MİLLİ KALKINMA DOSYASI : KANAL İSTANBUL BİR ABD PROJESİ Mİ ???


KANAL İSTANBUL BİR ABD PROJESİ Mİ ???

ABD’nin 1950 yılında Ruslara karşı savunma amaçlı planladığı ve hayata geçirmeye çalıştığı Karadeniz Marmara Denizi Kanalı projesi haritası ile Ak Parti hükumeti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ısrarla yapmaya çalıştığı Kanal İstanbul Projesi haritası arasındaki benzerlik dikkat çekti. Kanal İstanbul aslında bir ABD projesi mi?

wmal.net’te yer alan habere göre, ABD’nin 1950 yılında Ruslara karşı savunma amaçlı planladığı ve hayata geçirmeye çalıştığı Karadeniz Marmara Denizi Kanalı projesi haritası ile Ak Parti hükumeti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ısrarla yapmaya çalıştığı Kanal İstanbul Projesi haritası arasındaki benzerlik dikkat çekti. Kanal İstanbul aslında bir ABD projesi mi?

İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Doğan Kantarcı’nın Kanal İstanbul Projesine itirazı var. Prof. Dr. Kantarcı, projenin geri dönüşü olmayan bir doğa tahribatına neden olacağını, projenin asıl sahibinin ise ABD olduğunu söyledi ve 1950 yılında çizildiği ifade edilen bir harita paylaştı.

1950’de ABD’nin çizdiği Karadeniz Marmara Denizi Kanalı projesi haritası

2019 yılında AA’nın yayınladığı Kanal İstanbul Güzergahı Haritası

Kanal İstanbul Projesi’nin sebep olacağı yıkıma ve ranta ilişkin BirGün’e değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Kantarcı, projenin, “Karadeniz Marmara Denizi Kanalı” projesinin eski tasarımlarının güncellenmiş hali olduğunu söyledi. Kantarcı projenin asıl sahibinin ise ABD olduğunu ifade etti.

Ruslara karşı savunma amaçlı

ABD’nin 1950 yılında Marmara Denizi’nin ve İstanbul’un Ruslara karşı savunulması amacıyla Çatalca Yarımadası ve Gelibolu Yarımadası’na kanallar açmayı planladığını ifade eden Prof. Dr. Kantarcı, o yıllarda bir harita tasarlandığını dile getirdi. İngilizce isimlendirmelerin yapıldığı haritada ABD’nin önerdiği kanalın yeri ile Kanal İstanbul’un yapılacağı alan arasındaki benzerlik dikkati çekiyor.

“ABD’nin savunma projesi”

Konu hakkında, “Karadeniz-Marmara Denizi Kanalı’nın Yakın Çevresine Yapacağı Etkiler Hakkında ekolojik Değerlendirmeler” isimli bir rapor da hazırlayan Prof. Dr. Kantarcı, “İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyet Bloğu ülkelerin Avrupa ve Türkiye üzerine yapabilecekleri olası askeri müdahalelere karşı ABD’de savunma projeleri geliştirildi. Bu çerçevede İstanbul’un batıdan gelecek bir zırhlı birlik saldırısına karşı savunulması için de ‘su kanalı’ oluşturulması düşünülmüş ve buna ait bir de harita yapılmıştır” dedi.

THY’DEN PİLOT ADAYLARINA ÜCRETSİZ İZİN!

“Ekolojik maliyeti fazla”

Bu projedeki kanalın güzergahının Durusu Gölü’nün batısından, Büyük Çekmece Gölü’ne uzanan alçak arazi ile vadiyi izlediğini ifade eden Prof. Dr. Kantarcı, daha sonra bu projeden vazgeçildiğini söyledi. Prof. Dr. Kantarcı, “Gerçekleştirilmesi çok güç ve pahalı olduğu gibi yaratacağı olumsuz etkilerin, ekolojik maliyetinin de çok fazla olduğu değerlendirildi” diye konuştu.

“Yerleşim yerleri yok olabilir”

Tankerlerin kanaldan geçerken yanması ya da patlaması durumunda çevresinde bulunan yerleşim alanlarının yok olacağını ifade eden Prof. Dr. Kantarcı, “Böyle bir patlamada Kanal ulaşıma kapanır. Patlama ve yangının Kanal çevresine vereceği hasar ile tuzlu su çevreye sızabilir. 1950 tarihli ABD proje önermesinden vazgeçilmeli” ifadelerini kullandı.

