TARİH /// Ekrem Hayri PEKER : 93 Harbi (1877-1878) Öncesi Anadolu


Ekrem Hayri PEKER : 93 Harbi (1877-1878) Öncesi Anadolu

Osmanlı İmparatorluğu’na son darbenin 93 Harbi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Kırım Savaşı (1853-1856) sonrası imzalanan Paris Antlaşması’yla deyim yerindeyse ömrünü uzatan imparatorluğun rahatlaması uzun sürmedi.

Kısaca Kırım Savaşı’na değinelim. 1833 yılında Hünkâr İskelesi Antlaşması ile Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya karşı Rus Çarlığı’ndan askeri ve siyasi yardım alan Osmanlı İmparatorluğu İngilizlerin politikaları sonucunda çarlıktan uzaklaşmış, 1839 yılında imzaladığı ticaret antlaşmasıyla İngiltere’ye teslim olmuştur.

Bunu gerçekleştirebilmek için de kutsal yerler sorununu kullandı. Osmanlı Devleti, Hrıstiyanların kutsal saydıkları Kudüs ve çevresinde Katolik ve Ortodoks cemaatlerine çeşitli ayrıcalıklar tanımıştı. 1853 yılına gelindiğinde ayrıcalıklar konusunda Rusya ile Katolikliğin dünya çapında savunuculuğunu yapan Fransa çatışmaya başladılar. Bu durumu bahane eden Rusya, İngiltere’ye Osmanlı İmparatorluğu’nun paylaşılması teklifinde bulundu. Çıkarları Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünün muhafazasından yana olan Birleşik Krallık bu teklifi kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya, harekete geçerek, Osmanlı Devleti’ne bir ittifak teklifinde bulundu ve bu devletin sınırları içinde yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya’ya bırakılmasını önerdi. Osmanlı Devleti, Britanya’nın da desteğine güvenerek Rus isteklerini reddetti.

İngiltere, Avusturya İmparatorluğu’na karşı 1848 yılında başlayan Macar ayaklanmasının Rusya’nın yardımıyla kanlı bir şekilde bastırılması, bu dönemde Rusya’nın Avrupa’da artan bir şekilde güç kazanmasının göstergesi olarak yorumlayan İngiltere, Avrupa’daki güç dengesinin kendi aleyhine bozulmasını engellemek istiyordu. Ayrıca, Osmanlı Devleti’nin dağılması Rusya’nın topraklarını güneye doğru genişletmesi Büyük bir sömürge imparatorluğu kuran İngiltere’nin en büyük sömürgesi ve zenginlik kaynağı olan Hindistan yolu ve Hindistan tehlikeye girecekti.

Fransa Rusya’nın Avrupa güçler dengesinin dışında tutulması konusunda Büyük Britanya hükümetiyle benzer bir politika izliyordu. Rusya’ya bağlı olan Polonya topraklarında yeniden bir bağımsız Polonya kurulması ve bu bağımsız devletin Fransa’nın müttefiki olması olasılığı da Fransa’yı Rusya’ya karşı cephe almaya teşvik ediyordu (İkisinin arasında Katoliklik bağı var). Bu nedenlerle Fransa, Osmanlı Devleti’nden yana bir tutum takındı.

Prusya, Rusya’nın batıya doğru genişlemesine karşı XVIII. yüzyıldan bu yana Osmanlıların müttefikiydi. Lehistan’ın Rus Çarlığı ile paylaşılması bunu değiştirmemişti. XVIII. yüzyıldan bu yana Osmanlılara karşı Rus Çarlığı’nın müttefiki olan ve Macarların ayaklanmasını çarlığın gönderdiği Kazak süvarilerle bastırabilen Avusturya, ortaya çıkacak yeni durumdan endişeli idi.

Rusya’nın İstanbul’da görevli isteklerinin reddedilmesi üzerine 19 Mayıs 1853’te İstanbul’dan ayrıldı. Rus orduları savaş dahi ilan etmeden 22 Haziran 1853’de Eflak ve Boğdan’ı işgale başladılar. Bunun üzerine Avusturya’nın teklifi ile Viyana’da bir konferans toplandı. Fakat toplantıdan sonuç alınamadı.

