EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : SAYIN KILIÇDAROĞLU VE CHP MİLLETVEKİLLERİNE AÇIK MEKTUP !…


16 Haziran 2020

E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : SAYIN KILIÇDAROĞLU VE CHP MİLLETVEKİLLERİNE AÇIK MEKTUP !…

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, partisinin milletvekillerine Mayıs ayında dağıttığı ve basınla paylaştığı Ege Adaları Bilgi Notu nedeniyle görsel ve yazılı basında çok sert bir şekilde eleştirildi. Cumhuriyet Gazetesi’nde Doç. Dr. Barış Doster, Odatv’de Prof.Dr. Suat Çağlayan, Sabah Gazetesi’nde Mahmut Övür, Aydınlık Gazetesi’nde Mehmet Sevigen, Halk TV’de Erol Mütercimler, Ünal Çeviköz’ü eleştirdi. Çeviköz’ü bir tek Murat Yetkin destekledi. Ancak, Yetkin’in destek vermek için kullandığı gerekçe yalan çıktı.

Adalar hakkında gündeme getirdiği tamamen yalan ve toplumun kafasını karıştıran iddiaları nedeniyle Çeviköz’ü, istediği TV kanalında tartışmaya davet ettim. Ancak, Çeviköz tartışmadan kaçtığı gibi yine toplumun kafasını karıştırmaya ve kaçak güreşmeye devam ediyor.

“Türk Karasuları, Dimitri’nin Çiftliği mi?” başlıklı açıklamam basında yayınlandıktan sonra Çeviköz, başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere birçok milletvekiline e-posta göndererek, Türkiye’nin 3 milin ötesinde egemenlik hakkının olmadığını iddia etti ve orta hat kuralının uygulanmasını istedi.

Çeviköz, önceden haber verdiğim halde 09 Haziran 2020 Salı akşamı Kanal-B’de kendisine yönelik olarak yaptığım suçlamalara cevap veremedi ve kanala bağlanamadı. Çeviköz, vatandaşlarımız tarafından twitter üzerinden yapılan eleştirilere de cevap veremedi.

BİLGİ NOTUNU KİM HAZIRLADI, KİM YAYINLADI?

Çeviköz tarafından dağıtılan bilgi notunu incelediğimizde, sayfa numaralarının bulunmadığı, notun power point sunum dosyasından kes, kopyala, yapıştır ve hababam usulü hazırlandığı görülmektedir. Bilgi notundaki yalanların kolaylıkla anlaşılması için ekte gönderdiğim bilgi notu kopyasındaki sayfa numaraları ve renkli işaretlemeler tarafımdan yapılmıştır. Bilgi notunun 10, 11 ve 12. sayfalarında tam 9 sefer adım ve soyadım yazılarak, şahsım ve basına yaptığım açıklamalar hedef alınmıştır. Çeviköz’ün beni bu kadar yakından takip etmesi mümkün değildir.

Ünal Çeviköz’ün dağıttığı bilgi notunun, AKP’liler ve Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanarak Çeviköz’ün eline tutuşturulduğu ve gündeme getirildiği anlaşılmaktadır. Çünkü Çeviköz’ün bilgi notundaki talepleri, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun söylemleri ile örtüşüyor.

MENTEŞE ADALARI SADECE ONİKİADA’DAN İBARET DEĞİLDİR!…

Bilgi Notunun 1 ve 2. sayfalarında Menteşe Adaları ile Onikiada’nın aynı olduğu vurgulanmıştır. Ancak, Menteşe Adaları grubunda Onikiada dışında onlarca ada vardır. Yunan işgali altında bulunan 18 Türk Adası ve 2 Türk Kayalığından, 10 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığı Menteşe Adaları bölgesinde bulunuyor. İşgal altında olan 3 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığı (Koyun, Hurşit, Fornoz ve Venedik Kayalıkları) daha kuzeyde Saruhan Adaları bölgesinde, diğer 5 ada da Girit Adası’nın etrafında bulunuyor.

Menteşe Adalarının coğrafi tanımlaması, şark kurnazlığı ile kasten çarpıtılarak işgal edilen Türk adalarının Onikiada grubunda ve Yunanistan’a ait olduğu mesajı verilmeye çalışılmış.

SÜFERA (LONDRA BÜYÜKELÇİLER) KONFERANSI’NDA YUNANİSTAN’A ADALAR(EGE) DENİZİ KUZEYİNDEKİ 9 ADANIN SADECE KULLANMA HAKKI VERİLDİ !…

Çeviköz, “Büyük devletler, Londra Büyükelçiler Konferansı’nda aldıkları Kuzey-Doğu Ege Adaları konusundaki kararlarını 13 Şubat 1914’te Yunanistan’a ve 14 Şubat1914’te de Osmanlı Devleti’ne bildirirler. Buna göre, Gökçeada, Bozcaada ve Meis Adası haricinde, 13 Şubat 1914’te Yunan işgali altında olan adaların, Yunanistan’a verilmesi kararlaştırılır.” diyor (Sayfa 2, Paragraf 5). Ayrıca bu konunun Lozan Antlaşması’nın 12 ve 13. Maddelerinde teyit edildiğini söylüyor (S.4, P.5 ve 6)(S.5, P. 1). Ancak Osmanlı Arşivi’ndeki 14 Şubat 1914 tarihli Fransızca belge Çeviköz’ü yalanlıyor.

Yunanistan’a, Taşoz-Ahikerya arasında bulunan toplam 9 adanın egemenliği değil, sadece kullanma hakkı yani zilyetlik (possession) verildi. Yunanistan’ın zilyetliğine / kullanımına verilen toplam 9 ada da Yunan Hükümetince tahkimat yapılmayacağı ve adaların askeri amaçla kullanılmayacağı belirtildi.

Ayrıca, Ali Kurumahmut’un 1998 basımlı Ege’de Temel Sorun adlı kitabında, Prof.Dr. Hüseyin Pazarcı’nın 1986 basımlı, Doğu Ege Adaları’nın Askerden Arındırılmış Statüsü adlı kitabında, Prof.Dr. Sevin Toluner’in 2004 basımlı, Türkiye’nin Bazı Dış Politika Sorunları kitabında ve Deniz Bölükbaşı’nın 2004 basımlı, Turkey and Greece adlı kitabında Yunanistan’a, Kuzey Ege adalarının egemenliği değil, sadece kullanma hakkının yani zilyetlik (possession) hakkının verildiği açıkça yazılmıştır.

FAN FİN FON SEVİYESİNDEKİ ÇEVİRİYİ KİM YAPTI?

Çeviköz’ün bilgi notunda Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesinde geçen la souveraineté turque Türk egemenliği ifadesi Türkiye egemenliği olarak, 13. Maddede geçen le Gouvernement turc Türk Hükümeti ifadesi de Türkiye Hükümeti olarak çevrilmiş. (S.3, P.5 ve 8)

Çok iyi seviyede Fransızca ve İngilizce bilen Çeviköz’ün, fan fin fon seviyesinde çeviri yapması mümkün değil. Bu da bilgi notunun Çeviköz tarafından hazırlanmadığını açıkça gösteriyor.

ADALARIN KITA SAHANLIĞI VARDIR!…

Çeviköz, “Türkiye ise adaların Anadolu’nun doğal uzantısı üzerinde yer aldıklarından dolayı kıta sahanlığı olmaması gerektiğini söyler ve Ege’nin kendine özgü durumuna işaret eder” diyor (S.5, P.6).

Ancak, 02 Temmuz 1974’te, Türk Deniz Kuvvetleri, Genelkurmay Başkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nın verdiği görüşler doğrultusunda, Ecevit-Erbakan Koalisyon Hükümeti tarafından TPAO’ya Ege Denizi’ndeki Türk Adalarının Kıta Sahanlığı’nda petrol arama ruhsatı verildi.

Ayrıca, Türk Deniz Kuvvetleri’nin gemileri 2017’de, TÜBİTAK Marmara Gemisi 2019’da, Taşoz, Semadirek, Limni, Midilli ve Ahikerya adalarının kıta sahanlığı’nda araştırma yaptı.

ÇEVİKÖZ, UYUYOR MU? TÜRKİYE AKDENİZ’DE MÜNHASIR EKONOMİK BÖLGE(MEB) İLAN ETTİ!…

Çeviköz, “Türkiye, Karadeniz için MEB ilan ederken Akdeniz için etmemiştir” diyor (S.6, P.2).Çeviköz, herhalde ayakta uyuyor. Sarı çizmeli Mehmet Ağa bile Türkiye’nin Akdeniz’de MEB ilan ettiğini bilirken, TBMM’de görüşmelere katılan ve bu konuda basına açıklama yapan Çeviköz’ün söylemi tam bir skandaldır. Bilgi notununun dağıtımını üstlenen Çeviköz’ün, bilgi notunu yazmadığı gibi okumadığı da anlaşılıyor.

