ANALİZ /// Osman TURNA : Amerika/Rusya ile İslamcılar/Türkçüler


Osman TURNA : Amerika/Rusya ile İslamcılar/Türkçüler

Türk Milletinin tarihsel sürecinden günümüze kadar değerini yitirmeyen ve her türlü soyculuk ötesi davalarının ögesi olan “Türklük Bilinci ve Türklük Ülküsünün” dava anlayışlarının temel yapı taşı olduğunu, öncelikle İngilizler ve Almanlar, sonra da Amerikalılar tarafından anlaşılması ve kendi emperyalist amaçlarında kullanılması açısından, kültürel, siyasal, sosyal ve psikolojik olarak biçimlenişin temel nedeni ne yazık ki, Türk Milletine özgü olan Oğuz duruluk ve arılık özelliklerinin yattığı yadsınamaz bir gerçek olduğunda kuşku bulunmamaktadır.

Sanırım konuyu daha iyi anlamak ve algılamak bakımından, Türk Milliyetçiliği kavramının ve İslamcılık akımının oluşmasını sağlayan tarihsel ve siyasal nedenlere göz atmak gerekiyor.

18. Yüzyılda, İngiliz Sömürge Bakanlığının Orta Asya, Kafkasya ve Balkanlarda, Rus Çarlığına karşı, yerel halklardan özellikle Türk Müslümanların varlıklarının belirlenmesinden sonra, bu alanda geliştirilen strateji, özellikle Türk Milletine özgü olan bu niteliklerin uygulanabilir bir politikaya dönüştürülmüştür.

Özellikle Osmanlı’nın son iki yüzyılında İngiliz istihbaratçıların, Rusların Asya’daki ilerleyişini önlemek için, özellikle bu coğrafyada “Türklerin Birliği” düşüncesini işledikleri görülür. Derin İngiliz aklı için, Asya Türklüğü’ne yol gösterebilecek tek araç, Osmanlı İmparatorluğu olduğundan, Ruslar’la Osmanlı’yı karşı karşıya getirme politikasının yürütülmesi bakımından, bu olgu en önemli ve vazgeçilmez savlarıydı.

Kafkaslar’da, Çeçenya’daki Kafkasya Müridizminin kurucusu ve devlet adamı ve Çeçence adı Oççurma olan “İmam Mansur”la başlayan, Kafkasya’da 19. Yüzyıl ve sonrasında etkili olmuş, Kadiri ve Nakşibendiliğe bağlı özel bir hareket olan “Müridizm” akımı, Kırım Savaşı ve tarihimizde “93 Harbi” olarak da bilinen Osmanlı ile Rus Savaşı dersek belki de daha açık olarak anlaşılır.

Belki bu ve buna benzer nedenlerle olsa gerek, Anadolu’daki İslamcılık ve Türkçülük hareketlerinden önce Osmanlı İmparatorluğu sınırları dışında özellikle Çarlık Rusya’sında, İslamcılık ve Türkçülük hareketleri başlamıştır.

Moskova Çarlık Harp Akademisinin öğrencisi olan bir düşünce adamı, eğitimci, yazar ve yayıncı, aynı zamanda Rus İmparatorluğu’nda Türk ve İslam toplumlarının eğitim, kültür reformu ve modernleşme gereksinimini betimleyen Müslüman bir aydın ve soyadını Kırım’daki Gaspra şehrinden alan bir Kırım Tatarı olan Gaspıralı İsmail Bey; Kırım’da Türkçülük düşüncelerini, 1883 yılında kurduğu ve 1918 yılına kadar varlığını sürdüren “Tercüman” adlı gazetesiyle yaymış, yayınlarında, Türk halklarını birlik ve dayanışmaya çağırmıştır.

Dönemin Osmanlı yönetimi, Gaspıralı İsmail’in, İstanbul’a gelmesine izin vermemiştir. Belki de Gaspıralı’nın çalışmalarında, İngiliz etkisini sezinlemiş olabilirler. Anadolu’daki ilk Türk Ocaklılara bakıldığında çoğunun Çarlık Rusya’sından Osmanlı’ya sığınan göçmenler olduğu görülecektir.

Tıpkı Bolşevik devrimi sonrası Avrupa başkentlerine dağılan Rus aydınlarının, Avrasya ideolojisi gibi Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerde gelişen Türkçülük ülküsü ve İslamcılık hareketlerinin, bir tür göç etmiş ideoloji özelliği gösterir.

Balkanlar, emperyalizmin etnik milliyetçilik üzerinden, Osmanlı’nın iç karışıklığa ve çatışmaya taşınması yeni değildir. Birinci Dünya Savaşı öncesinde, Slav milliyetçiliği üzerinden bu olay gerçekleştirilmiştir.

