MHP DOSYASI : DEVLET BAHÇELİ’NİN, MHP’Yİ DÖNÜŞTÜRME OPERASYONU (Bölüm I – II – III – IV – V – VI)


DEVLET BAHÇELİ’NİN, MHP’Yİ DÖNÜŞTÜRME OPERASYONU (Bölüm I – II – III – IV – V – VI)

Posted on April 28, 2019 by Nacikaptan

Araştırmacı yazar Veysel Boğatepe
veyselbogatepe

Bölüm IV – V – VI http://nacikaptan.com/?p=68650

BÖLÜM I

Yerel seçimlerin tartışıldığı şu günlerde AKP ile birlikte hareket eden Devlet Bahçeli, AKP’ye muhalefet edenlere çirkin söylemlerle saldırarak ateşli bir şekilde savunmaya devam ediyor. Oysa tüm kurum ve kuruluşları denetimi altında tutan AKP’nin, seçim sonuçlarına itiraz etmesini doğru okumak gerekiyor. Birincisi;

YSK başkanına bu yolla mesajlar vererek seçim sonuçlarına müdahale etmesini sağlamak, İkincisi ve en önemlisi de; dosya ve evrakları imha etmek için zaman kazanmaktır. Fakat AKP’nin bununla yetinmeyeceğini, CHP belediye başkanlarının çalışmalarını engellemek için kara propagandaya başvuracağı, haklarında fezleke hazırlayacağı ve hatta kayyum atamayı dahi deneyeceği yüksek ihtimaller arasındadır.

Hatırlanacağı üzere AKP’yi ağır üsluplarla eleştiren ve hatta meydan kürsülerinden ip atarak idamı geri çağıran Bahçeli’nin, ani bir dönüşle AKP ile ittifak yapmasını herkes şaşkınlıkla izlemişti. Sahneye konulan oyun bu şekildeydi fakat gerçekte Bahçeli, başından beridir AKP’nin gizli destekçisiydi.

Biri 2013, diğeri ise 2016 yılında yayınlanan iki kitabımda da Bahçeli’nin görevlerine ayrıntılı bir şekilde yer vermiş ve tamamladıktan sonra da AKP’nin yanında yer alacağının altını çizmiştim. Artık gizleme gereği duymadan AKP’yi alenen savunmasını görevlerini ya da parti içindeki operasyonlarını tamamladığı şeklinde özetleyebiliriz. Devlet Bahçeli’nin başlıca görevi şunlardı:

1- Ülkücüleri sokaklardan çekmek ve Ülkü Ocaklarını kapatmak,
2-MHP’yi ABD’nin öngördüğü doğrultuda ılımlı çizgiye getirmek

Şimdi Devlet Bahçeli’nin, parti içindeki operasyonel faaliyetlerini yürütürken kendi seçmenini ve ülkücü tabanı nasıl manipüle ettiğine, ABD ile aralarında kimlerin elçilik yaptığına, perde gerisinde kimlerle, nelerin konuşulduğuna, gerçekler ile yalanların nasıl tersyüz edildiğine dair o önemli ayrıntıları okuyalım.

Bahçeli muhalifleri kimlerle, neyi görüştü?
AKP’yi tek başına iktidara taşıyan 2002 seçimleri öncesinde MHP ile Ankara Büyükelçiliği aracılığıyla ilişkiler kuran ABD, barajı aşamayacağını varsaydığı MHP’nin 13. 1 oy ile 53 milletvekili çıkartması, Ankara Büyükelçisi Eric Edelman’ı dahi şaşırtıyor. MHP’nin seçim başarısı, Büyükelçiliği harekete geçiriyor ve aralarında Mehmet Telek, seçim işlerinden sorumlu genel başkan yardımcısı Faruk Bal, Siyasi akademi başkanı Murat Şevkatli, Kutludüğün Belediye başkanı Abdullah Helvacı’nın yanı sıra bazı AKP’lilerle de görüşerek bilgi alışverişinde bulunuyorlar.

MHP’nin Kutludüğün Belediye Başkanı Abdullah Helvacı ile ABD’nin Ankara Büyükelçiliğinde ismi açıklanmayan bir görevli arasında yapılan görüşmede Helvacı, MHP’nin 03 Kasım 2002 seçimlerinde hem ulusal hem de yerel düzeyde aldıkları zayıf sonuçtan ötürü parti içinde ki tartışmaların Bahçeli’ye odaklandığına dair bilgiler aktarıyor. Edelman tarafından 17 Ocak’ta Washington’a gönderilen kriptoda bu ayrıntı şu şekilde yer buluyor:

“(…) Bahçeli’nin, MHP’nin gündemini savunmak için gerekli cesarete ve güçlü kişiliğe sahip olmadığını söyledi. Helvacı, klasik kaba MHP jargonunu kullanarak Bahçeli’nin eline bir şans geçtiğini ve hükümetteyken bu şansı heba ettiğini söyledi.”

Abdullah Helvacı’nın sözünü ettiği hükümet, DSP, MHP ve ANAP koalisyonu ile kurulan, kısaca ANASOL-D olarak adlandırılan hükümetidir. Ayrıca Helvacı’nın bu söylemi aynı zamanda Bahçeli’ye muhalif olduğunu da gösteriyor. Seçimden yaklaşık bir ay sonra 28 Ocak 2003’te ve yine ABD’nin Ankara Büyükelçiliğinden Eric Edelman imzasıyla Washington’a gönderilen raporda, seçimle ilgili gelişmelere yer veriliyor. AKP’li ve AKP’ye yakın bazı isimlerin gizli tutulduğu, MHP’li isimlerin ise alenen not edildiği kriptoda MHP’ye “Bozkurt Sürüsü” , Devlet Bahçeli’ye ise “Yalnız kurt lider” yakıştırması yapılarak eleştirel bir üslup kullanılıyor.