Çeviköz’e hatırlatalım; Türkiye, BM’ye verdiği 02 Mart 2004 tarihli nota ile Akdeniz’deki Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge doğu sınırının 32° 16’ 18’’ D boylamından geçtiğini deklare etti. 2011’de KKTC ile Kıta Sahanlığı Antlaşması imzalayan Türkiye, bu durumu 25 Nisan 2014 tarihli Resmi Mektup ile BM’ye iletti.

13 Kasım 2019 tarihli Resmi Mektupla Türkiye-Mısır orta hattını BM’ye ileten Türkiye, 27 Kasım 2019’da Libya ile imzaladığı Mutabakat Muhtırası ile Türkiye-Libya orta hattını belirledi. Libya ile belirlenen orta hat 27 Şubat 2020 tarihli Resmi Mektup ile BM’ye iletildi. Türkiye, Akdeniz’de Kıta Sahanlığı ve MEB ilan etmiştir. Ancak 80 bin kilometrekarelik Türk Kıta Sahanlığı ve MEB, Yunanistan, Libya ve Mısır’a terk edilmiştir.

TÜRKİYE’NİN 3 MİLİN ÖTESİNDE EGEMENLİK HAKKI VARDIR !…

Ünal Çeviköz, Türkiye’nin Adalar(Ege) Denizi’nde 3 milin ötesinde egemenlik hakkının olmadığını, 3 milin ötesindeki ada, adacık ve kayalıkların Türkiye’ye ait olmadığını iddia ederek orta hat kuralını uygulamamızı istiyor (S.8,P.4-S.9,P.2,3,4-S.11,P.2,3).

Türkiye, Md. 16 ile Tüm Adalar Üzerindeki Haklarından Vazgeçmiş Değildir. Lozan Barış Antlaşması’nın 16. maddesi, “Türkiye, … egemenliği işbu Antlaşma’da tanınmış adalardan başka bütün öteki adalar üzerindeki her türlü haklarından ve sıfatlarından vazgeçmiş olduğunu bildirir; … bu adaların geleceği, ilgililerce düzenlenmiştir ya da düzenlenecektir”

Md. 16’nın Lâfzı, Hükmün Toptan Feragat olarak Değerlendirilmesine Engeldir. Md. 16/1’in son tümcesi de Türkiye’nin sahillerinden itibaren üç milin dışında kalan bütün ada, adacık ve kayalıklar üzerindeki egemenlik haklarından vazgeçmediğini göstermektedir. (Prof. Dr. Sertaç Hami Başeren, Ege’de Temel Sorun-Ali Kurumahmut, Ankara 1998, S. 103,104)

Prof. Dr. Sertaç Hami Başeren ve Ali Kurumahmut’un da belirttiği gibi Türkiye Lozan Antlaşması’nın 16. Maddesi ile 3 milin ötesindeki egemenlik haklarını saklı tutmuştur. Türkiye, 04 Ocak 1932 Türk-İtalyan Sözleşmesi ile 3 milin ötesindeki egemenlik haklarını bütün dünyaya deklare etmiştir. Ayrıca Türkiye, 1996 Kardak Krizi’nde 3 milin ötesindeki egemenlik haklarına sahip çıkmıştır. Doğu Kardak Kayalığının sahillerimize olan mesafesi 3,6 mil, Batı Kardak Kayalığının mesafesi ise 3,8 mildir.

Ünal Çeviköz, 3 milin ötesinde olan Kardak Kayalıkları üzerinde Türkiye’nin egemenlik hakkının olmadığını yani Kardak Kayalıklarının Yunanistan’a ait olduğunu iddia ediyor. Kardak Kayalıkları Krizi sırasında Dışişleri Bakanı Deniz Baykal, Dışişleri Müsteşarı da Onur Öymen’di. CHP’li Baykal ve Öymen Kardak Kayalıklarının Türkiye’ye ait olduğunu bütün dünyaya deklare ederken aynı partide CHP’li Ünal Çeviköz, Kardak Kayalıklarının 3 milin ötesinde olduğu için Yunanistan’a ait olduğunu iddia ediyor. Çeviköz, Yunan Milletvekili mi?

MARATHİ ADASI’NIN YUNANİSTAN’A AİT OLDUĞUNU İDDİA ETMEK VATANA İHANETTİR !…

Ünal Çeviköz, Aydın İl sınırları içinde bulunan Marathi Adası’nın Yunanistan’a ait olduğunu ve işgal altında olmadığını iddia ediyor (S.8, P.5).

Marathi Adası’nın işgal altında olduğu Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun görevden ayrıldıktan sonra Ağustos 2016’da Marathi Adası’nı ziyaret etmesiyle ortaya çıktı. Önce Yunan basınında yer alan haberler daha sonra Türk basınında da yer aldı.

Bu gelişmeler üzerine Marathi Adası’nın bize ait olduğunu gösteren Resmi Gazete ile birlikte Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisinden temin ettiğim belgeleri basınla paylaştım. Belgeler, Gazeteci Sn. Özlem Gürses tarafından Sözcü Gazetesi’nde manşetten yayınlanarak kamuoyuna duyuruldu.

Marathi Adası’nın işgali konusunun CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından gündeme getirilmesi üzerine, AKP Hükümeti’nin borazanı Star Gazetesi uydurma bir haber yayınladı. Haberde Sn. Kılıçdaroğlu hedef alınarak, “Bu ne Marathi Kemal Bey! Oku Kılıçdaroğlu oku; Marathi değil Gürmenli” başlıklarına yer verildi.

Star Gazetesi’nin Patmos(Batnoz) Adası’nı Marathi Adası(Yunan) diye yutturmaya çalışarak büyük bir sahtekarlığa imza attığını belgeleyerek basınla paylaştım.

Ünal Çeviköz’ün bilgi notunda Star Gazetesi’ndeki söylemlerin benzerini kullanması ve dolaylı bir şekilde kendi Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu hedef alması büyük bir talihsizliktir. Aydın Marathi Adası’nın Türkiye’ye ait olduğu dönemin CHP Hükümeti tarafından Milletler Cemiyeti (League of Nations)’ne tescil ettirilmiştir.

25 Ocak 1933 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Türk-İtalyan Sözleşmesi’nin 1. Maddesinde Volo(Çatal-ada) gibi iki isimli olan adalar özellikle belirtilmiştir. Anılan maddede Marathi Adası sadece tek isimli olarak yazılmış, Marathi (Gürmenli-ada) olarak yani iki isimli olarak yazılmamıştır.

Resmi Gazetenin ikinci sayfasında yayımlanan sözleşmenin 6. Maddesinde de “Yüksek Âkit Taraflar, işbu itilâfnamenin metni ile ona merbut haritalar arasında mutabakatsızlık hudusunda metnin muteber olacağında müttefiktirler” yazılıdır. Bu ifade, daha sonra ortaya çıkması muhtemel sahte haritalara karşı önlem olup metnin esas alınacağını belirtmiştir.

Sözleşmenin Milletler Cemiyeti’ne tescilinden sonra Lozan Antlaşması’nın tarafı olan İngiltere tarafından 1939’da basılan haritaya, anılan sözleşme çizilmiştir. Haritada, Marathi Adasının, 12 Ada deniz sınırlarının dışında ve Türk Adası olduğu açıkça gösterilmiştir.

1939 İngiliz haritasına ilave olarak 1943 tarihli İngiliz haritası ile 1951 ve 1957 tarihli Amerikan haritalarında da, Marathi Adası’nın, 12 Ada deniz sınırının dışında ve Türkiye’ye ait olduğu açıkça gösterilmiştir.

Çok sayıdaki belge ve bilgiye rağmen Marathi Adası’nın Yunan Adası olduğunu söylemek vatana ihanettir.

GİRİT ADASI’NIN DÖRTTE ÜÇÜ İLE ETRAFINDAKİ 14 ADA TÜRKİYE’YE AİTTİR !…

Girit Adası’nın hukuki statüsü hakkında basına yaptığım açıklamalarım Çeviköz tarafından eleştirilmiş ve Türkiye’nin Girit Adası ve etrafındaki adalar üzerinde herhangi bir hakkı olmadığı iddia edilmiştir (S.11, P.4,9) (S.12, P.1,2). Ancak, Çeviköz’ün eleştiri ve iddiaları doğru değildir.

Birinci Balkan Savaşı’nın sonunda 17/30 Mayıs 1913 tarihinde imzalanan Londra Antlaşması Md.4’e göre, sadece Girit Adası Balkanlı Müttefik Devletlere (Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistan) verilmiş, Girit Adası’nın etrafındaki 14 Ada ile adacık ve kayalıklar Osmanlı Devleti’nin egemenliğinde kalmıştır.

Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesi ile 17/30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması’nın 5. Maddesi, 1-14 Kasım 1913 Atina Antlaşması’nın 15. Maddesi ve 13 Şubat 1914’te Yunan Hükümeti’ne tebliğ edilen karar teyit edildi. 14 Kasım 1913 Atina Antlaşması Md. 15 ile Osmanlı Devleti ve Yunanistan, 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması hükümlerini 5.Maddesi de dahil olmak üzere uygulayacakları konusunda anlaştı.

Böylece, 17/30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması’nın hükümleri kapsamında antlaşmanın 4. Maddesi de bir kez daha teyit edilerek, sadece Girit Adası Balkanlı Müttefik Devletlere (Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistan) verildi, Girit Adası’nın etrafındaki 14 Ada ile adacık ve kayalıklar Osmanlı Devleti’nin halefi olarak Türkiye’nin egemenliğinde kaldı.

1923 Lozan Antlaşması ve Atatürk dönemi sonrasındaki süreçte Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ, Girit Adası üzerindeki haklarından fiilen feragat etti. Anılan dörtte üçlük pay aslına rücu ederek Türk toprağı oldu.

İŞGAL EDİLEN ADALAR VE KAYALIKLAR TÜRKİYE’YE AİTTİR !…

Çeviköz, bilgi notunda, “Basında belirtilen listelerde yer alan tüm ada-adacıklar National Geospatial-Intelligence Agency (USA) kayıtlarında Yunanistan’a ait gözükmektedir. Öte yandan gazetelerimizde yer alan haberlerde adaların İzmir, Aydın ve Muğla illerine bağlı olduğu ileri sürülmektedir. Böyle ise bu adalara ilişkin kayıtların Milli Emlak ve/veya Tapu Kadastro’da bulunması gerekir. Bu yoksa yersiz ve yalan beyanda bulunuluyor demektir. Dışişleri Bakanlığı’nın İngilizce web sayfasında bu ada ve kayalıklar Yunanistan’a ait değildir denmektedir ama o ada ve kayalıklar Türkiye’ye aittir de denmemektedir.” ifadelerini kullanmış (S.8, P.6,7) (S.9, P.1).

1923 Lozan Antlaşması’na taraf olan İngiltere tarafından 1939 yılında yayınlanan haritada Yunan işgali altında olan adaların, 12 ada deniz sınırının dışında ve Türkiye’ye ait olduğu açıkça gösterilmiştir.

1947 Paris Antlaşması ile 12 adanın egemenliği İtalya’dan alınarak Yunanistan’a verildi. 1947 Paris Antlaşması’na taraf olan ABD tarafından 1957’de yayınlanan haritada da Yunan işgali altında olan adaların, 12 ada deniz sınırının dışında ve Türkiye’ye ait olduğu açıkça gösterilmiştir.

1923 Lozan Antlaşması’nın 15. Maddesine ek olarak konulan haritaya baktığımızda, Lozan Antlaşması’nda verilmeyen ve altı kırmızı çizgi ile çizilmeyen 18 Türk Adası ve 2 Türk Kayalığı’nın Yunanistan tarafından işgal edildiği açık bir şekilde görülmektedir.

Lozan Antlaşması’na ekli harita ile İngiliz ve Amerikan haritalarında işgal edilen adaların Türk egemenliğinde bulunduğu görülmektedir. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 15 Ocak 2020’de CNN Türk TV’de, söz konusu adaların bize yani Türkiye’ye ait olduğunu söyledi. Eski Savunma Bakanı İsmet Yılmaz da TBMM’de 2015’de yaptığı konuşmada Yunan işgali altında olan adaların, Lozan ve Paris Antlaşmalarına göre hukuken Türkiye’ye ait olduğunu belirtti.

İşgal edilen ada ve kayalıkların tapuları İzmir, Aydın ve Muğla illerinin tapu dairelerinde muhafaza edilmektedir. Ayrıca, ada ve kayalıkların bize ait olduğunu gösteren belge ve haritalar da Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nda mevcuttur.

Yunanistan’ın, Adalar(Ege) Denizi’nde, Türkiye’ye ait adaların bir kısmını 90’lı yılların ikinci yarısından itibaren yerleşime/iskana açtığı ve feribot seferleri düzenlediği bilinen bir konudur. Ancak fiili işgal 2004 yılında başlamıştır. CHP Milletvekili Onur Öymen’in 26 Kasım 2004 tarihli soru önergesine cevap verilmedi. Böylece Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül, Türk adalarına Yunan bayrağı dikildiğini ve adaların fiilen işgal edildiğini zımnen ve hukuken kabul etti.

Yunanistan’ın, AKP İktidarı döneminde, 2004 yılında iskana açtığı Küçük Çuha Adası henüz işgal edilmemiştir. Başbakan Bülent Ecevit, Dışişleri Bakanı İsmail Cem ve Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, Yunanistan’ın Plati Kayalığını 1999 yılında iskana açmasını engellemiştir.

Ecevit Hükümeti’nin iskana açılmasını engellediği Plati Kayalığı, Erdoğan ve AKP İktidarları döneminde 2006 yılında iskana açıldı ve 2020’de de işgal edildi.

Çeviköz, tıpkı Çavuşoğlu’nun yaptığı gibi iskan ile işgal kavramlarını birbirine karıştırarak Erdoğan ve AKP Hükümetlerini aklamaya çalışıyor (S.8, P.4).

Bu kadar bilgi ve belgeye rağmen, işgal altındaki ada ve kayalıkların Yunanistan’a ait olduğunu iddia eden Çeviköz’e ne denir onu da milletimizin takdirine bırakalım.

KAZANDIRICI ZAMAN AŞIMI ALEYHİMİZE KULLANILABİLİR !…

Çeviköz’ün, kazandırıcı zaman aşımı konusunda basına yaptığım açıklamaları anlamakta zorluk çektiği anlaşılıyor (S.10, P.4). Kazandırıcı zaman aşımı (acquisitive prescription), iç hukuktan uluslararası hukuka aktarılan bir kavram olup, başlangıçta bir hakka dayanmamakla birlikte bir ülke parçası üzerinde sürekli ve etkin egemenlik haklarını kullanan devletin belirli bir süre sonunda bu ülkeye sahip olmasını hukuksal açıdan kabul etmektedir. Türk Medeni Kanunu Madde 712’ye göre olağan kazandırıcı zamanaşımının süresi 10 yıldır. Adaların kazandırıcı zaman aşımı ile mülkiyet altına alındığını gösteren üç somut örnek vardır.

Birinci Örnek; Uluslararası Hakem Mahkemesi’nin 1928 tarihli Palmas Adası Kararı’dır. ABD ile Hollanda arasında uyuşmazlık konusu olan davayı inceleyen mahkeme, Palmas Adası’nın, üzerinde aktif egemenlik uygulaması yapan Hollanda’ya ait olduğuna karar vermiştir.

İkinci Örnek; Uluslararası Adalet Divanı’nın 1953 tarihli Minquiers ve Ecrehos Adaları Kararı’dır. Fransa ile İngiltere arasında uyuşmazlık konusu olan davayı inceleyen divan, Minquiers ve Ecrehos Adalarının, üzerinde aktif egemenlik uygulaması yapan İngiltere’ye ait olduğuna karar vermiştir.

Üçüncü Örnek; Uluslararası Hakem Mahkemesi’nin 1998 tarihli Zuqar ve Hanish Adaları Kararı’dır. Eritre ile Yemen arasında uyuşmazlık konusu olan davayı inceleyen mahkeme, Zuqar ve Hanish Adalarının, üzerinde aktif egemenlik uygulaması yapan Yemen’e ait olduğuna karar vermiştir.

Yunanistan işgal ettiği 18 Türk Adası ve 2 Türk Kayalığı üzerinde 2004’den itibaren 16 yıldır egemenlik uygulaması yapıyor. 10 Yıllık zaman aşımı süresi geçmiştir. Erdoğan ve AKP Hükümetleri 16 yıldır Yunanistan’a bir tek nota bile vermemiş, Yunanistan’ın egemenlik uygulamasını ve işgalini önlemek için TSK’ya Hükümet Direktifi vermemiştir.

Konunun Uluslararası Hakem Mahkemesi veya Uluslararası Adalet Divanı’na götürülmesi halinde Türkiye’nin davayı kaybetme ihtimali çok yüksektir. Görüldüğü üzere, Erdoğan ve AKP Hükümetleri kendilerinden sonra gelecek hükümetlerin mahkemeye başvurma hakkını da ellerinden almıştır. Yunanistan’a 1947 Paris Antlaşması ile egemenliği devredilen ada sayısı 14’tür. Yunanistan, Menteşe Adaları bölgesindeki 18 Türk Adasını işgal ederek ada sayısını 14+18=32’ye çıkarmıştır. Sorunun diplomasi yoluyla çözülmesi en uygun hareket tarzıdır. Ancak sorun diplomasi yoluyla çözülemezse kuvvet kullanılması kaçınılmazdır.

