KİTAP TAVSİYESİ : Sabahattin Önkibar’ın “Derin ve Gizli Devlet Gazetecisi Olarak İtiraflarım” adlı kitabı Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıktı.


Bana "CIA’nın şube müdürlüğünü yaptım" dedi

Hikmet Çiçek yazdı

Sabahattin Önkibar’ın “Derin ve Gizli Devlet Gazetecisi Olarak İtiraflarım” adlı kitabı Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıktı.

KİTABI BURADAN SATIN ALABİLİRSİNİZ.

Önkibar, Yeniçağ’dan Aydınlık’a, Türkiye Gazetesi’ne, Cem Uzan’ın Star Grubundan Aydın Doğan’ın Posta gazetesine ve STAR TV’den FLAH TV, TGRT, Ulusal Kanal ve Avrasya TV’ye kadar her kesim ve eğilime hitap eden gazete ve televizyonlarda çalıştı ve Ankara Temsilciliği yaptı. Ülkücü geçmişine rağmen Aydınlık gazetesinde yazması “derin devletin adamı” türü yorum ve yakıştırmaları zirveye taşıdı.

FETÖ ile gırtlak gırtlağa mücadele eden bir gazeteci Önkibar. Tayyip Erdoğan’a yıllar yılı keskin muhalefetini sürdürüyor ve Devlet Bahçeli’yi sürekli eleştiriyor. Ancak “derin devletin adamı” olmaktan bir türlü kurtulamıyor!

Önkibar’ın bu yakıştırmalara cevabı, “Derin ve Gizli Devlet Gazetecisi Olarak İtiraflarım” kitabı oluyor. Kitapta neler yok ki?

Önkibar, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş’in, Tansu Çiller için nasıl devreye girdiğini, Bedrettin Dalan’ın, Çiller İçin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhittin Fisunoğlu’na neler anlattığını, hangi paşanın, mafya denilen Hayyam Garipoğlu’nun bankasında yönetici olduğunu, Tayyip Erdoğan ile Yaşar Büyükanıt buluşmasının sırrını, Emine Erdoğan-Hayrunnisa Gül kavgasını, ABD Müsteşarı’ndan AKP’ye destek talebini, Deniz Baykal’ın Tayyip Erdoğan’ın önünü neden açtığını, ve daha nice sorulara yanıt veriyor. Türkiye’deki derin ve gizli devlet hadisesini, 30 küsur yıllık gözlem ve tanıklıklarına dayanarak belgeler ışığında ortaya koyuyor.

Kitaptan bazı alıntılar yapalım:

“Muhittin Fisunoğlu… Tansu Çiller’e ateş püskürerek Başbakan olmasına ısrarla hayır diyordu… Muhittin Fisünoğlu Tansu Çiller’in Başbakan olmasını engelleyemedi ama Mehmet Gazioğlu’nu İçişleri Bakanı yaptırdı… Tansu Çiller, Başbakanlık koltuğuna oturur oturmaz ilk YAŞ toplantısında Doğan Güreş’in görev süresini uzatarak Fisunoğlu’nu emekli edip Genelkurmay Başkanı olmasını engelledi… Daha ötesi var. Muhittin Fisunoğlu emekliliği sonrası Hayyam Garipoğlu tarafından satın alınan Sümerbank’a Yönetim Kurulu üyesi oldu… Evet, Fisünoğlu devletin mafya dediği Hayyam Garipoğlu’nun satın aldığı Sümerbank’ın yönetimine girmişti… Peki Muhittin Paşa hangi donanımı ile bankacılığa katkı yapacaktı? Ne anlardı bankacılıktan? Bir komutan böyle bir teklifi nasıl ve niçin kabul eder?” (s. 23)

“LEYDİ’NİN AYAK SESLERİ”

“DYP Kongre arifesinde Hürriyet gazetesi ‘Leydi’nin Ayak Sesleri’ manşeti ile çıkmıştı ki patron Erol Simavi aslında Tansu Hanım’dan zerre haz etmezdi. Bazı özel açıkları sebebiyle TSK’dan çok korkan Erol Simavi belli ki Genelkurmay’ın talebiyle bu manşeti attı ve Hürriyet olarak Çiller’e angaje oldu. Sadece Hürriyet değil, bütün merkez medya toptan Tansu’cu kesildi. Keza Cumhurbaşkanı Demirel’in herhangi bir aday lehine ağırlık koyması yine Genelkurmay tarafından engellendi ve Çiller bu şekilde sonuca ulaştı.” (s. 24)