MHP’nin “Türkî Cumhuriyetler ve Topluluklar Derneği” genel başkanı Rıza Müftüoğlu ise 14 Ocak’ta ABD’nin, Ankara Büyükelçiliğini bizzat ziyaret ediyor ve Bahçeli’nin göreve dönüş yapmayı planladığını hatırlatarak uyarıda bulunuyor. Bahçeli’nin tekrar başa dönmesi durumunda ise partinin liderlik grubuyla, tabanı arasındaki mevcut gerilimleri şiddetlendireceğini hatırlatıyor.

Seçimlerden bu yana partiye yeni üyelik başvurularının dramatik ölçüde azaldığına da değinen Müftüoğlu, Bahçeli’nin yerinde kalması durumunda partinin üst seviyelerini “evet, efendimcilerden” arındırarak parti tabanını yatıştırmaktan başka çaresinin olmayacağına dair parti içinde kalması gereken sır gibi bilgileri de paylaşıyor.

MHP’nin Keçiören Belediye başkanı Turgut Altınok’un verdiği bilgi ise tek satırla özetleniyor. ABD’li diplomata, Bahçeli’nin görevi bırakmayacağı konusunda garanti veren Altınok’un, hangi somut bilgi ve gerekçelere dayanarak böylesine kesin ve emin konuştuğuna dair herhangi bir detaya yer verilmiyor. Fakat MHP Kurultayının yaklaştığı bu tarihlerde Bahçeli’nin, görevi bırakıp bırakmayacağı tartışılırken 12 Ekim 2003’teki genel kurulda Bahçeli yeniden genel başkan seçildiğini hatırlatalım. Bahçeli’nin yeniden başka seçilmesi aynı zamanda Altınok’un, bu konuda verdiği garantiyi de doğruluyor. Yukarıda isimlerini sıraladığımız MHP’lilerin, ABD’li diplomatlara verdiği bilgilerden yola çıkarak bütünsel bir değerlendirme yaptığımızda, Bahçeli’yi göndermek için kulis yaptıkları net bir şekilde anlaşılıyor.

Bahçeli’yi istemeyen ve dolayısıyla da gitmesini bir ihtimal olarak değerlendiren ABD ise Bahçeli’nin yeniden genel başkan koltuğa oturmasına çok sinirlenmiş olmalı ki, seçilmesinden hemen sonra Washington’a gönderilen kriptolarda ki üslubu, hakarete varacak derecede sertleşiyor.

Dönemin Ankara Büyükelçiliği siyasi müsteşar vekili Charle O. Blaha’nın kaleme aldığı, 17 Ekim 2003 ve “KİŞİYE ÖZEL” ibareli telgrafa yine “bozkurt sürüleri” başlığı atılıyor. MHP Kurultayını bizzat izlemeye giden Blaha, Bahçeli’nin yeniden seçilmesini ise ağır ve düzeysiz bir eleştiri üslubu kullanarak şu şekilde değerlendiriyor:

“(…) Ultra-Milliyetçi MHP delegeleri, 12 Ekim’de Devlet Bahçeli’yi yeniden parti genel başkanı olarak seçtiler. Partide irtibatta olduğumuz kişiler, ne parti yönetiminde ne de çizgisinde -AB ve ABD’ye yönelik derin şüphecilik ve Türkiye ile Irak’taki Kürtlerle ilgili paranoya- fazla değişiklik olacağını söylüyorlar. Parti dışından irtibatta olduğumuz kişiler ise en azından parti hiyerarşisinde anlamlı değişiklikler sağlanmadıkça MHP’nin, 1999 genel seçimlerde oyların yüzde 19’unu topladığı zamanki formuna yeniden ulaşamayacağını anlatıyorlar.”

Bu ifadeden de anlaşılacağı gibi ABD, MHP’nin meclise yeniden girmesinden bir hayli rahatsız olmuştur. Bu rahatsızlığın başlıca nedeni ise MHP’yi, 2007’de uygulamaya koyacakları “Kürt Açılımı” ve buna paralel olarak “Ergenekon Kumpası”na tehdit ve engel olarak görmeleridir. Oysa MHP’nin, sanıldığı gibi ABD’ye karşı tehdit oluşturmadığını, ilerleyen tarihlerde ise AKP’ye destek olacağını hem kendi tabanı hem de Türk halkı şaşkınlıkla izleyecektir.

BÖLÜM II

Bahçeli’nin parti içindeki operasyonel faaliyetleri

Şimdi tekrar MHP’nin Kurultay öncesine dönelim ve Bahçeli’ye muhalefet eden, önünü kesmek için de ABD’lilere bilgi aktaranların dışında Bahçeli ile ABD arasında arabuluculuk ettiği anlaşılan önemli bir isim üzerinde duralım. Bu kişinin aktardığı bilgiler, AKP’ye sert muhalefet eden Bahçeli’nin, ani bir dönüş yaparak ittifak yapmasındaki sır perdesini kaldırması bakımından önemlidir.

Sözünü ettiğimiz bu kişi, MHP Genel sekreteri Mehmet Telek’tir. ABD’li diplomatın “irtibatta olduğumuz” dediği kişilerden Mehmet Telek, 24 Eylül’de ABD’nin Ankara Büyükelçiliğini ziyaret ediyor. ABD’nin Siyasi müsteşarı Blaha ile gerçekleştirdiği görüşmede Bahçeli’nin yeniden aday olmaya karar vermesinin nedenini, 1997’de ilk kez genel başkan seçilmesinden bu yana bağlarını koparmaya çalıştığı MHP’nin idealistlerini (Ülkücüler-Bozkurtlar) yeniden keşfetmek olduğuna bağlıyor.

