GÜNDEM ANALİZİ /// Mehmet Bedri Gültekin /// 2021’e girerken : Y eni Dünya’nın ayak sesleri (BÖLÜM I-II-III)


Mehmet Bedri Gültekin /// 2021’e girerken : Yeni Dünya’nın ayak sesleri (BÖLÜM I-II-III)

2021’e girerken (1) : Yeni Dünya’nın ayak sesleri 

24 Aralık 2020

2020, tarihin tekerliğinin hızlandığı gösteren gelişmelere sahne oldu. Buradan hareketle 2021’de daha büyük değişimlerin Dünya’yı ve Türkiye’yi beklediğini söyleyebiliriz.

Önce, geçtiğimiz bir yıl içinde çevremizde neler yaşandığına bakalım:

-Türkiye, “Mavi Vatan”ına sahip çıkma yolunda kararlı ve büyük adımlar attı. Doğu Akdeniz’de doğal gaz aramaya yönelik faaliyetlerini, ABD ve Avrupa’dan gelen tehditlere rağmen sürdürdü. Başını ABD, İsrail ve Fransa’nın çektiği emperyalist kampın Türkiye’ye yönelik tehditleri, son yıllarda geleneksel hale gelen askeri tatbikatlar (Noble Dina, Nemesis, Medusa), önümüzdeki yıl veya yıllarda Türkiye’yi bekleyen büyük hesaplaşmanın habercileridir.

-Azerbaycan, Türkiye ve Rusya’nın açık-örtülü işbirliği sonucu, 30 yıldan beridir. Ermeni işgali altında olan Karabağ ve diğer beş vilayet, 44 günlük bir savaşın ardından kurtarıldı. Türkiye’nin askeri desteği bu savaşın kazanılmasında önemli bir rol oynadı. Fransa ve ABD başta olmak üzere Batı dünyası, bu önemli gelişmeyi elleri böğründe izlemek durumunda kaldı.

Böylece Astana sürecinin ardından çok önemli bir başka bölgesel sorunun çözümünde, emperyalist ülkeler bir kez daha dışlanmış oldu.

-Karabağ Savaşı’nın ardından Bakü’de düzenlenen basın toplantısında Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önerdikleri Kafkasya’da kalıcı barışın tesis edilmesi için beş ülkenin -Rusya, Türkiye, İran, Azerbaycan, Gürcistan arasında işbirliği platformu oluşturulması görüşü tarihi önemdedir. İki Cumhurbaşkanının, Ermenistan’ın da isterse bu Platforma katılabileceğini belirtmeleri ise özellikle önemlidir.

-Türkiye, Libya Hükümeti’nin isteği üzerine bu ülkede sürmekte olan iç savaşa müdahil oldu. Türkiye’nin askeri danışmanlığı ve Türk İHA’larının görev yapması ile sahada durum değişti. Başkent kapılarına dayanmış Hafter güçleri geri çekilmek zorunda kaldı. Taraflar masaya oturarak sorunları çözme yoluna girdi.

-Kıbrıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimini Avrupa ve Amerika’nın desteklediği Mustafa Akıncı kaybetti. Ersin Tatar’ın kazanması, Türkiye’nin Mavi Vatan’ını savunma mücadelesinde çok önemli bir mevzi kazanması anlamına geldi.

-Savunma sanayiini geliştirmede Türkiye önemli gelişmeler gösterdi. Türk malı İHA ve SİHA’lar, teröre karşı verilen mücadelenin ardından Libya ve Karabağ savaşlarında da sonucu belirledi. Aynı şekilde Türkiye, kendi savaş gemisini, uçağını, helikopterini yapma yolundaki çalışmalarından bazılarını sonuçlandırdı, bazılarını ise sonuçlandırma yolunda önemli mesafe aldı.

-Türkiye 24 Temmuz 2015 tarihinden itibaren, ABD dayatması olan “Kürt açılımı” politikasını terk ederek teröre karşı mücadeleyi “Vatan Savaşı” perspektifiyle ele aldı ve o günden bu yana kararlılıkla sürdürdü. Bunun sonucunda ülke içinde dağdaki PKK’lı terörist sayısı 300’lü rakamlara geriledi. Bu gelişme yakın bir gelecekte terörün nihai olarak sona erdirilmesinin mümkün olduğunu gösterdi.

-Donald Trump’ın giderayak Türkiye’ye karşı “ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası”nı onaylaması ve aynı şekilde AB liderlerinin her ne kadar karar almayı Mart ayına erteledilerse de 10 – 11 Aralık tarihlerinde düzenledikleri zirvede Türkiye’ye yaptırımları görüşmesi, saydığımız bütün bu gelişmelerin Batılı merkezlerde yarattığı “tedirginliğin” sonucu oldu.

