BİYOGRAFİ DOSYASI /// Naci PEHLİVAN /// Mustafa Kemal’i Samsun’a Gönderen Nazır : Şakir Paşa


Naci PEHLİVAN /// Mustafa Kemal’i Samsun’a Gönderen Nazır : Şakir Paşa

Bazı insanlar vardır, görevlerini yaparlar, sade bir hayat sürerler onların kıymeti bilinmez. Esasında o insanlar bu toplumun temel taşlarından biridir. İşte Atatürk’ü Samsun’a gönderen Şakir Paşa da bunlardan birisidir. 19 Mayıs yaklaşırken onun hayatını araştırarak bu büyük insanı Gemlik halkına tanıtmayı bir vefa borcu olarak gördüm.

Şakir Paşa 1270 (1854) yılında Batum sancağına bağlı Artvin kazasında doğar. Babası Tahir Efendiyi küçük yaşta kaybeder. İstanbul’a gelerek medrese tahsili yapan daha sonra saraya vaiz olan amcası Numan Efendi Küçük Şakir’i memleketinden getirterek okuması için fatih Medresesine yerleştirir. Küçük Şakir burayı beğenmemiş olacak ki bir kolayını bulup Soğuk çeşme Askerî Rüştiyesine girer. Bir süre sonra işin farkına varan Numan Efendi onu oradan alıp tekrar Fatih Medresesine yerleştirir. Küçük Şakir tekrar bir yolunu bularak bu sefer Kuleli Askeri Okuluna girer. Amca çocuğun bu ısrarı üzerine “Tevekkeltü Alellah” diyerek duruma rıza gösterir. Neticede 1293 (1877) yılında Harbiye’den kurmay heyeti yüzbaşısı olarak ayrılır. Daha sonra Türk subayı olarak ilk defa Almanya’ya tahsile gönderilir. Burada Alman İmparatoru olan Kaiser Wilhelm ile yakın dostluk kurar. Dönüşünde Kurmay Heyeti Mektebi öğretmenliğine, Genel Harp Dairesine ve Hassa Ordusu Kurmay Heyeti başkanlığına atanır. Paris ve Senpetersburg’da ateşe militer olarak bulunur.

1900 yılında Paris’teki Jön Türkler ile münasebeti var diye hafiyeler Padişah’a jurnallenir, bunun üzerine 2. Abdülhamit İstanbul’dan uzaklaştırmak için İşkodra vilayetine Vali ve Kumandan olarak atar. Bir seneden fazla orada kaldıktan sonra affa uğrar ve daha yakın olan Kosova Valiliğine atanınca Üsküp’e gelir. Yeğeni Düyun-u Umumiye memuru Ali Cevat: “Trablus’ta sürgündeyken 1901 yılında Üsküp’e Düyun-u Umumiye memuru olarak tayinim çıktı. Üsküp’te dayımın oğlu Ömer Bey’le buluşarak Paşa dayımın yanına gittik. Elini öptüm . İkimiz de göz yaşlarımızı tutamadık. Çok etkilendiğinden bir şey söylemedi. Haydi gir dinlen!” dedi. Gerçekten Paşa dayımı çok ihtiyarlamış gördüm. Akşam benden Fizan ve Trablus hakkında bilgi aldı” diye anlatır.