Savaşın başlangıcında Osmanlı Ordusu Balkanlar’da başarılı oldu. Fakat Batum’a yardım götüren Osmanlı donanması 30 Kasım 1853’te Rus Donanması tarafından Sinop açıklarında batırıldı. Rusların bu ani hareketi ve Karadeniz’de durum üstünlüğü sağlamaları Boğazlar’ı ve İstanbul’u tehlikeye düşürdü. Bu durum Avrupa devletlerini endişelendirdi. Birleşik Krallık ve Fransa devreye girerek tarafları uzlaştırmak istedi, ancak yapılan teklifi Rusya reddetti. Bunun üzerine Fransa ve Birleşik Krallık, Rusya’ya bir ültimatom verdiler ve taraflardan şu isteklerde bulundular:

-Eflak ve Boğdan’dan çekilmesi;

-Osmanlı Devletinin ülke bütünlüğüne riayet etmesi;

-Ortodoksların himayeciliği iddiasından vazgeçmesi.

Osmanlı Devleti’nden;

-Vatandaşlarına eşit haklar tanıması ve tatbik etmesi;

-Hristiyanlara olumsuz muamelede bulunulmaması;

-Karma mahkemeler kurulması;

-Hristiyan tebaadan ayrı bir vergi alınmaması talep edildi.

Çar, ültimatomu ve istekleri kabul etmedi ve Rus ordusuna Tuna nehrini geçerek ilerleme emrini verdi. İngiltere ve Fransa, 12 Mart 1854’te Rusya’ya savaş ilan ettiler. 15 Mart 1855’te Sardinya Krallığı da ittifaka katıldığını açıkladı.

Savaş devam ederken Osmanlının Epir, Etolya ve Teselya eyaletlerinde Rum halkının isyan hareketleri başladı. Bunun üzerine Fransızlar Pire limanına asker çıkararak Yunanistan’ı abluka altına aldılar. Bu hareket Yunanistan’ı tarafsızlığa mecbur etti.

Savaş; Tuna, Kafkas ve Karadeniz’de yoğunluk kazandı. Tuna cephesinde durum önce Osmanlılar lehine gelişti. Fakat bir süre sonra Rus ordusu Silistre’ye kadar ilerledi. İngilizler ve Fransızlar Varna’ya asker gönderdi. Bu sırada Avusturya da Rusya’yı baskı altına aldı. Rus ordusu Silistre önlerinden çekilmeye mecbur kaldı. Müteakiben de Eflak ve Boğdan’ı tahliye ederek savunmaya geçti. Rus Ordusu’nu takibe başlayan Serdar-ı Ekrem Müşir Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu Ağustos ayında Bükreş girdi. Seferberlik ilan eden ve Rus Ordusu’na saldıran Avusturya Ordusu da Yaş kentine girdi.

Bu süreçte söz konusu ülkeler Osmanlı Devleti’yle yaptıkları antlaşmalarla çeşitli avantajlar elde ettiler.

Müttefikler, Rusya’yı barışa zorlamak için Kırım yarımadasında da bir cephe açmaya karar verdiler. 20 Eylül 1854’te 111 bin asker Kırım’a çıkarıldı. Ancak Kırım Savaşı düşünüldüğü gibi kısa sürede tamamlanamadı. 1855 ilkbaharında 140 bin kişilik bir müttefik kuvveti daha bölgeye çıkarıldı. Ruslar mağlup oldu ve çekilmek zorunda kaldılar. Kafkas cephesinde ise Ruslar başarı kazandılar ve Kars’ı ele geçirmeye muvaffak oldular. Şeyh Şamil ve onun Çerkezistan’daki naibi Muhammet Emin, müttefiklerin tüm çabalarına karşı Osmanlı Devleti ve müttefikleriyle tam bir işbirliğine yanaşmadılar. Bu kısıtlı işbirliği Rusların Kafkas cephesinde başarılı olmasını sağladı.

Bu sırada Çar I. Nikolay öldü, yerine geçen II. Aleksandr imparatorluğunu korumak için barış istemek zorunda kaldı. Barış şartları Avusturya tarafından kendisine verilen bir ültimatomla bildirildi. II. Aleksandr istenen şartları esas tutarak barış teklifini kabul etti. Önce Viyana’da barış için hazırlık görüşmeleri yapıldı ve Paris Konferansı esasları tespit edildi. Rusya ile Osmanlı Devleti, Birleşik Krallık

Paris barış antlaşmasının getirdiği maddeleri şunlardı

-Taraflar savaş sırasında işgal ettikleri toprakları iade edeceklerdir.

