MİLLİ KALKINMA DOSYASI /// SÜLEYMAN YURDDAŞER : Kutörenli ölmedi daha !


SÜLEYMAN YURDDAŞER : Kutörenli ölmedi daha !

TÜRKİYE’de 24 Ocak 1980 ekonomik kararlarıyla “Zarar ediyorlar. Yük olarak sırtınızda taşımayın” denilerek, kamu iktisadi kurumlarının satılması yoluna gidildi. Bu dışardan bize empoze edilen uluslararası sermayenin politikasıydı. Bu politika, 1980 darbesinin sopasıyla Turgut Özal iktidarı ile hızlandı ve iç piyasamız yabancıya açıldı. Ne varsa adım adım satıldı. Bugün satacak topraktan başka bir şeyimiz kalmadı. Milyarlarca dolar borç da cabası… Hükümet ve toplum borç cenderesi ve üretimsizlikten kurtuluşun çarelerini arıyor. Nasreddin Hoca misali dün kaybettiğimiz ‘eşeği’ bugün bulmanın gayreti içindeyiz. Oysa bir zamanlar bu ülkede, üreten ve hızla gelişen kurumlar vardı. Pazarlar şen, tarlalar ‘gül’ açıyordu.

KONYA’DAN BİR ÖRNEK

Anlatacağım hikâye, Konya’nın Ereğli ilçesinde 1937 yılında kurulan Sümerbank Tekstil Fabrikası’ndan… Öncelikle fabrikayı biraz tanıtayım: 4 Nisan 1937 günü Sümerbank tarafından Ereğli Entegre Tekstil Bez Fabrikası olarak kurulmuştu. 46 bin 500 metrekare alana kurulan bu entegre tesis; iplik, dokuma, boya, baskı, konfeksiyon ve dikiş ünitelerinden oluşuyordu. Bu entegre fabrikada çalışan işçilerin her türlü ihtiyacını karşılaşacak modern sosyal tesisler de mevcuttu. Neler yoktu ki? Yazlık ve kışlık sinema, tiyatro salonu, tenis kortu, kreş ve sağlık ünitesi… Yönetici ve teknik personel ile ustabaşı seviyesindeki bütün çalışanlara, harika bir çevre düzenlemesi yapılmış lojmanlar veriliyordu. Ayrıca bu sosyal tesislerden ilçe halkı da yararlanıyordu… Burada Türkiye’nin ihtiyacı olan ürünler üretiliyor dışarıya da satılıyordu. Ordumuzun ihtiyacı olan elbisenin de yüzde 40’ı üretiliyordu. Buna benzer bir tesis de bizzat Atatürk tarafından aynı yıl içinde açılan Nazilli Sümerbank Fabrikası’nda vardı… Malatya ve Kayseri fabrikaları da farksızdı… Konya’daki bu tesisler ne yazık ki 1997 yılında özelleştirme salgını gereği Albayrak Grubu’na satıldı ve adım adım işlevsizleştirildi. Nazilli’deki de benzer akıbete uğradı. Şimdi yerinde yeller esiyor.

FABRİKANIN MAKİNELERİ

Gelelim şimdi hikâyemize; 80’li yıllarda çalıştığım kurum, ilerde üst düzey yönetici yapmayı düşündüğü personeli, Türkiye ve Ortadoğu Enstitüsü’ne yöneticilik kursuna gönderirdi. Bu kurumda ders veren hocalar, Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden gelen akademisyenlerdi. İşçi-yönetici ilişkilerini anlatan, ismini hatırlamadığım ama doçent olan bir hocamız, bu konuyu bir örnekle anlatmak istediğini söyleyerek derse başladı. Örnek olan hikâyenin geçtiği işletme, yukarda tanıtmaya çalıştığım, Ereğli Sümerbank Bez Tesisleri’dir. Sanıyorum 70’li yıllarda eskiyen dokuma tezgâhları değiştirilmeye karar verilmiş, Almanya ile anlaşma yapılıp makinalar sipariş verilmiş, belli bir süre sonra makinalar gelmiş ve Alman teknisyenlerle Türk teknisyenler tezgâhların kurulumunu tamamlayıp, devir teslim işlemlerinden sonra kumaş üretimine başlamışlar.

BİRE ÜÇ ÜRETİM

Aradan bir yıl geçtikten sonra tezgâhları satan firma, Sümerbank’tan rapor istemiş. Gerekli yazışmalardan sonra rapor Alman firmaya ulaşmış. Ulaşmış ulaşmasına da, Almanlar bir yılda dokunan kumaş miktarına bir türlü inanamamışlar. İnanmamakta haklılar zira, üretici firmanın garanti ettiği bir yıllık dokunması gereken kumaş, üç katı aşılmış. Bunun üzerine Alman firma bunun araştırılmasına karar vermiş ve iki uzman görevlendirerek Türkiye’ye göndermiş. Türk hükümeti de, bize bu hikâyeyi anlatan ve doktora öğrencisi olan hocayı görevlendirmiş. Kayıtlar incelendikten sonra rakamların doğru olduğu anlaşılmış. Daha sonra da bu başarının nasıl elde edildiğinin araştırılmasına girişmişler. Varılan sonuç:

Reklamdan sonra devam ediyor

-İşçilerin mutlu olması,

-Gelecek endişelerinin olmaması,

-Aldıkları ücretlerin ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde olması,

-Yöneticiler tarafindan, çalışanların problemlerinin anında çözümlenmesi,

-Bütün bu olumlu faktörler sonucu çalışanların tesisi kendi malları kabul etmesi ve sisteme uymayanları kendi aralarında elemine etmeleri.

YETENEKLER KÖRLEŞMEDEN

Burada hocadan izin isteyip bir ekleme de ben yapmıştım. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanlar yenilince, çiftçilikle uğraşan bizim köylüler hayıflanmaya başlamışlar. Şimdi ne yapacağız diye… Çünkü at nallarının kabarası (çivisi) ve pulluk uç demirleri Almanya’dan geliyormuş. Muhabbete karışan bir köylü “Aman canım, ne üzülüyorsunuz. Alaman öldüyse Kutörenli de mi öldü?” demiş. Kolları sıvamış ve bu ikisini de üretmeye başlamış. Gerçekten o köyün insanları üstün yetenekli ve beceriklidir. O işletmede çalışan işçilerin çoğu o köydendir. Yeteneklerini kullanıp tezgâhların üretim kapasitesini artırdıkları için, köyün çivisini ve pulluğunu yapmak onlar için çocuk oyuncağı olmuş…

Bu örneklerden de gördüğümüz gibi, kamu kurumları bu ülkeye çok şey kazandırdı. Ülkemizin güzel insanlarının yeteneklerini körleştirmeden bu yanlışlardan dönmeli ve eskisi gibi yine üretim üretim demeliyiz.

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s