FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Ercan Caner : Gülen Hareketi ve 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Etkileri


Ercan Caner : Gülen Hareketi ve 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Etkileri

E-POSTA : ercancaner

Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir. Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri (2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO deneyimlerine sahiptir.

24 Şubat 2020

RAND Raporu

Gülen Hareketi ve 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Etkileri

15 Temmuz 2016 günü, Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki muhalif bir grup, kısmen iyi planlanan, fakat acele uygulamaya koyulan; İstanbul ve Ankara’daki senkronize hava ve kara saldırılarının yanı sıra, sahil kenti Marmaris’te tatilde olan Erdoğan’ı yakalamak ve infaz etmek için bir komando baskınını da içeren bir darbe girişimi başlatmıştır.

Ercan Caner, Sun Savunma Net, 24 Şubat 2020

RAND web sitesinde; Türkiye’nin Milliyetçi Rotası – ABD-Türkiye Stratejik Ortaklığı ve ABD Ordusu için Sonuçları (Turkish Nationalist Course – Implications for the U.S.-Turkish Strategic Partnership and the U.S. Army) başlıklı 245 sayfalık bir rapor yayınlanmıştır.

Rapor: Stephen J. Flanagan, F. Stephen Larrabee, Anika Binnendijk, Katherine Costello, Shira Efron, James Hoobler, Magdalena Kirchner, Jeffrey Martini, Alireza Nader ve Peter A. Wilson tarafından kaleme alınmıştır.

RAND rapour; ABD Kara Kuvvetleri Genelkurmay Başkan Yardımcılığı Ofisi, G-3 (Harekât), G-5 (Sivil-Asker İşbirliği) ve G-7 (Eğitim ve Tatbikat) tarafından desteklenen; ‘‘Türkiye’nin Değişken Dinamikleri – ABD-Türkiye Stratejik Ortaklığı ve ABD Ordusu için Sonuçları’’ başlıklı proje kapsamında yapılan araştırma ve analizlerin sonuçlarını ortaya koymaktadır. Projenin maksadı Türkiye’nin iç, dış ve savunma politikalarındaki eğilimleri analiz etmek ve ABD savunma stratejisi ve kuvvet planlaması açısından sonuçlarını değerlendirmektir.

Birleşik Devletler ve Türkiye arasındaki ortaklık, çeşitli meselelerde ABD ve Türk çıkarlarının bir zamanlar olduğu gibi örtüşmemesi ve bu meselelerin ele alınmasına yönelik politikalarda önemli görüş anlaşmazlıkların ortaya çıkması nedeniyle son yıllarda oldukça gerginleşmiştir.

Suriye ve Kürt meselesine yaklaşımdaki farklılıklar, Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerindeki gerginlikler, artan terörizm tehdidi ve Recep Tayyip Erdoğan yönetimindeki Türk siyasetindeki otoriter kayış hakkındaki ABD endişeleri bir araya gelerek, işbirliğinin sınırlanmasına ve karşılıklı güvenin altının oyulmasına neden olmuştur. İki ülke arasındaki ilişkilerin bozulmasına neden olan gerginliklerin önde gelenleri aşağıda sıralanmıştır:

  • Türk yetkililerin bir terör örgütü olduğunu ve Temmuz 2016 başarısız askeri darbe girişimin arkasındaki isim olduğunu iddia ettikleri sürgündeki Sûfî İslami hareketin lideri olan Fethullah Gülen’in Birleşik Devletlerde kalmaya devam etmesi,
  • Ankara’nın Rus yapımı S-400 hava ve füze savunma sistemlerini satın alması,
  • Türkiye’nin Amerikan ve Avrupa ülke vatandaşlarını tartışmalı terör suçlamalarıyla tutuklaması ve
  • ABD’nin, Türk hükümetindeki üst düzey yetkililerle işbirliği yaparak, İran’a karşı yaptırımları delmek maksadıyla tasarlanan büyük bir kara para aklama planını düzenlemekle suçlanan bir altın tüccarını yargılamasıdır.

Türkiye’de, ikisi de Erdoğan ve diğer Türk liderlerin tahrik eden ifadeleri nedeniyle alevlenen, ABD’nin Türkiye’nin istikrar ve güvenliğine katkısı üzerinde derin şüpheler olduğundan, halk arasında Amerikan karşıtlığı giderek derinleşmiştir.

