TARİH /// Ali ŞAHİN : Tarihsel Süreçte Osmanlı ve 20.Yüzyıl


Ali ŞAHİN : Tarihsel Süreçte Osmanlı ve 20.Yüzyıl

KAYNAK : https://siyahcizgi.wordpress.com/2016/06/29/tarihsel-surecte-osmanli-ve-20-yuzyil/

KASTAMONU ÜNİVERSİTESİ

YAKINÇAĞ TARİHİ

Giriş

İnsanlığın ortaya çıkmasıyla birlikte, insanlar avcılık ve toplayıcılık yaparak mağaralarda birlikte yaşamaya başladılar. Daha sonraki dönemlerde insanların ferdileşmesi ve nüfusun çoğalmasıyla birlikte, tarım ve hayvancılık sistemini öğrenerek sosyalleşmişlerdir. İnsanların sosyalleşmesinin bir sonucu olarak ilkçağlarda Dünya’da devletleşme sistemine gidilmiştir. Anadolu’da Hititler, Mısır’da Mısır İmparatorluğu Mezopotamya’da ise Asurlular gibi büyük devletler ortaya çıkmıştır. Bu devletler kendi aralarında savaşarak topraklarını genişletme politikasına girmişlerdir. Ayrıca mezkûr devletlerde monarşik sistem hakim olup kölelik müessesi mevcuttu. Bu devletler siyasi birliklerini tamamladıktan sonra, kendi aralarında savaşmaya başlıyorlardı. Örneğin Hitit Devleti Arzava Krallığı’nı ve Mitannileri kendisine bağladıktan sonra Mısır’a savaş ilan etmiştir.

Bu devletler ilerleyen sürelerde zayıflamış ve tarih sahnesinden silinmişlerdir. Bu sefer devletlerin yerine tarih sahnesinde yeni devletler hatta daha geniş bir ifade ile imparatorluklar ortaya çıkmıştır. Bu dönemde Mezopotamya’da Persler, Avrupa’da Romalılar Orta Asya’da ise bir Türk hakanlığı olan Hunlar ortaya çıkmıştır. Bu imparatorluklar Dünya hâkimiyeti için savaşmışlardır. Çağdaşlarına göre Dünya siyasi tarihine damgasını vuran Romalılar olmuş ve topraklarını Avrupa’dan Asya’nın içlerine ve Afrika’ya kadar genişletmişlerdir. Roma İmparatorluğu tabiri caizse kendi çağında Dünya süper gücü haline gelmişti. Fakat İbn-i Haldun’un devlet teorisi devreye giriyor (her toplum önce doğar gelişir ve ölür), Romalılar güç kaybederek tarih sahnesinden silinmeye yüz tutuyor. Tabi ki bu dönemde Avrupa Hun İmparatorluğu’nun Avrupa’ya yerleşmesi ve Kavimler göçü ile Avrupa’da ki güç kaymasını gözden kaçırmamak gerekir. Avrupa’da ki barbar kavimlerin Roma İmparatorluğu’na yağma hareketlerinde bulunması, Romalıların bunları kendi bünyesinde kontrol edememesi ve bu dönemde Avrupa’da yeni bir güç haline gelen Hunların lideri Papa’nın deyimiyle Tanri’nın kırbacı Atilla ile baş edememeleri Romalıların sonunu getiren bir etmen haline gelmiştir. Roma’nın yerini daha sonraki dönemde yine Dünya tarihi bakımından önemli bir yere sahip olan ve Ortaçağ’ın diplomasi konusunda ki devi olan Bizans alacaktır.

Ortaçağ’da Bizans İmparatorluğu Anadolu’daki Ermenileri, Gürcüleri hükümranlığı altına almış ve Bulgar ile mücadele etmiştir. Bulgarların Hıristiyanlığı kabul edip güç kaybetmesi, Bizans’ı rahatlatmıştı. Fakat Bizans sarayları iç karışıklılar ve entrikalarla doluydu. Sürekli bir darbe hareketi geçirmekteydi. Ayrıca Bizans’ın başına bela olacak Türkler güçleniyordu.

