TEŞKİLATI MAHSUSA DOSYASI : Teşkilat ı Mahsusa’dan MİT’e, MİT’in 56 Yıllık Tarihçesi


Teşkilat ı Mahsusa’dan MİT’e, MİT’in 56 Yıllık Tarihçesi

Merkezi İstanbul Nuruosmaniye’de yeralan Teşkilat-ı Mahsusa’nın uzmanları, I. Dünya Savaşı süresince, Bingazi’de, Trablus’ta, Basra’da, Mısır’da gerilla hareketlerini örgütleyip, istihbarat savaşlarında canlarını hiçe sayarak görev yapmışlardır. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde, siyasi birliğin korunmasını sağlamak, ayrılıkçı hareketleri önlemek ve yabancı ülkelerin Ortadoğu’daki istihbarat ve gerilla faaliyetlerine karşı koymak için Teşkilat-ı Mahsusa içinde yer alarak tarihin ilk Türk gizli servisinde çalışmalar yapmışlardır. İşte merak edilen Teşkilat ı Mahsusa’dan MİT’e, MİT’in 56 Yıllık Tarihçesi…

İstihbarat elamanları ve Milli İstihbarat Teşkilat-ı, Türk istihbarat tarihini Teşkilat-ı Mahsusa ile faaliyetlerine resmi olarak başlıyor. Enver, Cemal ve Talat Paşa’ların yönetimindeki İttihat ve Terakki’nin iktidarı ele geçirmesiyle Teşkilat-ı Mahsusa, Sultan Reşat’ın onay vermesiyle resmen kurulmuştur.

Teşkilat-ı Mahsusa 1913 -1918

"Harbiye Nazırı Enver Paşa tarafından kurulan Teşkilat-ı Mahsusa Osmanlı Devleti’nin siyasi birliğini korumayı ve ayrılıkçı hareketleri önleyerek yabancı devletlerin istihbarat faaliyetlerine karşı koyabilmeyi amaçlamıştır. Teşkilat-ı Mahsusa’nın, zamanının ilerisinde olarak tanımlayabilecek istihbarat örgütlenmesi; Kafkasya, Yakın Doğu, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya gibi geniş bir coğrafyada başarılı ve çok önmeli istihbari faaliyetler yürütmüştür. Askeri Yapıda, modern bir istihbarat organizasyonu olarak tasarlanan Teşkilat’ın ilk başkanı Kurmay Binbaşı Süleyman Askeri Bey olmuştur. Osmanlı Harbiye Nezareti’ne bağlı olarak çalışan Teşkilat, I. Dünya Savaşı sonrasında lağvedilmiş, ancak Teşkilat’a ait silah ve cephane teslim edilmeyerek gizlice Anadolu’ya sevk edilmiştir."

Teşkilat, istihbarat dünyasının temel geleneğine göre tüm faaliyetlerini gizlilik içinde yürütüyordu. Osmanlı Genelkurmayı olan Harbiye Nezareti’ne bağlı bu uzmanların çoğu da asker kökenliydi. Fakat içlerinde binlerce de sivil istihbarat elemanları bulunuyordu. Teşkilat-ı Mahsusa. Harbiye Nezareti’nden başka kimseyle ilişkili değildi hatta Osmanlı sadrazamı bile, Teşkilat-ı Mahsusa’yı ordunun bir parçası olarak tanır bilirdi. Teşkilat yöneticileri de sadrazam ve harbiye nazırına bilgi atkarırdı.

Teşkilat-i Mahsusa kitabının yazarı Dr. Philip Stoddard, Osmanlı gizli servisini:

