TÜRK SANATI DOSYASI : İSLAM DÖNEMİNDE TÜRK SANATI ESERLERİ


el-Akmer Camii

26 Mayıs 2019

İnşa Tarihi: 1125

Banisi: Halife el-Amir zamanında vezir Me’mûn el-Batâihî tarafından yaptırılmıştır

Konumu: Kahire’de bulunmaktadır.

Halife el-Amir zamanında kitabesine göre 1125 yılında inşa edilen el-Akmer Camii, Fatimi mimarisinin önemli eserlerinden biridir.

Geçirdiği Onarımlar: Akmer Camii, 1396-1397 yılında Sultan Berkuk’un veziri Emir Yelboğa b. Abdullah tarafından iç avluda şadırvan ve bir minare ilave edilerek tamir ettirilmiş, ayrıca nakışları, mavi renk ve altın yaldızla boyatılmıştır. Minare 1412’de bir daha yenilenmiş, cami ise Silahdar Süleyman Ağa tarafından XIX. asır başlarında tekrar onarılmıştır.

Mimari ve Plan Özellikleri

archnet.org sitesinden alınmıştır.

El-Akmer Camii uzunlamasına dikdörtgen planlı küçük bir yapıdır. Arazi durumundan dolayı yapının iki cephesi daha eğri olarak inşa edilmiştir. El-Akmer camii, kare bir orta avlu ve harim kısmından oluşur ve yapıya kuzey eyvanındaki bir kapıdan girilir. Orta avlunun doğusunda ve batısında da birer eyvan vardır.

al-Aqmar جامع الأقمر

Orta avluyu bir dizi revak çevreler. Harim her dizide dörder sütun olmak üzere kıble duvarına paralel üç sahın halindedir. Sütunlar eski yapılardan devşirilmiş korint başlıklıdır. Sahınların üzeri beşik tonoz ile örtülmüştür. mihrabın önündeki sahın diğerlerinden daha geniş tutulmuştur. Bu sahının hemen bitişiğinde kare planlı küçük bir mekan bulunmaktadır. Yapının iki dış duvar ile esas cami arasında kalan aralıklarında ise nişler yer almaktadır.

Süsleme Özellikleri

Taş malzemeyle inşa edilen yapının en dikkat çekici tarafı süslemeleridir. El-Hakim’de olduğu gibi bu caminin süslemesi de, tuğla mimarisinden ve stuk sıvalarından doğmuş olan örgeler taşla ifade edilmiştir. Yapının taş işçiliğiyle inşa edilmiş giriş cephesi göz alıcıdır.

XX. asrın başlarında bitişik dükkanlardan ayıklanarak eski biçimine sokulan bu cephe, iç mimariyi dışarı aksettirmeyen tamamen bir süs cephesidir. Yukarı kısmı dilimli olarak işlenmiş sivri kemerli bir nişin içinde cümle kapısı yer alır. Tam ortada kufi yazılı zengin oyma bezemeli bir rozet vardır. Kapının her iki yanında daha küçük nişler ve bunların yukarısında da mukarnaslı çıkıntılar bulunur.

Kahire’deki Akmer Camis’nini cephesindeki üst yan niş

Kapının sol tarafında da kör bir pencerenin üstünde yine dilimli bir alınlık ile kabartma süslemeler vardır. Cephenin ortasında ve saçak hizasında ise yine taşa işlenmiş boydan boya kufi yazılı iki kuşak uzanır. Evvelce kapının üstünde yükselen orijinal minare bugün yoktur. Sonraları yapılan minare ise daha geridedir. Cami revaklı iç avlusu da tezyinatıyla dikkati çeker. Revaklar sivri kemerler zarif mermer kolonlar üstünde durur. Dış tarafta kemer sırtları boyunca kesintisiz bir hat sanatı şeridi uzanır ve köşelikler gül bezeklerle bezenmiştir.

Kahire’deki Akmer Camisi’nin Kapı Alınlığındaki Madalyon

Yararlanılan Kaynaklar

  • Markus Hattstein & Peter Delius – İslam Sanatı ve Mimarisi
  • Suut Kemal Yetkin – İslam Mimarisi
  • islamansiklopedisi.org.tr

Ebu Dülef Camii

29 Mart 2019

İnşa Tarihi: 861-862

Banisi: 10. Abbasi Halifesi Mütevekkil (Câʿfer el-Mütevekkil)

Konumu: Samarra şehrinin 15 km kuzeyi

Halife Mütevekkil, Samarra Ulu Camii’nin yapılmasından birkaç yıl sonra Samarra’nın kuzeyinde kendine yeni bir şehir kurmak istemiştir. 859’da başlayan çalışmalar 861 yılının başlarında sona ererek Ca‘feriyye adı verilen yeni şehre taşınılmıştır. Yeni kent için inşa edilen cuma camisi ise günümüzde Ebu Dülef Camisi olarak bilinmektedir. Samarra şehrinin kuzeyinde yer alan Ebu Dulef Camii, Samarra Ulu Camii’nin bir benzeri olarak 861 yılında yapılmıştır.

Mimari Tanımı

Ebu Dülef Camii adını taşıyan Ca‘feriyye’deki caminin iç kısmı Samarra Ulu Camii’ne göre daha iyi korunmuş, kerpiçten yapılmış olan dış duvarların ise sadece kuzey kenarda birkaç metrelik küçük bir parçası kalmıştır. 1,60 metre kalınlığındaki bu duvarlar da yarı daire biçimli dayanak kuleleriyle berkitilmiştir. Cami kuzeyden güneye 213 metre, doğudan batıya 135 metre uzunluğunda olup büyük avlusu revaklarla çevrilidir.

Mütevekkil’in Samarra’da inşa ettirdiği ikinci cuma camisi olan Ebu Dulaf Camisi, kentin kuzeyindeki yeni bir yerleşim birimi için yapılmıştı. Ölçek bakımından önceki camiye göre biraz daha küçük olmanın yanı sıra, (şimdi yıkık olan) çatıyı desteklemek için revakların kullanılması gibi bir ayırıcı özelliği de vardı.

Camide mihrap duvarına dik beş kemerli, ortadaki daha geniş 17 sahın bulunmakta ve kemerlerin bazıları hala ayakta duran 8 metre yüksekliğindeki kalın payelere oturup düz çatıyı taşıdıkları anlaşılmaktadır. Bu dikine sahınlar kıble duvarında T biçimi payelerle son bulmakta ve 17 paye ile bölünen iki sahın de orta sahın büyük bir T şekli meydana getirmektedir. Harimin doğu ve batı tarafından ikişer sahın avlunun kuzey duvarına kadar uzanmaktadır.

