ÇİN DOSYASI : ÇİN’İN RUSYA VE BALKANLAR İLİŞKİLERİ


Ümmügülsüm ÇAVUŞ : Çin-Rusya İlişkileri

20 Ağu 2019

Çin ve Rusya 1960’ların başında yaşanan Çin-Sovyet Ayrılığı’ndan (Sino-Soviet Split) sonra özellikle de son yıllarda yakın ilişkiler kurmaya başlamıştır. Ağırlıklı olarak siyasi ve ekonomik boyutlarda yaşanan bu yakınlaşma diğer birçok alanda da gerçekleşmektedir; enerji, silah üretimi, ulusal para biriminde ticaret ile altyapı hizmetlerini destekleyen stratejik taşımacılık projeleri bunlara örnektir….

Çin ve Rusya 1960’ların başında yaşanan Çin-Sovyet Ayrılığı’ndan (Sino-Soviet Split) sonra özellikle de son yıllarda yakın ilişkiler kurmaya başlamıştır. Ağırlıklı olarak siyasi ve ekonomik boyutlarda yaşanan bu yakınlaşma diğer birçok alanda da gerçekleşmektedir; enerji, silah üretimi, ulusal para biriminde ticaret ile altyapı hizmetlerini destekleyen stratejik taşımacılık projeleri bunlara örnektir.

Çin-Rusya yakınlaşmasını Batı politikaları ve faaliyetleri beslemiştir denilebilir. Örneğin Rusya açısından, Ukrayna sorunuyla daha da ağırlaştırılan yaptırımlar, görüş ayrılıkları ve bunların neticesi olarak ortaya çıkan belirsiz ekonomik öngörülemezdik yakınlaşmanın başlıca sebeplerindendir.

Diğer taraftan Çin’in politikaları İpek Yolu projesiyle Avrupalı pazarlarda ticareti geliştirme amacı taşımaktadır. Tek Kuşak Tek Yol (One Belt One Road-OBOR ) projesi ise buna alternatif ya da tamamlayıcı olarak geliştirilmiştir. Rusya ise dostane yatırım yapılarını geliştirirken, daha doğuya, Çin ile sınırdaş olduğu Rusya Uzak Doğusu’na yönelmektedir. Çin aynı zamanda batısına yönelip Orta Asya ülkeleriyle güçlü anlaşmalar yaparak bu ülkelere oldukça maliyetli altyapı ve lojistik yatırımlar yapmaktadır.

YAKINLAŞMANIN İZLERİ:

2017 yılı Temmuz ayında, iki ülkenin deniz kuvvetleri Baltık Denizinde ilk kez ortak yürüttükleri bir tatbikat gerçekleştirmiş, Eylül 2018’de ise Çin, Rusya’nın yıllık Vostok askeri harekâtına katılarak başka bir ilki gerçekleştirmiştir.

Bunun yanı sıra Rusya Çin’e Türkiye’nin de satın aldığı S-400 hava sistemi ve 24 adet SU-35 savaş uçağı da dâhil olmak üzere gelişmiş askeri ekipman satmıştır.

Çin hükümeti verilerine göre, 2016 yılındaki 69,6 milyar dolarlık ikili ticaretin 2017’de 84,2 milyar dolara ve geçtiğimiz yıl 107,1 milyar dolara yükselerek, ilk kez 100 milyar doları aşmıştır.

2016 yılında Rusya, Suudi Arabistan’ın yerini alarak, Çin’in en büyük ham petrol satıcısı hâline gelmiş ve bu yıl itibariyle başlayacak olan Çin’e Sibirya’nın Gücü boru hattı (Power of Siberia gas pipeline) yoluyla yıllık 1,3 milyar fit küp (1m³= 35.31467ft³) gaz satışı yapacağı otuz yıllık bir sözleşme imzalamışlardır.

Son olarak, Çin başkanı Xi Jinping göreve geldiğinden beri Moskova’yı diğer başkentleri ziyaret ettiğinden daha fazla ziyaret etmiş, ayrıca 2018 Haziran’ında Xi “Benim en iyi, en samimi arkadaşım” diye hitap ederek, Putin’e Çin’in ilk dostluk madalyasını vermiştir.