-Osmanlı İmparatorluğu Avrupa devletler topluluğunun bir üyesi olacak, toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı Avrupa devletlerinin ortak garantisi altına konacaktır.

-Osmanlı İmparatorluğu ile antlaşmayı imzalayan devletlerden biri veya birkaçı arasında anlaşmazlık çıkarsa, taraflar kuvvet kullanmadan önce, diğer imzacı devletlerin aracılığını kabul edeceklerdir.

-Osmanlı padişahının 28 Şubat 1856’da ilan ettiği “Islahat Fermanı” devletlere tebliğ edilecek ve devletler de bunu kabul edeceklerdir. Bu ferman, ilgili devletlere, Osmanlı İmparatorluğu’nun iç işlerine karışma hakkı vermeyecektir.

-Boğazların kapalılığını öngören 1841 Boğazlar Sözleşmesi esaslarının devamlılığı kabul edilecektir.

-Karadeniz tarafsız olacak ve askerlikten tecrit edilecektir. Karadeniz’deki tüm tersaneler yıkılacak ve hiçbir devletin donanması bulunmayacaktır.

-Eflak ve Boğdan’a muhtariyet verilecek ve muhtariyet devletlerin ortak garantisi altına alınacaktır. Her iki eyaletin de birer meclisi olacak ve hiçbir devlet Eflak ve Boğdan’ın iç işlerine karışmayacaktır. Romanya Krallığı’nın temelleri bu antlaşmayla atıldı.

Sırbistan’ın daha önce Osmanlı İmparatorluğu’ndan almış olduğu hak ve imtiyazlar devletlerin ortak garantisi altında olacak ve Osmanlı İmparatorluğu izinsiz olarak Sırbistan’a askeri müdahalede bulunamayacak.

Sadrazam Ali Paşa görüşmeler sırasında kapitülasyonların kaldırılmasını istedi ama sonuç alınamadı.

Osmanlı İmparatorluğu, devletin tamamen bir iç meselesi olan Islahat Fermanı’na antlaşma metni içinde yer verilmesi, müteakip yıllarda iç işlerine müdahale zemini hazırladı.

Paris Antlaşması ile yeniden kurulan uluslararası denge 1870’te Prusya’nın Fransa’yı mağlup etmesiyle sona erdi. Çarlık, Karadeniz’le ilgili kısıtlamalara uymayacağını resmen ilen etti. Avrupa’da yeni bir güç olan Almanya’ya karşı oluşan İngiliz-Fransız ittifakına daha sonra da Rusya da katıldı.

İmzalanan Paris Antlaşması Kafkasya konusunda bir madde içermiyordu. Çarlık, önce Şeyh Şamil’e saldırdı ve Şamil, 1859 Eylül ayında teslim oldu. Daha sonra Çarlık orduları Çerkeslerin üzerine yollandı ve Çerkesler 1864 yılında Çarlığa boyun eğmek zorunda kaldı. Ülkelerinden göçe zorlanan Çerkeslerin üçte ikisi öldü.

Daha sonra Batı Türkistan’daki Türk hanlıklarına saldırdı. 1868’de ele geçirdiği Hokant Hanlığı’na 1878’de son verdi, Semerkant’ı ele geçirdi ve Buhara Hanlığı’na boyun eğdirdi, Hive Hanlığı 1973 yılında işgal edildi. Buhara ve Hive hanlıkları Rus kontrolünde 1920 yılına kadar sözde yarı bağımsız yaşadı.

P. İgnatiyev

Kâğıt üzerinde, savaşın galiplerinden olan Osmanlı Devleti, aslında savaştan çok büyük zarar alarak çıkmıştır. Çok pahalı olan bu savaşı yürütebilmek için Osmanlı devleti, ödeme yeteneğinin çok üstünde borç almıştır. Savaş sırasında Fransa’dan yüksek faizle 5.5 milyon Osmanlı Lirası borç alında. Daha sonra Sultan borç almak adet oldu. Sultan Abdülmecit (1823-1863) ve ondan sonra tahta geçen (1830-1876) devleti büyük bir borç yükü altına soktular.

Alınan borçla başta 1856’da Dolmabahçe, 1865 yılında Beylerbeyi ve 1871 yılında Çırağan sarayları kullanılmaya başlandı. Bu sarayların yapımı yıllarca sürmüştür. Bu sarayların dışında onlarca küçük saray ve köşkler yapılmıştır.