TSK VE SAHTE KABADAYILIK

“28 Şubat’ta yapılan yanlışlar siyasal İslam’ın palazlanmasına neden olan gafletlerden biridir. Maalesef askerlerin bu tür yanlışları münferit değil süreklilik arz etti. Mesela 2007’de Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesinde yine yanlışlar yapıldı. Önce sahte kabadayılıklar yapılıp tam seçim arifesinde AKP’ye mağduriyetler bahşedildi. Çok geçmedi birkaç ay sonra Abdullah Gül ismine boyun eğildi. Bu süreçte hatırlayalım, şunlar oldu: TSK, Abdullah Gül’e tavır alınca AKP erken seçim kararı alıp şu propagandayı yaptı: ‘Abdullah Gül’ün eşi başörtülü diye cumhurbaşkanı olmasını istemiyorlar. Asker dindar cumhurbaşkanı istemiyor.’ İşte bu propaganda bizzat Bülent Arınç’ın ifadesi ile AKP’nin yüzde 33 olan oyunu yüzde 40’ların çok üstü- ne taşıdı ve büyük bir çoğunlukla yine tek başına iktidar oldu. (s. 31)

AKP’Yİ KAPATMA DAVASI

“Sormak istiyorum, Serdar Özgüldür, Serruh Kaleli ve Ahmet Akyalçın gibi Ahmet Necdet Sezer tarafından Anayasa Mahkemesi’ne atanan asker kökenli laik üyeler ‘AKP kapatılmasın’ diye nasıl oy kullanır? TSK’ya rağmen kıpırdaması pek mümkün olmayan bu isimlerin tavrı nasıl yorumlanmalı? Bunun izahı küresel irade ve onun silahşoru ABD’nin devreye girmesi ve TSK’ya baskı kurmasıdır. Evet, Pentagon son aşamada devreye girip kapatılmayı engellemiştir ki, Aydın Doğan’ın Hürriyet gazetesi ile Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök de buna alet edilmiş, yani karar günü Tayyip Erdoğan’a destek manşetleri atılmıştır. Maalesef Türk ordusunun komutan ve sözde kurmay kadroları ABD’nin bu açık operasyonunu okuyamamış ve TSK’nın kellesini kendi elleriyle giyotine koymuşlardır.” (s, 36)

DERİN DEVLET OLSA…

“Bir başka şey: Türkiye’de derin devlet olsa Tayyip Erdoğan’ın önü rahatlıkla kesilebilirdi. Hatırlayalım, Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki yolsuzluk iddiaları bağlamında yargılanıyordu. Gerçekten derin devlet olsa o dosyalardan bir tanesi yargıya baskı yapılarak sonuçlandırılır ve Tayyip Erdoğan yüz kızartıcı suçtan mahkûm edilerek ömür boyu siyasetten men edilirdi. Oysa olan tam tersidir. Diyarbakır Askeri Mahkemesi Erdoğan’ı şiir okumaktan mahkûm etti ki bunun adı fikir suçudur ve böyle bir suç siyasetçi için şeref madalyasıdır. Evet, dönemin Türk Silahlı Kuvvetleri, Erdoğan’a madalya takarak mağduriyet bahşetmiş ve siyaseten önünü açmıştır. İşte bunu yapan Türk ordusu unsurlarına NATO etkisindeki TSK diyoruz. Ve buradan bakınca Türkiye’de var olan aslında NATO derin devletinin varlığıdır. Tayyip Erdoğan ile AKP’nin önünü açanlar da onlardır. “ (s. 46)

ECEVİT-TÜRKEŞ-BAHÇELİ-ERDOĞAN

İşte Bülent Ecevit! Adım atamaz ve nefes alamaz halde iken bile başbakanlıktan istifa etmeyi düşünmedi. İşte Necmettin Erbakan! Son nefesine kadar hastane odasında bile AKP ile mücadele etti. İşte Alparslan Türkeş! 80 küsur yaşında genel başkandı ve ölene kadar politikadan çekilmeyi aklına bile getirmedi. İşte Turgut Özal! Cumhurbaşkanlığı makamının yetkileri az deyip istifaya yeltenip yeni bir parti kurmaya kalktı ama ömrü vefa etmedi. İşte Deniz Baykal! Kaset kumpası olmasa geri çekilmeyecekti… Dahası, ağır rahatsızlığına rağmen son seçimde yine aday oldu ve milletvekili seçildi! İşte Devlet Bahçeli! Vefatına kadar MHP’nin başında kalmayı ilahi bir sorumluluk gibi görüyor. Ve işte Tayyip Erdoğan! O da son nefesine kadar “ben yöneteyim” hevesinde… Peki, nedir bunun açıklaması? Vatanseverlik mi, yoksa kişisel hırs ve ihtiras mı? Yok o değil de, ‘Ben olmazsam ülke batar’ anlayışı mı? Saydıklarımın pek çoğu vefat etti ama görüldüğü gibi Türkiye var.” (s. 62)