ABD’NİN ENDİŞELERİ:

Amerikalı analistler beklenildiği gibi, bu Sino-Rus ilişkisinin karmaşık hızı hakkında giderek endişe duymaya başlamışlardır. 2016 Aralık ayında Oslo’da düzenlenen Nobel Barış Ödülü Toplantısında, eski Amerika Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski yaptığı konuşmasında; Amerika’nın Çin ve Rusya’nın kendi iç, siyasi ve ideolojik birlik gibi hususlarda ve Birleşik Devletlerin politikalarını olumsuz yönde etkileyecek stratejik ittifakları konusunda dikkatli olması gerektiğini söylemiş, bu ittifakın büyük bir tehlike olduğunu da ayrıca dile getirmiştir. Hiçbir şeyin Amerika’nın ulusal çıkarları için bundan daha tehlikeli olmadığının da altını çizerek konuşmasını noktalamıştır.

Brzezinski’nin uyarısı belki de önemsenmiş, Beijing ve Moskova arasındaki bağların güçlenmesi karşısında, Beyaz Saray’ın Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Pentagon’un Ulusal Savunma Stratejisi Çin’i ve Rusya’yı benzer stratejik zorluklarla tehdit etme şeklinde belirlenmiştir.

Örneğin, Ulusal Güvenlik Stratejisi[1] iki ülkenin “Amerika’nın gücünü, etkisini ve çıkarlarını zora sokmaya çalışarak, Amerika’nın güvenlik ve refahını yıpratma girişiminde bulunduklarını ve ekonomilerini daha az serbest ve daha az adil hâle getirip, ordularını büyüttüklerini ve bilgiyi kontrol ederek, kendi toplumlarını baskı yoluyla üzerlerindeki etkilerini genişlettiklerini ” iddia etmektedir.

Ulusal Savunma Stratejisi’nde ise “Birleşik Devletlerin asıl sorunu uzun dönemde revizyonist güçler tarafından… refah ve güvenliğine yönelik stratejik yarışın tekrar meydana çıkma sorunudur. Rusya ve Çin – diğer ulusların ekonomik, diplomatik ve güvenlik kararları- üzerinde veto yetkisi kazanarak dünyayı kendi otoriter modellerine göre şekillendirmek istediği gayet açıktır.” şeklinde iddialar öne sürmektedirler.

İki ülkenin ABD ile rekabet içerisinde olduğu kesin olmakla birlikte her ikisi de bu yarışı birbirlerinden farklı yollarla sürdürmektedirler. 2019 Ocak sonunda Amerika Birleşik Devletleri Senatosu İstihbarat Seçilmiş Komitesi’nde[2] Dan Coats‘un iki ülkeden doğan sorunların farklı olduğunu açıklayan konuşması konunun altını çizmesi bakımından dikkate değer niteliktedir.

Coats konuşmasında “Çin’in sistematik ve uzun vadeli … bizim üstün küresel yeteneklerimize denk ya da bizden daha üstün hâle gelebilme çabaları hakkında endişe duymak zorundayken, Rusya’nın yanlış yönlendirme ve şaşırtmayla istikrarımızı bozma ve dünyadaki itibarımızı sarsma gibi amaçlarından endişe duymalıyız.” demiştir.

Çin-Rus ilişkileri askeri, ekonomik ve siyasi boyutlarda gelişse de hâlâ ortak anlaşmazlıklara karşı sorunlarını hızlı bir şekilde çözebilme yetenekleri gelişmemiştir. Beijing ve Moskova, özellikle Amerikan dolarının küresel finansal pazarlardaki merkezi konumunu ve yine Amerika’nın bu iki ülkeyi soğuk savaş sonrası dünya düzeninin tasarımına neredeyse hiç dâhil etmeyişini uzun zamandan beri eleştirmektedir.

Bununla birlikte ortak Sino-Rusya dünya düzeni konseptinin ne şekilde olacağını tanımlamak herhalde çok daha zor olurdu; aslında her ikisi de çok kutuplu sisteme ihtiyacın olduğunu kabul etse de diğer birkaç ülke gibi farklı istekler dile getirmektedirler. Bu ülkelerden birkaçına Amerika’nın uzun zamandır süregelen Avrupa ve Asya’daki ittifakları da dâhildir.

Adrea Kendall-Taylor ve David Shulman’ın da Ekim 2018’de ileri sürdüğü gibi “Çin ve Rusya kendi sorunları üzerinden ‘sinerjik’ bir şekilde hareket ederken ‘farklı ve anlaşılan plansız’ oluşları da aşikârdır.”