1905 yılının başında Yemen’de isyan çıkar. Orada Vali ve kumandan olan Rıza Paşa, isyancıların eline düşer. Oraya tam yetki ile mülkiye işlerinden anlayan bir kumandan ve vali gönderilmesi gerekince, Saray bu işin üstesinden Şakir Paşa’nın geleceğini düşünerek, bu görevi kabul edip etmeyeceği; kabul ederse, ne zaman hareket edeceğini sorar. Şakir Paşa “Ben askerim, her nereye gönderilirsem giderim, yarın hareket edebilirim” cevabını vererek 27 Mart 1905 tarihinde Orgeneral olarak Yemen’e hareket eder. Yemen’de Askeri Kuvvetleri Komutanlığı ve Teftiş Heyeti Başkanlığında bulunur ve mareşallik rütbesine yükseltilir. Buradan altı ay sonra İstanbul’a döner. Askeri Teftiş Komisyonu üyeliğinde görev yapar. Meşrutiyet ilanını takiben Genel Kurmay Başkanlığında ve sonra Sultan İkinci Abdülhamit‘in Başyaverliğini yapar. 31 Mart olaylarında Hareket Ordusu Yeşilköy önlerine geldiğinde Kosova valiliği sırasında orada askeri kumandan olan Mahmut Şevket Paşa Hareket Ordusu adına kendilerine iltihak etmesi için Şakir Paşa’ya haber gönderir. Şakir Paşa “Sultan Hamit’e sadakat yemini ettim, nasıl dönebilirim” diye ret cevabı verir. Hareket Ordusu İstanbul’a girince Paşa da birçokları gibi tevkif edilip önce Midilli adasında ikamete mecbur edilir. Adalarda durum kritik görülünce Ankara’ya gönderilir. Üsküp’te kendisine mektupçuluk (Vali yardımcılığı) yapan Mazhar Bey Ankara Valisi olarak bulunduğundan, onun tavassutu ile 1877-1878 Osmanlı -Rus Harbinden sonra Batum’dan göç ederek Gemlik’in Adliye (Kavakdibi) köyüne yerleşen akrabalarının yanına gönderilir.

Ali Cevat Borçbakan anlatıyor:

“Paşa dayımı 1916 Şubatında Gemlik Kavakdibi (Adliye) köyünde sürgünde iken elini öpmek için gitmiştim. Bu günkü durumun tek sebebinin Sultan Hamit olduğu bahsi geçince;
-Bak oğlum senin bu dünyada neyin var dedi.
-Bir evim, karım ve iki çocuğum var dedim.
–Bak sen bu vatan için sürgünlere gittin, çalıştın, bu hale geldin. Bu günde İttihatçılara ve Sultan Hamit’e lanet ediyorsun. Bil ki onun ataları da bu memlekette padişahlık yapmış, kendisi de yapıyor. Bu adam akılsız bir adam olsa idi, bu kadar yıl saltanatı sürdürebilir miydi ?Bu adam çok akıllı ve zeki idi, her şeyi iyi yapıyorum diye yapıyordu. Fakat etrafının ve çevresinin kötülüğü sebebiyle hataları oldu. fakat emin olmalı ki , her yaptığını bu milletin selameti için yaptığına inanmıştı. tahsilinin de az olduğundan dolayı, bazı hataları kaçınılmazdı. Emin ol ki, padişahlarımızdan en tanınmış ve en lekesiz olanı idi. Dünya Savaşına girdiğimiz zaman, Paris ve Fransa’nın gözden düştüğü zamanlarda çok büyük ve kuvvetli devletlerle savaşa girdik. Deniz hakimiyeti de onlarda olduğuna göre, sonumuz bu çöküş olacaktı.”

Müşir Şakir Paşa

Şakir Paşa Gemlik’te üç, dört yılı hiç ödenek almadan akrabalarının yanında zor şartlar altında geçirdi. Bir gün Kavakdibi köyünden Gemlik’e yaya olarak giderken arkadan atlı olarak Muratoba köylüleri yetişir. İçlerinden birisi Paşa’yı tanır, elini öperek ata bindirip Gemlik’e götürür.

Arkadaşları bu adamın kim olduğunu sorarlar. O da anlatır:

“Ben askerde saray muhafızı idim. Bir gün nöbette uyuyup kalmışım Asker diye bir ses işittim. Karşımda Şakir Paşa, bana künyeni oku dedi. Ben de Bursa vilayeti, Gemlik kazası Muratoba köyünden deyince sözümü tamamlamadan, Muratoba’lı bundan sonra nöbette uyuma dedi. İşte bu gördüğünüz kişi o Şakir Paşadır.”

