TARİH /// Ali EKBER ÖZGEN : Sümer medeniyetinin neden bir anda yok olduğunu açıklığa kavuşturuldu


Ali EKBER ÖZGEN : Sümer medeniyetinin neden bir anda yok olduğunu açıklığa kavuşturuldu

iklim bilimciler, ilk birleşik Sümer devleti olan Akad İmparatorluğu ’nun 4200 yıl önce kentleri su rezervlerinden tümden yoksun bırakan güçlü kuraklık ve kum fırtınalarından dolayı birdenbire dağılarak yok olduğu sonucuna vardı. İngiltere ‘deki Oxford Üniversitesi ‘nden Stacy Carolin ve ekip; arkadaşlarının ABD Ulusal Bilimler Akademisi’nin çıkardığı PNAS dergisinde yayınladıkları makalede, şu ifadelere yer verildi:

Sümer medeniyeti

“O zamanlar, sadece Sümerleri değil, eski Hint ve Mısır medeniyetlerini de eş zamanlı olarak yok eden bir iklim felaketinin meydana geldiğinden uzun süredir şüpheleniyorduk.

Ancak Kızıldeniz’in sahilinde ve Umman Körfezi’nde bulduğumuz bazı çelişkili kalıntıların dışında bununla ilgili elimizde başka kanıt yoktu.” Kral Sargon’un Mezopotamya’daki Sümer kentlerini birleştirerek kurduğu güçlü bir memur mekanizmasıyla idare edilen Akad İmparatorluğu, zamanının en güçlü ‘süper devletlerinden’ biri kabul edilse de, kurulmasından yalnızca 200 yıl sonra dağıldı. Başkenti olan Akkad kentiyse geriye iz bırakmadan yok oldu.

Sümer medeniyeti haritası

Bu dağılmanın nedenleri uzun zaman boyunca tarihçilerin arasında tartışmalara konu oldu.

Araştırmacıların bir kısmı, Mezopotamya’daki eski düzen yanlılarının merkezi yönetimden memnun olmayıp Sargon ve soyundan gelen torunlarına karşı savaş açtıklarını düşünürken,

diğer bir kısımsa bu güçlü devletinin düşmesini göçebe Gutilerin istilalarına bağlıyor.

AKAD İMPARATORLUĞU ‘NUN SONUNU İKLİM DEĞİŞİKLİ SONUCU ORTAYA ÇIKAN KURAKLIK HAZIRLADI

Kısa bir süre önceyse bazı tarihçiler, iklim bilimcileri ve jeologlar, Sümer uygarlığının geçirdiği felaketin insan elinden değil. İklim şartlarından kaynaklandığını dile getirmeye başladı. Zira o bölgenin komşusu olan Suriye’de yapılan kazılar,

milattan önce 2.200 yıllarında Ortadoğu’da fiilen tüm büyük kentleri yok eden güçlü bir kuraklık dalgasının başlamış olduğu yönünde güçlü ipuçları verdi.

Carolin ve ekibi, İran’ın kuzeyindeki Demavend kentinin yakınlarında yer alan bir mağarada son 5 bin yıl içinde oluşan sarkıtları inceleyerek, imparatorluğun yok oluşuna gerçekten de kuraklığın yol açtığı konusunda doğrudan kanıtlara rastladı.

Sümer medeniyeti

Mağaranın Akad İmparatorluğu’nun kuzey bölgelerinin yakınında bulunduğu için araştırmacılar,

krallığının çöküş dönemine denk gelen iklim koşullarını net bir biçimde restore etti.

Mezopotamya’nın ilk ‘süper devleti’ yok eden faktörün gerçekten de iklim olduğu ortaya çıktı. Zira araştırmacılar; 4.26 bin yıl önce sarkıtların büyümesinin sert bir şekilde yavaşladığını ve bunun yağışların seviyesinde keskin bir düşüşe işaret ettiğini saptadı.