ÇEVİKÖZ, ADALAR HAKKINDA SORU ÖNERGESİ VERİLMESİNİ İSTEMİYOR !…

Ünal Çeviköz, “partisinin milletvekillerinden Ege adalarıyla ilgili herhangi bir soru önergesi verilmemesi gerektiğine” işaret etti. Çeviköz, “Bu konuda soru önergesi vermemiz iktidarı sıkıştırmaktan çok, bizi zor durumda bırakabilecek bir durum oluşturmaktadır” dedi. CHP’li Çeviköz, Dışişleri Bakanlığı’nın Ege Adaları konusundaki önergelere uluslararası hukuk çerçevesinde Türkiye’nin durumuna zarar vermemesi için yanıt vermeyeceğini dile getirdi.

AKP Hükümeti’ni denetleme yollarından birisi soru önergesidir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçiş ile birlikte Meclis’in etkinliği azalmıştır. Çeviköz, soru önergesi verilmesini engelleyerek AKP Hükümetinin tamamen denetimsiz kalmasını istiyor. CHP Milletvekillerinin, adaların işgali konusunda soru önergesi vermelerinden Ünal Çeviköz ile birlikte Yunan Hükümeti de rahatsız. Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisi Loukakis, 2016’da CHP Genel Merkezi’ne gelerek, “Lütfen, CHP adalar konusunu gündeme getirmesin. CHP, ekonomiyi eleştirsin, eğitimi eleştirsin ama adalar konusunu eleştirmesin. Bu talep hükümetimin talebidir.” dedi.

Sn. Kılıçdaroğlu ve CHP Milletvekilleri, Yunan Hükümeti’nin bu taleplerine ve telkinlerine boyun eğmeyerek vatan topraklarına sahip çıktı. İYİ Parti Genel Başkanı Sn. Meral Akşener ve İYİ Parti Milletvekilleri de vatan topraklarına sahip çıkıyor. Daha önceleri MHP Milletvekilleri de soru önergesi vererek adalarımıza sahip çıkmıştı.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Ünal Çeviköz’ün adalar hakkında gündeme getirdiği tamamen yalan ve toplumun kafasını karıştıran iddiaları yukarıda sunulan bilgi ve belgelerle tamamen çürütülmüştür. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, bakanlık internet sitesinde ve basın üzerinden cevap veremediği konuları bilgi notu haline getirerek Çeviköz üzerinden servis ettiği anlaşılmaktadır.

Çeviköz’den cesaret alan Yunan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias da Türkiye’nin 3 milin ötesinde egemenlik hakkının olmadığını iddia etmiştir. Türk basınında küstah bakan olarak tanımlanan Dendias ile Çeviköz arasında hiçbir fark yoktur.

Yunan Başbakanı Çipras’ın dahi savunamadığı konuları Çeviköz’ün savunması dikkat çekmektedir. Çeviköz’ün hem AKP Hükümeti’nin hem de Yunan Hükümeti’nin sözcülüğünü yaptığı ve her iki hükümet tarafından kullanıldığı açıkça görülmektedir.

Çeviköz’ün tamamen yalan iddialarına itibar edilmemelidir. Vatan topraklarına sahip çıkmak milli bir görevdir.

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

Bilgi Notu’ndaki sayfa numaraları ve renkli işaretlemeler tarafımdan yapılmıştır-Ümit YALIM

Mayıs 2020

EGE ADALARI HAKKINDA BİLGİ NOTU

Hazırlayan: DIŞ İLİŞKİLERDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI

EGE ADALARI MESELESİ nedir?

• Ege Denizi’nde farklı büyüklüklerdeki 2000’den fazla kara parçasının 24 tanesi 100 km2’den büyüktür ve 100 tanesinde de yerleşim vardır.

• Ege Denizi’ndeki adalar şu gruplara ayrılır:

-Trakya/Boğazönü Adaları (Kuzey-Doğu Ege Adaları),

-Saruhan Adaları,

-Menteşe (Onikiada) Adaları,

-Şeytan (Kuzey Sporat) Adaları,

-Kiklat Adaları,

-Güney Ege Adaları grubu.

• 1830 yılına kadar kesintisiz olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkimiyeti altında kalan Ege adalarının Osmanlı Devleti’nin elinden çıkmaya başlaması ve sonuç olarak Ege Adaları üzerindeki Osmanlı egemenliğinin fiilen sona ermesi aşağıdaki gelişmelerin sonucunda olmuştur:

-Yunanistan’ın bağımsızlığını elde etmesi (1830),

-Trablusgarp Savaşı esnasında İtalya’nın Menteşe Adalarını (Onikiada) işgal etmesi (1912),

-Balkan Savaşları sırasında Yunanistan’ın Kuzey-Doğu Ege Adalarını işgal etmesi ve bu işgallerin I. Dünya Savaşı boyunca devam etmesi.

Boğazönü Adaları da denilen Kuzey-Doğu Ege Adaları ile Menteşe Adaları da denilen Onikiada birbirlerine karıştırılmamalıdır.

• Balkan Savaşı başlayınca 1912’de İtalya ve Osmanlı Devleti Uşi Antlaşması’nı imzalar. Bu antlaşmanın 2. maddesine göre Osmanlı Devleti, Onikiada’daki İtalyan işgalini kabul eder. İtalyanlar, Osmanlı Devleti tüm kuvvetlerini Libya’dan çektiğinde adalardan çekileceğini söylese de bu gerçekleşmez. Çünkü İtalya, 1. Dünya Savaşı’na kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun Trablusgarp’tan çekilmediğini ileri sürecektir.

• Yunanistan, Kuzey-Doğu Ege Adaları’nı (Boğazönü) Balkan Savaşı’nda (1912-1913) işgal eder. Osmanlı Devleti ile Balkan Devletleri arasında 30 Mayıs 1913’te imzalanan Londra Antlaşması’yla Kuzey-Doğu Ege Adaları konusu büyük devletlere (İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya-Macaristan, Rusya ve İtalya) havale edilir. Bu antlaşmayla, Osmanlı Devleti Girit üzerindeki haklarından da vazgeçer.

• Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında 14 Kasım 1913 tarihinde imzalanan Atina Antlaşması’yla Kuzey-Doğu Ege Adalarının durumu yine büyük devletlerin kararına bırakılır.

• Büyük devletler, Londra Büyükelçiler Konferansı’nda aldıkları Kuzey-Doğu Ege Adaları konusundaki kararlarını 13 Şubat 1914’te Yunanistan’a ve 14 Şubat 1914’te de Osmanlı Devleti’ne bildirirler. Buna göre, Gökçeada, Bozcaada ve Meis Adası haricinde, 13 Şubat 1914’te Yunan işgali altında bulunan adaların, Yunanistan’a verilmesi kararlaştırılır. Büyük Devletler, bu adaların silahlandırılmayacağı, tahkim edilmeyeceği ve askerî amaçlarla kullanılamayacağı kaydını da karara koyarlar.

• I. Dünya Savaşı’nın sonunda Onikiada ve Kuzey-Doğu Adaları’nın (Boğazönü) tamamı Osmanlı Devleti’nin elinden çıkmış durumdaydı. Lozan Barış Antlaşması’yla Boğazönü Adaları’ndan Gökçeada (İmroz) ve Bozcaada Türkiye’ye geri verildi. Meis adası ise İtalya’ya verildi. Diğer adaların egemenlik durumunda bir değişiklik olmadı.

• Türkiye, Lozan Barış Antlaşması’yla adalar konusunda mevcut fiili durumu onaylamıştır. Tutanaklar incelendiğinde, Meis hariç Oniki Ada’nın müzakere bile edilmediği, ada meselesinde çoğunlukla kuzeydeki adaların tartışıldığı görülür. Fakat bu durum üzerinden Lozan’ın eleştirilmesi ve Lozan’ın bir başarısızlık olarak gösterilmesi tarihsel gerçeklikle bağdaştırılamaz. Zira, Sevr gibi bir antlaşmadan sonra yapılmış olan Lozan’ın önceliği adalar olmamıştır. Bugün adalar üzerine yapılan hiçbir tartışma – Türkiye Ege’de hangi sorunları yaşarsa yaşasın – Lozan Antlaşması’nın paramparça edilmiş bir imparatorluğun ardından zafer kazanılarak yapılmış bir bağımsızlık belgesi olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir.

LOZAN’A GİDERKEN

• Lozan Konferansı’na katılan Türk heyetine Ankara Hükümeti’nin verdiği 14 maddelik talimatın 4. Maddesinde ‘Adalar’ konusunda “Duruma göre davranılacak, kıyılarımıza pek yakın olan adalar ülkemize katılacak, olmazsa Ankara’dan sorulacak” denilmiştir. Başka bir ifadeyle, Adalar konusunda heyete kesin bir talimat verilmemiştir.