Şakir Paşa mütarekeyi takiben İstanbul’a döner ve Damat Ferit Paşa kabinesinde Bahriye ve Harbiye Nezaretliklerinde bulunur. 7 Mayıs 1919 da Atatürk’ün Dokuzuncu Ordu Müfettişliği görevi için Padişah’a telkinde bulunur. Görev belgesini hazırlatıp vererek Samsun’a gitmesini sağlar. Mustafa Kemal kendisi bu olayı şöyle anlatır:

“Harbiye Nazırı Şakir Paşa yanına davet etti.

– Çocuğum,beni utandırma . Beni mes’uliyet altında bırakma. Şimdi seni Damat Ferit Paşaya götüreceğim. Kendini tut. İyi konuş. Ona söz verdim.

Damat Ferit Paşa’nın yanına gittik. İlk söze başlayan Şakir Paşa oldu. Dedi ki;

– Efendim yeni vazife ile Anadolu’ya gidecek olan Mustafa Kemâl Bey’i zatı devletinize takdim ederim.

Ondan sonra sadrazam ile aralarında bir konuşma oldu. Sualler ve cevaplar Sadrazamı memnun edecek şekilde idi. Sadrazam Ferit Paşa, Şakir Paşa’ya teşekkür etti, kabineden çıktık. Şakir Paşa elimi tuttu ve sıktı.

– Dikkatinize teşekkür ederim. Bu dikkat çok sürmeyecektir. Ben vazifemi yaparım. Tarih bunu yazacaktır. Fakat senin de benim yaptığımı unutmamanı istiyorum, dedi. Ben Sadaret ve Dahiliye Nezareti koridorlarında bu namuslu adamın elini öptüm ve dedim ki;

-Yaptığınız büyüktür. Bunu bir gün gözleriniz ile görmenizi temenni ederim.”

22 Mayıs 1919 da atanan damat Ferit Paşa kabinesine hasta olduğundan dolayı hükümet memuru olarak görevlendirildi.
Mustafa Kemal’in sağ salim Samsun’a çıktığı haberi gelince “Şimdi huzur içinde ölebilirim” der ve 15 Haziran 1919 da vefat eder.

15 Haziran 1919 da yayınlanan İkdam gazetesinde Şakir Paşa’nın vefatı şöyle bildiriliyordu:

Üzücü ölüm: Birkaç aydan beri esarette bulunan eski Harbiye Bakanı, Vekiller Meclisine memur ve Bahriye Bakanı Avni Paşa hazretlerinin kayınpederi Müşir Şakir Paşa, dün gece ahirete göçmüştür. Adı geçen kişinin cenazesi, bugün Taksim’deki evlerinden aile fertleri tarafından kaldırılarak öğle vaktinden sonra saat birde nakil ve oradan yapılması kararlaştırılmış olan tören ve anma törenleri padişah buyruğu ile Sultan Mahmut türbesinde hazırlanan özel mezarına rahmet ve rahim kılınacaktır. Allah rahmet eylesin.”

Cenaze merasimini de gazete şöyle anlatıyor;

Sultan II. Mahmut Türbesi

“Dünkü sayımızda vefatını yayınladığımız Vekiller Meclisinde görevli eski Harbiye bakanı Meraşal merhum Şakir Paşa’nın cenaze töreni, dün Taksim’de Soğanağa çıkmazındaki konaklarından olağanüstü askerî anma törenleri ile kaldırılarak Dolmabahçe’ye ulaştırılıp cami-i şerif rıhtımından istimbotla Sirkeci’ye nakledilmiştir. Sirkeci’de cenazenin gelişini seyretmekte olan bir bölük mızraklı süvari, kara ve deniz askerleri ile itfaiye askerleri ve belediyeden gönderilen kavaslar arkada, önde ilahiler söyleyen Mevlevi dervişleri olarak Salkımsöğüt yoluyla Ayasofya Camiine getirilmiş ve orada cenaze namazı kılındıktan sonra padişah iradesi gereğince Sultan Mahmut türbesinde hazırlanan mezarlığına rahmet ve rahman kılınmıştır. Allahın rahmeti geniştir. Cenazede padişah tarafından, Padişah baş yaveri Albay Naci Bey,üçüncü karin İbrahim Bey padişah adına gönderildiği gibi;bütün vekiller ile Belediye Başkanı Cemil Paşa ,İstanbul Tümen Komutanı Seyit paşa,Birinci Tümen Komutanı Rıza Paşa,Kont…Paşa,Polis Genel Müdürü Mehmet Ali Bey,Saray Müzesi Müdürü Halil Beyler ve mülkiye ve askerîye görevlisi ile bütün akraba ve dostları hazır bulunmuştur.