"Teşkilat-ı Mahsusa, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde faaliyet gösteren, döneminde dünyanın en güçlü ve etkin gizli örgütlerinden biriydi. İkinci Meşrutiyet dönemiyle ilgili kitapların çoğunda teşkilatın adının bulunmamasına yol açan bu gizlilik perdesine rağmen, yüksek rütbeli Osmanlı subaylarının bazıları Teşkilat-ı Mahsusa’yı kesinlikle biliyorlardı. Ancak hükûmetteki nazirlerin çoğuna, Teşkilat-ı Mahsusa’nın baş sorumlularından Eşref Kuşçu Bey’in kendi deyimiyle güvenilmez oldukları için bilgi verilmiyordu. Türkçe ve yabancı dillerde yayınlanan kitaplarda Teşkilat-ı Mahsusa’dan pek bahsedilmez, bahsedilse de verilen bilgiler çoğunlukla doğru değildir. Kaynaklardaki bu eksiklik, teşkilatın adını, faaliyetlerini ve personelini gizli tutmakla yükümlü Osmanlı yetkililerinin bir başarısıdır. Teşkilat-ı Mahsusa ajanlarının büyük bir bolumu Türk’tü. Ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun her yanına ve yurtdışına dağılmış bulunan çeşitli hücrelerin liderlerinin çoğu da Türk değildi. Teşkilat-ı Mahsusa personeli 1916 yılında 30 bin kişiye ulaşmıştı. Ajanların büyük bir bolumu uzmanlardan oluşuyordu. Bunlar doktorlar, mühendisler, gazeteciler, politikacılar, subaylar ve geçmişleri kuşkulu ama sadakatlerine kesinlikle güvenilen gerilla savaşı uzmanlarıydı. Teşkilat-ı Mahsusa üç kıtada örgütlenmişti. Yakındoğu ve Kuzey Afrika’da yayılmış bulunan çeşitli hücrelerdeki ajanların pek azı örgüt mensubu olarak tanınıyordu. Resmi üyelik listeleri bulunmamakla birlikte Kuşçubaşı Eşref’e göre, böyle bir listenin yayınlanması durumunda Yakındoğu’da birçok devlet adamı rahatsızlık duyacaktı. Böyle bir liste onların I. Dünya Savaşı öncesinde ve savaş sırasında Türkler için neler yaptıklarını ve karşılığında ne kadar para aldıklarını gösterecektir."

sözleriyle anlatıyordu.

Tarihin İlk Türk Gizli Servisi: Teşkilat-ı Mahsusa

Teşkilat-ı Mahsusa’nın tüm elemanları her alanda faaliyetlerde bulunmuştur. Özellikle I. Dünya Savaşı’nda; Bingazi’de, Trablus’ta, Basra’da, Mısır’da ki tüm istihbarat faaliyetlerinde aktif olarak yer almış fiilen görevde bulunmuşlardır. Teşkilat-ı Mahsusa tarihte ilk Türk gizli servisi olarak görevler icraa etmişti.

Teşkilatın önde gelen yöneticisi ve kurucusu Kuşçubaşı Eşref Bey, Sultan Abdülhamit’in Kuşçubaşısının evladıydı. Türkiye’den ayrılan 150’likler arasında Eşref Bey’in babası da bulunuyordu. Bu özelliğiyle istihbaratçıların kaderi olan "kahraman" ya da "hain" damgasını peşinen kabul edenler listesinde ikinci grupta yer aldı. Fakat 1938 yılında affedilerek Türkiye’ye geri dönüş yaptı. Kuşçubaşı Eşref Bey gerçek adıyla Eşref Sencer, Süleyman Askeri, Ömer Naci Bey, Hacı Sami Bey gibi teşkilatın üst düzey isimleri dışındaki 30 bin kişilik istihbaratçılar ordusu, yaptıkları görevleriyle ve sırlarıyla tarihin sarı sayfalarında yerlerini aldılar. M.Kemal Paşa, M. Akif Ersoy ve Nurculuk ekolünün kurucusu Bediuzzaman Said Nursi’de Teşkilat-ı Mahsusa’nın verdiği birçok görevi yerine getiren isimler arasında yer almıştı.

Karakol Cemiyeti 1918 – 1920

Teşkilat-ı Mahsusa’nın lağvedilmesinden sonra, Milli Mücadeleyi örgütlemek amacıyla kurulan ilk gizli direniş grubudur. İstanbul’da faaliyet gösteren Karakol Cemiyeti, I. Dünya Savaşı’ndan yeni çıkan ve toprakları İtilaf Devletleri’nin işgalinde olan Türk milletinin verdiği milli mücadeleye destek vermek amacıyla Anadolu’ya silah ve cephane aktarılması ve subay takviyesi yapılmasını sağlamış, İngiliz Muhipleri Cemiyeti gibi kuruluşların plan ve faaliyetlerini Mustafa Kemal Paşa’ya bildirmiştir. İtilaf Devletleri tarafından İstanbul’un 16 Mart 1920’de işgal edilmesinden sonra Cemiyet’in lider kadrosu tutuklanmıştır. Cemiyet’in faaliyetlerine, Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi’nde alınan kararları uygulamak üzere seçilen Heyet-i Temsiliye tarafından son verilmiştir.