Bahçeli’nin, başlangıçta partiyi ülkücülerin şiddet eğilimi konusundaki hak edilmiş ününden uzak tutmak istediğini ve bunu yapabilmek içinde ülkücü örgütleri kapatmaya, partinin yönetim kademelerini karanlık unsurlardan temizlemeye başladığını da sözlerine ekliyor.

Evet, Telek’in verdiği bu bilgilerin doğruluğu ve geçerliliği birkaç yıl sonra ortaya çıkmaya başlıyor. AKP’nin hukuk dışı uygulamalarına halk isyan edip sokaklara dökülürken Bahçeli, ülkücüleri sokaktan toplamakla ve tehditler savurmakla meşguldü. Kurultaydan sonra da MHP içinde operasyona başlayan Bahçeli, bir yandan ülkücüleri sindirirken diğer yandan Telek’in de dediği gibi ülkü ocaklarını kapatmaya başladı. Bahçeli’nin parti içindeki bu operasyonu sonucunda ülkücülerin mesajı aldıklarını ve daha ılımlı olduklarını veya davranacaklarını da sözlerine ekleyen Telek aslında yıllar öncesinden MHP’nin, bugün AKP’nin yanında nasıl ve neden yer aldığı sorusunun da yanıtını vermiş oluyordu.

Bahçeli’nin parti içinde yaptığı operasyonların genel sekreter Telek tarafından ABD’ye ulaştırılmasının tesadüf olmadığı, Bahçeli ve yandaşlarının bu görüşmeden haberdar olduğu veya en azından Bahçeli’nin bilgisi dâhilinde olduğu net bir şekilde anlaşılıyor. Dolayısıyla Bahçeli’nin, Telek aracılığıyla ABD’ye“bizi tehdit olarak görmeyin, ılımlı projenizi benimsiyoruz” şeklinde mesaj verdiğini söylemek hiçte yanlış bir saptama olmayacaktır. Çünkü MHP, tam da ABD’nin istediği gibi şekillendiriliyordu.

ABD’nin Ankara Konsolosluğunun bilgisine başvurduğu, MHP’nin seçim işlerinden sorumlu genel başkan yardımcısı Faruk Bal ise 09 Nisan 2004’te, siyasi müsteşar John Kunstadter ile bir görüşme yapıyor. Bu görüşmenin ayrıntılarını içeren 21 Nisan 2004 tarihli telgrafa “Türkiye’nin Postu, Kırlaşan Kurtları: Sağcı, Milliyetçi MHP” başlığını atan John Kunstadter, “KİŞİYE ÖZEL” ibaresini de ekleyerek Washington’a gönderiyor. MHP’nin, seçim sonuçlarını zafer gibi göstermeye çalıştıklarına değinen Kunstadter, Faruk Bal’ın kendisine aktardığı bilgileri ise şu şekilde not ediyor:

“(…) MHP’nin seçim işlerinden sorumlu genel başkan yardımcısı Faruk Bal, 9 Nisan da bize 28 Mart’ın bir başarı olduğunu ve parti tabanının Kasım 2002’deki yenilgisinin kısmen üstesinden gelindiğini bildirdi. Bal, MHP’nin yerel seçimler öncesinde medyada müspet haberlerle hemen hiç yer almamasına rağmen başarı kazandığını vurguladı.”

Burada, Faruk Bal’ın, seçim sonuçlarını neden ABD’li diplomatlara aktarma gereği duymuş olabileceği sorusu akla gelebilir ancak cevaplanması zor bir soru değil. Faruk Bal, diğer partilere nazaran MHP’nin, medya desteğinin az olmasına rağmen seçimi kazanmış olmalarına işaret ederek MHP’nin gücünü, ABD’li diplomata kanıtlamaya çalışıyor olabilir. Bal’ın bu tavrı, işbirliği olarak da okunabilir.

BÖLÜM III

Kıbrıs yürüyüşünün ardındaki gerçekler

ABD’nin, Ankara’daki Büyükelçiliğinin kapısını çalanlar arasında yer alan MHP’nin siyasi akademi başkanı Murat Şevkatli ise Faruk Bal’dan tam altı gün sonra yani 15 Nisan’da, ABD Büyükelçiliğini ziyaret ediyor. ABD’li diplomata, Devlet Bahçeli’nin MHP’yi “ana akıma” doğru çekmeye kararlı olduğunu söylerken diğer yandan medyanın kendileriyle yeterince ilgilenmemiş olmalarını da milli dava sayılan ve geçmişte her meşrepten MHP’lileri harekete geçiren Kıbrıs konusuna odaklanmış olmasına bağlıyor.

Ancak buna rağmen MHP liderinin yani Bahçeli’nin, 28 Mart’ta daha da iyi bir sonuç almayı umduğunu da sözlerine eklemeyi ihmal etmiyor. Üsluba dikkat edilirse Murat Şevkatli, Bahçeli’nin kuryesi ya da onu temsilen bir üslup kullanıyor. Satır aralarında dikkat çeken bu ayrıntı, yukarıda da değindiğimiz üzere bu görüşmelerden Bahçeli’nin haberinin olduğuna veya bizzat Bahçeli tarafından gönderildiğine işaret ediyor.

MHP içinde tartışmalara neden olan seçim ise 28 Mart 2004’te yapılan mahalli idareler genel seçimleridir. MHP, çok az bir farkla aldığı yüzde 10. 1 ile seçim baraj puanı olan % 10’u zorlukla geçebilmişti. Gerek Faruk Bal ve gerek de Murat Şevkatli, Türkiye’nin en önemli kazanımı olan Kıbrıs konusunda adeta “bu konuda sorun çıkartmayız” garantisi vererek MHP’nin alacağı tavrı ortaya koymakla kalmıyorlar, ABD’nin bu konudaki stratejisine de katkı da sunuyorlar.