BU DEVLET “DERİN” Mİ

“Türkiye’de NATO sonrası milli bir derin devlet olmamıştır ama o doğrultuda dönem dönem kurumsal refleksler görülmüştür. Kıbrıs’a yapılan çıkarma olayı, ASALA’yı çökertme operasyonları ve PKK ile yapılan mücadeleler bu kapsamdadır. Bu milli tezahürlerin tersi olan bazı yanlışlar da olmuştur. Mesela devlet içindeki çeteleşmeler konusu öyledir. Kendini devletin doğal milis kuvveti görenlerin yaptığı rezillikleri derin devlet icraatları olarak görmek ve açıklamak gaflet ötesidir.” (s. 63)

MİT YEMİNİ

Karakol Cemiyeti’ne katılanlar siyah renkteki Türk Bayrağı’na sarılı Kur’an’ın üzerine el basmak suretiyle yemin ederlerdi ki, bu yemin şekli bugün MİT’te aynı şekilde geçerlidir. Eğitimini bitiren MİT mensupları bir eli silaha, bir eli bayrağa sarılı kurana basarak yemin ederler. Bu yemin seremonisine 3 kişi tanıklık eder ve bunlara yemin şahitleri denilir… Bir başka yemin ise ki MİT’te hâlâ var, emekli olup ayrılırken bilgi vermeme adına yapılandır. (s. 70)

ÖZEL HARP DAİRESİ YA DA GLADYO

“1952’de NATO’ya girmemizle beraber Seferberlik Tetkik Kurulu oluşturuldu. Kurul daha sonra Özel Harp Dairesi’ne dönüştürüldü. Peki, ne miydi bu Özel Harp Dairesi? Genelkurmay’da özel bir birim. Birinci amacı, Türkiye’de McCarthy’cilik yani anti-komünistlik yapmak ve devleti bu çerçevede örgütlemek. Keza, kontrgerilla Özel Harp Dairesi’ne mensup eylemci kadrolara verilen addı. Bu yapı, yani Özel Harp Dairesi aslında NATO’nun gizli örgütü olan Gladyo’nun Türkiye yapılanmasıydı. İlginç husus Özel Harp Dairesi’nin MİT ve devletin diğer önemli kurumlarına eleman yetiştirmesi ve onları yönetmesiydi. Evet, Türk Silahlı Kuvvetleri onlarca yıl böyle bir ipoteğin altındaydı. Türkiye’de gerçekte var olan derin ve gizli devlet aslında NATO’nun bu örgütlenmesiydi. Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı yapan Korgeneral İsmail Hakkı Pekin bir sohbetimizde bana aynen şunları söylemişti: ‘Türkiye’de bir derin devlet var ama bu Amerikan derin devletinin uzantılarıdır. Milli bir derin devletimiz yoktur. Türkiye’de sadece derin millet vardır. Türkiye’nin milli bir derin devleti olsaydı 1970 ile 1980 arasındaki olayları,12 Eylül’ü ve 15 Temmuz’u yaşamazdık…’ (s. 72)

CIA-YAŞAR TUNAGÜR-FETULLAH- MEHMET ŞEVKET EYGİ

“Özel Harp Dairesi’nin yaptığı bir başka şey Komünizmle Mücadele Derneklerini yaygınlaştırmasıydı. ABD’deki McCarthy’ciliği çağrıştırırcasına komünist avcılığı başlatıldı. Önce algı oluşturuldu, akabinde anti-komünist yapılanmalara gidildi. Dinci Yaşar Tunagür, Fetullah Gülen ve Mehmet Şevket Eygi gibi isimler işte bu yapılanmalar bağlamında Özel Harp Dairesi’nin ektiği tohumlardı ve tanık olunduğu üzere bu tohumlar ileride ürün verdi. Komünizm o yıllarda özellikle din yani inanç üzerinden hedefe oturtuldu ve halkın gözünde öcü yapıldı. (s. 79)

TÜRKEŞ: TÜRKÇE EZAN OKUNMALI

Evet, 17 Temmuz 1960 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Cevat Fehmi Başkurt’a ‘Ezan Türkçe olmalı’ diye röportaj veren Alpaslan Türkeş, birden Türk-İslam ülküsü ideolojisine evrildi. Öyle ki 1969’daki Adana Kongresi’nde Partisinin Bozkurt olan amblemini Üç Hilal’le değiştirdi. Dahası, Türkçüler o tarihten sonra ülkücü olarak anılmaya başlandı. Tanrı o gün Allah oldu! Keza Tanrı Dağı, Hira Dağı ile takas edildi. Seyyid Ahmet Arvasi’nin ‘Türk-İslam Ülküsü’ diyerek fikri önderliğini yaptığı bu dönüşümle MHP adım adım ‘Kanımız aksa da, zafer İslam’ın’ sloganını atacak çizgiye geldi…” (s. 81)

