ANALİZ /// Arslan TEKİN : Millî Mücadele’yle hesaplaşma !!!!


Arslan TEKİN : Millî Mücadele’yle hesaplaşma !!!!

R. T. Erdoğan’ın 10 Kasım günü, Osmanlı’yı öne çıkardığı konuşmasını kimler hazırlamışsa, Reis’i fena hâlde yanıltmışlar. Reis acaba, metne önceden göz atmadı mı?

10 Kasım’da Osmanlı’yı öne çıkarmak "Cumhuriyet"i tartışmaya açmak anlamına gelmiyor mu?

R. T. Erdoğan, konuşmasında Türk tarihinin uzun evresinde, lütfedip Cumhuriyet’i araya sıkıştırıyor. Elbette "Gazi" diyerek birtakım hizmetlerden bahsediyor ama bu söyledikleri millet üzerimize gelmesin babında. AK Parti Grup Toplantısı’nda yapacağı konuşmayı, 10 Kasım günü, M. Kemal’i anma gününde yapıyor.

Diyor ki: "Sürekli Atatürk denilerek onun mirasına sahip çıkılamaz, sürekli cumhuriyet denilerek cumhuriyet güçlendirilemez. Bu yıl 96’ncı yıl dönümüne ulaştığımız Cumhuriyetimize en büyük katkıyı şahsımın başında bulunduğu hükümetler yapmıştır. Biz bu kavramın lafla istismarını yapmadık sadece icraatımızla hakkını vermeye çalıştık."

Sözün bittiği yerdeyiz diyeceğim ama, daha sözün bittiği yer diyeceğimiz öyle sözler ediyor ki…

"Cumhuriyetimizi, Osmanlı’dan kurtarabildiğimiz miras üzerinde kurduk. O olmasa, kök olmazsa, ağaç olur mu? Olmaz. Onun üzerinde yükseldik. Bu mirasa sadece topraklarımız değil, kurumlarımız da, geleneklerimiz de dâhildir. Gazi Mustafa Kemal, Samsun’a, bir Osmanlı subayı olarak çıkmış, Ankara’daki Meclis’i yine Osmanlı adına faaliyete geçirmiştir. Cumhuriyetin inşası da Osmanlı’dan devralınan mevcut idarî sistem üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bu hakikatler, apaçık ortadayken sürekli olarak Osmanlı’ya hakareti ve aşağılamayı bir siyaset tarzı hâline getirmek ya cehalettir ya gaflettir ya da art niyettir."

İstanbul’u İtilaf Devletleri’nin işgal ettiğinden, Padişah/Halife’nin İngilizlerin "emir eri" olduğundan söz etmiyor! (Vahîdedin, sonra, Halifelik kaldırılırken ABD’den yardım isteyecektir. Mektubu bir utanç vesikasının daha ötesindedir. Adını siz koyun!)

Reis, Prof. Dr. Kemal Karpat’ın yazdıklarını örnek göstererek, "Geçen asrın başında Osmanlı’da okuma yazma oranı nüfusun yarısından fazla idi." diyor.

Kemal Karpat’ın "Osmanlı Nüfusu 1830-1914" kitabında verdiği %66 oranının yanlış değerlendirildiği ortaya kondu. Girip okursunuz.

1927’de yapılan araştırmaya göre; okuma-yazma oranı erkeklerde %12.99, kadınlarda ise %3.67’dir.

"Peygamberin kim?" (17 Ağustos 2012) başlıklı yazımda Şevket Süreyya Aydemir’in"Suyu Arayan Adam" kitabından bir not aktarmıştım:

"[Aydemir] Birinci Dünya Savaşı’nda askerdir… Makineli bölüğündedir… Askerlerine ders verirken sormuş, hangi dinden olduklarını, çok azı ‘İslâm dininden’ demişti.