Zabitan Grubu 1920-1921

Üsküdar’da kurulan Zabitan Grubu, Karakol Cemiyeti’nin devamı niteliğindedir. Bu nedenle her iki grup da aynı mühürü kullanmıştır. Zabitan Grubu da Milli Mücadele döneminde Anadolu’ya subay ve cephane sevketmiş, ayrıca istihbarat temini konusunda başarılı çalışmalar yürütmüştür. Grup, Ankara merkezli Hamza Grubu ile rekabete girişmesi ve bazı personelin gizliliğe önem vermemeleri nedeniyle feshedilmiştir.

Yavuz Grubu 1921 – 1921

1921 yılında feshedilen Zabitan Grubu; adının değiştirilmesi ve güvenilir kadrolarının bir araya getirilmesiyle, faaliyetlerine Yarbay Muğlalı Mustafa Bey başkanlığında Yavuz Grubu olarak devam etmiştir. Özellikle İstanbul’dan Ankara’ya istihbarat akışı sağlamasında önemli rol oynayan Yavuz Grubu’nun etkinliği, Yarbay Muğlalı Mustafa Bey’in yakalanma tehlikesine karşı 1921 yılında Anadolu’ya intikal etmesi nedeniyle azalmıştır.

Hamza Grubu (Ankara) 1921 – 1921

Ankara tarafından kurdurulan bu grup, Zabitan Grubu’nun istihbari konularda kendileriyle rekabete girişmesiyle çalışmalarını azaltmış, daha sonra İstanbul olmak üzere Anadolu’nun farklı yerlerinde aynı isimle çalışmalarına devam edilmiştir.

Hamza (İstanbul), Mücahid, Muharip ve Felah Grupları 1921 – 1921

Başlangıçta Hamza Grubu ismini alan ve TBMM’nin 23 Nisan 1920 tarihli kararıyla Erkan-ı Harbiye Umumiye Riyaseti (Genel Kurmay Başkanlığı)na bağlanan teşkilat, gizli direniş gruplarının tek merkezden yönetilmesi amacıyla kurulmuştur. Ancak grubun ismi, grup mensuplarının gizli haberleşmede kullandığı şifrelerin düşman eline geçmesi ve Ankara’dan gönderilen kurye çantasının yolda kaybolması üzerine, 1 Aralık 1920 tarihinde Mücahid olarak değiştirilmiş olup; İngiliz servisinin deşifre çabalarına karşı, 23 Şubat 1921 tarihinde Muharip ve 31 Ağustos 1921 tarihinde ise Felah olarak değiştirmiştir. Felah Grubu döneminde, istihbari faaliyetlerin yanı sıra propaganda çalışmalarına da ağırlık verilmiştir. Grubun çalışmaları, 4 Ekim 1923’e kadar devam etmiştir.

Müdafaa-i Milliye (Mim Mim Grubu) Teşkilatı

Teşkilat-ı Mahsusa’nın, I. Dünya Savaşı’nın getirdiği yıkımla birlikte dağılması ve daha sonra 1919 yılında oluşturulan "Karakol Örgütü" Milli Mücadele hareketine en büyük desteği veren istihbarat teşkilatı olmuştur. İstanbul’un işgali ile faaliyetine son verilen Karakol Örgütü’nün yerini alan Müdafaa-i Milliye Grubu’nun çalışmaları 1921 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce onaylamıştır.

