ÖZEL-BÜRO /// TÜRKİYE VE DÜNYA DOSYASI /// Engin Cihad TEKİN 1 : Türkokratia : Avrupa’da Türk İmajı


Beni grubunuza kimin koyduğunu bilmiyorum. Yazılanlar ilgimi cekmiyor vaktimi alıyor. Rica etsem Lütfen gruptan çıkarırmısiniz? Anlayışınız için teşekküre eder selamlarımı sunarım
Ebru Sanver

iPhone’umdan gönderildi

Digi Security (Isnet) <Digi.Security> şunları yazdı (23 Eki 2019 22:12):

WG: ÖZEL-BÜRO /// Re: T.S.G.A. /// AYAKLANMALAR DOSYASI : 6-7 EY LÜL 1955 TARİHİNDE GERÇEKTE NE OLDU ???? BİR ŞAHİDİN KALEMİNDEN DİNLİYORUZ !!!


Ben o sene Almanya’da tahsildeydim. Istanbul’a gittigimde hemen hemen hic bir sey yok gibiydi. Peynir, zeytin bile Zeytine siyah inci denirdi.

Yokluk 2-3 sene devam etti.

Ya simdi olsaydi! Hele bu internet yoluyla!

Olaylar

1955’ten itibaren Demokrat Parti hükümeti gittikçe zorlaşan bir ekonomik durumla karşı karşıya kalmış ve özellikle yüksek enflasyon nedeniyle hayat standardı düşen kesimin güvenini kaybetmiştir; şüpheli metotlarla muhalefeti susturma çabaları ise basının, aydınların ve öğrencilerin de Demokrat Parti’den soğumasına yol açmıştır.[7] Örneğin Alman Dışişleri’nin bir raporuna göre daha olaylardan 15 gün evvel, muhalefeti kontrol amacıyla 7 Eylül 1955 günü İstanbul, Ankara ve İzmir’de sıkıyönetim ilan edilmesine karar verilmiştir.[7]1956 yılında muhalefeti baskı altına almak için Basın ve Toplantı Yasası’na getirilen kısıtlamalar da büyük ölçüde 6-7 Eylül olaylarıyla gerekçelendirilmiştir.[7]Menderes hükümetinin azınlıklara karşı baştaki liberal politikası, gittikçe zorlaşan ekonomik koşullarla değişir ve ilişkiler gerginleşir.[7]

"Atamızın Evi Bomba ile Hasara uğradı" (İstanbul Ekspres)

Kıbrıs Türklerine yapılan baskılar, 1955 yılında Türkiye kamuoyunun gündeminde baş köşeye oturmuştur. O dönem Türkiye’de en çok satan gazete olan Hürriyet‘in başlığında İstanbul‘daki Rum azınlığın aralarında bağış toplayarak Kıbrıs Rumlarının ENOSİS çetelerine gönderdiğini yazıyordu.[8] Dışişleri yetkilileri Londra‘da Kıbrıs temaslarına devam ederken, Atatürk’ün Selanik’teki evinde bir bomba patlamasıyla ilgili haber, önce 6 Eylül 1955 günü saat 13.00 haberlerinde[9] radyoda yayımlandı. (Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba attığı iddia edilen Selanik Üniversitesi Siyasal Bilgileri öğrencisi Oktay Engin daha sonra gıyabında mahkûm edilmiştir.[10] Oktay Engin, 22 Şubat 1992 – 18 Eylül 1993 tarihleri arasında Nevşehir Valiliği’ne getirilmiştir.)

Bunun üzerine, “Atamızın evi bombalandı” manşetiyle ikinci baskı yapan Mithat Perin‘in sahibi, Gökşin Sipahioğlu‘nun yazı işleri müdürü olduğu[9]DP yanlısı İstanbul Ekspres gazetesi genelde tirajı 20.000 civarında olduğu halde 6 Eylül‘de 290.000 basmış ve o dönemde kurulmuş olan Kıbrıs Türktür Derneği üyelerince bütün İstanbul‘da satılmaya ve halkı galeyana getirmek üzere kullanılmaya başlandı.[9][11]

Aynı baskıda Kıbrıs Türktür Derneği genel sekreteri Kamil Önal Mukaddesata el uzatanlara bunu çok pahalıya ödeteceğiz, ödeteceğimizi alenen söylemekte de bir mahzur görmüyoruz diye yazmıştır.[9][11]

Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin[7] önayak olması ve diğer gençlik örgütleri, meslek kuruluşları, DP teşkilatı,[7] bazı resmi ve gayriresmî makamların telkin ve teşvikiyle yerel kalabalıklar ve şehre dışarıdan getirilmiş olan kitlelerce 6 Eylül akşamı Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir yağma ve yıkım eylemi gerçekleştirildi.

