T.C.’NİN TEM FAALİYETLERİ DOSYASI : Yerel Yönetimlerin Ekonomisi ve PKK’nın En Büyük Gelir Kaynağı (YAZI DİZİSİ – BÖLÜM 3 )


Yerel Yönetimlerin Ekonomisi ve PKK’nın En Büyük Gelir Kaynağı

Türkiye kentlerinin çoğunda ve kentlerimizde sermayenin isteğine göre şekillenen, piyasa güçlerinin kent ölçeğinde egemen güç olduğu, arazi rantına endekslenmiş bir kent ekonomisi anlayışı, sürekli ve plansız büyüme gibi kabul edilemez bir durumu açığa çıkarmıştır. Türkiye kentlerinde yerel yönetimlerin ideolojik yaklaşımları gereği sermayenin isteğine göre şekillendirdikleri kentsel süreçler, bizim yerel yönetim uygulamalarımızda imar uygulamalarının yarattığı ranta belediyelerin gelir kapısı olarak bakan anlayışla üretilmektedir. Açıkçası belediyelerin imar uygulamalarının yarattığı rantı tek gelir kapısı olarak değerlendirmesi, kendini imar rantına mahkum bırakarak olumsuz etkiye açık hale gelmesi de doğru değildir. Nitekim kentlerdeki birçok yoğunluk artırıcı imar tadilatı, verilmemesi gereken kararlar sonucu gelişen çarpık yapılaşmanın en önemli sebebi imar uygulamalarından elde edilmesi beklenen gelirden vazgeçilememesidir. Bu durumun yarattığı en vahim sonuç, kentlerimizin bugününün ve yarının ipotek altına alınmasıdır. Çarpık kentleşmenin ortaya çıkmasına neden olan bu tür kararları almamak için, yerel yönetimlerin kaynaklarını çeşitlendirmeleri zorunluluğu bulunmaktadır. Bu çerçevede, yerel yönetimlerin bazı çalışmaları yapmak ve tedbirler almak üzere harekete geçmesi, kendi ekonomisini kuracak, bir anlamda ekonomik bağımsızlığını elde edecek koşulları yaratması kaçınılmaz bir sorumluluktur. Bilindiği üzere yerel yönetimler birçok konuda hizmet alımı yapmakta, taşeron uygulamasına gitmektedir. Belediyelerin personel giderlerinin toplam bütçe içindeki payının % 30’u geçmemesi gibi bir sıkıntı olduğundan sınırlı sayıda personel istihdam edebilen belediyeler, personel açığını taşeron uygulaması ile gidermektedirler. Taşeron, çalıştırdığı personele yaptığı ödemelerin ve harcamaların dışında, kendi kasasına da para akmasını sağlayan bir kar elde etmektedir. Taşerona kar olarak dönen miktar, belediyelerin kasasından çıkan para anlamına gelmektedir.

Dolayısıyla yerel yönetimlerin kendi hizmet süreçlerini kendilerinin yürüteceği, taşeron uygulamasından vazgeçecekleri bir yöntemin tespit edilmesi durumunda belediyelerin giderlerinde bir azalma sağlanacaktır. Doğru uygulama, çalışanların tamamını belediye bünyesinde istihdam etmek olsa da mevcut koşullarda bunun imkan dahilinde olmaması başka seçenekleri gündeme getirebilmelidir. Bu seçenek, özellikle AKP’li belediyelerin çok iyi bir şekilde uyguladığı şirketleşme politikasının hayata geçirilmesidir. AKP belediyelerinin uygulaması olarak sunulduğunda kulakları tırmalayan, rahatsızlık yaratan bu uygulamanın hayata geçirilmesinin birçok avantajı olacaktır. Hizmetlerin kendi şirketleri eliyle yapılmasını sağlayan bir belediyenin, yapılan hizmetin karşılığında ortaya çıkan karı kendi kasasına aktarması söz konusu olacaktır ki, bu uygulamayı başarıyla yerine getiren belediyelerin, merkezi hükümetin aktaracağı paylara hiç ihtiyacı olmadan, bütün hizmetlerini yürütebilme imkanlarına kendilerini kavuşturduklarını tespit etmek gerekir. Belediye şirketlerinin hizmet alımı işlerini yapmasının yanında üretime dönük faaliyetler yürütmesi de olanaklıdır. Şöyle ki, kentsel altyapı ve üstyapı hizmetlerinde kullanılan birçok malzeme dışarıdan, üreticilerden alınmakta; ya da işin kendisi bir başka yükleniciye yaptırılmaktadır. Kendi kullandığı taşı, çöp kovasını, sosyal donatı elemanlarını, altyapı malzemelerini kendi üreteceği tesislere sahip olmak iki önemli sonucu doğuracaktır. Birincisi, kentte üretim sektörünün gelişmesine katkı yapacak, istihdam sağlayacaktır. İkinci faydası ise hem üretimden, hem hizmetin yürütülmesinden ortaya çıkacak artı değer belediyenin kasasına girecek, belediyenin bütçesi, dolayısıyla ekonomisi güçlenecektir. Kendi şirketleri eliyle özellikle inşaat sektörüne girebilecek bir imkan yaratılabilirse, sosyal konut, ucuz konut yapımını da içeren bir örneğin bütün dünyaya gösterilmiş olması sağlanacaktır. Üretim alanlarını ve konut inşası gibi işleri işsizlikle mücadelenin aracına dönüştürme şansı yakalanacaktır. Buradan hareketle, sermayenin karına ve rantına dayalı olmayan, dayanışmacı bir ekonominin hayata geçirilebileceği herkese ispat edilebilecektir.