Türkiye’yi işgalci gösteren “Annan Planı”na karşı MHP’de kuvvetli muhalefetin olduğu bilgisini aktaran Bal ve Şevkatli, Bahçeli’nin 23 Nisan’da Kıbrıs’ta, çözüm karşıtı bir konuşma yapacağını hatırlatıyor ve bu konuşmanın aslında ne anlama geldiğini de itiraf ediyor. Bahçeli’nin parti tabanını, kendisine oy verenleri nasıl kandırdığının itirafı diyebileceğimiz o ayrıntı, kriptodaki yerini şu şekilde alıyor:

“(…) MHP liderliğindeki “Kıbrıs’a Yürüyüş” eyleminin sadece parti tabanını sağlamlaştırma amacını taşıdığını söylüyorlar. Her ikisi de (Faruk Bal ile Murat Şevkatli’yi kastediyor.) Annan Planı’nın, parlamentoya gelmesi halinde iktidardaki AKP’nin, MHP geçmişine sahip milletvekillerinden anlamlı sayıda bir grubun parti çizgisinden ayrılarak planın aleyhine oy kullanmayacaklarını tahmin ettiklerini de söylüyor.”

Bahçeli’nin Kıbrıs’ta bir yürüyüş düzenlemesindeki amacı, Kıbrıs konusunda hassas olan ülkücüleri, parti tabanını ve MHP’ye inanmış seçmeni kandırmak, aldatmak ve parti çizgisi içinde tutmaktır. Bu bakımdan Bahçeli’nin Kıbrıs yürüyüşü gerçekte “Annan planına evet” anlamına geliyor ama parti tabanının yumuşak karnı olan “Annan Planı”na karşıymış gibi bir tiyatro oyununu sahneleyerek ABD çıkarlarına hizmet ettiğini ört bas etme gayretine giriyor.

Her ikisiyle yapılan ayrı ayrı görüşmede Kürtlerin, Ortadoğu’daki müttefikleri olduğunu söyleyen ABD’li diplomata, Kürtlerin yüzyıllardır müttefiklerini sırtından bıçakladığını hatırlatan Faruk Bal, “aman ha bunlara güvenmeyin, sizi de sırtınızdan bıçaklarlar” şeklinde bir uyarı mesajı verirken Murat Şevkatli ise ABD’nin Irak politikasının“De-Facto” bir Kürt yarattığını ve bunun da Türkiye Kürtlerinin milli heveslerini körüklediğini söyleyerek adeta sitem ediyor.

Bahçeli’nin plan ve programına yönelik aktarılan bu bilgiler, kuşkusuz ABD’nin hangi durumlarda ne yapması gerektiğine dair çok önemli uyarı niteliği de taşımaktadır. Kriptoya yansıyan bu ayrıntıların bizim için önemi ise AKP’ye ağır bir üslupla eleştiriler yönelten Bahçeli’nin ani dönüşüne ilişkin sorduğumuz sorunun yanıtını almış olmamızdır.

Bahçeli’nin MHP’yi, ABD’nin istediği yönde şekillendirme çabalarına ilişkin aktardığımız bu gerçekler aynı zamanda “MHP’nin içine yerleştirilen casus, ajan” şeklinde Bahçeli’ye yöneltilen casusluk suçlamasının da içi boş bir itham olmadığını göstermektedir.

ABD Elçiliğinin “MHP’nin entelektüeli” olarak nitelendirdiği, öteden beridir de irtibatta olduklarını söylediği Rıza Müftüoğlu ise ABD’nin Ankara Büyükelçiliğini 20 Nisan’da ikinci defa ziyaret ederek bir görüşme daha gerçekleştiriyor. MHP içinden kritik bilgileri ABD Büyükelçiliğine taşıyan Rıza Müftüoğlu’nun, bu defa parti performansı hakkında daha hakkaniyetli analizler yaptığına değinen siyasi müsteşar John Kunstadter, Müftüoğlu’nun kendisine aktardığı bilgileri telgrafa şu şekilde kaydediyor:

“(…) Müftüoğlu, MHP liderinin il genel meclis seçimlerinden üçüncü çıktığını ve bunun partinin istikametine verilmiş zımni bir destek olduğunu kaydederek sonucu -zafer- gibi göstermeye çalışabileceklerini açıkladı. Öte yandan 28 Mart’ta oy kullanmayan yüzde 30 oranındaki Türk de hesaba katıldığında Müftüoğlu, MHP’nin aldığı sonucun çok daha az etkileyici olduğunu söyledi. Eğer bu genel seçim olsaydı biz yine parlamentoya giremeyecektik dedi.”

Dikkat edilirse Müftüoğlu’nun yukarıdaki ifadesinden, ABD ile gizli saklı görüştüğünden ve kritik bilgileri aktardığından MHP’nin haberinin olmadığı anlaşılıyor. Ayrıca “Devlet Bahçeli yönetimindeki MHP’den hiçbir şey olmaz.” şeklinde bir ifade kullanmış olması da Bahçeli’ye tavır aldığının açık delili olarak telgrafa yansıyor.

İsimlerini verdiğimiz bu kişilerin, ABD istihbaratına bilgi taşımaları aslında MHP içinde ki iktidar mücadelesinin yanı sıra ABD’ye yaranma çabası içine girdiklerini de gösteriyor. Ayrıca Eric Edelman, telgrafın yorum bölümünde kendilerine bilgi taşıyan bu kişileri kastederek“Bahçeli’yi başlarından atmak istiyorlar.”şeklinde önemli bir not düşerek MHP içindeki iktidar mücadelesini doğruluyor.

