olaylar yaşanıyor. Milletimizin her zaman ayık olması gerekiyor.

Bizim de kendimize göre tahlillerimiz ve öngörülerimiz vardır. Özgür olmak dışında alternatifimiz bulunmamaktadır. Biz kardeş Türkiye gibi başımızı dik tutmak istiyoruz ve bunu başarmalıyız.

Türkiye’nin İran’a ilişkin stratejilerini gözden geçirmesi gerektiğine inanıyorum. Kerkük’e ve Suriye Türkmenlerine yardımda geç kalınmıştır.

Güney Azerbaycan’ın da gelecek stratejilerini oluşturmada Türkiye’nin yardımına ihtiyaç duymaktadır.

Tebriz’in, Urmuiye’nin, Erdebil’in, Karabağ’a veya Kerkük’e dönüşmemesi için geç kalınmaması gerekir.

Fars rejiminin yıkılması için kardeşlerimizle omuz omuza mücadele etmemiz gerekir, o zaman bölgede 120 milyonluk Türk etnik birliği ortaya çıkacaktır.

– İran’daki mücadelenizde dış ülkelerden destek bekliyor musunuz? Yoksa milletin kendi kaderini belirleyeceğine mi inanıyorsunuz? Millet kendi özgürlüğünü kendisi kazanacak mı?

Biz milletimize inanıyoruz. Milletimizin kendi bağımsızlığını, kendisi bedel ödeyerek kazanacağından eminiz.

Bakü’deki Özgürlük meydanına toplanan milyonlarca kardeşimiz gibi. Çanakkale Savaşı’nı, Kurtuluş Savaşı’nı kazanan kardeşlerimiz gibi.

Türkiye’nin kırk milyonluk Güney Azerbaycan Türküne sahip çıkması gerekir. Her zaman şuna vurgu yapmışızdır: Milletimizin dediği olacaktır, bu kaçınılmaz durumdur.

– Güney Azerbaycan’da öne çıkan mücadele faktörü hangisi; din-mezhep mi yoksa etnik haklar uğruna mücadele mi?

Bizim için en önemli öğe Türklük bilinci olup Anadolu’da çok sayıda Sünni kardeşimizin olduğunu hiçbir zaman unutamayız.

Şia kardeşlerimiz ise ağırlıklı olarak Güney ve Kuzey Azerbaycan’dalar.

Biz milli kimliğimizi idrak etmek suretiyle demokrasi uğruna mücadele veren örgütüz. İran rejimi, Türk kimliğimizi silmenin yanı sıra demokrasi mücadelemize de engel olmaktadır.

Bölgede Şia hilali oluşturmaya çalışan İran bundan dolayı mezhepsel çatışmaların da başını çekmekte ve başrolü oynamaktadır.

– İran ile Irak arasında baş gösteren gizli mücadeleyi ve bölgesel mücadelenin geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Irak nüfusunun çoğunluğunun mezhepsel olarak Tahran rejimine yakın olmasından dolayı olası bölgesel çatışmalarda Irak’ın toprak bütünlüğü soru işaretine alınabilir.

Irak’ta aylardan beri süregelen hükümet krizi ekonomiyi daha da kötü duruma sürüklemektedir.

Bizi zor aylar, yıllar bekliyor, o nedenle toprak kaybı yaşamamamız için hazırlıklı olmalı ve millet olarak kendi hakkımızı almamız için mücadelemizi sürdürmeliyiz.

– Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta ABD tarafından öldürülmesinin İran içinde ve bölgedeki etkilerine ilişkin ne söylemek isterdiniz?

Kasım Süleymanlı isimli kişi İran rejiminin Hameney’den sonraki ikinci adamı olarak bilinmekteydi. Kendisinin faaliyet alanı İran isimli ülkenin sınırları dışındaydı.

Şia hilali olarak bilinen bölgede ve ondan kenarda kendi misyonunu yerine getirmekteydi.

Bir dizi siyasi ve askeri analist, Beşşar Esad rejiminin de Süleymani sayesinde ayakta kaldığını gündeme getiriyordu.

Irak’ta ki ABD ve Batılı istihbarat örgütlerine ağır zayiatlar veren ve Yemen’e kadar uzanan çizgide gayet etkili olan Süleymani’nin sıradan çıkarılması İran için ağır bir darbe olup Fars molla rejiminin Batı karşıtı komutanlarının ciddi hedefte olduğunu ortaya koymaktadır.

Süleymani olayı rejime ağır bir darbe niteliğinde olup ondan sonraki gelişmelerde Tahran’ın nükleer program üzerinde kısıtlamayı kaldırması Batı’nın daha ağır yaptırımlar uygulamasına ve ekonomik durumun daha da ağırlaşacağına işaret etmektedir.

İran bir taraftan ABD’den korkmadığını kendi toplumuna göstermek isterken diğer taraftan, olası çatışmaların rejimin tamamen çökmesine neden olacağından endişe etmektedir.

Bölgemizi zor süreçler beklemektedir. Milletimiz bu süreçleri kendi lehine dönüştürmek için hazırlıklı olmalıdır.

– Gazetemiz üzerinden vermek istediğiniz somut mesajlar hangilerdir?

Gazeteniz okurlarını saygı ve sevgilerimle selamlarken, özgürlüğün verilmediğini, bedeli ne olursa olsun, mücadeleyle kazanıldığını bir daha vurgulamak isterim.

İran gibi çağdışı ülkelerde özgürlüğün bedeli de can ve kandır.

Milletimizin yüce duruşu ve yılmaz mücadelesi Fars-molla rejimini düz üste getirecektir. Biz bunu tarih önünde tescilleyeceğiz.

Gelecek bizimdir, biz İran’ın parçalanmasını istemeyiz; zira İran, ta eskiden Türk toprağıdır.

İran’da Türkiye’nin yarısı kadar demokrasi olursa, biz özgür seçimlerle Cumhurbaşkanı makamını da alırız, Meclis çoğunluğu da bizde olur.

Bundan korktukları için bize adaletli davranmıyorlar, demokrasiyi getirmiyorlar.

Mayıs Alizade

Independnet Türkçe