Raporun ana bulgular kısmında iki önemli tespit yer almaktadır:

  • Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetimindeki Türkiye’de demokrasi ve insan hakları geriye doğru gitmiştir. Anayasal ve yasal değişiklikler, hükümeti parlamenter sistemden güçlü bir icracı cumhurbaşkanlığına sahip otoriter bir devlete dönüştürmektedir.
  • Erdoğan politik gündemini geliştirmek maksadıyla milliyetçi, dini ve etnik gerginliklere oynamıştır, fakat birçok Türk insanının, demokrasinin aşınması, ekonomik belirsizlik ve Kürtlerle bir barış anlaşmasının yapılmaması nedeniyle derin endişeleri bulunmaktadır.

Gülen Hareketi ve 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Etkileri

15 Temmuz 2016 günü Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki muhalif bir grup, kısmen iyi planlanmış, fakat acele uygulamaya koyulan; İstanbul ve Ankara’daki senkronize hava ve kara saldırılarının yanı sıra, sahil kenti Marmaris’te tatilde olan Erdoğan’ı yakalamak ve infaz etmek için bir komando baskınını da kapsayan bir darbe girişimi başlatmıştır.

Darbeciler ülkeyi bir ‘‘Yurtta Sulh Konseyi’’ ile yönetmeyi planlamıştır. Darbecilerin yönetimindeki hava araçları, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) binalarına saldırıp zarar verirken, İstanbul’daki kara unsurları da Boğaziçi köprüsünü kapatmış ve Erdoğan’ın çağrısıyla köprünün kapanmasını protesto etmeye gelen sivil halkın üzerine ateş açmıştır.

Boğaziçi Köprüsünde darbe girişiminin ertesi sabahı yaşananlar. Kaynak: Hürriyet.com.tr

En üst seviyedeki askeri liderlerin hükümete sadık kalma kararı ve AKP’nin toplumsal tabanının süratle harekete geçmesi, 100’ü darbeci olmak üzere 290 kadar insan hayatlarını kaybetse de diğer faktörlerle birlikte darbe girişiminin çabuk bir şekilde başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olmuştur. Başarısız askeri darbe girişiminde 1400’den fazla kişi de yaralanmıştır.

Soruşturmalar halen sürüyor olsa da darbe girişiminin aceleye getirilmesinin nedeni olarak; darbecilerin sürmekte olan bir casusluk davasıyla bağlantılı olarak, hükümetin Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki Gülencileri kitlesel tutuklama planından haberdar oldukları yönünde inandırıcı raporlar bulunmaktadır. Bu raporlar, Erdoğan’ın savcıların 01-04 Ağustos 2016 tarihleri arasında yapılacak olan Yüksek Askerî Şûra toplantısı öncesinde tutuklamaları gerçekleştirme planını ve muhtemelen YAŞ toplantısı esnasında kitlesel bir tasfiyenin başlatılmasını onayladığını göstermektedir.

Darbe girişimi, siyasete periyodik askeri müdahale günlerinin artık geride kaldığına inanan Türk halkında büyük bir şoka neden olmuştur ve Erdoğan ile AKP yönetimi için de bir sürpriz olduğu görülmektedir. Birçok Türk, bir önceki on yıl boyunca yapılan reformların, ordunun Türk siyasetine müdahalelerine karşı bir set oluşturduğuna inanmaktadır. Başarısız darbe girişiminden saatler sonra Erdoğan ve AKP liderleri, Gülen ve silahlı kuvvetler, emniyet güçleri ve kamu hizmetindeki Gülen hareketi takipçilerini darbeyi yönetmekle suçlamıştır.

2002 yılından beri Türk siyasetini yöneten AKP-Gülen ittifakı, Erdoğan’ın rakip bir güç merkezi haline gelmeye başlayan Gülen hareketini engellemek maksadıyla; 2011 Haziran milletvekili seçimlerinde düzinelerce Gülenciyi AKP seçim listelerine almayı reddetmesiyle başlamıştır. Giderek artan politika farklılıkları da mevcuttur. Gülen, hükümetin Oslo’da PKK ile yaptığı gizli görüşmelere ve İran ile ilişkileri normalleştirmeye yönelik çabalarına itiraz etmiştir. Gülen ayrıca, Erdoğan’ın Türk-İsrail Mavi Marmara krizi ve Gezi Parkı protestolarını ele alış biçimine de karşı çıkmıştır.