1040 yılında kurulan Selçuklu İmparatorluğu 1071 yılına Anadolu’yu Türklere hediye etmiş ve akın akın Türk boyları Anadolu’ya gelerek burayı yurt haline getirmiş ve ileride Dünya’ya hakim olacak Türklerin temellerini atmıştır. Artık Bizans’ın en azınlı düşmanı Türkler olmuştur. Süleyman Şah’ın İznik’i Bizans’ın elinden alıp başkent yapmasıyla Anadolu’da ilk Türk devletini kurmuştu. Moğol istilasına kadar olan süreçte Selçuklular, Bizans ve Selçuklularla baş edemeyen Haçlı orduları arasında savaşlar meydana gelmiştir. 1243 yılında Moğolların Anadolu’ya gelmesi ve Selçuklularla Kösedağ Savaşını gerçekleştirmesi, Anadolu’da Türk hakimiyetini kısa bir süre ara verip Moğolların Anadolu’da hakim olduğunu gösterir. 1308 resmi olarak yıkılan Selçukluların yerini Osmanlılar alacaktır.

Osmanlıların Dünya Siyasetine Hakimiyeti

1299 yılında Osmanlı beyliği bağımsızlığını ilan etmiştir. Orhan Gazi’nin devletleştirdiği beyliğine 1326 yılında Bursa’yı katarak topraklarını genişlettiğini görmekteyiz. Osmanlılar diğer beyliklerle olan mücadelelerini bir iç mesele olarak görerek kendine en büyük düşman olarak Bizans’ı görmüş ve toprak genişletmesini Bizans üzerine yapmıştır. Orhan Gazi’nin Kantakuzen’in elinden Çimpe kalesini almasıyla Osmanlılar’ın Avrupa’ya adım atma imkanı bulmuştu. I. Murat Döneminde Edirne gibi önemli bir şehir Bizans’tan alınarak başkent yapılması Avrupa’da ilerleme konusunda ikinci adımdı. Avrupa’ya yapılacak gaza hareketleri için bir üs noktası olacaktı. Ayrıca I. Murat içeride de Hamitoğulların’dan Isparta ve Akşehir’i para ile alarak, Germiyanoğullarında’da Kütahya,Simav ve Emet’i alarak savaşmadan topraklarını genişletmişti. Bu faaliyetler Avrupa’da bir korku havası yaratmış ve Haçlı faaliyetleri ortaya çıkmıştır.

I.Bayezid’in iktidara gelmesiyle bu faaliyetler devam etmiş, İstanbul kuşatılmıştır. Ayrıca içeride de birçok beyliği topraklarına katarak siyasi birliği sağlamış ve Avrupa’ya yönelmeye niyetlenmiştir. Fakat bu dönemde Orta Asya’da hüküm süren ve cihan hakimiyeti mefkûresi güden diğer bir Türk beyi Timur ile karşı karşıya gelen Osmanlı Ankara Savaşı’nda yenilmiş ve Osmanlı Devleti fetret dönemi geçirerek içeride bölünme ile karşı karşıya kalmıştır. Fakat Çelebi Mehmet’in kardeşleri ile yaptığı mücadeleyi kazanıp devletin başına geçmesi, Osmanlı için vahim bir durumu engellemiş oldu. Çelebi Mehmed ve II. Murat Osmanlı’nın yayılmacı politikasını devam ettirmişlerdi.

