ERMENİ SORUNU DOSYASI /// Pulat Tacar : SOYKIRIM İDDİALARI ALANINDA PARADİGMA DEĞİŞİKLİĞİ


Pulat Tacar : SOYKIRIM İDDİALARI ALANINDA PARADİGMA DEĞİŞİKLİĞİ

SOYKIRIM İDDİALARI ALANINDA PARADİGMA DEGİSİKLİGİNE İLİSKİN YAZIMI DEGERLENDİRMELERİNE VE GORUSLERİNIZE SAYGİ İLE SUNARİM !!

Fransa’nın 24 Nisanı Ermeni soykırımını anma günü ilan etmesi, Portekiz parlamentosunun Ermeni soykırımını tanıma kararı, ABD Başkanının 24 Nisan demeci, T.C. Cumhurbaskanligi İletisim Merkezinin yayımladığı bilgi notu, T.C. Cumhurbaskanının taziye de içeren mesajı , konuya iliskin olarak yazılan, dağıtılan görüşler ve mesajlar , yazışmalar ve cevaba cevaplar konusundaki düşüncelerim çok sayıda dostum tarafından soruldu. Son olarak Sn. Ülkü Bassoy tarafından bilgimize sunulan ve Belçika’nın soykırımının inkarını cezalandırmayı Srebrenisa ve Rwanda gibi yetkili mahkeme kararı bulunan soykırımlar ile sınırlayan yasası hakkındaki yorumumu ayrı mesajla arzettim. Geriye kalan sorulara aşağıda değiniyorum

Perinçek kararı ile UAD’nın Sırbistan-Hırvatistan kararlarından ve 1915’in yüzüncü yılı anma faaliyetlerinden sonraki gelişmeler soykırımı suçlamaları hakkında parametrelerin değişikliğe uğramağa başladığına işaret ediyor. Bu nedenle değişen zemini gözönünde tutan farklı yaklaşımlara gereksinme var. Ancak değişikliğe bağlı sonuçlar bugünden yarına kesin çizgilerle ortaya çıkmayacak, yıllara yayılacaktır; bizler de orta ve uzun vadeli planlarımızı buna göre gözden geçirmeliyiz .

A) Soykırımı Sözleşmesinin uluslararası alandaki soykırımsal gelişmeleri tesbit ve cezalandırmada yetersiz kaldığı görüşü gittikçe yaygınlaşıyor ; uluslararası camia bu alanda farklı alternatiflere yönelmeğe başladı; ( paradigma değişikliğinden biri budur)

B) Soykırımı Sözleşmesinin yetersizliği nedeni ile, özellikle tarihte yaşanmış olan kırımlar, göçler, bilinçli aç bırakmalar, sürgünler hakkında “hukuksal-yargısal bağlamda olmasa bile, politik bağlamda soykırımı” söylemi yaygınlaşıyor; böylece soykırımı terimi hukuksal çerçevesinin dışına taşınmış oluyor. “Soykırımsal” haksız fiilin sorumluluğu (bu fiilde soykırımı sözleşmesinde öngörülen haksız fiil actus reus var; ama dolus specialis yok) bugünün yöneticilerine değil, geçmişteki liderlere ve yöneticilere havale ediliyor. (Avrupa Parlamentosunun konuyu ele aldığı dönemde de aynı yaklaşım vardı; bugün Fransa Hükumeti yöneticileri ve diplomatları aynı söyleme başvuruyorlar: “Bu konudaki sorumluluk Türkiye Cumhuriyetinin değil, 1915 dönemi İttihat ve Terakki liderlerinindir; siz neden kendi üstünüze alıyorsunuz” diyorlar. Geçmişe yönelik olsa da soykırımı suçlamasının , ulusumuzun bir bölümünün onuruna dokunduğunu kavrayamıyorlar. Ama bu onur konusu onların öneliğinde değil)

C) Günümüz Türk yöneticilerinin ve bazı sivil toplum örgütlerinin Ermeni soykırımını tanımamalarını inkar suçu olarak ilan edenler, Perinçek kararı ile Fransa Anayasa Konseyinin ilgili Fransız yasasını iptal kararı ile ayaklarının altındaki hukuksal zemininin kaydığının artık farkına vardılar. Belçika’nın Nisan 2019 yasasının Ermeni soykırımını listeye almaması o düş kırıklığına şimdi “tüy dikti” Bu alanda da bir paradigma değişikliğinden söz edilebilir.

D) Militan Ermeniler ve yandaşları, Ermeni soykırımı iddiaları konusunda yargı alanında bekledikleri sonuca ulaşamayacaklarını kavradılar; şimdi, siyasal baskı yoluyla kendilerini tatmin seçeneğine sarılıyorlar; bundan kısa zamanda vazgeçeceklerini sanmıyorum.

Ermenistan ile Azerbaycan arasında savaş sona erer de işgal altındaki toprakların iadesi konusunda bir uzlaşma olursa, ( Fransız Alman ihtilafı gibi kangren olmuş benzer uzlaşmazlıkların bile günün birinde sona erebileceğini düşünenlerdenim) soykırımı savı da şekil ve yoğunluk değiştirecektir; bu da bir paradigma değişikliği beklentisidir.

E) Ermeni soykırımı suçlamasını bu aşamada tanıyanların ülke hükumet veya parlamentolarının amacının ” – bir vesile ile Türkiye’ye istitraten (geçer ayak) yumruk atmak, çelme takmak” olduğu izlenimini taşıyorum. (Turkey bashing- veya Tete de Turc’e panayırda atılan yumruk) Bunun tarihsel ve güncel nedenleri var. Avrupa’da aşırı sağın – hatta ılımlı sağın- Türkiye’yi AB’den dışlama planının bir manivelası olarak devreye sokuldu; 1915 olaylarına yapılan referans -kanımca- gecikmiş bir bahane. Ancak, (hele Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlama kararı alındıktan sonra) soykırımı karalamasının artan ölçüde öne çıkarılmasının nedenleri üzerinde soğukkanlılıkla düşünmek gerekir. “Din farkı” gerekçesinin ardına sığınmak kolaycılık olur; bu yeterli değil. “Değer farkı” konusu da var; değer değişimi sürecinde Avrupa degerlerinden uzaklasma olduğu gorüşü -AB çevresinde- yaygın. Ama diyeceksiniz ki aynı uzaklaşma Macaristan için de söz konusu değil mi? Haklı bir soru. Ne var ki, Macarlar AB içinde . Brexit türbülansından sonra Macarları hizaya sokmak için başka yolları deneyeceklerdir. “Türkiye’den uzaklaşmala rının nedeni” sorusunun cevabını, belki, AB Parlamentosunun raporlarında, Avrupa Konseyi raporlarında, kimi AİHM kararlarının gerekçelerinde aramak mümkündür. Ama, maruzatımın ana konusu mezkur nedenleri tahlil etmek değil. Gene de bu alanda da bir paradigma değişikliği bulunduğu yadsınamaz. Politik açıdan Türkiye artık AB üyesi adaylığından çok uzaklaşmış durumda.

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s