2002 yılının başlarında sızan bilgiler, Oslo görüşmelerinin illegal olarak kayıt altına alındığını ortaya çıkarmış ve Gülen hareketine bağlı savcılar, Erdoğan’ın yakın bir sır küpü olan Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan’ı görüşmelerdeki rolü nedeniyle sorgulamaya kalktıklarında, iki taraf arasında zaten gergin olan ilişkiler iyice kopma noktasına gelmiştir. Kasım 2013 ayında Erdoğan Gülenci eğitim merkezlerinin kapatılacağını açıkladığında ilişkiler kırılma noktasına gelmiştir. Tepki olarak yargı ve emniyet güçlerindeki Gülenciler AKP içinde, birkaç bakanın (sonradan istifa etmişlerdir) oğullarının da olduğu, geniş yolsuzluk iddialarıyla ilgili bir soruşturma başlatmıştır. İddialara göre; Recep Tayyip Erdoğan’ın oğulları Bilal ve Burak’ın iş faaliyetlerini kapsayan soruşturma ise engellenmiştir.

Bu olayın ardından Erdoğan açık bir şekilde; Gülen ve taraftarlarının paralel bir devlet yapılanması içinde olduklarını ilan etmiş ve başta yargı ve emniyet güçleri olmak üzere bu yapının üyeleri olduğu iddia edilenleri devlet kadrolarından uzaklaştırmıştır. Gülenci üniversiteye hazırlık okulları ile medya organlarını kapatmış ve Gülen taraftarlarının sahip oldukları şirketlere el koymuştur. Türkiye Milli Güvenlik Konseyi 26 Mayıs 2016 tarihinde Gülen hareketini terörist bir organizasyon olarak tanımlamış ve FETÖ olarak bilinen Fethullahçı Terör Organizasyonu olarak adlandırmıştır.

Temmuz 2016 darbe girişiminin hemen ardından ilan edilen sonrasında ve üç aylık sürelerle yedi kez uzatılan olağanüstü hal uygulaması süresince AKP hükümeti sivil toplum kuruluşlarını kapatmış, Gülen hareketi mensuplarının sistematik tasfiyelerle devlet kurumlarından uzaklaştırmasını hızlandırmıştır. Temmuz 2017 itibarıyla, Gülen hareketine bağlı 1.000 kadar şirketin 11 milyar ABD doları tutarındaki varlıklarına da el koyulmuştur.

Temmuz 2016 ve Ocak 2018 arasındaki dönemde, 150.000’den fazla insan işlerinden atılmıştır. 110.000 devlet memuru, askeri personel, üniversite öğretmenleri, devlet okullarındaki öğretmenler (Türk yetkililer bunlardan 40.000’nin görevlerine iade edildiğini iddia etmektedir) ve özel okullarda çalışma lisansları iptal edilen öğretmen bu rakama dâhildir.

En geniş çaplı tasfiyeler, Gülen taraftarlarının en çok zemin kazandığı bakanlıklarda yaşanmıştır; Milli Eğitim Bakanlığından çoğunluğu öğretmen olan 33.629 personel, Adalet Bakanlığından 6.168 devlet memuru ile 4.463 hâkim ve savcı, Emniyet Genel Müdürlüğünden 24.419, İçişleri Bakanlığından 5.210 ve Dışişleri Bakanlığından 813 personel görevlerinden uzaklaştırılmıştır.

Ocak 2018 itibarıyla 78.000’den fazla insan tutuklanmış, bunların arasından 54.000 kişi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış ve 24.600 kişi ise hâlâ tutuklu olarak yargılanmayı beklemektedir. Darbe girişimini takip eden yıl içinde Türk Adalet Bakanlığı 169.000’den fazla insanın yasal takibata tabi tutulduğunu açıklamıştır.

