ÇOCUK İSTİSMARI DOSYASI /// Dr. Erdal Atabek : Tarikatlar, cemaatler ve çocuk istismarı (BÖLÜM 1 -2)-3


Dr. Erdal Atabek : Tarikatlar, cemaatler ve çocuk istismarı-1 : Büyük bariyer : Biat ve itaat (BÖLÜM 1)

Tarikatlar ve cemaatler kendi içine kapalı yapılardır. Dergâhlarda, tekkelerde, kapalı kapılar arkasında neler yapıldığı dışarıya sızmaz. Ayinleri, zikirleri, sohbetleri her zaman kendi içinde yaşanır. Onun için de ortaya çıkan Uşşaki tarikatı şeyhi Fatih Nurullah’ın iki kız çocuğuna cinsel istismarı toplumda tepki ve öfke uyandırdı.

28 Eylül 2020

Özellikle toplumlarda güven verici olarak kabul edilen din adamlığı gibi, öğretmenlik gibi işlerde çalışanların karıştığı cinsel istismar olaylarının nefret uyandırdığı açıktır. Ama elbette bu ilk değildi. Ensar Vakfı’nda yaşanan cinsel istismar olayları unutulmadı. Giderek erkek ve kız çocuklarının kimi zaman yatılı okullarında, yatılı kurslarında yaşanan bu tür nefret uyandıran olaylar neden din gibi kutsal bir perdenin arkasında yaşanıyor?

Neden bu hacısı, hocası, şeyhi kızların kaç yaşında evlenebileceği ile bu denli ilgili? Neden 10 yaşında, 12 yaşında kızlarla evlenilebileceği bu çevrelerin sürekli derdi oluyor? Toplumu sarsan bu olaylar “tek tük olan sapıklıklar mı” yoksa yaygın bir toplumsal ahlak çöküntüsü mü? Üzerinde durulması gereken de bu.

SUSMAYA ZORLANIR

‘Çocuk “açıklama tehdidiyle” ya da korkutularak susmaya zorlanıyor!’

İstismara uğrayan çocuk asıl kendini suçlar. Böylece, cinsel istismar çocuk için kalıcı bir travmaya dönüşür. Çocuk içine çekilir. Arkadaşlarından uzaklaşır. Önceden ilgi duyduğu şeylere ilgisini kaybetmiştir. Uykuları bozulur, neşesizdir, keyifsizdir, okulda aldığı notlar düşer. Doğal bir içgüdü olan cinsellik çocuk için bir karabasana dönüşür.

YASAKLANAN CİNSELLİK YOLUNDAN SAPAR

Cinsel içgüdü, her insanın doğuşundan başlayarak gelişen bir yaşam kaynağı. Üç temel içgüden birisi. Korunma içgüdüsü, beslenme içgüdüsü, çoğalma içgüdüsü. İlk ikisi hayatta kalmayı, üçüncüsü ise türün devamını sağlayan içgüdüler. Cinsel içgüdü doğuşta var ama cinsel gelişim ergenlikle ortaya çıkıyor. Ergenlerin cinsel uyanışla tanışması onun için sancılı. Karşı cinsle artık daha farklı bir konuma gelen ergen, beğenilmek istiyor. Erişkin ise artık cinselliğini fark etmiş, onu nasıl yaşayacağını öğrenmiş olmalı. Bütün uygar ülkelerin küçük yaşlardan başlayarak “cinsel eğitim” vermeleri bu geçişi kolaylaştırmak için. Bu eğitimden yoksun erişkinler, cinselliği tabu gören, yasaklayan toplumlarda cinsel dürtülerini kontrol edemiyor. Bu nedenle de tacizler, tecavüzler, sapkınlıklar yaşanıyor.

Çocukların cinsel istismarı da bu sapkınlıkların en nefret uyandıran alanında yer alıyor. Psikiyatri terimi olarak “pedofili”, iyi bilinen bir sapkınlık. Bir erişkin tarafından cinsel obje olarak kullanılan erkek ya da kız çocuğu, ne olduğunu kimi zaman anlamayarak, anlasa da karşı çıkmaya cesaret edemeyerek olayı yaşıyor. Çoğu kez bu olayı yaşayan çocuk, “açıklama tehdidiyle” ya da korkutularak susmaya zorlanıyor. Olayların suskunlukla kapalı kalması bu yollarla sağlanıyor. Eğer bu taciz, güvenilen bir kişi tarafından yapılıyorsa çocuk için açıklamak daha da zorlaşıyor. Bir hoca, bir şeyh, bir eğitmen toplumun saygı duyduğu bir kişidir. Tarikatlarda, cemaatlerde ise çoğu kez çocuğun ailesi de o çevrenin içindedir. Çocuk, bu çevrede uğradığı tacizi açıkladığı zaman karşılaşacağı tepkiden de çekinir. Bu olaylarda çocukların yakın çevreleri tarafından suçlandıkları çoğu kez görülür. Çocuk bu olayda asıl kendini suçlamaktadır.

