DİN & DİYANET DOSYASI : 5 ŞUBAT 1932’de. “İlk” Türkçe hutbe Yüce Önder ATATÜRK’ün emriyle 89 yıl önce bu gün Süleymaniye Ca misi’nde okundu.


5 ŞUBAT 1932’de. “İlk” Türkçe hutbe Yüce Önder ATATÜRK’ün emriyle 89 yıl önce bu gün Süleymaniye Camisi’nde okundu

Atatürk bu önemli görevi Hafız Sadettin (Kaynak) Bey’e vermiştir.

Sadettin Bey’in Süleymaniye Camisinde okuduğu ilk Türkçe hutbe ertesi günkü Cumhuriyet gazetesinin manşetine “İlk Türkçe Hutbe Dün Okundu” biçiminde yansımıştır.

Türklerde hutbe Karahanlı Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde bir gelenek olarak hep Arapça okunmuştu.

Osmanlı döneminde zaman zaman Türkçe hutbe okunması gündeme gelmişse de yaygınlık kazanmamıştır.

Türkçe okunduğu kayıtlara geçmiş ilk hutbe 1911 yılında Bursa’da Hüdavendigar Camisi’nde okunan Cuma hutbesidir. Hatip hutbeyi Arapça olarak aktardıktan sonra nasihat bölümlerini cemaate Türkçe olarak anlatmış; hatta bu olayı kaleme alarak Sırat-ı Müstakim (daha sonra Sebil ür-Reşat) dergisinde yayımlamıştı.

Türkçe hutbe okunmasına ilişkin bir başka örnek de TBMM Hükümeti döneminde Abdülmecit’in halife seçilmesinden sonra 24 Kasım 1922’de İstanbul’da Fatih Camisi’nde Kırşehir Milletvekili Ahmet Müfit (Kurutluoğlu) Bey tarafından okunan hutbedir.

Atatürk de 7 Şubat 1923’te Balıkesir Zağnos Paşa Camisi’nde cemaatle birlikte öğle namazı kılmış ve namaz sonrasında minbere çıkarak Türkçe bir hutbe vermişti.

Atatürk burada hutbelerin Türkçe anlaşılır halkı aydınlatıcı halka yol gösterici ve çağa uygun nitelikte olması gerektiğini belirttikten sonra hatiplerin sahip olmaları gereken nitelikleri de sıralamış; ayrıca hutbelerin içeriğinin güncel konularla ilgili olmasını istemişti.

Cumhuriyet’in ilanından sonra bu anlayışla Türkçe hutbe okunması yaygınlaştırılmak istenmişti.

1927 yılında Diyanet İşleri Reisi Rıfat Börekçi’nin imzasıyla hutbelerin ayet ve hadis metinleri dışında kalan “nasihat” bölümlerinin Türkçe okunacağına ilişkin bir talimat yayımlanmıştı.

Diyanet İşleri Başkanlığı Diyanet üyelerinden Ahmet Hamdi Akseki’ye o yıl “Türkçe Hutbe” adlı bir kitap da yazdırıp bastırmıştı.

Atatürk’ün 1930 yılından itibaren en fazla yoğunlaştığı konulardan biri dil ve tarih ötekisi de din konusu olmuştu. Aslında her iki konuyu birlikte ele almak istemişti.

Bir yandan Kuran’ın Türkçeye tefsir ve tercüme çalışmalarını başlatırken diğer yandan halkı Türkçe Kuran’a Türkçe duaya Türkçe hutbeye ve Türkçe ezana alıştırmak için de çalışma başlatmıştı.

Atatürk Türk toplumunu çepeçevre kuşatan “Arap etkisini” hem yazı ve dilden hem de dinden uzaklaştırmak istiyordu.

Atatürk’ün din dilinin Türkçeleştirilmesi çalışmaları aslında dil devriminin bir parçasıdır.

Arap harflerinin yerine yeni Türk harflerini kabul etmesinin ve dinde Türkçeleştirme çalışmalarını başlatmasının nedenlerinden biri de budur.

Dinde Türkçeleştirme konusundaki asıl çalışmalar 1932 yılı Ramazan ayında İstanbul’da bizzat Atatürk başkanlığında gerçekleşmişti.

22 Ocak 1932’de Atatürk’ün emriyle Hafız Yaşar (Okur) Bey Yerebatan Camisi’nde Kuran-ı Kerim’in Yasin Suresini ilk kez Türkçe olarak okumuştu.

Benzer uygulama 27 Ocak’ta Sultanahmet Camisi’nde yinelenmişti. Bunu 30 Ocak 1932’de Fatih Camisi’nde okunan Türkçe ezan izlemişti.

3 Şubat’ta Kadir Gecesi’nde 70 bin kişinin katılımıyla Ayasofya Camisi’nde Türkçe okunan Kuran ve mevlit ise radyodan tüm Türkiye’ye yayımlanmıştı.

İşte tam bu günlerde Süleymaniye Camisi’nde ilk kez “yaygın” bir biçimde duyurularak ve ilk kez “çok geniş” bir kitleye yönelik olarak Türkçe hutbe de (ilk kez olmasa bile!) okunmuştur.

Sadettin Bey’in bu konudaki ifadeleri şu şekildedir:

Fatih Camii’nde ilk defa olarak Türkçe Kur’an okudum. Bunu müteakip Türkçe hutbeye sıra gelmişti.

‘Haydi bakalım. Türkçe hutbeyi de Süleymaniye Camisi’nde oku! Amma okuyacağını önce tertip et bir göreyim’ dedi.

Yazdım verdim. Beğendi. Fakat: ‘Paşam bende hitabet kabiliyeti yok. Bu başka iş hafızlığa benzemez’ dedim.

‘Zararı yok tecrübe edelim’ buyurdu.

Bunun üzerine tekrar sordum: ‘Hutbeye çıkarken sarık saracak mıyım?’

‘Hayır sarığı bırak… Benim gibi başı açık ve fraklı…’

Ne diyeyim inkılap yapılıyor ‘Peki’ dedim.

O gün hıncahınç dolmuş Süleymaniye Camisi’nde cemaat arasına karışmış yüz elli de sivil polis vardı.

Bu tedbirin isabetli olduğu da çok geçmeden anlaşıldı.

Ben Türkçe hutbeyi okur okumaz kalabalık arasından bilahare Arap olduğu anlaşılan biri sesini yükselterek: ‘Bu namaz olmadı…’ diye bağırdı. Fakat çok şükür itiraz eden yalnız bu Araptı. "

Gazete: 6 Şubat 1932 tarihli Cumhuriyet.

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s