Kuzeyde bulunan revaklar üç sıralıdır ve payeleri tuğladan örülmüştür. İhata duvarında, köşelerde birer, doğu ve batı kenarlarında 11, kuzeyde 8, güneyde tahminen 6 olmak üzere toplam 40 kadar yuvarlak kule yer almaktadır. Caminin doğu ve batı yanlarında, doğrudan revak kemerlerine açılan 6, kuzeyinde ise 3 kapısı bulunmaktadır. Kuzey ziyadede, caminin duvarına 9,60 metre mesafede ve mihrap ekseni üzerinde yer alan tuğla minare, bir kare kaide üzerine oturan çok harap durumdadır ve gittikçe incelerek yükselmektedir. Mütevekkil’in daha önce yaptırdığı Samarra Ulu Cami minaresine benzeyen Ebu Dülef Camii minaresi sarmal bir düzenlemeye sahip olup yüksekliği 16 metreyi bulmaktadır.

Mütevekkil’in daha önce yaptırdığı Cami-i Kebir gibi, Ebu Dulef Camisi’nin de mihrabın karşısına düşen bir sarmal minaresi vardır; ama 16 metreyi bulan yüksekliği Malviye’nin ancak üçte biri kadardır.

Yapının Samarra Ulu Cami arasındaki önemli farklılık ayakların üstünde, çatıları tutan kemerleri oluşudur.

Yararlanılan Kaynaklar

  • Markus Hattstein & Peter Delius – İslam Sanatı ve Mimarisi
  • Suut Kemal Yetkin – İslam Mimarisi
  • islamansiklopedisi.org.tr

Kayrevan Ulu Cami

2 Mart 2017

İnşa Tarihi: Caminin inşasına hicretin 50.yılında (M 670) başlanıp 107/108 (M 726) yılında bitirilmiştir.

Konumu: Tunus’un Kayrevan kentinde yer alır.

Bani ve Mimarı: Caminin temelleri Ukbe bin Nafi tarafından atılmış Emevi Halifesi Hişam bin Abdülmelik zamanında tamamlanmıştır.

Mimari Tanım

Kuzey Afrika’daki ilk İslam şehri olan Kayrevan’ın en önemli eseri olan ve Sidi Ukbe (Seyd-i Ukba) Cami diye de anılan Kayrevan Ulu Cami, ilk inşasından bu yana pek çok zarar görmüş ve belli dönemlerde yenilenmiştir. 684-688 yıllarında gerçekleşen Berberi işgalleri sırasında oldukça zarar gören yapı, 693-697’de yeniden inşa ettirilmiştir. Zamanla ihtiyaca cevap veremeyen cami, 724 yılında Emevi Halifesi Hişam b. Abdülmelik tarafından kuzey yönde genişletilmiştir. Abbasiler döneminde 772 yılında tekrar inşa edilen yapı, bir diğer büyük değişimi Kuzey Afrika’da hüküm süren Ağlebiler zamanında yaşamıştır. Kayrevan Ulu Cami Osmanlı Dönemine kadar onarımlarla günümüze ulaşmış önemli bir eserdir.

Plan Özellikleri

Düzgün olmayan dikdörtgen bir plana sahip yapı harim ve çifte revaklı avludan ibarettir. 70 x 45,70 m. genişliğindeki harim mihraba dik 17 sahından oluşur. Orta sahın yan sahınlardan daha geniş tutularak belirgin kılınmıştır. Harimin üst örtüsü mihrap önünde kubbe iken sahınlar düz çatı ile kapatılmıştır.

Cephesinde yer alan payandalarla kalevari görünümü veren yapıya, yan cephelerde yer alan sekiz kapıdan girilmektedir.

Çifte revaklı avlu, 67 x 56 m ölçülerine sahiptir. Sütunların taşıdığı yuvarlak kemerli revakların üzeri düz çatı ile kapatılmıştır. Güney-doğu revakı üzerinde yer alan son cemaat yeri kubbe ile örtülmüştür.

Kuzey-batı revakının ortasında ise kuleye benzer büyük bir minare yer almaktadır. Kare bir forma sahip minare 3 bölümden oluşmaktadır. Minarenin toplam uzunluğu 31,5 m’dir.

Harim, kubbeleriyle de dikkat çekicidir. Mihrap önü kubbeye geçişi sağlayan tromplar istiridye şeklindedir. Dört sütun üzerine oturan at nalı kemerlerle taşınan kubbe içeriden 24 yivle bölünmüştür. Kubbenin üzerine oturtulmuş olduğu dairevi kasnakta sekiz adet pencere bulunmaktadır. Bu pencereler harimi aydınlatır.

Kıble duvarının ortasında bulunan mihrap at nalı biçiminde bir niş içerisine alınmıştır. İki yanında sütuncelerle desteklenen mihtap mermer malzemeden inşa edilmiş olup tezyinat açısından gösterişlidir. Bir diğer dikkat çekici mimari eleman minberdir. Minber ahşap malzemeden yapılmış olup bitkisel bezemelerle hareketlendirilmiştir.

Süsleme Özellikleri

Mimari özellikleri yanında tezyinatıyla da dikkati çeken yapı, dış cephede sade bir görünüme sahiptir. Çifte revaklı avluya gelindiğinde, revaklar önde ikişer mermer sütun ve payelerin desteklediği at nalı kemerlerle taşınmaktadır. İkişer sütun kullanımı cepheyi hareketlendirmiştir. Sütunlar, farklı düzenlemelere sahip kompozit başlıklara sahiptir.

Güneydoğu yönde yer alan giriş açıklığı, çatı hizasından üste doğru yükselmekte olup dendanlarla taçlandırılmıştır.

Kare gövdeli minare üç bölümden oluşur ve ilk bölümde bir kapı açıklığı, aynı cephe üzerinde üçer pencere açıklığı, dışında cepheyi hareketlendiren bir unsur bulunmamaktadır. Küçük mazgallarla aydınlatılan bu kısmın üzeri dendanlarla sonlanmıştır. Daha dar tutulan ikinci bölümde, ortada daha geniş olmakla birlikte üç adet niş yer alır. Bunun da üst kısmı dendanlarla son bulmaktadır. Kare bir forma sahip üçüncü bölüm iki yanda uzunlamasına yapılan niş ve ortada at nalı biçiminde bir açıklıkla taçlandırılmış olup üzeri dıştan yivli bir kubbe ile sonlanmaktadır.