BÖLÜM IV

Dr. Rıza Ayhandan Milliyetçiliği küreselleştirelimönerisi

ABDnin Ankara Büyükelçiliği siyasi müsteşarı John Kunstadterin, 18 Ağustos 2005te Washingtona gönderdiği Ultra-Milliyetçi MHPde Homurtularbaşlıklı ve KİŞİYE ÖZEL ibareli telgrafına bu defa Şevket Bülent Yahnicinin yanı sıra Ümit Özdağ, Dr. Rıza Ayhan gibi isimlerde giriyor.

John Kunstadter, Ümit Özdağın karakteristik özelliklerini tarif ederken eli tabancalı, haydut kılıklı, komplo teorilerine kapılan, ciddi ama kurnaz, cazibeden yoksun, akıllı biri ama sıkı bir düşünür değil.şeklinde ifadeler kullanıyor. Ayrıca Özdağın, son bir yıl içinde ülkenin çeşitli yerlerinde yüzden fazla konuşma yaptığına dair hatırlatmada bulunduğuna değinen Kunstadter, Özdağın bu tavrını ise Bahçelinin yerine geçme gayreti içerisinde olmasına bağlıyor.

İkili arasında yapılan görüşmede AKP politikalarını da eleştiren Özdağ, Türkiyenin AB üyeliğinden vazgeçmesi, IMFye olan kredi borcunun giderilmesi, AB ile serbest ticaret anlaşmasının imzalanması, tasarruf hedeflerinin yükseltilmesi gibi klişe önerilerde bulunarak Türkiyenin güçlü, müreffeh bir ülke olmasını arzuladığını dile getiriyor. Fakat Özdağın, bunların nasıl yapılacağı konusunda herhangi bir öneri, plan, program veya çözüm sunamadığı da Kunstadter tarafından not edilerek eleştiriliyor. Kısacası yıllardan beridir teşhisi konulan hastalığa herhangi bir tedavi yöntemi sunamayan Özdağ, aynı şeyleri tekrarlamaktan öteye gidemiyor.

MHP içindeki iktidar savaşına, davranış ve tavır olarak Özdağla tamamen tezat bir kişiliğe sahipşeklinde tarif edilen, Ankara Gazi üniversitesi uluslar arası ticaret hukuku profesörü Dr. Rıza Ayhanın da katılıyor. D. Rıza Ayhan, milliyetçiliğin, küreselleşmenin gerçeklerine uyum sağlaması gerektiğini söyleyerek MHPnin, küresel güçlerin hedefleri doğrultusunda nasıl dönüştürüldüğüne dair önemli bir ipucu daha vermiş oluyor.

Aslında Dr. Rıza Ayhan, Devlet Bahçelinin parti içindeki politikalarından farklı bir şey söylemiyor. Bu durumda D. Rıza Ayhanın, MHP başkanlığına neden aday olduğu da meçhul bir soru olarak karşımıza çıkıyor fakat soru, Ayhana sorulan tuzak bir soru ile kendiliğinden yanıtlanmış oluyor. Kunstadter, küreselleşmeden ve milliyetçilikten dem vuran Ayhandan, Türk milliyetçiliğini tarif etmesini istiyor. Bu soruya Rıza Ayhanın yanıtı, tarifi kısaca şu şekilde oluyor:

() Irkçı, antidemokratik, anti-Amerikan ve faşist olmamaktır.

Rıza Ayhanın bu tuzak soruya verdiği cevap, kendi düşüncesi olsa da bütünsel olarak şimdi ki MHPyi tek cümlede özetlemesi bakımından önemlidir. Çünkü kendisinin de içinde olduğu milliyetçi çizginin ırkçı, anti-demokratik, anti-Amerikan ve faşist olduğunu teyit etmekle kalmıyor, MHPyi bu çizgiden çıkartarak küresel güçlerin çıkarları ve politikaları doğrultusunda şekillendireceğinin garantisini de vermiş oluyor. Rıza Ayhanın MHPye ilişkin plan ve programı, Kunstadter tarafından inandırıcı bulunmuyor çünkü görüştükleri diğer MHPlilerden de benzer, klişe tarifler duyuyorlar. O nedenle telgrafın yorum bölümünde Kunstadter, kendisini kastederek Bu, siyasi müsteşarların duyduğu bir mantradır. yani gerçekçiliği olmayanruhanidir notunu düşerek ciddiye alınmaması gerektiği konusunda Washingtonu uyarıyor.

ABDnin siyasi müsteşarı Kunstadterin görüştüğü diğer bir isim ise MHPnin eski Ankara milletvekili Şevket Bülent Yahnicidir. Daha önce yayınladığım Abdullah Gülün Oval Ofis Portresi başlıklı yazımda adı geçen Yahnici, OdaTvde yayınlanan bu yazıma açıklama göndermişti. Evet Yahnici, kriptolarda Faydacılar listesinde yer almıştı ancak bu listeyi biz değil ABDli diplomatın yaptığını tekrar hatırlatalım. Ancak söz konusu açıklamada Yahnicinin, ABDli diplomatlarla görüşmediğine dair herhangi bir itirazı da yoktu. Öyleyse Yahnicinin, ABDnin siyasi müsteşarı Kunstadter ile neler konuştuğunu önce kriptodan okuyalım ve neden faydacılar listesinde yer aldığının yanıtını bulalım.

Yahnicinin kendi ofisinde gerçekleşen görüşmede Yahnici, Kunstadterin hoşuna gitmeyecek söylemlerde ve eleştirilerde bulunuyor. Kunstadterin, pasaklı ve dağınık olarak tanımladığı Yahnici ile yaptığı o görüşme, telgrafa şu şekilde yansıyor:

() Siyasi müsteşarla, her yanı kitap ve kâğıt yığını içindeki ofis / apartman dairesinde buluştu. Yanında bir nargile duran büyük bir koltuğa oturdu, yerde küller vardı. Konuşmaya, siyasi müsteşarı, Hıristiyan aleyhtarı bir söylemle acemice kızdırmaya çalışarak başladı. Daha sonra da Ankaraya, kırsal göçten şikâyetçi oldu.