Tarihte ilk defa İstanbul’dan kalkan ihracat treni, hiçbir yerde Mola vermeden 12 gün sonra (19 Aralık tarihinde) Çin’in tarihi İpek Yolu’nun başlangıç şehri olan Xian (Şian) şehrine vardı. Yolculuğun, deniz yoluna göre üçte bir oranında olan bir süre içinde gerçekleşmesi, bir yanıyla Çin’in başlattığı “Kuşak ve Yol” girişiminin Asya ve Avrupa ülkelerine sunacağı olanakları somut olarak gösterdi. Diğer yandan Türkiye ile Çin arasındaki ticaretin, daha büyük boyutlara ulaştırılmasının mümkün olduğunun kanıtı oldu.

“Yeni bir dünya kuruluyor!”

Bütün bu gelişmeler Türkiye’nin, – artık herkesin bir şekilde ifade ettiği üzere – İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dahil olduğu Atlantik kampından koptuğunun ve Asya’daki yerini almaya başladığının kanıtlarıdır.

Kısacası, bundan tam yarım yüzyıl önce Sayın İsmet İnönü’nün de ifade ettiği üzere; “Yeni bir dünya kuruluyor ve Türkiye de o dünyadaki yerini alıyor”.

Yaşananlar aynı zamanda Türkiye’nin mecburiyetleridir. Atlantik sistemi içinde kalmaya devam etmek; ekonomik kriz, iç çatışmalar, komşularla savaş ve parçalanma; Atlantik’ten koparak Asya’daki yerimizi almak ise ekonomik krize çözüm bulma, iç barış, komşularla işbirliği; vatanın ve milletin birliğini sağlam temellere oturtma anlamına geliyor.

Türkiye’yi yönetenler bu mecburiyetlere göre hareket etmek zorundadır. Bu mecburiyetleri dikkate almayan bir iktidar Türkiye’yi yönetemez.

AKP iktidarı 2014 sonrasında bu gerçeği gördüğü ve buna uygun adımları attığı içindir ki hala Türkiye’yi yönetmektedir.

Bununla birlikte AKP iktidarının Kırım sorununda Rusya’nın karşısında ABD’nin yanında saf tutması, Şam Hükümeti ile doğrudan ilişki kurma konusunda ayak sürümesi ve hatta Esat yönetimini hedef alan açıklamalarına devam etmesi, Mısır’da İhvanperest tutumunun sonucu olarak mevcut yönetimle ilişki kurmaması, yukarda belirttiğimiz olumlu gelişmelere ters düşmektedir.

Bu konulardaki yanlış tutumlar, Batı ile arayı düzelterek işleri götürebileceğini düşünen bir ekibin İktidar içinde hala güçlü olarak var olduğunun kanıtıdır.

Bu bakımdan 2021 yılı, Ak Parti iktidarının kendi içindeki ayakbağlarından kurtulup kurtulamayacağını gösterecek bir yıl olması bakımından da önemlidir. (Devam edecek)

2021’e girerken (2) : Sistem de, Partileri de çıkmazda!

Yeni yıla girerken, Türkiye siyasetinde yaşanması muhtemel gelişmeleri anlayabilmek açısından göz önünde bulundurulması gereken belli başlı olgular olarak şunlar sayılabilir:

-Bütün kamuoyu yoklamalarının gösterdiği üzere en önemli sorun, ekonomik krizdir. İzlenen ekonomi politikalarının sonucunda 2017 sonrasında adım adım gündeme oturan kriz, Korona salgını ile birlikte iyice ağırlaşmıştır. Bütün toplum kesimleri krizden etkilendi ama özellikle işini kaybeden emekçiler ile toplumumuzun önemli bir kesimini oluşturan esnaf, krizin en büyük mağdurlarıdır. Krize çözüm yolunda ikna edici tedbirlerin alınmaması, iktidara yönelik toplumdaki tepkiyi büyütüyor ve Ak Parti seçmeninden de hatırı sayılır bir kesimi kararsızların safına itiyor.

-Ekonomik bakımdan sıkışmışlık, iktidarı, Batı’dan gelecek sıcak paraya mahkum eden adımlar atmasına neden oluyor. Merkez Bankası’nın faizleri önce 4.75, ardından iki puan daha artırması 12 milyar dolar kadar sıcak paranın yurda girmesine yol açtı. Böylece yükselen döviz fiyatları geriledi ve şimdilik bir istikrar sağlanmış görünüyor. Ama malum merkezlerden yeni talepler de Hükümet’in önüne konmuş durumda. Sıcak paraya mahkûmiyet, altından kalkılamayacak siyasi faturalar ve güvenlik sorunları çıkarır. Faizlerin yükselmesi sonucu paradan para kazanmak amacıyla gelen döviz, Türkiye’nin tepesinde sallanan “Demokles”in kılıcıdır.