Harime girildiğinde ilk göze çarpan çifte devşirme sütun ve sütun başlıklarıdır.

Mihrap, at nalı planlı bir niş şeklinde ele alınmıştır. Mihrabın at nalı kemeri yanlardan kırmızı renkli iki sütunla sınırlandırılmıştır. Kemer yüzeyi ve mihrap nişi geometrik ve stilize bitki kompozisyonları ile dolgulanmış mermer panolarla kaplanmıştır.

Ahşap minber, süslemeleriyle dikkati çekmektedir. Aynalık ve korkuluk bölümü dikdörtgen panolarla bölümlenmiştir. Panoların içi ince işlenmiş kıvrık dal, palmet ve rumi gibi bitkisel motiflerle doldurulmuştur.

Mihrap önü kubbede geçiş elemanı olarak istiridye yivli tromplar kullanılmıştır. Benzer kubbe uygulaması son cemaat mahallinde de görülür ve yivli kubbeleri göz alıcıdır.

Yararlanılan Kaynaklar

Tolunoğlu Ahmet Cami

26 Şubat 2017

İnşa Tarihi: Caminin inşa tarihi kesin olmamakla birlikte 876-877 tarihinde inşasına başlandığı 879 da bitirildiği tahmin edilmektedir.

Konumu: Yapı Mısır’ın Kahire kentinde Fustat’ın kuzeydoğusunda bulunmaktadır.

Bani ve Mimarı: Tolunoğlu Ahmet tarafından yaptırılmıştır.

Mimari Tanım

Orta Asya’da ki mimari ve kültürel birikimimizin bir yansıması olan Tolunoğlu Ahmet Cami, tamamen tuğla malzemeden inşa edilmiş önemli kültürel miraslarımızdan biridir. Bir külliye olarak tasarlanan topluluk; cami, hastane, eczane ve iki hamamdan oluşmaktadır.

Yapı Arapça kaynaklarda “ ibn Tülün”, Türkçe eserlerde ise “Tolunoğlu Cami” diye de anılır. Yapıya ait kitabe harimde bulunan paye üzerinde yer alır. Bu kitabe yapının (265/879) tarihinde tamamlandığı bilgisini verir. Yapıya ait diğer bir kitabe ise Kahire İslam Sanatları Müzesi’nde bulunmaktadır. Yapı da önemli onarımlar Memlük Sultanı Laçin tarafından gerçekleşmiştir.

Yapı, mimarisi ve tezyinatı ile Abbasi geleneğini, özellikle Samarra üslubunu devam ettirmesi açısından da önemli bir eserdir.

Plan Özellikleri

Yapı dikdörtgen formda olup küfe planlıdır. Etrafı duvarlarla çevrili 161,5 x 162,25 m ölçülerinde bir dış avlunun kıble yönünde yer almaktadır. Cami, ortada yaklaşık 92,00 x 92,00 m. ölçüsünde kare formlu üç kenarı revaklarla çevrili bir avlu ve bu avluyu kuşatan sahınlardan oluşmaktadır.

Dış avluya, doğu ve batıda yedişer, kuzeyde ise beş kapı ile girilmektedir. Dış avludan iç avluya, doğu ve batıda altışar, kuzeyde yedi kapı ile ulaşılır. Buradan harime giriş sağlanır.

Yapının kuzeybatı köşesinde yer alan minare orijinalde tuğla malzemeden ve spiral şekilde inşa edilmiştir. 1296’da Memlûk Sultanı Laçin’in tamiri sırasında düzgün kesme taşla orijinal şekline yakın bir formda yenilenmiştir.

Avlu, üç yönden sivri kemerli revaklarla kuşatılmıştır. Kemer aralarında, iki yanında sütunceler bulunan küçük sivri kemercikler ve bu küçük kemerciklerin iki yanında rozet şeklinde birer çiçek motifi yer almaktadır.

Avlunun ortasında Sultan Laçin tarafından eklenen kubbeli bir şadırvan yer alır. Burada orijinalde de bir çeşme yapısının olduğu bilinmektedir.

Harim mihraba paralel 5 sahından oluşmaktadır. Harimin üzeri, dikdörtgen payeler üzerine oturan sivri kemerlerin taşıdığı düz dam ile örtülmüştür.

Harimin mihrap önü kubbesi, mukarnaslarla geçişi sağlanan onaltıgen kasnaklı ahşap bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe Memlük Sultanı Laçin zamanında yapılan onarımlarda yapıya eklenmiştir.

Kubbe dıştan silindirik formlu yüksek bir kasnak üzerine oturur. Kasnağın her köşesinde dikdörtgen açıklıklar içerisine alınmış sivri kemerli pencereler bulunmaktadır. Pencere üzerinde bir yazı şeriti ve kubbeye geçişte mukarnas dolgu kullanılmıştır.

Harimde değişik tarihlerde inşa edilmiş altı adet mihrap bulunmaktadır. Bunlardan kıble duvarının ortasında yer alan ana mihrap daha büyük olup diğerlerinden farklı olarak iki yanda kademeli yerleştirilmiş dört mermer sütunla köşeleri yumuşatılmış sivri kemerli derin bir niş şeklinde ele alınmıştır.

Abbasi ve Samarra geleneğini devam ettiren yapı, büyük oranda Samarra Camisini andırmaktadır. Kahire’de bol miktarda taş bulunmasına rağmen caminin tuğla malzeme ile yapılması bile Samarra geleneğinin devamıdır. Minarenin sarmal bir formda inşa edilmesi de Samarra Camii’ndeki sarmal minareyi andırır.

Süsleme Özellikleri

Tolunoğlu Ahmet Caminin süsleme programında; Abbasi, Samarra ve Bizans dönemi etkileri hissedilir.

Yapıda renkli tuğla ve alçı malzeme kullanılarak farklı kompozisyonlarda oluşturulmuş süsleme programı dikkat çekicidir. Süsleme daha çok harimde yoğunlaşmıştır. Kemerlerin iç ve yan yüzleri çeşitli kompozisyonlarda oyulmuş alçı süslemelerle zenginleştirilmiştir.

Sivri kemerlerin üzerine oturduğu sütunlar devşirme malzeme olup Bizans dönemine ait bir yapının kalıntılarıdır.