Osmanlı tahtına II. Mehmed’in geçmesi Osmanlı tarihi açısından bir dönüm noktasıydı. II. Mehmed tahta geçer geçmez Bizans’ın başkenti olan Kostantinapolis’e göz dikmişti. Niyeti Bizans’ı tarih sahnesinden silerek Osmanlı’nın Anadolu ve Balkanlar’da ki topraklarını birleştirmek ve Hz. Peygamberin meşhur hadis-i şerifine nail olmaktı. 6 Nisan’da kuşatılan İstanbul 29 Mayıs 1453’te fethederek Bizans’ı tarih sahnesinde silmişti. Ayrıca Fatih unvanını almıştı. Ayrıca Fatih hükümdarlığı döneminde Karamanlıları hükümarnlığına almış Karadeniz’i Türk gölü haline getirmiş ve Otranto’yu fethederek Bizans’ı diriltme ümitlerini sona erdirmişti. Fatih’in ölümüyle tahta II.Bayezid geçmiş ve bu dönemde pek fazla fetih gerçekleşmemiştir. Yavuz’un iktidarı döneminde İslam Dünyasında bir fitne hareketi ortaya çıkmış ve bu fitne Osmanlı’yı da parçalama aşamasına getirmiştir. Yavuz’un faaliyetleri Ortadoğu’da İran’da hüküm süren ve bir Türk hükümdarı olan Şah İsmail üzerine olmuştur. Çaldıran’da Şah İsmail’i mağlup eden ve dönüşte Turnadağ’da Dulkadirlileri kendi hakimiyetine alarak Türk siyasi birliğini tamamlayan Yavuz 1520 yılında hayatını kaybetmiştir. Osmanlı tahtına artık oğlu Süleyman geçecektir. Süleyman’ın faaliyetleri direk olarak Avrupa’ya yönelik olacaktır. Bu dönem Osmanlı’nın altın devridir. Süleyman 1526 yılında Mohaç’ta Macarları mağlup ederek Macarları kendi hükümlığını aldı. Artık Osmanlı Avrupa ile komşu idi. Bu dönemde Hıristiyanların hamisi Avusturya İmparatorluğu idi ve Osmanlı Avusturya ile sınır olmuşu. Bu Haç ile hilalin karşı karşıya gelmesi anlamına da gelmekteydi. Osmanlı Devleti bu dönemde diplomatik olarak hiçbir devleti kendine denk olarak görmüyordu. Avusturya ile yapılan savaşlarda 1533 İstanbul Antlaşmasıyla Avusturya Arşidükü Osmanlı sadrazamına denk olacak ibaresi ile Avusturya’yı ayaklar altına almışt. Ayrıca bu dönemde yeni yeni ortaya çıkan Rus İmparatorluğu’nu da Moskova Prensliği olarak görüyordu. Osmanlı Devleti bu dönemde dünyaya damgasını vurmuş vaziyetteydi.

Bu süreç 1606 Zitvatoruk Antlaşmasına kadar süre gelmişti. 1606 yılında Avustuya ile yapılan Zitvatoruk Antlaşmasında Osmanlı Devleti toprak kaybetmedi fakat 1533 İstanbul anlaşmasında kazandığı üstünlüğü kaybederek prestij kaybetti, ayrıca gerilediğinin de sinyallerini vermiş oldu. Akabinde II.Viyana bozgunu Osmanlı Devleti için bir hezimet olmuş ve Sakarya Savaşına kadar Osmanlı Devleti sürekli bir geri çekilme politikasına giderek ofansif siyasetten, defansif siyasete geçmiş oldu. Bu dönemde artık dünya siyasetinde bir güç olarak Ruslar ortaya çıkmış ve 1700 İstanbul Antlaşması ile Azak kalesini almış ve İstanbul’da elçi bulundurma hakkı kazanmışlardı. 1711 Antlaşması ile Osmanlı Devleti bu hakları onlardan almıştı. Fakat Ruslar giderek Osmanlı üzerinde hakimiyetlerini artırma çabasındaydı. Amaçları sıcak denizlere inmekti. Bunun içinse gözleri sürekli boğazlardaydı. 1736 Belgrad Antlaşması ile Osmanlı Devleti 18.yy son kez toprak kazanmıştı.

1768-74 Osmanlı-Rus harbi neticesinde Osmanlıların bu savaşı kaybetmeleri, Osmanlı için fecaat sonuçlar ortaya koymuştu. Bu dönemde Küçükkaynarca Antlaşması yapılmış ve bunun sonucunda Kırım’ın bağımsızlığı kabul edilmişti. Ayrıca Ruslar Osmanlı Devletin de bulunan Ortodoksların haklarını koruyacak ibaresi ile Ruslar bu dönemde Osmanlıların içişlerine karışma hakkına sahip olmuştu. Azak kalesini alarak da Karadeniz’e inme imkanı bulmuş ve Osmanlı için büyük tehditler oluşturmaya başlamışlardı.

