BİYOGRAFİ DOSYASI /// KUVA-YI MİLLİYE’Cİ KAHRAMAN : YAHYA KAPTAN


KUVA-YI MİLLİYE’Cİ KAHRAMAN : YAHYA KAPTAN

22 Temmuz, 2009

YAHYA KAPTAN

Eşsiz yiğit Yahya Kaptan, 1891 yılında Makedonya-Köprülü’de (Selânik-Üsküp demiryolu üzerinde yerleşim yeri) doğmuştur. Henüz dokuz yaşında iken Makedonya’da amcasına saldıran bir Bulgar’ı öldürüp dağa çıkması, yaşayacağı yazgısının başlangıcı olacaktır. Balkan Savaşı süresince İmparatorluğun yaralı köşesi Balkanlar’da Bulgar milliyetçilerine karşı mücadelesini sürdürmeye devam etmiş, savaş bittiğinde Sırplar tarafından onurlandırılmıştır. Makedonya dağları, bu dönemde sıradan eşkıyanın yanında bir çok ulusçu ve meşrutiyetçi çeteyi barındırmış, Balkanlar’da “Çete Kültürü”nün oluşturulmasına taban teşkil etmiştir. O yıllarda çete reislerine “Kaptan” sıfatı verilmektedir.
I. Dünya Savaşı başlamadan önce İttihat ve Terakki liderlerinden Enver Paşa’ya bağlı olarak kurulan Teşkilât-ı Mahsusa, güvenilir ve çete deneyimi olan bireyler arıyordu. Yahya Kaptan’ın örgüte katılma isteği hemen kabul edildi. Teşkilât-ı Mahsusa’nın Osmancık Taburu ile Irak’a gönderildi. Bu taburun çöküşü ve dönüşü zamanına kadar İngilizlerle savaşmıştır. I. Dünya Savaşı’nın sonunda Osmanlı Orduları merkeze çekilmeye başlayınca İstanbul’a dönüşü sırasında İttihat ve Terakkî’nin ünlü silâhşörü Yakup Cemil ile tanışmıştır. Onun coşkusu ve diriliği, hayat felsefesine kaynak oluşturmuştur Yahya Kaptan’ın.(1) Enver Paşa’ya karşı tavır almaları nedeniyle yeni bir kabine kurmak için başlattıkları mücadele,(2) her iki çetecinin 19 Ağustos 1916’da tutuklanıp askerî mahkemede yargılanmalarıyla son bulmuştur.(3) Yakup Cemil’in cezası 11 Eylül 1916’da kurşuna dizilmek suretiyle Kâğıthane’de infaz edilmiş,(4) Yahya Kaptan sürgün cezasına mahkûm edilerek Irak’a gönderilmiştir.(5)
İstanbul’a döndüğü zaman 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’nin ağır şartlarının ülkede yarattığı tahribatı ve halkın çaresizliğini görür. Bekirağa Bölüğü basılarak kurtarılan Halil Kut Paşa’nın kaçırılmasında ve saklanmasında rol oynar. Artık İtilâf Devletleri’nin kurduğu hükümet, en sert yüzünü İttihatçılara göstermektedir. Harbiye Nezareti’nde tutuklu bulunan arkadaşlarını ziyarete giderek onları teselli etmeye çalışır. Bu ziyaretlerde arkadaşlarından birisi, Mustafa Kemal Paşa’nın Çanakkale muharebelerindeki kahramanlıklarını anlatmış ve ülkeyi kurtaracak tek kişi olarak onu belirtmiştir. Yahya Kaptan, o andan itibaren “Büyük Kurtarıcı”ya karşı derin hayranlık beslemeye başlamıştır.(6)