Mihrap alçı süslemeleriyle dikkati çeker. Bugün alçı silmeleri ve kabaraları orijinal olan mihrap sonraki dönemde yapılan onarımlar sırasında niş içi tezyinatı yenilenmiştir. Bu yenilemeler, üst kısımda boyalı ahşaptan, bunun altında cam mozaikle yapılmış bir kelime-i şehadet ve en altta renkli mermer levhalardan ibarettir.

Minber ahşap malzemeden inşa edilmiş olup Sultan Laçin tarafından yenilenmiştir. Geometrik ve bitkisel kompozisyonun birlikte kullanıldığı mihrap devrin en güzel örnekleri arasındadır. Geometrik ajurlu korkuluk kısmı üstte bir, altta iki sıra bitkisel süslemeli bordürle sınırlanmıştır. Minberin yan aynaları tamamen kapalı olup sekiz kollu yıldızlardan gelişen geometrik kompozisyona sahiptir. Yüzeyde oluşan her bir geometrik şekil girift bitkisel, özellikle de rumili ve palmetli desenlerle dolgulanmıştır. Sivri kemerli kapı açıklığı üzerinde bitkisel dolgulu bir süsleme vardır. İki satırlık bir kitabe üzerinde uçları pal m et şeklinde sonuçlanan mukarnaslı bir tepelik yer almaktadır. Dört ahşap direğe oturan köşk kısmı, kapı üzerindeki gibi uçları palmet şeklinde sonuçlanan mukarnaslı bir tepeliğe sahip olup üstte ince uzun kasnaklı , armut şekilli bir kubbecikle son bulmaktadır.

Mihrap ekseninde mihraba paralel ikinci sıra payelerin arasında geç dönemde ilave edilmiş, dört mermer sütun üzerine oturtulan ahşap bir müezzin mahfili görülmektedir.

Harimi aydınlatan pencere aralarında istiridye kabuğu şeklinde dolguları olan sağır nişler yer alır.

Yararlanılan Kaynaklar

Mescid-i Aksa

21 Kasım 2016

İnşa Tarihi: 709 – 715
Yapım Yeri: Kudüs
Bani : Halife Abdulmelik ve Halife Velid

Mimari Tanım

Müslümanların ilk kıblesi olan, aynı zamanda kutsalları kabul edilen Mescid-i Aksa, “Mukaddes Ev” olarak anılmaktadır. Kudüs’te bulunan bu kutsal mekân, Müslümanlar ve Yahudiler için büyük bir önem arz eder.

Kudüs, çok uzun yıllar toplumların bir arada barış içerisinde yaşadığı bir şehir olmuştur. Hz. Ömer döneminde başlayıp, 1300 yıl boyunca devam eden İslam idaresi şehrin bu şekilde anılmasında etkendir.

Mescid-i Aksa; yeryüzünün ikinci mabedi, Müslümanların ilk kıblesi ve son peygamberin miraç durağı olan kutsal bir mekândır.

Yahudiler için ise; Hz. Süleyman tarafından yaptırılan kutsal tapınağın (Süleyman Mabedi) yeri olması ve Yahudilik inancındaki bazı dini ritüellerin bu mekânda yapılmasının zorunlu olması nedeniyle kutsallaştırılmıştır.

Süleyman Mabedi’nin yeri konusunda, araştırmacılar tarafından farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bazılarına göre; Mabed için seçilen yerin, günümüzde Kubbet-üs Sahra ve Mescid-i Aksa olarak bilinen ve Harem-i Şerif olarak nitelendirilen yere rastladığı sanılmaktadır.

İslam mimarisinin ilk devirlerinde inşa edilen Mescid-i Aksa

Yapı, Halife Abdulmelik ve Halife Velid döneminde, Meryem bazilikasının temelleri üzerine inşa edilmiştir. Velid’in yaptırdığı yapı, depremde büyük zarar görmüştür. 757 yılında, Abbasi halifesi Mansur tarafından yeniden inşa edilen Mescid-i Aksa, son şeklini Halife el-Mehdi zamanında almıştır.

Plan Özellikleri

Mescid-i Aksa, yapımına başlanıldığı dönemden itibaren birçok değişiklik geçirmiştir. Yapının ilk hali dikdörtgen formda, mihraba dik 15 sahın ile mihrap duvarına paralel bir yatay sahının kesişmesiyle bazilikal plan oluşmuştur. Yapının son hali dikdörtgen planlı olup, içten bazilikal formdadır.

Yapı, bazilikal formlu mimari tarzıyla Medine geleneğinden ayrılır. Selahattin Eyyubi döneminde, bazilikal formlu yapıya eklenen kıble istikametine 9 sahınla birlilkte kıble cephesi uzamış ve bol sütunlu arap cami tipine uyarlanmıştır.

Mihraba dik 7 sahından oluşur, orta sahın daha büyük ve geniş tutulmuştur.

Kıble duvarına paralel sahın ile ortadaki geniş ve dikey sahının kesiştiği yerde, mihrap önü kubbesi yer almaktadır. Mihrap önü kubbesini, dört ayak ve kemer bağlantısı taşımaktadır.

Mihrap önü sahını, harimi T biçiminde keser ve yan sahınlardan daha geniş tutulmuştur. Yan sahınlar, çapraz tonozlarla örtülürken; orta sahın, düz dam ile örtülmüştür.

Minber, Nureddin Mahmud Zengi tarafından 1168-1169 yıllarında, Mescid-i Aksa için hazırlanmış ancak Nusreddin Mahmud Zengi’nin vefatından sonra tamamlanabilmiştir. 1187 yılında ise yapıya eklenmiştir. Mihrap duvarı, tezyinat açısından yapıda en dikkat çeken ögedir. Duvar, baştan ayağa kalemişi, yaldız ve çinilerle bezenmiştir. Bitkisel ve geometrik motifler kullanılarak hareketlendirilen duvarın ortasında, dışarı taşkın mihrap yer alır. Mihrap nişi, renkli taş kullanarak süslenmiştir. Çifte sivri kemer, iki yanda bulunan sütunçelerin üzerine oturmuştur.

Son cemaat mahali, 7 bölüme ayrılmıştır. Orta açıklık, kubbeyle örtülürken; iki yanda üçer açıklık ise, tonozlarla örtülmüştür. Üst örtüyü taşıyan açıklıklar, 8 ayak ve kemerlerle oluşturulmuştur.