Fransız İhtilali’nin Getirdiği Yeni Sonuçlar

19.yy en önemli olayı hiç şüphesiz Fransız İhtilali olmuştur. Bu olay dünya tarihini değiştiren bir olay olmuştur. Bu olay Dünya’da İmparatorluk sisteminin sonunu getirmişti. Bu sıralarda 1787-92 Osmanlı-Rus-Avusturya Savaşı cereyan ediyordu. Avusturya’nın Fransız İhtilalinden etkilenmesiyle savaştan çekilmek zorunda kalmıştı, bunun akabinde Rusya’da savaştan çekilmek zorunda kalmıştı. Bu dönemden itibaren sürekli savaş halinde olan Avusturya ve Osmanlı Devleti artık müttefik olacaktı. Ayrıca bu dönemden itibaren Dünya siyasetinde İngiltere, Fransa ve Rusya olacaktı. 1815 Viyana Kongresi ile Dünya’da artık İmparatorlukların yerini milli devletler almaya başlıyordu. Dünya’da milliyetçilik hakimdi. Osmanlı Devleti’de bu fikir akımından nasibi almıştı. İlk olarak 1804 yılında Sırplar ayaklanmış, 1829’da ise ilk olarak Yunanlılar bağımsızlıklarını kazanmışlardı. Bu çorap söküğü gibi geliyordu. Ruslarında Osmanlı topraklarında uyguladığı Panslavizm politikası ile Osmanlı sınırları sürekli olarak daralıyordu. 1878 Berlin Antlaşması ile Sırplar, Bulgarlar da bağımsız birer devlet haline gelmişti. Osmanlı Devleti bu ayrılıkları önlemek amacıyla çeşitli fikir akımları ortaya atıyordu fakat hiç biri işe yaramıyordu. 1912 yılında son olarak Arnavutlarda bağımsızlıklarını ilan etmişlerdi.

Ayrıca sanayi devrimiyle sömürgeci devletlerde Osmanlıyı bir açık pazar ve hammadde yatağı olarak görüyor ve gözlerini bu coğrafyaya dikiyorlardı. Bağımsızlığını kazanan devletleri galeyana getirip ayaklandırıyorlardı. Özellikle Ortadoğu ve Hindistan yoluna gözünü dikiyorlardı. İngilizler ve Fransızlar bu bölgede Araplara hilafet ve bağımsız büyük Arap İmparatorluğunu vaat ediyorlardı. 1881 yılında İngilizler Mısır’ı, 1882’de ise Fransızlar Tunus’u ele geçiriyorlardı. Osmanlı Devleti Ortadoğu’da diğer taraftan bedevi kabilelerin ayaklanmaları ile uğraşıyordu.

1911 Balkan ve 1912 Trablusgarb savaşlarında Osmanlı devleti Kuzey Afrika’da ki son toprak parçasını da kaybediyordu. Bu dönemde Avrupa karışmış durumdaydı. Bloklaşmalar oluşuyordu. Bir dünya savaşı kapıdaydı fakat bir sadece bir bahaneye bakıyordu. İstenen olmuştu, bir Sırp milliyetçisinin Avusturya veilahtını öldürmesi sonucunda I.Dünya Savaşı ortaya çıktı başta tarafsız olan Osmanlı Devleti, Almanya’nın yanında savaşa girdi. Başarılı bir portre çizen Osmanlı Devleti müttefiki olan Almanların yenilmesiyle savaştan çekilmek zorunda kaldı. Bu dönemde Almanlara şartları ağır olan Versay, Macarlarla Triyanno, Bulgarlarla Nöyyi, Avusturya ile Sent Germen Antlaşmaları imzalanmıştı. Osmanlı Devleti’ne ise Sevr dikta ettirilmeye çalışılmıştır. Fakat Türk halkı bunu kabul etmeyerek ulusal direniş savaşı olan Kurtuluş Savaşına girişmiş ve kazanmıştır.

