TERÖR DOSYASI /// Gürsel Tokmakoğlu : Türkiye’nin Yeni Terörizm Okuması


Gürsel Tokmakoğlu : Türkiye’nin Yeni Terörizm Okuması

29 Haziran 2020

Birinci Dünya Savaşı ile başlayan dönemden günümüze gelerek, en canlı siyasal harita çizme politika ve projelerine ‘terörizm’ odaklı bakarak gözden geçirelim. Türkiye’nin bu bakış içindeki yeni vizyonunun neler olabileceğini aklımızdan geçirelim. Bu verimli bir okuma olacak!

Bugüne bakın, Libya’da darbeci Hafter üzerinden yürütülen siyaset yöntemiyle bazı ülkeler ve güçler çıkar elde edecekleri adımları nasıl atıyorlar? Sahada askeri ve masada diplomatik çabaların etkin bir şekilde sürdürülmesiyle nelerin elde edilmesine çalışıldığını görmekteyiz?

Yıllar önce Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa vasıtasıyla o günün şartlarında SSCB ve ABD benzer türden bir çabayla Mahabat Cumhuriyeti (1946) kurma yarışı içindeydiler. Wilson Prensipleri’ne (1918) bağlı politikalarla bölgede söz sahibi olmak isteyen ABD’nin Türkiye doğusuna dönük çabalarında bir yandan Ermenilerle diğer yandan Kürtlerle sürdürebilecekleri çabaların olduğu görüşünün ilk tartışmaya başlandığı zamanlardan sonra, İkinci Dünya Savaşı (1939-45) şartlarının verdiği avantaj da söz konusu olmuştu, nihayet somut bir meyve Mahabat projesi üzerinden gerçekleşebilecekti, ancak SSCB konuya daha yakındı bu iki konuda da ABD’ye pabuç bırakmayan politikalarını sürdürdü.

Birinci Dünya Savaşı öncesinden (1914) başlayarak Ortadoğu’da kurulan ülkelere, ayaklanmalara, anlaşmalara giren imtiyazlı bölge konularına hep bu gözle bakmak mümkündür. Siyasi haritalar siyaset sonucu oluşturulur. Bu geçerli bir kuraldır.

Bu kuralın etkisi İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş, sonrasındaki ABD’nin Tek Kutuplu Dönemi, son olarak Arap Baharı (2011’de başladı) süresi de dahil siyasetin neleri değiştirdiği açık değil mi?

Çok yakın zamanda Suriye ve Irak kuzeyinde ABD ve Rusya’nın sürdürdükleri örtülü savaş ile İran’dan Doğu Akdeniz’e açık bir bölgede yine Kürt toplumları üzerinden sürdürülmeye çalışılan projelerin varmak istediği noktayı tahmin etmek hiç de zor olmasa gerekir.

18 Haziran 2020’de ortaya çıkmıştı, sonra yazdık çizdik… ABD’li büyükelçi William Roebuck ve Türkiye’nin kırmızı listede aradığı terörist Ferhad Abdi Şahin’in Suriye-Kamışlı’da birlikte katıldığı bir basın toplantısında PKK ile ve Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nin (ENKS) 2014’te imzalanan Duhok Anlaşması çerçevesinde birleşecekleri ifade edildi. Bu maksatla yakın zamanda Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKYB) ile PKK arasında bir anlaşma imzalanacağı bile söz konusu edildi. Bu mutabakata göre sözde savunmada ortaklık kurulması ve YPG çatısında birleşilmesi öngörülmekteydi. Demokratik özerklik ve kanton sistemi sözleri bu şekilde sarf edilmişti. Kamışlı toplantısında konuşan terörist Ferhad Abdi, anlaşmadan dolayı ABD elçisi William Roebuck ve Mesut Barzani ile Necirvan Barzani’ye teşekkür etti, “Kürt birliğinin sağlanması ve tüm halk ve inançların haklarının garanti altına alındığı çok renkli ve demokratik bir Suriye için güçlü destek sunan ABD’ye teşekkür ederiz,” dedi. Buna mukabil Roebuck da gösterdikleri özveriden dolayı PKK/YPG terör örgütü elebaşı Abdi ve Barzani’ye teşekkürlerini iletti.