Lozan’da Türk ve Yunan tezleri:

• Türkiye, Kuzey Ege Adaları’ndan karasuları içinde olan ve kıyıya çok yakın olan adaların güvenlik ve hukuksal gerekçelerle kendisinde kalmasını istiyor; 1914’te büyük devletlerce Yunanistan’a bırakılan büyük adaların (Limni, Midilli, Sakız, Sisam, Nikarya) ise tarafsız ve bağımsız bir siyasal varlık olmaları gerektiğini söylüyordu.

• Yunanistan, adaların nüfusunun büyük çoğunlukla Yunanlılardan oluştuğu ve savaşta adalardan kaynaklanan bir tehdit olmadığı gerekçeleriyle adalardaki egemenliğin kendisinde olması gerektiğini ileri sürüyordu.

• 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması’nın Ege Adaları’na ilişkin hükümleri şunlardır:

Madde 12 — İmroz ve Bozca Adaları ile Tavşan Adaları dışında, Doğu Akdeniz Adaları ve özellikle Limni, Semadirek, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya Adaları üzerinde Yunan egemenliğine ilişkin 17/30 Mayıs 1913 günlü Londra Andlaşmasının beşinci ve 1/14 Kasım 1913 günkü Atina Andlaşmasının on beşinci Maddeleri hükümleri uyarınca 13 Şubat 1914 günkü Londra Konferansında alınıp 13 Şubat 1914 günü Yunan Hükümetine bildirilen karar, işbu Andlaşmanın İtalya’nın egemenliği altına konulan ve on beşinci Maddede yazılı olan Adalara ilişkin hükümleri saklı kalmak koşulu ile doğrulanmıştır. Asya kıyısından üç milden az uzaklıkta bulunan Adalar, işbu Andlaşmada tersine hüküm olmadıkça, Türkiye egemenliği altında kalacaktır.

Madde 13 — Barışın korunmasını sağlamak amacı ile, Yunan Hükümeti, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya Adalarında aşağıdaki önlemlere saygı göstermeyi yükümlenir:

Birincisi : Bu Adalarda hiçbir deniz üssü ve hiçbir istihkâm kurulmayacaktır.

İkincisi : Yunan, savaş uçakları ve öteki hava araçlarının Anadolu kıyısındaki topraklar üzerinde uçması yasaklanacaktır. Buna karşılık, Türkiye Hükümeti de savaş uçaklarının ve öteki hava araçlarının sözü geçen Adalar üzerinde uçmasını yasaklayacaktır.

Üçüncüsü : Söz konusu Adalarda Yunan Silahlı Kuvvetleri, silâh altına alınıp yerinde eğitilebilecek olan normal askersel birlikle ve tüm Yunanistan topraklarındaki jandarma ve polis sayısı ile orantılı olacak, bir jandarma ve polis örgütü ile sınırlı kalacaktır.

Madde 14 — Türkiye egemenliği altında kalan İmroz ve Bozca Adaları, yerel yönetim ve kişi ve malların korunması konusunda, yerli elemanlardan oluşan ve müslüman olmayan yerli halka her bakımdan güven verici özel bir yerel yönetimden yararlanacaktır. Bu Adalarda güvenlik ve düzen, yukarıda sözü geçen yerel yönetim eliyle yerli halk arasından toplanan ve yerel yönetimin emrinde bulunan bir polis tarafından sağlanacaktır. Rum ve Türk nüfus mübadelesine ilişkin olarak Yunanistan ile Türkiye arasında yapılmış ya da yapılacak bağıtlar İmroz ve Bozca Adaları halkına uygulanmayacaktır.

Madde 15 —Türkiye aşağıda sayılan Adalar üzerindeki tüm hak ve senetlerinden İtalya yararına vazgeçer : Bugün İtalya’nın işgali altında bulunan Astampalya (Astropalia), Kodoş (Rhodes), Kalki (Calki), Skarpanto, Kazos (Casso), Piskopis (Tilos), Misiros (Misyros), Kalimnos (Kalymnos), Lcros, Patmos, Lipsos (Lipso), Sombeki (Simi) ve Istanköy (Koş) Adaları ile bunlara bağlı olan adacıklar ve Meis (Castellorizo) Adası (2 numaralı haritaya bakılması).

Madde 16 — Türkiye işbu Andlaşmada belirlenen sınırları dışındaki tüm topraklar ile bu topraklardan olup gene bu Andlaşma ile üzerinde kendi egemenlik hakkı tanınmış bulunanlar dışındaki Adalarda -ki bu toprak ve Adaların geleceği ilgililerce saptanmış ya da saptanacaktır- her ne nitelikte olursa olsun, sahip olduğu tüm hak ve senetlerden vazgeçtiğini açıklar. İşbu Maddenin hükümleri komşuluk nedeniyle Türkiye ile ortak sınırı bulunan ülkeler arasında kararlaştırılmış ya da kararlaştırılacak olan özel hükümleri bozmaz.

• Lozan’da Adalar’la ilgili maddelere ilişkin notlar:

-12. Madde’ye göre, Limni, Semadirek, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya Adaları başta olmak üzere Doğu Akdeniz adaları Yunanistan’a verilmekte ve -Londra ve Atina antlaşmalarına yapılan atıflar uyarınca- silahsızlandırılmaktadır.

-13. Madde’ye göre, Yunanistan’a verilen Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya Adaları silahsızlandırılmaktadır.

-14. Madde, İmroz ve Bozcaada’nın Türkiye’nin egemenliğinde olduğunu teyit etmektedir.

-Türkiye ile Yunanistan arasında Ege’de Lozan dengesi diye adlandırılabilecek bir denge kurulmuştur. Silahsızlandırılmış adalar, eşit karasuyu, paylaşılmamış kıta sahanlığı ve geniş açık deniz temeline dayanan bu dengenin fazla bozulmaması, her iki devletin de Ege’den eşit koşullarda yararlanması gerekmektedir.

-Türkiye Lozan’da, Gökçeada, Bozcaada, Tavşan Adaları ve Anadolu sahillerine üç milden az uzaklıkta bulunan adaların, adacıkların ve kayalıkların hepsini almıştır. Ayrıca Yunanistan’a bırakılan adaların askerden, silahtan arındırılmasını sağlamıştır.

• Yunanistan, Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasından yaklaşık 24 yıl sonra, 1947 Paris Barış Antlaşması’nın 14. Maddesi uyarınca, Lozan Barış Antlaşması’nda İtalya’ya bırakılan Menteşe Adaları’nı (Onikiadalar) ve Meis’i de bitişik adacıkları ile beraber gayri askerî statüde olmaları kaydıyla elde etmiştir.

Türkiye ile Yunanistan arasında Ege’de yaşanan sorunlar:

Karasuları sorunu: Hem Türkiye hem Yunanistan karasularının Ege Denizi’ndeki genişliği 6 deniz milidir. Ancak, Yunanistan’ın 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne dayanarak Ege’deki karasularını 12 mile çıkarma niyetine karşı Türkiye, ‘genel, kapsamlı kuralların, Ege gibi kapalı ya da yarı kapalı özellikler taşıyan denizlerde uygulanamayacağını, bir devletin komşu devletin açık denize çıkışını engelleyemeyeceğini’ söyler ve eğer Yunanistan karasularını 12 mile çıkarırsa bunu savaş nedeni sayacağını belirtir. Ayrıca, Türkiye 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olmamıştır.

Yunanistan’ın karasularını 12 deniz miline çıkarması durumunda, Ege Denizi’ndeki çıkar dengeleri Türkiye’nin aleyhine değişecektir. Şu anda, sahip olduğu birçok ada sebebiyle, Yunanistan’ın karasuları Ege Denizi’nin %40’ını oluşturmaktadır. Karasularının 12 deniz miline çıkarılması durumunda bu oran %70’e yükselmektedir. Bu durumda açık deniz büyüklüğü %51’den %19’a düşerken, Türkiye’nin karasuları da Ege Denizi’nin %10’undan daha az kalmaktadır.

Kıta sahanlığı sorunu: Meselenin hukuksal bir sorun olduğunu ileri süren Yunanistan, 1958 Cenevre ve 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmelerine atıfla adaların kendi başlarına kıta sahanlığı olduğunu söyler. Yunanistan kendisini bir takımada devleti olarak kabul ettirerek en dıştaki adaları da birleştirecek çizginin içinde kalacak denizi “iç su” ilan etmek niyetindedir.

Sorunun aynı zamanda siyasi bir sorun olduğunu ileri süren Türkiye ise adaların Anadolu’nun doğal uzantısı üzerinde yer aldıklarından dolayı kıta sahanlığı olmaması gerektiğini söyler ve Ege’nin kendine özgü durumuna işaret eder. Türkiye, konunun siyasi bir anlaşmayla çözümünden yanadır.