Araştırmaya göre büyük kuraklık yaklaşık 300’ü aşkın yıl sürdü ve sona erdiği dönem, Mezopotamya ‘nın yeniden doğuşuna ve Babil’in kurulmasına denk geliyor.

Editör / Yazar: Ali Ekber ÖZGEN

Kaynak: https://www.iflscience.com/environment/a-stalagmite-may-have-just-revealed-what-caused-the-fall-of-a-mesopotamian-empire/

SAĞLIK DOSYASI : İnsan Beynini Etkileyen 10 Roman


İnsan Beynini Etkileyen 10 Roman

Nitelikli kitapları okumak insan beynini geliştirir, sosyal bağları güçlendirir ve bir biçimde bizi iyileştirir.

Bu gerçekten yola çıkan bir grup bilim insanı beyni farklı biçimlerde etkileyen on romanı belirlemiş zamanında.

Toronto Üniversitesi öğretim üyesi psikiyatr Keith Oatley ve Ingrid Wickelgren tarafından Scientific American’da yazılan makaleye göre, roman kahramanlarıyla özdeşleşmek, hem hayal dünyasını zenginleştiriyor, hem de sosyal bağları güçlendiriyor.

Listede yer alan romanlara bir göz atalım:

1) Johann von Goethe / Genç Werther’in Acıları (1787)

Goethe’nin, henüz yirmi beş yaşındayken yazdığı bu kitap kısa bir süre önce Charlotte adlı genç bir kadınla yaşadığı mutsuz ilişkiden yola çıkıyor.

Edebiyat dünyasına, karşılıksız aşkıyla intihara sürüklenen “Romantik kahraman”ı armağan eden bu büyüleyici mektup-roman, şiirselliği ve yaşama tutkulu bakışıyla okuyucuları mıknatıs gibi kendine çekmişti.

Almanya’da bütün gençliği etkisi altına alan romanın, birçok intihara neden olduğu, Werther’in giydiği mavi frak, sarı yelek ve çizmelerin döneminde moda yarattığı, Napoléon’un bile kitabı sürekli yanında taşıdığı söylenir.

Son derece duyarlı ve tutkulu bir genç ressam olan Werther’in, düşsel dostu Wilhelm’e yazdığı mektuplardan oluşan Genç Werther’in Acıları, edebiyatta akılcılığın yerini alan duygusallığın bir başyapıtıdır.

2) Jane Austen / Aşk ve Gurur (1813)

Aşk ve Gurur, taşralı bir beyefendinin kızı olan Elizabeth Bennett ile varlıklı ve soylu toprak sahibi Fitzwilliam Darcy arasındaki çatışmayı anlatır.

Soyluluk ve servetten kaynaklanan “gurur” ile Elizabeth’in ailesinin soylu olmayışı karşısında beslediği “önyargı”, Darcy’yi mesafeli davranmak zorunda bırakır. Elizabeth’in davranışında da hem özsaygının uyandırdığı “gurur”, hem de Darcy’nin züppeliği karşısındaki “önyargı” etkili olur.

Zeki ve coşkulu Elizabeth İngiliz edebiyatının en çok ilgi uyandıran kadın roman kişiliklerinden biridir.

3) Nathaniel Hawthorne / Kızıl Damga (1850)

Kızıl Damga, bir kadının utancının ve toplumda maruz kaldığı zulmün trajik öyküsüdür.

Hester Prynne, bir İngiliz bilgini olan ve kendisine, bir süre önce geleceğini söyleyen kocasını iki yıl boyunca bekler. Adam döndüğünde, karısını kucağında bir bebekle bulur. Genç kadın, işlediği zina suçunun cezası olarak, elbisesinin göğsüne işlenmiş bir “A” harfi taşımaya mahkum edilmiş ve sonucunda kendisini hor gören komşuları tarafından dışlanmıştır.

Hem kocasının hem de sevgilisinin kimliklerini gizli tutmaya yeminli olan Hester, yardımseverliğiyle yavaş yavaş toplumun saygısını kazanmaya başlar.