Sözüne, Hıristiyan aleyhtarı bir girizgâh ile başlayan Yahnicinin amacı, gerçekten de Kunstadterini kızdırmak mıydı bilmiyoruz fakat en önemli detayları ve sorumuzun yanıtını, böyle bir girişten sonraki uzun konuşmalarında buluyoruz. Yahnicinin eleştirileri, Kunstadterin ifadesiyle telgrafa şu şekilde yansıyor:

() Bu konuşmayı, Irak savaşıyla ilgili uzun bir nutuk izledi. Yahnici, Kürt etnik kökenine sahip Kürtleri, 1 Mart 2003te ABD birliklerinin Türkiye üzerinden Iraka girmesine izin verecek olan tezkereye karşı oy kullanmakla suçladı. Çünkü Kürt vekiller, ABD Türkiye ilişkilerini sabote etmek ve Kuzey Irakta bağımsız bir Kürdistan kurulması için bir katalizör oluşturmak istemişlerdi. Sonra hevesle; AB reformlarının Türkiye Cumhuriyetinin birliğine ve ayakta kalmasına karşı oluşturduğu tehditler konusunda bir başka öfkeli nutuka geçti.

Satır aralarına dikkat edilecek olursa Yahnici, Türkiyedeki Amerikan üslerinin küresel güçler tarafından kullanılmasına ve Irakın işgal edilmesine itirazı yoktur. İşte ABDnin Bölge çıkarlarımız dediği Ortadoğunun federe devletlere bölünmesini öngören projesine Yahnici karşıçıkmadığı, taraf olduğu için faydacılar listesine alınmıştır. Metnin devamında ise AB reformlarına ve bağımsız bir Kürdistanın kurulmasına itirazı olduğu görülüyor. Bu görüşmede ayrıca MHP liderine (Bahçeliyi kastediyor) milliyetçi ideolojiyi geliştiremediği ve gerektiği gibi açıklayamadığı için de eleştiriler yöneltiyor.

BÖLÜM V

Devlet Bahçeli kimlerle hangi konuları görüştü?

MHPliler ve milliyetçi çizgide yer alan bu kişilerle yapılan görüşmelerden sonra tüm bu eleştirilerin odağında olan Devlet Bahçelide nihayet kriptolardaki yerini alıyor. ABDnin siyasi müsteşarı John Kunstadter ile MHP Genel Merkezinde yaptıkları görüşmenin ana konusunu ise seçimler oluşturuyor.

Kunstadterin,Haydutvari geçmişiyle tanınan ultra sağ partinin 59 yaşındaki, yumuşak sesli lideri olarak betimlediği Bahçeli, yapılacak olan seçimin genel bir özetini yaptıktan sonra MHPnin, geçmişten daha geniş bir seçmen potansiyeline sahip olduğunu söylüyor. Bahçeli, Türkiyenin en önemli üç meselesi olarak gördüğü Ayrılıkçı terörist faaliyetler, Kuzey Iraktaki bağımsızlaştırma çabaları ve Kıbrıs sorunu na kısaca değindikten sonra asıl konuya geçiyor.

Türkmenlerin göz ardı edildiğine, Irak konusunda ABDnin sadece kendi toplumunu tatmin ettiğine dikkat çekerek Kuzey Irakta, Türkiyenin tarihi yapısına uymayan bir yapıyı kabul etmeyeceği uyarısında bulunuyor. AB konusunda ise Türkiyenin yükümlülüklerini yerine getirdiğini ancak ABnin bu yolda ilerlemeyi engellemeye devam ettiğini, Türkiyenin önceliğinin ulus-devlet yapısı ile toprak bütünlüğü olduğunu ve ABnin, Türkiyeye karşı bir tehdit oluşturması durumunda politikalarını gözden geçirmek zorunda kalacaklarını hatırlatarak Kıbrısın milli dava olduğu üzerinde duruyor. Bahçeli, kaygılarını ve eleştirilerini sıralarken ABnin, tıpkı SSCBnin kine benzer bir dağılma sürecinden geçip geçmeyeceğini merak ediyor ve Kunstadterin bilgisine başvuruyor. Fakat bu soruya Kunstadterin, yanıtının ne olduğunu bilemiyoruz çünkü telgrafta yer almıyor.

Bahçeli ile yapılan görüşmelerin ayrıntılarına bakılırsa sağlam bir duruş sergilediği görülebilir ancak bu tavrının blöf veya stratejik taktik olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü önceki sayfalarda Bahçelinin Kıbrıs sorununa ilişkin tutumuna ve Annan Planına karşı olmadığına dair kriptolarda yer alan ifadelere yer vermiştik. Kunstadterin, telgrafın yorum bölümüne MHP Genel merkezinin kapısında yer alan yazı, demokratik siyasetin uygulayıcılarının, silahlı gezmesinin, MHPli tipler arasında hala kabul gören bir özellik olduğunu hatırlatalım.şeklinde düştüğü nottan, Bahçeli-Kunstadter görüşmesinden uzlaşının çıkmadığı anlaşılıyor.

MHPnin genel merkez girişindeki Lütfen silahlarınızı bu masada bırakınız. yazısının halen asılı olup olmadığını bilmiyorum. Ancak ileri tarihlerdeki telgrafları irdelediğimizde ABDli diplomatların, MHPlilerle neden böylesine ilgilendiğinin, yoğun bir görüşme trafiği gerçekleştirme gereği duyduklarının üzerindeki sır perdesi de kalkmış oluyor.