ÇİN-RUSYA KARŞILAŞTIRMASI:

Çin ve Rusya arasındaki ekonomik uçurum oldukça hızlı bir şekilde artmaktadır. Dünya Bankası’na göre Çin’in 1992 yılındaki nominal gayri safi yurtiçi hasılası Rusya’nınkinden kısmen daha azdır. (427 milyar Dolar’a karşılık 460 milyar Dolar) Sadece çeyrek yüzyıl sonra, 2017’de bu rakamlar yaklaşık 8 katına çıkmıştır. ( 12,2 trilyon Dolar’a karşılık 1,6 trilyon Dolar)

Ekonomik büyüme hızı yavaşlamasına rağmen, Çin’in büyüme oranı Moskova’nın dört katı üzerinde olmayı sürdürmektedir. Bu açık güç kapasiteleri arasında dengesizliğin olduğunu kesinleştirirken, küresel hırslarını yerine getirme yetenekleri arasındaki farkı da hızla artırıyor.

Aşağıdaki tablo incelenerek Çin ve Rusya’nın nüfus, GSYİH (Satın Alma Gücü Paritesi), işgücü, işsizlik, ithalat, ihracat, petrol üretimi, petrol tüketimi açısından karşılaştırılması yapılabilir.

Rusya Çin
Nüfus 144.478.050 milyon 1,393 milyar
GSYİH (Satın Alma Gücü Paritesi) 3.986 trilyon ($) 25.362 trilyon ($)
İşgücü 73,613,697 milyon 788,440,346 milyon
İşsizlik Oranı (%) 5.21 3.9
İthalat ($) 344.263 milyar 2.549 trilyon
İhracat ($) 509.551 milyar 2.656 trilyon
Petrol Tüketimi (varil/gün)
3,228.375 13,524.977
Petrol Üretimi (varil/gün) 10,527.370 3,781.022


(Kaynak: OEC, WORLD BANK, IEA)

Kuşak Yolu girişimindeki gelişmelerde görüldüğü gibi, Çin küresel ticari kapsama alanını arttırabilme kapasitesine sahiptir ve Avrasya’da Çin merkezli (Sinosentrik) ticaret ve yatırım bölgeleri kurmayı hayal etmektedir.

“Çin’de Üretilmiştir 2025” ile Beijing artık birinci sınıf teknolojilerin taklitçisi olmanın değil, bu teknolojilerin bizzat mucidi olma isteğini Huawei gibi iddialı ve gittikçe büyüyen firmalarıyla kanıtlamaktadır.

Buna karşılık Rusya’nın bu seviyeye erişebilmesi için yeterli ekonomik kaynaklarının olmadığı herkesçe bilinen bir olgudur. Yine de Rusya, yetersiz nüfus görünümü, düşen petrol fiyatları, Ukrayna istilası ve Kırım’ı ilhakından sonra yıllardır uğradığı yaptırımlara rağmen 2018’de dünya ekonomisi sıralamasında 12. sıraya yerleşmiştir.

Moskova gelişen ekonomiler arasında Batı Avrupa ve Asya-Pasifik arasında aracı olmayı ümit ettiyse de şimdilerde Ermenistan, Beyaz Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Rusya‘yı kapsayan Avrasya Ekonomik Birliği gibi bölgelerde genişlemeyi amaçlayarak daha mütevazı bölgelere odaklanmıştır.

DEĞERLENDİRME:

Rusya, Çin’in onuncu en büyük ticaret ortağı iken, Çin, Rusya’nın ilk sıradaki en büyük ticaret ortağıdır. Rusya Çin’e daha çok enerji ürünleri ve ham madde ihraç ederken, Çin Rusya’ya ekipman, makine ve tüketim malları ihraç etmektedir. Aralarındaki stratejik projelerine havayolu şirketi kurulması, enerji ve altyapı projeleri de dâhildir. Ekonomik işbirliği, savunma ile birlikte stratejik ittifak çerçevesinde gelişmiş; ortak askeri tatbikatlar, silah ticareti ve Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü, Şanghay İşbirliği Örgütü ( Hindistan ve Pakistan son zamanlarda üye olmuştur) ve Ortak ASEAN Topluluğu’nun geniş kapsamlı planları ittifakı pekiştirir nitelikler hâline gelmiştir. Ekonomik-siyasi rekabet ve kontrolü kaybetme korkusuna rağmen (Özellikle Avrasya’da), iş birliği ve müzakereler iki ülke tarafından yavaş ve güçlükle de olsa devam etmektedir. Gelecekte bu yakınlaşmanın boyutunun ne derece olacağını tahmin etmek zor olsa da şimdiye dek atılmış adımların ve gerçekleştirilen ortak projelerin gelecekte hangi ülkeleri ekonomik, politik ya da kültürel yönden etkileyeceğini tahmin etmek mümkündür. Amerika gibi hegemon bir gücün bu yakınlaşmaya tepkisi gayet açıktır. Nitekim gücünü paylaşmak istemediği, Trump yönetiminin Çin’e açtığı ticaret savaşından anlaşılmaktadır. Gücünü kaybeden ya da böyle bir tehlikeyi hisseden devletlerin irrasyonel davranmaya başlaması tarihin bize öğrettiği belki de en büyük derslerden biridir. Bölgesel ve hemen ardından küresel bir güç olma hayali tüm devletlerin maalesef her ne pahasına olursa olsun vazgeçemediği kritik bir zaaftır. Sanıyoruz ki çok-kutuplu sistemin sancıları önümüzdeki yıllarda güç savaşı içindeki bu devletler arasında devam edecektir.