Özellikle İngilizler’in tavırlarından güç alan yerli Rumlar, çeteler oluşturmaya başlarlar ve Kocaeli Yarımadası’nda büyük bir terör hareketine girişirler. 4 Mart 1919’da 12 kişilik Rum çetesi Bostancı’da Hariciye memurlarından Eşref Bey’in köşküne baskın yaparak Eşref ve Nidaî Beyler’i şehit ederler. Daha sonra bu tür eylemlerini Anadoluhisarı’nda bir polis memuruna saldırıp silâhını almak, Küçükbakkalköy ve Yeniköy’de kadın ve çocuklara saldırmak şeklinde sürdürürler. Teşkilât-ı Mahsusa’nın karşı koyma faaliyetleri İngilizler’i kızdırdığından Padişah Vahdettin, Teşkilât-ı Mahsusa’nın hemen dağıtılmasını istemiştir. Yahya Kaptan’ın İstanbul’da yaşayacağı şartlar yoktur artık. Bu teşkilâtın üyesi bazı yurtseverler, Mustafa Kemal Paşa’nın söylemlerine inanmaya başlamışlardır. Ülke kan ağlıyor, işgal güçleri, yanlarına azınlıkları da katıp halka eza cefa ediyorlardı. Halkta millî bilinç, daha doğrusu Kuva-yı Milliye, (Ulusal Güçler) fikri uyanmaya başlamıştı. İlk direnişler, 30 Mayıs 1919’da Bayındır–Ödemiş yolu üzerinde Hacıilyas tepelerinde görülür. Ödemiş’te kurulan ilk silâhlı halk kuvvetine Kuva-yı Milliye adı verilmiş ve bu isim katılanların sayılarının artmasıyla bütün Anadolu’da benimsenmiştir. İstanbul Hükümeti, 16 Haziran 1919’da Kuva-yı Milliye’nin haberleşmesini yasaklar.
9 Eylül 1919’da Ali Fuat Paşa, “Garbî Anadolu Kuva-yı Milliye Kumandanlığı”na atanmıştır.(7) Görev tanımları ve talimatı(8) yapılmış olan bu komutanlık, İstanbul–Üsküdar’da
13 Kasım 1919’da Karakol Cemiyeti’ni kurmuş(9), daha sonra çeşitli konularda teşkilâtlanmasını, Zabitan Grubu, Yavuz Grubu, İmalât-ı Harbiye Grubu, Felâh Grubu, Namık Grubu, Kaçakçılık Grubu gibi örgütlerle devam ettirmiştir.(10) Kocaeli Bölgesi’nde Rum, Yahudi ve Ermeni azınlıklar bulunmaktaydı. Ermeniler Akmeşe, Aslanbey ve Bahçecik ile bir kısmı Adapazarı’nda; Rumlar, Şile tarafları, Yuvacık, İzmit, Sapanca, Geyve ve Adapazarı’nda; Yahudiler ise daha az olup, İzmit merkezinde bir mahalle ile Karamürsel ve Yalova tarafında bulunmaktaydılar. Kuva-yı Milliye kurulduktan sonra başlangıçtaki silâh ihtiyacı Maltepe Tayyare Endaht (Atış) Mektebi ile Kadıköy İtfaiyesi’nden karşılanmıştır. Daha sonra Yenibahçeli Şükrü Bey, Karadeniz Boğaz Kumandanı olan Emin Bey’e giderek onu ikna etmiş ve bir kısım silâhı Boğaz istihkâmlarından Alçak, Yüksek Bataryalı, Keçilik, Kılburnu, Poyraz, Fener, Riva, Harmankaya ve Alacamağara Burnu tabyalarından temin edebilmiştir.