Mescid-i Aksa Camii’nin avlusunda, abdest için yapılmış inşa edilmiş bir şadırvan bulunmaktadır. Yuvarlak planlı çeşme, mermer malzemeden inşa edilmiş olup, sade bir görünüme sahiptir.

Süsleme Özellikleri

Mescid-i Aksa, Kubbet-üs Sahra’ya nazaran tezyinat açısından daha sade bir görünüme sahiptir. Harimde, sahınları ayıran sivri kemerler, akantus yapraklı başlıklara sahip sütunlara oturur. Kuzeye açılan sivri kemerlerde, Haçlı seferleri sırasında bölgeye gelen gotik etkiler görülür. Mescid-i Aksa’nın mükemmel bir ahşap işleme ve geçme tekniğiyle hazırlanmış, ceviz ağacından, sedef kakmalı bir minberi bulunmaktadır. ince bir işçilik gösteren minberin tüm yüzeyi bitkisel ve geometrik bezeme ile kaplanmıştır.

Mescidin bütün kemerleri, çift kirişlerle birbirine bağlanmış ve bu kirişler alttan kalemişi süslemeli tahta levhalarla kapatılarak gizlenmiştir. Kuzeye açılan sivri kemerlerde, gotik etkiler görülür. Orta nefin tavanı, XX. yüzyıla kadar oyma tezyinatlı levhalarla süslenmiştir.

Mescid-i Aksa’nın avlusunda yer alan şadırvan, XIX. yüzyıla aittir. Mermer şadırvan, 10 m çapında daire planlı olup, zemini dört basamak aşağıdadır. Altta ve üstte kaval silmelerle sınırlanan haznenin üzerindeki çeşme aynaları, bezernesiz rozet şeklindedir. İçte yer alan küre biçimli fıskiye çanağı, kırmızı renkli bir taş kaideye oturur. Üstü yakın zamanda demir parmaklıklarla donatılan şadırvanın yenilenmiş olan oturma yerleri arkalıklıdır.

Minare, kulevari bir görünüme sahiptir. Dikdörtgen bir plana sahip mihrap, ince bir şerit ile dört bölüme ayrılmıştır. İlk iki kat, dikdörtgen bir çerçeve içerisine alınmış, pencere açıklığıyla hareketlendirilmiştir.

Bir diğer bölüm, yuvarlak kemer ile sınırlandırılmıştır. Minare tepeliği, yuvarlatılmış ve yüzeyi yuvarlak kemerli nişlerle sonlandırılmıştır.

Cephe, üstte üç bölümlü pencere düzeneğiyle hareketlendirilmiştir. Üstte, bir sıra pencere açıklığı; altta ise, geniş sivri kemerli silmeler içerisine ikişer dikdörtgen, birer sivri kemerli pencere yerleştirilmiştir. Ortasında, harime girişi sağlayan kapı yer almaktadır.

Taç kapı, oldukça abidevidir. Dışa taşkın ve geniş tutularak vurgulanmıştır. İki geniş ayak üzerine oturan sivri kemeri, bir dizi kaval silme ve dıştan zikzaklı ince bir silme çevrelemektedir. Kemerin üzerinde, iki yanda ve ortada olmak üzere ikişer sivri kemerli niş vardır ve bunlar ,taç kapıyı hareketlendirmiştir.

Mescid-i Nebevi

18 Kasım 2016

İnşa Tarihi: 622 yılında inşasına başlanan yapı, 623 yılında bitirilmiştir.

Bani ve Mimarı: Mescid-i Nebevi, Hz. Peygamber tarafından sahabeleriyle birlikte inşa edilmiştir.

Bulunduğu Yer: Medine

Mimari Tanım

Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicretinden sonra önemli faaliyetlerinden biri, Mescid-i Nebevi’nin inşası olmuştur. Bizzat Hz. Peygamber tarafından yaptırılan mescit, onun Medine’deki bütün faaliyetlerinin merkezinde yer almış ve fonksiyonları bakımından sonraki dönemde kurulan camilere örnek teşkil etmiştir.

Mescid-i Nebevi’nin inşa edildiği alan, hicret sırasında Hz.Muhammed’in üzerinde bulunduğu devenin çöktüğü yerdir. Yapımına 622 yılında, Hz. Muhammed’in temele ilk taşı koymasıyla başlanmış, 623 yılında tamamlanmıştır. Yapı, ilk inşa edildiğinde tek sıra kerpiçten, yaklaşık 1.60 metre kadar yükseklikte çevre duvarı ile kuşatılmış, üzeri açık 1022 metrekare bir alana sahiptir.

İlk mescit, basit ve sade olmasına rağmen son derece fonksiyonel olarak inşa edilmiştir. Ancak tarihi süreç içerisinde pek çok devletin kutsalı kabul edilen mekan, çeşitli genişletmeler ve ilavelerle büyük bir değişim geçirmiştir.

Mescid-i Nebevi, yapılışından itibaren Medine’nin en önemli ilim ve kültür merkezi olmuştur. Hz. Muhammed tarafından başlatılan eğitim ve öğretim faaliyetleri, artarak devam etmiş ve mescid, bütün İslam dünyasında, özellikle dini ilimlerde, en önemli kültür merkezi olma özelliğini, tarih boyunca sürdürmüştür. Mescidin harimi ile avlu ve revaklarında, ders halkaları kurulmuş, hac mevsimlerinde İslam dünyasının her yanından gelen alimler, bu derslere katılmaya özen göstermiştir.

Plan ve Özellikleri

Mescid-i Nebevi, ilk inşa edildiğinde basit ve sade bir görünüme sahiptir. Kıble yönünün Kudüs olduğu bu ilk dönemde, yapıya doğu, batı ve güney yönde olmak üzere 3 kapıdan girilmekteydi ve ortada üstü açık bir avlu, kuzey duvarı boyunca kapalı bir kısımdan oluşuyordu. Bu kapalı mekan, İslam mimarisindeki ilk sahın örneklerindendir. Daha sonra güney yönde başka bir kapalı mekan inşa edilmiştir. Bu kapalı kısma, suffe denilmekte olup burada yoksul muhacirler kalmaktaydı.

Avlunun ortasında bir kuyu, doğu ve güney tarafında da Hz. Muhammed ve eşlerine ait odalar bulunmaktaydı. Bu odalar, önceleri iki iken sonra dokuza kadar çıkmıştır. Kıble istikameti, Kudüs’ten Mekke’ye çevrilince, Mescidi Nebevi’nin planı da değişmiştir. Kuzey duvarı boyunca yer alan kapalı kısım güneye; güneyde yer alan suffe de kuzeye alınmıştır.