Aytunç Altındal “Kanal İstanbul Projesi’ni ABD istedi” – 26.04.2006

Türkiye bu videoyu konuşuyor. Aytunç Altındal 26 Nisan 2006 tarihinde Kanal Türk canlı yayınında ABD’nin, Kanal Projesi için Türkiye’de yoğun diplomasi içinde olduklarını söylemiş. 12:45 dakikadan itibaren ABD’nin Kanal İstanbul için girişimleri anlatılıyor. Cumhurbaşkanı (O dönem Başbakan) Recep Tayyip Erdoğan çılgın proje olarak nitelediği Kanal İstanbul Projesi’ni 1 Kasım 2010’da açıkladı. Aytunç Altındal 2013 yılında vefat etti. Aytunç Altındal’ın kızı Yonca Bayrak ölümünün arkasında dış güçlerin olabileceğini iddia etmiş ancak ölümü üzerine detaylı araştırma yapılmamıştı.

Bu içerik WMAL.NET tarafından üretilmiştir.

LİNK : https://www.wmal.net/gundem/abd-nin-1950-karadeniz-marmara-kanali-ile-kanal-istanbul-benzerligi-h18404.html

YOLSUZLUK DOSYASI : Trilyonluk yer Diyanet Vakfı’na verildi


YOLSUZLUK DOSYASI : Trilyonluk yer Diyanet Vakfı’na verildi

İYİ Parti Milli Güvenlik Politikaları Başkan Aytun Çıray, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla açılan Türkiye’nin ilk verem hastanesi Heybeliada Sanatoryum’un Diyanet Vakfına devredilmesini TBMM gündemine taşıdı.

27 Mart 2020

İYİ Parti Milli Güvenlik Politikalarından Sorumlu Başkanı ve İzmir Milletvekili Aytun Çıray, Türkiye’nin ilk verem hastanesi olan ve 1924 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla açılan Heybeliada Sanatoryum’un Diyanet Vakfına devredileceğinin doğruluğu ile ilgili soruları, Anayasanın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün 96. Maddesi gereğince Cumhurbaşkanı yardımcısı Sayın Fuat Oktay’a sordu.

Çıray, Heybeliada Sanatoryum’un birçok hastaya şifa olmanın yanı sıra çok önemli sağlık çalışanlarını milletimize kazandırdığını, 81 yıllık hizmetinin ardından 2005 yılından beri atıl durumda tutulan Heybeliada Sanatoryum’un, 2018 yılında Diyanet Vakfına devredileceği ve sit alanına dini eğitim merkezi inşa edilmesinin gündeme geldiğini söyledi.

Tüm dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de hayatı durdurma noktasına getiren ve toplum sağlığını büyük ölçüde tehdit eden korona virüs pandemisi ile mücadele edildiği bir dönemde Heybeliada Sanatoryumu’nun Diyanet Vakfına devredildiği haberlerinin kamuoyunda yer aldığını belirten Çıray, "Bu vahim süreçte Cumhuriyet tarihinin en değerli kamusal sağlık kurumlarından Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü 2 Kasım 2011 tarihinde kapatılma kararının ne kadar telafisi imkansız bir yanlışlık olduğu ortaya çıkmışken, son derece önemli sağlık hizmetleriyle çok başarılı geçmişine rağmen uzun süredir hizmet dışı bırakılmış olan Heybeliada Sanatoryumu’nun Diyanet Vakfına devredildiği haberlerine açıklık getirilmesi, sağlıkta yeniden kamusal bir anlayışın hakimiyet kazanması beklenti ve ihtiyacı içinde olan Türk Milleti için büyük önem taşımaktadır" dedi ve bu bilgiler çerçevesinde Oktay’a şu soruları yöneltti:

– Heybeliada’da bulunan Çam Limanı ve Sanatoryumun Diyanet Vakfı’na devredildiği doğru mudur?

– Geçmişte hastane olmadığı için Adalar halkının yaşadığı zorluklar göz önünde bulundurulduğunda Adalar halkının ihtiyaçları doğrultusunda Heybeliada Sanatoryumu’nun asli fonksiyonuna uygun bir şekilde yeniden hastane olarak açılması daha doğru değil midir?

– Adalar halkının açık ihtiyaçları ve taleplerin rağmen Heybeliada’da Milli Emlak, Sağlık Bakanlığı ve Maliye Hazinesine ait arazide yer alan Çam Limanı ve Sanatoryumun Diyanet Vakfı’na devredilmesindeki asıl maksat bölgenin imara mı açılması planı mıdır?

