MEDYA DOSYASI /// Mehmet BABACAN* : ULUSLARARASI ÖRGÜTLERİN TÜRKİYE’DE DEZENFORMASYONA KARŞI SAVAŞ LARI: NATO (KUZEY ATLANTİK İTTİFAKI) ÖRNEĞİ


Mehmet BABACAN* /// ULUSLARARASI ÖRGÜTLERİN TÜRKİYE’DE DEZENFORMASYONA KARŞI SAVAŞLARI : NATO (KUZEY ATLANTİK İTTİFAKI) ÖRNEĞİ

Türkiye Cumhuriyeti, özellikle II. Dünya Savaşından sonra beliren iki kutuplu/bloklu dünya düzeninde küresel politikanın gereklerine uygun olarak ve biraz da realist bir yaklaşımla, selefi Osmanlı Devleti’nin son dönemdeki uygulama ve politikalarını anımsatırcasına, güç merkezleri karşısında bir “denge siyaseti” yürütmeye çalışmıştır.[1] Ancak 1945 sonrasında kurulan ve temelleri Potsdam’da atılan yeni küresel düzen savaş dönemindeki işbirliğinin barış dönemine yansımadığı ve hemen her ülkenin iki bloktan birine eğilim gösterdiği bir ideolojik savaş görüntüsü almıştır.[2] Türkiye açısından bakıldığında kuruluş felsefesi itibariyle zaten tercihini çoktan yapmış bir ülke profili çizilmekteydi ancak Sosyalist Sovyetler Cumhuriyeti Birliği’nden (SSCB) gelen büyük güvenlik tehditleri (özellikle Boğazlar bölgesi ve Doğu Anadolu kapsamında toprak ve üs istenmesi) ve Sovyetler’ in Karadeniz, Balkanlar ve Kafkaslardaki yayılımının arz ettiği tehlikeler karşısında Türkiye, kesin olarak seçimini Batı Blokundan yana kullanarak bu meyanda 1949’da Avrupa Konseyi’ne ve 1952’de NATO’ya üye olmuştur.[3] Tarihsel süreç içerisinde NATO’ya etkin olarak katkı sunan ve üyeliğinin gereklerini yerine getiren Türkiye, bu askerî örgüt içerisinde sahip olduğu personel ve ekipman sayısı bakımından özel önem arz etmiştir.[4] Aynı zamanda Yunanistan ile Atlantik İttifakı’nın güney kanadını oluşturmuş, 1974’te gerçekleşen Kıbrıs Barış harekâtı neticesinde Yunanistan’ın üyelikten ayrılarak tepki göstermesi karşısında “Rogers Planı” ile Türkiye’nin vetosu aşılarak Yunanistan’ın NATO askerî kanadına dönmesi sağlanmıştır.[5] Böylece Soğuk Savaş boyunca komünist tehdide karşı bir “tampon” görevi gördüğüne inanılan güney kanadı sağlamlaştırılarak Türkiye’nin örgüt içinde kalmasına gayret gösterilmiştir.[6]

Günümüzde SSCB’nin yıkılışı ve iki kutuplu dünya düzeninin son bulması karşısında varlığı sorgulanan ve yer yer eleştirilen NATO, Soğuk Savaş sonrası dönemde özellikle “alan-dışılık (out of area)” sorunu olmak üzere çoğu problemlerini çözerek belirlediği yeni stratejiler ve hedefler bağlamında özellikle küreselleşeme ile değişen ve dönüşen uluslararası siyasette kendine yeni bir vizyon belirlemiştir.[7] Genellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması hususunda[8] dünyanın farklı coğrafyalarında gerçekleştirilmesini öngördüğü askerî müdahaleler kapsamında NATO çatısı altında oluşturulan koalisyon kuvvetleri öne çıkmaktadır. Nitekim bunun en son örneği 2014-Libya Müdahalesinde yaşanmıştır.[9] 2019 yılının Aralık ayında Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkarak tüm dünyaya yayılan ve 2020 yılının Mart ayında da Dünya Sağlık Örgütünce küresel salgın (pandemi) olarak ilan edilen Covid-19 (Koronavirüsü) liberal uluslararası düzenin temellerini sarsmış, mevcut durum II. Dünya Savaşından sonraki en büyük felaket olarak tanımlanmıştır. Soğuk savaş sonrası dönemin Amerikan hegemonyasının belirleyici olduğu uluslararası siyasal sistemi pandemiyle birlikte küresel liderlik krizi yaşarken[10] üstüne bir de Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Çin arasında öteden beri devam eden ekonomik ve ticari anlaşmazlığa virüsün ortaya çıkıp yayılmasında kimin rolü olduğu tartışması eksenindeki yeni bir siyasal gerilim eklenmiştir.[11] Pandemi sürecinde virüsün tüm dünyayı esir alması ve milyonlarca insanı enfekte edip ölümlere yol açması karşısında bunun bir “biyo-teknolojik savaş” olduğu, laboratuvarlarda bilinerek üretildiği ve kimi aktörlerin dünya hegemonyası çabalarının bir parçası olduğu biçimindeki komplo teorileri yayılmaya başlamış, dijital ortam bilgi-kirliliğinden öte, dezenformasyon, mezenformasyon ve algı yönetiminin hakim olduğu bir bilgi-çöplüğüne dönüşmüştür.[12] Yine bu süreçte global ölçekte etkin olan uluslararası ekonomik, siyasal, askeri örgütler yanlış bilgi ve dezenformasyon faaliyetleri yürüterek toplumların algılarıyla oynamaya çalışan hibrit tehditlerle mücadele stratejileri geliştirmişlerdir. Özellikle salgının toplumsal hayattaki en önemli sonuçlarından biri olan izolasyonizm (kapanma) ile yoğunluğu artan dijital ve çevrimiçi (on-line) ortamda komplo teorilerine ek olarak virüsün kaynağı, kökeni ve yayılması hakkında kitleleri etkilemeye yönelik çabalara tanık olunmuştur. Bu durumla mücadele amacıyla hareket eden NATO Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü, Türkiye’de akademik bir kurumla ortak hareket ederek “Türkiye’de Dezenformasyon Direnci İnşa Etmek” adında bir proje geliştirmiş ve uygulamaya koymuştur.[13]