Hester Prynne’in, suç sayılan günahıyla yüzleşirken sergilediği güç ile onu tek başına bırakan adamın korkaklığı ve ahlaki zayıflığının tezatlığı, etkileyici olduğu kadar üzücü de olan bir sonla çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriliyor kitapta.

4) Gustave Flaubert / Madam Bovary (1856)

Sıradan bir doktor olan Charles Bovary ile yüksek idealleri ve lüks tutkusu olan karısı Emma Bovary’nin, yaşamının tekdüzeliğinden sıyrılmak için girdiği ilişkilerini konu alan roman birçok çevre tarafından ilk çağdaş realist roman sayılır.

Madam Bovary ilk kez 1857 yılında basılmıştır. Yapıt, döneminde büyük yankılar uyandırmış, kitabın tümünün yayımlanması için Flaubert’in mahkemeye gitmesi gerekmiştir.

Romantizmin idealist yaklaşımına bir tepki olarak ortaya çıkan roman, realizm akımının ilk ve en önemli örneklerindendir. Bu kitaptan sonra ‘Bovarizm’ akımı oluşmuş ve psikolojide tatminsizlik, memnuniyetsizlik anlamına gelen bir rahatsızlık olarak yer almıştır.

Baş karakter Emma Bovary’nin sergilediği davranışlar o dönemde büyük yankı uyandırmış ve bu yüzden yazar Flaubert uzun yıllar boyu çeşitli eleştiri ve suçlamalara maruz kalmıştır.

5) George Eliot / Middlemarch: Taşra Yaşamı Üstüne Bir Çalışma (1870)

Romanın hikâyesi 1830 ve 1832 yılları arası, İngiltere’nin iç kısmında yer alan kurgusal Middlemarch kasabasında geçmektedir. Çok sayıda karakter ve farklı ama birbiriyle kesişen anlatılar içeren romanda kadınların konumu, evliliğin nitelikleri, idealizm ve bencillik, din ve riyâkarlık, siyasi reform ve eğitim gibi temalara değinilmektedir.

6) Leo Tolstoy / Anna Karenina (1877)

Eser, 1870’lerin Rusya’sında, toplumun üst sınıfına mensup kimseler arasında yaşanan birbirinden bağımsız iki aşk macerasını anlatmaktadır.

Olaylar Moskova’da, Petersburg’da ve asilzadelerin yazlık malikanelerinde geçer. Romanda dürüst bir evliliğin mutluluğu ile yasak bir ilişkinin düş kırıklıkları karşılaştırılır; sadakat, tutku, kıskançlık gibi temalar işlenir; bir yandan da o dönemde Rusya’da kadınların durumu, eğitim reformu gibi konular dile getirilir.

7) Virginia Woolf / Bayan Dalloway (1925)

“Yaşamı ve ölümü vermek istiyorum, sağlığı ve çılgınlığı; toplum düzenini eleştirmek istiyorum, işler halinde, en yoğun biçiminde.”

Virginia Woolf belki de en tanınmış romanı olan Mrs. Dalloway için bir yazısında bunları söylüyor. Mrs. Dalloway, edebiyat tarihinde daha sonraları “bilinç akışı”adıyla anılacak bir tekniğin en başarılı örneğidir.

8) Toni Morrison / Sevilen (1987)

Toni Morrison’un 1988 Pulitzer Edebiyat Ödülü’nü kazanan bu büyük romanın konusu, Amerika’nın iç savaşını izleyen yıllarda Ohio’da geçiyor; köle Sethe’nin ve ailesinin çevresinde dönüyor.

Kentucky’de köle olarak bulunduğu bir çiftlikten kaçan Sethe, yakalanacağını anlayınca, beyazların eline geçmemesi için iki yaşındaki kızını öldürmeyi yeğler. Ölen küçük kızın ruhunun evde dolaştığına inanan güzel ve gururlu Sethe, bu olayın etkisinden kendisini kurtaramaz.