Belediye bünyesinde şirket kurma konusunda bazı girişimler yapılmış, ancak çeşitli nedenlerle sonuçsuz kalmıştır. Özellikle Diyarbakır’da büyükşehir belediyesi tarafından hayata geçirilmeye çalışılan, ancak AKP iktidarı tarafından engellenen Diyar A.Ş., Yenişehir belediyesi tarafından uygulanmaya çalışılan, halkın ilgisinin yönlendirilemediği marketçilik girişimi sonuçsuz kalan girişimlerdendir. Belediye şirketlerinin reklam, market, üretim, inşaat, altyapı-üstyapı müteahhitliği, hizmet alımı, mal alımı gibi birçok alanda faaliyetler yürütebilecek şekilde kurulması hayati faydalar getirecektir. Ancak birtakım engellerin çıkarılması durumunda alternatif bir yöntem benimsenebilir. Bu da dışarıdan kendi şirketini kurmak şeklinde tarif edilebilir. Yukarıda sayılan alanların her birinde ve farklı alanlarda çalışma yürütmek üzere, yurtsever kişilere özel hisseli şirketlerin kurdurulması, bu şirketlerin gelirlerinin tamamen yerel hizmetlere aktarılması, hatta partinin bile faydalanabileceği, sahip olarak görünenlerin sadece çalışan olduğu bir şirketleşme sürecine gidilebilir. Nitekim AKP belediyelerinin zenginleştirdiği şirketlerin AKP’yi zenginleştirdiği birçok örnek bilinmektedir. Yine Sanko, Boydak, Albayrak, Yimpaş gibi büyük sermaye şirketleri haline gelmiş bazı şirketlerin, yerel hizmetleri yürüten, belediyelerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere üretim yapan firmalar olarak işe başladıkları değerlendirildiğinde, buradan yola çıkarak oluşturulacak bazı organizasyonların Kürt halkının, hatta hareketin hizmetine aktarılmasının, istihdam olanağı yaratması yanında ciddi ekonomik imkanlar sağlayacağı değerlendirilmelidir. Üstelik bizim belediyelerimiz üzerinden çok ciddi paralar kazanan bazı şirketlerin ise katkılarının yok denecek düzeyde olduğu da gerçektir. Bu durumda kendine ait şirketler kurarak, becerilemezse Kürt hareketine ait şirketler kurarak bu engel aşılabilir. Ekonomisi güçlü, merkezi bütçeden aldığı payı önemsemeyen, imar rantına muhtaç kalmayan bir yerel yönetimin önünün çok daha açık olması söz konusu olacaktır. Merkezi iktidarın, kentsel hizmetlerin sağlıklı yürütülmesini engelleyerek yerel yönetimleri ele geçirmek için, açlıkla terbiye etmenin başka bir versiyonu olarak adlandırılabilecek uygulamasıyla, birçok kaynağın belediyelere aktarılmasının önüne geçmesi karşısında, ona muhtaç olmadan belediyecilik yapma, imar rantına ihtiyacı olmadığından, kenti tehdit eden uygulamalara karşı duran bir belediyecilik imkanı ortaya çıkabilecektir.

