UZAY BİLİMİ DOSYASI : Samanyolu’nun Merkezindeki Kara Deliğin Muazzam Bir Enerji Patlaması Yaratması ile Galaksimizin Çok Dışında Oluşan Yoğun Parlama


Samanyolu’nun Merkezindeki Kara Deliğin Muazzam Bir Enerji Patlaması Yaratması ile Galaksimizin Çok Dışında Oluşan Yoğun Parlama

İlhan Vardar tarafından 25 Ocak 2021 tarihinde yayınlandı

Bu Görsel Hakkında : Samanyolu’nun merkez kara deliğinin çevresinden gelen muazzam bir patlama, galaksi düzleminin üstünde ve altında ve uzayın derinliklerine kabaran ultraviyole radyasyon konileri oluşturuyor. Samanyolu’nun güney kutbundan fırlayan radyasyon konisi, Macellan Akıntısı adı verilen devasa bir şerit benzeri gaz yapısını aydınlattı. Bu geniş gaz katarı, Samanyolu’nun iki önde gelen uydu galaksisinin izini sürüyor: Büyük Macellan Bulutu (LMC) ve arkadaşı Küçük Macellan Bulutu (SMC)
Radyasyon patlamasına neden olan olay aynı zamanda, şu anda galaksimiz düzleminin yaklaşık 30.000 ışık yılı yukarısında ve aşağısında balon şeklinde yükselen sıcak plazmayı “yırtıyor”. Yalnızca gama ışınlarında görülebilen ve milyonlarca Güneş’e eşdeğer ağırlığa sahip olan bu kabarcıklara Fermi Baloncukları denir. Fermi Baloncukları ve Macellan Akıntısının ayrı ve birbirleriyle ilgisiz olduğu düşünülüyordu, ancak şimdi galaksimizin merkez kara deliğinden gelen aynı güçlü parlamanın her ikisinde de önemli bir rol oynadığı görülüyor.

200.000 IŞIK YILI UZAKLIKTA HİSSEDİLEN FELAKET PATLAMASI

Yaklaşık 3.5 milyon yıl önce, uzaktaki insansı atalarımız, yıldızlarla dolu Samanyolu’nun yayı boyunca gizemli bir parlayan noktayı fark etmiş olabilirler. Bugün bunun galaksimizin merkezini sallayan bir kara deliğin etrafındaki muazzam bir patlamanın kanıtı olacağını biliyoruz. Hubble’ı kullanan bilim adamları, o zamanlar galaksimizin merkezinden çıkan o muazzam ışık parıltısının sonucunu şimdi görüyorlar. Bu patlama Samanyolu çevresinde dönen şerit benzeri dev bir gaz kuyruğunu aydınlattı. Macellan Çayı adı verilen bu uzun iz, galaksimizin çok dışında, ortalama 200.000 ışıkyılı uzaklıkta yer almaktadır. Bir uçak pisti gibi, Büyük ve Küçük Macellan Bulutları adı verilen komşu cüce galaksilerden uzanır. Araştırmacılar, Macellan Çayı’nın arkasındaki uzak kuasarların (1) dikkatli ultraviyole ölçümlerini yaptılar.

Yaklaşık 3.5 milyon yıl önce – kozmik zamanda göz açıp kapayıncaya kadar – muazzam bir patlama galaksimizin merkezini salladı. Afrika ovalarında ayakta duran uzak insansı atalarımız, muhtemelen ortaya çıkan parlamayı gece gökyüzünün tepesinde hayaletimsi bir parıltı olarak görürlerdi. Şimdi, NASA’nın Hubble Uzay Teleskobu’nun benzersiz yeteneklerini kullanan gökbilimciler, bu dehşet verici patlamaya ilişkin daha da fazla ipucu ortaya çıkardı.

Yaklaşık 3.5 milyon yıl önce, Samanyolu galaksimizin merkezindeki süper kütleli kara delik, muazzam bir enerji patlaması yarattı. İlkel atalarımız, zaten Afrika ovalarında ayakta kalmış olsa da, muhtemelen Yay Takımyıldızı’nın tepesinde hayaletimsi bir parıltı olarak bu parıltıya tanık olacaklardı. Bu parıltı 1 milyon yıl devam etmiş olabilir.

Şimdi, çağlar sonra, gökbilimciler bu dehşet verici patlama hakkında daha da fazla ipucu ortaya çıkarmak için NASA’nın Hubble Uzay Teleskobu’nun benzersiz yeteneklerini kullanıyorlar. Galaksimizin uzak eteklerine baktıklarında, kara deliğin projektör ışığının uzaya o kadar uzağa ulaştığını ve Samanyolu’nun iki önde gelen uydu galaksisini takip eden büyük bir gaz dizisini aydınlattığını keşfettiler: Büyük Macellan Bulutu (LMC) ve arkadaşı, Küçük Macellan Bulutu (SMC).

Kara delik patlamasına muhtemelen Güneş’in kütlesinin 100.000 katına kadar çıkan büyük bir hidrojen bulutunun, merkezdeki kara deliğin yakınında dönen malzeme diskine düşmesinden kaynaklandı. Ortaya çıkan patlama, galaksi düzleminin üstünde ve altında ve uzayın derinliklerine kabaran ultraviyole radyasyon konileri oluşturdu.

Samanyolu’nun güney kutbundan fırlayan radyasyon konisi, Macellan Akıntısı adı verilen devasa bir şerit benzeri gaz yapısını aydınlatıyor. Parlama akıntının bir bölümünü aydınlattı ve elektronlarından atomları soyarak hidrojenini (100 milyon Güneş oluşturmaya yetecek kadar) iyonlaştırdı.

Maryland, Baltimore’daki Uzay Teleskopu Bilim Enstitüsü (STScI) baş araştırmacısı Andrew Fox “Flaş o kadar güçlüydü ki, Macellan Çayı’nı bir Noel ağacı gibi aydınlattı – felaket bir olaydı!” diyor. “Bu bize galaksinin farklı bölgelerinin birbiriyle bağlantılı olduğunu gösteriyor. Kara deliğin galaksiyi ve çevresini nasıl etkilediğini öğreniyoruz.”

Fox’un ekibi, Hubble’ın ultraviyole yeteneklerini, ışık kaynağı olarak uzak, aktif galaksilerin parlak çekirdekleri olan arka plan kuasarlarını kullanarak akışı araştırmak için kullandı. Hubble’ın Kozmik Kökenleri Spektrografı, kuasarlardan gelen ultraviyole ışıkta iyonize atomların parmak izlerini görebilir. Gökbilimciler, Macellan Akıntısının çok gerisindeki 21 kuasar ve Samanyolu etrafındaki yörüngelerinde LMC ve SMC’den önce gelen parçalanmış bir gaz “kol” olan Öncü Kol adı verilen başka bir özelliğin arkasındaki görüş çizgilerini inceledi.