-Ekonomik krizle birlikte “Suriyeli mülteci sorunu” toplum içinde giderek daha büyük tepkilere neden oluyor. Ak Parti’nin büyük şehir belediyelerini kaybetmesinde, Suriyeli mülteciler konusundaki politikasının belirleyici olduğu konusunda yaygın bir kanaat var. Mülteci sorununu bugün tamamıyla çözme olanağı varken, Ak Parti’nin birinci olarak Şam Hükümeti ile doğrudan ilişki kurmamakta inat etmesi, ikinci olarak da mültecilere vatandaşlık vererek önümüzdeki seçimlerde potansiyel bir destekçi seçmen kitlesi kazanmak hesabı yapması, sorunu kangrenleştiriyor. Oysa Ak Parti; “Dimyat’a pirince gitme hesabı yaparken evdeki bulgurdan da olmaktadır.”

-“Millet İttifakı” Ak Parti iktidarının en büyük “şansıdır”. Ekonomik, siyasi ve askeri bakımdan Batı’ya ve özellikle ABD’ye teslim olma dışında bir “çözümü” olmayan “Millet İttifakı”nın, özellikle son 20 yıldır ülke ve millet olarak yaşadıklarımızdan sonra halkımızdan destek görmesi mümkün değildir. ABD, Türkiye’yi “Hasım” olarak ilan ediyor ve yaptırım kararı alıyor. Biden’ın iktidar olurken Türkiye konusunda söylediği, mevcut iktidarı yıkmada Trump’tan daha kararlı davranacağıdır. Bu koşullarda adeta Biden’ın arkasında saf tutarak Türkiye’de muhalefet yaptıklarını zannedenler en büyük hesap hatasını yapıyorlar.

Bugünün ABD’si deyim yerindeyse “kendisi himmete muhtaç bir dede”dir; bu koşullarda “millet ittifakı’na derde deva bir “himmet”de bulunması olanağı yoktur. Ama bu yöndeki çabanın Ak Parti iktidarını daha da güçlendireceği bir başka gerçektir.

Onun için “Millet İttifakı” Ak Parti’nin en büyük şansıdır.

-CHP ve İyi Parti başta olmak üzere hemen hemen bütün sistem Partilerinin içinde bulunduğu kriz gerçekte sistemin krizidir. Bu Partiler durmadan bölünüyorlar. Ortaya çıkan bir dizi “yeni parti”nin de, farklı bir siyaset üretmedikleri için halktan destek bulmaları söz konusu değil.

Önümüzdeki dönem, tam bağımsızlık politikasının yanısıra halkçı-devletçi bir çözümü savunacak, en başta emekçiler, üreticiler ve esnaf olmak üzere toplumun bütün kesimlerinin çıkarını kararlılıkla savunacak olan Parti’nin yıldızının parlaması açısından koşullar, hiçbir zaman olmadığı kadar elverişli hale gelmiştir.

-2021 yılında erken seçim hayali görenler, gördükleri hayal ile kalacaklar. AKP ve MHP’nin “evet” demedikleri bir seçim olmaz. Bu Partilerin mevcut ekonomik kriz koşullarında seçim istemeleri mümkün değildir. Batılı merkezlerde planlanan “yaratıcı yıkıcılık” eylemleriyle İktidarı erken seçime zorlama hesapları ise tutmayacaktır. Türk Milleti özellikle son yirmi yıl içinde Balkanlarda, Kafkaslarda ve Arap dünyasında yaşanan bunca dersin ardından emperyalizmin bu tuzağına düşmeyecek kadar sağduyu sahibidir.

-2020’nin en önemli olaylarından biri, Diyarbakır annelerinin HDP binası önünde gerçekleştirdikleri oturma eylemidir. Anneler bu eylemleriyle, PKK’nın yıllardan beri bölge halkı içinde oluşturduğu psikolojik üstünlüğü yerle bir ettiler. PKK ve uzantıları artık eskiden olduğu gibi halk içinde ellerini kollarını sallaya sallaya, oralarda tek söz sahibiymiş gibi davranma avantajını (lüksünü) kaybettiler. Psikolojik üstünlük terör karşıtlarına ve ülkenin birliğini savunanlara geçmiştir.

HDP ile ilgili olarak Vatan Partisi tarafından gündeme getirilen kapatma talebinin kamuoyunda giderek yaygınlaşmasını ve başka partiler tarafından da dillendirilmesini; bir yanıyla PKK’nın ömrünün sonuna gelmiş olduğu gerçeğinin bir sonucu, diğer yanıyla Diyarbakır annelerinin eylemlerinin başarısı olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır.