Yerel yönetimlerin ekonomisinin güçlü olması kadar önemli bir konu da bütçenin nasıl oluşturulduğu, hangi ihtiyaçları karşılayabileceği, hangi çalışmaların yapılmasına imkan sağlayacağı hususudur. Bütçenin katılımcı yöntemle oluşturulması gerekmektedir. Ancak yerel yönetimlerimizde böyle bir uygulama mevcut değildir. Sadece Diyarbakır’da belediyelerin bütçelerinin tartışıldığı bir kent konseyi toplantısı yapılmakta, hazırlanan bütçeler katılımcılarla paylaşılmakta, varsa öneriler alınmakta, konu orada kapanmaktadır. Bu uygulamanın katılımcı bütçe uygulaması olmadığını tespit etmek gerekmektedir. Katılımcı bütçe, bütün meclislerin, kent dinamiklerinin, halkın, kısacası katılım sürecinin bütün aktörlerinin en başından itibaren içinde olduğu bir süreçtir. Öncelikle her alanın ihtiyaçları tespit edilir, talepleri alınır, bu ihtiyaç ve taleplerin hayata geçirilmesi için gerekli kaynak tespitleri yine bu kesimlerle işbirliği içinde yapılır, öncelikler yine katılımla belirlenir, belediyelerin zorunlu harcamaları v.s. ortaya konur, bütçede önceliklere göre kaynak aktarımını sağlayacak bir çalışma sonuçlandırılır. Aksi durumda birkaç saatlik bir toplantıda yapılan bütçe görüşmeleri o bütçenin hazırlanması sürecini katılımcı yapmaya yetmemektedir.

TÜRKİYENİN YASALARIYLA TÜRKİYE YE KUMPAS KURMAK.

Bir an önce kardeş belediye modeli gözden geçirilmelidir. PKK’nın para aklama ve resmiyete dökme yöntemlerinin başında gelir. yani TÜRKİYENİN kanunlarını uygulayarak Türkiye kumpas kuruluyor. HDP li belediyelerin kardeş belediyeleri hızla incelenmelidir geçmiş dönemlerdeki.

Türkiye kentlerinin çoğunda ve kentlerimizde sermayenin isteğine göre şekillenen, piyasa güçlerinin kent ölçeğinde egemen güç olduğu, arazi rantına endekslenmiş bir kent ekonomisi anlayışı, sürekli ve plansız büyüme gibi kabul edilemez bir durumu açığa çıkarmıştır. Türkiye kentlerinde yerel yönetimlerin ideolojik yaklaşımları gereği sermayenin isteğine göre şekillendirdikleri kentsel süreçler, bizim yerel yönetim uygulamalarımızda imar uygulamalarının yarattığı ranta belediyelerin gelir kapısı olarak bakan anlayışla üretilmektedir. Açıkçası belediyelerin imar uygulamalarının yarattığı rantı tek gelir kapısı olarak değerlendirmesi, kendini imar rantına mahkum bırakarak olumsuz etkiye açık hale gelmesi de doğru değildir. Nitekim kentlerdeki birçok yoğunluk artırıcı imar tadilatı, verilmemesi gereken kararlar sonucu gelişen çarpık yapılaşmanın en önemli sebebi imar uygulamalarından elde edilmesi beklenen gelirden vazgeçilememesidir. Bu durumun yarattığı en vahim sonuç, kentlerimizin bugününün ve yarının ipotek altına alınmasıdır. Çarpık kentleşmenin ortaya çıkmasına neden olan bu tür kararları almamak için, yerel yönetimlerin kaynaklarını çeşitlendirmeleri zorunluluğu bulunmaktadır. Bu çerçevede, yerel yönetimlerin bazı çalışmaları yapmak ve tedbirler almak üzere harekete geçmesi, kendi ekonomisini kuracak, bir anlamda ekonomik bağımsızlığını elde edecek koşulları yaratması kaçınılmaz bir sorumluluktur. Bilindiği üzere yerel yönetimler birçok konuda hizmet alımı yapmakta, taşeron uygulamasına gitmektedir.