Böylece, cinsel istismar çocuk için kalıcı bir travmaya dönüşür. Çocuk içine çekilir. Arkadaşlarından uzaklaşır. Önceden ilgi duyduğu şeylere ilgisini kaybetmiştir. Uykuları bozulur, neşesizdir, keyifsizdir, okulda aldığı notlar düşer. Doğal bir içgüdü olan cinsellik çocuk için bir karabasana dönüşür. Bu olayları yaşayan çocukların tam bir sosyal ve psikolojik desteğe gereksinmesi vardır. Çocuk için bu destek verilmezse olay kalıcı hasara dönüşür. Çocuğun sosyal hayatı zarar görür, cinsel hayatı sakatlanır.

Cinselliği tabu kılan, yasaklayan bütün sistemler, onun normal yolundan sapmasına neden olur. Kiliselerdeki koro çocuklarına yapılan rahip tacizleri de bu nedenledir. Normal cinsel hayatı yasaklanan rahipler, ergen yaştaki koro çocuklarına karşı bu sapık ilgiyle benzer olaylara yol açarlar. Bu olayların kitapları yazılmıştır, filmleri çekilmiştir. Bizim kapalı kültürümüzde ise bu olaylar, çoğunlukla saklanır, kapalı kapılar arkasında kalır. İstismara uğrayan çocuklar da her türlü destekten yoksun kendi trajedilerini yaşarlar.

BİLİNENDEN DAHA ÇOK

Cinsel istismar olaylarının aslında ortaya çıkandan çok daha fazlasının yaşandığı bir gerçek. Çocukların maruz kaldığı cinsel istismarlar olsun, erişkinlere yapılan tecavüzler olsun çok kere yaşayanların açıklayamadığı suçlar. Açıklarsa kendisinin suçlanacağı korkusu bu olaylara uğrayanları suskunluğa yöneltiyor. Aile içinde yaşananlar, bütün ailenin zarar göreceği korkusuyla kapatılıyor. Ensest. Yani cinsel ilişki kurması yasak olan yakınlar arasında yaşananlar bilinenin çok üstünde olduğu halde suskunlukla kapatılıyor. Tarikatlar ve cemaatler gibi kapalı yapılarda yaşananlar da çoğu kez ortaya çıkmadan kapatılıyor. Bu yapıların öğretisindeki “biat – itaat” ekseni, yaşananlar açıklamanın önündeki büyük bariyer. Temelinde “kutsallık” bulunan, yapılan işleri “kutsala hizmet” olarak niteleyen öğreti, bu işlerin başındaki kişileri de “kutsal rehber” kabul ettiği için dışarıya taşınan her şikâyet “kutsala saygısızlık” içine giriyor. Cinsel istismar olaylarının gizli kalmasında en büyük pay bu öğretinindir. “Kutsallık” olgusu sadece tarikatların, cemaatlerin içinde kalmayacak, siyasete de taşınacaktır. Sağda siyaset yapan bütün partilerin zaman zaman gizli, zaman zaman açık ilişkiler kurduğu tarikatlar ve cemaatler bu parti liderlerine “kutsallık” atfederek kendi topluluklarını etkileyeceklerdir. Bu “kutsallık” kavramı, aslında pek çok olayı açıklar.

