KIBRIS SORUNU DOSYASI /// Ercan Caner : Kıbrıs Sürecinin Biraz Oksijene İhtiyacı Var


Ercan Caner : Kıbrıs Sürecinin Biraz Oksijene İhtiyacı Var

Kıbrıs’ta resmi birleşme görüşmeleri askıya alınmış durumdadır. Şimdi, uzun süredir tıkanan güven artırıcı tedbirlere bir hız verme ve Türk seçmenlere Avrupa seçimlerinde özgürce oy vermelerini sağlama zamanı gelmiş durumdadır.

Yazar: Thomas de Waal, CARNEGIE EUROPE, 09 Nisan 2019

Çeviren: Ercan Caner, Sun Savunma Net, 13 Ağustos 2019

Dürüst olmak gerekirse sanki bir şeyler yıkılmış gibi görünüyor.

Kıbrıs’ta gayri resmi görüşmeler sürüyor, fakat ortada yapılan hiçbir resmi görüşme bulunmamaktadır. Birleşmiş Milletler (BM) özel temsilcisi Jane Lute, görüşmelere yeniden nasıl başlanabileceğini bulmak ümidiyle adaya bir ziyaret gerçekleştirmiştir.

Fakat Kıbrıs Rum kesiminden bir yetkilinin yaptığı yorum, adadaki atmosferin ne olduğunu göstermektedir. İsviçre Crans-Montana’da 2017 yılında çözüm konusunda yapılan son büyük çaba sonrasında neredeyse hiçbir şey yapılmamıştır. Konuşmaların çoğu meselenin özüne inmekten oldukça uzaktır.

Kıbrıs gibi yıllardır süren çatışmalarda, barış süreçleri inanılmaz ölçüde karmaşık hale gelebilir. Kıbrıs görüşmeleri; iktidar paylaşımı, askeri birliklerin çekilmesi ve malların tazminat yöntemleri konularında ayrıntıları içeren yüzlerce sayfa doküman yazılmasına neden olmuştur.

Bugüne kadar yapılan bütün çalışmalar gerçekten çok önemlidir, fakat bir orta çağ manastırı gibi havasız kalmış durumdadır. Kıbrıs’ta kaydedilen ilerlemenin sokaktan, aşağıdan geldiğini unutmamak da aynı derecede önemlidir. Eğer bu ivme kaybedilirse bugüne kadar kazanılan her şey kaybedilecektir.

Geçtiğimiz günlerde Kıbrıs’a yaptığım ziyarette, muhataplarımın şaşırtıcı bir şekilde negatif düşüncelere sahip olduklarını gördüm. Kıbrıs Rum tarafı hâlâ Türkiye’ye karşı aşırı bir endişeyle yaklaşmaktadır ve bu şüpheler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başarısız 2016 askeri darbesi sonrasında otoriter bir yönetime yönelmesi sonrasında iyice derinleşmiş durumdadır. Kıbrıs Rum tarafından bir yetkili bu durumu; ‘‘Ne yaparsanız yapın, Türkiye’nin karşısında güçsüz bir durumdasınız’’ sözleriyle ifade etmektedir.

İllüstrasyon: Greek American News Agency

Kıbrıs Türk tarafında ise Rum tarafının aksine, Kıbrıslı Türklerin Birleşmiş Milletler Annan Planı lehine oy verdikleri 2004 yılında, birleşme yönünde daha pozitif taraf olmalarına rağmen çok az kazanç elde etmenin verdiği hayal kırıklığı yaşanmaktadır. Kıbrıs Türk tarafından bir yetkili; ‘‘2004 yılı sonrasında Kıbrıslı Türkler ayrılma yanlısı olmadıklarını kanıtladılar’’ sözleriyle durumu açıklamaktadır. Bir grup Kıbrıslı Türk, fiili rejim gönüllü olarak Avrupa Birliğine adapte olmaya çalışırken ve Brüksel’den bu yönde cesaretlendirici adımlar atılmazken, Kıbrıs Türk tarafının bu yöndeki çabalarının daha ne kadar sürebileceği konusundaki endişelerini dile getirmiştir.

Kıbrıs çatışması en azından 1963 yılına kadar uzanmaktadır. Son 20 yıldır herkes adadaki çözümün; iktidarın iki toplum arasında paylaşıldığı iki toplumlu ve iki bölgeli bir federasyon olması yönünde neredeyse hemfikirdir.

Bu düşünce, 2000’li yılların başlarında ortaya çıkan barış oluşturma çabalarından doğmuştur. 2003 ve özellikle 2004 yıllarında, ortada siyasi bir anlaşma olmasa da büyük ilerleme kaydedilmiştir. Adayı ikiye bölen Yeşil Hat açılmıştır. Kıbrıs Rum tarafı Avrupa Birliğine kabul edilmiş ve kuzeyde AB müktesebatı askıya alınmış olsa da Kıbrıs Türk tarafı vatandaşları, bireysel olarak AB haklarına kavuşmuştur.

Barış oluşturma çabalarında; geçtiğimiz yıl Yeşil Hat üzerinde iki sınır kapısı açılması gibi hâlâ kısmi başarılar elde edilmektedir. Her iki taraftan aktivistler de hâlâ toplantılar ve kültürel faaliyetler düzenlemeyi sürdürmektedir.

Fakat barış süreci üzerindeki şüphecilik sürerse, dönüşü olmayan tamamen olumsuz bir yöne gidebilir. Federal çözüme olan inanç giderek azalmaktadır. İki liderin birbirlerine söyleyebilecekleri çok az şey bulunmaktadır. Adanın açıklarında keşfedilen doğal gaz kaynakları, Türkiye ve Kıbrıs Cumhuriyetini direkt bir çatışmanın içine sürükleyebilir.