Görüş çizgilerini analiz eden ve verilerdeki yeni eğilimleri keşfeden STScI’den Elaine Frazer, “Kuasarın ışığı ilgilendiğimiz gazın içinden geçtiğinde, belirli dalga boylarındaki ışığın bir kısmı buluttaki atomlar tarafından emilir,” diyor. . “Kuasar ışık spektrumuna belirli dalga boylarına baktığımızda, ışık buluttan geçmeseydi göremeyeceğimiz ışık emilimine dair kanıtlar görüyoruz. Bundan, gazın kendisi hakkında sonuçlar çıkarabiliriz.”

Ekip, iyonların Macellan Akıntısı’nda enerjik bir flaşla yaratıldığına dair kanıt buldu. Patlama o kadar güçlüydü ki, bu yapı galaktik merkezden yaklaşık 200.000 ışıkyılı uzaklıkta olmasına rağmen akışı aydınlattı.

Macellan Akıntısının aksine Öncü Kol, alevle aydınlandığına dair kanıt göstermedi. Bu mantıklı, çünkü Öncü Kol güney galaktik kutbun hemen altında oturmuyor, bu yüzden patlamanın radyasyonuyla yıkanmamıştı.

Radyasyon patlamasına neden olan olay aynı zamanda galaksimizin düzleminin yaklaşık 30.000 ışıkyılı üstünde ve altında yükselen sıcak plazmayı da “yırttı”. Milyonlarca Güneşe eşdeğer ağırlığa sahip bu görünmez baloncuklara Fermi Baloncukları denir. Enerjik gama ışını parıltısı 2010 yılında NASA’nın Fermi Gama Işını Uzay Teleskobu tarafından keşfedildi.

Ekip, Hubble’ın erişimini baloncukların ötesine taşımayı başardı. Fox, “Her zaman Fermi Kabarcıkları ve Macellan Akıntısının ayrı ve birbiriyle ilgisiz olduğunu ve galaksinin halesinin farklı yerlerinde kendi işlerini yaptıklarını düşündük,” diyor ve devam ediyor “Şimdi, galaksimizin merkezindeki kara deliğin aynı güçlü flaşının her ikisinde de önemli bir rol oynadığını görüyoruz.”

Bu araştırma, yalnızca Hubble’ın eşsiz ultraviyole yeteneği sayesinde mümkün oldu. Dünya atmosferinin filtreleme etkileri nedeniyle, ultraviyole ışık yerden incelenemez. Fox, “Elektromanyetik spektrumun çok zengin bir bölgesi — ultraviyole ile ölçülebilen birçok özellik var” diye açıkladı. “Optik ve kızılötesi ile çalışıyorsanız, onları göremezsiniz. Bu yüzden bunu yapmak için uzaya gitmemiz gerekiyor. Bu tür işler için, Hubble şehirdeki tek oyuncaktır.”

(1) Kuasar aşırı parlaklığa ve kütleye sahip gök cismidir. Gökyüzünden görünen en parlak kuasar, Virgo takım yıldızındaki 3C 273’tür. Bu kuasar Güneş’in sahip olduğu aydınlığın 4 trilyon katına, Samanyolu gibi devasa galaksilerin ışık enerjilerinin toplamının 100 katına sahiptir.

İlhan Vardar

Kaynak : Nasa Haber Bülteni Sürüm Kimliği: 2020-33

TEKNİK TAKİP DOSYASI : Konum bilgisi CIA’nın elinde


Konum bilgisi CIA’nın elinde

WhatsApp tartışmasıyla öne çıkan “konum” bilgileri yeniden gündemde. ABD istihbarat birimlerinin akıllı telefonlardan elde edilen konum bildirimlerini, aracı kurumlardan satın alarak izinsiz kullandığı ortaya çıktı.

ABD istihbarat birimlerinin akıllı telefonlardan elde edilen konum bildirimlerini, aracı kurumlardan satın alma yoluyla izinsiz kullandığı iddia edildi. New York Times gazetesinin gizli tuttuğu kaynaklara dayandırdığı haberinde, “İstihbarat analizcileri, akıllı telefonlardaki konumlandırma verilerini, ek bir yetkiye ihtiyaç duymadan Amerikalıların konum trafiğini takip ediyor” ifadelerine yer verildi.

Son 2 buçuk sene içerisinde, federal hükümete bağlı Savunma İstihbarat Ajansı (DIA) analistlerinin, aynı yolla elde edilmiş bir veri tabanı üzerinden 5 ayrı soruşturma yürüttükleri ve sonuçları Oregon Demokrat Senatörü Ron Wyden ile paylaştıkları kaydedildi. Haberde, Müslümanların çok sık kullandığı dua ve Kur’an içerikli uygulama Muslim Pro’nun da kullanıcılarının konum verilerini X-Mode adlı bir komisyoncu üzerinden ABD ordusuna sattığı bilgisine de yer verildi.

MI6 DOSYASI /// NURAY BABACAN : MI6 bizi gözlüyor !


NURAY BABACAN : MI6 bizi gözlüyor !

24 Ocak 2021

İngiltere’nin eski Türkiye Büyükelçisi Richard Moore, görev yaptığı sürece ilginç sosyal medya paylaşımları, akıcı Türkçe konuşması, Beşiktaş taraftarı olmasıyla çok ilgi çekmişti.

Moore’un İngiltere’nin dış istihbarat örgütü MI6’nın başına geçmesi büyük yankı uyardırmıştı. Artık İngiltere’nin en büyük istihbarat örgütünün başkanı olan Moore’un aklı hâlâ Türkiye’de. Geçen günlerde Serkan Demirtaş, İngiltere’nin yeni büyükelçisi Dominick Chilcott ile Türkiye ve İngiltere’nin yeni dönemdeki ticari ilişkisini konu olan önemli bir röportaj yaptı. İngiltere’nin AB’den bağımsız geliştireceği yeni ticaret ilişkisi, Türkiye için o kadar büyük önem taşıyor ki TBMM’nin tatilden sonra çıkaracağı ilk yasa da bu anlaşma olacak.

Konumuza dönersek; bu röportajı, yeni İngiltere Büyükelçisi Chilcott, Twitter hesabından paylaştı. Retweet edenler arasında kim var dersiniz? Richard Moore. Moore’un retweet ettiği bir konu doğrudan İngiliz yönetimine de ulaşıyor, doğal olarak. Anlaşılan hem Türkiye’deki gelişmeleri hem de selefini yakından izliyor. Richard Moore’un sosyal medyaya olan ilgisi, yaptığı görev nedeniyle İngiltere’de de konu ediliyor. Ayrıca Türkiye ilgisi ve bilgisi de İngiliz basınının dikkatini çekiyor.

Tabii, MI6’nın başkanı tarafından izlenmek ne kadar tercih edilir, ayrı konu!

BAZEN TEK BİR SES YETER

Türkiye birkaç haftadan beri yine sallanmaya başladı. Deprem riski neredeyse hiç gündemden düşmüyor. Bunun için TBMM’de bir de komisyon kuruldu. Bu komisyon işin uzmanlarını dinliyor ve bazen kamuoyunun hiç duymadığı, ilginç gelen öneriler paylaşılıyor. Bunlardan birini buraya alıyoruz, belki birileri olabilirliğine kafa yorar diye.