Bu proje kapsamında çevrimiçi bir seminer dizisi düzenlenmiş, YouTube ve diğer sosyal medya platformları aracılığıyla bilgilendirici materyaller üretilmiş, bir playbook hazırlanmış ve konuya dikkat çeken görsel, yazılı, işitsel ve diğer dijital içerikler oluşturulmuştur. Ayrıca pandemi sürecinde Çin, Rusya ve İran gibi ülkelerce Türkiye’de NATO aleyhine oluşturulmuş veya oluşturulması muhtemel yanlış içeriklere, infodemiye, dezenformasyona ve mezenformasyona karşı bilinçlenmeyi sağlamak amacıyla NATO’nun genel yapısı, görevleri, işlevleri ve dezenformasyona karşı yürüttüğü mücadele yöntemleri hakkında bilgi verilmiştir.

NATO Kamu Diplomasi Koordinatörlüğü’nü böyle bir proje oluşturmaya iten temel nedenler konusunda bir araştırma yaptığımızda NATO’nun özellikle çerçevesini belirlediği “2030- Yeni Bir Çağ İçin Birliktelik” perspektifi bağlamında kendine pandemi-sonrası dünyada atfettiği özel rolün ortaya çıktığını görmekteyiz. Ayrıca yine pandemi sürecinin başından beri diğer küresel aktörlerce yürütülen dezenformasyon faaliyetleri bu projenin hayata geçirilmesini zorunlu kılmıştır. Örneğin; Pandemiyle birlikte ülke dışındaki Çinli diplomatların ve konsoloslukların kendi ülkelerinde yasaklı olan Twitter kullanımı artmış ve kullandıkları hesap sayısı 2019-Nisan ayına göre % 300 artış göstermiştir. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü yaklaşık 300.000 takipçili twitter hesabı üzerinden pro-Rusya bir haber platformuna dayanarak Amerikan askerleri tarafından Çin’e bu virüsün getirildiğini iddia etmesi ve de bu tweetin yurtdışındaki Çin konsoloslukları ve görevli diplomatlar tarafından rt (retweet) edilmesi ve devamında da Çin devlet televizyonlarında da bu haberin çokça dolaşıma sokulması Çin’in yeni agresif dezenformasyon politikasına örnek teşkil etmektedir. Çin ve Rus kaynaklı dezenformasyon faaliyetleri pandemi döneminde bir bütün olarak Batı dünyasını ve Batı orijinli uluslararası örgütleri hedef alarak imajlarına zarar verme güdümünde olmuştur. Yine pandemi esnasında Rusya ve Çin’in adeta paydaş bir dezenfromasyon kampanyası yürüttüklerine dair diğer bir somut kanıt ise RT ve Sputnik’in pandemi döneminde bir yandan Avrupa’daki Sırbistan gibi bazı devletlere yardım gönderen Çin ile ilgili övgü dolu haberleri öne çıkarırken, diğer taraftan AB karşıtlığını işlemesidir. Bu kapsamda Avrupa’nın da krize karşı yetersiz kaldığına ve bir bütün olarak AB’nin başarısızlığına dair haberler sürekli dolaşımda tutulmuştur. Pandemi döneminde RT, AB dayanışmasının bir mit olduğunu vurgulayan ve İtalya’ya AB’nin yardım etmediği, dayanışma göstermediğine dair haberleri de sürekli yayınlamıştır.