Hava sahası: Yunanistan, 1931 yılında, hava sahasını kıyıdan itibaren 3 milden 10 mile çıkaran bir karar aldı. Türkiye buna 1974’ten sonra tepki gösterdi ve Yunan hava sahasını 6 mil olarak kabul edeceğini söyledi.

FIR Hattı (Uçuş Bildirim Bölgesi): FIR, Sivil havacılık uçuşlarının güvenliğini sağlamak amacıyla kurulan ve sınırları yine Sivil Havacılık Örgütü tarafından onaylanan, içerisinde uçuş bilgisi, arama-kurtarma ve ikaz sistemlerinin sağlandığı hava sahası demektir. Yunanistan, FIR düzenlemesinin askeri uçaklar da dahil tüm uçakları kapsadığını ileri sürmekte, Türkiye ise yalnızca sivil uçakların bilgi verme yükümlülüğü olduğunu, askeri uçaklar konusunun ikili anlaşmalarla düzenlenmesi gerektiğini söylemektedir.

Münhasır Ekonomik Bölge (MEB): 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ile oluşturulan bir deniz alanı olan MEB, bir kıyı devletine ait karasularının ölçüldüğü esas çizgiden öteye 200 deniz mili kadar uzanabilir. Bu alana sahip olmak isteyen devlet buna ilişkin bir ilanda bulunmalıdır. İlgili devlet, MEB’de (su tabakası, deniz yatağı, deniz yatağının altı) bazı ekonomik haklara ve yetkilere sahip olur. Türkiye, Karadeniz için MEB ilan ederken Ege ve Akdeniz için etmemiştir. MEB konusu Güney Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’de doğalgaz arama faaliyetleri bağlamında gündeme gelmekte ve Türkiye ile Yunanistan arasında gerginliğe neden olmaktadır.

Gayrı askeri statüdeki adaların (Doğu Ege Adaları) silahlandırılması sorunu:

Silahsızlandırılacak adalar:

➢ Boğazönü adalarından Limni ve Semadirek (Lozan Boğazlar Sözleşmesi)

➢ Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya (Lozan Barış Antlaşması)

➢ Oniki Ada (1947 Paris Barış Antlaşması)

Yunanistan’ın tezleri:

✓ 1936 Montreux Boğazlar Sözleşmesi Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin yerine geçer. Türkiye nasıl Boğazları silahlandırma hakkı kazandıysa Yunanistan’ın da Boğazönü adalarını silahlandırma hakkı vardır.

✓ Lozan Barış Antlaşması’nda silahsızlandırılacağı kabul edilen adalar, gerçek bir tehdit karşısında meşru savunma hakkına dayanılarak silahlandırılmaktadır.

✓ Onikiadalar ve Meis’i Yunanistan’a veren 1947 Paris Antlaşması’na Türkiye taraf olmadığı için bu konuda hak iddia edemez.

Türkiye’nin tezleri:

✓ 1936 Montreux Boğazlar Sözleşmesi Türkiye’nin güvenliğini sağlamak için yapılmıştır. Lozan’ın Montreux ile çelişmeyen hükümleri de geçerliliklerini korumaktadır. Çanakkale Boğazı önündeki adaların aynı rejime sahip olmaları gerekmez.

✓ Meşru savunma hakkı fiili saldırı durumunda geçerlidir ve bir tehdit bu hakkı doğurmaz. Türkiye’den kaynaklanan bir tehdit de yoktur.

✓ Onikiadalar ve Meis konusunda, adaların silahsızlandırılması her devletin saygı göstereceği objektif bir statü oluşturmaktadır. Türkiye, Onikiadalar’la hukuki bağdan yoksun değildir.

Egemenliği tartışmalı kara parçaları (coğrafi formasyonlar) sorunu: Ege’de üzerinde iskân olanağı olmayan çok sayıda coğrafi formasyon vardır. Bunların egemenliği meselesi, karasuları ve kıta sahanlığının genişliği konularında da rol oynar. Aralık 1995’te yaşanan Kardak Krizi’nden sonra TSK, antlaşmalarda yer almayan adacık ve kayalıkların envanterini çıkararak Doğu Ege’de gri alanlar olduğunu ileri sürdü ve her iki tarafa ait olmayan, aidiyetleri saptanmamış adacıklar bulunduğunu ve Yunanistan’ın bu adacıklar üzerinde egemenlik iddia edemeyeceğini söyledi. Adacık ve kayalıklara ilişkin hem Türkiye ve hem Yunanistan Lozan ve Paris Barış Antlaşmaları’na referans yaparlar ancak, iki ülkenin söz konusu anlaşmalara ilişkin yorumları birbirlerine zıttır.

Kardak krizinden sonra

• Madrid Mutabakatı: Kardak krizinden sonra ABD’nin devreye girmesiyle Türkiye ve Yunanistan 8 Temmuz 1997’de Madrid Mutabakatını imzaladılar. Mutabakatın içeriği:

1) Barış, güvenlik ve iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesinin devamı hususlarında karşılıklı taahhüt;

2) Bir diğerinin egemenliğine saygı;

3) Uluslararası hukuk ilkelerine ve uluslararası anlaşmalara saygı;

4) Birbirlerinin güvenlikleri ve milli egemenlikleri açısından büyük öneme sahip Ege’deki meşru, hayati çıkarlarına ve endişelerine karşılıklı saygı;

5) Yanlış anlamalardan kaynaklanan ihtilaflardan kaçınılması arzusu ve karşılıklı saygı temelinde tek taraflı eylemlerden sakınılması taahütü;

6) Anlaşmazlıkların, ortak rızaya dayanarak ve kuvvet kullanımı veya kuvvet tehdidi olmadan barışçı yollardan çözümlenmesi taahhütü.

• İstikşafi Görüşmeler: İki ülkenin dışişleri bakanlığı yetkililerinin katıldıkları görüşmeler Mart 2002’de başladı. Bugüne kadar Ege sorunlarını ele alan onlarca toplantı yapıldı.

Bazı Adaların Yunanistan tarafından işgal edildiği iddiası

• Son yıllarda, Yunanistan’ın Ege Denizi’nde bazı adaları işgal ettiği Türkiye kamuoyunda sıkça konu olmaktadır. İşgal edildiği iddia edilen adalar, Eşek (Agathonisi), Koyun (Oinousses), Hurşit (Thymaina), Bulamaç (Farmakonisi), Fornoz (Fourni Korseon), Nergizçik (Arkoi), Kalolimnoz (Kalolimnos), Keçi (Pserimos), Sakarcılar (Gyali), Koçbaba (Levitha), Ardacık (Syrna), Gavdos, Tavşan (Dhia), Dionisades (Yeniçeri), Gaidhouronisi, Koufonisi ve Ardıççık (Kinaros) adalarıdır.

• Söz konusu adaların işgal edildiğini iddia edenlerin ana argümanı, Adaların durumuna ilişkin anlaşmalarda boşluklar olduğu, anlaşmalarda isimleri yazılmayan ada, adacık ve coğrafi formasyonların Yunanistan’a ait sayılamayacağıdır. Yunanistan’ın bu konudaki argümanı ise söz konusu toprak parçalarının Onikiada grubuna ait büyük adaların bir uzantısı olduğu şeklindedir.

• İşgal edildiği iddia edilen bazı adalarda AKP’den önce de yerleşim vardır ve feribot seferleri yapılmaktadır. Söz konusu adalar, Türkiye sınırlarına 3 milden daha uzak mesafededir.

• Marathi Adası konusundaki tartışmalara ise daha yakından bakmak gerekir. Bu adanın Türkiye adına tescilli olduğu halde işgal altında olduğu iddia edilmektedir. 4 Ocak 1932’de imzalanan Türk-İtalyan Sözleşmesi’nin 1. Maddesi uyarınca Marathi Adası da dahil olmak üzere bir takım ada, adacık ve kayalıklar Türkiye’nin egemenliği altındadır. Ancak, söz konusu anlaşmanın 1. maddesinde Türkiye’nin egemenliği altında olduğu belirtilen ada, adacık ve kayalıkların hemen hepsi Kaş’ın (Antalya) karşısında yer almaktadır. Bunların arasında yer alan Marathi’nin bugünkü adı Gürmenli’dir (bu adaya Körmenli de denilmiştir). İşgal edildiği iddia edilen Marathi (Marathos) Adası ise Nergizcik Adası’nın (Arkoi) batısında ve Onikiada grubundan Patmos ve Lipsi adalarının yakınında yer almaktadır.

TARTIŞMALARDAKİ YANLIŞLIKLAR NELERDİR?

Öncelikle hangi ada ve kayalıklardan bahsedildiği konusu mutlaka açıklığa kavuşturulmalıdır. Basında belirtilen listelerde yeralan tüm ada-adacıklar National Geospatial-Intelligence Agency (USA) kayıtlarında Yunanistan’a ait gözükmektedir.