Devam ediyor: / ‘-Peygamberiniz kimdir? / deyince onlar da pusulayı şaşırdılar. Akla gelmez peygamber isimleri ortaya atıldı. Hatta birisi: -Peygamberimiz Enver Paşa’dır! dedi. İçlerinden Peygamberin adını duymuş olan birkaçına da: / -Peygamberimiz sağ mı? Ölümü? / deyince iş gene çatallaştı. Herkes aklına gelen cevabı veriyordu. Bir kısmı sağ, bir kısmı ölüdür tarafını tuttu. Fakat birisinin kuvvetle konuştuğunu, yahut bir tarafın daha ağır bastığını görünce, diğer tarafın da kolayca o tarafa kaydığı görülüyordu…" (Suyu Arayan Adam, İst. 1967, s. 110)"

Ölçüyü buradan koyun. Cehalet içindeydik.

Osmanlı da bizim, Cumhuriyet de. Sürekli Osmanlı’yı öne çıkarma, Cumhuriyet’i geri plana itme, Millî Mücadele’yle hesaplaşmanın bir diğer adıdır.

Bu böyle biline!

NATO DOSYASI /// Cahit Armağan DİLEK : NATO’yu Suriye’ye sokacaklar !!!!


Cahit Armağan DİLEK : NATO’yu Suriye’ye sokacaklar !!!!

Türkiye, Barış Pınarı Harekatını başlattıktan sonra ABD ve Rusya ile mutabakatlar imzaladı. Ama PKK/YPG’nin saldırıları durmuyor.

Türkiye, YPG’nin çekilmediğini biliyorduk, muhataplarımız yükümlülüklerini yerine getirmedi diyor. O zaman "madem YPG’nin çekilmediğini biliyordunuz harekatı niye durdurdunuz?" diye sormazlar mı?

O mutabakatlarda "ABD ve Rusya’ya YPG’nin çekilmesini sağlayacak" diye bir madde olmadığını görürsünüz. Yani ABD ve Rusya hiçbir yükümlülük üstlenmemiş, sadece Türkiye’ye yükümlülük verilmiştir.

ABD ile yapılan devriyelerin oyalama olduğu görülmüştü. Benzerini Ruslarla ortak devriyelerde yaşıyoruz. Hatta daha da kötü bir fotoğraf yansıyor. Türk-Rus devriyesi başladığında da çoğunluğu PKK/YPG’li olan kalabalıklar Türk zırhlılarını taşlıyor. Putin ne zaman Türkiye’nin ABD’ye yaklaştığını görse İdlib’ten ses veriyor. Türk zırhlıların taşlanması sesin artan şiddetini gösteriyor.

Bu görüntülerle "burası bizim toprağımız Türkleri istemiyoruz" mesajı verdiriliyor, Türkiye ve TSK’ya karşı ayaklanma-direnme fotoğrafı yansıtılıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün Trump ile görüşecek. Görüşecek ama Erdoğan’ın görüşmede ele alacağız dediği konulara ilişkin ABD’nin yanıtları çoktan geldi. Görüşme Türkiye açısından boşa çıktı.

Hem Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı konuştu hem de Trump’ın ikinci mektup gönderdiği ortaya çıktı. Özeti: S-400’leri elinizden çıkarmazsanız yaptırım gelecek, F-35’lere dönüş ve Patriot satışı yok. Türkiye destekli ÖSO güçlerinin insani suçlar işledikleri iddialarını ciddiye alıyoruz (yani mutabakata aykırı davranıyorsunuz yaptırım gelebilir).

Erdoğan, görüşmede ana gündem Suriye olacak dedi. Ama ABD’nin Suriye yanıtları çoktan geldi. Suriye-Irak sınırında petrol sahalarının bulunduğu Suriye doğusunda ABD zırhlı tugay seviyesinde ateş gücü yüksek birliklerle yeniden konuşlandı. Türkiye sınırına yakın alanlar dahil o bölgede SDG-ABD ortak devriyelerine başladı.

Koalisyon sözcüsü ABD’li albay SDG sözcüsü teröristle ortak basın toplantısı yapıyor. Daha dün yeni bir TIR konvoyu SDG’ye gönderildi.