Bülent Sarıoğlu’nun aktardığına göre, komisyona gelen Harita Mühendisleri Odası Başkanı Ali İpek, depremleri önceden bilmeye yönelik alt yapının mevcut olduğunu, yeni bir çalışma ile sonuç olabildiğini aktarıyor. İşte, İpek’in ilgimizi çeken sözleri:

“Bizdeki istasyonlar uydu gözlemleriyle sürekli yayın yapmakta, yer kabuğu hareketlerini 24 saat 365 gün kesintisiz izleyebilmekte. 470 istasyonumuz bir sistem haline getirildiğinde daha yüksek doğrulukta çalışan bir yapıya dönüşecek. İlave bir yatırım yapılmasına gerek yok. Bu konuda deneyimli olan Harita Genel Müdürlüğü görevlendirilebilir. Bu veriler zaten toplanıyor, şu an biz burada otururken bile o istasyonlar veri topluyor, kayıt yapıyor. Sadece tek jeodezik ağa dönüştürülmesiyle ülke çapında fay ve yer kabuğu hareketlerinin milimetre doğruluğunda ve 4 boyutlu değerlendirilmesi sağlanır. Bu sayede faylarda olası sıkışma ve biriken enerjinin tespit edilmesi ve risk değerlendirmeleri ve deprem öncesi eylem planı için son derece önemlidir.” Bizi heyecanlandırdı, elçiye zeval olmaz.

YUNANİSTAN DOSYASI /// Yunanistan’ın Megali İdea Hırsları; Dışişleri Bakanı Nikos Dendias : “Bu, 1947’den Beri Yaşanan İlk Bölgesel Genişlemedir”


Yunanistan’ın Megali İdea Hırsları; Dışişleri Bakanı Nikos Dendias : "Bu, 1947’den Beri Yaşanan İlk Bölgesel Genişlemedir"

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk

Sonsuz Ark’ın Notu:

Çevirisini yayınladığımız metin, Yunan Kathimerini gazetesindenVassilis Nedos’un, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias’la yaptığı röportajın içeriğini yansıtmaktadır ve Yunanistan’ın yayılmacı dış politika (Megali İdea) stratejisinin ne durumda olduğunu göstermeye ve nasıl gelişeceğine odaklanmaktadır. Rus Sputnik Türkçe’de, Yunanistan Dışişleri Bakanı: Türkiye, 2000 ya da 2016’daki Türkiye değil, İngiliz BBC Türkçe’de Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias: "Türkiye eski Türkiye değil" gibi tam da Yunanistan’ın istediği türden bir başlıkla gündeme gelen ve gevşemeyi sağlamak amacıyla Türk gururunu okşayarak ve özetle verilen bu röportajın içeriğinin, Yunanistan’ın küstah, saldırgan ve yayılmacı politikalarını net bir şekilde yansıttığını, ama bunu yaparken de boyunu aşan bir arsızlıkla, Türkiye’yi yayılmacı ve saldırgan olarak nitelediğini ve böylece baskı altına almaya çalıştığını göreceksiniz. Aynı Dendias, Müslüman-Türk azınlıklarla ilgili Yunanistan’ın AİHM tarafından tescil edilmiş suçları olmasına rağmen, Türkiye’de neredeyse bulunmayan Rum Azınlıkla ilgili provokasyonlarına devam etmektedir. Dendias Yunan genişlemesinin sınırlarını değiştirme küstahlığını 19 Ocak 2021‘de, şöyle ifade etmektedir: "Girit’in doğusunda da kara sularımızı genişletmeyi planlıyoruz. Başbakan’ın belirlediği politikanın dışında bir çizgi izlenmesi mümkün değil. Yunanistan’ın hiçbir başbakanı kara suları meselesini müzakere etmez çünkü egemenlik meselesidir ve müzakere konusu değildir." Dendias, Megali İdea (*) saplantısının etkisiyle azgınlaşan Yunan saldırganlığının sonucu olarak, 100 yıl önce binlerce yunan askerinin işgal ettikleri Anadolu topraklarında sivil Müslüman Türklere yönelik hırsızlık, tecavüz, katliam ve soykırım yaparken öldürüldüğünü ve Yunanistan’ın bütün hırslarıyla sefil bir yenilgi yaşadığını, 1974’te Kıbrıs’ta aldığı tarihi yenilgiyle bütün siyasi sisteminin çöktüğünü unutmuş görünmektedir. Fransız Cumhurbaşkanı Macron’un, Avrupa Birliği’nin ve ABD’nin etkisi ve körüklemesi ile Türkiye’ye karşı saldırgan ve küstah davranışlarının işe yaramayacağını anlaması gereken Yunanistan’ın borç yükü altında ezilen Yunan halkının geleceğini düşünmesi, açlıkla boğuşurken olmayan parasıyla silahlanmaya milyarlarca dolar harcaması ve maceralara atılmaması gerekmektedir. ABD’nin Türkiye’yi kuşatma stratejisi bugüne dek başarısızlığa uğramıştır, Türkiye bu stratejinin yerel piyonlarına ağır bedeller ödetmiştir, ödetmeye de devam edecektir. ABD ve Çin’in çıkarlarının çatıştığı topraklarını bu ülkelere peşkeş çekerken ulusal onurunu hatırlamayan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ve "Türkiye son zamanlarda oldukça agresif davranıyor. Yunanistan’ın genel anlamda saldırganlık eğilimi gösteren bu tür bir davranışla tek başa çıkma yönteminin, bir yandan kendi diplomatik silahını kullanmak, diğer yandan Silahlı Kuvvetleri’nin caydırıcı gücünü arttırmak olduğuna inanıyorum" diyen Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Panagiotopoulos gibi açıkça savaş çığlıkları atan Yunan siyasetçilerin hırsları Yunanistan’ın sonunu getirebilir.

Seçkin Deniz, 24.01.2021

Dendias: Turkey not the same as in 2000 or 2016

Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, Kathimerini ile yaptığı röportajda, Ankara ile samimi ve yapıcı bir diyaloğa katılacağını, ancak aynı zamanda Türkiye’nin artık 2000 yılında olduğu gibi, Avrupa Birliği’ne katılma arzusuyla ve istikşâfi görüşmelerin başladığı 2016’daki ülke ile aynı ülke olmadığının da tamamen farkında olacağını söylüyor.


Dendias, "Amacımız Batı Balkan devletlerini Avrupa ailesine entegre etmek ve aynı zamanda aşırılık yanlısı ağların ve neo-Osmanlı tutumlarının sızmasından korunmalarına yardımcı olmaktır" diyor.

Atina’nın diplomatik yaklaşımlarına atıfta bulunan Dendias, Yunanistan’ın geleneksel ittifaklarını güçlendirirken stratejik ufkunu genişlettiğini açıklıyor. Bu amaçla, yeni ABD’li mevkidaşı Antony Blinken ile görüşmeyi ve ABD ile uzun vadeli bir Karşılıklı Savunma İşbirliği Anlaşması için müzakerelerin sonuçlandırılmasını dört gözle bekliyor. "Bu anlaşma," diyor, "Soğuk Savaş mantığına dayalı yeni askeri üsler kurmakla ilgili olmayacak, aksine bugünün gerçeklerine uyarlanacak."

