BİLİM DOSYASI /// Rönesansın Gizemli Matematikçi Büyücüsü : John Dee


KAYNAK : https://www.matematiksel.org/ronesansin-gizemli-matematikci-buyucusu-john-dee/

Rönesansın Gizemli Matematikçi Büyücüsü : John Dee

13 Aralık 2018

“Doğanın kitabı, matematik dilinde yazılmıştır.” der Galileo. Öne sürdüğü fikrin tamamı aslında bundan daha karmaşık; fakat filozoflar, bilim insanları ve tarihçiler, onun bu tespitini “gerçek” bilimin mihenk taşını belirlemede kullandılar: “Doğa felsefesinin hiçbir dalı, matematiksel ifadeye kavuşmadıkça, kendisini bir bilim olarak tanımlayamaz”.

Immanuel Kant ise 18. yüzyılda bunu şu şekilde anlatıyor: “Herhangi bir bilim, içerdiği matematik ölçüsünde gerçek bilimsel bir değere sahiptir.”

Fizikçi Steven Weinberg de bu konuda hemfikir. “Dünyayı Açıklamak: Çağdaş Bilimin Keşfi” isimli kitabında yazdığı: “17. yüzyıldaki bilimsel devrim sonucunda geniş çapta çeşitli olguların kesin biçimde anlaşılmasını sağlayan ve matematiksel anlatıma sahip nesnel kanunların arayışı, günümüz bilim anlayışının doğumudur”.

Gaileo bir bakıma şanslıydı çünkü matematiğin sık sık kullanıldığı mekanik ve astronomi gibi alanlarda çalışıyordu. Ancak bugün bile baktığımızda bu matematik temelli görüşün kimya (Kant bunun bir bilim dalı bile olmadığını savunuyordu), biyoloji, doğa bilimleri ve tıp dalları üzerinde tam oturmadığını görüyoruz. Örnek gerekirse, Charles Darwin’in “Türlerin Kökeni”nde bir tek eşitlik bile yoktur.

Galileo’nun bu tespitini olumlu karşılayacak fakat buna tanık olabilmek için ondan yarım yüzyıl önce yaşamak talihsizliğine sahip olan bir İngiliz alimi, John Dee (1527-1608) ile tanışın. Dee, bilim tarihinin tozlu sayfalarında pek belirmese de, Galileo’ya karşı galip gelenler Dee’yi korkulacak derecede tehlikeli görebilirlerdi.

John Dee, bugünün ölçeklerine göre bakılırsa kategorize etmesi zor bir kişiydi. Tudor zamanından çağdaşları onu bir filozof, bir astrolog hatta belki de bir büyücü olarak addedebilirlerdi fakat, hepsinden daha üst noktada anlaştıkları yer, Dee’nin bir matematikçi olmasıydı.

Peki John Dee matematik için ne yaptı?

Fal tahminlerinde bulunup, numeroloji ve simya üzerinde çalışmalar yaptı ve Adem’in dilinde meleklerle konuşup sohbet etmeye yarayan okült (gizemli) şifreleri araştırdı. Dee, esasında bilim tarihini anlatırken belli bir çizgide ilerlemek isteyen Weinberg gibilere bir kabus gibi gelebilir. Onlara göre Dee’nin işleri birer hokus-pokus, hurafe ve gizemcilikti. Fakat işin özü son derece matematiksel.

Dee’nin eklektik ilgileri, Londra’da Royal College of Physicians bünyesinde sergilenen kitaplarının içeriğinde keşfedildi. Bu kitaplar onun Londra’daki evinde bulunan efsanevi kitaplığından maalesef o seyahat etmek için şehirden ayrıldığında çalınan ve yalnızca geriye birkaç tanesi kalabilen bir seçki. Şüpheli bir iddiaya göre de bu kitaplık, onun şeytani işler çevirdiğine inanan bir çete tarafından yağmalanıp ateşe verilmesi yüzünden zarar görmüş.

Bu sergideki ciltler arasında 1570 yılında Londra belediye başkanı Henry Billingsley tarafından bastırılan ve önsözünü John Dee’nin yazdığı bir kitap var: Eski Yunan matematikçisi Öklid’in “Geometrinin Elementleri” adlı şaheserinin ilk İngilizce çevirisi. Bu muhteşem ciltte, ayrıntılı ve dışa katlanabilen çokyüzlüler (polihedra) ile kesişen düzlemlerin çizimleri bulunuyor. John Dee’nin önsözü yazması için seçilmesi, onun matematikteki uzmanlığının sahip olduğu saygınlığı işaret eden bir görev şeklinde düşünülebilir.

Çağımızın okuyucularına yazdıklarıyla ilgili çarpıcı gelen noktalar, Dee’nin ilk olarak matematik için bir savunma inşa etmenin gerekliliğini düşünmesi; ikinci olarak da onun bu disipline yaklaşımındaki geniş bakış açısı. Dee’nin sözleriyle, birçok insan matematiği herhangi bir saygınlığı olmayan ve büyü işleriyle denk bir uğraş olarak görüyordu. Aslında,bu şüphelerin bir kısmı Nikola Kopernik’in 1543’teki De revolutionibus’unda belirttiği güneş sisteminin gün merkezli teorisinde doğrudan doğruya göremediği şeyleri çözümlerken matematiği kullanmasından ileri geliyordu. Tudor zamanlarında, matematik kitapları sıklıkla “hokkabazlık kitapları” oldukları sanısıyla yakılıyordu.

