KAFKASYA DOSYASI /// Tayfun ÇAVUŞOĞLU : Canlar ülkesi Abhazya (BÖLÜM 1-2-3)


Tayfun ÇAVUŞOĞLU : Canlar ülkesi Abhazya (1)

Karadeniz kıyısında yer alan Abhazya, savaşın 1992-1993’te yaşanan savaşın yaralarına sarmak için mücadele ediyor.

  • Bağımsızlığını ilan edince Gürcistan’ın askeri müdahalesine maruz kalan ülke, tam bir yıllık bağımsızlık mücadelesinden zaferle çıkmayı başarmış. Bugünün siyasi anlamdaki en büyük sorunu, bağımsız Abhazya Cumhuriyeti’ni tanıyan ülkelerin sayının sadece 6 ile sınırlı kalması. Türkiye de, Abhazya’yı resmen tanımış değil.
  • Abhazya tarihsel olarak göç vermiş bir ülke. Başka ülkelerde yaşayanlara genel olarak “diaspora” deniliyor. Abhazya’nın nüfusu bugün 250 bin dolayında ama yurt dışında yaşayan Abhazların sayısının 1.5 milyondan fazla olduğu belirtiliyor. Bu nedenle, ülkesine dönmek isteyen Abhaz kökenlilere müthiş kolaylıklar sağlanmış bulunuyor.

Kafkasya’nın batısında, dağlarla deniz arasında uzanan, dört mevsimi bağrında barındıran, kıyılarında “subtropikal” bitki örtüsü, dağlarında bembeyaz karlar bulunan, Tanrı armağanı, masal diyarı ve “cennet” diye anılan bir ülkeye gitmeden önce ne yaparsınız? İnternetten kısa bir araştırmayla, hem ülkenin tarihi ve siyasal geçmişini öğrenmek ve hem de kıyafet seçimi için mevsim koşullarını anlamak öncelikli çözüm gibi gelir. Bursa’da 17-18 derecede seyreden hava sıcaklığının, Karadeniz’in kuzeyindeki ve üstelik Kafkaslar’daki bir ülkede 27 derece olarak gösterilmesi inandırıcı olmaz, “herhalde bilgiler güncellenmemiş” diye düşünürsünüz. Bu düşüncenin doğru olmadığını herkes gibi ben de Abhazya’ya varınca anladım. Doğu yakasını duvar gibi kapatan Tanrı armağanı dağlar hava akımlarını kestiği için, o bölgede yalnızca Abhazya’da hüküm süren subtropikal iklim, yaklaşık olarak bizim Akdeniz kentleri gibi. Kısacası Abhazya muz ve narenciyenin de yetiştiği müthiş bir coğrafya, Rusya ve çevredeki ülkelerin Antalyası… Tam bir sayfiye ülkesi… Yeşilin tonları, ağaçların güzelliği, dağların saflığı, doğal ortam, Abhazya halkının sıcakkanlılığı, “ölmeden önce yapılması gereken 100 şey” arasına “Abhazya’yı görmek” maddesini de eklemeyi zorunlu kılıyor…

* * *

Abhazya Hükümeti, Abhazya’nın diğer ülkeler tarafından da resmen tanınmasını sağlayabilmek için çok yoğun çaba harcıyor. Bu çerçevede Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nu ülkede konuk eden Abhazlar, başta ulaşım olmak üzere, ellerini kollarını bağlayan ambargo koşullarını ortadan kaldırabilmek, uluslararası planda Abhazya adını ön plana çıkarabilmek için gayret ediyor. Bursa’daki çeşitli kuruluşlarda görev yapan Çağdaş Gazeteciler Derneği Bursa Şubesi üyesi bir grup gazeteci arasında, bizim gezimiz de bu çerçevede, TGF’nin Abhazya ziyaretiyle ilişkili.

Bu konuya döneceğiz ama ilk olarak Abhazya’yı tanımak gerek…

TARİHİN DERİNLİKLERİ BURADA

Abhazya, tarihi kökenleri çok eskilere dayanan bir ülke… Deniyor ki… Bir zamanlar altın topuklu “Khi Şargutsa Sataney Guaşa” yaşamış, bu cennetin ırmaklarında 99 yiğit doğurmuş “Nart” adında. Sonra Abhazlar’ın Prometheus’u sayılan “Abrıtskil” çıkmış, Abhazya ve Abhazlar’ı korumak adına. Fazla insancıl ve özgür olmanın bedelini bir mağarada zincire vurularak ödemiş, ama Abrıtskil ölmemiş.