‘BEN CIA’NIN ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜNÜ YAPTIM’

Korgeneral Fuat Doğu örneğine bakalım: Fuat Paşa MİT’e 1962-1964 ile 1966-1972 tarihleri arasında yani ismi MAH iken bile müsteşarlık yapan isimdir. CIA ile aynı binada çalışan ve mensuplarının maaşını ABD’den alan istihbarat kurumumuzun başkanı. CIA Türkiye İstasyon Şefi Ruzi Nazar ile kol kola olan biri. Bazı çevrelerin hâlâ ’emperyalist işbirlikçi’ dediği bu isim, 7 yıl hapiste kalan ve sonra AKP’den milletvekili seçilen ülkücü kökenli Selçuk Özdağ’a bakın 1988’de neler söylemiş: ‘Sayın Özdağ, ben MİT Müsteşarlığı yapmadım, CIA’nın şube müdürlüğünü yaptım. Bir CIA yetkilisi gelse, ‘beni Sinop’a götür’ dese, onu oraya götürmeye mecburdum…’ Söyleyin bu sözü eden biri hakkında hangi hükmü vereceksiniz?” (s. 87)

NAMAZLI, ABDESTLİ APO

“Apo, Bülent Arınç’ın ifadesiyle namazında abdestinde bir Kürt çocuğu… Devletine, milletine bağlı… Liseyi bitirince sınavı kazanıp Diyarbakır’da memur oluyor. Derken önce İstanbul Hukuk, ardından Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesini kazanıyor. Kesire Yıldırım ile evleniyor. Kim midir Kesire? MİT ajanı Ali Yıldırım’ın kızı. Uğur Mumcu’nun Kürt Dosyası isimli kitabına göre Apo’nun MİT serüveni bu dönem başlıyor. Mumcu’ya göre Öcalan’ın aynı suçtan yargılandığı arkadaşlarının aksine 3 ay içinde tahliye edilmesi ve ilerlemiş yaşına rağmen burs verilmesi bundandı.” (s. 96)

PERİNÇEK KİMİN ADAMI

“Doğu Perinçek ismi yine son yarım yüzyılda incelenmesi gereken bir başka siyasi fenomen. Muhalifleri, sevenlerinden çok çok fazla. Öyleyken hep gündemde. Babası yargıç ve siyaset adamı. Adalet Partisi’nde uzun yıllar genel başkan yardımcılığı ve milletvekilliği yapmış. Erzincan Eğinli, Sünni-Türkmen bir aileden geliyor. Perinçek, Dev-Genç’in liderlerinden. 1970’li yıllarda önemli bir figür ve solun bütün önderlerini yakından tanıyor. Silahlı mücadeleye inanmayan solculardan ki bunun için Deniz Gezmiş ile Mahir Çayan’ı uyardığı biliniyor. Dahası, Deniz Gezmiş’in Perinçek’i Ulucanlar Cezaevine çağırıp “Haklıydın” dediği kayıtlarda. Keza 1970’lerde banka soygunlarına karşı çıkan solcu olarak haber olmuştu… Perinçek 1970’lerde Sovyet Sosyal Emperyalizmi ve Üç Dünya Teorisini gündeme getirerek pek çok solcu gencin kafasını karıştırmıştı. (s. 99)

GENELKURMAY’A GÖRE PERİNÇEK

“Doğu Perinçek ile ilgili bir başka hadise de, özellikle Ergenekon kumpası sonrasında pek çok subay ve generalin onun Vatan Partisi’ne katılmasıdır. Onların bazılarını tanıdım. Bir gün Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı yapan İsmail Hakkı Pekin’e sordum: ‘Sayın Pekin, Doğu Bey ile Bahçeli’nin devletle bir şekilde irtibatı var deniliyor. Olabilir mi? Doğru mudur?’ İsmail Hakkı Paşa bir saniye bile düşünmeden şu karşılığı verdi: ‘Olabilir.’ Sormaya devam ettim: ‘Peki, sizin gibi generallerin Vatan Partisi’ne katılması bu kapsamda mı?’ ‘Ben kendi adıma söyleyeyim. Devlet ve millet düşmanları ile mücadele adına Ergenekon kumpasları sonrası başka bir zemin bulamadım ve buradan davet alınca geldim. Hakkını teslim edelim, Vatan Partisi’nin Ermeni konusu, Ergenekon, FETÖ ve dış konularda milli bir duruşu var. Benim ilişkim bu duruşla paralel, ülkeye hizmet adınadır…” (s. 103)

Bu kadarı yeter. Yoksa kitabı okumaya gerek kalmayacak. Ama söyleyeyim. Önkibar’ın kitabında daha çok fazlası var!

Hikmet Çiçek

Odatv.com

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s