Dernekler, özel okullar, üniversiteler ve araştırma enstitüleri dâhil yaklaşık olarak 1.500 sivil toplum kuruluşu kapatılmıştır. 319’dan fazla gazeteci tutuklanmış ve bunlardan en az 150’si halen cezaevinde tutulmaktadır, 189 medya organı da kapatılmıştır.

Tasfiyeler, Gülen ile yıllarca aynı doğrultuda hareket eden AKP’nin üst basamaklarını tehdit etmeye devam etmektedir. Başlangıçta Gülen karşıtı tasfiyeler için kamuoyu desteği oldukça yüksektir. Bir kamuoyu anketine göre Türklerin %65’i Gülen’in darbenin arkasındaki isim olduğuna inanmaktadır. Türk Dışişleri Bakanlığındaki muhataplar dâhil Gülen ile dolaylı veya dolaysız bağlantısı olan kamu ve özel sektörden birçok insan daha hızlı terfi ettirilmiş ve kayırılıp kollanmıştır.

Birçok laik Türk, Ergenekon komplo davalarını yönetmede neden oldukları haksız kargaşa nedeniyle Gülencilere öfkelidir ve bu Türkler başarılı bir askeri darbenin, daha da fazla tasfiyelerin yapılacağı İslamcı bir devlet kurulmasına neden olabileceğinden korkmuştur. Darbe sonrası dönemde birçok Türk Erdoğan’ı, diğer şeylerin yanı sıra Alevi dini azınlığa karşı kitlesel şiddeti önleyen istikrarlı bir figür olarak görmüş ve birçok kişi de ekonominin dayanıklılığını kanıtlaması nedeniyle rahatlamıştır.

Tasfiyeler her türlü muhalefete giderek artan sistematik bir baskıya dönüşürken, halkın desteği de giderek azalmıştır. Olağanüstü hal idaresi altında iktidarın nasıl merkezileşme eğilimine girdiğini ve politik sistemi dönüştürmek başta olmak üzere, kendi iç gündemini kabul ettirmek isteyen AKP’li yetkililerin, darbe girişimini açıkça potansiyel rakiplerini ezmek maksadıyla kullandığını gören siyasi yelpazenin her kesiminden birçok Türk paniğe kapılmıştır.

Çevirenin Notları: Bu yazı, RAND Düşünce Kuruluşu tarafından kaleme alınan; Türkiye’nin Milliyetçi Rotası – ABD-Türkiye Stratejik Ortaklığı ve ABD Ordusu için Çıkarımlar (Turkish Nationalist Course – Implications for the U.S.-Turkish Strategic Partnership and the U.S. Army) başlıklı raporun ‘‘The Gülen Movement and the Impact of the July 15, 2016, Coup Attempt – Gülen Hareketi ve 15 Temmuz 2016 Darbe Girişiminin Etkileri’’ alt başlığının çevirisidir.

Raporun sonunda ‘‘Bu rapor RAND Corporation araştırma rapor serilerinden bir tanesidir. RAND raporları, kamu ve özel sektörlerin karşı karşıya kaldıkları sorunları ele alan araştırma bulguları ve hedef analizlerini ortaya koymaktadır. Bütün RAND raporları, araştırma kalitesi ve tarafsızlığı açılarından yüksek bir standart yakalamak maksadıyla titiz bir incelemeye tabi tutulurlar’’ ifadeleri yer almaktadır.

Sun Savunma Net, Türk kamuoyunda tartışılan raporun bazı bölümlerini çevirerek sayın okurlara sunmaktadır. Sun Savunma Net sitesinde rapordan çevirilerin yer aldığı; ‘‘Sivil-Asker İlişkileri ve Askeri Kabiliyetler’’, ‘‘İç Kutuplaşma, Milliyetçilik ve Otoriter İktidar’’, ‘‘AKP ve Yeni Türkiye’’, ‘‘Orta Doğu İhtirasları’’, ‘‘Kıbrıs Meselesi’’ ve ‘‘Sıfır Sorundan Değerli Yalnızlığa’’ başlıklı yazıları da okuyabilirsiniz.

Yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir ve raporda ifade edilen görüşler yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazının çevrilerek paylaşılması Sun Savunma Net sitesi ve çevirenin ifade edilen ve ileri sürülen görüş ve iddiaları paylaştığı anlamına gelmemektedir. Raporun tamamına aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s