Sultan Abdülaziz

Sultan Abdülaziz’in satın almayla kurduğu büyük donanma bu borç yükünü daha da arttırmıştır.

Kısa sürede Osmanlı Devleti bırakın borcu, faizleri bile ödeyemez hale geldi. Rus Bu dönemde Çarlığı’nın İstanbul Elçisi n. P. İgnatiyev, Sultan Abdülaziz ve Sadrazam Mahmut Nedim Paşa (1818-1883) Padişah’ı ve Sadrazam’ı etkilemişti. İgnatiyev’in etkisiyle Osmanlı Devleti 1875 yılında “Morotoryum” ilan etti. Mahmut Nedim Paşa, borç faizlerini yarıya düşürdü.

Bu kararın Avrupa’daki etkisi çok olumsuz oldu. Osmanlı Devleti’nin borç senetlerini alan yatırımcılar büyük bir tepki gösterdi. Bu olumsuz hava Rus Çarlığı’nın deyim yerindeyse “Ekmeğine yağ sürdü” ve Osmanlı Devletine karşı saldırı hazırlıklarını hızlandırdı,

Mahmut Nedim Paşa

Bu karara içeride de tepki oldu. Medrese öğrencileri ve esnaf protesto için gösterilere başladılar. Gösterilerin artması üzerine Mahmut Nedim Paşa, görevinden ayrıldı.

1838 yılında İngiltere’yle imzaladığı ticaret antlaşmasıyla ithal mallara iç gümrükten daha az vergi koyan (daha sonra benzer ayrıcalıklar ve e diğer devletlere de tanıdı) ve endüstrileşmeyi kaçıran, doğru dürüst yol olmadığı bütünsel bir iç pazara sahip olamayan devlet, bu borçların altından kalkamadı. 1881 yılında II. Abdülhamit döneminde Düyunu Umumiye idaresinin kurulmasıyla, Avrupalı devletlerin mali denetimi altına girip, ekonomik bağımsızlığını kaybetti.

Kırım Savaşı’nın sonunda ilan edilen Islahat Fermanı, Osmanlı reform hareketlerinde çok önemli bir yer tutar. Islahat Fermanı’nın amacı, imparatorluk içindeki herkese Osmanlı yurttaşlığı vererek, yasalar önünde dine bakılmaksızın eşitlik sağlamaktı. Islahat Fermanı ile Batı’da dolaşan liberal düşünceler Osmanlı Devleti’ne girmeye başlayacaktır.

Savaş öncesi Anadolu

İngiliz ordusunda yüzbaşı rütbesinde bir subay olan Burnaby, 1876 yılının Ocak ayını Kırgızistan steplerinde geçirmiş ve Çarlığın Hive ve Buhara’da yaptığı askeri harekâtları izlemişti. Rus Çarlığı’nı İngiltere için tehlikeli gören Burnaby, Osmanlı Devleti’ni Rusya’ya karşı destekliyordu.

Burnaby, 3200 km.lik bir yolculuk. Üsküdar’dan başladı. Nallıhan Köyünden Beypazarı’na doğru yola çıkan Burnaby, şunları yazar; ‘bundan sonra çıktığımız araziler ekilip biçilmemişti, oysa buraları işlemek bir çiftçinin zahmetine değerdi. Ne yazık ki, Türkiye’de milyonlarca dönümlük arazi aynı durumda. Onları işleyecek adam yok. Ülkenin nüfusu çok az. Böylece Büyük Britanya’yı doyuracak kadar buğday ürünü verebilecek topraklar boş kalıyor (c:53)

Burnaby’nin aktardığına göre Beypazarı’nda 300 seçmenden ancak biri okuma yazma biliyormuş.

Seyyah Anadolu’da yol durumundan çok şikâyetçidir. Üsküdar’dan Kasım başında Kars’a doğru yola çıkar. Erzurum’dan sonra yollar kesildiği için Van’a oradan da İran üzerinden Doğu Beyazıt’a geçer. Doğu Beyazıt’ı Mezopotamya’ya giden yolun başlangıç noktası olarak görür. Doğu Beyazıt’tan Kars’a Kars’tan da Batum’a geçer. 93 Harbi başlamak üzeredir. Baturdan Trabzon’a gelen Burnaby, bir Fransız gemisiyle İstanbul’a gelir. İstanbul’dan İngiltere’ye döner.

Anadolu’da gördüğü askeri problemleri yetkililere bildirip yazar, gözlemlerinden sonra Ermeniler hakkında olumsuz görüş bildirir.