– Tarihi eser olarak tescil edilen Sanatoryum binalarının ve toplamda 200 dönümü aşkın “Birinci Derece Doğal Sit Alanı” olarak koruma altındaki bölgenin özel ya da vakıflara devredilmesine dayalı muhtemel planlar ve projeler hayata geçirilmeye kalkışıldığı takdirde Adalar’ın sosyal, tarihi ve kültürel dokusu dönüşü olmayan bir şekilde tahrip edilmiş olmayacak mıdır? Böyle bir sosyo-kültürel tahribat kaçınılmaz olduğuna göre, bu ısrar kimlere ve hangi çıkar gruplarına hizmet edecektir?

GÜNÜN KAHRAMANI DOSYASI : FENERBAHÇE KALECİSİNDEN ANLAMLI DESTEK /// 1,000 AİLEYE ERZAK YARDIMI


FENERBAHÇELİ FUTBOLCU ALTAY BAYINDIR, "EVDE KALMAK YETMEZ, VİRÜS SEBEBİYLE İŞİNİ KAYBEDEN 1,000 AİLENİN TÜM ERZAK İHTİYACINI KARŞILIYORUM. SİZLER DE VAR MISINIZ ???" DİYEREK DİĞER FUTBOLCULARI SOSYAL MEDYADA ETİKETLEDİ. TEK KELİME İLE BRAVO. UMARIM BU HAREKET BİR AKIM BAŞLATIR. ÇÜNKÜ BU KARANTİNA DAHA SÜRECEK OLURSA 1,000 AİLEDEN FAZLASININ İHTİYACI OLACAK.

DİĞER BİR KAHRAMAN DA KOÇ AİLESİ. ALİ KOÇ ARÇELİĞİN TÜM TESİS VE ALT YAPISINI SOLUNUM CİHAZI YAPACAK FİRMALARA AÇTI. AYRICA OTOMOBİL FABRİKASI ŞU ANDA MASKE ÜRETİMİNE GEÇTİ. VE AYRICA KOÇ OTELLERİNİN TAMAMI SAĞLIK ÇALIŞANLARININ HİZMETİNE SUNULDU. KURTULUŞ SAVAŞINDAN ÖNCE 1907 YILINDA KURULAN KAHRAMAN FENERBAHÇE GERÇEK GÜCÜNÜ GÖSTERİYOR.