Dendias ayrıca, Atina ile Tiran arasındaki tahkim anlaşmasının muhtemelen 25 Nisan’daki Arnavutluk seçimlerinden sonra hazır olacağına inanıyor. Yunanistan’ın karasularının İyonya Denizi’nin ötesine uzatılmasıyla ilgili olarak, dışişleri bakanı bunun uygun bir zamanda gerçekleşeceğini söylüyor.

2020 zor bir dönemdi, ancak dış politika söz konusu olduğunda önemli anlaşmalar vardı. Dönüm noktası niteliğinde bazı gelişmeler olacağına inanıyor musunuz ve eğer öyleyse, bunlar ne olacak?

Nikos Dendias: Senin söylediklerine katılıyorum. Geçen yılın başında salgının neden olacağı aksamaları kimse hayal edemezdi. Olumsuz koşullara rağmen çok şey başardık. On yıllardır bekleyen sorunları çözdük. Üç çok önemli anlaşma imzaladık; ikisi İtalya ve Mısır ile deniz bölgeleri ve üçüncüsü Birleşik Arap Emirlikleri ile dış politika ve savunma alanında yenilikçi bir işbirliği üzerine.

Aynı zamanda, uluslararası hukuk kurallarına, özellikle Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (UNCLOS) göre Lahey’deki Uluslararası Mahkeme’deki deniz bölgeleri meselesini çözmek için Arnavutluk ile anlaştık. Son olarak İyon Denizi’ndeki karasularımızı 12 deniz miline çıkarmak için gerekli çalışmaları yaptık. Kyriakos Mitsotakis hükümetinin, belirli çevrelerden gelen şikayetlere rağmen, geçen yıl geniş bir özgüvenle çok yönlü zorluklarla ve hibrit tehditlerle karşı karşıya kaldığını herkese açıkça belirtmekte fayda var. Ulusal çıkarları koruyan anlaşmalar yaptı ve diğer birkaç ülke ile işbirliğini genişletti.

Geçmişe göre stratejik ufkumuzun genişlemesini yansıtan bu yaklaşımı 2021 yılında da devam ettirmeyi hedefliyoruz. Ülkemiz, sonuçsuz ve sürekli ertelenen retorik iddialara rehin kalmamalıdır. Anlaşmalar yoluyla haklarını ve ulusal çıkarlarını korumalıdır. 2021 yılında ikili ilişkileri, üçlü / çok taraflı işbirliğini geliştirerek ve özellikle uluslararası organizasyonlarda aktif kalarak aynı temeller üzerinde devam edeceğiz.

Bunu nasıl başaracaksınız? Hangi belirli eylemler ve girişimler yoluyla?

Nikos Dendias: Konsey. Yakın çevremizi ihmal etmeden bu girişimleri geliştiriyoruz.

Batı Balkanlar’da, hem Avrupa özlemlerine sürekli destek vererek hem de bölgesel girişimlere aktif katılım ve katkı yoluyla istikrar ve barışı pekiştirmek için oynayabilecek çok önemli bir rolümüz var. Amacımız Batı Balkan devletlerini Avrupa ailesine entegre etmek ve aynı zamanda aşırılık yanlısı ağların ve neo-Osmanlı tutumlarının sızmasına karşı korunmalarına yardımcı olmaktır. Bu çaba, daha geniş bölgedeki konumumuzu paylaşan, istikrarlı ve samimi bir ilişki kurduğumuz Müslüman ülkeler tarafından desteklenmektedir. Amacımız, Hıristiyan çoğunlukta olan ülkelerle bir işbirliği köprüsü olmaktır. Bu hedeflere ulaşmak için özellikle aktif bir varlık geliştirdik.

Birkaç gün önce Arnavutluk Başbakanı Edi Rama özel bir ziyaret için Atina’daydı. Kuzey Makedonya Dışişleri Bakanı Bujar Osmani bu hafta Atina’yı ziyaret edecek. Bu ziyaret sırasında, ikili bağları güçlendirme taahhüdümüzü belirten üç işbirliği mutabakatı imzalayacağız. Aynı zamanda Kosova’daki varlığımızı daha da güçlendirme sürecine başladık. Ayrıca, bir istikrar ve yönetilebilirlik çerçevesi oluşturmak için Bosna-Hersek’te Avrupa Birliği aracılığıyla girişimlerde bulunuyoruz. Biz ve Kıbrıs, aynı ilkeleri paylaşan bölge ülkeleriyle çok taraflı girişimleri güçlendireceğiz: Mısır, İsrail ve Ürdün. Ve tabii ki bu girişimleri BAE ve Suudi Arabistan gibi diğer ülkelerle ve ayrıca Fransa, Hindistan ve elbette ABD gibi önemli küresel güçlerle güçlendirmeyi dört gözle bekliyoruz. Son olarak, AB, BM, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı içinde ve hatta NATO içinde bile girişimler geliştireceğiz. Pandemi önümüze engeller çıkarmaya devam ediyor. Ama duramayız. Ulusal çıkarlarımızı korumakla görevliyiz. Ve bunu ancak sınırlı ufkumuzun ötesine bakarsak ve girişimlerde bulunursak başarabiliriz. Yıllardır kapalı olan kapıları açıyoruz. Bu, Yeni Demokrasi hükümetinin ve benim anayasal görevime göre, dışişleri bakanı olarak görevimden gösterilen çabadır.

Bu yıl Parlamento’ya sunulan ilk tasarı, İyon Denizi’ndeki karasularının 12 deniz miline uzatılması oldu. Ege’de böyle bir şeyin olması mümkün mü?

Nikos Dendias: İlgili yasa tasarısı Meclis’e çoktan sunuldu. Ve hemen oylanacak. Önemini küçümsememek doğru olur. Bu, Yunan devleti için her zaman barışçıl yollarla ve uluslararası hukuk temelinde 1947’den beri yaşanan ilk bölgesel genişlemedir. Bu genişleme, ülkemizin vazgeçilmez bir hakkıdır. Ama ana sorunuza geri dönmeme izin verin: Ülkenin diğer bölgelerinde genişlemeye hazırlanıyoruz. İlerlemek için uygun gördüğümüzde hazır olabilmemiz için gerekli teknik adımları atıyoruz. Bunun ne zaman olacağı siyasi bir seçimdir.

Geçenlerde Arnavutluk başbakanıyla tekrar görüştünüz. Sınır belirleme tartışmalarında ilerleme olabileceğine inanıyor musunuz? Yani, Lahey’deki mahkemeye gitmek yakın mı?

Nikos Dendias: Artık Arnavutluk başbakanı ile samimi bir işbirliğimiz var. Onunla hem Tiran’a yaptığım ziyarette hem de onun birkaç gün önceki Atina ziyareti sırasında tüm ikili ve bölgesel meseleler hakkında uzun uzun konuşma şansım oldu. Lahey’e başvuru söz konusu olduğunda, ilgili teknik gruplar çalışmalarını sürdürüyor. Amaç, tahkim belgesini bir an önce imzalamak ve sunmak, sanırım Nisan ayında Arnavutluk’ta yapılacak parlamento seçimlerinden sonra.