İstanbul’da görüştüğü bir dostu, “Olaylarla ilgili bütün gerçekleri bilen yok ama genel kanı katledildiği yolunda. Türkler donanmayı Ruslara satmaya razı olduğunu ve bir Rus kuvvetinin İstanbul’a yerleşmesine izin verdiğini söylüyorlar. (s,17)

“Dostum, ‘hiç kuşku duyulmayacak bir şey varsa, o da rahmetli padişahın İgnatieff’in yüzde yüz etkisi altında olduğudur’. Büyükelçi ona ne isterse yaptırabiliyordu. Softalar bunu öğrenince sonuçlarından korktular. Halk bu olaylardan yola çıkarak padişahın katledildiği sonucuna vardı.’

İstanbul’daki görüştüğü yabancılar Yüzbaşı Burnaby’nin, “ sizce Hıristiyanların katliamları kastederek bir başka kıyıma kurban olma olasılığı var mı?” sorusuna;

-Kesinlikle yok. Tabii, İgnatieff’in siyasal amaçlarla böyle bir tertibe başvuramazsa. Ülkenin başka belgelerini bilmem ama Türklerle Hıristiyanlar burada çok iyi geçiniyorlar.(s.18)

İzmit’te Paşa konağını ziyaret eder. Görüştüğü Paşa ‘…Ama bütün suç Rus ajanların Hersek’teki ayaklanmayı kışkırttılar. Diplomatları, Sultan Abdülaziz’i savurganlığa teşvik etiler ve borcun ödenmemesinin başlıca sorulması oldular. Bunun İngiltere’yle aramızı açacağını düşündüler ve tahminlerinde çok da haklıydılar.“(s,41)

Türk askeri yetkililerin, kılıç yapımında hala bu kadar geri olmaları çok garipti, kabza muhafazası olmayan bir Türk kılıcı kuşanmış bir Türk atlı askerinin; kendi silahlarımızdan birini taşıyan bir İngiliz süvarisiyle girişeceği göğüs göğse bir çarpışmada pek az şanslı olurdu. (s,43)

Burnaby Anadolu atlarını çok över.

Burnaby, seyahati esnasında görüştüğü Ermenilerin,’Burada problem yok ama diğer vilayette çok sayıda Ermeni Hapishanede’ söylemi üzerine her uğradığı kazada hapishaneleri ziyaret etti. Durumun hiçte anlatıldığı gibi olmadığını gördü. Aksine nüfus oranlarına göre hapishanelerde Ermeni sayısı çok azdı.Görüştüğü Ermenilerin tutumları, birbirilerini çekiştirmeleri onlar hakkında olumsuz yargısını pekiştirir.

Elazığ Maden’e ulaşan Burnaby, Buradaki gümüş madenlerini su basmış olduğunu görür. Madenlerdeki suyu atacak pompalar yoktur. Burnaby ‘Türklerin, madenlerinden bu kadar az yararlandıklarını görme bir gezgini şaşırtıyor. Ankara’dan sonra buralarda bakır, demir ve birçok yerde kömür madenleri görmüştüm. Maden de gümüş var. Çevresindeki topraklarda ise bakıra rastlanıyor. Türkiye Anadolu’nun yer altı zenginliklerini araştıracak bilgili mühendislerin yardımıyla yalnız borçların faizlerini ödemekle kalmayıp, kısa zamanda Dünyanın en zengin ülkelerinden olabilir.” (s,81)

Madenden sonra kilometreceler boyunca nadasa bırakılmış zengin topraklarda ilerlemeyi sürdürdük. Bu durumda sorduğum soruya rehberimin verdiği yanıt, ‘Araziyi ekip biçmek için yeterli insan yok ‘ oldu.

“Hiç kuşkusuz haklıydı, Küçük Asya da tıpkı İspanya gibi doğal zenginliklerini geliştirmek için mevcudun üç katı nüfus gerekiyor. Bırakın yabancı göçmenler Anadolu’ya gelsinler. Bırakın Ülkenin her yerinde demiryolu yapsınlar, Türkiye o zaman Büyük Britanya’ya tahıl satabilir, kömür madenleri ve başka maden yatakları ise ülke halkı için muazzam bir zenginlik kaynağı olabilir.”

Burnaby, yolda rastladığı göçer Kürtler den Türk yetkililerin vergi toplamakta zorluk çektiğini yazar.