İRAN DOSYASI /// CELAL RUŞEN : İran’ı Yeni Yılda Ciddi kriz bekliyor


CELAL RUŞEN : İran’ı Yeni Yılda Ciddi kriz bekliyor

İran İslam Cumhuriyeti 1979 yılından bu yana öyle yada böyle şimdiye kadar 40 yıllık ömründe çeşitli iktisadi ve askeri ambargolarda ayakta kalmış ve şimdiye kadar devam etmiştir. Önceki cumhurbaşkanı “Ahmedinejad” döneminde nükleer faaliyetlerinden dolayı daha geniş kapsamlı ambargolara maaruz kalan İran, ABD arasında “Obama” döneminde Avropa birliği, Çin ve Rusya’nın da girişimiyle bir antlaşma yapıldı ve bilindiği üzere o zamana kadarki bütün ambargoların büyük bir hissesi kalkmış oldu. İran’ın ABD’de bloke olmuş paraları uçakla İran’a gönderilerek İran rejimine teslim edildi. Fakat söz konusu antlaşma o kadarda uzun sürmedi.
Obama’dan sonra başkanlık yarışında demokrat aday Hilari klinton’un aksine cumhuriyetçi aday Trump seçim propagandasından itibaren Yapılmış olan antlaşmayı Obama’nın yönetimini eleştirmek için kullanarak “kötü bir antlaşma” diyerek başkan olduğu taktirde yırtıp atacağının sözünü vermişti. Nitekim öylede oldu. Trump başkan seçildikten sonra hükümet kadrosunun ve yardımcılarının seçiminden bile İran’a karşı tavrı aşağı yukarı belli oldu. Söz konusu antlaşma özellikle Avropa tarafının devam etmesi yönünde yoğun baskısı ve diplomatik girişimlerine rağmen Trump tarafından tek taraflı olarak askıya alındı. Fakat ABD’nin sürekli üstünde durduğu esas iki mesele vardı. Birincisi İran’ın nükleer başlık ve uzun menzilli kıtalararası balistik füze geliştirme programının ortadan kalkması ve ikincisi İran rejiminin dünyada ve özellikle ortadoğuda yayılmacı politikası güdmesinin sonlandırılmasına dair garanti alınması. ABD bu kapsamda yeni bir antlaşma yapılması için hazır olduğunu beyan etti.
Buna karşın İran yetkilileri tek bir ağızdan bu şartların hiç bir şekilde değerlendimeğe bile alınmayacağını ve yeni bir antlaşmanın hiç bir zaman gerçekleştirilmeğeceğini açıkladı. Geçen süre zarfında daha geniş kapsamlı ambargolar uygulanmaya başladı nitekim 2019 yılında Devrim muhafızları ordusu ve ona bağlı olan İran ve ya dış menşeli paravan firmalar ambargo kapsamına alınarak tüm faaliyetleri uluslararası biçimde mercek altına alındı. 2020 yılının ilk günlerinden başlayarak İran’ın Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan başta olmak üzere tüm iktisadi, askeri hareketleri ABD tarafından yakın takibe alınarak daha etkin ve keskin bir şekilde karşılık verilmesi yönünde zaten sinyaller vardı fakat ABD tarafından Devrim muhafızları’nın dış kolu olarak bilinen Kudus gücü tuğayı komutanı Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta öldürülmesi var olan gerilimi daha da yükseltti. Hemen ardında Devrim muhafızlarının İrak’ta bulunan ABD üstünü füzeyle vurması daha sıcak bir çatışmanın ve resmi bir savaşın olacağı yönünde uluslararası bir tedirginliğe neden olmuşken son iki ayda korona virüsünün Çin’den dünyanın neredeyse tüm ilkelere yayılarak normal hayatı durdurması ilk gündem madde olarak halen ehemiyyetini korumaktadır.
İran’da bir anda geniş bir biçimde yayılan Kovid-19 hastalığı şimdiye kadar 2 bin üzerinde can kaybına neden olurken bu hastalığın İran ve Çin arasında yıllardan beri devam eden iktisadi, askeri ve stratejik işbirliğinin bu pandemi nedeniyle kısa süreliğine olsa bile durdurulmaması ve uçak seferlerinin devam etmesi yönünde güçlü olasılıklar var. Vürüs nedeniyle de uluslararası boyutta yaşanan iktisadi krizin gelecek aylarda daha da vahim boyutlarda yaşanacağı tahmin ediliyor.
Bu arada İran yönetimi ülkeyi saran hastalık karşısında neredeyse aynı durumda olan üklkelerin akisine elle tutulur bir icraat göstermeyerek ciddi ber karantina uygulamasının yapmaması da tartışma konusu oldu. Fakat İran yönetiminin böyle bir karantina ugulamamasının esas nedeni ülke ekonomisinin küçük çaplı bir karantina ugulamasının maliyetini karşılamamaktır. Nitekim son iki hafta içinde İran resmi makamlarının esas gündemi hastalık değil belki ambargolardır. Bir kaç ülkeden İran’a geniş yardımlar yapılmasına rağmen İran, ABD ambargolarının ülkenin sağlık sisteminin hastalıkla mucadelede yetersiz kaldığını savunurken ABD yetkililerinden bir kaç defa yardım çağrısı geldi. İran isterse her türlü yardıma hazır olduklarını beyan eden ABD’ye İran yetkilileri başta Hamenei olmak üzere peş peşe olumsuz yanıtlar geldi. Pompeo son açıklamasında İran’ın ABD’nin 100 milyon dolarlık ilaç ve tıbbi yardımını kabul etmediğini beyan etti.
Ekonomilerinin petrol ve doğal gaz ihracatına bağlı olan ülkeler son petrol fiyatlarının düşmesi sonucu ciddi bir biçimde başka ülkerle mukayesede daha ciddi bir krizle karşı karşıyayken İran’ın durumu çok daha farklı ve çok daha ciddi gözüküyür. Bir taraftan ambargolardan ciddi bir şekilde etkilenen İran ekonomisi hiç bir biçimde bölgede yürüttüğü yayılmacı politikasından taviz vermeyerek ülkenin zaten kısık bütcesinin ciddi bir kısmını güdümünde haraket ettiği terör örgütlere aktarmağa devam ediyor.
İran merkez bankasının yeni yıl için yüzde otuzun üzerinde bir enfilason sinyali şimdiden gelecek aylarda özellikle halk açısından ciddi bir şekilde ekonomik ve geçim zorlıklarının olduğu kaçınılmaz gözüküyor.
Aynı zamnda İran yönetiminin halkı rahatlatmak için yaptıkları açıklamaların aksine uluslararası piyasalarda petrol fiyatının İran petrolünün üretim maliyetinin aşağısına düşmesi bu yıl çok ciddi bütçe açığının oluşmasına neden olacakken, İran yönetimi açısından tümüyle bir değişime sebebiyet vermese bile şimdiye kadar görülmemiş sistem içi yeni değeşimlere neden olabilme olasılığı vardır.

Celal Ruşen

Kafkassam İran Masası