SOYKIRIMLAR & KATLİAMLAR DOSYASI /// YAHUDİ SOYKIRIMINDA ON BİNLERCE YAHUDİYİ KURTARAN 3 EFSANE ADAM – HOSENFELD – SCHINDLER – BEHİÇ ERKİN


Düzinelerce Yahudinin Hayatını Kurtaran Nazi Subayı : Wilm Hosenfeld

II. Dünya Savaşı esnasında yaptıklarıyla ‘Piyanist’ filmine de konu olan Wilm Hosenfeld, Nazi Almanyasının en vicdanlı subaylarından biriydi.

birinci dünya savaşı’nda yaralanıp demir haç almış, savaş sonrası öğretmenlik yapıp ikinci dünya savaşı’nda yeniden orduya katılmış alman subayıdır wilm hosenfeld.

ikinci dünya savaşı sırasında nazi almanyası işgali altındaki polonya’da görev yapmış ve yüzbaşı rütbesine kadar yükselmiştir. savaş sırasında onlarca polonyalı yahudiye yardım ederek hayatlarını kurtarmıştır. piyanist filmine konu olan wladyslaw szpilman da bunlardan biridir.

savaşın son aylarında sovyet rusya’ya esir düşen hosenfeld, yahudiler için tüm yaptıklarına rağmen ruslar tarafından 25 yıllık ağır çalışma cezasına çarptırılmış, stalingrad yakınlarındaki bir kampta 1952 yılında 57 yaşında ölmüştür.

piyanist filminde kendisini alman aktör thomas kretschmann canlandırmıştır. israil’de bulunan yahudi soykırımı kurbanlarına adanmış yad vashem anıtında, yahudi soykırımı sırasında yahudilere yardım eden ve yahudi olmayanları belirten ‘diğer uluslardan adil kişiler’ listesinde wilhelm adalbert hosenfeld’in de ismi vardır.

elimdengelenbu

elimde bulunan piyanist kitabının ek kısmında wilm hosenfeld’in savaş sırasında tuttuğu günlük de bulunmakta. 6 temmuz 1943 tarihinde günlüğüne yazdığı muhteşem yazıdaki durum, resmen ülkemizin ve ortadoğunun şu anki halini özetler niteliktedir:

6 temmuz 1943

tanrı, korkunç insan kayıplarına ve bu tüyler ürpertici savaşa neden izin veriyor? korkunç hava saldırılarını, masum sivil halkın büyük korkularını, temerküz kamplarındaki mahkumların gördüğü insanlık dışı muameleyi, yüz binlerce yahudinin almanlar tarafından öldürüldüğünü düşünün. bu tanrı’nın hatası mı? neden müdahale etmiyor, neden bunların olmasına izin veriyor? bu tür sorular sorabiliriz, ama cevap alamayız. kendimizi değil başkalarını suçlamaya öyle istekliyiz ki. tanrı kötülüğün hüküm sürmesine izin veriyor, çünkü insanoğlu kötülüğü benimsedi ve şimdi, kendi kötülüğümüzün ve eksiklerimizin ağırlığını hissetmeye başladık. naziler iktidara geldiğinde onları durdurmak için hiçbir şey yapmadık. kendi ideallerimize ihanet ettik: kişisel, demokratik ve dinsel özgürlük ideallerine.

işçiler nazilerle birlik oldu, kilise kenarına çekilip izledi, orta sınıf bir şey yapamayacak kadar korkaktı. önde gelen entelektüeller de öyle. sendikaların feshedilmesine, çeşitli mezheplerin baskı görmesine izin verdik. basında ve radyoda konuşma özgürlüğü yoktu. sonunda da savaşa sürüklenmemize izin verdik. almanya’da demokratik katılım olmaması bizi rahatsız etmedi, hiçbir konuda söyleyecek sözü olmayan insanlar tarafından temsil ediliyormuş gibi görünmek bize yetti. ideallerine ihanet edenler cezadan muaf kalamaz, şimdi bütün sonuçlarına katlanmak zorundayız.

Muhteşem Bir Hikayeyle II. Dünya Savaşı’ndan Sağ Kurtulan Piyanist: Wladyslaw Szpilman

2003 yılında vizyona giren The Pianist filmine ilham kaynağı olan Yahudi asıllı Polonyalı piyanist ve besteci Wladyslaw Szpilman’ın hayat hikayesi.