İlk saldırı saat 19.00 sıralarında Şişli‘deki Haylayf Pastanesi’ne yapıldı.[12] Ardından büyüyen kalabalık Kumkapı, Samatya, Yedikule, Beyoğlu‘na geçerek gayrimüslimlerin toplu olarak yaşadığı birçok semtte önce Rumların, ardından da Ermeni, Yahudi ve hatta yanlışlıkla bazı Türklerin dükkânlarına saldırarak yağmaya başladı. İstanbul’daki Rum azınlığın ev, işyeri ve ibadet yerlerine yönelik bu saldırılarda emniyet pasif bir tutum sergiledi. Rum vatandaşların adresleri hakkında önceden bilgi sahibi olan, yirmi-otuz kişilik organize birliklerin kent içindeki ulaşımı özel arabalar, taksi ve kamyonların yanı sıra otobüs, vapur gibi araçlar yardımıyla sağlandı. 7 Eylül sabahına kadar süren saldırılarda aralarında kilise ve havraların da bulunduğu 5.000’den fazla taşınmaz tahrip edildi ve milyonlarca dolarlık mal sokaklara saçılıp, yağmalandı.[9]

İstanbul’un her yerinde yağmalar aynı yöntemle yapıldı. Dükkânlara saldıranlar önce vitrinleri taşlayarak kırdılar ya da demir parmaklıkları kaynak makineleri ve tel makasları yardımıyla açtılar, ardından içerideki alet ve makineleri dışarı çıkararak paramparça ettiler.

Kiliseler ve mezarlıklar da payını aldı: Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşyalar tahrip edildiği gibi, İstanbul’da bulunan 73 Rum Ortodoks kilisesinin tamamı ateşe verildi.

İzmit ve Adapazarı’ndan gelen yağmacılar geri dönmek üzere Haydarpaşa İstasyonu‘na geldiklerinde, üzerlerinde yağmaladıkları mallarla yakalandılar. Bunların büyük bir bölümünün başka şehirlerden getirildiği ortaya çıktı (örneğin Sivas’tan 145, Trabzon’dan 117, Kastamonu’dan 116, Erzincan’dan 111 kişi.)[1

Hasarlar

Türk basınına göre 11 kişi, bazı Yunan kaynaklarına göre 15 kişi[15] öldürülmüştür. Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Dilek Güven’in Sabah gazetesine verdiği röportaja göre ölü sayısının az oluşu gruplara "ölü olmasın" emri verilmesi sebebiyledir. Resmî rakamlara göre 30 kişi, gayriresmî rakamlara göre 300 kişi yaralanmıştır. Güven’e göre resmi rakamlara göre altmış olan tecavüze uğrayan ve utanmalarından veya korkmalarından dolayı şikayette bulunamayan kadın sayısının 400’e yakın olduğu tahmin edilmektedir.[16]

Von: ozel-buro-istihbarat@googlegroups.com <ozel-buro-istihbarat@googlegroups.com> Im Auftrag von Celal Bayar
Gesendet: Samstag, 7. September 2019 01:24
An: Digi.Security@isnet.net.tr
Cc: (121) ÖZEL BÜRO WEB SİTESİ (MİT . İST) <147258@mit.ist>; MAIL GRUBU – ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU <ozel-buro-istihbarat@googlegroups.com>; MAIL GRUBU – TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ <ozel-buro-istihbarat-grubu-tr@googlegroups.com>; ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (TÜRK STRATEJİ KURUMU GOOGLEGROUPS) <turk-strateji-kurumu@googlegroups.com>; ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU WORDPRESS (STRATEJİK GÜVENLİK) <>
Betreff: ÖZEL-BÜRO /// Re: T.S.G.A. /// AYAKLANMALAR DOSYASI : 6-7 EYLÜL 1955 TARİHİNDE GERÇEKTE NE OLDU ???? BİR ŞAHİDİN KALEMİNDEN DİNLİYORUZ !!!