Trump’ın bunlardan yeniden geri adım atması beklenmez. Suriye konusu usulen konuşulacak. Çünkü ABD ne diyeceğini şimdiden söyledi. Bu da önleyici diplomasi olsa gerek.

Erdoğan ve hükümet üyelerine yaptırımları içeren hususlar birebir görüşmede ele alınacaktır. Ve tabi, SDG elebaşısı ve mektubu. İşte Trump’ın beklediği an.

Erdoğan, Trump’a SDG elebaşısının ne kadar kötü katil terörist olduğunu belgelerle anlatacağız diyor. ABD ve Trump’ın bilmediğini mi sanıyorsunuz? 3 yıldır FETÖ için yüzlerce koli ve dosya belge gönderdiniz. Sonuç ne? Son ABD raporuna göre sürgünde bir dini lider. Yani belgeleri verisiniz Trump da biz sizi ararız der.

Peşinden SDG elebaşısının mektubu masaya gelir. Erdoğan konuşmayacağım anlamında Trump’a takdim edeceğim dedi ama 13 Ekim ve 06 Kasım telefon görüşmelerinde bu mektup hakkında konuşulmuş zaten. Şimdi de sözde iade için masaya çıkardığınızda o mektubun yüzyüze görüşülmesi kaçınılmaz. Trump’ın Türkiye-SDG arasındaki arabuluculuğu da fiilen başlamış olur.

En son ne demişti bu konuda Trump? Kürtlerle düşmanlıkların azaltılması. Eyy Trump ne düşmanlığı biz terörle mücadele diyorsun diyebildiniz mi?

Bunun yolunun da Türkiye-SDG müzakeresinden geçtiğini düşünüyor ABD/Trump. O mektup ve SDG elebaşısı orada kesinlikle konuşulmamalı. Aksi durum ABD planının kabulü demektir.

ABD ve Rusya’nın, BM ve AB’nin SDG elebaşısını en üst düzeyde muhatap almasından sonra Neçirvan Barzani’nin de görüşüyor olması, Türkiye ve Barzani destekli Kürt partilerden oluşan ENKS’nin SDG ile işbirliği görüşmeleri yapmasıyla SDG/YPG ile elebaşının siyasi aktör olarak kabulü neredeyse tamamlanmıştır. Şimdi Türkiye buraya dahil ediliyor. O da Trump’ın işi olmuş.

Erdoğan görüşmenin diğer en önemli gündem konusunu uçağa binmeden önce açıkladı. Suriye kuzeyiyle ilgili konuşurken "NATO’nun buraya artık eğilmesi lazım. İngiltere’deki liderler zirvesini önemsiyorum. NATO ne işe yarar orada detaylı şekilde, bütün belgeleri ile ortaya koyacağız." dedi.

Evet 03-04 Aralık’taki NATO ve 4’lü liderler zirvesinde görüşülecek. Ama ondan önce Trump’la görüşülüp alt yapısı hazırlanacak. Çünkü Trump ertesi gün 14 Kasım’da NATO Genel Sekreteriyle görüşecek.

Erdoğan’ın kastettiği muhtemelen Almanya’nın önerisi olan Suriye kuzeyinde güvenli bölgeye uluslararası güç yerleştirilmesi. Almanya liderliğinde NATO ülkelerinin katkılarıyla oluşacak bir istikrar gücü.

Bu SDG/YPG özerk bölgesine NATO şemsiyesi açmak demektir.

Barış Pınarı Harekatını genişletemeyeceğini gören Erdoğan yönetimi , güvenli bölgede güvenliğin NATO merkezli uluslararası güçle sağlanması karşılığında bölgenin yeniden inşası projesinin Türkiye’ye verilmesine sıcak bakabilir.

Tabi işin bu hale gelebilmesi için Türkiye’nin bir şekilde S400’leri elinden çıkarmayı kabullenmesi gerekecek! İş de oraya meyletmiş durumda.

Peki, Rusya’nın eli armut mu toplayacak bu süreçte? Tam Suriye’yi kontrol atına aldım derken yeniden Batı’nın gelip yerleşmesine izin verecek mi? Batı’yı oraya geri getiren Türkiye’ye yanıt vermeyecek mi?