21.Yüzyılda İmparatorluklar

Sevr ile bir milleti yok edip en eski haçlı zihniyetiyle Ceyhun ötesine sürmeye çalışan Avrupalılar yine başaramamışlardı. Lozan ile Türkiye Devleti’nin kuruluşu tescillenmişti. Bu dönemde 1917 Rus Devrimiyle birlikte Çarlık Rusyası sona ermiş ve yerine Sovyet Rusya kurulmuştu. I. Dünya Savaşından sonra Dünya dengeleri değişmiş ve yeni devletler ortaya çıkmıştı. Balkanlarda Yugoslavya, Doğu Avrupa ve Orta Asya’da Sovyet Rusya gibi büyük devletler egemen olmaya başlamışlardı. İngiltere ise sömürdüğü ülkelerin bağımsızlıklarını vermişti. II.Dünya Savaşından sonra Dünyada komünist ve kapitalist sistem egemendi. Kapitalist sistemi ABD, komünist sistemi ise Sovyetler temsil etmekteydi. Fakat bu sistemde uzun sürmedi 1991’de Sovyet Rusya’nın dağılmasıyla birlikte ülkeler bağımsızlıklarını kazanmaları ile birçok devlet ortaya çıktı. Dünya tek kutuplu hale dönüştü. 2003 yılında Yugoslavya’nın da dağılmasıyla birlikte dünyada ki son imparatorluk sona ermişti. Rusya’nın başına Vlademir Putin’in geçmesiyle birlikte Rusya eski günlerini aramaya başlamıştı. 2009 yılında ki güvenlik konseyinde Putin’in “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sözüyle Dünyanın eski sistemine dönüşeceğinin sinyallerini veriyordu. Kosova’nın bağımsızlığı meselesinde Rusya’nın Sırplara, Amerika’nın ise Kosovalılara destek vermeleri iki büyük devleti karşı karşıya getiriyordu. Kosova’nın bağımsızlığını kazanması Rusya’nın diplomatik anlamda darbe yediğini göstermiştir. Fakat Rusya ise Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığı meselesinde Amerika’nın Gürcistan’ı desteklediği bir ortamda Oset ve Abhazlara destek vererek Amerika’yı saf dışı bırakmıştı. Daha sonraki dönemde Abhazların Rusların boyunduruğuna girmesiyle Rusya’nın eski Sovyet sınırlarını tekrardan elde etmeye çalıştığı fikri ortaya çıkardı. 2014 yılında Ukrayna’da çıkan ihtilafta Rusya’nın Kırım’ı elde etme çalışmaları Rusya’nın 1700 yılında ki sıcak denizlere inme politikasını tekrardan gündeme getirdi. Ayrıca Rusya’nın Ortadoğu’da Esad’a verdiği destek ile Amerika’nın karşısında durduğunun göstergesidir.

Ayrıca bilindiği üzere Dünya üzerinde global ittifaklar mevcuttur. Avrupa Birliği, NATO, Birleşmiş Milletler bunlardan bilinenlerdendir. Orta Asya’da da Rusya ve Çin’in başını çektiği Şangay İşbirliği Örgütünü kurarak Orta Asya’da Kazakistan, Kırgızistan,Özbekistan ve Tacikistan’dan oluşmaktaydı. Rusya ve Çin bu örgüt vasıtasıyla Orta Asya’yı kontrol altında tutmaktadır.

Sonuç

İnsanlık tarihi ile başlayan süreçte ilkçağda insanların bir arada yaşamaları ve akabinde insanların tarım ve hayvancılığı öğrenmeleri ve insanların bireyselleşmesi ve sosyalleşmesiyle devletleşme serüveni başlamıştır. Ortaçağda Türklerin, Romalıların ve selefi Bizanslıların döneme damgalarını vurmalarından söz edilmiştir. Osmanlıların kurulmasıyla birlikte fethettiği topraklardan ve diplomatik faaliyetlerden söz edilmiştir. Daha sonra ki dönemlerde Osmanlı Devleti’nin giderek zayıflaması toprak kayıpları ve diplomatik olarak gerilemesinden söz edilmiştir. Rusya’nın Osmanlı üzerindeki politikalardan bahsedilmiştir.

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s