Aradan on sekiz yıl geçtikten sonra Sethe’nin evine bir genç kız gelir. Yirmi yaşındaki bu ilginç konuk, nereden geldiğini bilmemekte, çatlak sesiyle bir çocuk gibi konuşmaktadır. Sethe’ye taparcasına bağlı olan genç kız, adının Sevilen olduğunu söylemektedir.

Roman, Sethe’nin kölelikten özgürlüğe doğru yaptığı zorlu yolculuğu anlatırken, geri dönüşlerle bu çarpıcı anlatımın içine Sethe’nin geçmişindeki ürkütücü gerçekleri de katar.

Irk ayrımının olanca şiddetiyle hüküm sürdüğü günlerde geçen olaylarda, kör inançlarla, ruhlarla dokunmuş roman örgüsü, yoksulluğun ve özgürlük verirken, bir köle ve bir anne olarak Sethe’nin çektiği acıları çok irkiltici bir biçimde anlatıyor.

9) J.M. Coetzee / Utanç (1999)

1999 Booker Roman Ödülü’nü alan bu roman dönüşüm geçirmekte olan bir toplumun, Güney Afrika’nın öyküsünü anlatıyor.

İki kez evlenip boşanmış, bir kız babası olan, elli iki yaşındaki Profesör Lurie’nin öyküsünde, hem siyasal hem de kişisel dönüşümler, değişimler yaşayan bir toplumun insanını tanıtıyor.

Acımasız bir dürüstlükle yazan J. M. Coetzee, okura yumuşak bir roman sunmuyor, sert bir öykü anlatıyor, hem keyifli, hem kasvetli bir öykü.

10) Mohsin Hamid / Gönülsüz Köktendinci (2007)

İstemeye istemeye “köktendinci” olan bir genç adamın hikâyesi. İstemeye istemeye ne demek? Köktendinci ne demek? Bu kavramları da açmayı ihmal etmiyor yazar.

Kahramanı Cengiz, Amerika’ya okumaya giden yetenekli, zeki, pırıl pırıl Pakistanlı bir genç. Princeton Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun olur. Sınıfının birincisi, okulun en iyisidir. Toplumdaki seçkinler arasına katılır. Bir Amerikan firmasında muhteşem bir iş edinir.

Bundan sonra tek yapması gereken, kendini kapitalizmin ritmine uydurmak, devamlı çalışmak, paralanmak ve yükselmektir. Ancak işler farklı gelişir.

Mohsin Hamid bu “seçilmiş”, “sürüden ayrılmış”, fazlasıyla Amerikanlaşmış Pakistanlı gencin nasıl olup da 11 Eylül sonrası kendi içinde derin bir kimlik bölünmesi yaşadığını, etrafındaki herkesten ve her şeyden soğuduğunu, tepkisel ve kindar olduğunu ve son tahlilde Amerika’yı terk edip Pakistan’a dönmeyi seçtiğini anlatıyor kitabında.

Bu kitapları keşfetmeniz dileğimizle…

Referans: https://www.scientificamerican.com/article/fiction-stories-that-sharpen-your-mind/

Matematiksel

TARİH : TÜRK MEDENİYETİNİN 2200 YIL ÖNCE TARİHE VURDUĞU DAMGA; KARIZLAR VE TURFAN.


TÜRK MEDENİYETİNİN 2200 YIL ÖNCE TARİHE VURDUĞU DAMGA; KARIZLAR VE TURFAN…

Doğu Türkistanın Turfan bölgesinde yapılmış bir yer altı su şebekesi sistemi olan Karız Kanalları, dünya uygarlık tarihinin en önemli eserlerinden biri.
2 bin 200 yıl önce Türkler tarafından Tanrı Dağlarında eriyen karları, taraçalarla bir kanalda toplayarak, yazın buharlaşmasın, kışın donmaması için çölün altından toplam 6000 km. yapılan kanalla tarım alanlarına taşıyan Türk medeniyetin çocukları ne kadar gururlansa azdır..