Tüm Arnavut siyasi partilerinin, iki ülke arasındaki deniz bölgelerinin sınırlandırılması sorununun Lahey’deki Uluslararası Mahkeme tarafından Uluslararası Deniz Hukuku temelinde çözülmesi gerektiğine inandığını not ediyorum. Türk meslektaşlarımıza da bunu söylüyoruz. Ayrıca, Bay Rama’nın Yunanistan’ın karasularını 12 mil’e çıkarmak için devredilemez, tek taraflı bir hakka sahip olduğunu kabul ettiğini hatırlatmak özellikle yararlıdır. Gerçekten de Arnavutluk’un 30 yıl önce aynı şeyi yaptığını ekledi. Ve bu nedenle, başka hiçbir ülke bu hakka karşı çıkamaz ya da – ekleyebilir miyim – bizi savaşla tehdit edemez [devam ettiği için].

Türkiye ile keşif amaçlı görüşmelerden önemli bir sonuç çıkacağı konusunda iyimser misiniz? Ankara’nın samimiyetle diyalog istediğini düşünüyor musunuz? Atina’nın konuşmak istediği şey tam olarak nedir? Çünkü görünüşe göre Ankara önerdiğiniz gündeme katılmıyor.

Nikos Dendias: Son sorunuzla başlamama izin verin. Pek çok durumda da söylediğimiz gibi, keşif görüşmelerinin gündemi özeldir ve değiştirilemez. Bir sonraki müzakere turu 61. tur olacak. Bu görüşmeler yirmi yıl önce başladı. Taraflardan biri tek taraflı olarak gündemi genişletemez. Bu, müzakereleri baltalama çabası olur. Ankara’nın samimi olup olmadığı görülecek. Kendi açımızdan, bu görüşmeler ne zaman yeniden başlarsa, içten ve yapıcı bir şekilde görüşmelere katılacağız.

Şimdi, bana bu temasların sonucunun ne olacağını ve iyimser olup olmadığımızı sorarsanız, futboldan bir örnekle cevap vereceğim: Bir koça belirli bir maçla ilgili tahmini sorulduğunda. Şöyle der: "Benim tahminim mi? Ancak oyunun sonunda." Elbette, yükümlülüğümüz gibi tüm sonuçlara hazırlıklıyız. Ama beni endişelendiren şeyi size anlatacağım: 2021 Türkiye’si, şimdiye kadarki keşifsel görüşmelerin son turunun yapıldığı 2016’nın Türkiye’si değil. Ve kesinlikle bugünün Türkiye’si, Avrupa Birliği’ne katılmayı dört gözle beklediği 2000’li yılların başındaki gibi değil. Ama elbette kimse Türkiye adına başka bir Türk yüzleşmesine karar veremez. Şiddetle arzuluyorum.

Atina yeni ABD yönetiminden ne bekleyebilir? Son zamanlarda Amerika Birleşik Devletleri ile Karşılıklı Savunma İşbirliği Anlaşması’nın (MDCA) güncellenmesi hakkında konuşuluyor. Bunun ABD askeri ayak izinde bir artış anlamına gelip gelmediğini ve eğer öyleyse, hangi yollarla olacağını açıklayabilir misiniz?

Nikos Dendias: Önceki ABD yönetimiyle ve özellikle meslektaşım Mike Pompeo ile işbirliğinin örnek teşkil ettiğini söyleyerek başlamama izin verin. İkili ilişkilerin geçmişte ulaşılmamış bir düzeye gelişmesine katkısı belirleyiciydi. Amacımız ABD ile ilişkilerimizi sürdürmek ve daha da güçlendirmektir. Yeni Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile ilk görüşme için sabırsızlanıyorum. Amacımız, MDCA’nın güncellenmesi müzakerelerini sonuçlandırmak, böylece önce uzun vadeli hale getirmek – yıllık bir güncellemeye ihtiyaç duymamak – ve ikincisi, ülkemizdeki Amerikan askeri ayak izi, bizim ülkenin stratejik önemi. Amerikan varlığı Soğuk Savaş dönemi ve Soğuk Savaş mantığına dayalı askeri üsler oluşturmaktan ibaret değil. Esnek olacak ve güncel gerçeklere uyarlanacaktır. Ve daha geniş alanda ülkemizin jeopolitik önemini güçlendirecektir. Yararlı bulduğum bir şey, Doğu Akdeniz’in geniş kesiminde hem diplomatik hem de askeri yoğun ve sürekli bir mevcudiyet.

BAE ile zaten bir anlaşma imzaladınız ve Suudi Arabistan ile ağırlıklı olarak savunma karakterli bir anlaşma yakın. İsrail ile ilişkiler güçlenirken, Mısır gibi Arap ülkeleriyle ilişkiler gelişiyor. Bu bölgesel ortam Türk provokasyonlarını sınırlamaya hizmet edebilir mi?

Nikos Dendias: Cevabım evet, ancak belirli koşullar altında. Bahsettiğiniz ülkelerin Türkiye ile bazı düzeylerde zor ilişkileri var. Ancak bu, yalnızca Türkiye’nin saldırgan ve yayılmacı politikasından kaynaklanıyor. 100 yıldan fazla bir süre önce Batı, o zamanki Osmanlı İmparatorluğunu "hasta adam" olarak görüyordu. Şimdi Türkiye, daha önce Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetilen bölgede "büyük revizyonist" olarak kendini kabul ettirmeyi hedefliyor. Bu yaklaşım uluslararası hukukun temel ilkelerine aykırıdır, bölgesel barış ve istikrarı baltalamakta ve elbette savunma reflekslerine neden olmaktadır. Maalesef revizyonist bir Türkiye meselesi, tüm ülkelerden meslektaşlarımla yaptığım görüşmelerin gündeminde yer alıyor.

Bu yönüyle geliştirdiğimiz çeşitli girişimler aynı zamanda Türkiye’nin saldırgan davranışını da sınırlamayı hedefliyor. Ancak, şunun altını çizmeme izin verin: Bir bütün olarak ülkeyi değil, belirli bir davranışı kapsamaktan bahsediyorum. Bu ülkelerle ikili ya da çok taraflı ilişkilerimizi geliştirmemiz başkalarına karşı değildir ve bunu sık sık belirtmişimdir. Aksine, Türkiye’nin bu oluşumların bir parçası olabileceğini sık sık söyledik; çok basit ama çok önemli bir ön koşulla: farklılıkların uluslararası hukuk temelinde barışçıl bir şekilde çözülmesi gerektiğini kabul etmek.

Türkiye’nin revizyonist ve saldırgan tavrının kaçınılmaz olarak umduklarının tam tersi sonuçlara yol açtığını kabul etmesini çok derinden ve içtenlikle umuyorum. Ciddi ekonomik zorluklarla karşı karşıya olduğu mevcut koşullarda, Türkiye’nin yönünü kökten değiştirmesinin ve kısır yayılmacı özlemlerinden vazgeçmesinin uygun olacağını düşünüyorum. Ayrıca tüm saygımla, bunun Türk halkının çıkarına olduğunu düşünüyorum. Her halükarda, Türk toplumunun çok büyük bir kısmı Avrupa geleceğini Türkiye için tek umut olarak görüyor.