GÜÇLERİ GİZLİLİKLERİNDE

Bu kapalı yapıların bütün gücü “gizliliklerinde” yatar. Ruhani sırlar sadece tarikatın – cemaatin en üstünde yer alan “mürşit” tarafından bilinir. O büyük şeyh, müritlerine sadece bilmeleri gerekeni açıklar. Kıdemliler derece derece şeyhe yakınlıklarına göre konumlanırlar. Kıdemsiz dervişler sadece soru sormadan hizmet etmekle yükümlüdür. Bu yapılarda “ruhani sır” öğretinin odağıdır. “Sır” aslında bilinmeyendir. Tarikatların, cemaatlerin müritleri, bu sırrı bilen “şeyh – hoca – mürşit”in peşinde giden kullardır. İşte bu “kulluk kölelik” olgusu, bu gizlenen bilgilerin, ruhani sırların koruyuculuğunda dayanır. Osmanlı İmparatorluğu’nun her döneminde etkili olan tarikatlar ve cemaatler hep bu “gizli gücün koruyuculuğu” ile varlıklarını sürdürmüşlerdir. Kuran’ın Türkçeye çevrilmesi de bu gizliliğin korunması için engellenmiştir. Hatta 1726’da kabul edilen matbaa ancak Kuran’ın basılmaması koşuluyla izin alabilmiştir. Gizlilik, saklanan bilgi, ruhani sır tarikatlarla cemaatlerin temel gücüdür. Bilgi açıklığı, paylaşılan bilgi, laik eğitim onun için tarikatlarla cemaatlerin düşman saydığı işlerdir. Çünkü bu yolla ellerindeki yönetme gücünü kaybedeceklerdir.

BİZİM ASIL FELAKETİMİZ

Bizim asıl felaketimiz, Batı toplumlarının ortaçağda yaşadıkları “dogma egemenliği”ni günümüzde yaşamaya zorlanmamızdır. Batı, ortaçağda kiliselerin dogmalarının egemenliğini yaşadı. Galile gibi akılcı bilginin temsilcileri engizisyon mahkemelerinde hesap verdi. Giordiano Bruna yakılarak öldürüldü. Ama Batı uygarlığı Rönesans ve Aydınlanma ile bu engelleri aştı. Laik yaşamın, laik eğitimin değerini anladı. Çağdaş, uygar toplumlar yaratmayı başardı. Ne yazık ki biz bugün bu ortaçağ zihniyetini kabule zorlanıyoruz. Tarikatlar ve cemaatler yaşamın her alanına egemen kılınıyor. Onları koruyan, besleyen, büyüten siyasal iktidar bu ortaçağ karanlığını ülkeye egemen kılmak için var gücüyle desteğini sürdürüyor. Bizim asıl felaketimiz, Batı’nın yüzyıllar önce yaşadığı karanlıklara bizim bugün sürüklenmemizdir.

ELBETTE BUNU KABUL ETMEYECEĞİZ

Bu toplumda bunu kabul etmeyecek güçlerimiz de var. Aydınlanma ile özgür aklın rehberliğini anlamış, ülkenin çağdaş uygarlık yolunda yürümesi için azmetmiş milyonlarımız var. Elbette tarikatlarla cemaatler de bunu biliyorlar. Çocuklara yönelik Kuran kursları yoluyla, hafızlık eğitimiyle yapmaya çalıştıkları işte bu Aydınlanma ilkelerini etkisiz kılmak, kendi öğretilerinin egemenliğini sağlamak. Ama yaratmaya çalıştıkları bu yeni Ortaçağ, tarihin doğal akışıyla başarısız kalacaktır. Belki bir zaman kaybı olacak, bu da toplum deneyiminin öğretici bir örneği olacaktır. Tarihin bütün bağnaz din yönetimleri ortadan kalkmıştır. Aklın gücünü temsil eden toplumların önünde hiç bir engel tutunamaz. Bunu bizim toplumuzda da göreceğiz. Yeter ki bilelim, anlayalım ve kararlı olarak hedeflerimize yürüyelim.

Dr. Erdal Atabek : Tarikatlar, cemaatler ve çocuk istismarı-1 : Zihinsel istismar! (BÖLÜM 2)

4-6 yaş grubu küçük çocuklara yönelik Kuran kursları 131 bin 26 çocuğa ulaştı.

CİNSEL İSTİSMARA GİDEN YOL

– Çocuğun fiziksel istismarı: Dayak atma, dövme, vurma, itme gibi istismardır.

– Çocuğun duygusal istismarı: Aşağılama, hakaret etme, özgüvenini kırma, beğenmeme gibi davranışlar uygulamaktır. Bu bölüme çocuğu bağımlı kılmayı da eklemek gerekir.

– Çocuğun cinsel istismarı: Daha büyük yaşta ya da erişkin birinin çocuğa cinsel amaçlı dokunma, elleme, cinsel organ ile taciz, kendine dokundurtma gibi eylem ve davranışlardır.