“Altın diyarı” anlamında hep “Kol-khi-da” demişler buralara. Bunu duyan Argonotlar yelken açmış “Altın Post”u aramaya. Arkasından; altın kalpli “Rı-khi-Zushan” çıkagelmiş Kenan’dan. İsa’nın 12 havarisinden biri olan, Kenanlı Aziz Simon ölünceye dek, buradan yürütmüş misyonunu. Ölünce de, “Burada gömülmesi gerek” demişler.

* * *

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlığını ilan eden Abhazya, 14 Ağustos 1992 tarihinde Gürcistan’ın askeri müdahalesine maruz kaldı. Binlerce insanın öldüğü, daha fazlasının mülteci konumuna düştüğü bir savaş yaşandı. Sohum, Gürcüler ve Abhazlar arasındaki savaşa sahne oldu ve büyük ölçüde yıkıma uğradı. Ulusal Kütüphane ve Devlet arşivleri yakıldı. Kent yaralarını sarmaya çalışsa da savaşın izlerini hala taşıyor.

KKTC’ye benzer bir statüde olan Abhazya, şu ana kadar sadece başta Rusya olmak üzere 6 ülke tarafından tanınmış durumda. Başkanlık sistemiyle yönetilen demokratik bir ülke olan Abhazya’da yaşayan halklar, Abhazlar, Ruslar, Ermeniler olup resmi dil olarak yakın tarihte Abhazca kabul edilmiştir. Ancak Rusça da kullanılmaktadır. Nüfusun büyük çoğunluğu başkent Sohum başta olmak üzere, Oçamçıra, Gagra ve Novi Afon gibi sahil kentlerinde yoğunlaşmış. En büyük kenti yaklaşık 100.000 nüfuslu başkent Sohum.

Sohum, M. Ö. 6. yüzyılda Dioskurias adıyla bir Yunan kolonisi olarak kurulmuş. Plinius ve Arrianus kentten Sebastopolis olarak söz ederler. Apsilia Prensliği ve 11. yüzyılda Abhazya Krallığı döneminde kentin önemi daha da arttı. 15. yüzyılda bu krallığın yıkılmasından sonra Sohumkale, Abhazya Prensliği’nin başta gelen kentiydi. Kent Osmanlılarca alındı ve 1810 tarihine değin Suhum-Kale olarak adlandırıldı. Bu tarihte kent Rusların eline geçti.

Bursa Haber Gazetesi / 16-5-2014

NOVİ AFON UNUTULMAZ

Novi Afon müthiş güzellikte bir coğrafyada yer alan, turistik bir sahil kasabası.

Sohum’a oldukça yakın mesafede. Adeta Ortodoksların hac yeri olan Novi Afon Kilisesi ile dünyanın en geniş ve derin üçüncü mağarası ve yüzlerce metre yükseklikteki dağda, milattan sonra 740 yılında Arap istilalarına karşı inşa edilen Novi Afon kalesi tarihi ve doğal zenginliklerinden bazıları.

3 milyon metreküp iç hacme sahip Novi Afon mağarasına giriş için bir süre yeraltında raylı sistemle gidiliyor. Bu dev mağarada dokuz galeri var. Mağaradaki galerilerin Abhaz tarihi ve kültürünü yansıtan adları var. Ziyarete açık olan kısımları muhteşem güzellikte ve çok etkileyici. Milyonlarca yıl önce oluşan bu mağara, 50 yıl kadar önce, kaybolan keçisini arayan ve Novi Afonlu bir sanatçı olan Givi Smyr tarafından tesadüfen keşfedilmiş. Giriş bölümüne düzenlemeler yapıldıktan sonra da 1975’te ziyarete açılmış. Bu dev mağara aslında değişik büyüklükteki karstik mağaraların birbirlerine eklemlendiği bir oluşum. Bir diğer ilginç özelliği ise, mağaranın içindeki ısının, yaz kış 11 derecede sabit kalması.