Mensupları arasında eski İttihatçıların da bulunduğu Karakol Cemiyeti, İstanbul’da kurulmuş, faaliyet alanı olarak kendisine Kocaeli Yarımadası’nı seçmiştir. Örgütün amacı, daha sonra yapılacak olan mücadeleye insan ve malzeme desteği sağlamak için Kocaeli Yarımadası’nı kontrol altında tutmaktır. Yarımada üzerinden Anadolu’ya geçişler, Beylerbeyi-Sultan Tepesi’ndeki Özbekler Tekkesi (ilk toplanma, saklanma ve yeni kimliğe bürünme noktası), Gebze, İzmit ve Adapazarı’na uğramadan Geyve Boğazı yoluyla oluyordu. Yahya Kaptan’ın bögeyi temizlemesinden sonraki diğer bir geçiş ise Beykoz, Polonezköy, Alemdağ, Paşaköy, Kandıra ve yine Adapazarı’na uğramadan Geyve Boğazı üzerinden yapılıyordu. İstanbul’un resmen işgalinden sonra Fevzi Çakmak (Mareşal), bu güzergâhı kullanmıştır. 17 Nisan 1920 gecesi Paşabahçe Jandarma Müfrezesi Komutanı Teğmen Salih (Kılıç) ve küçük bir emniyet kuvveti ile atlı olarak, gündüz saklanıp gece yol akarak 27 Nisan 1920’de Ankara’ya ulaşmıştır. Gebze ile yöresinin sorumluluğu Dr. Fahri Can’a verilmiştir. Dr.Fahri Can, ilk iş olarak Karaaslan çetesini Kuva-yı Milliye saflarına çekmiştir.(10) Gebze’ye de Süleyman Askerî’nin Osmancık Müfrezesi getirilmiştir.(11) Makedonya coğrafyasının bir benzeri sayılabilecek Kocaeli Yarımadası eşkıya ile doludur. Rum eşkıyanın “ulusçu” nitelikte bir kültürü vardır. Özellikle İngiliz Hükümeti, tasarladığı Boğazlar Bölgesi’nin emniyeti için Kocaeli Yarımadası’nın kontrol altında bulundurulmasına çok önem veriyor ve Rum ve Ermeni azınlıklardan istifade etmeye çalışıyordu.

1) Yahya Kaptan öncesi olaylar:
a. İşgal güçlerinin Kocaeli Yarımadası’na yayılmaları ve tamamen hâkim olmak istemeleri, bu bölgede yaşayan Rum ve Ermeni azınlıkların şımarmasına, gövde gösterisi ve taşkınlık yapmalarına yol açmıştır.
b. İşgalci İngiliz birlikleri, halktan tepki görüp zayiat vermeye başlayınca, Yunan birlikleri bu bölgeye getirilmiş ve sorumluluk kendilerine devredilmiştir.
c. Yunan subay ve erleri altın, para ve eşya gasp etmişler, Yunan askerlerinden memnun olduklarına dair halktan zorla imzalı belgeler almışlardır.
d. Resmi daireler işgal edilmiş ve baskı kurulmuştur.
Yahya kaptan, Mustafa Kemal’in İzmit mıntıkasında Heyet-i Temsiliye’ye bağlı silâhlı müfrezeler teşkil edilmesi istemi doğrultusunda İzmit Müdafaa-i Hukuk Teşkilâtı tarafından 2 Ekim 1919’da Mustafa Kemal’e tavsiye edilmişti. Daha sonra 4 Ekim 1919’da Yahya Kaptan, Kuşçalı telgraf merkezinden “Bendeniz size iki gün önce İzmit’ten tavsiye edilen Yahya’yım. Telgraf başına emirlerinizi almaya geldim. Yarın akşama kadar Kuşçalı telgrafhanesindeyim.” diyerek Mustafa Kemal Paşa’ya telgraf göndermişti. Aynı gün M. Kemal Paşa’dan “Bulunduğunuz havalide kuvvetli bir teşkilât yapınız. Adapazarı Kaymakamı Tahir Bey vasıtasıyla bizimle irtibatı devam ettiriniz. Şimdilik hazır bulununuz!” emrini almıştır.