1820’lı yıllarda, Cermen uluslarını tek bir yönetim çatısı altında toplama ülküsünü güden düşünsel ve siyasal akım Pan-Cermenizm’den etkilenen, Rusya’nın özellikle Çarlık döneminde uyguladığı, varsayımsal Slav ırkından olanları kendi egemenliği altında bir devlet halinde toplama siyaseti olan Panslavizm’in çıkışı, Kırım Savaşı’nın ardından daha belirgin hale gelen Avrupa karşıtlığına bir tepkiydi.

Bu nedenle Panslavizm, 1870’lerde Avrupa kamuoyunda “Rusya’nın öncülüğünde tüm Slavların birleşmesi” olarak algılandı.

Ancak İngiliz derin siyaseti, Panslavizm’i kendi emperyalist çıkarları doğrultusunda kullanmayı başardı ve Panslavizm’i, Avusturya ile Macaristan İmparatorluğu’na karşı kullandığı gibi, Osmanlı İmparatorluğu’nun başına bela yapmayı da becermişlerdir.

Böylece, Slav Milliyetçiliği, Balkanları parçalamak için, Ruslar’ın ve İngilizler’in maliyeti oldukça düşük bir operasyon aracı olmuştur.

Bu bakımdan, Balkan milletlerinin birbirlerine düşmesiyle, Balkanlar’da en uzun süreli siyasal birlikteliği kuran Osmanlı İmparatorluğu bölgeden uzaklaştırılmış oldu.

Birinci Dünya Savaşında Almanlar, bu kez Türk Milliyetçiliğini İngilizler’den ödünç almış görünüyor

Birinci Dünya Savaşında Alman Genelkurmayı, Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri ve mülki bürokrasisini birçok yönden politik hedeflerine yönelik olarak etkilemişlerdir.

Osmanlı’nın İslam Halifesi imgesinden yola çıkılarak yöntemselleştirilen, tüm İslam ülkelerinin bir siyasal birlik oluşturmasını isteyen ve bu amaçlar doğrultusunda çalışan siyasal akım olan Panislamizm, dinsel anlatımla “İslam Ümmetinin Birliği” düşüncesi, diğeri de “Adriyatik’ten Çin Seddine” uzanan uçsuz bucaksız coğrafyada yaşayan Türk halklarının ülküsü olan “Turan” hayalinin gerçekleşmesidir.

İşte tam burada, dünyayı paylaşan emperyalist üst aklın dünyada uygulamaya soktukları soğuk savaş yıllarında “Yeşil Kuşak Projesi” devreye sokulmuştur.

Tüm dünya milletlerinin gözleri önünde, küresel üst aklın uygulamaya geçirilen “İkinci Paylaşım Savaşı” sonunda dünya, bu küresel güçler tarafından, birbirine karşıt gibi gösterilen ancak aynı merkezden yönetilen “Kapitalist” ve “Komünist” blok olmak üzere, iki karşıt kutuplu bir yapılanmaya geçilmiştir.

Daha sonraları, direniş hareketi gibi gözüken ancak aynı gücün denetiminde “Bağlantısızlar Hareketi” ortaya çıksa bile gerçekte ise baskın ve belirleyici güç odağının iki merkezi, Moskova ve Washington üzerinden yönetiliyordu.

Küresel emperyalist üst aklın denetiminde, Amerikalı derin strateji uzmanları, soğuk savaş dönemindeki Sovyet Rus yayılmacılığının önüne geçmek için “Yeşil Kuşak Projesi”sini kurguladılar.

Özellikle derin Amerika aklının öncüleri, Müslüman Akımlarını yerli işbirlikçiler aracılığıyla kendi çıkarları doğrultusunda nasıl kullanıldığının tartışmasız örneği, Polonya kökenli Amerikalı siyaset bilimci ve devlet adamı Zbigniew Kazimierz Brzezinski’nin mimarı olduğu “Yeşil Kuşak Projesi” diye nitelendirilen kurgulamadır.

Yeşil Kuşak Projesi” kurgulaması, Amerika düşmanı gibi gösterilen Sovyetler Birliğine karşı “Radikal Müslümanları” kullanma stratejisine dayanıyordu.

Bu projenin uygulanabilirliği için gerekli olan insan kaynakları CIA’nın yıllar yılı kültürel etkinlikleri ve yayınlarıyla İslam dünyasında temellendirilen komünizm karşıtlığı ön planda programlanan, şiddete dayalı sözde “Radikal İslamcı” gruplar oluşturuyordu.

Türkiye’de de bir dönem çalışmalar yapan CIA patentli “Komünizmle Mücadele Dernek”lerini anımsayalım. Günümüzde anlaşıldığı üzere CIA’nın “Yeşil Kuşak Projesi” kurgulaması içerisinde görevli olan Fethullah Gülen, gençlik yıllarında Erzurum’da “Komünizmle Mücadele Derneğinin” başkanlığını yaptığını biliyoruz.