Gagra, Abhazya’nın en güzel kentlerinden biri ve eski Abhaz masallarında sık sık söz edilen bir yerleşimdir. Karayolunun sağında ve solunda görkemli binalar, oteller var. Ülkenin en büyük alışveriş merkezi de burada. Oteller Ermeni ve Ruslar tarafından kiralanıyor ve işletiliyor. Hem Gagra’daki hem de Pitsunda’daki oteller gerçekten görkemli. Aralarda büyük kumarhaneler ve eğlence yerleri var.

Pitsunda çok güzel küçük bir tatil kenti. Burada da büyük ve şık oteller var… Pitsunda geyik parkında ellerinizle geyik besleme şansınız oluyor. Tarihi bir kilisenin şahane akustik ortamında klasik müzik dinlemek mümkün. Deniz inanılmaz derecede berrak, sahili temiz.. Denize tutkun olanlar için mükemmel bir yer…

Dünyanın en güzel volkanik göllerinden biri olan Ritsa ise 2.000 metreden daha yüksekte. Yemyeşil dağların ortasında zarif bir inci gibi… Gölü çevreleyen dağların tepeleri sisle kaplı ve çoğunlukla karlıdır. Göl kenarında kır lokantaları var. Gölde pedallı botlarla gezinti yapmak da mümkün…

Ormanda akla gelen her av hayvanı bol miktarda mevcutmuş ve Sovyetler Birliği zamanında av turizmi başlıca gelir kaynaklarından biriymiş. Turistler Göle yakın muhteşem bir şelalede fotoğraf molası veriyor genellikle.

Gudauta’da yeşillikler içinde özgün Abhaz mimarisiyle yapılmış evler var. Nüfus Abhazlardan oluşuyor. Savaştan her bakımdan en çok yara almış şehir burası.

EN BEĞENİLEN ÜLKE

2009 Yılında dünya çapında yaygın olan bir sitede, “En Beğenilen Ülke Anketi” yapılmıştı… Ve 2009 yılının en beğenilen/en güzel ülkesi Abhazya seçildi.

Abhazya 300 bin civarında nüfuslu bir ülke ama her yıl çoğunluğu Rusya’dan gelen ortalama 2 milyon turist ağırlıyor. Abhazya, ülke dışında yaşayan binlerce insanın da ata vatanı aynı zamanda…

Ata topraklarını görmek isteyenler için, Abhazya mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer. Ama Sohum’da havaalanı mevcut olmakla birlikte, Gürcistan’ın engellemeleri yüzünden buraya uluslararası yoldan ulaşmak mümkün değil. Bu nedenle, Türkiye’den Abhazya’ya ulaşım ancak, Trabzon veya İstanbul’dan uçakla, veya Trabzon’dan feribotla Sochi’ye gidip, karayoluyla Abhazya’ya geçmekle mümkün olabiliyor. (Devam edecek)

Tayfun ÇAVUŞOĞLU : Canlar ülkesi Abhazya (2)

17 Mayıs 2014

“Dünyaya açılmak için ihtiyacı duyulan en önemli destek, resmen tanınma”

  • Bağımsızlık için canıyla-kanıyla bedel ödeyip, sonra da ayakta kalmayı başaran Abhazya Cumhuriyeti’nin, 1920’lerde yine bir ölüm-kalım savaşının ardından bağımsızlığını kazanan Türkiye Cumhuriyeti’nden talepleri var.
  • Abhaz diplomatlar bugünkü durumu, “Birbirine benzeyen yollardan geçmiş iki yakın dost milletiz. Bizi en iyi Türkler anlar” cümlesiyle çok net özetliyor. Abhazya Dışışleri Bakanı Vyaçeslav Çirikba da bu yaklaşımı doğruluyor.