Karakol Cemiyeti’nin eylemleri Dr. Fahri Can tarafından denetlenebilir hale getirilmiştir. Bu teşkilâtın askeri kanadında Yüzbaşı Nail ve Binbaşı Necati Beyler vardı. Sivas Kongresi ile bütün ulusal güçler bir çatı altında toplanmak istenmesine rağmen. İstanbul’a yakınlığı ve İstanbul Hükümeti’ne bağlılığı nedeniyle İzmit mutasarrıfı çağrılara kulak asmamış ve Sivas’taki kongreye temsilci göndermemiştir. Karakol Cemiyeti’nin bazı üyeleri de milli direnişe sıcak ilgi göstermemişlerdir. Yahya Kaptan, bu örgütün sorumluluk bölgesinde olmasına ve Tavşancıl’ın kendi kontrolüne verilmiş olmasına rağmen, emirleri doğrudan Mustafa Kemal Paşa’dan alması, kendisi hakkında kıskançlık ve öfke doğmasına neden olmuştur

2) Yahya Kaptan zamanı:
a. Yunan birlikleri Kocaeli Yarımadası’nda bir bölgeye elini kolunu sallayarak giremez olmuşlardır.
b. Çapulcular tarafından gerçekleştirilen öldürme, yaralama, ırza geçme, soygun ve talan olayları azalmıştır.
c. İstanbul Hükümeti tarafından cezalandırılan ve mahkûmiyet alanlar, Mondros Mütarekesi maddeleri gereği terhis edilen subay, astsubay ve erler, firar etmiş olanlar, Milli Mücadele’ye katılmak isteyenler ve İstanbul’dan kaçırılan cephane ve silâhlar için Anadolu’ya güvenli geçiş yolları oluşturulmuştur.
d. Çapulculuğa başlayan çetelerden bazıları Millî Mücadele saflarına çekilebilmiştir. Büyük Aslan çetesi bunun en güzel örneğidir.
Tavşancıl’da Kuva-yı Milliye’nin çekirdek kadrosu yine eski komitacı Yahya Kaptan’ın kişisel gayretleriyle oluşturulmuştur:
“ İstanbul’a 15 günde bir gidiyordu. Yanında ancak bir tabanca bulundurabiliyordu. Silâh temin edilmesi isteğini Tavşancıl İhtiyar Heyeti’ne açtı. Yanındaki dört arkadaşını köy için korucu tayin ettirdi. İhtiyar Heyeti’nin verdiği mazbatalarla Gebze jandarma deposundan Alman mermisi atan Rus tüfeklerinden dört adet ile ellişer fişek temin etti. Şile–Yeniköy Rum çetesinin kanlı ve katil reisi Deli Yanni, arızalı tüfeğini onarım için Tavşancıl’a gönderiyor. Kimsenin kullanmaması için ahşap aksamını söküyor. Yahya Kaptan bu demir aksamı ele geçirip kiraz ağacını oyarak ahşap kısmını da yapıyor. Böylece kendisininki ile birlikte beşinci silâha sahip oluyorlar…Yahya Kaptan’ın can arkadaşı Enis Bey ise silâhşör adedinin
artması için çalışma yapıyor, Tavşancıl Köyü’nün yetiştirdiği yurtsever gençlerden Mehmet ve İhsan isimli iki kardeş köyleri dolaşarak adam topluyorlardı.”(12)

3. Yahya Kaptan sonrasındaki gelişmeler:
a. 8 Ocak 1920 günü Yahya Kaptan’ın şehit edilmesiyle İstanbul Hükümeti rahatlamıştır. Bu şok durum, 19 Ocak 1920’de Büyük Aslan çetesinin silâhlarıyla birlikte ele geçirilmesine neden olmuş ve Kuva-yı Milliye sarsıntı geçirmiştir.
b. Karakol Cemiyeti üyeleri arasında soruşturma başlatılmıştır.
c. Karşısında zayıf bir güç gören Yunan Komutanlığı, bölgeye daha fazla yayılmak düşüncesiyle birlik sevk etmiştir. Bu birliklerin iaşesini karşılamak amacıyla halkın ekinine, bağ ve bahçe ürünlerine ve hayvanlarına el konulmuş, hatta gasp edilmiştir. Bölge ve İzmit, sahipsiz kalınca 26 Nisan 1920’de İngilizler tarafından resmen işgal edilmiş,(13) Mustafa Kemal ve Kuva-yı Milliyeci’ler hakkında 11 Mayıs 1920’de idam kararı verilmiştir.(14)
d. Başlangıçta görülen münferit olaylar, kitlesel eylemlere dönüşmüştür. Keyfî işkenceler, tecavüz ve öldürme olayları artmıştır. Tahkikat Komisyonu’nun Yunan birliklerinde yaptıkları incelemeler sonuçsuz kalmştır. Kuva-yı İnzibatiye, 25 Haziran 1920’de lâğvedilmiştir.