Mim Mim Grubu tarafından İstanbul İşgal Kuvvetleri Karargahı’na sızılarak, birçok önemli belge elde edilmişti. Mustafa Kemal Atatürk’ün emirleriyle, Ankara Hükümeti adına istihbarat toplama ve istihbarata karşı koymakla görevlendirilen ilk kuruluş, 1920’de kurulan Askeri Polis Teşkilatı’dır. Bu kuruluşun devamı olan Tetkik Heyeti Amirlikleri 1922 yılına kadar aktif faaliyetler içinde bulunmuştur. Daha sonra Cumhuriyeti’nin kurulması ile istihbarat görevi ve sorumlulukları tamamen Genelkurmay Başkanlığı Haberalma Şubesi’ne devredilmiştir. Yıl 1926’yı gösterdiğinde Genelkurmay Başkanlığı’nda yapılan bir toplantıda Atatürk; çağdaş devletlerde olduğu gibi Türkiye’nin de acil olarak bir istihbarat örgütü olması ve kurulması gerektiği emrini vermiştir.

Milli Emniyet Hizmeti (M.E.H / MAH)

Evet, I. Dünya Savaşı’nda Almanya’nın istihbarat faaliyetlerini Polonya asıllı General Oberst Walter Nicolai yönetmişti. Nicolai, tarafından eğitilen ve başta Almanya olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinde eğitimlerini tamamlayan personelin Türkiye’ye dönmesinden sonra, Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın girişimiyle 1927’de Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk istihbarat ve istihbarata karşı koyma teşkilat-ı olan "Milli Emniyet Hizmeti" adli örgütü kurulmuş oldu.

Kısa adı, “MAH” olan kuruluşun başına da Şükrü Ali Ögel getirilmişti. MAH’ın kuruluşuna ilişkin emire göre, o tarihe kadar ordu müfettişleri tarafından yürütülen istihbarat hizmetleri tamamen yeni kurulan bu teşkilata bırakılmıştı. Geçmişinde, Atatürk’ün de içinde yer aldığı Teşkilat-ı Mahsusa‘ya dayanan MAH, zamanla ortaya çıkan ihtiyaçlara göre yapılan küçük değişikliklerle, 1965 yılına kadar Türkiye’nin içte ve dışta istihbarat hizmetini karşılamaya çalıştı. İsmini Mustafa Kemal’in verdiği MAH, 1965 yılında MİT’in kurulduğu yıllarda, MİT’in artık bir şubesi olarak 1980’lere kadar faaliyetlerini sürdürmüştür.

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Kuruluşu

Türk devletinin milli güvenlik politikasının hazırlanmasıyla ilgili her konuda, istihbaratın tek elden oluşturulması ihtiyacının karşılanabilmesi için Meclis, 1965’te kabul ettiği kanunla Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) adı ile yepyeni bir örgüt kurdu. Yeni yasa MİT’in bir müsteşar tarafından yönetilmesini öngörürken, müsteşar, görevlerin yerine getirilmesinde başbakana karşı sorumlu tutuldu. MİT Kanunu ile devlet çapında istihbarat çalışmalarının yönlendirilmesi ve koordinasyonun sağlanmasında görüş bildirmek üzere "Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu" adıyla ilk defa yeni bir yapılanma oluşturuldu. Böylece bu tarihten itibaren MİT’in Türkiye’nin yakın siyasi tarihi ile iç içe bugünlere kadar gelen 56 yıllık hikâyesi de başlamış oldu…

Hiram Abas’a Göre: Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)

Hiram Abas: "Demokrasilerde istihbarat servislerinin yöneldikleri hedef, halk rejimin yanında olduğu için, yabancı devletlerden ülkeye yönelerek tehdit ve çalışmaları tespit ve ifa ile ülkenin politikasına yön verecek bilgilerin temini, ayrıca dış politikada devletin ihtiyacı olabilecek bilgileri temindir. Demokrasilerde halka karşı rejimi koruma görevini servisler yüklenmediğinden, ordu ile istihbarat servisinin çok yakın olmasına ihtiyaç yoktur. Demokrasilerde istihbarat görevi bilhassa dış ülkelere yönelik olduğundan ve istihbarat bir ihtisas kabul edildiğinden, istihbarat teşkilatlarının üst seviyesinde görevde yetişmiş istihbaratçılar tercih edilirler. Demokrasilerde istihbarat teşkilatlarının askeri güçlerle ilişkileri, hedef devletler konusunda ordunun ihtiyacı olabilecek bilgileri servislerin elde etmesi ve orduya aktarması ile sinirlidir. Servisler demokratik siyasi otoritenin idaresi ve kontrolü altında görev yaparlar…