Eski harbiye Bakanı Mareşal Şakir Paşa’nın ölüm haberi, padişah nezdinde çok büyük etki yaratmış ve padişah yaverlerinden Kaymakam Mehmet Ali Bey’i ailelerine göndererek kefen masraflarının saraydan karşılanmasını buyurmuşlardır. Merhumun damadı Bahriye Bakanı Avni Paşa, dün saraya gelerek kayınpederi merhum Şakir Paşa’nın cenaze törenine Padişah tarafından özel görevliler gönderilmesinden dolayı padişaha teşekkürlerini sunmuştur.

Yeğeni Ali Cevat Borçbakan anlatıyor:

“Dayım tarih ve fen ilimlerine, askeriyeye cidden vakıf, bilgili ve askerler içerisinde seçkin olup, iffet ve istikameti ,nezaketi ve adaleti ile yüksek derecede becerikli ve derin görüş sahibi bulunmaları ile tanınmış idi. Hiçbir zaman hisler ve intikama tutkun olmayan ve gördüğü bunca hayrete düşürücü işlemlere rağmen , yine kimseye baş eğmemiştir. 1903 yılı sonlarında Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşa’nın vefatında Artık bahriyemiz düzelecek demiştim. Bana cevap olarak, “Oğlum biz hep oyuncularız. Padişahın işine yaramazsak, kırar atar. (Sultan Hamit’i kastetti) Asıl sahibi değişmeli.” demişti. “Fakat bizim yapabileceğimiz hizmet, elimizdeki kanunlar dairesinde hizmettir. Emin ol ki, her memur kendi görevini iyi şekilde yerine getirirse, işte dünyada doğruluk ve saadet budur.” İyi derecede Fransızca ve Almancanın yanında iyi derece de Rusça bilirdi. Dayımın bana ve ailesine çok iyiliği vardı. Beni ve oturduğumuz Kavakdibi (Gemlik üstünde Umurbey’in biraz ötesinde halen adliye Köyü) köyündeki bütün akraba çocuklarını 1890 yılında köyden alıp İstanbul’a getirdi. Okuttu, adam etti. Bütün hayatını da, namus ve doğruluğunu korumakla geçirmiştir.”

Ablasının torunu Tuncer Tuner:

“ Babam da İstanbul’da onun yanına okumaya gidenlerdendi. Babam, akşam sofrasında bazen otuz kişi kadar okuyan genç olurduk. Paşa dayım fırsat buldukça akşam yemeklerinde bize katılırdı. Hepimizin halini hatırını sorar, çocuklar sizin yaşlarınızda olsam ne yapardım bilir misiniz diye sorar ve eklerdi. Okurdum…okurdum. . okurdum…”

Oğulları Atıf, (bir oğlunun ismi bilinemedi) ve diğer oğlu Tahir Numan Seymen’dir. Tahir Numan Ottova Büyükelçiliği yapmış ve Nato’ya giriş antlaşmasını imzalamıştır. Kızları; Avni Paşanın hanımı, Cahide ve Neyyire’dir.

Naci PEHLİVAN

Not: Ali Cevat Borçbakan (1876-1966) Şakir Paşa’nın yeğeni olup, son Düyun-u Umumiye Genel Müdürüdür.

Kaynaklar:

  • Ali Cevat Borçbakan’ın hatıraları, Uludağ Üniversitesi Yayınları Doç. Dr Saime Yüceer
  • Atatürk’ün İstanbul’daki hayatı S 60,61 “Büyük İstanbul” adlı dernek yayını
  • Yeğen Dr. Abdülkadir Cahit Tuner’in notları
  • Yeğeni Tuncer Tuner ( 1930)
  • Ertuğrul Seyhan ( Hatıralar)

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s