e. İngilizler’in bölgeyi ele geçirmelerinden sonra Kuva-yı Milliye üzerine sürekli saldırmaları ve ilerleme kaydetmeleri karşısında tutunamayacağını anlayan millî müfrezeler çekilirken, düşmanın eline geçmesine veya kullanmasına engel olmak maksadıyla iskele, köprü veya demiryolunun bir bölümünü tahrip etmişlerdir. (Hereke İskelesi, Gebze demiryolu köprüsü),(15) 31 Temmuz 1920’de Yunan Manisa Tümeni’nin 16’ncı Piyade Alayı Derince’ye çıkarıldı. Bu birliğin bir Tabur kadar kuvveti Gebze‘yi işgal etti.(16) Bu tesisler, millî kuvvetler tarafından yeniden ele geçirildiklerinde onarımları için büyük sıkıntılar yaşanmıştır.

4. Büyük Atatürk’ün vefalı davranışları:
a.7 Ocak 1920 tarihinde Yahya Kaptan’ın etrafının sarıldığını bildiren telgrafı alan Mustafa Kemal, aynı gün çektiği telgrafla İstanbul’dan Tavşancıl’a gelen birliğin komutanına iletilmek üzere İzmit’teki Tümen Komutanı’na Yahya Kaptan’ın Kuva-yı Milliye’nin mensubu olduğunun bildirilmesini, kusur veya kabahati varsa gereğinin yapılacağını ve tutuklanmasının önlenmesini emretmiştir. Telgraf çekmesine rağmen şehit edildiği haberini alınca çok üzülmüş, olayın en ince ayrıntısına kadar araştırılması için 20 Ocak 1920 tarihinde Karakol Cemiyeti mensubu Galatalı Albay Şevket’e talimat vermiştir.
b.Mustafa Kemal bununla da yetinmeyerek olayın peşini bırakmamış, İstanbul Hükümeti’ni zor duruma sokmuştur. Daha sonra Rauf Orbay’ın gönderdiği, olayın anlaşıldığını ve otopsi yapıldığını belirten telgrafı almıştır. Kendi eseri Nutuk’ta Yahya Kaptan ile ilgili olarak 20 sayfaya yakın yer ayırmıştır.
c. Yahya Kaptan’ın iki yetim kızını himayesine almıştır.
Yahya Kaptan, ulusal mücadelenin Tavşancıl ve Hereke bölgelerinin sorumlusu olmakla beraber, İtilâf Devletleri’nin işgalci askerlerine, Yunan ve İngilizlere müzahir kişi ve güçlere (İngiliz Muhipler Cemiyeti), azınlık çetelerine, Karakol Cemiyeti’nin iç çekişmelerine ve İstanbul Hükümeti’nin jandarmasına karşı mücadele vermiştir. Heyet-i Temsiliye, kongrelerini tamamlamış, 27 Aralık 1919’da Ankara’ya dönmüştür. Doğrudan Mustafa Kemal Paşa’dan emir alan Yahya Kaptan, Ankara’ya gidip Paşa’sı ile bizzat görüşmeyi planlamaktadır. Ulusal mücadele karşıtı güçler, Heyet-i Temsiliye’nin Yahya Kaptan ile olan ilişkilerini çekememekte ve kıskanmaktadırlar. İstanbul’u gizli yollarla Anadolu’ya bağlayan bu koridor, tümüyle Yahya Kaptan’ın kontrolüne verilmiştir. Onu karalamak isteyenlar, halka şiddet uyguladığı ve soygun yaptığı dedikodularını yayarak sık sık İstanbul Hükümeti’ne şikâyette bulunuyorlardı. Mustafa Kemal Paşa ise bu şikâyetlerin esaslı şekilde araştırılması talimatını vermiş, yapılan incelemelerde şikâyetlerin doğru olmadığı ortaya çıkmıştır. İstanbul Hükümeti, Heyet-i Temsiliye ile Yahya Kaptan arasındaki ilişkileri ve komuta bağlantısını bozmak için Gebze–Darıca–Hereke bölgesine giden telgraf tellerini kestirmiştir.