Abhazya Hükümetinin konuğu olarak bir grup gazeteciyle birlikte gittiğimiz ülkeyi gezerken, insanların yüzündeki hüznü fark etmemek mümkün değildi. Çünkü üzerinden 20 yıl geçmiş olmasına karşın, savaşın acıları ve anıları henüz çok taze. Savaşı görmüş, zorlukları yaşamış, yakınlarını kaybetmiş, hatta bizzat savaşmış çok sayıda insan var. Başta başkent Sohum olmak üzere, neredeyse her köşe başında bir şehitlik bulunuyor. Üzerinden 20 yıl geçmesine karşın, nüfusu bugün 250 bini ancak bulan Abhazya’da, 6 binin üzerinde can kaybına yol açan 1992-1993 Bağımsızlık Savaşı’nın izleri her yerde duruyor. Örneğin başkent Sohum… Neredeyse yarısı terk edilmiş gibi… Kurşun izleriyle delik deşik kimi binalar da adeta canlı müze olmuş.

Sohum’a ulaştıktan birkaç saat sonra, sahil caddesindeki hareketliliği merak edince, kendimizi 9 Mayıs Büyük Yurtseverlik Savaşı Zaferi Anma Törenlerinde bulduk. 2. Dünya Savaşı’nın Rusya’nın da zaferiyle sonuçlandığı günün 69’ncu yıldönümüydü. Öğrendik ki, 2. Dünya Savaşı sırasında 55 bin 500 Abhazya Cumhuriyeti vatandaşı Sovyet Ordusunda cepheye gitmiş, 17 bin 436’sı ise can vermişti. Meçhul Asker Anıtı’na çiçekler kondu, hep birlikte zafer şarkıları söylendi… Abhazlar için 2. Dünya Savaşı da, Gürcistan ile 1992-1993 Bağımsızlık Savaşı da büyük önem taşıyor.

<span style="display: inline-block; width: 0px; overflow: hidden; line-height: 0;" data-mce-type="bookmark" class="mce_SELRES_start"></span>

Video Link :

KARADENİZ’İN İKİ YAKASI

Türk gazeteci heyeti olarak, Abhazya ziyaretimize gelince… Lafı uzatmadan, döndürmeden, kısaca özetlersek… Bağımsızlık için canıyla-kanıyla bedel ödeyip ayakta kalmayı başaran Abhazya Cumhuriyeti’nin, 1920’lerde yine bir ölüm-kalım savaşının ardından bağımsızlığını kazanan Türkiye Cumhuriyeti’nden talepleri var. Abhaz diplomatlar, “Birbirine benzeyen yollardan geçmiş iki yakın dost milletiz. Bizi en iyi Türkler anlar” cümlesiyle durumu özetliyor.

Nitekim Abhazya Dışışleri Bakanı Vyaçeslav Çirikba da, konuk gazeteciler için düzenlediği basın toplantısında, Türkiye ile ilişkileri çerçevesinde Abhazya’nın dış politika çalışmalarının ana hedeflerini 5 maddeyle özetliyor ve şöyle diyor:

“Türkiye tarafından Abhazya Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının tanınması. Ankara’da Abhazya Cumhuriyeti ve Sohum’da Türkiye Cumhuriyeti diplomatik temsilciliklerinin açılması. Pasaportların, seyahat belgelerinin ve diğer hukuki evrakların karşılıklı olarak tanınması. Abhazya ile Türkiye arasında hava ve deniz ulaşımının başlatılması. Türk yatırımlarının Abhazya ekonomisine çekilmesi.”

Çirikba’nın altını çizdiği maddeler arasında yer alan ulaşım maddesi de gerçekten çok önemli. Abhazya’nın Karadeniz’e oldukça uzun kıyısı ve Sohum’da büyük bir havaalanı olmasına karşın, Türkiye tarafından resmen tanınmadığı için, TC vatandaşlarının bu ülkeye giriş-çıkışı sıkıntılı bir süreç. Yola çıkmadan Abhazya vizesi aldıktan sonra, havadan ya da denizden Rusya Federasyonu’na bağlı Sochi’ye ulaşmak, buradan alınacak transit vize ile (ve Rus gümrüğünden çıkış yaparak) Abhazya’ya girmek gerekiyor. Bunun anlamı açık. Aynı gün içinde Rus gümrüğünden giriş ve çıkış, Abhazya gümrüğüne giriş, birkaç saat içinde bir çok bürokratik işlem demek. Dönüş için de durum aynı. Tabii Gürcistan’ın Abhazya’ya karşı yalnızlaştırma politikası ve ambargo uyguladığını ve hatta Türkiye’den Abhazya’ya çeşitli ürünler taşıyan Türk ticaret gemilerine el koymayı sürdürmekte olduğunu da hatırlatalım.