– Bunlar kadar üzerinde durulmayan ama çok önemli bir istismar da, çocuğun zihinsel istismarıdır: Bu istismar, çocuğun düşünme sistemini bozarak onu belirli kalıplarla koşullamaktır.

Bu koşullama ile çocuk kendisinden isteneni düşünmeden yapacak, bunu yapmanın kendi işi olduğu kalıbının dışına çıkamayacaktır.

ÖNCE GÜVEN İSTİSMARI VAR

Cinsel istismar çoğu kez zorbalıkla değil, ikna ederek yapılır.

Öncelikle cinsel istismarı yapan kişi, çocuğun güven duygusunu kazanır.

Bu kişi ya tanıdığı ya da çevresinin saydığı, sözünden çıkmadığı birisidir.

Aile içinden ya da çevresinden birisi bu güveni kazanmıştır.

Tarikatlarda, cemaatlerde ise şeyh ya da hoca, çevresinin sözünden çıkmadığı kişi olarak yetki sahibidir.

Böyle bir kişi çocuğu “seçilmiş kişi” olarak nitelerse çocuğun kabullenmesini kolaylaştırır.

Aslında bu durum, “güven istismarı”dır.

Sonraki adım ise “zihinsel istismar” olur.

ZİHİNSEL İSTİSMAR NEDİR?

Zihinsel istismar, küçük yaştaki çocuğun henüz soyut düşünme yetisi kazanmadığı dönemde zihinsel kalıplar yerleştirerek zihninin koşullandırılmasıdır.

Çocuk gelişim dönemlerinde bilişsel gelişim önemli dönemeçlerden geçer.

İsviçreli psikolog Jean Piaget ve Sovyet psikolog Lev Vigotski bu alanlarda kabul edilen çalışmalar yapmışlardır.

Genel olarak, çocuğun neden – sonuç ilişkisi kuracağı muhakeme gücünü kazandığı yaşlar 12 ve sonraki yaşlarıdır.

4 yaş gibi 6 yaş gibi, 7 – 8 yaşlar gibi bu yetiye ulaşmadığı yaşlarda eğitim adı altında yapılan işlemler, çocuğun zihinsel koşullanmasıdır.

Çocuk kendisine öğretilenleri ölçüp biçmeden kabul eder ve zihinsel kalıplar olarak yerleştirir.

İşte, “iyi – kötü”, “günah – sevap”, “haram – helal” gibi kavramları öğretildiği gibi kabul eder.

Cin – peri öyküleri, cennet – cehennem anlatıları küçük çocuk için tartışmasız kabul edeceği kavramlardır.

Bu yolla yaratılan kalıplar uzun süreli etkilerini sürdürür.

Tarikatlar ve cemaatler bu yolla küçük yaşlardan başlayarak çocuklarda “biat – itaat” kültürünü yerleştirirler.

Böyle koşullanan çocuklar için öğretilenin dışında hiçbir doğru yoktur.

“Dindar ve kindar gençlik” yaratmanın yolu da budur.

Bu telkinlerle zihinlerine kazınmış önyargılar daha sonraki yıllarda “fanatik dinciler”i yaratacaktır.

Ortadoğu’nun din kökenli terör grupları da çocukları “zihinsel istismar” yoluyla koşullamakta,

IŞİD gibi El Nusra, El Kaide gibi örgütlerin militanları, intihar komandoları, canlı bombalar bu zihinsel ambargolarla kendilerinden istenen her şeyi yapmaktadırlar.

Bütün bunların “dinini öğreniyorlar” etiketiyle yapılması da bu işin kamuflajıdır.

Tarikat ve cemaatlerin kapalı yapılarında ancak şeyhlerin ve ona yakın olanların bildiği “ruhani sırlar” öğretisi, çocuk beyinlerinde “onların her söylediği doğru, her yaptıkları kutsal” yargısını oluşturur.

“Onların her söylediği doğru, her yaptığı kutsal.”

İşte bu kabul, çocuğun cinsel istismarında gerçekte ne yaşandığını anlamasını engeller.

Çocukların ne yapıldığını anlasa da sessiz kalmasının asıl nedeni budur.

Cinsel istismara uğrayan çocukların anne babalarının da aynı tarikatın üyeleri olması durumun açıklanmasını daha da zorlaştırmaktadır.

Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Elvan İşeri, “Cinsel istismara uğrayanların sadece yüzde 15’inin bildirildiğini, olayın buzdağının görünen ucu” olduğunu belirtmektedir.

Bu konuda ortaya çıkan olaylardan çok daha fazlası “sessizlik yasası” uyarınca suskunluğa gömülmekte, ortaya çıkanların bir bölümü de çeşitli yollarla kapatılmaktadır.

DİN EĞİTİMİNDE RAKAMLAR

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açıkladığı rakamlara göre, 2017 – 2018 yılı içinde, Kuran kursları eğitimi 3 milyon 923 bin 592 öğrenciye ulaşmıştır. Yaklaşık 4 milyon kişi Kuran kursu eğitiminden geçmiştir.

– Yaz Kuran kursları, özellikle ilk ve ortaöğretim öğrencilerine yönelik olarak, 2.5 milyondan daha fazla bir sayıya erişmiştir.

– 4-6 yaş grubu küçük çocuklara yönelik Kuran kursları, 131 bin 26 çocuğa ulaşmıştır.

– Camilerde kuran öğretimine 125 bin 653 kişi katılmış.

– Yatılı hafızlık eğitimi, 76 bin 722 öğrenciye ulaşmıştır.

– 4-6 yaş küçük çocuk grubu, 48 – 72 aylık bebelerdir.

Bu bebelere uygulanan Kuran kursu ne amacı gütmektedir?

Üniversitelerin “erken çocuk eğitimi ve gelişimi” bölümleri bu konuda hep olumsuz görüş belirtmekte ancak etkili olamamaktadırlar.

Bütün bilimsel gerçeklerin dışında çocuklara ve ergenlere yönelik “beyin yıkama” işlemleri eğitim adı altında örtülerek sürdürülmektedir.

Bu konu üstelik de “cinsel istismar” gibi suçlanan bir konu olmamakta, tersine “onlar dinlerini öğreniyor” yaftası altında gizlenerek desteklenmektedirler.

Ama işte, bu “biat – itaat” kültürünün temelleri böyle atılmaktadır.

Cinsel istismar olaylarının altında da bu kültür büyük rol oynamakta, koşullanmış zihinler, uğradıkları istismarı kabule zorlanmaktadırlar.

İlerde bu “kulluk – kölelik” toplumunun nasıl yaratıldığını anlamak isteyenler, çocuklara yönelik “zihinsel koşullama” uygulamalarını dikkate almak zorundadırlar.

BİLİMSEL BİLGİDEN MİSTİK ALANA SÜRÜKLENME

Toplumun “bilimsel bilgi iklimi”nden “mistik alan”a sürüklenmesi hep özgür düşüncenin engellenmesi yoluyla olmaktadır.

Falcılar, medyumlar, geleceği biliciler artık açıkça çalışmakta, yasal işler kabul edilerek açık ofislerinde çalışmakta, vergi ödemektedirler.

Muskacılar, üfürükçüler, toplumun sürüklendiği cehalet ortamında açıkça işlerini yürütmektedirler.

Tıp biliminin ışığında çalışan sağlık hizmetlerinde “hacamatçılar” gibi “sülükçüler” gibi geçmişte kalmış uygulamalar “geleneksel tıp” adıyla resmi hizmete sokulmaktadır.

Bütün bu uygulamalar, bilimsel bilgi alanından koptuktan sonra toplumun sürüklendiği mistik alandan kaynaklanmakta, toplum bu yolla da sömürülmektedir.

Cinsel istismar olayları da bu alanda rahatlıkla yorumlanarak, bir cemaat hocası erkek çocuk istismarını “badelemek” olarak nitelemekte, çeşitli din kisveli kişiler de “kız çocuklarının 9 yaşında, 12 yaşında evlenebilir” olduğunu öne sürebilmektedir.

“Çocuk gelinler” olgusu toplumsal bir felaket olarak sürüp gitmektedir.

Oyun oynama çağındaki kız çocukları “gelenek” adı altında erişkin yaşta erkeklerle evlendirilmekte, düğünler yapılarak bu toplumsal utanç örtülmektedir.

Bu olayın aslında “onaylanmış cinsel istismar” olduğu gözlerden kaçırılmaktadır.

Yatılı hafızlık eğitiminde 76 bin 722 öğrenci var.

NE YAPMALIYIZ?

“Çocuklara cinsel istismar” konusu sadece bu zedeleyici olaya uğrayanların konusu değildir.

Bu konu bütün toplumun konusudur.

