KİTAP TAVSİYESİ : Balkanlarda Bektaşilik (XVII-XVIII. Yüzyıllar)


Aziz Altı Hocamızın "Balkanlarda Bektaşilik (XVII-XVIII. Yüzyıllar)" isimli arşiv belgelerine dayanarak hazırladığı kapsamlı çalışması yayımlanmıştır. Literatüre çok önemli katkılar sunan bu çalışmayı bilgilerinize arz ederiz.

Saygı ve Muhabbetler.

Dr. Ruhat Alp

Munzur Üniversitesi / Tarih Bölümü

KİTABI BURADAN SATIN ALABİLİRSİNİZ.

SİYASİ DOSYA /// Arslan BULUT : İstanbul elden gitti” demek istemiyorsanız.


Arslan BULUT İstanbul elden gitti" demek istemiyorsanız…

E-POSTA : arslanbulut

Sözün orijinali, "Bir deli kuyuya taş atmış, 40 akıllı çıkaramamış" şeklindedir ama AKP’li Esenler Belediye Başkanı’nın İstanbul seçimlerini etkilemek için Yunan iddialarını seslendirmesi de böyle bir durum oluşturdu! Kimileri yanlış tarihi bilgilerle cevap veriyor. Meselâ Çepnileri Trabzon’a Osmanlıların yerleştirdiğini söylüyor. Oysa Çepniler, 80 bin çadırla Trabzon sırtlarına geldiklerinde Osmanlı devleti Bilecik’te henüz kurulmamıştı. Kimileri konuyla ilgili kitap araştırıyor; tavsiye edilen kitap bir CIA ajanına ait çıkıyor! Kimileri de Esenler Belediye Başkanı’na kitap hediye edelim diyor, eden de oluyor!

Esenler Belediye Başkanı’nı cahil bir kişi mi zannediyorsunuz?

İstanbul seçimleri haksız, hukuksuz bir kararla yenileneceği sırada, Karadenizlileri Ekrem İmamoğlu’nun arkasından çekmek için planlı, programlı, tasarlanmış ve kurgulanmış bir psikolojik operasyon yapıyor adam… Neden anlamak istemiyorsunuz. Neden "hepimiz kardeşiz, ırkın ne önemi var" gibi beylik lafları entelektüel donanım sayıyorsunuz? Bu tür laflar, sizin cehaletinizi yansıtır, çünkü karşı taraf, istihbarat yöntemleri kullanıp halkın bilinçaltına hitap ederken siz ideolojik hafızanızda kalan kalıp cümleleri kullanıyorsunuz.

***

Bakınız, bu mesele sadece Türkiye’de değil, Yunanistan’da seçim kazanmak için kullanılmaktadır. Hem de 20 yıldır… Eski okurlar hatırlayacaktır, bu konu Çift Başlı Yılan adlı kitabımda da var:

2002 yılında Balkanlar gezisinde bizzat tanık oldum ki, Türk-Yunan sınırından itibaren İpsala’dan sonra 50’nci kilometreye kadar oluşturulan adı konulmamış tampon bölge, Kafkaslardan gelenlere verilmiş!

Gürcistan’dan gelip de Dedeağaç bölgesine yerleştirilenlere kilise yapmak istemişler, "Biz cami isteriz!" cevabı ile karşılaşmışlar… Gümülcine’ye bağlı Şapçı köy de Kafkasya’dan getirilenlerin ahşap evlere yerleştirildiği köylerden biri… Bunlara Pontuslu diyorlar ama gelenlerin Yunanlılık ile Rumluk ile ilgisi yok! Yunanistan, kazdığı kuyuya düşmüş durumda…

"Pontusluyum" diyene, Yunanistan’ın ev ve tarım arazisi veya büyük-küçükbaş hayvan verdiğini duyan gelmiş. Yunan hükümeti, "Pontus’tan Gelen Soydaşları Karşılama ve Uğurlama Merkezi" diye bir kurum oluşturmuş. Göçmenlere verilen talimat, yerleştikleri bölgede bulunan Türkleri rahatsız ederek kaçırmak… Fakat Pontuslu denilenlerin bir kısmı, Yunanlılar için "Gavur" diyor, Türklerle iyi geçiniyor.