Hal böyle olunca, Türk gazeteci grubunun Abhazya ziyareti, dostluk mesajlarının iletilebilmesi adına önemli bir platform olarak algılanıyor. Nitekim Bakan Çirikba bu durumu “Abhazya devleti, iki dost halk arasında temas ve iletişimin yoğunlaşmasını memnuniyetle karşılamaktadır” cümlesiyle özetlerken, aslında bir misyonun da çerçevesini çiziyor.

Abhaz ve Türk halkları arasındaki ilişkilerde yeni bir çağın başlamasını umut ettiklerini dile getiren Çirikba, “Bizler, Karadeniz’in iki yakasında yaşayan yakın komşularız. Birbirimizi iyi tanımalıyız. Özellikle inşaat, tarım ve turizm alanlarında birlikte iş yapma, kültür, eğitim ve spor alanlarında paylaşımda bulunma potansiyellerimiz büyük. Türkiye vatandaşı olan Abhaz, Çerkes ve Ubıh kardeşlerimizden oluşan diaspora, Türkiye Cumhuriyeti ile aramızdaki ilişkilerin iyi bir geleceğe sahip olacağından kuşkum yok” dedi.

ANAVATANA DÖNENE KOLAYLIKLAR

Abhazya, yurt dışında yaşayan yurttaşların geri dönmesi için kolaylaştırıcı birçok adım atmış. Abhaz kökenli olup başka ülkelerde yaşayanlardan (Türkçeye gurbet-gurbetçi diye çevirebiliriz, onlar diaspora adını veriyor) Abhazya’ya dönmek isteyenlere birçok olanaklar sağlanıyor. Örneğin ev ve arazi veriliyor, maaş bağlanıyor. Bu çalışmalar da Geri Dönüş Devlet Komitesi eliyle yürütülüyor. Geri dönüş konusunda bugüne dek çok önemli bir başarı sağlanamamış olsa da, çabalar devam ediyor. Dönüş istatistiklerinin er ya da geç, tatmin edici boyutlara ulaşacağı umudu taze ve dipdiri…

Son söz… Abhazya’nın geleceğe doğru gerçekten büyük bir adım atmak için Türkiye’ye ihtiyacı var. Türkiye’nin de, ekonomik anlamda (turizm de dahil) çok bakir bir ülke olan Abhazya’nın sağlayacağı olanaklardan yararlanmaya… Oysa Türkiye-Abhazya ilişkilerinin geleceği, ister istemez Türkiye-Gürcistan ilişkilerinden etkileniyor. Boru hatları, ABD ile ilişkiler, Rusya’nın tutumu, ABD-Rusya bilek güreşi gibi ana faktörler de bu ilişkilerin bazen katalizörü, bazen freni… Bakalım, önümüzdeki süreç neler gösterecek…

İnegöllü Vedat kendi mezarını kendi kazdı

1992-1993 Gürcistan-Abhazya Savaşı’nı duyar duymaz Abhazya’ya giden Abhaz kökenli Türk vatandaşlarından bazıları bu savaşta canını verdi.

Abhazya’da vatan şehidi olarak anılan bu gençler arasında İnegöl’den giden Vedat Kozba ve Zafer Argun da bulunuyor. Gezimiz sırasında, diğer şehitlikleri olduğu gibi, Vedat ve Zafer’in Gudauta’daki mezarlarını da ziyaret ettik. Orada öğrendiklerimiz, savaş sırasında yaşanan binlerce hazin öyküden sadece birisiydi:

Rusya Federasyonu’nun desteğini alan Gürcü yönetimi, bağımsızlığını ilan eden Abhazya’yı 14 Ağustos 1992 tarihinde işgal etti. Beşiktaş’ın eski başkanlarından Süleyman Seba’nın 1969 Adapazarı doğumlu yeğeni Efkan Seba (Tsıba) Abhazya işgal edildiğinde sadece 23 yaşındaydı. Atavatanı Abhazya’nın işgali üzerine kardeşlerinin yardımına koştu. Abhazya’ya ilk giden gruba katıldı. Ağustos ayı bitmeden Abhazya’ya vardılar. Kasım ayına kadar birçok çatışmada yer aldı. 3 Kasım 1992 tarihinde Şrom bölgesindeki çatışmalar sırasında Rusya Federasyonu’nun Gürcistan’a sağladığı bir helikopterden açılan ateş sonucu şehit düştü…