Bütün anneler, bütün babalar, bütün kadınlar, bütün erkekler ayağa kalkmalıdır. Bütün toplum bu olayın karşısına dikilmelidir.

Karşı çıkılacak şey, sadece cinsel istismar değildir. Çocukların “zihinsel koşullanması”na karşı çıkılması zorunludur.

Çocuklardan başlayan “biat – itaat” kültürüne karşı çıkılmalıdır.

Toplumun “kulluk – kölelik toplumu” olmasına karşı çıkılmalıdır.

Hiç kimse hiç kimsenin kulu kölesi olmamalıdır. Din eğitimi hurafelerden kurtarılmalıdır. Din eğitimi önyargılardan kurtarılmalıdır. İnsanların özgür inançları tarikatların – cemaatlerin hegemonyasından kurtarılmalıdır. Her yurttaş istediğine inanmakta ya da inanmamakta eşit derecede özgür olmalıdır. Laik bir toplum düzeninde uygarca yaşama hakkına kavuşmalıdır.

Çocukların cinsel istismarının arka planındaki her şey görülmelidir.

Gerçek yurttaşlık görevi de budur…

Dr. Erdal Atabek : Tarikatlar, cemaatler ve çocuk istismarı 3: Çocukların cinsel istismarı nasıl tanımlanır ? (Bölüm 3)

Cinsel istismara uğrayan çocuklar, olayın ortaya çıkışından sonraki süreçte daha da travmatize olmaktadırlar.

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi çocuk ve ergen ruh sağlığı anabilim dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Elvan İşeri, uluslararası tanımı şöyle belirtiyor:

“Henüz cinsel gelişimini tamamlamamış bir çocuğun ya da ergenin, bir erişkin tarafından cinsel arzu ve gereksinimlerini karşılamak için güç kullanarak, tehdit ya da kandırma yolu ile kullanılmasıdır.”

Cinsel istismar içinde “cinsel birleşme, cinsel birleşmeye teşebbüs, oral – genital temas, genital bölgenin doğrudan ya da giysi üzerinden okşanması, teşhircilik ya da çocuğun erişkin cinsel aktivite ya da pornografiye maruz bırakılması ve fuhuş ya da pornografide kullanılması gibi travmatik olayların yaşanması” yer alır. Burada önemli nokta, çocuğun ya da ergenin rızası olsa dahi bu yapılanların Türk Ceza Kanunu içinde suç sayılmasıdır. Cinsel istismar olaylarında “çocukların rızalarının olduğu” savı hem doğru değildir hem de geçerli olamaz. Çocuğun ya da ergenin bu olaya karşı çıkmaması, sessiz kalması, direnmemesi rızası olduğunu göstermez. Tersine çocuğun ya da ergenin kandırıldığını ya da baskıyla razı edildiğini gösterir.

DUYGUSAL SIĞINAK ARAYIŞI

Tarikat ve cemaatlerde durum nedir?

Burada farklı bir durum vardır. Üç nedenle bu yapılardaki “çocuk istismarları” kolaylaşmaktadır.

– Birincisi, bu yapıların dışarıya kapalı oluşudur. Buralarda olupbitenler burada kalır ve bu yapıların dışına çıkamaz. Buralarda yaşanan her şey, öğretilenler, ritüeller, davranışlar dışarıya açıklanmamak üzerine kurulmuştur.

– İkinci neden, tarikat şeyhlerinin, cemaat hocalarının kutsal şahsiyetler olarak kabul edilmesidir.

Onların yaptığı her şeyin “kutsal bir nedeni” vardır, bu nedenle onların yaptıklarına karşı çıkılamaz.

Yapılanlar yanlış görünse bile, “bunun bir imtihan” olduğu söylenerek kabul edilmesi istenir.

Bu yapılar inanç temelli olduğu için de hurafelerini, dogmalarını kendilerine inananlara kabul ettirirler. En mantığa aykırı şeylerin bile neden kabul edildiğini bilmek gerekir.

– Üçüncü neden, tarikat ve cemaatlerin günün siyasal iktidarı tarafından korunup desteklenmesidir.

Bu yapılar AKP iktidarının oy depoları olduğu için burada olup biten her şey, devlet yetkilileri tarafından-bilindiği halde-kapatılıp örtülmektedir.