Güneydeki harim kısmı, iki sıra halinde yerleştirilen hurma kütükleri ile örtülmüştür. Böylece Mescidi Nebevi, son şeklini almıştır. Minare ise, ilk dönemlerde kullanılmamıştır.

Mescidi Nebevi, çabuk ve basit bir şekilde yapılmıştır. Planı, kare şeklindedir. Temeli, taştan; duvarları, kerpiçtendir. Avlusunda bir kuyu bulunmaktadır. Bu kuyu, daha sonraki camilerde, şadırvan, havuz ve çeşme geleneğini başlatmıştır. Mescidin harim kısmının üzeri, hurma dalları ile örtülmüştür. Bu çatı kısmı, camilerde, ahşap tavan geleneğini başlatmıştır.

Yapıya ilk eklemeler, Hz. Peygamber tarafından yaptırılmıştır. Mescidin doğu duvarının güneyine, Hz. Aişe ve Sevde için iki hücre eklenmiştir. Daha sonra hücrelerin sayısı, dokuza yükselmiştir. Kıblenin yönünün değiştirilmesiyle birlikte, güneyde bulunan kıble yönündeki kapı, kapatılarak kuzey duvarında yeni bir kapı açılmıştır. Nüfusun artmasıyla birlikte ihtiyaca cevap veremeyen yapı, 628 yılında yeni ilavelerle genişletilmiştir.

  • Hz. Osman, döneminde Mescid-i Nebevî’ye bitişik bazı mekanları, yapıya dâhil etmek amacıyla satın almış; mescit, kıble tarafı hariç üç tarafından genişletilerek yaklaşık 2433 metrekare, kare planlı bir mekan haline getirilmiştir
  • Mescid-i Nebevî, bu tarihten Emevî Halifesi Velîd bin Abdülmelik zamanına kadar herhangi bir değişikliğe uğramamıştır. Velîd, 706-707 yılında yapıya eklemeler yaparak genişletmiş ve yapıyı, yaklaşık 7500 metrekarelik bir alana ulaştırmıştır. Bu genişletmelerde yapıya; minare, niş tarzı mihrap ve şerefe eklenmiştir.
  • Abbasî döneminde de artan nüfusun ihtiyacının karşılanamaması üzerine, genişletmeler devam etmiştir. Yapı, sadece kuzey yönünde genişletilerek yaklaşık 9309 metrekareye ulaşmış ve sütun sayısı 290’a çıkmıştır.
  • Abbasîlerden sonra Mescid-i Nebevi’nin bakımını üstlenen Memlükler, yarım kalan düzenlemeleri tamamlamıştır. Memlük Sultanı Kalavun devrinde, Hz. Muhammed’in kabri üzerine, ilk defa ahşap bir kubbe inşa edilmiştir.
  • Kayıtbay, Hücre-i Saadet’in kubbesini yenileyerek mescidde bazı düzenlemeler yaptırmıştır. Güneydoğu köşesinde çıkan yangında, Hücre-i Saadet’i örten iç kubbe hariç iki tavan, minber ve maksure tahrip olmuş, sütunların büyük bölümü zarar görmüştür. Mescidin yenilenmesi ve tezyinatı da, 1483 yılında tamamlanmıştır.
  • Medine, Osmanlı hakimiyetine girdikten sonra, Mescid-i Nebevi’de ilk imar faaliyeti, Kanuni Sultan Süleyman döneminde gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde, İstanbul’dan gönderilen mühendis ve ustalar, Hücre-i Saadet’in batı duvarı başta olmak üzere, Mescid-i Nebevi’de bazı onarım ve yenileme çalışmaları yapmışlardır. Sultan II. Selim, III. Murad, III. Mehmed, I. Ahmed, IV. Murad, IV. Mehmed, II. Mustafa, III. Ahmed, I. Mahmud, III. Osman, I. Abdülhamid ve III. Selim zamanlarında, Mescid-i Nebevi’de bazı tamirat ve yenilikler gerçekleştirilerek, buraya çeşitli hediyeler gönderilmiştir.

Duvarda Osmanlılardan kalma Hüsn-ü Hat ile Kuran ayetleri ve Peygamber’in diğer isimleri

  • Haremeyn işlerine büyük önem veren II. Mahmud’un emriyle, 1813’te Mescid-i Nebevi’de tamirat ve düzenlemeler için hazırlıklar başlamıştır. Gerekli insan gücü ve malzeme, İstanbul ve Mısır’dan Medine’ye ulaştırılmıştır. 1817’de başlayan ve 1837’de tamamlanan faaliyetlerle, Mescid-i Nebevi’nin kıble, kuzey ve doğu tarafına, üç; batı tarafına, dört sütun ilave edilmiştir. Sultan Kayıtbay tarafından, Hücre-i Saadet’in üzerine yaptırılan ve “Kubbetü’l-Hücre” veya “Kubbetü’n-Nur” diye anılan kubbenin yerine, taştan yeni bir kubbe yapılmış, kubbenin üstü de kurşunla kaplanarak yeşile boyanmıştır.
  • Osmanlılar döneminde, Mescid-i Nebevi’de en büyük imar faaliyeti, Sultan Abdülmecid zamanında gerçekleştirilmiştir. Abdülmecid, 1849 yılının sonlarında mescidi yeniden inşa etmeye karar vererek, mimar Abdülhalim Efendi’yi bu amaçla görevlendirmiştir.

Mescid-i Nebevi’nin tarihinde en büyük genişletme ve imar faaliyeti, 1984-1994 yılları arasında gerçekleştirildi. Mevcut yapıyı doğu, batı ve kuzeyden kuşatan 82.000 metrekarelik bu ilaveyle, mescidin alanı 98.326 metrekareye ulaşmış, mescidin damına da namaz kılınabilecek 67.000 metrekarelik kısmın eklenmesiyle birlikte toplam alan, 165.326 m² olmuştur. Yapı, günümüzde büyük ölçüde bu tasarımı korumaktadır.