Belediyelerin personel giderlerinin toplam bütçe içindeki payının % 30’u geçmemesi gibi bir sıkıntı olduğundan sınırlı sayıda personel istihdam edebilen belediyeler, personel açığını taşeron uygulaması ile gidermektedirler. Taşeron, çalıştırdığı personele yaptığı ödemelerin ve harcamaların dışında, kendi kasasına da para akmasını sağlayan bir kar elde etmektedir. Taşerona kar olarak dönen miktar, belediyelerin kasasından çıkan para anlamına gelmektedir. Dolayısıyla yerel yönetimlerin kendi hizmet süreçlerini kendilerinin yürüteceği, taşeron uygulamasından vazgeçecekleri bir yöntemin tespit edilmesi durumunda belediyelerin giderlerinde bir azalma sağlanacaktır. Doğru uygulama, çalışanların tamamını belediye bünyesinde istihdam etmek olsa da mevcut koşullarda bunun imkan dahilinde olmaması başka seçenekleri gündeme getirebilmelidir. Bu seçenek, özellikle AKP’li belediyelerin çok iyi bir şekilde uyguladığı şirketleşme politikasının hayata geçirilmesidir. AKP belediyelerinin uygulaması olarak sunulduğunda kulakları tırmalayan, rahatsızlık yaratan bu uygulamanın hayata geçirilmesinin birçok avantajı olacaktır. Hizmetlerin kendi şirketleri eliyle yapılmasını sağlayan bir belediyenin, yapılan hizmetin karşılığında ortaya çıkan karı kendi kasasına aktarması söz konusu olacaktır ki, bu uygulamayı başarıyla yerine getiren belediyelerin, merkezi hükümetin aktaracağı paylara hiç ihtiyacı olmadan, bütün hizmetlerini yürütebilme imkanlarına kendilerini kavuşturduklarını tespit etmek gerekir. Belediye şirketlerinin hizmet alımı işlerini yapmasının yanında üretime dönük faaliyetler yürütmesi de olanaklıdır. Şöyle ki, kentsel altyapı ve üstyapı hizmetlerinde kullanılan birçok malzeme dışarıdan, üreticilerden alınmakta; ya da işin kendisi bir başka yükleniciye yaptırılmaktadır. Kendi kullandığı taşı, çöp kovasını, sosyal donatı elemanlarını, altyapı malzemelerini kendi üreteceği tesislere sahip olmak iki önemli sonucu doğuracaktır. Birincisi, kentte üretim sektörünün gelişmesine katkı yapacak, istihdam sağlayacaktır. İkinci faydası ise hem üretimden, hem hizmetin yürütülmesinden ortaya çıkacak artı değer belediyenin kasasına girecek, belediyenin bütçesi, dolayısıyla ekonomisi güçlenecektir. Kendi şirketleri eliyle özellikle inşaat sektörüne girebilecek bir imkan yaratılabilirse, sosyal konut, ucuz konut yapımını da içeren bir örneğin bütün dünyaya gösterilmiş olması sağlanacaktır. Üretim alanlarını ve konut inşası gibi işleri işsizlikle mücadelenin aracına dönüştürme şansı yakalanacaktır. Buradan hareketle, sermayenin karına ve rantına dayalı olmayan, dayanışmacı bir ekonominin hayata geçirilebileceği herkese ispat edilebilecektir.