Tamam en uydurma:

Celal Bayar’ın, İstiklal Caddesi’ndeki hasarı görünce, etrafındakilerin duyacağı bir sesle İçişleri Bakanı Namık Gedik’e “Galiba dozu kaçırdık” dediği olaylarda 11 kişi hayatını kaybetti.

Sent from my mobile device

On 6 Sep 2019, at 23:16, Digi Security (Isnet) <Digi.Security> wrote:

Celal Bayar’ın, İstiklal Caddesi’ndeki hasarı görünce, etrafındakilerin duyacağı bir sesle İçişleri Bakanı Namık Gedik’e “Galiba dozu kaçırdık” dediği olaylarda 11 kişi hayatını kaybetti.

Kurs duyurusu


Engin Albayrak ile Bilgisayar Söyleşileri, Bu akşam ve her Çarşamba, saat 21.00’da Özgün Sohbet Bilgi ve Paylaşım Platformu’da.

Söyleşilere katılabilmek için platformumuza üye olmanız gerekmektedir.

Üye olmak için adınızı, soyadınızı ve kullanmak istediğiniz şifrenizi
sohbetozgun
mail adresine gönderebilirsiniz.

BOB EŞBAŞKANI KİM?


BOB EŞBAŞKANI KİM?

Suriye’de atılan bütün adımlar BOP’a uyumlu!

Barış Pınarı Harekâtı gerekliydi, ancak ABD’nin Türkiye’ye “çizdiğim sınırları aşarsan ekonomini mahvederim” tehdidi sonunda neler olduğu herkesin bilgisi dahilindedir. Bir de “Harekât ile BOP projesi tamamen rafa kaldırılmış oldu” diyenler var. Bu iddiada olanlar, halkı iç siyaset uğruna yanıltmaya çalışıyor.

Herkes, Büyük Orta Doğu Projesi haritasına bir daha baksın lütfen! Türkiye-Suriye sınır bölgesini büyüterek bakın!

Ne görüyorsunuz?

BOP gereği kurulmak istenen Kürdistan’ın sınırları nereden geçiyor?

Münbiç’ten başlıyor, Fırat’ı takip ederek, kuzeye gidiyor, Hopa Limanı’na kadar ulaşıyor! “Fırat’ın Doğusu” derken, bu bölgeyi kastediyorlar!

Fabrice Balanche‘nin çizdiği son Suriye haritasında, Afrin, El Bab gibi yerler, Türkmenistan adıyla Türkiye’ye bırakılıyor. Bu cep bölgelere Resulayn-Tel Abyad arasında uzanan 120 kilometrelik toprakların eklenmesi, BOP haritasını hiçbir şekilde bozmuyor. Sadece Suriye kuvvetlerinin Münbiç’e girmiş olması, durumu değiştirebilir! Yalnız YPG’nin Suriye’den çıktığına dair bir bilgi yok. Üstelik Rusya, YPG’yi yeni kurduğu Suriye 5. Kolordusu emrine almaya çalışıyor. Bu, ABD’nin “kara kuvvetlerim” dediği YPG’nin, Münbiç’te kalması demektir!

Diğer güncel gelişmeler de BOP projesine uygun devam ediyor. New York Times gazetesinin üst düzey bir yetkiliye dayandırdığı habere göre Trump, Suriye’nin doğusunda, petrol bölgelerinin Suriye ve Rusya’nın eline geçmemesi için 200 civarında asker bırakmayı düşünüyor! ABD Savunma Bakanı Mark Esper de bu haber üzerine SDG ile beraber bir grup ABD askerinin Suriye’nin kuzeydoğusundaki petrol yataklarının yakınında tutulmasının seçenekler arasında olduğunu söyledi.

Zaten Trump da “petrolü kurtardık” demişti. Trump ile görüşen Cumhuriyetçi senatör Lindsey Graham da Suriye’de tarihi çözümler olacağına dair oldukça iyimser olduğunu belirtti.