Ve matematiğin gerçekten de okült uğraşlar ile bağlantıları vardı. Numerolojinin Kabbalah olarak anılan Yahudi mistik geleneğindeki önemi ortadaydı ve Dee bu çalışmaların üzerine de yakından eğiliyordu. Şifreler ve şifrebilim (kriptografi) Stenographia(1499) eserinde Alman keşiş Trithemius tarafından tartışmaya açılıyordu, daha sonra keşiş şeytanî büyücülükten sanık oluyor ve Dee keşişin kitabı vasıtasıyla meleklerle iletişime geçmenin yollarını anlamaya çalışıyordu. Ayrıca 1651’in sonlarında, Francis Bacon’un arkadaşı ve biyograf John Rawley bir çan kulesinin yüksekliğini geometri kullanarak ölçmeye kalkıştığı için büyücülük yapmakla suçlanmıştı.

Dee’nin tartışmaya açtığı nokta, bu tarz suçlamaların adil olmadıkları yönündeydi. Matematik hem kullanışlıydı hem de saklı durumda olan bir bilgi kaynağıydı. Rönesans bilginlerinden Giovanni Pico della Mirandola’nın sözünü sıkça alıntılardı: “Sayılarla, bilinebilecek olan her şeyi anlamaya ve araştırmaya giden yola sahip olunur”. Dee’nin önsözde bahsettiği harikalar o derece dikkat çekiciydi ki, tarihçi Peter Zetterberg’e göre, kitabın okuyucuları belki de Elementler’i okurken, önsöze oranla içerikteki sıkıcı tonlar ve başlıklar dolayısıyla hayal kırıklığı yaşamış bile olabilirler.

Özellikle bakınca matematik, Dee’ye göre uygulamalı bir disiplindi, hidrolik ve arazi etüdü (geometrinin “yer ölçümü”demek olduğunu hatırlayalım) gibi teknolojilerde kullanışlıydı. Ayrıca ince bir sanat işçiliği içeren mekanizmaların dönem içinde popüler hâle dönüşmesinde gerekliydi.

Pratik akla sahip “virtüözler” yaşamlarını Avrupa’daki prensler ve asiller için böyle aletler yaratıp üreterek sürdürüyorlardı ve John Dee kendisine gelen bir siparişle, Cambridge Trinity Koleji’ndeki bir oyun için seyircileri büyüleyen devasa bir böcek yapmıştı. Şu sözü ise dönem insanının yapıtlarına karşı bakışını özetliyor: “Doğal yollarla, matematikle, mekanikle işlenip üretilmiş muazzam sanatlarından, pür dikkatle yaptığı işlerinden dolayı bir öğrenci ve alçakgönüllü bir Hıristiyan düşünürü, büyücülükle mi suçlanıp anılacak?”

Böyle mekanizmalar o günlerde doğanın görünmeyen güçlerinin toplanarak bu tip harikalar inşa ettiğine inanılan ve doğal büyü diyerek anılan geleneksel görüşle açıklanırdı. 1648 yılında, daha sonra Royal Society’yi oluşturacak düşünürleri Oxford’da bir araya toplayan John Wilkins, Matematiksel Büyü (Mathematical Magick) adında bir kitap yayınladı. Kitabın ismi “aklından bir sayı tut” şeklindeki oyunların bir derlemesi ya da numeroloji üstüne yazılmış bir eser olduğu düşüncesini uyandırıyor olabilir. Aslında kitap, kaldıraçlar, çarklar, makaralar, vidalar, saatler, rüzgâr türbinleri, hatta denizaltılar gibi çeşitli mekanizmaları anlatıyordu.

Dee, geleneksel doğal büyücülüğün adeta vücut bulmuş bir örneğidir. Kimilerine göre o, bir arketip Elizabetyan mecusî olarak, kötü ünlü kader arkadaşı Edward Kelley’nin de yardımıyla, meleklerle ve şeytanlarla konuşmak için kristal küresini kullanıyordu. Hatta Shakespeare’in, Fırtına’sındaki Prospero için John Dee’yi model almış olması olasılığı bile vardır. Fakat bilim devriminin dehaları, ondan ve onun matematik vizyonundan ciddi anlamda faydalanmışlardır.

John Dee’nin çalışmalarından esinlenen Wilkins’in kitabı Mathematical Magick, genç Isaac Newton’un en sevdiği kitaplarındandı ve Dee’nin önsözü 17. yüzyıl boyunca geniş çaplı bir okur kitlesine ulaşmıştır. Robert Hooke, Dee’nin ölümünden sonra basılmış olan meleklere dair söylevlerini savunmuş ve hatta bunların İngiliz meclisine gönderilmiş şifreli mesajlar olduğunu belirtmiştir. Dee, 17. yüzyıl akademik okültistlerinden İngiliz Robert Fludd ve Alman Cizvit Athanasius Kircher gibi doğanın çalışma şeklindeki mistik “saklı bilgileri” kavrayan ve aynı zamanda doğal fenomenleri açığa çıkartıp mekanik icatlar yapan bir sınıfın öncüllerindendi. Eğer bütün bunların karışımını Isaac Newton’da da buluyorsanız, doğru düşünüyorsunuz.

İşte bu yüzden John Dee, bilim tarihinde dikkate değer bir şahsiyettir. Ve onun sergilediği örnek ise şudur: Eğer Rönesans döneminin büyüsünün çağdaş bilime dönüştüğü noktalarda katkısı bulunanları seçerken gerçek değerlerini bilmezsek,o muhteşem dönemin esasında neyle ilgili olduğunu asla anlayamayız.

Ahmet Caner Sönmez

Kaynak: New Scientist

Matematiksel

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s