Devletimizde MİT’in hangi makama tam olarak bağlı bulunduğu vuzuha kavuşmamıştır. MİT Kanunu’nda teşkilat Başbakan’a bağlı olarak gösterilmekte ise de MİT müsteşarının secimi için MGK’nin tespit ettiği adayların devamlı muvazzaf general olması ve dolayısıyla Genelkurmay ile alt üst ilişkilerinin görevdeki etkinliği, 1980 yılı öncesi ve sonrasında Cumhurbaşkanlarının asker kökenli bulunmaları ve MİT başındaki general vasıtasıyla teşkilata direkt karışmaları, kurulusu günümüze kadar üç başlı ve nerenin emrine uyacağını şaşırmış duruma getirmiştir. Mezkûr zafiyet, eski yıllarda, Türkiye’de askeri darbe olacağının adeta herkes tarafından öğrenildiği zamanlarda bile MİT’in başbakanı durumdan haberdar etmemesi veya on tedbirlerle darbeye karşı önlemlere yönelmemesi sonucunu doğurmuştur. 1980 öncesinde anarşiye ve siyasi cinayetlere karşı MİT etkin çalışmalara yönelebilse ve aktivitesi asgari durumda tutulabilse, memleketteki darbe şartlarının o zaman içinde oluşamayacağı düşünülmektedir."

diyordu.

26 Eylül 1990’da İstanbul’da silahlı saldırı sonucu ölen MİT’in efsane ismi Abas Köşke çıkan Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a yazdığı mektupta; İstanbul, Atina, Batum, Beyrut ve Ankara gibi merkezlerde süren 23 yıllık istihbaratçılığı sonrasında 1980’de Kontrespiyonaj Dairesi’nin başındayken istifa etmişti. 1986’da Müsteşar Yardımcısı olarak geri döndüğü MİT’te üç yıl sonra ortaya çıkan Birinci MİT Raporu üzerine de görevini bırakmak zorunda kaldı. Turgut Özal’ın başbakanlığı sırasında MİT’in başına bir sivil müsteşar getirmesi projesinde MİT’in patronu olarak o düşünülüyordu. Müsteşar yardımcılığı görevine getirilmesi, bu planın ilk aşamasıydı. Ancak, Özal başbakanlığı sırasında düşündüğü bu yeniliği gerçekleştiremedi.

1967 yılında Ankara Üniversitesi siyasal bilimlerden mezun olduktan sonra MİT’e giren Hıram Abas, daire başkanı iken 23 Ağustos 1980 tarihli istifa dilekçesinde: "Ülkemizde sıkıyönetim ve rejimin, yıpratan anarşi ve terör ile Türkiye’ye karşı, bilhassa Varşova Paktı üyesi ülkelerin yürüttüğü espiyonaj ve yıkıcı faaliyetlerle mücadelenin ana görev olarak MİT Müsteşarlığı’na ait olduğuna inanmaktayım. Türkiye dışında ülkemiz misyon mensuplarına devamlı yapılan saldırıların önlenebilmesi için uygulanacak karşı çalışmaların da MİT Müsteşarlığı’nın görevinde başarı sağlayamadığını göstermektedir. Bu ise müsteşarlığın çalışma metotlarında, personel politikasında acele revizyona gidilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır… Bu sene yapılan terfilerden sonra, kadrosu yükselmiş olduğundan daha üst görevlere tayinlerinin yapılması gereken MİT Müsteşarlığı mensuplarının atamaları yapılmamış ve bütün tayinlerin durdurulmuş olduğunu öğrenmiş bulunmaktayım. Mezkûr husus, MIT Müsteşarlığı’nın mevcut ve yararsız faaliyet ve personel politikasının, önümüzdeki günlerde de sürdürüleceğini göstermektedir. Maruz durum muvacehesinde, bugünkü MIT Müsteşarlığı yönetiminde yararlı hizmet yapamayacağıma inandığımdan, emeklilik muamelelerimin yapılmasını emir ve tensiplerine sunarım."

diye yazmıştı.