1911 yılında, zamanın rus imparatorluğu sınırlarındaki küçük bir kasabada doğan wladyslaw szpilman, küçük yaşta annesinden piyano dersleri alırken, bunun yıllar sonra hayatta kalmasını sağlayacak hayati bir adım olduğundan habersizdir.

1926 yılında, varşova’daki müzik akademisine kayıt olan szpilman, 1930 yılında eğitimini tamamladığında, çalışmalarına devam etmek üzere berlin’e gider. ancak, nazi’lerin 1933 yılında iktidarı ele geçirmeleri üzerine tekrardan varşova’ya dönmek zorunda kalır.

1935 yılında varşova devlet radyosu’nun piyanisti olan szpilman, almanların polonya’yı resmen işgal ettiği 1 eylül 1939 tarihine kadar radyoda çalmayı sürdürür. polonya halkının, alman işgalinden önce duyduğu son canlı yayın szpilman’ın radyoda çaldığı, chopin’in nocturne in c sharp minor (do diyez) adli eseridir. zira szpilman içeride çalarken almanlar, radyo binasını basmış, binayı boşalttırmış ve radyo yayını da kesmişlerdir.

her ne kadar szpilman ve ailesi, 400 binden fazla yahudinin 3,5 kilometrekarelik bir alana hapsedildiği ve alman işgalindeki avrupa’nın en büyük yahudi gettosunun sınırları içinde yaşasa da artık evlerini hiç tanımadıkları insanlarla paylaşmak zorunda kalacaklardır. çünkü o dönemde her evdeki bir odaya yaklaşık 9 kişi düşüyordur.

szpilman, kendisinin ve ailesinin hayatını idame ettirebilmek için gettonun içindeki nowaczesna isimli bir kafede piyanist olarak çalışmaya başlar. daha sonra leszno caddesindeki sztuka cafe’de iş hayatına devam eder.

1942 yılında almanlar, avrupa’da kurdukları gettolardan toplama kamplarına büyük sevkler başlatırlar. lviv ve zaslaw gettoları, belzec toplama kampına; lodz gettosu, chelmno toplama kampına; bialystok gettosu, sobibor toplama kampına; wroclaw ve çevresi majdanek’e; berlin, mechelen, drancy, westerbork ve italya’nın kuzeyindeki birkaç küçük getto ise bir milyondan fazla insanın öleceği auschwitz toplama kampına günlerce insan taşır. auschwitz’ten sonra en çok ölümün yaşandığı treblinka toplama kampına ise sadece iki gettodan sevkiyat yapılır; biri, yine bialystok, diğeri ise varşova’dır.

szpilman, trene binmekten son anda kendisini tanıyan bir judenrat (yahudi getto polisi) olan itzchal heller tarafından kurtarılır, ancak ailesinin treblinka’ya götürülmesine engel olamaz.

szpilman, gettodan kaçacağı 13 şubat 1943 tarihine kadar burada kalır ve bu esnada varşova direnişçilerinin silah alış-verişlerine yardımcı olur. (direnişçiler, piyanistin kaçışından sonra nisan 1943’te ayaklanma başlatırlar ve 27 gün süren bu olaylarda 17 alman askerine karşın 21 bin yahudi öldürülür.)

1944 ağustosuna kadar farklı yerlerde saklanmaya devam eden szpilman, varşova radyosu’ndan bazı arkadaşlarının da yardımıyla hayatta kalmayı başarır. en son bulunduğu evin bir tank atışıyla hasar almasıyla burayı da terk etmek zorunda kalır. ağustos ayından kasım ayına kadar (hepsi bombalanmış-terk edilmiş) evlerin bodrumlarında, hastanelerde saklanmaya devam eden szpilman; kendisini, hayatının değişeceği niepoldleglozci caddesi 223 numaralı dairenin çatı katında bulduğunda varşova’da hayatta kalan 20 yahudiden biridir.

bulunduğu evin, geri çekilen nazilerin karargahı olarak kullanılmaya başlaması sonucu nazi yüzbaşı wilm hosenfeld’in kendisini fark etmesi uzun sürmez.

hosenfeld, 1935 yılında nazi partisine üye olmuş ancak nazi politikalarının gittikçe sertleşmesi sonucu parti ile fikir ayrılığına düşmüş bir subaydır. 2. dünya savaşı sırasında, lehlere karşı sempati beslemiş, hatta lehçe öğrenmeye çalışmış ve kendisi gibi düşünen birkaç arkadaşı ile birlikte, birçok yahudiye yardım etmiştir.