REFERANSLAR:

Ümmügülsüm ÇAVUŞ, İstanbul Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Lisans 4. Sınıf Öğrencisidir.

Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU : Çin Balkanlarda Köprü Kurarsa !!!!

01 Ağu 2019

Bendini aşıp taşan Çin, her yerde. Afrika’da, Asya’da, Orta Doğu’da, Doğu Akdeniz’de, Batı Avrupa’da ve Balkanlar’da. Üstelik bu son coğrafyada, onun geçmişte en büyük müttefiklerinden olan Arnavutluk var. – Acıların Olgunlaştıramadığı Balkanlar – Çin’in Marco Polo Sevdası, Hırvatistan’ın Toprak Bütünlüğü …

Bendini aşıp taşan Çin, her yerde. Afrika’da, Asya’da, Orta Doğu’da, Doğu Akdeniz’de, Batı Avrupa’da ve Balkanlar’da. Üstelik bu son coğrafyada, onun geçmişte en büyük müttefiklerinden olan Arnavutluk var. Arnavutluk, ülkeyi bir açık hapishane gibi yöneten Enver hoca döneminde, Sovyetler Birliği’nden sonra en yakın ilişkisini Çin ile kurmuş bir ülkeydi. Ama o zamanki Çin, bugünkü Çin değildi. Hedefleri, ihtirasları sadece kendisine bir başka uygun ve yönetilebilir bir komünist ortak bulmaktan ibaretti. Zaman başka bir zaman, Arnavutluk da büyük ölçüde çevresindeki diğer batı ve doğu balkan ülkeleri gibi tecrid edilmiş bir kıtlık diyarıydı.

Acıların Olgunlaştıramadığı Balkanlar

Aradan geçen yıllar boyunca Balkanlar nice savaş gördü. Her tarafında kan gövdeyi götürdü. Aynı dili konuşan insanlar, aynı suyu içemedi. Bir sabah uyanan Hırvatistan, Raguza’daki sokaklarda, Karadağ ve Sırp askerlerini gördü ve varlık-yokluk savaşı yaşadı. Bosna-Hersek, kana susamış Sırp-Hırvat ordularının ve sivillerin katliamına uğradı. Hala şehide doymuyor. Tarihin izlerini silmek istercesine güzelim eski köprüler yıkıldı. Zümrüt gibi akarsular, yıkılan köprülerin altında kan akıttı. 1995 Dayton anlaşması ile bu netameli bölgeye bir tür barış geldi. Dayton’dan sonra, barışçıl yöntemlerle sorun çözme gereği de anlaşıldı. Galiba kendi kanlarında boğulmuş veya artık kana doymuşlardı. Kosovo, 2008 yılında 102 ülkenin tanıması ile Sırbistan’dan ayrıldı Makedonya, ancak geçen yıl ufak bir isim tavizi ile, Yunanistan tarafından tanındı. Açıkçası, şimdilerde huzursuz Balkanlar, bir tür barış sath-ı mailinde. Bazıları hemen AB üyeliğine baş vurdu. Ama şu anda sadece Yugoslavya’nın artığı 6 ülkeden ikisi, Hırvatistan ve Slovenya AB üyesi. Diğerlerinin başvuruları var. Kimi için müzakere süreci başlamış durumda. Kimi ise uzun bir süre AB yi sadece dürbünün tersinden görecek gibi. Ama hepsi Çin’i yakından tanımaya başladı.