Osmanlı Hükümeti’nin Jandarma Komutan Vekili Hilmi Bey tarafından teşkil ve teçhiz edilerek görevlendirilen bir müfreze, 5 Ocak 1920 günü Bandırma vapuru ile Galata’‘dan hareketle geceleyin Hereke İskelesi’ne ulaşmıştır. Buradan Tavşancıl’a hareket eden Osmanlı subay ve erleri, artık destek alma olasılığı kalmayan Yahya Kaptan’ı ele geçirmek amacıyla Tavşancıl’ı kuşatmıştır. Sıkı bir arama yapılmış, birkaç kişi yakalanmasına rağmen Yahya Kaptan ele geçirilememiştir. Bu durumu öğrenen Mustafa Kemal, İzmit 1’nci Tümen Komutanı Rüştü Bey’den Yahya Kaptan’ın yakalanmasının önlenmesini istemiştir. Rüştü Bey Düzce’de bulunmakta olduğundan İzmit’teki vekili Fevzi Bey, çatışmanın başlamak üzere olduğunu bildirir.(16) Günümüzde yıkılmaya mahkûm durumda karargâh olarak kullandığı ev sarılmış ve aranmıştır. Bulunamayınca tekrar dışarıya çıkan arama ekibine yanaşan bir kadının Yahya Kaptan’ın içeride saklandığını ısrarla söylemesiyle yeniden arama yapıldığını ve ele geçirildiğini anlatıyorlar o mahalledeki yaşlı insanlar… O güne ait resmi telgrafların bazıları, yakalandıktan sonra bir grubun ona saldırmak istemesi üzerine çıkan çatışmada Yahya Kaptan’ın kaçmaya çalışırken vurulduğunu belirtir. Mustafa Kemal’in Yaveri Cevat Abbas’ın bildirdiğine göre yakalandıktan sonra köy çeşmesinden su içerken İstanbul Hükümeti’nin subayı Teğmen Abdürrahman Efendi tarafından şehit edildiği ve ele geçiren müfrezenin içindeki kişiler tarafından başının kesildiği yönündedir. Zaten başının ayrılmış olması da bu bildirimin kanıtıdır.

5.Değerlendirme;
Büyük bit teşkilâtçı olmasına, silsile, yol ve yöntem bilmesine rağmen Mustafa Kemal neden Makedonyalı Yahya’ya bu kadar güvendi ve emirleri doğrudan kendisinden almasını istedi? Burada bir yanlışlık yapıldığı düşünülebilir. Ancak unutulmamalıdır ki, Kuva-yı Milliye fikri halktan çıkmış, daha sonra İstiklâl Harbi’ni yapacak olan komutanlar tarafından bu fikrin örgütlenmesi yapılmıştır.
Kişilere güven konusuna gelince, Mustafa Kemal’in öngörü ve sezgi yeteneği çok ileri seviyededir. Kongre için Sivas’ta bulunduğu sırada kendisi ile görüşmeye gelen ve Millî Mücadele saflarında görev almak istediğini belirten Kara Fatma’ya da (Fatma Seher) aynı güveni göstermemiş miydi?(17) Yaveri Cevat Abbas, şoförü ve muhafızları da diğer örneklerdir.
Kuva-yı Milliye’nin örgütlenmesi Karakol Cemiyeti’nin kurulmasıyla başlamış ve resmîleşmiştir. Millî teşkilâtların oluşturulmasında görevlendirilen komitacıların İttihat ve Terakki Partisi’nin güdümündeki yani Enver Paşa’nın kontrolündeki Teşkilât-ı Mahsusa’dan geçme kişiler oldukları görülür. Osmanlı Ordusu’nun muvazzaf durumdaki bir kısım subayı ile Mondros Mütarekesi sonrasında terhis edilmiş subaylarından teşkilât ve istihbarat konusunda ehliyetli olanlar komutan ve yerel liderler olarak görevlendirilmişleridir.