Öte yandan gazetelerimizde yer alan haberlerde adaların İzmir, Aydın ve Muğla illerine bağlı olduğu ileri sürülmektedir. Böyle ise bu adalara ilişkin kayıtların Milli Emlak ve/veya Tapu Kadastro’da bulunması gerekir. Bu yoksa yersiz ve yalan beyanda bulunuluyor demektir.

Dışişleri Bakanlığı’nın İngilizce web sayfasında bu ada ve kayalıklar Yunanistan’a ait değildir denmektedir ama o ada ve kayalıklar Türkiye’ye aittir de denmemektedir.

Konuyla ilgili olarak Lozan Antlaşması’nın 16. maddesi kilit öneme haizdir:

Turkey hereby renounces all rights and title whatsoever over or respecting the territories situated outside the frontiers laid down in the present Treaty and the islands other than those over which her sovereignty is recognised by the said Treaty, the future of these territories and islands being settled or to be settled by the parties concerned.

The provisions of the present Article do not prejudice any special arrangements arising from neighbourly relations which have been or may be concluded between Turkey and any limitrophe countries".

Açıkçası, Türkiye, Antlaşmada anılanlar dışındaki adalar üzerindeki haklarından feragat etmiştir. Son paragrafta değinilen "Türkiye ile komşuları arasında gerçekleştirilebilecek özel düzenlemeler" ise sadece 1932 yılında İtalya ile yapılmıştır…

II. Dünya Savaşı’nı kazanan ülkelerin İtalya ile yaptıkları 1947 tarihli Paris Antlaşması’nda Lozan Antlaşması ile İtalya’ya bırakılmış olan "12 Ada Grubu"nun Yunanistan’a devredileceği belirtilmekte, ancak "as well as the adjacent islets" ifadeleriyle mücavir adacıklardan da söz edilmektedir.

Bu durumda yapılabilecek tek şey basınımızda sözügeçen ada-adacık ve kayalıkların Lozan ve Paris Antlaşmalarında anılan veya atıfta bulunulanlar dışında üçüncü bir kategori olduğunu, bu ada ve kaya parçalarının "kayıt dışı" kaldığını iddia etmek, bunu ispatlamak ve olabilecekse bunların statüsünü Yunanistan ile müzakereye açmak olabilir. Bu konuyu Adalet Divanı’na götürmek ise her zaman risklidir.

Bu belirsizlik vaki ise, o ada ve kayalıkların hukuki zeminde bize ait oldukları ileri sürülemediği müddetçe bir "işgal"den sözetmeyip yaratılan bir "fiili oldu-bitti"den veya "adaların Yunanistan tarafından sahiplenildiği"nden söz etmek daha uygun olacaktır.

Ayrıca, Lozan’da "karasularının genişliği"ne ait bir ifade bulunmadığını, buna mukabil kara kıtasından itibaren üç mile kadar olan mesafedeki adaların kıyı ülkesine ait olacağının belirtildiğini de hatırda tutmakta yarar bulunmaktadır.

BU KONU BİR SİYASİ TARTIŞMA VE İKTİDARI ELEŞTİRME UNSURU OLARAK KULLANILMAMALIDIR

Ege’de sayıları tartışmalı ada-adacık-kaya parçaları üzerindeki aidiyet tartışmalarının Yunanistan ile değil de ülke içinde ve siyasi partiler arasında, üstelik de basın aracılığıyla yürütülmekte olması hoş değildir.

Herşeyden önce, 1923’te Lozan Antlaşması ile "feragat ettiğimiz ada-adacıklara sahip çıkılmamasının" sözde gayri milli olarak nitelendirildiği bir söylem ucuz bir siyasetin ürünüdür. İktidar bu tür ucuz söylemlerle egemenlik ve bağımsızlığımızın temel direği olan Lozan’ı da küçük düşürme gayreti içindedir. Buradaki asıl amaç Lozan’ı müzakere eden kadroları, Atatürk ve İnönü’yü küçük düşürmektir. Buna asla fırsat verilmemelidir.

Öte yandan ortada yoğun bir "bilgi kirliliği" de vardır. Örneğin Ümit Yalım’ın "kazandırıcı zamanaşımı" kavramı üzerinden hareketle sorunun artık hukuk temelinde aranamayacağını, çözümün ancak siyasi ve hatta askeri olabileceğini belirtmiş olması son derece endişe vericidir. Üstelik uluslararası hukukta "kazandırıcı zamanaşımı" kavramının tek kriteri zaman unsuru değildir. Ayrıca, nereden türettildiği meçhul "10 sene" kriteri de kasıtlı bir çarpıtmaya dayanak olarak gösterilmeye çalışılmaktadır.

Yunanistan 1970’lerin ortalarından itibaren kendi karasularını 12 mile çıkarma çabaları içinde olmuş, 12 mil kuralının bizim taraf olmadığımız 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne de dahil edilmesi üzerine beyanlarını bu hukuki zemin temelinde ileri sürmeye başlamış, ancak böyle bir adımın tarafımızdan "casus belli" (savaş nedeni) olarak nitelendirileceğini görünce konuyu tırmandırmamayı yeğlemiştir.

1923 Lozan ve 1947 tarihli Paris Antlaşmaları kapsamındaki tüm "ada ve adacıklar" üzerindeki egemenlik hakları konusu ise artık kapanmıştır ve yapılabilecek birşey yoktur. Yapılabilecek tek şey uluslararası anlaşmalarla silahsızlandırılmış olmaları gereken fakat Yunanistan’ın zaman içinde silahlandırmış olduğu ada ve adacıklarla (iles et ilots) ilgilenmek ve hukukun bizden yana olmasından hareketle bunların silahsızlandırılmış statülerine dönüşlerinin sağlanması yönünde çaba sarfetmektir.

Lozan Antlaşması’nda "adalar ve adacıklar" büyüklüğüne göre ayrıştırılmamış, "kaya parçaları" (rochers) kavramı ise tanımlanma yapılmadan sadece 1932 Türkiye-İtalya Anlaşması’nda kullanılmış, Lozan’ın 15. maddesinde kayıtlı "Oniki Ada" ise, Lozan’ın aksine, bu kez silahsızlandırılmaları kaydıyla 1947 tarihli Paris Antlaşması’nın 14. maddesiyle Yunanistan’a bırakılmıştır.

"Kaya parçacıkları" taraf olmadığımız 1982 tarihli Deniz Hukuku Sözleşmesi ile "insan yaşamına veya ekonomik bir faaliyete imkan vermeyen, ekonomik bölgesi ve kıta sahanlığı olmayan" kara parçaları olarak tanımlanmıştır (madde 121). Sözleşme’de "adacık" kavramına yer verilmemiştir.

Ümit Yalım’ın verdiği mülakatlarda Lozan Antlaşması’nın 12-16. maddelerini uluslararası anlaşmaların yazım tekniğine hakim olmadan yorumlaması, yanlış veya eksik tercümelerden hareketle değerlendirmeler yapması ve paragrafları işine geldiği gibi başından-sonundan kırparak okuması bu konunun yersiz bir şekilde gündemde kalmasına yol açmaktadır.

Ümit Yalım’ın karasularımızın 3 milden 6 mile çıkarılmış olması üzerine zamanında bize ait olmayan ada-adacıkların da artık karasularımız içinde ve dolayısıyla bize ait olduklarını iddia etmesi de, bu gibi durumlarda kuralın "Ortay Hat" olacağını bilmemezlikten geldiğini göstermektedir.

Lozan’ın 12. maddesinde atıfta bulunulan 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması ile irtibatlı olarak Girit adası hakkında ileri sürdüğü görüşler ile Lozan Antlaşması’nın 16. maddesi hakkındaki söyledikleri de, şayet hukuk nosyonu eksikliği değil ise, kasıtlı çarpıtmadır.

16. madde hakkında Ümit Yalım "Türkiye işbu Antlaşma ile üzerlerinde kendi egemenlik hakkı tanınmış olan adalardan başka adalar üzerinde – ki toprak ve adaların geleceği ilgililer tarafından karara bağlanmış veya bağlanacaktır" ifadesini kullanmaktadır. Oysa orijinal metin şu şekildedir…

"Türkiye işbu Muahedede musarrah hudutlar haricinde kâin bilcümle arazi üzerinde ve bu araziye müteallik ve kezalik işbu Muahede ile üzerlerinde kendi hakkı hâkimiyeti tanınmış olan adalardan gayri cezireler üzerinde – ki, bu arazi ve cezirelerin mukadderatı alâkadarlar tarafından tâyin edilmiş veya edilecektir – her ne mahiyette olursa olsun haiz olduğu bilcümle hukuk ve müstenidatından ferağat ettiğini beyan eyler".

Lozan ile saptanan kara sınırlarımız dışındaki kara parçaları ve Antlaşma’da bize verildiği kayıtlı adalar dışındaki tüm adalar üzerindeki haklarımızdan feragat ettiğimizin belirtildiği cümleyi yok saymak ve buna dayanarak mütalaa ve iddialarda bulunmak konuyu saptırmaktır.