Emperyalist Sovyetler Birliğinin Afganistan’ı işgali, “Yeşil Kuşak Projesi”nin uygulanması noktasında, emperyalist Amerikalılara bulunmaz fırsatlar sunmuştur.

Kızıl tehlikeye karşı yeşil panzehir” sloganıyla formüle edilen bu kuşak projesi gereği CIA, sözde İslamcı mücahit gruplara her türlü silah, savaş malzemeleri, finans, bilgi ve istihbarat desteği sağlayarak, emperyalist Sovyetler’i Afganistan’dan püskürtmek için savaş alanına sürmüştür.

Küresel emperyalist üst akıl denilen güçler tarafından, Amerika ile Sovyetler Birliği arasında kurgulan soğuk savaş sonrası bu mücahitler, potansiyel tehlike olarak görülecektir, çünkü emperyalist proje birkaç aşamadan oluşuyordu. Bu güç tarafından önce dost, sonra düşman olmaları kurgulanmıştır.

Küresel emperyalist projesini uygulamaya sokan “Derin Amerika Gücü”, sözde bu mücahit grupları, Asya coğrafyasına yerleşmesini sağlayabilecek her türlü gerekçeyi oluşturdular.

Birinci aşamada, İslam coğrafyasından her türlü olanaklarla devşirilen yerli işbirlikçi mücahitlerle, Sovyet yayılmacılığı durdurulmuştur. Sonuç olarak bu süreç, Sovyetler Birliğinin çöküşünü hızlandıran en önemli etken olmuştur.

Sovyetler Birliğinin yıkılışını, “Bir Tarihin Sonu” savıyla temellendiren Amerikan emperyalizmi, bundan sonraki gelişmeleri ve yaşanabilecek süreçleri, “Kapitalizmin ve Amerika’nın Kesin Zaferi” olarak yorumlamaktan ve açıklamaktan hiçbir zaman kaçınmamışlardır.

Ancak, küresel emperyalist üst akla göre tarihin sonu için tek başına Sovyetler Birliğinin yıkılması yeterli değildir ve 11 Eylül 2001 yılındaki o ünlü kuleye saldırı kurgulamasının yapılması gerekiyordu.

Artık “Yeşil Kuşak Projesi”, 11 Eylül 2001 yılından sonra dost değil, Amerikan emperyalizminin düşman grupları projesine dönüştürülmüş ve birçok zengin İslam ülkelerinden bunun hesabını kesmişlerdir. Söz konusu projenin, düşman niteliğine dönüşümünü, kendisi de bir CIA projesi ve kurgusu olan “Usame Bin Ladin” aracılığıyla gerçekleştirmiştir.

Ancak, ne yazık ki, Türkiye’de var olan ve örtülü desteklerle yürütülen sözde İslamcı ve muhafazakar kesimin bazı ileri gelenler ile yazarları, Derin Amerika’nın bu projesinin farkında olup olmaması bir yana, sahip oldukları bilgi birikimleri, kullandıkları dinsel anlatımlar ve ideolojik saplantıları bakımından mevcut durumu anlayabilmeleri halen bile olası görünmüyor.

Yeşil Kuşak Projesi”nin hangi neden ve gerekçelerle tasarlandığı ve kurgulandığı bilinmeden, günümüzde Orta Asya ve Ortadoğu coğrafyasında ortaya çıkan fiili durumu sağlıklı değerlendirebilmemiz söz konusu bile olamaz.

Şimdi gelelim Türkçü harekete; Soğuk Savaş yıllarında Ankara’da Özbek asıllı Amerikan casusunun varlığına bakmak bile yeterlidir.

Türkçü hareketin en büyük açmazı, İngiliz, Alman ve Amerikan çıkarlarına yönelik kurgulandığı bir türlü kabullenememesinden kaynaklı olduğu yadsınamaz bir gerçektir. CIA güdümlü kiralık Truva Atlarının sözde Turancı görünmeleri, süreci bilmeyenler için bir aldatmaca olabilir.

Bu konudaki derin Amerikan aklının savı açıkça bellidir.

İkinci Dünya Savaşı’nda, Kırım başta olmak üzere Sovyetler Birliği çatısı altındaki Türk Cumhuriyetlerinin, Alman Nazi Ordusunun üstün silah gücüne dayanılarak sözde bağımsızlaştırılması projesi ve sonuç ise ortaya çıkan hüsran durumunun varlığıdır.