Oysa İttihat ve Terakki Partisi’nde menfaatlerini kollayan, yükselme hırsı olan, yurt ve ulus sevgisi yerine Padişah’a bağlılığı esas alan kişiler çoğunluktadır. Enver Paşa da bunlardan birisidir.
Hal böyle olunca, bu millî örgütte tepeden verilen emirler, bağlantı şemasına uygun silsileyi takip edecek olursa Karakol Cemiyeti içindeki Yahya Kaptan’a da doğru şekliyle ulaşamayabilirdi. Zaten kısa zamanda Yahya Kaptan’ın yaptıkları kıskanılmış, halkın malını gaspettiği ve varlıklı kişilere karşı soygunlar düzenlediği dedikoduları çıkarılmıştır. Ayrıca Yahya Kaptan’ın Hıristiyan halka da eza cefa ederek işkence yaptığı işgal kuvvetlerinin müdahalesi için haber olarak yayılmıştır.
Kocaeli Yarımadası’ndaki Rumlar’ın müslüman halka yaptığı eziyeti ve çıkan kavgayı önlemesi gereken Gebze Jandarma Komutanı Yüzbaşı Nail, başarılarını kıskandığı Yahya Kaptan’ı karşısına almıştır. Kartal Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Heyet-i Temsiliyesi Başkanı Binbaşı Ahmet Necati Bey, görevli bir asker olarak kendi başına buyruk şekilde Kuva-yı Milliye adına Arnavut Küçük Aslan çetesiyle soygunlar yapmakta ve olayı Yahya Kaptan’ın üzerine atmaktadır. Albay Galatalı Şevket ve Kara Vasıf Beyler, Kartal ve Gebze arasındaki asayişsizliğin sebebinin Yahya Kaptan’a ait olduğunu raporlarında belirtmişlerdir.(18) 1919 sonları ve 1920 yılındaki olaylar daha tam olarak incelenmemiştir. Mütareke sonrası terhis edilen Osmanlı Ordusu’nun erlerinin bir kısmı, işsizlik ve boşluğa düşmeleri nedeniyle soygunlara katılmışlardır.
Yurdumuzun Batı bölgeleri işgal altındadır. İşgal Kuvveti iç kısımlara doğru düşman ilerlemesini devam ettirirken ulus, kurtarılmayı beklemekte ve kararlılığını ortaya koymaktadır. Mustafa Kemal, ulusunun isteğini yerine getirmeye yemin etmiştir. Tüm bunların yanında okumuş insan sayısı çok azdır. İtalyan, Balkan ve I. Dünya Harpler’inden yeni çıkmış olan insanımız büyük acılar yaşamıştır. Yerel liderlere ihtiyacın çok olduğu bir dönem yaşanırken yurdunu ve ulusunu çok seven Yahya Kaptan, Mustafa Kemal’e bağlılığını bildirir. Uygulamalarında hata da yapmış olabilir. Ama herhalde keyif için kimseye eza-cefa etmemiştir. Hukuka son derece bağlı olan Mustafa Kemal, çektiği telgrafta “…bir kusur veya kabahati varsa tarafımızdan gereğinin yapılmasının tabiî bulunduğunu…” belirtmiştir.(19) O günlerde istihbarat kursu, seminer ve atış çalışması gibi düzenli programlar yoktur. Zekâsına güvenilen yürekli insanlarla çıkılmıştır yola. İşte, Yahya Kaptan da bu kahraman insanlardan birisidir.