Obur Çin’in OBOR’u

Çin tabiri caizse, bir tür ekonomik fütuhate doymuyor. Ama Balkanların da tarafsız bir yaklaşıma ihiyacı var. OBOR(One Belt-One Road) kendine yeni kapılar ve uğrak limanları açarken, bölgenin ihtiyaçlarına cevap verecek yatırımlar yapıyor. Elini Balkanlar’a fazla değdirmek hevesinde olmayan AB ise, Katılım öncesi uyum fonlarından(Cohesion Funds) para aktarıyor. Bu nedenle Balkanlarda Çin eli değen bir çok yeni yatırım var. Çinli görmek ise artık olağan bir şey. Hele Dalmaçya kıyıları Sarı Deniz’den daha albenili olunca, Çin girebildiği her kapıdan, hem de iddialı projelerle Balkanlara giriyor. Aslında nekes AB, diğer Batı Balkan ülkeleri gibi Bosna-Hersek’e de üyelik umudu verseydi, yakın bir geçmişte, hepsi Schengen alanı olabileceği için Hırvatistan’ın iki yakasını birleştirme gereği ortaya çıkmazdı. Ama işte Hırvatlar üye, Bosna-Hersek üvey evlat olunca, üstelik Balkanların her an bir çatışma alanına dönme ihtimali bulununca, Çin, Avrupa’nın ikinci büyük köprüsünü inşaa etmek için kolları, denizi görünce de, OBOR’un bir bacağı daha düşüncesi ile paçaları sıvadı ve Peljesac köprüsünün ihalesini kaptı..

Peljesac köprüsünün yüksek bir katma değeri de var. “Savaşmaktansa köprü inşaa edelim”, şu sıralar Hırvat halkının ağzına pelesenk olmuş bir söz. Neden mi? Çünkü Hırvatistan’ın bir ucundan diğer ucuna gitmek için, hem yerel halk, hem de turistler, Bosna-Hersek içinde dört ayrı sınır kapısından geçmek zorunda. Bu da utanç verici bir denetim noktaları gerçeği olmakta. Hani köprü olmazsa, Hırvatistan bir fırsatla Bosna- Hersek’e yine saldırabilir. Adı sonunda ne olacak bilmem ama, belki barış, belki de Marco Polo Köprüsü olur.

Çin’in Marco Polo Sevdası, Hırvatistan’ın Toprak Bütünlüğü

Balkanlar’da Tuna ve kolları üzerindeki bir çok köprünün banisi Osmanlı. Her biri biblo gibi, zümrüt yeşili ırmakların üzerinde uzanıyor. Bunların kimi Mostar köprüsü gibi savaş gazisi, kimi ise “Drina Köprüsü” gibi içli bir roman. Şu sıralar, büyük bir misyon ile inşa edilen Peljesac köprüsü ise Adria denizinin iki yakasını birleştirecek olup, Avrupa’nın ikinci büyük köprüsü olma iddiasında. Her ne kadar Bosna’lılar bu köprüden biraz huzursuz olmuş olsalar bile, başta Arnavutluk, Bosna-Hersek, Makedonya, Karadağ ve Sırbistan olmak üzere tüm Balkan’lara 2016 dan bu yana 5 milyar dolar yatıran Çin, nalıncının keseri gibi, köprünün gururunu ve nimetini kendine yontma hevesinde. Evet, Peljesac Köprüsü, Portekiz’deki Lizbon nehrinin üzerinden geçen Avrupa’nın en büyük köprüsü Vasco da Gama’dan sonraki en büyük köprü olacak. Birinci olan Vascoda Gama’nın heybetli bir asma köprü olduğu reddedilemez bir gerçek. Bir baştan bir başa, 12.4 km uzunluğunda olup, 11.5 kilometrelik kısmı, yol olarak kullanılmakta.

Peljesac Köprüsünün yapımına 2007 yılında karar verilmiş. AB maliyetin %85 inini karşılayan 357 milyon Avro’yu trink vermiş. Geri kalan Çin işi, Çin parası. Köprünün halen sadece 2.4 kilometrelik kısmı tamamlanmış olsa bile Hırvatistan 2021 de biteceğine umut bağlamış durumda. Uzunluğu 2.4 kilometre, yüksekliği, Bosna- Hersek’in bastırması ile 55 metre, genişliği ise 21 metre olarak tasarlanan Peljesac köprüsü ve mücavir yollarının, Hırvatistan’ın toprak bütünlüğünü sağlamakla kalmayıp, ülkeye gelecek ve ülkeden gidecek turist sayısını arttıracağı tahmin ediliyor. Bu turistlerin Çin’li olması ihtimali ise, köprünün Marco Polo’nun doğduğu Karcula adasına erişimini, onlar için kolay hale getireceğinden kaynaklanıyor. Bu bağlamda, Peljesac Köprüsü Çin için OBOR yanısıra, Marco Polo’nun peşine düşmek gibi misyon taşıyor. Açıkçası, bu da yatırım ve yayılma iştihası yüksek Çin’in romantik ve nostaljik yönü. Belki de sevimli yüzü.

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s