Aşağı doğru gidişi engellemek maksadıyla, uzun yıllardır söz verilen birkaç girişimin daha büyük uluslararası desteğe ihtiyacı bulunmaktadır. Kıbrıs Türk tarafı liderliğinin, bir zamanlar zengin Rum kesimin yaşadığı bir turizm merkezi olan ve 1974 yılındaki Türk işgali sonrasında terk edilen Maraş kentini yerleşime açma gücü yıllardır elindedir.

Uzun bir süreden beri Kıbrıs Rumları, Avrupa Komisyonunun bastırdığı birkaç anlaşmayı imzalamamakta direnmektedir. Bunlardan bir tanesi; iki tarafın mobil telefon dolaşım ücretlerini kaldıracağı telekomünikasyon anlaşmasıdır. Bir diğeri ise Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’in bizzat önayak olduğu Kıbrıs milli peyniri olan hellime menşe adı koruması (PDO-Protected Designation of Origin) verilmesidir. Bu iki düşünce de her iki tarafın da kazançlı çıkacağı girişimlerdir ve ne yazık ki Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıslı Türklere çok fazla statü kazandıracağı yönündeki endişeleri nedeniyle tıkanmış durumdadır.

Hayalet kent Maraş’tan bir görünüm

İşbirliği yapılabilecek başka bir alan da kuzey Kıbrıs’ta bulunan sayısız üniversite ve kolejlerin statüsüdür. Güney tarafında, kuzeydeki bütün üniversite ve kolejler illegal kabul edilmektedir. Bu eğitim kurumlarından birçoğu kalitesizdir ve statülerinin düzenlenmelerine ihtiyaç dahi yoktur. Bununla birlikte içlerinden birkaçı oldukça kaliteli öğrenim kurumlarıdır ve güneydeki üniversiteler ile işbirliği yapmaya da hazırdır. 1960 anayasasının, eğitimin merkezi hükümet yerine iki kesimli olacağı yönündeki maddesi göz önüne alınarak uzlaşma için bir yol bulunmalıdır.

Ne yazık ki şimdiki gibi bir türlü sonuç alınamayan siyasi ortamlarda çatışmanın tarafları, her iki tarafa fayda sağlayacak meseleleri dahi genel görüşmeler kapsamında atılan bir pozitif adımdan ziyade önemsiz olarak görme eğilimindedirler.

Aslında Mayıs ayı sonunda yapılacak Avrupa seçimleri ile bir iyi niyet testi çok yakında gerçekleşecektir. Birkaç Kıbrıslı Türk, başta üniversite profesörü Niyazi Kızılyürek ve yazar Şener Levent olmak üzere seçimlerde aday olmak için anayasal haklarını kullanmaktadır.

Pratikte bu; on binlerce Kıbrıslı Türkün, Kıbrıs Cumhuriyeti ve dolayısıyla Avrupa Birliği vatandaşlığını almış olduğu anlamına gelmektedir. Seçimlerde oy kullanılması bazı biçimsel sorunlara da neden olacaktır, oy kullanmak isteyen Kıbrıslı Türkler, Yeşil Hattı geçmek için kayıt yaptırmak ve izin almak zorundadır. Kıbrıs Cumhuriyeti yetkilileri bu fırsatı bir güven artırıcı tedbir olarak görebilecek ve seçim günü ellerinden geleni yapacak mıdır? Ya da sadece Kıbrıslı Rumların seçilmesini istediklerinden Kıbrıslı Türk seçmenleri engellemenin yollarını mı arayacaklardır?

Seçimler, ufukta şüphecilik veya iyi niyet mi göründüğünün bir testi ve Kıbrıs sürecinin incelen atmosferinde hâlâ ne kadar oksijen kaldığının bir göstergesi olacaktır.

Çevirenin Notları: Yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir ve yazar Thomas de Waal ile yayıncı kuruluşun görüşlerini yansıtmaktadır. Yazının çevrilerek paylaşılması çeviren ve Sun Savunma Net sitesinin yazıda ifade edilen ve ileri sürülen görüş ve iddiaları paylaştığı anlamına gelmemektedir.

Kıbrıs Rum kesiminde muhalefetteki AKEL Parti üyesi olan 59 yaşındaki Niyazi Kızılyürek, 26 Mayıs 2019 tarihinde yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde milletvekili olarak seçilmiştir.

Kıbrıslı Türkler, mevcut anayasa altında Rum tarafında yapılan parlamento seçimlerinde oy kullanamasalar da AB vatandaşıdır ve Avrupa seçimlerinde oy kullanma hakları bulunmaktadır.

Kıbrıs meselesinin çözümünde federalizmi savunan ve Avrupa Parlamentosuna seçilen Niyazi Kızılyürek vatandaşlık konusundaki düşüncelerini; ‘‘İş vatandaşlık konusuna gelince fazla seçeneğim yok. Ben Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşıyım. Şüphesiz aynı zamanda AB vatandaşıyım. Milliyete gelince; vatandaşlık ve milliyet arasında bu kadar ayırım yapmaktan hoşlanmıyorum. Ben yurttaşlık formundaki bir kimliğe inanıyorum. Vatandaşlık ve ulusal kimlik her zaman çakışmaz, fakat bu ikilem ulus-devlet mantığı tarafından yaratılmıştır. Ulus-devleti aştığımızda, farklı milliyetler ve farklı vatandaşlıklar değil, bir vatandaş topluluğu elde ederiz. Ben anayasal vatanseverlik kavramına inanıyorum ve ulus veya milliyetler topluluğundan ziyade siyasal toplumu tercih ediyorum’’ sözleriyle anlatmaktadır.

Yazının orijinal metnine aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s