Wilm Hosenfeld

23 temmuz 1942’de (varşova gettosunda görevliyken) karısına yazdığı bir mektupta şu satırları kaleme alır: “artık burada olmaktan hoşlanmıyorum, burada neler yapılıyor? yahudileri nasıl öldürüyorlar? şimdi yarım milyon insanı sürgün ediyoruz, tüm bu olanlardan sonra, bir alman, dünyanın nasıl yüzüne bakabilir. askerlerimiz cephede, bunun için mi oluyor? bunun tarihte asla bir emsali olmayacak.”

hosenfeld, 1942 yılında treblinka’ya giden bir trenden kaçan leon warm-warczynski isimli bir yahudinin de hayatını kurtarmış, onu yerel bir atletizm takımında göstermiş ve adına sahte evraklar düzenlemiştir. (warczynski daha sonraları hosenfeld’in “yardım” mektubunu szpilman’a ulaştıracak kişi olacaktı.)

yüzbaşı ile karşılaştığında öleceğini düşünen szpilman’ın yanıldığını anlaması uzun sürmez. zira hosenfeld, szpilman’ın piyanist olduğunu öğrenince ondan bir şeyler çalmasını ister.

hosenfeld, ona saklanabileceği daha iyi bir yer gösterir, belirli periyotlarda yiyecek getirir ve hatta sovyet kuşatmasının daralmasıyla bulundukları karargahı terk ederken bir paltosunu da ona verir.

1945 yılında savaşın sona ermesinden sonra szpilman, varşova radyosu’ndaki işine geri döner ve çaldığı ilk parça, 6 yıl önce yarım bıraktığı nocturne in c sharp minor olur.

wilm hosenfeld, almanların savaşı kaybetmesiyle sovyetlerce tutuklanır ve ağır işkencelerden geçer. 7 mayıs 1950 yılında varşova gettosundaki görevinden ötürü 25 yıl hapis cezasına çarptırılır. duruşma kararına “işlediği suçlardan ötürü, savunma hakkı yoktur” yazısı eklenmiştir.

gönderildiği savaş esirleri kampında polonyalı bir rahiple tanışan hosenfeld, rahipten 1942’de yardım ettiği leon-warm’ı bulmasını ister.

1951 ocak ayında leon-warm, hosenfeld’i kurtarmak için almanya’daki karısını ziyaret eder. aynı zamanda da szpilman’a, hosenfeld’in kurtarılamsıyla ile ilgili bir mektup yazar (bu arada szpilman, 1950 yılına kadar hosenfeld’in adını dahi bilmez. ta ki leon – warm ona ulaşana kadar.)

leon-warm’ın hosenfeld ile ilgili edindiği en son bilgi, fransa’nın brest kentindeki bir esir toplama kampında olduğudur, daha sonra kendisinden ölümüne kadar haber alınamaz.

hosenfeld, 13 ağustos 1952 yılında stalingrad yakınlarındaki bir kampta hayata veda eder

1998 yılında wladyslaw szpilman, israil soykırım anı müzesi olan yad veshem’e, wilm hosenfeld’e “righteous among the nations” – “milletler arası erdemli insan” nişanı verilmesi için çağrıda bulunur. 11 yıl süre inceleme sonucunda 2009 yılında wilm hosenfeld, bu nişan’ı alan 5 nazi partisi üyesinden biri olur. (diğerleri: oskar schindler, karl plagge, albert goring, john rabe.)

szpilman ise 89 yaşında hayata veda eder, kendisinin ve hosenfeld’in çocukları dost olarak kalır.

szpilman’ın 1945 yılında anılarını yazdığı hatıratlar, 1997 yılında oğlu tarafından kitap haline getirilir ve 35 dile çevrilir. 2002 yılında gösterime giren piyanist filmi bu kitaptan uyarlanmış ve szpilman’ı adrien brody (bu rol için 16 kg vermiştir) oynarken, wilm hosenfeld’i thomas kretschmann canlandırmıştır.

Tarihin Gördüğü En Yürekli ve Aynı Zamanda En Şeytan İnsan : Oskar Schindler

II. Dünya Savaşı’nda birçok Yahudi’yi fabrikasında çalıştırarak Hitler’in zulmünden koruyan ve "Schindler’in Listesi" adlı filme de konu olan Oskar Schindler’in hayat hikayesi.

