SAĞLIK DOSYASI /// Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU : “Çılgın Kalabalıktan Uzak”


Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU : “Çılgın Kalabalıktan Uzak”

06 Nis 2020

Thomas Hardy’nin 1874 de yayınlanan kitabını ve ilk olarak 1967 de Julie Christie, Allen Bates ve Peter Finch’in unutulmaz bir oyunuyla sinemaya aktarılan yorumunu hatırlayanlarınız elbette vardır. Hardy’nin kurgu karakteri Bathsheba Everdene, duygusal beklentilerle “çılgın kalabalıktan uzak” bir kırsal yaşamı tercih eder. Oysa şimdi bir virüs gerçeği ile her yerde hepimiz çılgın kalabalıklardan uzağız….

Thomas Hardy’nin 1874 de yayınlanan kitabını ve ilk olarak 1967 de Julie Christie, Allen Bates ve Peter Finch’in unutulmaz bir oyunuyla sinemaya aktarılan yorumunu hatırlayanlarınız elbette vardır. Hardy’nin kurgu karakteri Bathsheba Everdene, duygusal beklentilerle “çılgın kalabalıktan uzak“ bir kırsal yaşamı tercih eder. Oysa şimdi bir virüs gerçeği ile her yerde hepimiz çılgın kalabalıklardan uzağız.

“Evim Sevimli Evim“

Bu şimdi başını sokabileceği bir yuva bulan herkesin mutlu ve huzurlu olmak için benimsemesi gereken bir deyim. Tanrı evsizlere yardımcı olsun. Evi şimdi adeta herkesin sığındığı bir kale. Zaman zaman mazgalından dışarıya bakıp, burcundan etrafı tarassut ettiğimiz güvenli mekân, etrafına hendek kazıp içinde beklediğimiz siper. Çünkü şimdi sınır tanımaksızın, aynı anda her yerde hükmünü acımasızca icra eden yeni bir “kara ölüm“ var. Bıçak kemiğe dayanmadıkça, genel bir sokağa çıkma yasağı ilan edilmesini ben de istemiyorum. Arada bir kale kapısını aralayıp çıkmalı, köprüyü indirip, hendeği aşmalı ve çabucak geri dönebilmeliyiz. Ufak tefek ihtiyacı gidermek ve birkaç adım atmak azımsanmayacak kadar önemli bir özgüven geri kazanımı. Yavaşlayan veya duran hizmetlere karşı, gıda, temizlik ve sağlık ürünleri gibi ihtiyaç maddelerinin tedarikinde aksama ve fiyatlarında fahiş artış olmamasını görmek önemli. Daha da önemlisi, evimizi sevmeyi yeniden öğrenmek ve ona gereken özeni göstermek. Öte yandan şu sıralar hatırımızı soran ve hatırını sormak ihtiyacını duyduğumuz insanları yeniden fark ediyoruz. Uzun zamandan beri görüşmediklerimiz ile birden bire uzaktan uzağa haberleşmenin mutluluğunu yakalıyoruz. “Bu da geçecek“ benim şu sıralar sıkı sıkı tutunduğum bir başka deyim. Deyimden de öte kaybedilmemesi gereken bir umut.

“Kara Ölüm“ ve Bilgi Bombardımanı

Gerçek, yalan, öğretici, aldatıcı, kızdırıcı ayırımı olmaksızın her türlü kanaldan, her türlü haber bombardımanına açığız. Hasta, ölü ve iyileşme sayılarının hem ülke genelinde, hem de dünyanın her yerinde nasıl seyrettiğini bilmek mutlak bir zorunluluk. New York valisi Cuomo’nun günlük yakınmaları ile Roma Belediye başkanının şikâyetlerini ve Türkiye’de Sağlık Bakanı’nın sadece doğruları yansıtması gereken açıklamalarını duymak önemli. Salgın hafife alınmamalı. Ama paniğe fırsat verilmemeli. Abartılmamalı ama gerekli uyarılar yapılmalı. Sorunlara hurafeyle değil, bilimle yaklaşılmalı. Bombardımana karşı en güvenli korugan gerçeklerle yüzleşmeyi bilmekten geçiyor. Bu dünyanın ilk karşılaştığı salgın, ilk muhatap olduğu felaket değil. Daha büyük felaket, bu sırada fırsatçılar, yağmacılar olabilir. Bu nedenle “bu da geçecek“ diye düşünürken, fırsatçılığa aman verilmediğine emin olmak, aldatmamak, aldanmamak esas.

Şimdi Birinci Kim?

Corona virüsü gayet adil davranarak her ülkenin kapısını çaldı. Tabii rakamlar doğruysa çaldığı ilk kapı yüzüne çabuk kapandı. Çin’in toparlanmaya başlaması, hem ümit hem de ibret verici. Öte yandan Belarus ile Kuzey Kore’yi nasıl atladı ve virüs Avrupa’nın son diktatörü Lukashenko’dan ve Kim Jong Un’un atom denemelerinden mi korktu diye merak ediyorum. Ama yola “America First“ diye çıkıp, durduğu yerde dünyanın tabutuna çivi çakmaya kalkan Trump’a en iyi dersi Corona veriyor. Dünyanın 1 numaralı ülkesi ABD, Corona’lı, hasta ve ölüm sayısı açısından şu anda dünya birincisi. 2016 da yuttuğu büyük lokmayı hala hazmedemeyen Trump, ya çok büyük konuştu veya Çin’in ahı tuttu. Salgın yüzünden marketlere saldıran halkı frenlemek için, şimdi bazı eyaletlerde, gıda ve su tayınlamasına başlandı. Ama aynı zamanda, Trump’ın sığ üslubu ile birbirine düşürdüğü Amerikan toplumunu partizanlıktan uzaklaştırma eğiliminde. Bu ırkçılık ve anti semitism’e de fren olursa Amerikan toplumu bir nefes alır. Denge –denetleme mekanizmaları arıza yapan ABD de virüs sanki yeni bir denge aracı işlevi görüyor. Trump’ın övündüğü istihdam ve verimlilik tökezliyor. Ekonominin büyümesi de. Bunun 3 Kasım seçimlerine nasıl yansıyacağını ise elbet göreceğiz.

Sadece Virüsle Savaşmanın Zorunluluğu

Hala virüsü bile iktidarını tahkim etme fırsatı olarak gören ülke liderleri var. Macaristan ve Polonya’yı bu patırtıdan sonra AB nasıl içine sindirecek bilmiyorum. Ama Hindistan gibi birikimli toplumsal nefreti virüs bahanesi ile fitilleyen ülkeler kadar, yardım toplama ve dağıtmayı bile partizanlığa alet eden, köklü, yerleşik gelenekleri olan kurumlarını virüs bahanesi ile iyiden iyiye rayından çıkaran ülkeler, virüsün yaptığı tahribattan daha büyüğünü yaptıklarının farkında bile değil. Evet, bu da geçecek. Ama sonra enkaz kalmaması için sadece ve sadece virüsle savaşmak gerek. Birbirimizle değil.

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s