AKPnin ikinci defa tek parti olarak çıktığı, MHPnin ise 5 yıl aradan sonra yüzde 14. 4 oy ile yeniden meclise girdiği 22 Temmuz 2007 seçimlerinden yaklaşık 15 gün sonra ABDnin Ankara Büyükelçiliğinden Washingtona bir telgraf gönderiliyor. Dönemin Ankara siyasi müsteşarı Kelly Degnanın, 07 Ağustos 2007de kaleme aldığı ve KİŞİYE ÖZEL ibaresini eklediği telgraftan, Devlet Bahçelinin Kunstadterden sonra bu defa ABDnin Ankara Büyükelçisi James Jeffery ile de bir görüşme daha gerçekleştirdiğine tanık oluyoruz.

Bahçelinin asıl önemli ve üçüncü görüşmesi ise Türkiyede büyük bir kırılmaya neden olanErgenekon Kumpasının fiilen uygulamaya konulduğu 2009da, yine dönemin Ankara büyükelçisi James Jeffery ile oluyor. İkili arasında 24 Nisanda gerçekleşen görüşmede Bahçelinin, üç noktada endişelerinin olduğu anlaşılıyor. Bahçelinin endişelendiği noktalar, Jeffery tarafından şu şekilde sıralıyor:

() Birincisi; ABDnin, MHP hakkındaki imajından endişe duyduğu aşikâr olan Bahçeli, partisini özellikle ana akım ve ılımlı diye tanımladı. İkincisi; MHP, ABD ile ilişkiler konusunda ihtiyatlı bir iyimserlik ve içinde Türk-Amerikan stratejik ortaklığının ne olduğu konusunda daha somut bir sonuca ulaşmak istiyor. Son olarak Bahçeli, Ermeni Diasporası konusunda açıldı ve bir bakıma Başkan Obamaya, Ermeni soykırımını tanıması için meydan okudu.

Önceki görüşmelerde olduğu gibi Bahçeli yine tavrını ortaya koyarak taviz vermemeye özen gösteriyor ancak Jeffery, Türk-Amerikan stratejik ortaklığının ne olduğu konusunda Bahçeliyi tatmin edecek somut bir düşünce ortaya koymaya gerek duymuyor. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli ayrıntı ABDnin, MHPnin imajından duyduğu rahatsızlığın Bahçeliyi tedirgin etmesidir. Daha net ifadeyle özetleyecek olursak milliyetçilerin anti-emperyalist çizgisi, ABDyi rahatsız ettiğinden Bahçeli, ABDnin hoşuna gitmeyen bu imajı silmek için parti içinde operasyonlar yapmış ve ABDnin isteği doğrultuda şekillendirmiştir.

Yapılan bu üçüncü görüşmelerden de bir sonuç alınamıyor ama Jeffery, telgrafın sonuna Büyükelçilik ile irtibatta olan MHPli, milliyetçileri genel bir sınıflandırmaya tabi tutarak listesini yapıyor. Kendileri için kimin, ne anlam taşıdığını gösteren liste şöyle:

Bakanlar ve Entelektüeller: Ahmet Deniz Bölükbaşı, Gündüz Atakan, Meral Akşener, Sabahattin Çakmakoğlu, Mithat Melen, Tunca Toskay.

Sadakatliler: Kenan Tanrıkulu, Oktay Vural, Faruk Bal.

Aristokratlar: Tuğrul Türkeş, Hamit Homriş.

Haydutlar: Osman Durmuş, Atilla Kaya.

BÖLÜM VI

Saçak partisi MHP ile AKP aynı çizgide

MHP ile ABDnin Ankara Büyükelçiliği arasındaki görüşme trafiğini ele alan bir sonraki telgraf ise 08 Ağustos 2007de yani bu listenin yapıldığı telgraftan bir gün sonra GİZLİ veya KİŞİYE ÖZEL ibaresi düşülmeden Washingtona gönderiliyor. İhsan Barutçu, Nazmi Çelenk ve Mithat Melen ile yapılan görüşmelerin ayrıntılarına yer verilen telgrafta MHPnin, batı kolu olarak nitelendirilen bu üç kişiden Barutçunun, Ergenekon soruşturmasına destek verdiği not ediliyor.

Melen ise AKP ile MHP arasındaki en önemli farkın, yolsuzluk meselesi olduğunu söylüyor. Melenin bu söyleminin okumasını doğru yaptığımızda, yolsuzluk dışında AKP ile MHPnin gerçekte aynıçizgide politika yaptıkları dolayısıyla da AKPyi neden savundukları, ittifak içine girdikleri bir kez daha teyit edilmiş oluyor. Bu kişilerin MHPnin Batı Koluşeklinde sınıflandırılmasının nedenini ise ABD ile yakın ve sıcak ilişki kurmaları yani batıyı desteklemeleridir. İlginçtir ki, MHP gibi bir parti içinden batıya, batı politikalarına destek verecek birilerinin çıkması, ABDli diplomatlar tarafından dahi şaşkınlıkla karşılanıyor ve bu şaşkınlıkları da telgrafa yansıyor. İşte bu önemli ayrıntı, MHPnin Türk halkına ve kendi seçmenine karşı nasıl bir iki yüzlü politika yürüttüğünü tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Bu telgrafın yazıldığı tarihten yaklaşık bir yıl sonra bu defa Amerikan telgraflarına MHP genel sekreteri Cihan Paçacı giriyor. Dönemin Ankara büyükelçiliği siyasi müsteşarı Daniel OGrady, kaleme aldığı 12 Şubat 2010 tarihli ve KİŞİYE ÖZELibareli telgrafına MHP: İyi Polis, Kötü Polis başlığını atıyor.