Süsleme özellikleri

Mescid-i Nebevi, ilk inşa edildiğinde oldukça sade ve tamamen işlevsel yönü ağır basan bir yapıdır. Yapılan ekleme ve onarımlarla, tezyinat açısından oldukça gelişen yapı, günümüzde ihtişamıyla göz kamaştıracak niteliktedir. Tezyinat niteliğindeki ilk düzenlemeler, Hz. Osman döneminde eklenen sütunlarla olmuştur.
En kapsamlı düzenlemelerin yapıldığı Sultan Abdülmecid devrinde ise, Mescid-i Nebevi’nin zemini, mermer malzeme ile kaplanmış; sütun başlıkları, altınla süslenmiş; kıble duvarı ise, Osmanlı çinileriyle kaplanmıştır. Aynı zamanda Hattat Abdullah Zühdü tarafından, mescidin bütün kubbesi, kıble duvarları ve kapılarının üstü, birbirinden kıymetli hat sanatı örnekleriyle donatılmıştır. Hücre-i Saadet odası ise, yine Osmanlı döneminde birtakım değişiklikler geçirmiş ve II.Mahmud tarafından, kubbesi yeşile boyatılmıştır. Ayrıca II. Mahmud, hücrenin dış duvarlarını çinilerle kaplatmıştır.

Mescid-i Nebevi mihrabı, bugün süsleme açısından verilebilecek en güzel örneklerden bir tanesidir. Her ne kadar Mescid-i Nebevi, ilk inşa edildiğinde bir mihraba sahip değilse de, 1483 yılında Memlük Sultanı Kayıtbay’ın, siyah-beyaz ve renkli mermer malzeme kullanarak, geometrik motifler, madalyon ve şerit halinde celi sülüs yazılarla süslettiği mihrap, bugünkü abidevi görünümüne kavuşmuştur.

Süslemesine özel bir önem verilen kıble duvarının alt kısmı, mermer malzeme; üst kısmı ise, uzaktan mozaik gibi görünen altın parçalarıyla kaplanmıştır. Doğu ve batı duvarlarının avluya dönük yüzleri, renkli dekoratif oymalarla süslenmiştir. Yapıya ait minareler ise, son görünümüne Osmanlı döneminde kavuşmakla birlikte, farklı dönemlerde sayıları artarak bazı değişiklikler geçirmişlerdir. Bugün güneydoğu köşesinde hala mevcut olan minare, Memlük sanatının en güzel işçiliklerini yansıtır. Osmanlı devrinde Kanunî ve Sultan Abdülmecid taraflarından inşa ettirilen diğer minareler, tamamen Osmanlı mimari üslûbunda inşa edilmiştir. Yapının dış cephesi, renkli taş ve mermer malzemeyle bezenmiştir. Sütun başlıkları, altın renkli olup; kule görünümündeki sütunlara, kazıma ve kabartma tekniği kullanılarak biçim verilmiştir. Yüzey bezemelerinde, geometri ve bitkisel motifler sıkça kullanılmıştır.

Emevi Camii (Şam Ümeyye Cami)

8 Ekim 2016

  • Emevi Camii’nin (Şam Ümeyye Cami) bulunduğu yerde, Romalılar tarafından MÖ 1. yüzyılda yapılmış olan Jüpiter Tapınağı yer almaktaydı.
  • Bizanslılar, kısmen yıkılmış olan tapınağın duvarlarından da faydalanarak Hagios Joannes adında bir bazilika inşa etmişlerdi.
  • Müslümanlar Şam’ı fethettiklerinde, adı geçen bazilikayı ortadan ikiye bölerek yarısını cami olarak kendileri kullanmışlardı, yarısını da Hristiyanlara ibadetlerini yapabilmeleri için kilise olarak bırakmışlardı.
  • Bu durum, halife Velid zamanına kadar devam etmiştir. Halife Velid, kilisenin diğer kısmını Hristiyanlardan satın alarak camiye çevirmiştir.

Plan ve Mimari Özellikleri
  • Halife Velid’in yaptırdığı Emevi Camii, avlu ve harimden ibaret olup, dikdörtgen planlı bir mekandır. Harim kısmı, mihraba paralel üç sahın ile bu sahınları kuzey-güney istikametinde dik kesen tek bir sahından oluşmaktadır. Sahınların sağ ve solunda, her bir kemer sırasında, onar adet sütun üzerine oturan on birer kemer gözü yer almaktadır. Bu yönüyle, transept planlı kiliselere benzemektedir.

  • Mihrap önünde, dört paye ve kemerler üzerine oturan bir kubbe yer alır.
  • Avlu, iki katlı revaklarla çevrilidir.
  • Avlunun merkezinde, sekizgen planlı bir şadırvan bulunmaktadır.
  • Avlunun kuzeybatı köşesinde, yüksek sekiz sütun üzerine oturan ve üstü kubbe ile örtülü, 9,95 m yükseklikteki sekizgen gövdeli kubbetül-hazne yer almaktadır.

  • Yapının portalı abidevidir. Üçgen alınlıklı ve üçlü girişiyle bir bazilikayı andırır. Giriş, iki sütun, üç kemer gözü ile birbirine bağlanmıştır.
  • Emevi Camii’nin üç minaresi bulunmaktadır. Güneydoğu köşesinde yer alan Hz. İsa minaresi ile kuzey duvarının ortasında yer alan el-Arus minaresi, 11. yüzyılda; güneybatı köşesinde yer alan Kayıtbay minaresi ise, 1488 yılında Memlük Sultanı Kayıtbay tarafından inşa ettirilmiştir.

  • Kuzey duvarının ortasında yer alan kübik ve dar şekli ile el-Arus mimarisi, Emevi özelliğini taşır. Doğuda ve batıda Emevi Camii’nden sonra yapılacak camilerin minarelerine öncülük etmiştir.
  • Korint başlıklı sütunlar üzerine oturan at nalı şeklindeki kemerlerin üstünde, tıpkı avluda olduğu gibi ikinci bir kemer sırası yer almaktadır.
  • Alttaki uzun kemerlerin yüksekliği, 10,35 m ve bunların üzerinde yer alan küçük kemerlerin yüksekliği de 5 m olup, harim kısmının zeminden çatıya kadar olan yüksekliği 15,35 metreyi bulmaktadır.

Kubbet-üs Sahra

6 Ekim 2016

İnşa Tarihi: 689-691

Bani ve Mimarı: Abdülmelik bin Mervan tarafından yaptırılmıştır.

  • Kubbet-üs Sahra, dini gayeden çok siyasi amaç ile Kudüs’te yapılmıştır.