Şaşırdık mı? ABD Irak’ı fiilen üçe böldüğü 1990’dan bu yana bir Kürdistan kurma hayali içinde değil mi? Suriye’de PKK/YPG’ye son kisveyle SDG Suriye Demokratik Güçleri diyerek Fırat’ın doğusundaki projesini beslemedi mi? Şimdi de IKYB ile SDG’yi birleştirerek İran’dan Doğu Akdeniz’e uzanan projelerinin bir adımını daha atmış oldular.

Rusya’nın teröristlerle birlikteliğini görünce şaşırıyor muyuz? Bugün Rusya’nın darbeci Hafter’e destek vermesinden muradı ne, bunu anlamıyor muyuz?

İngilizlerin, Fransızların, Almanların politikalarından bihaber miyiz? Suudiler, Abu Dabi yönetimi, hatta İsrail ne yapıyor, gözümüz kulağımız kapalı mı?

Rüştü hakkında tartışmaları süren Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve şımarık Yunanistan liderleri ortalığı neden karıştırıyor, bunlar net değil mi?

Bu ülkeleri bıraksanız bugün oyuna dahil olmasanız, sahaya ve masaya dönük çaba sarf etmeseniz, Mahabat benzeri denemeleri sadece ABD ve Rusya sürdürürdü ve Türkiye de olanları seyreden olurdu, siyasi haritalar şekillenirdi, kabullenirdik, biz de yeni haritaları okulların duvarına ders diye asardık; ki yakın geçmişte gördüğümüz devletin ‘alî menfaati’ denmek suretiyle, hiç tartışılmadan ABD politikalarına boyun eğilerek, bütün kapıların açıldığı bir dönemi henüz atlattık, hatta içeride aynını yapalım diyen siyasi kamplar var.

Irak, Suriye, Libya ve diğer bölgelerde işler böyle sürüyorken, Türkiye terörle mücadelede stratejisini değiştirdi, politika uygulamalarını değiştirdi, PKK’yı sınırları ötesine itti, Irak ve Suriye’de inisiyatifle duruma el koydu, Libya’da benzer faaliyetler içinde, bugün ABD ve Rusya ile anlaşmalar ve mutabakatlar için sürekli görüşüyor, gücü ve kazanımı nispetinde siyasi haritaların şekillenmesinde kendi çıkarlarına dönük girdileri yapma hakkını elinde tutuyor, haklı davasında bölgedeki insanlara desteğini sürdürüyor.

Dünyada en fazla terörden ölüm Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesinde gerçekleşiyor. Eğer MENA, Güney Asya ve Sahra Altı Afrika’ya bakılacak olursa insanlık adına korkunç bir durumun olduğu anlaşılacaktır. Küresel Terör Endeksi’nin (Global Terrorism Index) 11 Eylül sonrası (2002-18 arası) toplanan verilerine bakalım:

Türkiye’ye yakın olan MENA bölgesinde terörden ölenlerin sayısı (2002-18) 90 binden fazladır. Bugüne kadarki zamanı da eklersek 100 binden fazla ölümle sonuçlanan olaylar süresini birlikte yaşamışız demektir. MENA, Güney Asya ve Sahra Altı Afrika toplamı ise bugün itibarıyla terörden 250 bin ölümü işaret ediyor.

Grafikte hemen bir sonraki potansiyel sorunlu alanın Asya-Pasifik bölgesi olduğu görülüyor. Asya-Pasifik bölgesi giderek çatışma ve terörizmin artacağı potansiyel sorunlu bir coğrafyadır. Ticaret Savaşı diyerek başlandı, bunun ardı kesilmeyecektir. Üstelik dünyada en hızlı silahlanma dönemine girmiş bölge de burasıdır. Demek ki Çin ve çevresinde mevcut siyasal haritalarda sorun olduğu görülen alanlar var!