Hıram Abas’ın bu görüşleri 12 Eylül yönetiminin başındaki Devlet Başkanı Orgeneral Kenan Evren tarafından da paylaşılmış ve hemen ASALA‘ya dönük operasyonları yönetme görevi ona teslim edilmişti. Mehmet Eymür’ün konu ile ilgili yaptığı analizinde: "Köşk, Hıram Bey’i çağırarak kan davası konusunda görevlendirdi. Fiilen Köşk’ün kadrosunda gözükmesi mahzurlu olabilirdi; ama ödemeler Köşk’ten yapılacaktı. Hıram Bey kolları sıvadı. Türkiye’nin prestijini kurtarmak görevi yine ona düşmüştü." demişti.

Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş, Hıram Abas’in yaptığı bu organizeyi ve operasyonların MİT’le olan ilişkisini ise Susurluk Raporu’nda;

"Ermeni terörüne karşı 12 Eylül’den sonra arayışların başladığını tarihte Hıram Abas, Abdullah Çatlı, Haluk Kırcı ve bir kısım ülkücüyü organize etmiştir. Bu çalışmalar o tarihte Cumhurbaşkanlığı bünyesinde yürütülmüştü. (Savaş’ın notu: O tarihte Sayın Kenan Evren Devlet Başkanı, Milli Güvenlik Konseyi Başkanı ve Genelkurmay Başkan sıfatıyla görev yapıyordu.) Fakat muhtemel ve menfi bir gelişme olması ihtimaline binaen çalışmalar MİT’e devredilmiştir."

diye yazmıştı. MİT’de Susurluk soruşturmalarında 1982 yılında ASALA’ya dönük eylemler için Abdullah Çatlı ile Paris’te ilişki kurduğunu, Kutlu Savaş’a açıklamıştı.

Diğer İstihbarat Birimleri

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın yanı sıra, istihbarat toplama görevi olan diğer devlet birimleri şöyle:

  • Emniyet İstihbaratı,
  • Genelkurmay İstihbaratı ve Jandarma İstihbaratı

Emniyet İstihbaratını kurma çalışmaları, 1960 öncesinde Adnan Menderes Hükûmeti ile başladı. O tarihe kadar Emniyet müdürlüklerinde "özel büro, siyasi şube, önemli işler müdürlüğü" gibi birimlerin gördüğü fonksiyon, yeni bir çatı altında yapılmak istendi. 1959’da özel büroyu kaldıran İç işleri Bakanı Namık Gedik, Ergun Gökdeniz’i Emniyet İstihbaratını kurma çalışması ile görevlendirdi. Ancak araya 27 Mayıs ihtilali girdi ve ihtilalcilerin ilk el attığı alanlardan biri MİT ve Emniyet oldu. Gökdeniz yeniden görevlendirildi. Emniyet İstihbarat Dairesi’nin kurulması Milli Birlik Komitesi tarafından onaylandı. İlk Daire Başkanı da Ergün Gökdeniz oldu.

Görevi; "iç istihbarat" olan Emniyet İstihbaratının önde gelen ismi Hanefi Avcı, Türkiye’de istihbarat görevi yapan devlet organlarının mutlaka Meclis tarafından denetlenmesi gerektiğini, Mehmet Ali Birand’ın 32. Gün programında: "Meclis’in bizim üzerimizde yani askeri kesim, Milli istihbarat ve bizim üzerimizde herhangi bir denetimi yok. Siviller bunu kendileri için bir görev saymıyorlar. Hatta daha açık söyleyeyim siviller biraz da çekiniyorlar bu teşkilatlardan. Yani gelip bizleri denetlemekten, Milli İstihbaratı denetlemekten biraz ürküyorlar. Bu kendilerinin görevi değilmiş, bu teşkilatlar daha kendilerinin üstündeymiş gibi görüyorlar. Türk demokrasisinin çarpıklığının çok bariz bir örneğidir bu. Simdi bunu siz tahkik etmezseniz, araştırmazsanız nasıl çıkaracaksınız. Hep başkasından bekliyoruz, peki kim araştıracak? Dört aydır bu konular araştırılmış değil, bir tahkikat acilmiş değil veya en azından benden sorulmuş değil…" diye anlatmıştı.

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s