Bu ve bunun gibi nedenlerle Rusya, Çin gibi küresel aktörlerce yöneltilen dezenformasyon tehditlerine karşı mücadele etme zorunluluğu hissedilmiş, NATO, BM, AB gibi evrensel, supranasyonel, küresel ve bölgesel karakterleri bulunan uluslararası sistemin aktörü konumundaki uluslar arası örgütler dezenformasyon inşası konusunda eyleme geçmişlerdir. NATO bu süreçte dezenformasyonu yanlış ya da manipüle edilmiş bilgilerin kandırmak veya yanlış yönlendirmek amacıyla yaratılması veya yayılımına yardımcı olunması; bu yolla da müttefik devletlerarasında bölünme yahut seçilmemiş hükümetlere güvenin zayıflaması anlamında tanımlamış ve dezenformasyonla mücadele yaklaşımını çift yönlü (twintrack) olarak isimlendirilen bir model üzerine kurmuştur: understand (anlama) fonksiyonu ve engage (harekete geçme) fonksiyonu. Kısacası NATO dezenformasyon tehdidinin müttefik ülkelere yönelmesinden ve bunun da bir bütün olarak ittifakın bütünlüğünü ve işlerliğini bozacak olmasından ötürü rahatsızdır.

NATO Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü’nün Dezenformasyonla mücadele konusunda akademik tabanlı bir proje geliştirmek için neden Türkiye’yi seçtiği sorusu akla gelmektedir. Bu hususta çalışmanın başında da belirttiğimiz gibi Türkiye’nin NATO gibi militer karakterli bir uluslararası örgüt için taşıdığı önem bellidir. Türkiye örgütteki en büyük kara ordusuna sahip dördüncü bir kuvvettir ve sahip olduğu jeopolitik konum, ittifakın sorumluluk alanlarına yakınlığı yanında Ortadoğu, Kuzey Afrika, Kafkasya ve Balkanlar gibi potansiyel çatışma ve kriz bölgelerine yakınlığı nedeniyle vazgeçilmez bir değere sahiptir. Bunun yanında askeri materyal kapasitesi, stratejik yönetim ve askeri idare bakımından birçok üye ülkeden ileri seviyededir. Ayrıca Türkiye NATO bünyesindeki Komutanlıklara yetiştirmiş olduğu askeri ve teknik personellerle değerli katkılar sunmuş bir ülkedir. Keza belirtmek gerekir ki NATO’nun 2030 Vizyon Belgesi’nin hazırlanmasında rol oynayan 10 kişilik Akil Adamlar kadrosunda yer alan isimlerden biri de NATO eski Genel Sekreter Yardımcısı ve Dimi Büyükelçi Tacan İldem’dir.[14] İldem, NATO tarafından bahsi geçen proje kapsamındaki seminer dizisinde de bir konuşma yaparak NATO’ya ilişkin gerçekleştirdiği sunumunda 92 sayfalık 2030 Raporu hakkında merak edilenleri açıklamış ve katılımcıların sorularını da cevaplamıştır.[15]

Netice olarak; özellikle pandemi sürecinde dünya üzerinde artan dijitalleşme ve bilgi teknolojilerini kullanmadaki yoğunluğa bağlı olarak sosyal medya üzerinden ve diğer platformlardan yayılan bilgi kirliliği ve dezenformasyon bu tehditlerle mücadele etme gerekliliğini de kuvvetli bir biçimde ortaya çıkarmıştır. Bu amaçla BM, NATO, AB gibi uluslararası örgütler değişen güvenlik tehditleri bağlamında siber saldırı ve tehditlere karşı mücadele yöntemleri geliştirerek küresel çapta yanlış bilgi ve dezenformasyonla mücadele gerekliliği üzerinde durmuşlardır. Türkiye’de NATO tarafından desteklenen bu proje ile özellikle pandemi sürecinde virüsün kaynağı, ortaya çıkıp yayılması gibi durumlara ilişkin yanlış bilgi ve algıların giderilmesi konularına ilişkin olarak etkili bir bilinçlenme faaliyeti ortaya çıkaran NATO, ayrıca kimi küresel aktörlerce ittifaka yönelik olarak dezenformasyona da karşı koymak amacında olmuştur. Özellikle son yıllarda Doğu Akdeniz ve Yunanistan’la yaşanan gerilim gibi dış politika konularına aktif bir şekilde müdahil olan ve yaptırım tehditleriyle gündeme gelen normatif bir güç ve aktör olarak AB’nin de Türk halkı üzerindeki algıyı ölçmek ve Birlik hakkındaki dezenformasyonla mücadele etmek için benzer bir projeyi hayata geçirmesi öngörülmektedir. Buradan yola çıkarak Türkiye’nin bir kısmına üye olduğu ve bir kısmına da tam üyelik uğraşısı verdiği özellikle Batı orijinli NATO, Avrupa Konseyi ve AB gibi uluslararası örgütlerin pandemi sürecinde artan ve bu örgütlerin ulus ve toplum nezdindeki algıları aleyhine işleyen dezenformasyonla mücadele için yeni projeler, karşı-faaliyetler ve yöntemler geliştirmesi olası ve elzemdir.

* Bursa Uludağ Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı Doktora ve Proje Asistanı, E-Posta: babacan_ b27@hotmail.com

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s