Getty Images/Bettmann

28 nisan 1908, zwittau – çekoslovakya doğumlu bir iş adamı oscar schindler. ikinci dünya savaşı almanyasında, asıl amacı savaştan kâr sağlamaktı. bu fikriyat, her ne kadar ilk bakışta insanlık dışı bir düşünce olarak görülse bile, tarihin geri kalanında, onun bir kahraman ilan edilmesine zemin hazırlayacaktı.

oskar schindler, daha henüz 19 yaşındayken emilie schindler ile evlendi. askerliğini yaptıktan sonra geri döndü ve evliliğini bir süre daha devam ettirdi ancak alemlere ve kadınlara düşkünlüğüyle tanınan oskar’ın bu düşkünlüğünün tek taraflı olmaması da tanrı’nın ona bir lütfuydu. nazi partisi’ne katıldığında işsizdi. yalnız oskar’ın en büyük yeteneklerinden birisi, ikili ilişkilerini idame ettirmekteki üstün başarısıydı. tam anlamıyla bir halkla ilişkiler ve pazarlama dehası olan oskar, bu yeteneği sayesinde gestapo ve ss’le kusursuz ve kurulması zor bağlantılara sahip oldu ve bu bağlantılar ona, satın alınması zor bir dokunulmazlık ve yakın gelecekteki planları için büyük kolaylıklar sağlayacaktı. ilk olarak yahudileri kullanma fikri 1939 yılında, iki tane yahudi fabrikasını, neredeyse bedava denilebilecek meblağlara satın almasıyla başlamıştı aslında. günümüzde bile yapılması akıl edilemeyen bir patronaj hamlesiyle, yahudi halkını çok düşük ücretlere çalıştırıyor ama onlara savaş günlerinde hasretini çektikleri “insan gibi” davranıyordu. böylede hiç de kalifiye olmayan işçilerinden maksimum randıman alabiliyordu çekoslovak iş adamı.

Emilie Schindler & Oskar Schindler

ilk 3 senesinde, yaptığı kap kacak ve emaye tencereleri alman ordusuna satıyor ve milyonlarca mark’ı cebine indiriyor oluşu 1942’de çiftliğinde atıyla dolaşırken tanık olduğu getto baskını ve kırmızı paltolu bir kızın çaresiz koşuşturmasını farketmesi sonrası yerini, tarihte eşine benzerine zor rastlanan ve insanlık namına büyük yankılar uyandıracak bir harekete bıraktı. ona toplama kamplarındaki dramı, çağ dışı zulümleri ve yapılan “özel muamele”leri anlatınca oskar, plazow kampındaki yaklaşık 1100 kadar işçiyi, yine bağlantılarını ve yüksek ikna kabiliyetini kullanarak oradan çıkarmayı başarmıştı. bu, sadece onları oradan çıkarmak değil, zalim komutan amon goeth’in elinden almış, kısacası bir nevi canlarını kurtarmıştı.

nazi almanyası’nın savaşı kaybediyor oluşunu anladıktan ve kabullendikten sonra adolf hitler, kamplarda yahudilere uygulanan işkence ve esaretin dozajını artırmış ve gördükleri muamele artık soykırım halini almaya başlamıştı. bu hırçın ve insanlık dışı politika, etkilerini elbette oskar’a da hissettirmişti ve bu ona elindeki 1100 yahudiye mal oldu. insani yönünün ağır bastığını söylediğimiz oskar, işte bu sebeple o meşhur ve yahudilerin bugün hala var olmasının en büyük sebeplerinden biri olan listesini oluşturmaya başladı; schindler’in listesi’ni… oskar’ın öncelikli hedefi, o yahudileri öldürülmeden, dezenfekte edilmek için sokuldukları gaz odalarında zehirlenmeden ve daha sonra insafsızca yakılmadan nazilerin elinden kurtarmak oldu. ve bu liste, aynı zamanda, ona tam anlamıyla bir servete mal oldu. kamptan aldığı her yahudi işçi başına amon goeth’e para ödeyen schindler, amon’un göz bebeği helen hirsch’i de, zalim komutanla yaptığı kağıt oyununda onu alt ederek elinden aldı. yalnız, listede oluşan karışıklıktan dolayı, 700 yahudi grossrosen’e, 300 tanesi de auschwitz’e gönderilmişti. schindler, yine zamanında bir hamle yaparak onları tekrar trenlerle memleketine, zwittau’ya getirtti.