Burnaby, Kürt şeyhlerin birkaç yıl öncesine kadar çok büyük hayvan varlığına sahip olduğunu ancak Ankara Eyaletini mahveden kıtlık Türkler olduğu kadar Kürtler için bir felaket olmuş hepsini korkunç bir yoksulluğa mahkûm etmiş bu kıtlık diye yazar.(s84)

Yozgat’ yaklaşırken mola verdiği bir köyde yaşayan Türkmenler Burnaby’nin yanına gelip ‘Çarın adamlarının Hive Hanlığındaki Teke Türkmenlerinde yaptığı katliamlar hakkında’ konuşurlar.

Burnaby, Ermeni kadınların hiçbir öğrenim görmediklerini, evlenmeden önce erkeğin karısının yüzünü bile görmez diye yazar (s,91). Kiliselerde kadınlar kafesle ayrılmış bir yerde dururlar (s, 103.

Burnaby’nin yanına Tokat’ta, bir Polonyalı mühendis gelir. Tokat-Sivas yolunu yapmakla görevlendirilmiş, ancak beş yıldır yolun yarısını bile yaptırmayı bile başaramamıştır..

Burnaby, memuriyet atamalarında kayırmacılığın çok yüksek boyutta olduğunu söyler( s,125)

Burnaby Sivas için şunları yazar, “… Sivas Küçük Asya yaylasına inen tek yola hâkimdir, Sivas yarımadanın Asya yanındaki anahtarıdır. Türkler, küçük Asya da Ruslar tarafından tehdit edildikleri dönemde, bu yolu mutlaka tahkim etmelidirler. Ruslar; Kars Ardahan ve Beyazıt’tan oluşan ilk savunma hatlarını aşmayı başarıp Erzurum’u ele geçirdikleri takdirde, Üsküdar’la aralarında başka tahkim edilmiş kent bulmayacaklardır.”(s129)

Amerikalı misyonerlerden bahseder, yıllar önce Anadolu’ya yerleşmişler ve bazı Ermenileri mezheplerine kazandırmışlardı. Ama hiçbir Müslüman’ı, dinini değiştirmeye razı edememişlerdi.(s133). Misyonerlerden birisi, ‘zavallı cahil Türkler, bazılarının bizi inandırmak istedikleri kadar kötü değiller’ (s137)

“Sivas’tan pek az ihracat yapılmaktadır. Memleketin temel ürünü tütündür. İthal edilen bütün eşya Samsundan gelmektedir fakat nakliye masrafları nedeniyle çok pahalıdır. Sivas’la Samsun arasındaki yol çok kötü durumdadır.(s, 143)

“ Sonradan Küçük Asya’da askeri birliklere verilen bütün barutun İstanbul’dan gönderildiğini öğrendim. Küçük Asya’nın bu bölümünde barut imalathanesi yoktur. Türklerin, daha önce Erzincan yakınlarında bir mühimmat fabrikası ve ambarı kurmamaları çok yazık. Böyle bir tesis, Türk-Rus sınırlarındaki birliklere kurşun ve hafif silahlar üretebilir. Oysa bu durumda Kars civarında bir askere verilen bir kurşun nakliye zorlukları nedeniyle ilk maliyetinin %50 fazlasına mal oluyordu.”

Burnaby, Divriği de misafir kaldığı ev sahibi, “Kürtlerin kendi barutlarını kendilerinin imal ettiğini, bu barutun devletin izniyle, satılan baruttan daha iyi olduğunu” söyler ve ekler, “kükürt, güherçile ve mangalkömürü çok, Kürtlerde bundan yararlanıyorlar.”

Burnaby, Ermenilerin kentte ihtiyaç duyulan malları fahiş fiyatla sattıklarını ve çoğunun tefecilik yaptığını söyler. (s155) Burnaby, Divriği’de kendini misafir eden adamın Rus uşağı ile tanışır.1856 yılında esir düşen asker “Rus ordusunda dövüldüğünü, kırbaçlandığını bu yüzden dönmediğini’”söyler (s160)

Arapkir’de yaşayanların yaz aylarında Kürtlerin soygunculuk yaptığını Haziran ve Temmuz aylarında kimsenin hayatının emniyette olmadığını yazar.(s 162)

Divriği Kaymakamı, ‘Sultan Abdülaziz’in İngilizlerden aldığı parayı demiryolu yapımına kullansaydı bölgedeki madenlerin işletileceğini, yurt dışına et satılabileceğini’ söyler.(s174)Kemah civarında bir maddenin yani kömürün) kullanıldığını yazar (s178)