Belediye bünyesinde şirket kurma konusunda bazı girişimler yapılmış, ancak çeşitli nedenlerle sonuçsuz kalmıştır. Özellikle Diyarbakır’da büyükşehir belediyesi tarafından hayata geçirilmeye çalışılan, ancak AKP iktidarı tarafından engellenen Diyar A.Ş., Yenişehir belediyesi tarafından uygulanmaya çalışılan, halkın ilgisinin yönlendirilemediği marketçilik girişimi sonuçsuz kalan girişimlerdendir. Belediye şirketlerinin reklam, market, üretim, inşaat, altyapı-üstyapı müteahhitliği, hizmet alımı, mal alımı gibi birçok alanda faaliyetler yürütebilecek şekilde kurulması hayati faydalar getirecektir. Ancak birtakım engellerin çıkarılması durumunda alternatif bir yöntem benimsenebilir. Bu da dışarıdan kendi şirketini kurmak şeklinde tarif edilebilir. Yukarıda sayılan alanların her birinde ve farklı alanlarda çalışma yürütmek üzere, yurtsever kişilere özel hisseli şirketlerin kurdurulması, bu şirketlerin gelirlerinin tamamen yerel hizmetlere aktarılması, hatta partinin bile faydalanabileceği, sahip olarak görünenlerin sadece çalışan olduğu bir şirketleşme sürecine gidilebilir. Nitekim AKP belediyelerinin zenginleştirdiği şirketlerin AKP’yi zenginleştirdiği birçok örnek bilinmektedir. Yine Sanko, Boydak, Albayrak, Yimpaş gibi büyük sermaye şirketleri haline gelmiş bazı şirketlerin, yerel hizmetleri yürüten, belediyelerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere üretim yapan firmalar olarak işe başladıkları değerlendirildiğinde, buradan yola çıkarak oluşturulacak bazı organizasyonların Kürt halkının, hatta hareketin hizmetine aktarılmasının, istihdam olanağı yaratması yanında ciddi ekonomik imkanlar sağlayacağı değerlendirilmelidir. Üstelik bizim belediyelerimiz üzerinden çok ciddi paralar kazanan bazı şirketlerin ise katkılarının yok denecek düzeyde olduğu da gerçektir. Bu durumda kendine ait şirketler kurarak, becerilemezse Kürt hareketine ait şirketler kurarak bu engel aşılabilir. Ekonomisi güçlü, merkezi bütçeden aldığı payı önemsemeyen, imar rantına muhtaç kalmayan bir yerel yönetimin önünün çok daha açık olması söz konusu olacaktır. Merkezi iktidarın, kentsel hizmetlerin sağlıklı yürütülmesini engelleyerek yerel yönetimleri ele geçirmek için, açlıkla terbiye etmenin başka bir versiyonu olarak adlandırılabilecek uygulamasıyla, birçok kaynağın belediyelere aktarılmasının önüne geçmesi karşısında, ona muhtaç olmadan belediyecilik yapma, imar rantına ihtiyacı olmadığından, kenti tehdit eden uygulamalara karşı duran bir belediyecilik imkanı ortaya çıkabilecektir.

Yerel yönetimlerin ekonomisinin güçlü olması kadar önemli bir konu da bütçenin nasıl oluşturulduğu, hangi ihtiyaçları karşılayabileceği, hangi çalışmaların yapılmasına imkan sağlayacağı hususudur. Bütçenin katılımcı yöntemle oluşturulması gerekmektedir. Ancak yerel yönetimlerimizde böyle bir uygulama mevcut değildir. Sadece Diyarbakır’da belediyelerin bütçelerinin tartışıldığı bir kent konseyi toplantısı yapılmakta, hazırlanan bütçeler katılımcılarla paylaşılmakta, varsa öneriler alınmakta, konu orada kapanmaktadır. Bu uygulamanın katılımcı bütçe uygulaması olmadığını tespit etmek gerekmektedir. Katılımcı bütçe, bütün meclislerin, kent dinamiklerinin, halkın, kısacası katılım sürecinin bütün aktörlerinin en başından itibaren içinde olduğu bir süreçtir. Öncelikle her alanın ihtiyaçları tespit edilir, talepleri alınır, bu ihtiyaç ve taleplerin hayata geçirilmesi için gerekli kaynak tespitleri yine bu kesimlerle işbirliği içinde yapılır, öncelikler yine katılımla belirlenir, belediyelerin zorunlu harcamaları v.s. ortaya konur, bütçede önceliklere göre kaynak aktarımını sağlayacak bir çalışma sonuçlandırılır. Aksi durumda birkaç saatlik bir toplantıda yapılan bütçe görüşmeleri o bütçenin hazırlanması sürecini katılımcı yapmaya yetmemektedir.

(ARKASI YARIN)

DİP NOT : ZEYNEP AY MÜSTEAR ADINI KULLANAN EKİP ÜYEMİZ 2009-2013 YILLARI İÇİNDE PKK TERÖR ÖRGÜTÜ İÇİNDE DİYARBAKIR BÖLGE SORUMLULUĞU YAPMIŞ ÜST DÜZEY ESKİ BİR MİLİTANDIR. ŞİMDİ İSE YURTSEVER BİR VATANDAŞ OLARAK TÜRK DEVLETİNE HİZMET ETMEKTEDİR. SİTEMİZDE BULUNAN BU BÖLÜMDEN ZEYNEP HANIMIN DİĞER ÜST DÜZEY PKK MİLİTANLARI VE FETÖ ÖRGÜTÜ MİLİTANLARI İLE – Kİ BİR KISMI HALEN HİZMETE DEVAM EDİYOR – YAPMIŞ OLDUĞU GÖRÜŞMELERİ VE BU KONUDAKİ ÖNEMLİ İFŞAATLARI GÜNLÜK OLARAK TAKİP EDEBİLECEKSİNİZ.

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s