Efkan’ın şehadeti, Türkiye’den birlikte gittiği arkadaşlarından Ekim 1967 İnegöl doğumlu Vedat Kozba (Akar, Abhaz) için büyük üzüntü kaynağıydı. Vedat, Efkan Seba için Gudauta Kardeşlik Mezarlığı’nda kendi elleriyle kabir kazdı. Ne var ki, Efkan’ın ailesi genç şehidin Türkiye’de toprağa verilmesini istiyordu. Efkan Seba’nın naaşı, ölümünden 5 gün sonra anavatan Abhazya’dan doğduğu yer olan Türkiye’nin Sakarya ili Hendek İlçesi Soğuksu-Cigerde köyündeki evine getirildi ve köy mezarlığında defnedildi.

Girdiği bütün çarpışmalarda korkusuzluğuyla dikkat çeken Vedat da, arkadaşından birkaç hafta sonra, Oçamçıra cephesindeki direnişte (30 Kasım 1992) şehit oldu. Kayıtlara geçen son sözü “Zafer bizim olacak” olmuştu. Vedat’ın naaşı Gudauta Kardeşlik Mezarlığı’na getirildi. Türkiye’ye gönderileceği kesinleşmeden önce şehit arkadaşı Efkan için kazdığı ve boş kalan o mezara kendisi defnedildi.

Son bir bilgi… Türkiye’den Abhazya’ya giden ilk grupta yer alan 1968 İnegöl doğumlu Zafer Argun (Alış, Abhaz) da, Abhazya’da şehit olanlar arasında. Silah arkadaşlarının özellikle cesaretiyle andığı Zafer, 5 Nisan 1993’te şehit oldu. O da Vedat gibi Gudauta Kardeşlik Mezarlığı’nda yatıyor.

Tayfun ÇAVUŞOĞLU : Canlar ülkesi Abhazya (3)

  • Bursa Haber’de iki gün boyunca verdiğimiz gezi izlenimlerimizin son bölümü olarak, Abhazya Başbakanı Leonid Lakerbaya’nın Türkiye-Abhazya ilişkileri üzerine değerlendirmeleri ve Abhazya’nın Türkiye’den beklentilerini aktarıyoruz.
  • Abhazya Cumhuriyeti’nin davetlisi olarak bu ülkeye giden Türk gazeteciler yurda döndü. Ama daha ilk gün, Soma faciası yaşanınca, gündem bir anda bu konuya döndü. Abhazya yönetimi, Diaspora adı verilen çok sayıda Abhaz’ın yaşadığı Türkiye’den çok umutlu.

Abhazya Cumhuriyeti’nin davetlisi olarak ve Türkiye de kurulu bulunan Abhaz Dernekleri Federasyonu’nun organizasyonu ile 08-13 Mayıs tarihleri arasında Abhazya Cumhuriyeti’nde gerçekleştirilen ziyarete katılan Türk gazetecilere açıklamalarda bulunan Abhazya Başbakanı Leonid Lakerbaya, “Türkiye’den anlayış bekliyoruz. Tüm problemlere rağmen birbirimize çok yakınız. Türkiye’de çok sayıda Abhaz diasporası var. Birbirimizi anlamaya başlarsak, diğer ülkelerin çıkarlarına bakmayarak, Abhazya ve Türkiye halklarının çıkarlarına bakarsak, tabii bu süreç çok zaman alacaktır, zaman gerekiyor” dedi.

Abhazya’da bulunan Türk gazetecileri makamında kabul eden Lakerbaya, Türkiye-Abhazya ilişkilerini değerlendirdi. Başbakan Lakerbaya, ülkesinin Türkiye’den beklentilerinin sorulması üzerine şunları söyledi:
“Türkiye’den anlayış bekliyoruz. Tüm problemlere rağmen birbirimize çok yakınız. Türkiye’de çok sayıda Abhaz diasporası var. Birbirimizi anlamaya başlarsak, diğer ülkelerin çıkarlarına bakmayarak, Abhazya ve Türkiye halklarının çıkarlarına bakarsak, tabii bu süreç çok zaman alacaktır, zaman gerekiyor. Kolay çözülebilecek bir olay değildir. Buraya Türkiye’den gazetecilerin gelişi bile küçük bir adım olarak görülebilir.”