Ensar Vakfı’nda çok sayıda erkek çocuğuna yapılan cinsel istismar olayları zamanın hem de Aile ve Sosyal İşler Bakanı tarafından “Büyütülecek bir şey değil, bu nedenle vakıf suçlanamaz” diye Ensar Vakfı’nı korumak için olayı önemsizleştirilmeye çalışılmıştır.

Bu konuda bir hekim okurum, Ensar Vakfı olayının 2016 yılında yaşandığını, milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin 2006-2016 yılları arasında 300 binden çok çocuğun cinsel istismara uğradığını söylediğini unutmamak gerektiğini belirtmiştir. (okurum Dr. Nuri Çağatay’a teşekkür ediyorum.)

SOSYAL RİSKLER

Çocukların ve ergenlerin cinsel istismarında birçok risk faktörü var.

– Bunların başında “ailenin tutumu” gelmektedir.

– Çocukların ihmal edilmesi.

– Çocukların kendi haline bırakılması, nerede, kimlerle neler yaptığının bilinmemesi, önem verilmemesi.

– Parçalanmış ailelerde çocukların sevgi ve şefkat gereksinmelerinin karşılanmaması.

– Anneden babadan yoksun kalmış çocukların duygusal sığınak arayışı.

– Cinsel alan bilgisizliği.

– Hem ailelerin hem de çocukların bu alanda bilgisiz kalmaları.

Tarikat ve cemaat yapılarındaki riskler, çok önemli öğeler barındırır:

– Çocukların zihinsel koşullanması,

– Çocukların şeyhlere, hocalara ve kıdemlilere karşı çıkmasının günah olacağı öğretisi,

– Başka çocuklara da yapıldığının bilinmesi,

– Ailenin de bu yapının içinde olması, sosyal risk faktörlerini oluşturur.

SUSKUNLUK NEDEN?

Cinsel istismar konusu neden suskunluk çıkmazına itilir? Kimsenin bilmek istememesi, bilenin unutmak istemesi, konuşmak istememesi nedendir?

En önemli neden bu olayın “kirli suç” olarak görülmesidir.

– Bu “kirli suç”, çocuğun üstüne yapışır, aileye bulaşır, taşınması utanç verici bir yük olur.

– Çocuk sessiz kalır.

– Aile bilmezden gelir.

– Toplum başını başka şeye çevirmeye çalışır.

Bu olayda en fazla zedelenen “cinsel istismar”a uğrayan ÇOCUK olacaktır:

– “Ben artık kirliyim.

– Aşağılandım, yaralandım, utanç duyuyorum.

– Suçluyum, elbette suçluyum, biliyorum.

– Razı olmamalıydım, karşı çıkmalıydım.

– Onun eline vurmalıydım. Bağırmalıydım.

– Hiçbirini yapmadım, yapamadım, suçluyum.

– Şimdi nasıl söyleyeyim?

– Söylesem de inanırlar mı? İnanmazlar ki.

– Ona inanırlar da bana inanmazlar.

– Hem nasıl söyleyeyim, ne diyeyim, bilmiyorum.

– Neden ben? Başıma neden bu iş geldi?

– Gene isteyecek biliyorum, gene çağıracak.

– Ne diyeceğim, ne yapacağım.

– Susayım, kimseye bir şey söylemeyeyim, en iyisi galiba bu.”

VE ÇOCUK SUSAR

– Ama çocuğun uykuları bozulmuştur.

– Huyu değişmiş, sessizleşmiştir.

– Sinirli davranışlar gösterir.

– Olmadık karşı çıkışlar gösterir.

– Dikkati bozulmuştur, kendini bir konuya veremez.

Bu durum ailenin dikkatini çeker.

AİLE bu değişimin nedenlerini anlamaya çalışır;

Anne “çocuğun bir şeyler yaşadığını, onun sıkıntısıyla başka şeyler yapmaya çalıştığını” düşünür ama ne olduğunu bilemez.

Çocuğu sorgular:

“Senin neyin var? Canını sıkan bir şeyler mi var? Kavga mı ettin yoksa? Bir şeye mi karıştın?”

Çocuk tepki gösterir, hiçbir şeye karışmadığını söyler.

Baba düşünür, “Belki yaş dönümüne girmiştir, ondandır” der.

Çocuk bu ağır yükü taşıyamaz duruma geldiği zaman, bir gün, utanarak sıkılarak olayı açıklar.

İşte “aile içindeki kargaşa” o günden sonra başlar.

Şok! Aile inanamaz. İnanmak istemez.