‘Erzurum ve çevresindeki dağlarda bulunan kurşun madenleri kısmen Kürtler tarafından işletiliyordu. Küçük Asya kentlerindeki kurşunun hepsi Kostantinapolis’ten getiriiliyordu . Dolayısıyla bunun çok pahalı olması Kürtlerin ellerinin altındaki madenlerden yararlanmaya itmişti. Bu dağlılar madeni mermi ve kurşun üretimi için kullanılıyorlardı. (S182)

Burnaby, Erzincan’da Valiyi ziyaret eder, vali sivil kökenlidir. Vali daha önce Van da görev yapıyormuş. Burada bir Rus alanını tutuklamış. Ajanın üzerinde çıkan belgeleri Padişah Abdülaziz’e göndermiş fakat padişah üzerinde etkisi olan Rus büyükelçisi İgnatieff’in padişahı etkilemesiyle Erzincan’a sürülmüş

Vali, “…Sedan’dan beri Rusya Türkiye’yle gizli bir savaş halindedir. Dostluk maskesi altında bizi hançerlemeye çalışıyor. İgnatieff, Abdülaziz’in savurganlığını teşvik ediyordu. Bumun, hükümetin iflasına ve İngiltere’yle olan ittifakın bozulmasına yol açacağını biliyordu ve Padişah’a borcu reddetmesi için öğüt verenlerin başında Rus büyükelçisinin geldiğine olabilirsiniz.” (s183-184)

Burnaby, Erzincan da ordu için çizme yapan imalathaneyi ziyaret eder. Çizmeleri inceler ve şunları yazar, “ Bu tesiste imal edilen, bağcıkları ayak bileğinin epey yukarısında bağlanacak biçimde yapılmıştı ve çok ağır tabanları vardı. Bunlar İngiliz birliklerine verilenlerden çok daha ağırdı ve bir günlük uzun bir yürüyüşten sonra askerleri daha fazla yoracak nitelikteydiler.” (s, 186) Ordu için gönderilen mermi ve fişekler deniz yolu ile Trabzon’a geliyor, buradan da at ve katırlardan oluşan kervanlarla Erzurum ve Kars’a gönderiyorlardı (s,191)

Burnaby. Erzurum’daki süvari alayını ziyaret eder. Alayın mevcudu 400 kişidir, alayı çok beğenir. Ancak Anadolu’nun bu bölümünde yalnız bir süvari alayı vardır. Burnaby, “Akıllı süvari subayları, bir sefer sırasında komutanın gözleri ve kulaklarıdırlar, kalabalık ve işini bilir bir süvari sınıfından yoksun bir general, sağır ve kör bir adam gibidir, etrafında olan bitenden habersiz olur.”(s200)

‘”… Yaşlı bir çiftçi bana büyük bir konukseverlik gösterdi. Ankara kıtlığının bu bölgede hissedilir derecede yol açtığı felaketler karşısında duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Ankara’dan gelen yol, İki buçuk ay boyunca kardan tıkanmıştı. Adamın sığırları açlıktan ölmüş, keçileri de aynı akıbete uğramıştı. Rahmetli Sultan Abdülaziz buralarda acı çeken vatandaşlarına büyük paralar ve yiyecekler yollamıştı. Ne yazık ki yollar geçilemez haldeydi, yiyecekler de dolayısıyla hedeflerine ulaşmamışlardı. Arabalar dolusu mısır ve arpa evlerine sadece birkaç kilometrelik mesafede beklerken pek çok yoksul insan açlıktan ölmüştü.”(s82)

“Ankara’nın, yöreyi 1873-74’te perişan eden kıtlığın etkilerini hala atlamamış olduğunu öğrendim… Kıtlık döneminde kent çevresindeki 18000 kişi ölmüş, daha sonra 25000 kişi kıtlığın etkilerinden hayatlarını kaybetmişlerdir. Bölgenin başlıca ticaret metası keçi kılıdır; oysa sığırların, koyunların ve keçilerin %60 ‘ı ölmüştü….’(s,66-67)

Anı yazmanın Osmanlı devlet adamları ve subayları arasında yaygın olmadığını biliyoruz. Tarih yazmış müverrih de azdır. İlim dünyasına yaptığı yeniliklerle katkı koymuş, fen konusunda ders kitabı niteliğinde kitap yazmış pek insan yoktur. Yazılanların büyük çoğunluğu İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin iktidar olduğu dönem ve Cumhuriyet Döneminde yazılmıştır.