* Bu röportaj, Yunanistan ile Türkiye arasındaki keşif görüşmelerinin duyurulmasından önce gerçekleşti.

Vassilis Nedos, 12 Ocak 2021, Ekathimerini

(*) Yunan politikacıların Megali İdea hedefi, batıda Bizans’ın zamanında İyonya Denizi’nde hakimiyet altına aldığı toprakları, doğuda Küçük Asya ve Karadeniz’i, kuzeyde Trakya, Makedonya ve Epir’i, güneyde Girit ve Kıbrıs’ı hakimiyet altına alıp; başkenti Konstantinopolis yaparak Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nu diriltmektir. Seçkin Deniz

Seçkin Deniz, 24.01.2021, Sonsuz Ark, Çeviri, Çeviri ve Yansımalar

Çeviriler ve Yansımalar

Seçkin Deniz Yayınları

DIŞ POLİTİKA DOSYASI /// ERCAN CANER : ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan Zehir Zember ek Açıklama


ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan Zehir Zemberek Açıklama

Tarladaki ürünün arasına gizlenmiş yabani otları tek tek toplayamazsınız, onların hepsinden kurtulabilmeniz için kimyasal ilaç kullanmanız gerekmektedir.

Ercan Caner, Sun Savunma Net, 24 Ocak 2021

Birleşik Devletler Dışişleri Bakanı Mike Pompeo tarafından, 19 Ocak 2021 tarihinde yapılan ve Dışişleri Bakanlığı web sitesinde paylaşılan ‘‘Dışişleri Bakanının Sincan’daki Zulümle ilgili Kararlılığı’’ başlıklı, Uygur Türkleri ve Çin zulmü hakkında yapılan resmi açıklamayı aşağıda okuyabilirsiniz.

Amerika Birleşik Devletleri bugüne kadar en iğrenç insan hakları ihlallerinin faillerini sorumlu tutmakta dünyaya liderlik etmiştir. Nuremberg Duruşmalarından 1948 yılında Soykırım Sözleşmesinin oluşturulmasına, İslami Devlet terör örgütünün Irak ve Suriye’de yaşayan Yezidilere, Hıristiyanlara ve diğer dini azınlıklara yönelik soykırım ilanına kadar Amerikalılar şeytanlar tarafından susturulanların sesi olmuş ve gerçek, hukukun üstünlüğü ve adalete ihtiyaç duyanların daima yanında olmuştur. Bütün bunları, herhangi uluslararası bir mahkeme, çok taraflı bir kuruluş veya iç politik kaygılarla harekete geçmeye zorlandığımız için yapmıyoruz. Bütün bunları doğru olduğu için yapıyoruz.

Geçtiğimiz dört yıl boyunca ABD yönetimi, Çin Komünist Partisinin gerçek yüzünü ortaya çıkarmış ve uzun süredir acı çeken Çin halkına beyin yıkama ve kaba kuvvet yoluyla güç uygulayan Marksist ve Leninci bir rejim olduğunu dile getirmiştir. Çin Komünist Partisinin, büyük ölçüde Çin’in batısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayan Müslüman bir azınlık grup olan Uygur halkına yönelik muamelesine özellikle dikkat ettik. Çin Komünist Partisi bütün inançlı insanlara her zaman derin bir düşmanlık sergilemiş olsa da, Parti’nin Uygurlara ve diğer etnik ve dini azınlık gruplarına karşı giderek artan baskıcı tutumunu büyüyen bir endişeyle takip ettik.

Çin Komünist Partisinin, Sincan Özerk Bölgesindeki faaliyetlerine yönelik hazırladığımız kapsamlı belgeler; en azından Mart 2017’den bu yana yerel makamların Uygur Müslümanları ve etnik Kazaklar ve Kırgızlar dâhil diğer azınlık gruplarına karşı onlarca yıldır sürdürdüğü baskı kampanyasını önemli ölçüde tırmandırdığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Ahlaki açıdan tiksindirici olan büyük çaplı politikaları, uygulamaları ve tacizleri, özgün bir demografik ve etnik grup olan Uygurların seyahat, göç etme ve okullara gitme özgürlüklerini kısıtlamak ve toplanma, ifade ve ibadet gibi diğer temel insan haklarından mahrum bırakmak maksadıyla sistematik bir şekilde tasarlanmıştır. Çin Komünist Partisi yetkilileri Uygurlu kadınlara zorla kısırlaştırma ve kürtaj uygulamakta, onları Uygur olmayanlarla evlenmeye zorlamakta ve Uygurlu çocukları ailelerinden ayırmaktadır.

Çin Komünist Partisinin sadık üyeleri, uluslararası gözlemcilerin Sincan Bölgesine engelsiz girişlerini önlemiş, bölgede giderek kötüleşen durum hakkındaki güvenilir raporları kınamış ve bunun yerine eğitim, terörle mücadele, kadınların güçlendirilmesi ve yoksulluğu azaltma projelerine katılan mutlu Uygurların fantastik ve tamamen hayal ürünü hikâyelerini pompalamıştır.

Çin Komünist Partisi yetkilileri bu arada kendi halklarına; Uygurları ‘‘habis tümörler’’ olarak tasvir eden, dini inançlarını ‘‘bulaşıcı bir veba’’ ile karşılaştıran ve Partinin sadık köpeklerine; ‘‘tarladaki ürünlerin arasına gizlenmiş yabani otları tek tek toplayamazsınız, onların hepsini öldürebilmeniz için kimyasal ilaç kullanmanız gerek’’ diye seslenerek ezici bir darbeye teşvik eden çok daha karanlık mesajlar vermeyi sürdürmektedir.

Müttefik güçler Nazi toplama kamplarındaki dehşeti gözler önüne serdikten sonra, ‘‘BİR DAHA ASLA!’’ ifadesi uygar dünya için bir düstur haline gelmiştir. Bir vahşetin sadece geçmişte yaşayıp gördüklerimizden farklı şekilde işlenmesi, kesinlikle onu daha az vahşet haline getirmez. Bu nedenle bugün aşağıdaki tespitleri ortaya koyuyorum:

  • Mevcut gerçekleri dikkatle inceledikten sonra, en azından Mart 2017’den bu yana, Çin Komünist Partisinin yönlendirme ve kontrolü altındaki Çin Halk Cumhuriyeti’nin, başta Müslüman Uygurlar olmak üzere, diğer etnik ve dini azınlık üyelerine karşı, Sincan Bölgesinde insanlık suçu işlediğine karar verdim. Çin devlet mekanizmasının işlediği suçlar halen devam etmektedir ve bir milyondan fazla sivilin keyfi tutuklanma ve ağır bir şekilde fiziksel özgürlüklerinden yoksun bırakılması, zorla kısırlaştırma, çok sayıda keyfi tutuklananlara işkence uygulanması, zorla çalıştırma ve din veya inanç, ifade ve dolaşım özgürlüklerine kısıtlamalar getirilmesini içermektedir. İkinci Dünya Savaşının sonundaki Nuremberg Duruşmaları failleri, insanlığa karşı işlenen suçlardan yargılanmıştır ve bugün aynı suçlar Sincan Bölgesinde Çin Komünist Parti yöneticileri tarafından yeniden işlenmektedir.
  • Ayrıca, mevcut gerçekleri dikkatle inceledikten sonra, Çin Komünist Partisinin yönlendirme ve kontrolü altında olan Çin Halk Cumhuriyeti’nin, Sincan Özerk Bölgesinde, başta Müslüman Uygurlar olmak üzere diğer etnik ve dini azınlık gruplarına soykırım uyguladığına karar verdim. Bu soykırımın halen sürmekte olduğuna ve Uygurların, Çin parti devleti tarafından sistematik olarak yok etme girişimlerine maruz bırakıldıklarına tanık olduğumuza inanıyorum. Dünyanın ekonomik, askeri ve politik olarak en güçlü ikinci ülkesinin iktidardaki yöneticileri, ülkelerinin küresel lider olduğunu iddia ettikleri ve uluslararası sistemi kendi görüşlerine göre yeniden şekillendirmeye çalıştıkları bir ortamda dahi, savunmasız bir etnik ve dini azınlık grubunu zorla asimile etme ve önünde sonunda tamamen tarihten silme niyetlerini açık bir şekilde ortaya koymuşlardır.

Amerika Birleşik Devletleri, Çin Halk Cumhuriyeti’ne; keyfi tutukladığı insanları derhal serbest bırakma, uygulamakta olduğu enterne etme, gözaltı kampları, ev hapsi ve zorla çalıştırma sistemini yürürlükten kaldırma, zorla kısırlaştırma, zorla kürtaj, zorla doğum kontrolü ve çocukların ailelerinden koparılması dâhil bütün baskıcı eylemlerini sonlandırma, gözaltı kamplarındaki bütün işkence ve tacizlerini sonlandırma, Sincan ve Çin’in diğer bölgelerindeki Uygurlar ile diğer dini ve etnik azınlık gruplarına yönelik zulmü sona erdirme ve son olarak da Uygurlar ve diğer zulüm uyguladığı azınlık gruplara seyahat ve göç izni vermesi çağrısında bulunmaktadır.

Ayrıca, bütün çok taraflı ve ilgili yargı organlarını, bu zulümlerden sorumlu olanların yargı önünde hesap verebilirliğini sağlama gayretlerimizde Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte harekete etmeye çağırıyoruz. ABD Dışişleri Bakanlığı’na, Sincan Özerk Bölgesinde sürmekte olan zulümle ilgili bilgileri soruşturma ve toplamaları ve elde ettikleri kanıtları da yasaların izin verdiği ölçüde uygun yetkililer ve uluslararası toplumla paylaşmaları talimatını verdim. Birleşik Devletler, kendi adına söylenmesi gerekenleri dile getirmiş ve Sincan Özerk Bölgesinde baskı mimarisini finanse eden üst düzey Çin Halk Cumhuriyeti yöneticileri ve devlet kontrolündeki işletmelere bir dizi yaptırım uygulamıştır.

Amerika Birleşik Devletleri, Komünist Parti ve Genel Sekreter Xi Jinping’in gizleme, propaganda ve baskı yoluyla saklamak istediklerini gün ışığına çıkarmak maksadıyla kapsamlı bir şekilde çalışmıştır. Pekin yönetiminin, Sincan Özerk Bölgesinde uyguladığı zulüm ve vahşet; Uygurlara, Çin halkına ve dünyanın her yerindeki uygar insanlara aleni bir hakarettir. Çin Komünist Partisinin, kendi halkına karşı soykırım ve insanlığa karşı suç işlemesine izin verilmeye devam edilmesi durumunda, çok da uzak olmayan bir gelecekte özgür dünyaya neler yapabilme cesaretini göstereceğini hayal edin.

Çevirenin Notları: Yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir, orijinal metne aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

LİNK : https://2017-2021.state.gov/determination-of-the-secretary-of-state-on-atrocities-in-xinjiang//index.html

Yazar Profili

Ercan Caner

Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir. Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri (2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO deneyimlerine sahiptir.

KÜRESELLEŞME DOSYASI /// Ercan Caner : Küreselleşme ve Avrupa Birliği


Ercan Caner : Küreselleşme ve Avrupa Birliği

E-POSTA : ercancaner

Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir. Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri (2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO deneyimlerine sahiptir.

23 Ocak 2021

Ekonomik küreselleşmenin kurallarını yaratan ve yönlendiren üç esas kuruluş; Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Ticaret Örgütüdür, bu üçlü ‘’Demir Üçlü’’ veya ‘’Kutsal Olmayan Üçlü’’ gibi adlarla da tanımlanmaktadır. Her birinin kendine özel görevleri vardır; Dünya Bankası büyük ölçekli projelere kaynak sağlar, IMF kısa vadeli acil kredilerle ekonomik reformlara zorlar, Dünya Ticaret Merkezi ise küresel ticaret ve yatırımda kuralları belirler.

Ercan Caner, Sun Savunma Net, 23 Ocak 2021

Tarih boyunca her zaman uluslararası sistemin merkezi unsuru olduğu düşünüldüğünde, Avrupa’nın küreselleşme sürecinde, merkezi unsur olmasa bile bu unsurların en önemlilerinden biri olduğu söylenilebilir. Küreselleşmenin merkezinde yer alan bir coğrafyanın bu süreçten doğrudan etkilenmesi olağandır. 1950’lerden itibaren güçlü bir entegrasyon yaşayan Avrupa Birliği’nin uluslararası alandaki ağırlığının giderek artan bir aktör haline gelmesi küreselleşme sürecinin Avrupa Coğrafyasındaki en önemli sonuçlarından biridir.

Almanya ve Fransa arasındaki mücadelelerin Avrupa genelinde neden olduğu savaşlara ve bölünmüşlüklere son vermek amacıyla ortaya çıkan ve ilk etapta düşman devletlerin daha kolay işbirliği yapabileceği bir alan olan ekonomik alanda entegrasyona gidilerek ulaşılmaya çalışılan AB, Batı Avrupa’da barış ve güvenliğin sağlanması, işbirliği alanlarında başarıya ulaşılması neticesinde entegrasyonun pek çok yeni alanı ve ülkeyi kapsayacak şekilde genişlediği bir örgüt haline gelmiştir. Bu gün 27 üye ülkesi, yaklaşık 300 milyonluk nüfusu ve 15 trilyon dolar büyüklüğündeki ekonomisi ile dünyadaki en başarılı entegrasyon örneği olan AB, bu özelliği ile uluslar arası politikada büyük ağırlığa sahiptir.

Bu çalışmada ulusal sınırların kısıtlayıcı etkilerinin azaldığı, bütün dünyayı kapsayan bilgi, sermaye, emek ve mal dolaşımının arttığı, özellikle uluslararası ilişkilerin geçmişe oranla büyük ölçüde fazlalaştığı günümüz küreselleşen dünyasında politik, ekonomik ve askeri alanlarda potansiyel güç haline gelme arzusundaki yaşlı kıta devletlerinin uluslararası örgütlenmenin belki de en iyisi olan Avrupa Birliği (AB) çatısı altında bu yoldaki mücadelelerini geçmişten günümüze incelenecek ve küresel köyde AB’nin ulaştığı mevcut pozisyon ana hatlarıyla ortaya koyulmaya çalışılacaktır.