2200 yıl önce bu kadar ilginç ve muazzam bir su şebekesi, mühendislik temelli yapı yok.
Deniz seviyesinin altında olan Turfan vilayetinin merkezi olan Turfan şehri, su kaynakları bulunmayan ve iklimi son derece kurak bir bölgede bulunuyor.
Bölgedeki su sıkıntısından ötürü 2 bin yıl önce Tanrı Dağları’ndan Turfan istikametinde toplam uzunluğu 5 bin 272 kilometre olan yeraltı su kanalları inşa edilmesinin ardından bölge, Anadolu Türkçesinde kullandığımız Turfanda kelimesinin kökünü oluşturmustur. Karız Kanalları Tanrı Dağları’ndan topladığı suyu 60 km çölün altından geçirerek Turfan’daki tarım alanlarına götürür.

Doğu Türkistanda yaşayan ve bölgenin temel halkı olan Türk soylu halkların başında gelen Uygurlar Türkleri tarafından yapılmıştır. Kanalın derinliği 110 metre den başlıyor. Kanallar çölün altından ağ gibi örülmüş. Aralıklarla açılan kuyular yardımıyla tarım alanları bu gün bile sulanmaktsdır.

2200 yıldan beri Tanrı Dağları’ndan kar sularından elde edilen günlük 858 metreküp su, bu kanallardan taşınarak bölgede bu gün yaşayan insanların %30 su sağlamaktadır. Kısaca 1.5 m. Yükseklik suya paralel yürüme yolları ve kanalın toprak üzerinden ulaşılabilen kuyuları ile hala insanlığa, hayvanlara ve bitkilere hizmet etmektedir.
Abdullah Buksur

SAĞLIK DOSYASI : ŞARLATAN DOKTORLARIN 10 ÖZELLİĞİ NE ??? İSTANBUL TABİP ODASI SIRALADI…


ŞARLATAN DOKTORLARIN 10 ÖZELLİĞİ NE ??? İSTANBUL TABİP ODASI SIRALADI…

16 Ocak 2019

Kendi ifadeleriyle şarlatan doktorlar hakkında bir basın bildirisi yayınlayan İstanbul Tabip Odası mesleği itibarsızlaştıran doktorların 10 ortak özelliğini sıraladı…

Açıklamada özellikle medyatik; “ezber bozan tabu yıkan” beyanlarıyla öne çıkan doktorlar hedef alındı. Çok sert bir eleştiri niteliğinde kabul edilebilecek basın bildirisinde şarlatan doktorların 10 ortak özelliği de sıralandı.

İstanbul Tabip Odası bu açıklamayla halk sağlığı olarak gördüğü bir sorunun üzerinde gitmeyi halkı şarlatan doktorlara karşı bilinçlendirmeyi amaçlıyor.

İstanbul Tabip Odası (İTO) bazı tıp doktorlarının basın-yayın organlarında ‘ezber bozan’ ‘tabu yıkan’ ‘şoke eden’ şeklinde verilen açıklamalarına tepki gösterdi. İTO ‘şarlatan’ olarak tanımladığı doktorların 10 özelliğini sıraladı.

İşte İstanbul Tabip Odası’nın şarlatan doktorlar hakkındaki basın açıklaması…

Modern Tıbba Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği ve Tıbbın Şarlatanlarının 10 Ortak Özelliği

SAKIN KANMAYIN SAĞLIĞINIZDAN OLMAYIN!

Basın yayın organlarında sosyal medyada sık sık bazı tıp doktorlarının “ezber bozan” “tabu yıkan” “şoke eden” açıklamaları yer alıyor. İstanbul Tabip Odası (İTO) Yönetim Kurulu olarak 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu ve ilgili mevzuatın verdiği görev yetki ve sorumluluklar çerçevesinde bunların bazıları için gelen şikayetler üzerine ya da resen soruşturma açılıyor ve İTO Onur Kurulu’na sevk ediliyor ve kusurlu bulundukları takdirde cezalandırılıyorlar.