Getty Images/Rafael WOLLMANN

elindeki yaklaşık 1300 yahudiyle tekrar işe koyulan schindler, ayrılmış olduğu eşi emilie’nin de ona katılmasıyla tekrar eski günlerine döndü. işçileri tekrar kamplardan çıkarmasının gerekçesi olarak savaş malzemesi, havan topu, top mermisi yapacağını söyleyen schindler’in fabrikasından çıkan hiç bir mermi, nazi ordusunun standartlarına uygun değildi ve dolayısıyla değersizdi. zaruri işçi olarak gösterdiği yahudilerin fabrikada kalmasını sağlamak ve aynı zamanda para kazanmak imkansızdı. ve biliyordu ki, üreteceği mermilerin saplanacağı bedenler, onu para kaybetmekten daha fazla üzecekti ve schindler, bunun doğrultusunda mermileri başka fabrikadan alıp, “biz yaptık” diye alman ordusuna satmaya başladı. elbette kâr marjı oldukça düşük olan bu ticari süreç, yavaş yavaş oskar’ı, iflasın eşiğine getirmişti.

Oskar Schindler’in fabrikası.

savaş sona erdiğinde ve sovyet birlikleri zwitlau’ya ulaştığında, oskar ve emilie oradan çoktan ayrılmıştı. çünkü artık, sovyetler tarafından aranan ve kölecilikle suçlanacak olan bir savaş suçlusuydu. daha sonraları birkaç iş girişiminde büyük hüsranlar yaşadı fakat yahudi dostları ona her zaman koltuk çıktı, destekledi.

oskar schindler, en sonunda çareyi buenos aires’e yerleşmekte buldu ve insanlık tarihi boyunca görülmüş-görülecek en büyük, en yürekli ve aynı zamanda en şeytan insan, 9 ekim 1974 tarihinde de hayata gözlerini yumdu.

karnak

Yukarıda okuduğunuz olayları anlatan, 1993 yapımı Schindler’in Listesi filmini muhakkak izlemelisiniz.

20 Bin Yahudiyi Soykırımdan Kaçıran Unutulmaz Devlet Adamı : Behiç Erkin

Tarihimizin değeri en az bilinen kişilerinden biri Behiç Erkin. Yaptıklarıyla tanınırlığı arasında garip bir ters orantı olan, bir zamanların Paris Büyükelçisi Behiç Erkin’den kısaca bahsedelim.

– 1909 yılında görevleri nedeniyle istanbul’da bulundukları sırada mustafa kemal ile (birlikte tuttukları, beyoğlu’nda markız pastanesi’nin karşısındaki sokakta bulunan evde) ev arkadaşı olan,

– çanakkale savaşı’nda cepheye yapılan mühimmat, erzak ve asker sevkiyatını kusursuz olarak yönetmesi ile savaşın kazanılmasında oynadığı büyük rol nedeniyle alman imparatoru tarafından 1. dereceden demir haç madalyası’na layık görülen,

– azerbaycan’ın ilk düzenli ordusunu kuran,


– osmanlı döneminde demiryolları ile ilgili ilk ve tek kitabı yazan,

– kurtuluş savaşı’nda ordunun hareketini sağlayan neredeyse tek araç olan demiryollarını kusursuz yönetmesiyle savaşın kazanılmasında çok büyük pay sahibi olan,

– cumhuriyet döneminde (1926-1928 arasında) bayındırlık bakanı (nafia vekili) olarak görev yapan

– "demiryollarının millileştirilmesi" çerçevesinde demiryollarının işletme lisansını fransızcadan türkçeye bizzat çeviren ve "türkler demiryolu işletemez" yargısını tarihe gömen,

– itü’ye (mühendis mektebi) özerklik kazandırarak türkiye’ye özerklik kavramını getiren,

– demiryollarına katkısından dolayı sektör çalışanları tarafından "demiryolcuların babası" olarak, mustafa kemal atatürk tarafından ise onuncu yıl marşı’nın tek dizesine müdahale edilerek "demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan" dizesinin koyulması ile takdir edilen,

– milli istihbarat teşkilatı’nı kuran,

– türkiye büyükelçiliğini yaptığı fransa’nın nazi işgali altında olduğu yıllarda (ki işgal altında bulunan diğer devletlerin yahudi vatandaşlarını nazilere ihbar ettiği yıllardır) türk yahudilerine türkiye cumhuriyeti pasaportu çıkartıp, türk olmayan yahudilere ise birkaç kelime de olsa türkçe öğretip onlara da türkiye cumhuriyeti pasaportu vererek toplamda 20 bin yahudiyi soykırımdan trenlere bindirerek kaçıran,

yukarıda dökümü yapılanların sadece birini yapmış olsaydı bile herkes tarafından tanınması gerekirken kimsenin tanımadığı kişidir behiç erkin.

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s