PASOK, seçim zamanı uçaklarla Kafkaslardan önce Kıbrıs Rum Kesimi’ne, oradan da Selanik’e 1.5 milyon insan taşımış. Getirilen insanlara oturma izni ve bir yıl içinde oy kullanma hakkı tanınmış. 2000 yılı Mayıs ayında yapılan genel seçimlerde PASOK’un, Yeni Demokrasi Partisi’ni 50 bin oyla geçtiği, seçim gecesi 15 dakikada bir iktidarın iki parti arasında gidip geldiği düşünülürse, bu operasyonun Yunanistan’ın kaderi üzerinde ne kadar etkili olduğu anlaşılabilir.

Şobolas adlı Yunanlı gazeteci, bir televizyon tartışmasında, klasik bir tabiri kullanmış ve "İ polis ealo" demiş… "Şehir elden gitti" anlamına geliyormuş. Yunan kültüründe şehir, devlet demek… Türkçesi, "Memleket elden gitti" demek istemiş ve eklemiş, "Adı Yunanistan olan yabancı bir ülkede yaşıyoruz…"

***

Türkiye’yi de Yunanistan gibi adı Türkiye olan yabancı bir ülke zannedenler var. Yahu Anadolu, Atatürk’ün söylediği gibi ezelden Türk diyarıdır, en az yedi bin yıllık bir Türk beşiğidir. Bunu söylemekten korkarak nereye varacaklarını düşünüyorlar acaba?

Önce bunun bir istihbarat operasyonu olduğunu anlayın, sonra da ne yapmak gerektiği konusunda bu işleri bilenlere danışın lütfen! Yoksa İstanbul elden gider…

Kaynak Yeniçağ: "İstanbul elden gitti" demek istemiyorsanız… – Arslan BULUT

WEB SİTESİ TAVSİYESİ : SEÇİM ZAMANI İSTANBUL DIŞINDA OLANLAR İÇİN ULAŞIM DESTEĞİ – WWW (.) TAMAMHADI (.) COM


WEB SİTESİ LİNKİ : https://tamamhadi.com

ÖNEMLİ NOT : İstanbul’ da ikamet edip de seçimde Şehir dışında olan öğrencileri oy kullanmaya ücretsiz getirip- geri götürecek bir ağdır, duyurmak için destek verirseniz çok mutlu oluruz.

İRTİCA DOSYASI /// MUSTAFA SOLAK : Ehl-i İslam’dan Cinsel Fetvalar !!


MUSTAFA SOLAK : Ehl-i İslam’dan Cinsel Fetvalar

Ne yazık ki ülkemizde bulunan kasıtlı bilgi kirliliği ve sorgulamadan inanma arzusu insanımızı günden güne kasıp kavurmakla kalmıyor, ahlaki değerlerimizin din adı altında yozlaşmasına neden oluyor. Bu durum, eski siyasetçi ve mali müşavir olan Cazim Gürbüz’ün Berfin Yayınları’ndan çıkan “Ehl i İslam’dan Cinsel Fetvalar” adlı eserde başarılı bir şekilde eleştirilmektedir. Peki, nedir bu bahsedilen acınası durum?

“Ehl-i İslam” diye adlandırılan yobazlar gün geçmiyor ki “kadın onu yapamaz, böyle giyinemez, şurada gezemez” cümlelerini kurmasınlar. Hangi başlıklar altında kadının nasıl bir yaşam sürmesinden yana görüşlere sahipler? Kitapta ilgi çeken “İlişki Talebini Ret” isimli başlığa bir göz atalım. “Keyfi şekilde ilişki talebini reddeden eşin namazı olmaz mı?” sorusuna Ehl-i beyt haber ajansından gelen cevapta; “Kadının kocasına itaat etmesi gereken noktalar var.” ifadesinin ardından “Bunların başında da yatak ilişkisi gelmektedir” cümlesi bizi karşılıyor. Bu da yetmezmiş gibi erkeğin tıbbi bir rahatsızlığa ulaşmayacağı bir durumda, kadının erkeğin istediği herhangi saniyede onunla cinsel ilişkiye girmezse ardından kılacağı namazın erkeğin insafına bırakıldığı beyan ediliyor. Sadece bu başlık bile 21.yüzyıl Türkiye’sinde kadına verilen değeri gözler önüne sermekle kalmıyor, erkeğin inisiyatifine göre gelişen din sunuyor.