İTO Onur Kurulu doğrudan hekimler tarafından seçilir ve çalışmalarını İTO Yönetim Kurulu’ndan bağımsız ve tamamen tarafsız olarak yürütür.

Bununla birlikte İTO Yönetim Kurulu olarak yargılama süreçlerine gölge düşürmemek için azami çabayı gösteriyoruz ve soruşturmaya konu olan olay ne kadar bariz ve vahim olsa da soruşturma sürecinin bütün aşamaları tamamlanmadığı sürece zaman zaman meslektaşlarımızın ve kamuoyunun tepkisini çeksek de konu hakkında görüş belirtmiyoruz.

Gittikçe daha büyük bir halk sağlığı sorunu haline geliyor

Ancak girişte bahsettiğimiz meselenin giderek daha büyük bir halk sağlığı sorunu olduğunu gözlüyoruz ve bu nedenle tekil bireylere değinmeden konuyla ilgili görüşlerimizi kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Öncelikle belirtelim ki; modern tıp dogma değil bilimsel bir disiplindir ve felsefesinden pratik uygulamasına kadar modern tıbba dair her konunun tartışılması gayet doğal ve de sağlıklıdır. Keza sağlık sadece hekimlerin/sağlık profesyonellerinin üzerinde söz söyleyebileceği bir konu değildir. Bu tartışmaların bilimsellikten şaşmamak kaydıyla toplumun önünde toplumun katılımıyla yapılmasında da hiçbir sakınca yoktur. Tersine tıbbi konuların bütün toplumun anlayabileceği popüler bir dille anlatılması toplum sağlığı açısından son derece önemli ve değerlidir.

Ancak ne yazık ki bazı tıp mensupları ısrarla ve inatla toplumun sağlık eğitimi konusundaki eksikliğini istismar etmeyi mesleki bir kariyer haline getirmektedir.

Aslında olay sadece günümüze ve ülkemize özgü değildir; çağlar boyunca her zaman tıpla birlikte tıbbın itibarından yararlanarak tıbbı ve hastaları istismar ederek var olmuştur ve Türk Dil Kurumu Bilim ve Sanat Terimleri Ana Sözlüğü’nde şöyle tanımlanmaktadır.

Şarlatan: Bilim vicdan etik ve deontoloji vb. her türlü değer sistemini yok sayarak kısa zamanda ün ve varlığa ulaşmak için her türlü yola başvurarak hekimlik pratiği yapan kişi. Uzmanlık ve ilgi alanları tarzları üslupları farklı olsa da açıklamalarıyla sık sık “kamuoyunun gündemine oturan” tıbbın şarlatanlarının bazı ortak özellikleri şunlardır:

Şarlatan doktorların 10 özelliği ne?

1. Her ne kadar modern tıbbı yerden yere vursalar da; bunu yaparken modern tıp eğitimi sonucu kazandıkları “doktor” unvanlarını ve akademik kariyerlerini kullanmaya özen gösterirler. Özel muayenehanelerinde kliniklerinde hasta bakmaya ilaç yazmaya devam ederler.

2. Hemen her açıklamalarında bilimsel/tıbbi gerçekler/doğrularla bilim dışı yalanları/yanlışları birlikte harmanlayarak sunar böylece yalanları/yanlışlarını gerçeklerin/doğruların arasında gizlemeye çalışırlar.

3. İleri sürdükleri “ezber bozan” “tabu yıkan” “şoke eden” iddiaların hiçbir bilimsel ispatı yoktur. Kendilerine soracak olursanız iddialarını ispatlamaları için bilimsel dayanağa ihtiyaç yoktur kendilerinin söylemiş olmaları yeterlidir.

4. Ortaya attıkları iddiaların çürütülmesinde kendileri açısından hiçbir sıkıntı duymazlar; hemen yeni konular yeni iddialar bulurlar. Hemen hepsinin kendince “her derde deva” bir meyvesi sebzesi insan yaşamını en az 30 yıl uzatacak bir diyet/tedavi kürü vardır.