  • Rivayete göre, Emevi Halifesi Abdülmelik bin Mervan, Suriyelilerin Hacca gidip Mekke’de hilafet iddiasında bulunan Abdullah bin Zübeyir’in etkisinde kalarak, onun tarafına geçmelerini engellemek için bu binayı yaptırmıştır.
  • Eseri yapan mimar ve usta bilinmemektedir.
Mimari Tanım-Plan
  • Kubbet-üs Sahra; sekizgen planlı, içeriden merkezi daireli bir yapıdır.

  • Harim, oluşturduğu merkezi yapı ile rotond planlı kiliselere benzer.
  • Harim, iki galeriden oluşmuştur.
  • İlk galeri; 8 büyük ayak, 16 sütun ve 24 kemerden oluşmaktadır. Galerinin üst örtüsü düz damdır.

  • İkinci galeri merkezi kubbeli mekandır. 4 ayak, 12 sütun ve yüksekliği 30 metreyi bulan 20.44 metre çapındaki kubbeyi taşımakta olan kemerler bulunmaktadır.
  • Yapıya kuzey, güney, doğu ve batı olmak üzere dört yönden giriş sağlanır.
  • Kubbe, dıştan kurşunla kaplı olup, 16 pencereli yüksek bir kasnak üzerine oturmaktadır.

  • Korkuluk kısımlarının her birinde, mermerden yüksek bir kaidenin üstünde, kemerli 7 pencere bulunmaktadır.
  • Köşelerde bulunan pencereler, sağır olup, hücre şeklindedir.
Süsleme Özellikleri

  • Günümüze kadar sağlam olarak gelen İslam sanatının en eski eseri olan bu cami, aynı zamanda tezyinat (göz alıcı süsler, bezekler) bakımından da en önemli eserlerin başında gelir.
  • Cami, zeminden kubbeye kadar hiçbir boşluk bırakmadan devrinin en başarılı süslemeleriyle tezyin edilmiştir.
  • Süslemeler genellikle bitki motifleri, asma dalları, kenger yaprakları, hurma ağacı, inci dizileri ve üzüm salkımlarından oluşmaktadır.
  • Duvar ve ayaklar, kemer seviyesine kadar en kaliteli mermerlerle kaplanmıştır.
  • Kubbe kasnağındaki kufi yazısı, İslam mimarisinin en eski yazı özelliğini taşır.
  • Eyyübiler, Memlüküler ve İlhanlılar zamanında onarım ve ilaveler yapılmıştır.
  • Bu onarım ve ilavelerin en önemlisi, Kanuni ve I.Abdülhamid zamanında yapılmış olanlardır.

Yapıyla İlgili Diğer Resimler

İslam Sanatı

4 Ekim 2016

Arabistan yarımadasında doğan İslam sanatı, yalnız Arapların değil, Ön Asya, İran, Afganistan, Türkistan ve bütün Kuzey ile Orta Afrika halklarının geliştirdiği ortak bir sanattır.

Hz. Muhammed’in vefatından sonraki ilk yüzyıl içinde İslam sanatı, ilk eserlerini vermeye başlamıştır.

661’de halifeliğin Emevilere geçmesiyle birlikte merkez, Medine’den Şam’a taşınmış, bununla birlikte Şam’daki Antik kültürün mirası ile bağdaşabilecek yapı faaliyetleri başlamıştır.

İslam sanatında, daha çok dini ve sivil mimari gelişmiştir ve mimaride ana konu camidir. Fakat İslam ülkelerinde yalnız bu konu bile çok çeşitli biçimlerde karşımıza çıkabilmektedir.

Aynı fonksiyona sahip olsalar bile, bir Arap camii ile İran camii biçim bakımından farklı kompozisyonlarla yapılmışlardır. Bu farklı kompozisyonların oluşmasına, iklim koşulları ve coğrafi etkinin yanında, toplum gelenekleri ile yerli yapı geleneklerini de katmak gerekir.

İslamiyet’in doğduğu yıllarda, Arabistan’da mimari yapı bulunmamaktaydı. Mekke’nin o dönemde mimari denecek tek yapısı Kâbe idi. Genel gelişme tablosunun dışında kalmakla birlikte, Mekke’de Mescid-i Haram (Kabe), bütün İslam dünyasının kalbi ve bütün camilerin mihrap yönü olmasıyla ayrı bir önem taşımaktadır.

Ayrıca Hz. Muhammed’in bütün faaliyetlerinin merkezi olan, daha sonra genişletilen ve Velid zamanında (712) avlu etrafında sütunlar ve düz çatı ile örtülü hale getirilen Mescid-i Nebevi, ilk camilere de örnek olmuştur.

Kuba Mescidi

Müslümanların mimari ile ilk tanışmaları, Hz. Ömer döneminde olmuştur. Bu döneme gelinceye kadar Müslümanların en önemli yapıları; Kuba Mescidi, Mescid-i Kıbleteyn, Mescid-i Nebevi, Basra Camii ile Kufe Camii’dir.

Emevilerin Şam Ümeyye Camii’ni yapmaları ile İslam mimarisi, gelişme göstermiştir.

Şam Ümeyye Camii(Emevi Camii)

Müslümanlar, kendilerinden önceki medeniyetlerden kalan eserlerden etkilenmişler ve kendilerine has bir sanat ekolü oluşturmuşlardır.

İslam Mimarisinin Özellikleri
  • Arap yapılarının üst örtüsünün genellikle düz olduğu görülmektedir. Kubbe, nadiren kullanılmıştır.
  • Ayrıca Arap yapılarının tavan yüksekliği, kubbe sistemini geliştirmedikleri için alçak kalmıştır.
  • Bölgenin iklimi sebebiyle avluya açılan kısımlarda bütün cepheler açık ve duvarsızdır. Bu yüzden daha serin, havadar büyük mekanlar yaratmışlardır.
  • Camiler aynı zamanda savunma yapıları olduğu için, pencere yerine mazgal delikler kullanılmıştır. Bu özellikler, genellikle Emevi ve kısmen Abbasi dönemlerinde görülür.
  • Dikkat çeken bir diğer özellik, yapılarda mekan bütünlüğü olmaması ve eksensizliktir. Eksensizlik, genel olarak cami planlarında görülmektedir. Emevi saraylarında ise eksensizlik görülmez, simetri hakimdir.
  • Yapıların iç mekan duvar ve tavanlarında, geometrik ve bitkisel süslemeler kullanılarak sonsuzluk hissi yaratılmak istenmiş, böylece tanrının her yerde ve mekansız olduğu algısı verilmiştir.

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s