93 Harbinde (1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı) Doğu cephesini anlatan Arif Bey’in yazdığı “Başımıza Gelenler” kitabı Osmanlı ordusunun durumunu, subayların eğitimsizliğini, memlekette yol olmayışını acı acı anlatır. Yol yok denecek düzeydedir. Bölgenin haritası yoktur. Subayların eğitimi yetersiz, liyakatsız ve sorumluluk almayan insanlardır. Ordunun süvarisi yok denecek kadar azdır. Süvari görevini Çerkes gönüllüler, Musa Kunduk Paşa’nın yönettiği Çerkes gönüllüler ve bölgenin ünlü eşkıyası Mihrali’nin adamları yapar. Ahmet Muhtar Paşa’nın ordu komutanı olması çok büyük bir şanstır. Bu orduyla savaşa girilmesi çok büyük şanstı.

KAYNAKÇA:

  • Allen, W.E.D.1828-1921 Türk-Kafkas Sınırındaki Harplerin Tarihi, Ankara-1966
  • Arif Bey, Başımıza Gelenler, İstanbul-1973
  • Bell, James S.,Çerkesya’dan Savaş Mektupları, İstanbul-1998
  • Berkok İsmail; Tarihte Kafkasya, İstanbul-1958
  • Bi Mahmut, Kafkas Tarihi, Ankara-2011
  • Bilge, M. Sadık; Osmanlı-Kafkas İlişkileri, İstanbul-2007
  • Burnaby, Yüzbaşı Frederic, Küçük Asya Seyehatnamesi Anadolu’da Bir İngiliz Subayı 1876, İstanbul-1998, Sabah Kitapları
  • Çelik, Osman, İngiliz Belgelerinde Türkiye ve Kafkasya, Ankara-1992
  • Fedâkar Cengiz, Kafkasya’da İmparatorluklar Savaşı, İstanbul-2014
  • Hafifbilek, Celal, Ankara 1920, İstanbul-1998
  • İmbert, Paul, Osmanlı İmparatorluğunda Yenileşme Hareketleri, İstanbul-(Basım yılı yok)
  • Küçük, Yalçın Türkiye Üzerine Tezler V, İstanbul-
  • Mardin, Şerif, Jön Türklerin Siyasi fikirleri(1895-1908), İstanbul-1992
  • McCarty, Justin Ölüm ve Sürgün, İstanbul, 1998
  • Mehmet Efendi, İstanbul’dan Orta Asya’ya Seyahat, Ankara-1983
  • Mantran, Robert, Osmanlı Tarihi, İstanbul-1995
  • Ortaylı, İlber, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul-Timaş Yayınevi-2016
  • Peker, Ekrem Hayri, Kafkasya’dan Güvem’e Zekeriya Efendi, İstanbul-2015
  • Saydam, Abdullah, Kırım ve Kafkas Göçleri (1856-1876), Ankara-2010
  • Şirokorad, A.B.,Osmanlı-Rus Savaşları, İstanbul-2113
  • Spencer, Edmund, Türkiye, Rusya, Karadeniz ve Çerkezistan, Ankara-2014
  • Ramsar, E. E. , Jön Türkler, İstanbul-1982
  • Tolstoy, Sivastopol Ağustos 1855,İstanbul-2005

Ekrem Hayri PEKER

Kimya mühendisi, araştırmacı, yazar, STK yöneticisi. Bursa Mustafa Kemal Paşa’da (1954) doğdu. Anadolu Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümü mezunu. TUBİTAK veri tabanına kayıtlı “Teknoloji tabanlı Başlangıç Firmalarına Özel İş Geliştirme” mentörü, C Grubu iş Güvenliği uzmanı olarak Nano kimyasalların tekstil materyallerine uygulamalar konusunda üniversitelerde konferanslar verdi. Yayınlanmış kitaplarından bazıları: "Kuşçubaşı Hacı Sami Bey", "Özbek Mektupları", "Yeşim Taşı – Ön Türkler ve Türk Tarihinden Kesitler", "Kafkasya’dan Anadolu’ya – Zekeriya Efendi". Belgeseltarih.com kurucu ortağı ve yazarıdır.

E-Posta: ekrempeker

İnceleyeceğiz ...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s