-Etnik ve dinsel farklılıklar temelinde siyaset yapma zemini de kaybolmaktadır. Arkada kalan 40 yıl, gelişmekte olan dünyada etnik ve dinsel farklılıklar temelinde parçalanma dönemi oldu. Huntington ve Fukuyama benzeri neo liberal teorisyenlerin savunuculuğunu yaptıkları “kimlik siyaseti” kendisine bu zeminde hayat alanı buldu. Ama bu dönem kapanıyor. HDP benzeri etnik yapılanmaların, laiklik karşıtı dinsel akımların veya Aleviler üzerinden yeni bir dinsel azınlık yaratma çabasında olanların, siyasi arenada kendilerine yer bulmaları gün geçtikçe daha da zorlaşacak ve giderek sahneden çekileceklerdir. (Devam edecek)

2021’e girerken (3) : Korona sonrası dünya

2020 yılı, “Korona yılı” olarak hafızalarda kalacak. Dünyanın hiçbir köşesinde yaşayan hiçbir insanın dışında kalmadığı bir salgınla yüzyüze geldik.

Şimdi bütün dünya, salgında ikinci dalgayı yaşıyor. Virüsün mutasyon geçirdiği ve eskisine göre bulaşma hızının arttığı haberleri yeni bir panik dalgasına yol açmış durumda. Çeşitli ülkeler peşpeşe; İngiltere, Hollanda, Danimarka ve Güney Afrika’ya uçuşları durdurdular.

Öyle görünüyor ki Koronavirüs salgını 2021 yılında da bütün dünyayı ilgilendiren en önemli konu başlığı olmaya devam edecek.

Salgın; bütün insanlık açısından son derece önemli dersleri göz önüne serdi. Çeşitli ülkelerde görülen vaka ve ölüm sayılarından hareketle bu “dersler”in ne olduğuna bakabiliriz:

Ülke Toplam Vaka sayısı Ölüm
ABD 18.648.989 328.014
Hindistan 10.187.850 147.622
Brezilya 7.448.560 190.488
Rusya 3.050.248 54.778
Fransa 2.507.552 62.197
İtalya 2.038.759 71.620
İngiltere 2.256.666 70.405
Almanya 1.640.858 29.778
Türkiye 2.319.035 19.624

(27 Aralık 2020, Dünya Sağlık Örgütü verileri)

Bu ülkelerin hepsi değişik ölçülerde de olsa serbest piyasa sistemini uygulayan ülkeler. Bir de Sosyalist ülkelerin durumuna bakalım:

Ülke Toplam vaka sayısı Ölüm
Çin 96.324 4.777
Küba 11.038 141
Vietnam 1.440 35
Laos 41 0

(Kaynak; Dünya Sağlık Örgütü, 27 Aralık 2020)

Sosyalist ülkeler ve diğer ülkelerle ilgili rakamların ortaya koyduğu gerçek çarpıcıdır. Sadece sosyalist ülkeler değil, ekonomide kamu girişimine farklı boyutlarda da olsa yer veren ya da ekonomik ve sosyal hayatta kamucu müdahale geleneğine sahip olan ülkelerin hemen hepsi, değişen ölçülerde de olsa salgına karşı mücadelede daha başarılı oldular. Çarpıcı örnek Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti ile komşularının durumudur.

Ülke Ülke Toplam vaka sayısı Ölüm
Kolombiya 1.574.707 41.690
Ekvator 209.374 13.990
Peru 1.005.546 37.368
Venezuela 111.603 1.010

( Dünya Sağlık Örgütü, 27 Aralık 2020 verileri)

Bir de bazı ülkelerin 13 Aralık tarihli günlük vaka ve ölüm sayılarına bakalım:

Ülke Toplam vaka sayısı Ölüm
ABD 246.761 3.031
Brezilya 52.770 652
Türkiye 32.106 226
Hindistan 30.034 440
Rusya 28.585 613
Almanya 28.344 587
İngiltere 21.672 424
Çin 15 0

(Kaynak: Worldmeters)

Bu rakamların ortaya koyduğu gerçekler şunlardır: Kapitalist serbest piyasa sistemi, insanlığın karşı karşıya olduğu bu tehlike karşısında çaresizdir. Bir ülke, serbest piyasa sistemini ne kadar sıkı bir şekilde uyguluyorsa salgın karşısında o kadar çaresiz, tersine halkçı – devletçi sistemi ne kadar uyguluyorsa o kadar başarılıdır.

Sosyalist ülkelerin salgına karşı mücadelede başarılı olmasının biricik açıklaması budur.

Atalarımız “Bir musibet bin nasihatten evladır” derler. Korona musibetinin bütün insanlığa vermiş olduğu ders, bu zor günlerin en büyük kazanımıdır.

İnsanlığın kapitalist serbest piyasa sistemi ile gideceği yolun sonuna geldik.

Bütün okurların yeni yılını, daha sağlıklı bir geleceğin bütün insanlığın ortak çabalarının eseri olacağına ve içine girdiğimiz yılda bu yolda önemli adımlar atacağımıza olan derin inancımla kutluyorum.

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s