Trump‘ın, petrol güvenliğini sağlama konusunda geniş bir perspektiften baktığını söyleyen Graham, “IŞİD’i yok etmek ve yok olmuş halde tutabilmek için yardımcı olan SDG ile petrol alanlarının yenilenmesinde bir iş ortaklığının eşiğinde olduğumuza ve geliri İranlıların değil, Esad’ın da değil onların alacağından emin olacağımıza inanıyorum.” dedi.

Graham, “İsrail’i korumak bir numaralı hedefimiz.” demeyi de ihmal etmedi.

Yani, petrol geliri ile ayakta durması sağlanacak bir PYD/YPG devleti kurulacak! Peki BOP bu şekilde mi önlenmiş olacak?

Biz 21 Ocak 2019’da bu sütundan ve Yeniçağ’ın manşetinden “Güvenli bölge değil şeytan tuzağı” derken, çizilen haritalara bakarak değerlendirme yapmıştık.

ABD, BOP hedefinden bir milim bile sapmış değil. Türkiye’nin üç ayrı harekât ile kontrol ettiği topraklar ise, BOP haritasını kesinlikle bölmüyor!

BOP haritasını ne böler peki?

Türkiye’nin cumhuriyetin kuruluş felsefesine dönerek milli bir politika takip etmesi, bütün halkı bu politika etrafında birleştirmesi, BOP’u uygulanamaz hale getirir. Türkiye, “Çekiç Güç” ile Irak’ın kuzeyini ABD kontrolüne bıraktı şimdi de Suriye’nin kuzeyinde “güvenli bölge aldatmacası” ile aynı oyun oynanıyor.

Sonuçta güvenli bölgenin sağı solu ve güneyi PYD/YPG kontrolünde kalıyor. Bu da ABD’ye şimdilik yetiyor. BOP projesi da bunu öngörüyordu zaten!

Arslan BULUT 22 Ekim 2019 Yeniçağ

ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI /// Prof. Dr. Süleyman Çelik : ATATÜRK’E SALDIRANLAR


Prof. Dr. Süleyman Çelik : ATATÜRK’E SALDIRANLAR

Atatürk, düşmanının deyimiyle "dünyaya 100 yılda bir, nadiren gelen büyük bir dahidir."

9 Eylül 1922’de düşman denize döküldükten sonra İngiliz donanmasına ait zırhlılar Güzel İzmir’imizin limanından demir almak zorunda kalınca, Büyük Britanya İmparatorluğu Parlamentosunda muhalefetteki İşçi Partisi, Hükümet hakkında gensoru önergesi verir. Muhalifler Hükümeti ağır şekilde eleştirirler. "Almanya ve Avusturya- Macaristan İmparatorluğu ile birlikteyken yendiğimiz Türklere, yalnız başına iken nasıl yeniliriz? Üstelik karşımızda Türklerin hepsi de yoktu. Müslümanların Kutsal Halifesi Padişah ve ona bağlı olan asıl güçler bizim yanımızdaydı. Karşımızda sadece, ellerinde hiçbir şey olmayan, bir avuç eşkıya vardı" derler. Eleştirileri yanıtlamak üzere Başbakan Lloyd George söz alır: "Yapılan tüm eleştiriler haklı" der. "Doğrudur. Karşımızda, ellerinde hiçbir şeyleri olmayan bir avuç eşkıya vardı. Ancak hesapta olmayan bir şeyle karşılaştık. Büyük dahiler dünyaya 100 yılda bir, nadiren gelir. Ne yazık ki yüzyılımızda bunu Allah Türk Milletine nasip etti. Bu nedenle yenildik" der ve sorumluluğun kendisine ait olduğunu kabul ederek "istifa ettiğini" bildirip kürsüden iner.

Atatürk’ün büyüklüğü konusunda başka dünya liderlerinin, komutanların, düşünürlerin söylemiş olduğu binlerce söz var. Bunlar içinde benim önemsediğim, mazlumlar içinde emperyalizme karşı ilk başkaldıranlardan biri olduğu için, çok saygı duyduğum Hindistan Bağımsızlığının önderi Mahatma Gandi’nin sözüdür. Arkadaşlarıyla birlikte Kurtuluş Savaşımızı büyük bir heyecanla izleyen Gandi, "Mustafa Kemal Paşa İngilizleri yenene kadar, Allah’ın İngiliz olduğuna inanırdım" demiştir.