Kadınların cinsel obje olarak görüldüğü 21.yüzyıl Türkiye’sinden -güya- batının ahlaksızlığını eleştirenleri izleye durun, biz de bu sırada ahlak seviyemize yeni bir soluk katarak, kadın ile erkeği asansörde bile ayıralım! Evet ne yazık ki yanlış duymadınız… Bu rezilliği “Asansörde halvet fetvası” isimli başlık altında Cazim Gürbüz eleştirel bir yolla bizlere sunuyor: “Bir apartmanın giriş katından 8. katına kadar çıkacak olan asansör halvet ortamı oluşturur mu?” sorusuna dinin hassasiyetini öne sürerek, oldu da asansör bozulursa gibi basit bir yargıyla hem de… Fizyolojik ihtiyaçlarını dizginlemeyi ve insan olmayı başaramamış olan, Sosyal Doku Vakfı Başkanı ve fetvacı Nurettin yıldız’a göre asansör bir halvet ortamı oluşturabilmekte.

Kitaptaki baktığımızda“Ehl-i İslam” denilenlerin şu konurla yanıt “İşyerindeki erkeği emziren kadınlar tacizden kurtulur”, “Cinsel ilişki sırasında ezan okunmaya başlarsa”, “Deve sırtında cinsel ilişki”, “Ehlibeyt ve ehlisünnet ekolünde ters ilişki”, “aradığını görüyoruz:

“Tesettürlü olarak cinsel ilişki”, “Kocam porno izliyor, ne edeyim?”, “Pornaya karşı yusufaali virüsü”, “Sanal seks caiz midir?”, “Gerdek gecesi damat gelinin ayağını yıkayacak mı?”, “Besmelesiz ilişkiden doğan çocuk”, “Seks-shop’tan alınan ürünleri kullanmak”, “Banyoda cinsel ilişki mümkün, denizde ise olmaz”, “İşyerinde seviştik, günah mıdır?”, “Aşk oyununda kadına düşen görevler nelerdir?”, “Kadınların muza, kabağa, havuca dokunması yasak ve geline yasaklar”, “Kandil gecesi ilişki ve zina, damacana ile seks”, “Cübbeli’den penis duası”, “Babanın penisi oğluna takılırsa, ne olacak o zaman?”, “Vajina daraltma operasyonu caiz midir?”

İşte gün geçtikçe gelişen ve büyüyen (!) “Yeni Türkiye” adı altında aşılanmaya çalışılan “ahlak” diye sunulan böyle ne yazıktır ki…

Daha birçok konunun yer aldığı kitap cinsellik üzerinden yürüyen bu fetvalarla erkeğin kadına üstün olduğu, kadının sadece denilen yapan bir nesneye dönüştürüldüğü bir toplumsal düzeni arzuluyor. Bu durum sadece Ehl-i İslam” denilenlerle kalmıyor. Ders kitaplarında ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın fetvalarında Cazim Gürbüz’ün değindiği hususlar var. Çok eşlilik, boş ol sözüyle boşama, erkeğin cariye ve köleyle evlenmesi, üvey kızla üvey babanın evlenmesinin annesiyle zifaf yaşanmadıysa caiz olduğu, kadınların Hanefi değilse ayaklarını bile gösteremeyeceği, sms,-eposta ile boşama, kızların 15 yaşından önce de evlenebileceği, eşi kaybolan kişinin başkasıyla evlenebilmesi için gerekli sürenin mezhebe göre 120 yıla çıkması, cuma namazını mazeretsiz terk edenin nikahı düşmese de cezayı hak edeceği, 2 yaş içerisinde aynı kadından süt emen kız ve erkek birbirleriyle evlenemeyeceği kadını aşağılayan ifadeler var. *

Görünen o ki bulunduğumuz durum geçekten üzücü ve insanlık dışı, yalnızca aramızdan birkaçı bu konuları dile getirmekten çekinmese dahi umutsuzluğa kapılmak, susmak ve bu konuları konuşmaktan korkmak bize yakın zamanda zarar ve geride bırakabileceğimiz empoze edilmiş bir toplumdan başka bir şey kazandırmayacaktır. İnsan onuruna aykırı yargıları daha fazla görmemizi sağladığı için Cazim Gürbüz’e teşekkür ederim.

Not : Cazim Gürbüz’ün kitabını “Gayrimilli Eğitim” ve “Diyanet’in Fetvaları” kitabımla birlikte okumanızı öneririm.

Kitabı buradan satın alabilirsiniz.