Son sahne Çin’in doğru sınırları ve etrafındaki ülkelerde oynanmaya başlandı. İşin içine dahil edilenler Uygurlar, Tibet, Nepal, Hindistan, Pakistan, Afganistan, Bangladeş… Yerel terör örgütlere ilave olarak El Kaide, Taliban vs. derken, DAEŞ bile bu coğrafyaya taşındı.

İşte Türkiye bölgesel politikalarını sürdürürken, şimdi de küresel politikaların sürdürüldüğü, yeni siyasi harita değişikliği çabaları ölçeğinde sürdürülen çatışma ve gelişme alanlarına dönük olarak ilgisini işaret ederek, Yeniden Asya açılımını yaptı. Uygur meselesi, Müslüman toplumların istismarı, Ortadoğu’dan taşınan veya bu bölgeyle irtibatlı terör örgütlerinin faaliyetleri ve diğer yandan İslamofobi konusu dolaylı da olsa Türkiye ile ilgili meselelerdendir.

26 Haziran 2020’de yayımlanan ABD Karşı-Terörizm Bürosu’nun hazırladığı “2019 Yılı Terörizm Hakkında Ülkeler Raporu” (Country Reports on Terrorism 2019) içeriğine bir daha bakmanızı tavsiye ederim. Avrupa’nın da benzeri bir raporu var. Rusya ve Çin için bu tür medyaya açılan raporları olmuyor ama liderlerinin açıklamaları var, onlara kulak verelim. Hepsi Türkiye’nin ilgilendiği konulardır. Çağımız bu tür çatışmaların olduğu bir dönemi işaret eder.

Ekonomideki sorunlar büyüyor. İşsizlik ve insanlar arasındaki gelir ve sosyal statü farklılıkları artıyor. İnsanların sosyo-ekonomik ve sosyo-politik sorunları neticesinde ortaya çıkan durumun terörizme davetiye çıkarır bir hal almasına dikkat çekmemiz gerekiyor.

Ayrıca giderek küresel çevre felaketlerinde artış var. Bunun dünyaya ve insanlığa doğrudan ve dolaylı etkileri tartışılıyor. Ancak bir konu daha var ki aklımızda mutlaka olmalıdır, çevredeki felaketlerin etkisiyle dünyada teröre meyilli kitlelerde de artış oluyor.

Türkiye’nin terörizm ile ilgili stratejisinin değişikliğinin meyveleri görülmektedir. Bir vatandaş (ve tabii konunun uzmanı) olarak bunları küçümseyenleri ben de küçümsüyorum! Terör, ‘bana ne bundan’ denecek bir konu değildir! Kanserli-habis hücreler gibi gelişir, yayılır, yayılmasının önünü açacak etkenler fazladır.

Türkiye terörün iç mesele değil, küresel bir mesele olduğunu anlamıştır, halen önlemlerini geliştirmektedir, bugün sınırları ötesinde değişik bölgelerde asker bulunduruyor, Doğu Akdeniz’de gemilerini gezdiriyor, ülkelerle yeni anlaşmalar yapılıyor, konferanslar düzenleniyor, diplomatik atılımlar gerçekleştiriliyor, örneğin Büyükelçi Volkan Bozkır ile Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Dönem Başkanlığı misyonunu alabiliyor, bunlar anlamlıdır.

Ancak yine de ödevimiz bitmiyor: Yeni bir vizyon ile terörizm üzerinden siyasi harita çizme faaliyeti olan büyük güçlerin (ki bunlar fiilen komşumuz oldular) avuçlarını yalamalarını sağlamamız gerekiyor. Sürekli tekrarladığımız gibi, terör bir insanlık suçudur. Buna göre küresel bir politika belirleyip uygulayalım.

Gürsel Tokmakoğlu

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s