* * *

Atatürk Türk Milletinin kurtarıcısıdır. Ondan başka kurtuluşun mümkün olduğuna inanan yoktu. Sadece çıkarlarını düşünen ve düşmanla işbirliği yapmaktan çekinmeyen hainler değil, vatanseverler de kurtuluş umudu görmemekteydiler. Bu nedenle "olmasaydı olmazdık".

"Olmasaydı olurduk" diyenler de haklı. Evet, olabilirlerdi ama, Neyzen Tevfik’in dediği gibi, "anaları gene olurdu fakat babaları belli olmazdı!" Kanıt istiyorsanız, görsel medyanın, uluslararası iletişimin bu kadar yaygınlaştığı, Birleşmiş Milletlerin ve diğer uluslararası insan hakları örgütlerinin bu kadar aktif olduğu 21.Yüzyılın başında Bosna’da yaşananları anımsayın…

Başlangıçta Atatürk’ün yanında yer alanlar, sadece O’na inanan, Çanakkale’de ‘imkansızı mümkün kılmış olması’ nedeniyle, "yaparsa O bir şey yapabilir" diye düşünen bir avuç vatan severdi.

Birlikte Samsun’a çıkanlar bile umutsuzdu. Nitekim Kurmay Başkanı Hüsrev Gerede Havza’dan Kazım Karabekir Paşa’ya yazdığı mektupta bunu belirtmekte ve özetle "boşa kürek çekiyor gibiyiz" demektedir.

Çare arayan vatanseverler, "ehven-i şer" arayışına girdiler ve "Amerikan mandası" peşine düştüler. Oysa Sevr planını hazırlayan Amerikan Başkanı Vilson’du.

İsmet İnönü, Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele gibi komutanlar, Halide Edip, Adnan Adıvar, Bekir Sami gibi aydınlar da bunlar arasındaydı. Sivas Kongresi tutanakları bunun belgesidir. Daha sonra Atatürk’ün bir şeyler yapabileceğini görünce hepsi O’nun yanında yer aldılar ve Kurtuluş Savaşı’nda canlarını ortaya koydular.

* * *

O günlerde ‘Mütareke Basını’nda Atatürk’e saldıran/ hakaret eden, O’na ve arkadaşlarına ‘idam fetvası/ fermanı’ verenler, düşmanla işbirliği yapan hainlerdi. Başlarında Halife Sultan Vahidettin olduğu halde, Ali Kemaller, Refik Halitler, Refi Cevatlar, Damat Feritler, Rıza Tevfikler, Dürrizadeler, Mustafa Sabriler, İskilipli Atıflar vs. Bunların yazdıkları yazılar, verdikleri fetvalar/ fermanlar, Kuvayı Milliye aleyhtarı bildiriler İngiliz uçakları tarafından askerlerimizin üzerlerine atılarak firar etmeleri isteniyordu.

Bu hainler işgal güçlerinin desteğiyle, Kuvayı Muhammediye adını verdikleri bir ordu oluşturarak Millicilerin üzerine gönderdiler; yurt içinde birçok isyan çıkarttılar. Bunlara karşın kazanılan zaferden sonra, köpekliğini yaptıkları düşmanla birlikte yurttan kaçıp gittiler. Fakat emperyalistler, bunların yüzüne bakmadı, çiğnenmiş sakız gibi tükürüp attı. İngilizler kendilerine sığınan Halife Sultanı bile İtalya sahiline atıp gittiler. Çünkü kendi halkına ihanet edenlere kimse güvenmez ve değer vermez, sadece kullanılırlar.

Günümüzde de Atatürk’e saldıranlar ya haindir, ya da hainler tarafından kandırılmış geri zekalı/ aptal zavallılardır.

Bugün ‘Mütareke Basını’ benzeri medyada Atatürk’e saldıranlara bakın! Her devirde kemiğini yaladıkları efendilerinin köpekliğini yapmışlardır. Örneğin, dün Cem Uzan’ın köpekliğini yapanların, bugün Uzanların düşmanının köpekliğini yapıp Atatürk’e havlamalarında şaşılacak bir şey yoktur.

Prof. Dr. Süleyman Çelik