Türetilen cümle ve sonundaki "bağlanacaktır" ifadesiyle Yalım Lozan’da adalar konusunda hiçbir karar alınmamıştır gibi ütopik bir sonuca varmak istemektedir.

12. maddede anılan 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması ve Girit: Yalım’a göre Girit’in ve çevresindeki beş adanın bize ait olması gerekmektedir. Londra Antlaşması’nın dördüncü maddesinde;

"His Majesty the Emperor of the Ottomans declares that he cedes to their Majesties the Allied Sovereigns the island of Crete and that he renounces in their favour all rights of sovereignty and all other rights which he possessed in that island" ifadesi yer alır.

Yalım, kendi tezi uğruna bunu;

"Majesteleri Osmanlı İmparatoru Girit adasını Majesteleri Müttefik Krallara bırakır" şeklinde orijinal metnin lafzı ve ruhuna uymayan bir tercüme ile çarpıtmakta, adeta meseleyi egemenliğin değil zilliyetliğin devri olarak tanımlamaktadır. Sözkonusu Antlaşma ulgaristan, Montenegro, Sırbistan ve Yunanistan arasında imzalanmış olup Antlaşmanın 5. maddesiyle Girit adası hariç tüm Ege adalarının geleceği 6 Büyük Devlete (İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, İtalya, Avusturya-Macaristan) devredilmiştir.

Yalım, Lozan Antlaşması’nın 12. maddesinin metnini de kesintiler yaparak okumaktadır. Oysa 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması’nın Girit dışındaki tüm Ege adalarıyla ilgili hükümleri bilahare 14 Kasım 1913 tarihli Atina Antlaşması’nın 15. maddesi ile de teyid olunmuştur. Bunun da ötesinde Ümit Yalım mülakatlarında Büyük Devletlerin 13 Şubat 1914’te Yunanistan’a, ertesi gün de Osmanlı İmparatorluğu’na birer nota ile tebligat yaparak Gökçeada, Bozcada ve Castellorizo dışındaki (zaten Yunanistan’ın işgali altında olan) tüm Ege adalarını Yunanistan’a aktarmış oldukları keyfiyetini yok farzetmektedir. Oysa Lozan Antlaşması’nın 12. maddesi bu Antlaşmalara ve anılan tebligata açıkça atıfta bulunmaktadır.

Lozan Antlaşması’nın 12. maddesi Yunanistan’a verilen adaları tanımlamakta, 13. maddesi bu adaların silahsızlandırılmış statüsünü tarif etmekte, 14. maddesi alınan adaları, 15. maddesi ise İtalya’ya verilen adaları sıralamaktadır. Tek nüsha ve Fransızca olarak imzalanan Antlaşmanın 16. maddesinin orijinal metni aşağıdaki şekildedir:

"La Turquie déclare renoncer à tous droits et titres, de quelque nature que ce soit, sur ou concernant les territoires situés au delà des frontières prévues par le présent Traité et sur les iles autres que celles sur lesquelles la souveraineté lui est reconnue par ledit Traité, le sort de ces territoires et iles étant réglé ou à régler par les intéressés.

Les dispositions du présent Article ne portent pas atteinte aux stipulations particulières intervenues ou à intervenir entre la Turquie et les pays limitrophes en raison de leur voisinage".

İhtiyaten maddenin Antlaşma’nın kanunlaştığı dönemdeki Türkçe tercümesi ile Milletler Cemiyeti’ne tevdi edilmiş İngilizce versiyonunu da görelim:

"Türkiye işbu Muahedede musarrah hudutlar haricinde kâin bilcümle arazi üzerinde ve bu araziye müteallik ve kezalik işbu Muahede ile üzerlerinde kendi hakkı hâkimiyeti tanınmış olan adalardan gayri cezireler üzerinde – ki, bu arazi ve cezirelerin mukadderatı alâkadarlar tarafından tâyin edilmiş veya edilecektir – her ne mahiyette olursa olsun haiz olduğu bilcümle hukuk ve müstenidatından ferağat ettiğini beyan eyler.

İşbu maddenin ahkâmı mücaverat münasebetiyle Türkiye ile hemhudut memleketler arasında takarrür etmiş veya edecek olan ahkâmı hususiyeyi ihlâl etmez".

"Turkey hereby renounces all rights and title whatsoever over or respecting tie territories situated outside the frontiers laid down in the present Treaty and the islands other than those over which her sovereignty is recognised by the said Treaty, the future of these territories and islands being settled or to be settled by the parties concerned.

The provisions of the present Article do not prejudice any special arrangements arising from neighbourly relations which have been or may be concluded between Turkey and any limitrophe countries".

Bu maddenin ilk paragrafında sözü edilen "les intéressés" (alâkadarlar – parties concerned) feragat edilen arazi ve cezireleri devralan ve paylaşacak ülkeleri ifade etmektedir. Türkiye bu ülkeler grubuna dahil değildir. Türkiye "alâkadarlar" kategorisinde olsaydı maddenin ikinci paragrafının yazılmasına gerek kalmazdı. Dolayısıyla Türkiye’nin komşularıyla yapabilecekleri sadece 16. maddenin son paragrafıyla sınırlıdır.

"Oniki Ada" açısından zihinde tutulması gereken bir başka metin ise İtalya ile 4 Ocak 1932 tarihinde yapılan Sözleşmedir. Bu Sözleşme ile sözkonusu ada grubu ile ilgili olarak gündemde bulunan sorunlar da yine Lozan Antlaşması’nın 16. maddesinin son paragrafı tahtında ve o dönemin iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde çözümlenmiştir. İtalya bilahare II. Dünya Savaşı’nın mağlubu olarak 1947 Paris Antlaşması ile "Oniki Ada"yı Yunanistan’a devretmiştir. Günümüzde işgal edildiği iddia olunan adalar meyanındaki Marathi adasının ise 1932 Sözleşmesi’nde anılan ve Türkiye’ye bırakılan Kaş yakınındaki Marathi adasından farklı, ama benzer isimdeki bir diğer ada (Nergizcik/Arki adasının güney-batısında – Oniki Ada grubundaki – Marathos) olduğu düşünülmektedir.

1923 Lozan Antlaşması, 1932 Türk-İtalyan Sözleşmesi ve 1947 Paris Antlaşması ile Ege’deki ada ve adacıklara ilişkin haklar belirlenmiş olduğundan geriye bu metinlerde sözü geçmeyen, meskun olmayan "kaya parçaları" (rocks or geographical formations) kalmaktadır. Bunlar üzerinde bir tartışma açmak mümkündür ve İtalya ile 1932’de yapıldığı gibi Lozan’ın 16. maddesinin ikinci paragrafı tahtında Yunanistan nezdinde bir girişime tevessül olunabilir. Yunanistan’ın buna yanaşmayacağı da dikkate alınarak bu kaya parçalarını Uluslararası Adalet Divanı’na götürme şeçeneği ayrıca değerlendirilebilir. Ancak davayı kazanma olasılığımız dikkatlice analiz edilmelidir.

Yunanistan’ın bu kaya parçalarından bazıları üzerinde, meskun mekanlar olmasa bile, AB’den aldığı fonlarla göçmen kuşları inceleme/izleme veya doğayı koruma noktaları oluşturmakta olduğuna dair duyumlar da bulunmaktadır.

Bütün bu tablodan hareketle ve siyasi bir demagojiye ve polemiğe de taraf olmaktan kaçınılması amacıyla;

a) Silahsızlandırılmış olması gerekirken silahlandırılmış adaların durumunun ikili ve uluslararası alanda takibinin;

b) İşgal edildiği iddia edilen ada-adacıklara ilişkin hukuki statünün uçuşan mülakatlar veya yazılan kitaplar temelinde değil uzmanlarınca değerlendirilmesinin, bize ait oldukları ifade olunanların her birine ilişkin somut dayanakların da ortaya konulmasının;

c) Özet olarak, Ege Adaları konusundaki beyanat ve girişimlerimizin odak noktası, silahsızlandırılmış olması gerekirken silahlandırılmış adaların durumu olmalıdır. İşgal edilmediği açık olan veya Yunanistan’ın sahiplendiği konusunda muğlaklık bulunan ada, adacık ve kayalıklar konusunda basındaki bir takım demeçler veya dayanaksız iddialar üzerinden hareket etmek belki kısa vadede bir takım çevrelerde heyecan yaratabilir; ancak orta ve uzun vadede ne CHP ne Türkiye için kazançlı olur. Bu nedenle, uluslararası mahkeme kararlarına dayalı olması gereken argümanları ileri sürerken ortak menfaatlerimizi düşünerek hareket etmemizin, daha doğru bir yaklaşım olacağı düşünülmektedir.

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s