MHPnin, 2011in ortasında yapılacak olan genel seçime ilişkin planlama yaptığı notunu düşen OGrady, seçimlerde ikili bir politika izleyeceğine dikkat çekerek bir yandan partinin sahne arkasında cesaret verici şeyler söylerken diğer yandan ilkel içgüdülerine çirkin bir imaj eklediklerine dair ağır eleştiriler yöneltiyor. Cihan Paçacı ile OGrady arasında yapılan görüşmede Paçacı, MHPnin eskiden şiddetle ünlenmiş bir saçak partisi olduğunu ve Devlet Bahçelinin ise 1997de genel başkan seçilmesinden sonra bu imajı değiştirmek için çalıştığını söylüyor.

Seçimlere ilişkin vaatlerde de bulunan Paçacı, yapılacak olan 2011 seçimlerinde eğer hükümet kurabilirlerse AKPnin yapmaya çalıştığı türden değişiklikleri, ülkeyi bölmeden yapabilecekleri iddialarını ileri sürüyor. ABDnin, Türkiye üzerindeki politikalarını, bölge çıkarlarını dolaylı yollardan desteklediğini de ima eden Paçacının aynı zamanda Bahçelinin, parti içindeki değişim programını da desteklediğine dair o ayrıntı, telgraftaki yerini şu şekilde alıyor:

() Bahçelinin yönetimindeki MHPnin, etnik Milliyetçiliğine dayalı milliyetçi odağından etnik ve dini geçmişi ne olursa olsun Türkiyedeki herkesin ortak kültür, tarih ve diline dayalı bir odağa doğru evirildiğini savundu.

MHP içindeki ideolojik değişiklik, yani ABDnin öngördüğüIlımlıçizgiye evirilmesi demek, Amerikan karşıtı politikalardan vazgeçerek batı politikalarını ve dolayısıyla da emperyalizmin bölge çıkarlarını savunmak demektir. Yüksek bir olasılıkla MHP, parti ideolojisinde revizyona giderek hem batının desteğini alma hem de da AKPye oy veren dinci Kürtlerin oylarına talip olma hesapları yapmaktaydı. İşte kriptolardan teyit ettirdiğimiz bu gerçekler, iktidara taşındığı 2002den beridir ağır eleştiriler yönelten Bahçelinin, neden AKPyi savunmaya başladığının ve hatta ittifak yaptığının yanıtını da vermiş oluyor.

Başta genel başkanları Devlet Bahçeli olmak üzere Ülkücü milliyetçilerin, ABD ve AKP ile olan gizli ilişkilerine yer verdiğimiz kriptoların sonuncusuna ise MHPnin popüler isimlerinden, genel başkan yardımcısı Oktay Vural giriyor. Görüşmenin nerede gerçekleştiğine dair bilgi verilmiyor fakat Oktay Vural, ABDnin hoşuna gitmeyecek türden açıklamalar yapıyor. R. Tayyip Erdoğanı, Türk demokrasisi için bir numaralı tehdit olarak tarif eden Vural, medyanın AKPnin hizmetinde olduğunu, telefonunun dinlendiğini, kendisinin veya ailesinin her an Ergenekon kapsamında gözaltına alınabileceğini söyleyerek endişelerini dile getiriyor. Eleştirisini iktidar üzerinden sürdüren Vural, AKPnin kendini dine borçlu hisseden ve tabiat-yapı itibariyle de anti-demokratik bir parti olduğuna dikkat çekiyor. MHPnin görevinin de AKPnin, Türkiyeye verdiği zarar konusunda toplumu bilgilendirmek olduğunu söyleyerek sözlerini tamamlıyor.

Kriptoların bütünlüğünde, AKPnin iktidara geldiği 2002den itibaren MHPyi mercek altına alan ABD, Bahçelinin seçim stratejilerini, partiyi dönüştürme çabalarını, dış politika ve meselelerine yaklaşımını öğrenmek için parti içinden veya o çizgideki kişilerle bağlantı kuruyor, elde ettiği bilgileri de Washingtona rapor ediyor.

MHPnin böylesine ciddi bir şekilde takip edilmesindeki temel neden, Federe Kürt devleti ve Kıbrıs konusundaki hassasiyetleridir. Dolayısıyla Milliyetçi Hareket partisinin, Federe Kürt devleti üzerine inşa edilen Ortadoğu projesini engelleyeceği ya da tehlikeye düşürebileceği ihtimalini dikkate alarak MHPyi dikkatli bir şekilde izlemiş ve konu içinde yer verdiğimiz partililerle de bizzat görüşmeler yaparak nabız yoklamış, buna göre de strateji geliştirmişlerdir.

MHPliler ile ABDli diplomatlar arasında gerçekleştirilen görüşmeleri özetleyecek olursak, gerek Bahçeli taraftarları ve gerekse Bahçeliye muhalif olanlar, bilerek ya da bilmeyerek aynı hedefte birleşmişlerdir. Sonuçta Devlet Bahçeli, genel başkan seçildiği 1997den itibaren MHPyi, ABDnin öngördüğüılımlıİslam çizgisine getirmek için yoğun çaba harcamış, ABD karşıtıülkücüleri partiden ihraç ederken Ülkü ocaklarını da kapatmıştır. Bahçelinin, parti içindeki değişimi işte bu iki strateji üzerine kuruluydu. Her ne kadar Oktay Vural ile Şevket Bülent Yahnici gibi isimler, ABD politikalarına karşı durmuş, cılız eleştiriler yöneltmiş olsalar da partinin köklü bir şekilde değiştirilmesine, ideolojisinden saptırılmasına engel olamamışlardır.

Sonuç itibariyle Bahçeli, muhaliflere rağmen MHPyi, emperyalizmin öngördüğüılımlıçizgiye çekerek operasyonlarını tamamlamış ve safını belirlemiştir.

Veysel Boğatepe

BİTTİ

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s