ANALİZ /// Esfender KORKMAZ : Dünya neden karıştı ???


Esfender KORKMAZ : Dünya neden karıştı ???

Bolivya’da, ilgili mahkeme, 20 Ekim seçimlerini 14 yıldır başkan olan Evo Morales’in kazandığını ilan etti. Ancak seçimlerde hile yapıldığını söyleyen halk sokağa döküldü ve 3 kişi öldü 383 kişi de yaralandı. Morales asker ve polis baskısı ile istifa etmek zorunda kaldı.

Bu konuda sağ ve sol kendine göre yorum yapıyor… "Morales’in sosyalist yükselişi, ABD müdahalesi ve faşist darbe ile sonlandı” şeklinde dramatik yorumlar yapılıyor.

Gerçekte tartışılması gereken; "Morales, Bolivya’ya ne getirdi?” sorusudur.

Madenler ve doğal imkanlar açısından zengin olmasına rağmen, Bolivya nüfusunun yüzde 53’ü yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Fert başına gelir düşük seviyede, 3.500 dolardır.

Bolivya Anayasasına, Morales’in partisi önerdi ve halk oylaması ile "bir kişi iki defadan fazla başkan adayı olmaz” şeklinde madde konuldu. Ancak kendisinin süresi bitince bu defa Morales yasayı 2016 yılında insan haklarına aykırıdır şekinde mahkeme kararı aldırdı. Kendisi için sürekli başkanlığın önünü açtı. Sık sık ta, kendisi dışında bir yönetim olursa, Bolivya’nın beka sorunu yaşayacağını söylüyordu.

Dünya Özgürlükler Evi-Dünya özgürlük raporu (Freedoom in The World)na göre, Bolivya da, siyasi haklar ve demokratik özgürlükler derecesi 7 üstünden 3’tür. Yarı özgür ülke statüsündedir. (Aşağıdaki Tablo)

Bolivya halkının siyasi geçmişi temiz değildir. İşine geldiği zaman demokrasi talep eden bir toplumdur. Ancak benim dışımda olmaz sendromu yaşayan bir başkanın zaafı daha da fazladır.

Dünya Adalet Projesi, hukukun üstünlüğü endeksine göre de Bolivya, 126 ülke içinde geri sıralarda, 119. sıradadır. Temel haklarda da geridir. (Aşağıdaki tablo)

Özet olarak; 14 yıl başkanlık yapan Morales, Bolivya’ya, demokrasi ve refah getirmedi. Sosyalist olması, ülkesinin demokraside ve ekonomide kaybetmesini önemsiz kılmaz.

Siyasi ve ekonomik sorun yaşayan ülkeler, Lübnan dışında, başkanlık sistemi ile yönetiliyor.

Venezuela artık gerek demokrasi ve gerekse ekonomik endekslerde, endeks dışı kaldı.

Arjantin de başkanlık sitemi var… Demokratik olarak özgür statüdedir. Buna rağmen Dünyada en ağır ekonomik sorunu yaşayan ülkedir.

Şili’de de başkanlık sistemi var… Endekslerde özgür statüde ve demokratik bir ülke olarak görünüyor. Ancak, metro zammı ile başlayan gösteriler. Kargaşaya dönüştü. Şili ateşler içinde.

Hong-Kong ayrı yönetim antlaşmasına rağmen, Çin’deki tek parti Komünist partisinin ağır baskısı altındadır.

Dünyanın kargaşa içinde olmasının bir nedeni, demokrasi talebi olmayan ülkelerde başkanlık yönetiminin otokrasiye dönüşmesidir. Bir diğer neden de küreselleşmenin; hem dünyada hem de aynı ülke içinde, gelir dağılımını bozması, zengin-fakir farkını artırmasıdır.

Ve nihayet dünyada zaman zaman akıl tutulması yaşanıyor. Hitler ve Mussolini seçimle gelmiştir. Bugün de seçimle gelen çok sayıda diktatör var.