Daha ana kucağına muhtaç, baba ocağına hasret 10 yaşında bir çocuk. Ailesinden bir kişinin öldürülmesiyle dağa çıkıyor, çete savaşlarına katılıyor. Ne kadar eğitim aldığı da ortada. Balkan Harbi’nin hemen öncesi ve harp yıllarında, I. Dünya Savaşı’nın Irak cephesinde ve Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcında inandığı fikirler uğruna canını ortaya koyuyor. Resmen görevlendirildiği 4 Ekim 1919 tarihinden şehit edildiği 8 Ocak 1920 tarihine kadarki (yaklaşık üç ay) süre içinde büyük gayret ve başarılar gösterdiği ortadadır. İşgalcilerin, azınlık çetelerinin ve çapulcuların korkulu rüyası olan Yahya Kaptan, bir muhbirin yer göstermesiyle yakalanmış ve ne yazık ki, kendi ülkesinin bir insanı tarafından şehit edilerek başı gövdesinden ayrılmıştır. (20)

6.Sonuç;
Yahya Kaptan’ın başının vücudundan ayrılmış olması onun çatışmada vurulduğunu göstermez. Ele geçtiği halde muhafızlar arasında giderken köy meydanındaki çeşmeden abdest alıp su içtiği sırada şehit edildiği kesindir. Bunu İstanbul Hükümeti’nin üniformalı bir subayının yapmış olması affedilecek bir davranış değildir, hukuk dışıdır. İstiklâl Savaşı’nın hazırlık döneminin ilk şehitlerinden olan Yahya Kaptan’ın katledilmesi, Cumhuriyet öncesi bir Kubilây Hadisesi sayılabilir.
Her devirde neye veya kime hizmet ettiğini bilmeyen gafiller olmuştur. Bu yapıdaki insanların gelecekte anlatacakları bir şeyleri olmayacaktır. 29 yaşında şehit edilen ve üç ay gibi kısa bir hizmet süresince cesaret sembolü olarak ün yapan bu kahramanı saygı ve minnetle anıyorum. Kabri, Tavşancıl tepelerinde ve İzmit Körfezi’ne bakıyor. Onurlu yaşamı boyunca başını dik tutan, yurt sevgisini aile sevgisinden yüce sayan ve bütün serveti yoksulluk olan kahraman Yahya Kaptan! Sen ve senin gibi kahraman olan tüm şehitlerimizin adı sonsuza dek yaşatılacaktır. Nur içinde yat! Başını doruklara yasla ve rahat uyu!

TRAKYA GAZETESİ

Kaynaklar:
1. Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Şener Aksu’nun araştırmalarından
2. Bütün Dünya, Başkent Üniversitesi Yayını, Ekim 2006
3. Meydan Larousse, cilt: 12, s: 697
4. Hürriyet Gazetesi, 7 Nisan 2002 Tarih, Murat Bardakçı, Yakın Plan s: 22
5. Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Şener Aksu’nun araştırmalarından
6. Bütün Dünya, Başkent Üniversitesi Kültür Yayını, Ekim 2006 sayısı
7. a.g.e. s: 26
8. Bu Vatan Böyle Kurtuldu, 7Kuva-yı Milliye, Erol Mütercimler, 11’nci baskı, s: 307
9. Kuva-yı Milliye Döneminde Kuzeybatı Anadolu, Genelkurmay. ATASE Başkanlığı, Yıl: 1994 s: 133
10. a.g.e. s: 70
11. Bu Vatan Böyle Kurtuldu, Erol Mütercimler, 11’nci Baskı s: 77
12. Cepheden Meclis’e Büyük Önder İle 24 Yıl, Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas, Ziya Şakir Soko, s: 26
13. Genelkurmay ATASE Başkanlığı, Askerî Tarih Bülteni, Şubat 1994, sa: 36 s:35
14. a.g.e. Şubat 1993, sa: 24, s: 2
15. Türk İstikl’al Harbi Batı Cephesi, cilt: 2, ks: II, s: 398
16. a.g.e. aynı s.
17. İstiklâl Harbi’nde Mücahit Kadınlarımız, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, sa: 24, s:27
18. Kuva-yı Milliye Döneminde Kuzeybatı Anadolu, Genelkurmay. ATASE Başkanlığı, Yıl: 1994 s: 250-253
19. Kemal Atatürk, Nutuk 1919-1927, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, 1994, s: 219
20. a.g.e. s: 221

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s