Abhaz Başbakan Lakerbaya, Türkiye’nin, Abhazya politikasına değinirken de, Abhazya’yı tanıyan ülkeler arasında Türkiye’nin yer almadığını hatırlatarak şunları söyledi:
“Türk dış politikasına Abhazya açısından bakacak olursak Türkiye, NATO üyesidir. Burada normalde soru biter. Türkiye, NATO’dan bağımsız olsaydı bu problemler başka türlü çözülebilirdi. Tabii ki iki ülke insanlarının ilişkilerini düşünmeliyiz. İnsanların ilişkisi varsa deniz ulaşımı sorununu çözmeliyiz. Siyaset siyasettir ama insanların görüşmesi gerekiyor. İleride ümit ediyorum bunlar olur.”

Lakerbaya, 1992-1993 yıllarında yaşanan Abhazya-Gürcistan Savaşı’nda, ekonomilerinin 15 milyar dolar zarar gördüğünü dile getirdi. Bir gazetecinin, Türkiye ile Abhazya arasında direkt uçuş bekleyip beklemediği yolundaki sorusu üzerine, Rusya tarafından Abhazya’yı blokaj içine aldıklarında, savaştan sonra ambargo konulduğu zaman Türkiye ile Abhazya arasında ulaşım olduğunu kaydeden Lakerbaya şunları anlattı:
“Türkiye-Abhazya arasında direkt deniz ulaşımı vardı ama Rusya, Abhazya’yı tanıdıktan sonra maalesef her şey kapandı. Resmi olarak kapalı ama Abhazya’nın dış ticaretinin yüzde 18’i Türkiye ile. Şunu kesinlikle biliyorum ki Gürcistan’dan böyle bir siyaset uygulanmasaydı bu rakamlar daha büyük olurdu. Maalesef Türkiye’den buraya gelen gemiler ve teknelere Gürcistan tarafından el konuluyor. Süreci tabii ki zorlaştırıyor ama süreç yine de devam ediyor. Türkiye’den mesela petrol, çimento, farklı inşaat malzemeleri getiriyoruz. Abhazya’dan Türkiye’ye balık unu ve yağı, kömür gönderiyoruz ama tüm problemleri bir yana koyarsak Türkiye ile aramızda ticaret var ve bu bize umut veriyor.”

Dönemin SSCB Başkanı Mihail Gorbaçov’un olumlu yaklaşımı sayesinde diaspora Abhazları ile daha fazla görüşmeye başladıklarını anlatan Lakerbaya, bu ilişkileri kimsenin koparamayacağını vurguladı. Türkiye ile ticari ilişkilerine bu diasporanın yardımcı olduğunu aktaran Lakerbaya, “Umuyorum ki olaylar daha güzelleşecek ve daha iyi olacak” değerlendirmesinde bulundu.

GERİ DÖNÜŞ ÇALIŞMALARI

Lakerbaya, gazetecilerin sorusu üzerine Abhazya Geri Dönüş Devlet Komitesinin, diaspora Abhazlarının ana vatana dönmesi konusundaki teşvik edici politikalarını da değerlendirdi:
“Bugüne kadar 3 bin kişi ana vatana döndü. Demografya problemlerini çözebilmek amacıyla bu komite bugün de çalışmalarını sürdürüyor. Suriye’deki problem ve kriz nedeniyle bir anda 500-600 kişi ana vatana döndü. Komite, bu konuda işini yapabildi. Tabii ki demografya işini, geri dönüşle ilgili tüm problemleri tamamen çözebilmek için ülke çok zengin olmalı.İnşallah zamanla bu problemleri de çözebileceğiz.”
Abhazya’yı halen, Rusya, Güney Osetya, Transnistria, Nikaragua, Venezuela, Nauru, Vanuatu ve Tuvalu tanıyor. Abhazya’yı tanıyan ülkeler arasında Türkiye’nin olmaması, bu küçük ülkede üzüntü kaynağı. (Bitti)

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s