Ama sonra çocuklarına karşı duydukları “şefkat – öfke- kızgınlık”, yapana karşı duydukları “nefret – kızgınlık – öç alma” duyguları birbirine karışır.

Anne baba çocuklarını suçlarlar, kendilerini suçlarlar, birbirlerini suçlarlar.

Ortada “kirli bir suç” vardır ve kimse bu kirin kendine bulaşmasını istemez.

Sonrası daha da karışır.

Bu kirli suçun asıl yapanı iddiaları reddeder, bir “yanlış anlama” olduğunu, olayın “sevgi ile yaklaşma” olduğunu ileri sürer, dahası, çocuğun yalnış anladığını ya da yalan söylediğini, dikkat çekmek için bu yalanı uydurduğunu söyler.

Bu “doğru mu – yalan mı?”, “gerçek mi- iftira mı?” ikilemleri çocuğu daha da yaralar.

Bu konudaki çalışmalar ortaya koymuştur ki:

Cinsel istismara uğrayan çocuklar, olayın ortaya çıkışından sonraki süreçte daha da travmatize olmaktadırlar.

Olayın tekrar tekrar anlatılması, soruşturma aşamaları, çocuğa yönelik sorgulamalar, aile, polis, savcılık aşamalarındaki süreç çocuktaki travmayı derinleştirmektedir.

Burada yararlı olan, olayın pedagog ve psikologlar gözetiminde sürdürülmesi olacaktır.

Suskunluğun önemli bir nedeni bu süreçte vurguladığımız gibi:

Tarikat ve cemaat yapılarındaki “gizliliktir.”

Toplum içindeki konumlarını kaybetmemek isteyen bu yapılar, bu tür olayların gizli kalmasına çok önem verirler.

Ortaya çıktığı zaman da, olayın önemsizleştirilmesine, geçiştirilmesine çalışırlar.

Bu konuda en büyük güvenceleri de siyasalı iktidarın elindeki devlet yetkilerinin bu kapatma, örtme doğrultusunda tutum almalarıdır.

Tarikatların – cemaatlerin yurtlarında, yatılı kurslarında yaşanan olaylar “yayın yasaklarıyla”, “soruşturuluyor” örtülmeye çalışılmaktadır.

Nedeni de çok açıktır:

Tarikatlar ve cemaatler AKP iktidarının oy kaynaklarıdır.

SİYASAL YANI

Cinsel istismar olaylarının en kötü yanı, olayla yüzleşmek, çözümleri arayıp bulmak yerine “gizlemek, eğer ortaya çıkmışsa önemini azaltarak örtmek” olmaktadır.

Bunun nedeni de tarikat ve cemaatlerin AKP iktidarının oy depoları olmasıdır.

Bülent Arınç bu durumu çok açık ortaya koymuş:

“Biz varsak siz de varsınız, biz yoksak siz de yoksunuz” diyerek bu yapıların iktidarla ortak yanını belirtmiştir.

Bu nedenle de tarikat ve cemaatlerin yatılı okullarında, yurtlarında yaşanan bu tür olayların ortaya çıkışında yetkili makamlar anlamlı bir sessizlik ve hareketsizlik içine girerler.

Konunun bu yanı toplumun dikkatini çekmektedir ve çekmelidir de.

ÇÖZÜM

– Bu konunun çözümünde ilk adım “toplumun eğitilmesidir.”

– Toplum özel olarak cinsel konularda ve cinsel istismar konusunda “eğitilmelidir.”

– “Cinsel Eğitim ve İstismarı Önleme” merkezleri kurulmalıdır.

Bu merkezler belediyeler tarafından da kurulabilir.

– Cinsel istismarı önleme programları yapılmalıdır.

Eğitimciler, pedagoglar, psikologlar, psikiyatrlar görev almalıdır.

– Çocuklar “cinsel istismara karşı” eğitilmelidir.

“Kimse senin bedeninin belli bölgelerine dokunamaz, kendine dokunmanı da isteyemez” kuralı çocuklara öğretilmelidir.

– Çocuklar ve ailelere bu konularda eğitim verilmelidir.

– Ve elbette bütün toplum bu konudan kaçmak yerine, bu konuyu anlamak, açıklamak görevini bilinçle yerine getirmelidir.

Çözüm, her konuda olduğu gibi, özgür aklın ve özgür iradenin elinde olacaktır…

B İ T T İ

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s