5. Yaşam düsturları “Bir gün herkes -15 dakikalığına- ünlü olacak!” taktikleri “Reklamın iyisi kötüsü olmaz!”dır. Bilimsel başarılarıyla değil medyatik söylemleriyle kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışırlar.

6. Kendilerine uzatılan her mikrofona yöneltilen her soruya uzmanlık alanları olup olmadığına bakmaksızın mutlaka verilecek bir cevapları vardır. Bazıları daha da ileri gidip fırsatını yakalamışken derin sosyolojik tahlillerde bulunurlar.

7. Bugün zaten birçok doktorun ve tabip odalarının “aşırı teşhis”ten aşırı teknoloji ve ilaç kullanımına tanı/tedavi süreçlerine tıbbi teknoloji/ilaç tekellerinin müdahalesinden kapitalist tıbba kadar bir dizi uygulamayı son derece radikal eleştiriler yönelttiğini bilmezden/görmezden gelirler; kendilerini biricik kahraman ilan ederler.

8. Zihin dünyaları “komplo teorileri”yle doludur; kanserin çaresi bulunmuştur ama ilaç firmaları gizliyordur şekerin zararı kendileri ifşa edene kadar toplumdan saklanmıştır aşıların içinde alüminyum vardır ve otizme yol açıyordur vb. ve de bütün bu komploların farkına varan biricik akıl sadece kendilerinde mevcuttur.

9. Açıklamalarında soyut bir “tıbbi endüstri” “sistem” eleştirisi varsa da hiçbir zaman mevcut sağlık politikalarını ve o politikaların sahibi siyasi iktidarı eleştirmezler iktidar partisi AKP’nin adını dahi ağızlarına almazlar; sonunda da faturayı doktorlara keserler.

10. Her ne kadar bütün bu faaliyetlerini kendileri için hiçbir karşılık beklemeden toplum için/toplum yararına “uhrevi” amaçlarla yaptıklarını iddia etseler de çabalarının meyvelerini daha çok tanınırlık/bilinirlik/kabul görme hasta sayısı/kitap satışlarında artış gibi “dünyevi” nimetler olarak toplamaktan kaçınmazlar.

11. Modern tıbba saldırmanın dayanılmaz hafifliği

“Modern tıbba saldırmanın dayanılmaz hafifliği” ile sanatlarını icra eden bu şarlatanlar çağlar boyunca olduğu gibi bugün de sadece hekimlere ve hekimliğe zarar vermekle kalmamakta; kişisel çıkarları için insanların modern tıbba güvenini zedeleyerek ve onları bazen ölümle sonuçlanacak kadar yanlış yönlendirerek aslında ve esasen toplum sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturmaktadırlar.

Nitekim biz hekimler acillerde polikliniklerde yoğun bakım servislerinde ne yazık ki her geçen gün daha fazla sayıda bu şarlatanların yanlış yönlendirmelerine kanıp sağlığından ve hayatından olan hastalarla karşılaşmaktayız.

Bu nedenle tabip odaları bu şarlatanları soruşturmakta cezalandırmakta; meslektaşları kendi içlerine dahi almayarak tepkilerini göstermektedirler. Ancak biliyoruz ki bu şarlatanlara verilecek en büyük ceza toplum tarafından dikkate alınmamaları yok sayılmaları dışlanmalarıdır.

Bu nedenle öncelikle değerli basın yayın kuruluşlarından rica ediyoruz:

Lütfen bu menfaatperest şarlatanların bilim dışı bilgilerle toplumu yanlış yönlendirmesine ve insanların sağlığını tehlikeye atmasına aracı olmayınız. Ve de bütün toplumu bu şarlatanlara karşı uyarıyoruz:

Sakın Kanmayın Sağlığınızdan Olmayın!

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ İSTANBUL TABİP ODASI

LİNK : https://www.gidahatti.com/sarlatan-doktorlarin-10-ozelligi-ne-istanbul-tabip-odasi-siraladi-139435/