Yüzbinlerce Kırım Türkü’nün Alman Nazi ordusu destekçisi ilan edilerek sürgüne gönderilmesi, herhalde rastlantısal bir olay değildir. Vebali kimin olduğunun ne önemi vardır desek de, derin Amerikan aklının kurgusu olan Alman emperyalizminin emrine giren bazı sözde Türkçüleri gözden kaçırmamak gerekir sanırım.

Özbek Ruzi Nazar adına dikkat çekelim; Sovyet, Alman ve son olarak ABD ordusunun kiralık savaşçısı olması ne kadar da ilginçlik içeriyor.

Ruzi Nazar, Özbek asıllı ABD vatandaşı, CIA ajanı ve yaşamının büyük bir kısmını CIA ajanı olarak Sovyetler Birliğine karşı mücadeleye adamıştır. 1917 yılında Özbekistan’ın Fergana Vadisi’nin Margilan şehrinde doğmuştur. Kişisel yaşam öyküsüne göre kendi ailesi; 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarında Rus İmparatorluğu’nda özellikle Türk kökenli Müslüman halklar arasında ortaya çıkan sosyal, siyasal ve entelektüel bir hareket olan Ceditçidir.

İkinci Dünya Savaşı’nda teğmen rütbesiyle Kızıl Ordu’ya katılan ve kısa bir süre sonra cephede yaralanan Ruzi Nazar, Ukraynalı bir köylü ailesinin yanına sığınır. Almanların hızla Rusya içlerine ilerledikleri süreçte, Ruzi Nazar da Alman güçlerine teslim olmuştur.

Hemen burada anımsatmak gerekir ki, Naziler, teslim aldıkları Kızıl Ordu askerlerinden özellikle “Özbek, Tacik, Kırgız, Kazak, Kırım Tatarı, Azeri ve Ukrayna” kökenli olanlarından kendi saflarında savaşacak ordu kurmuştur.

Nazi Almanya’sının, Doğu Cephesi ve Yabancı Ordular Tahkikat Birimi’nin sorumlusu ve Sovyetler Birliği ordularına karşı askeri istihbarat çalışmalarını yürüten Tümgeneral Reinhard Gehlen ve ekibinin, Kırım Türkleri’ne yönelik Sovyet aleyhtarı Nazi propagandası, hedef kitle üzerinde oldukça çok etkili olmuştur.

Ruzi Nazar, ne yapıp edip Alman askeri istihbaratının bir numaralısı Gehlen’in yanına kapağı atmakla kalmaz, Sovyet ordusundan tutsak edilen Türkler’den, lejyon adı verilen askeri birlik oluşturma başarısını gösterince, Gehlen’in gözde elamanları arasına girmiştir. Üstelik, Gehlen onu Alman soylusu bir aileye damat olmasını sağlayarak ödüllendirmiştir.

Gehlen’in başında olduğu, Fremde Heere Ost (FHO) yani Yabancı Ordular Doğu veya İkinci Dünya Savaşı sırasında, Nazi döneminde 1935 ile 1945 yılları arasında Heer’in başkomutanlığına verilen ad olan Alman Ordusunun Yüksek Komutanlığı Oberkommando des Heeres’in askeri istihbarat örgütüydü.

Savaştan önce ve savaş sırasında, Sovyetler Birliği ve diğer Doğu Avrupa ülkelerini çözümlemeye odaklanan ve CIA’nın ana omurgasını oluşturan bu yapıyla ilişkisi olanlardan biri de Ruzi Nazar olduğunu burada bilmemiz gerekiyor.

Ayrıca Ruzi Nazar’ın, Gehlen’in gözbebeği olduğu, üstelik onunla birlikte Almanya’yı işgal eden ABD ordusuna geçtiği herkesçe bilinen bir gerçektir.

Ruzi Nazar’ın, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra CIA’nın Ortadoğu şefi olduğunu sanırım anımsamak gerekiyor.

İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD emperyalizminin savaş zamanı derin istihbarat örgütü ve Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın öncüsü Stratejik Hizmetler Ofisi “Office of Strategic Services” OSS’den, Gehlen’in Sovyet aleyhtarı bir savaş ve propaganda makinesine dönüştürdüğü CIA’nın, önceliği doğal olarak Sovyetler Birliği olmuştur.

İşte tam burada Ruzi Nazar onlar için biçilmiş bir kaftandır. Amerikalılar onu o kadar çok önemsediklerinden, CIA için çalışma önerisini ilk Amerikan başkanlarından Theodore Roosevelt’in CIA’da çalışan oğlu Archibald Roosevelt yapmıştır.

Günümüzde yaşanılan tüm olaylara, 21. Yüzyılın üçüncü paylaşım dönemine girdiğinin belirtileridir.

Tek dileğimiz biz büyük Türk Milleti olarak, bu paylaşım noktasında gerçek yerini bulmasıdır.

Allah Türk Milletini Korusun ve Yüceltsin…

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s