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

Yazar Profili

Ercan Caner

Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir. Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri (2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO deneyimlerine sahiptir.

MİT DOSYASI : MİT’in yeni hedefi teknoloji casusları


MİT’in yeni hedefi teknoloji casusları

Türkiye, son dönemde birçok ülkenin gündemine aldığı siber güvenlikte önemli adımlar atmaya hazırlanıyor. Yurt dışında yaptığı başarılı operasyonlarla dikkati çeken MİT’in yeni hedefinde teknoloji casusları var. Milliyet gazetesi yazarı Tunca Bengin son durumu, eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin’e sordu. Çarpıcı bilgiler veren Pekin, MİT’in masasındaki çalışmaları da anlattı.

Milliyet gazetesi yazarı Tunca Bengin’in, "MİT’in yeni hedefi teknoloji casusları" başlıklı yazısı şöyle:

Türk savunma sanayinin geldiği nokta nedeniyle dünyanın gözü Türkiye’de… Özellikle İHA ve SİHA’lar ile muharip araç gereçler, silahlar ve mühimmatların sahada gösterdiği üstün başarı uluslararası güçlerin de dikkatini çekmiş durumda. Bu bağlamda yapılan övgüler ve İHA-SİHA’lar başta olmak üzere gelen silah talepleri de malum. Yani gerçekleştirilen hamleler silah sanayiinde dışa bağımlılığımızı azaltırken, Türkiye’yi dünya piyasalarında söz sahibi de yapıyor. Tabii bu aynı zamanda teknoloji ve ticari olmak üzere iki farklı casusluğun daha radarına girme anlamına da geliyor. Ki bunun en son örneği de geçenlerde Emniyet ve MİT’in ortak operasyonuyla ortaya çıkarıldı. Yani Türkiye’nin geliştirdiği, geliştireceği projelerle ilgili bilgi sızdırma amacıyla birçok ülkenin gizli servisleri, yabancı şirketlerin elemanları ‘derin’ bağlantılar ve hesaplar peşinde. Nasılını ve niyesini eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin, anlatıyor:

“İstihbarat servisleri işin içindedir ama bunlar gidip doğrudan bir şey yapmazlar. Yani kendilerine özgü bir bilgi kaynağı ağı yaratırlar. Bir yerde ofis kurarlar idare ederler o ofise bağlı yerli halktan çok sayıda haber kaynağı kullanılır. Bunlar savunma sanayii teşkilatlarında, özel sektörde, üniversitelerde de olabilir. Bunların bir kısmı parayla ilgilidir bir kısmı kadınla ilgilidir ya da kumarla ilgilidir adama şantaj yapılır. Çocuğu başka yerde okuyordur ondan dolayı şantaj yapılır. Aklınıza gelebilecek her şey yapılabilir. Onun için bunlara karşı benim hep savunduğum bir iç istihbarata ihtiyacımız var. Dışarıda da bizim aynı şeyleri yapmamız lazım. Yani hangi ülke ne geliştiriyor, biz onların önüne nasıl geçebiliriz. Biz bu işe daha yeni başlıyoruz”

TÜRKİYE’DE TEKNOLOJİ CASUSU ÇOK MUDUR?

“Olmaz olur mu? İddialısın, savunma sanayimi şu hale getireceğim diyorsun o iddia için hamle yapıyorsun, üretiyorsun, yazılım geliştiriyorsun. O projeleri, yazılımları ele geçirmek isteyen çok sayıda ülke, insan olur. Sadece güvenlik nedeniyle değil, pazardan pay kapmak, sizi pazara sokmamak için de aynı şeyler var. İHA’ların zayıf tarafını bulup o yazılımda onların üzerine gidecek İHA’ları düşürecek şekilde bir işlem geliştirmek isteyenler de bunu yapabilir. Amaç sadece ülkenin güvenliği değil sizin pazara ulaşmanızı da engellemek ya da sizin ürünlerinizi işe yaramaz göstermek… Dolayısıyla sizin neyle uğraştığınızı, detaylarını öğrenmek isterler. Mesela Aselsan’ın jammerleri var ya da hava savunma sistemlerini durduracak elektronik aletler geliştiriyor. Diğer tarafta TAİ yazılım geliştiriyor. Türk hava sanayii yeni bir helikopter motoru geliştiriyor. Milli uçak üzerinde çalışılıyor. Bunlar hep onların radarındadır.”

Peki ya geçmişte çok tartışılan Aselsan’daki şüpheli ölümler. Onlar da bu kapsamda olabilir mi? Pekin, devam ediyor:

“Büyük ihtimalle olabilir. Yüzde yüz böyledir demiyorum ama büyük ihtimalle olabilir. O intiharlar, ölümler araştırılması gereken şeyler. Komplo teorisi gibi geliyor ama olabilir. Sadece bunlar değil mesela Isparta uçağı düştüğü zamanda Bor madeniyle ilgili çalışan bilim insanlarının hepsi öldü biliyorsunuz. Yani o ölümlerde olabilir, eğer peşinde oldukları malzemeyi ele geçiremiyorlarsa bunu geliştirecek insanlar bir şekilde ortadan kaldırılabilir. Bunu yabancı istihbarat örgütleri olduğu gibi yabancı şirketler de yapabilir. Çünkü mesela bir şirketten telsiz alıyorsun, kendi telsizini yaptığında otomatik olarak o şirketin Türkiye’deki pazar payı düşüyor. Dolasıyla bu gibi şirketlerde yapabilir. Mesela adamları satın alıp kendi çalıştırabilir, istifalar vardı hatırlarsanız, bir kısmı öldürülebilir. Yani bu iş hem istihbarat örgütleri tarafından hem büyük şirketler tarafından da yapılabilir.”

BUNLARA KARŞI NE YAPMALI?

“Bu casusluk kişilerle yapılıyor, siber taarruzlarla da yapılıyor ama kritik şeyleri almak için kişilere ihtiyaç var. Yani her ne kadar siber sistem çıktı casusluk bozuldu gibi laflar falan ediliyorsa da casusluk, insan istihbaratı hala devam eden bir olay çünkü bazı sırları ancak insanlardan öğrenebilirsiniz. Onun için bu tip yerlerde çalışanların iyi korunması lazım. Bölgenin de emniyete alınması, siber taarruza da açık olmaması lazım. Mesela İsrail bir siber taarruz yaptı İran’ın uranyum zenginleştirme sistemleri hasara uğradı. Yine Rusya bir siber taarruz yaptı ABD’deki 18 bin teknoloji şirketi, bazı devlet kurumları,40 tane de İsrail teknoloji şirketi etkilendi. Hata yaparsak Türkiye bunlarda da karşılaşabilir. Yani istihbarat teşkilatımızın bu konuyla ilgili çok iyi hazırlık yapması lazım. Dolayısıyla içeriyle ilgili de ayrı bir istihbarat teşkilatı kurulmalı…”